KOMUNIZM.COMhttp://komunizm.comkomunizm.com - Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 komunizm.com 1KOMUNIZM.COMhttp://komunizm.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar'ın 20 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 20 Haziran 2017

 

(Van’daki KCK ana davasında aralarında Van eski Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın da bulunduğu on üç kişiye verilen ceza Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nce bozuldu. Yargıtay suç olarak gösterilen PKK’lı teröristlere taziye ziyaretlerinin terör örgütü propagandasına dönüştürülmeyen insani mülahazalarla gerçekleştirilen taziye ziyaretleri olarak değerlendirdi. Ayrıca Nevruz, Kürt dil bayramı, 8 Mart anayasa referandumunu boykot mitingleri gibi eylemlerde yapılan konuşmaların suç sayılmasının kanuna aykırı olduğu vurgulandı. Bunlar arasında “Sırtımızı YPG’ye dayıyoruz” gibi konuşmalar da var. Bunları siyasi parti faaliyeti kapsamına aldı.)

Hukuk konusunda bir şey diyemeyiz çünkü yargı kararı ama PKK’ya aman vermemek lazım, göz açtırmamak lazım. Hiçbir eylemine müsaade edilmemesi lazım. Çünkü Türk Milletini, Türk devletini yıkmaya yönelik bir hareket olduğuna göre hiçbir konuda en ufak bir sızıntıya müsaade edilmemesi temel yöntemlerden biri olması lazım.

 

(Asena Melis Sağlam Çarşamba günü bindiği Pendik-Aydos minibüsünde saldırıya uğradı. Sağlam’ın iddiasına göre saldırıyı gerçekleştiren kişi “Ramazanda böyle giyinmeye utanmıyor musun?” diyerek yüzüne yumruk attı.” dedi.)

O adamı mutlaka yakalasınlar. O minibüs şoförünün ifadesi alınsın. Eşkâli zaten adamın bellidir. Nerede binmiş nerde inmiş kameralardan tespit etsinler. O adamı da teşhir etsinler ayrıca görelim, bilelim. Böyle tipler hep meçhul kalıyor gizli kalıyorlar. 

 

(İfadesi alınıp serbest bırakılmış saldırgan.)

O da çok ilginç. O nasıl oldu? Onu da bir araştırmak lazım. Onun dosyasını avukatlar bir baksın incelesinler. O saldırganlığı daha da artıracak gibi görünüyor bu adamlar. Daha köklü tedbir alınması gerekiyor. Yani kanun hukukla yanına bırakılmaması lazım. Kardeşimize Allah sağlık sıhhat, uzun ömür versin. Daha neler yapılabilir hukuki ona bir bakalım. Bırakılması belki kanuna göre makuldür olabilir. Çünkü herhalde alınan rapor fazla bir yaralanmayı ifade etmediği için tutuksuz yargılanacak olabilir. Ama normal bir durum değil. Bu adamın tanıtılması da gerekiyor ayrıca. İsmi, cismi, görüntüsü. O yine yapabilir dışarıda başka insanlara da saldırabilir. Tanınmaması iyi bir şey değil. O hanım kızın da böyle adamlardan yılmaması lazım. Sonuna kadar yanındayız. Ama bunun hazmedilmesi diye bir konu olmaz bunu daha geniş çapta değerlendirmek lazım. Daha gündem yapmak lazım. Bu kişiyi de gündem yapmak gerekiyor. Bir de unutulmaması gerekiyor ehemmiyetle üzerinde durulması gerekiyor. Çok önemli olan şeylerden biri de bu tip kişilerin mutlaka basında, televizyonda halka tanıtılması.

 

(Ahmet Hakan geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin köprüyü homoseksüel renkleriyle renklendirmesinin Kadir Topbaş’ın damadının FETÖ’den tutuklanmasıyla bağdaştıran bir yazı yazdı. “Acaba LGBT’nin gökkuşağı sembolüne 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde yer vermek damat Ömer Faruk Kavurmacı’nın yeniden tutuklamasına mütevazi bir belediye tepkisi mi?” diye sordu.)

Belediye ben yapmadım karayolları yaptı diyor karayolları da kabul ediyor. O zaman belediyenin üstüne gitmenin alemi ne? Ne alakası var? Ayrıca tepki niye göstersin? Hukuk kanun ne gerekiyorsa onu yapar. Hukuk bir şeyi güzel vurguladıysa gerekli şekilde vurguladıysa onda bir hayır vardır. Kimsenin de ona bir sözü olmaz. Belediye Başkanı niye tutukladılar falan da demedi ayrıca. Bir camianın, bir topluluğun içinden FETÖ’cü çıkabilir adamlar gizlice her yere sızmışlar. Belediyenin içinde de FETÖ’cü olabilir. Birçok yerde olabilir. O diğer kişileri ilgilendirmez.

 

(Ahmet Hakan CHP’nin yürüyüşüne tepki göstererek “Enis Berberoğlu’nun tutuklanması gibi kararlar yargı kararıdır bu karara saygı duymak gerekir” diyenlere yönelik bir yazı yazdı. “Refah Partisi’nin kapatılma kararı bir mahkeme kararıydı ama zerre kadar saygı duymadılar haklı olarak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve mahkemelerin verdiği sayısız türban yasağı kararları mahkeme kararlarıydı. Ama hem saygı duymadılar hem de sokağa çıktılar haklı olarak. Şimdi bakıyorum da bütün bunları yapanlar mahkeme kararına saygı duymak zorundasınız falan diyebiliyorlar” diye yazmış.)

Kardeşim Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor şimdi bir partinin kapatılmasıyla bunun arasında çok büyük fark var. MİT tırları durdurulmuş, MİT mensupları “biz MİT mensubuyuz” diyor kimlik gösteriyor adamlar bas bas bağırıyorlar ve çok kaba bir üslupla “aşağı in” diyorlar. Bu çok ürkütücü. Ve arkasından bunun fotoğraflarını yayınlıyor adamlar. Kamyonun içinde ne var ne yok. Devlet sırrı diye bir şey kalmıyor. Sen ne biliyorsun devletin nereye ne götürdüğünü? Sen ne karışıyorsun, sen MİT’e güvenmiyor musun? O zaman MİT’i kapatsın devlet senin kafana göre. Senin istediğin bu. O zaman bütün devlet kurumları kapanması gerekiyor. Devletin kalkması gerekiyor senin kafana göre. Olur mu öyle şey? Bu münasebetsizlik. Devlet bir şey yapıyorsa devlete güveniyorsan bunu gizli tutmak durumundasın. Bütün cümle aleme bütün dünyaya faş etmenin bir alemi yok. CIA her türlü faaliyeti yapıyor kimsenin haberi oluyor mu? Olmuyor. MOSSAD yahut Rus gizli servisi, Çin gizli servisi birçok şey yapıyor kimsenin aklının ucundan dahi geçmez devlet sırrını ifşa etmek. Akıl almaz bir ferahlık. Devlet tabii ki kendini savunacak. Hukuka ve kanuna da güvenmeleri lazım.

 

(Sizi temsilen Şeyh Mehmet Efendi’yi Kıbrıs’taki dergahında ziyaret etti İbrahim ve Altuğ. Sizin hediyenizi taktim ettiler kendisine.  Şeyh Mehmet Efendi de şunları söyledi Adnan Bey, “Allah’a, Peygamber (sav)’e inanmayan çok insan var. Biz onlara yetişemiyoruz Adnan Efendi yetişiyor onlara. Ayrıca dünyanın dayanacak hali kalmadı her şey bitti artık Mehdi bekleniyor” dedi.)

MaşaAllah elhamdülillah. Bu aile mübarek bir aile. Tertemiz çok efendi asildirler. Hiç dünya malına dünyaya asla tenezzül etmeyen insanlar. Bazı anlayışsız insanlar paldır küldür dergaha gidiyor yan gelip yatıyor falan. Ben bir daha söyleyeyim, dergah ziyareti böyle olmaz. Dergaha giderken orada insanlar var, orada fukara insanlar var, ihtiyaç içinde insanlar var, halktan oraya gelen, ziyarete gelen insanlar var. Dergahtaki bu nezih insanlar bütün güçleriyle, bütün candanlıklarıyla onlara iyilik yapmak, güzellik yapmak, yiyecek sunmak, düzgün bir ortam sağlamak için gayret ediyorlar. Ama gidenlerin anlayışsızlık yapması hiç yakışık almaz. Gidenin eli boş gitmesi bir kere çok çirkin. Orada dergahta olan insanlara ihtiyacı olan şeyleri götürmeleri gerekir. Ne bileyim orada havluya ihtiyaç olabilir, çoraba ihtiyaç olabilir, yiyeceğe ihtiyaç olabilir. Isınma için, aydınlanma için birçok konuda ihtiyaç olabilir. Bu konularda anlayışlı ve akıllı davranmaları lazım. “Selamun aleyküm ben geldim” olmaz. Ve oraları düzenlemek, temizlemek ve bakımını yapmak değil mi? Bu mübarek aile hangi birinize yetsin ne yapsınlar yani? Çok kibar insanlar tabii hiç şikayetçi değiller hiçbir şey demiyorlar ama ben diyorum.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan CHP yürüyüşüyle ilgili, “Ülkemizin tarihinden, geleneğinden bihaber birileri milletimizi utanmadan 'Bu millet adam olmaz' diye aşağılıyordu. Milletimiz 15 Temmuz'da cevabını verdi. Birilerinin elinde kartonla aradığı gibi bir adalet değil bizim aradığımız. Bizim aradığımız adalet 250 şehidimizin kanıdır. Şimdi İstanbul’a yürüyorlar yolları açık olsun. Hükümetimiz anlayış gösterdiği için bu yürüyüşe devam ediyorlar” dedi.)

Güzel yani akılcı ve doğru. Hakikaten 250 şehidin adaletini arıyoruz ve yaptıkları zulmün, acımasızlığın adaletini arıyoruz doğru. Hakikaten halktan insanlar aşağılanıyordu dindarların epey bir bölümü aşağılanıyordu. Şimdi gururla göğüslerini gere gere geziyorlar. Bu da hakikaten hükümetin çok büyük icraatlarından, faydalı güzel faaliyetlerinden birisi. Bunlar doğru.

 

(Emekli MI5 ajanı John Hopkins hastane yatağında ölmek üzereyken Prenses Diana’yı öldürdüğünü itiraf etti. 1973 ve 1999 yılları arasında İngiliz istihbaratı adına gerçekleştirilen 23 suikastın içinde Diana suikastının de yer aldığını söyledi. Öldürdükleri insanlar içinde Prenses Diana’nın ilk kadın olmasının dışında kraliyet ailesi tarafından öldürülmesi için emir verilmesi bakımından da özel bir durum olduğunu belirtti. Ölüm döşeğindeki eski ajan, Prens Philip için ise “Eğer psikiyatristler kendisini incelerlerse kesinlikle psikopat olduğuna dair teşhis koyarlar” dedi.)

Bak İngiliz derin devleti çözülüyor görüyorsunuz. Dediklerimizin doğru olduğunu görüyorsunuz. Bu çok küçük bir bölümü, çok çok küçük bir bölümü. Cinayet olduğunu da zaten söylemiştik Prenses Diana'nın. Şehit edildiğini söyledim çünkü Müslüman bir kadındı, dindardı. Müslüman olduğu için şehit edildi. İslam dinini kabul etmişti gizlice. Eşi de Müslümandı. Bu İngiliz derin devletini çok kızdırdı. Ve cinayet. İngiliz derin devletinin acımasız, vahşi ve gaddar olduğunu biliyoruz.

 

(Doğu Perinçek CHP’nin adalet yürüyüşüne karşı tepki gösterdi. Şunları söyledi; “Savaştayız, on kişinin haksızlığa uğraması bir şey ifade etmez. Haksızlık yok mu? Elbette var. Onları gidermek için biz de çaba sarf ediyoruz ancak Türkiye çok kritik bir mücadele veriyor. Bu süreçte yapılan haksızlıklar görmezden gelinebilir. Zaten cezaevindekilerin tamamı PKK'lı ya da FETÖ'cü. Yetmiş bin kişi içerideyse haksızlığa uğrayan yedi yüz kişi yoktur. Şu an yargı tarafsız ve 'AK Parti'nin yargısı' tartışmaları yersiz” dedi.)

Ben hayret ediyorum. Bütün konuşmaları bir Marksist’in konuşması gibi değil. Böyle tam vatanını milletini seven makul bir Müslümanın konuşması gibi. Hayır bir de cenaze namazını da kılıyor Doğu Perinçek. Abdest alıyor ama aynı zamanda İslam’ı eleştiriyor, dine karşıyım diyor. Ben hayret ediyorum ona. Koyu milliyetçi mesela bayağı güzel şu fitneyi yatıştıran tavrı. Özetle faydalı bir insan. Ama inşaAllah dindar yönü ağır basar. İslam'ı, Kuran’ı savunur.

 

(FETÖ’cü polislerin ağabeyi konumundaki bir kişi itirafçı oldu. Açıklamasında Gülen’in “Allah evlerine ateşler salsın” bedduasının kendilerine döndüğünü, darbe kalkışması sonrası bütün dengelerinin bozulduğunu, işinden olduğunu ve itibarını kaybettiğini belirterek, devlete sığınmak istediğini söyledi.)

Kardeşim bize Fethullah Gülen deyince işte kelebeklerden, kuşlardan bahseden, karıncayı dahi ezmeyen, merhametli, şefkatli bir adam olarak gösteriyorlardı. Sonra karşımıza gözü dönmüş, azgın bir katil ordusu çıktı ama görülmemiş bir şey. Tanklarla vatandaşları ezen, havadan otomatik silahla halkı tarayan, her türlü acımasızlığı, zulmü yapan mahlûkat. Hayret ediyorum bu insanları İngiliz derin devleti ne hale getirdi böyle ve ne kadar kısa sürede bu hale getirdi.

 

Kader Bir Dinsizin de Kabul Edeceği Açık Bir Bilimsel Gerçektir

Kader bilimsel bir gerçektir zaten. Gerçi tabii dinlerin anlattığı bir gerçektir ama bir dinsizin de kabul etmeye mecbur olduğu açık, bilimsel bir neticedir.  Çünkü zaman bir algı biçimi, beynin bir şeyi, bir şeye göre kıyaslamasından kaynaklanıyor, geçenlerde de anlatmıştım. Mesela bakın şimdi, bir ses duyduk. Bir daha ses duyduk, iki. Bu iki sesi kıyasladığımızda beynimizde, kafamızda, aklımızda inanç olarak zaman meydana geliyor. Zaman bir inançtır. Kafada oluşan bir imaj ve inançtır. Boş uzayda zaman ve mekan yok. Algı biçimidir. Mesela biz diyoruz ki; uzay sonsuz büyük, bulunduğumuz evren çok büyük diyoruz yahut sonsuz olmasa da çok büyük diyoruz.  Bir başka varlık bütün bu evreni avucunun içinde misket gibi görebilir, misket küçüklüğünde görebilir. Ama bize göre çok büyüktür yani izafi oluyor. Zaman da izafidir, sonsuz uzun zaman, sonsuz kısa zaman içerisinde bitmiştir. Buna kader deniyor. Yani bunun inançla bağlantısı var fakat aynı zamanda da bilimseldir. Bilim adamı da bunu inkar edemez. Mesela Einstein’a da sorulduğunda aynı cevabı alırsınız. Frank’a sorulduğunda da aynı cevabı alırsınız, kime sorsanız aynı cevabı alırsınız.

 

(“Amerika biliyorsunuz Erdoğan’ın korumalarına dava açtı. Niye böyle bir şey yapıyor?” sorusuna cevap)

Bu tabii inançtan kaynaklanan bir şey. Çünkü Trump biliyorsunuz damadı Musevi, kendisi de Musevi inancına karşı saygılı ve İsrail’e karşı sevgi dolu ve İsrail lobisi tarafından desteklenen birisi. Muhtemel bir ihtimal bir soruşturma olmazdı ama olabilirdi de çünkü Amerika’da kurumlar özgür. Mesela FBI şikayetçi olur, mahkemede dava açabilir, Trump da bunu durduramaz. İsrail de olsa durduramaz. Bu gözle bakmak lazım. Bence olay Trump’ın kontrolünde değil. Yani Trump’ın kasten yaptığı bir şey yok. Amerika’daki sistem böyle, bu şekilde işliyor. Daha Türkçesi yani bu bağımsız yargı ve polisin bir nevi bağımsız olması diyelim her ülke için aynı neticeyi verebilir yani özetle. Olabilir yani. Orada olağanüstü bir durum oldu. Hakikaten bir suikast hazırlamışlar benim gördüğüm. Polis de tabii can havliyle ve coşkuyla Cumhurbaşkanı’nı korumak istedi ama onu korurken Amerikan yasalarına göre de bir ihtimal suç oluşmuş olabilir.

 

Madde, Esirin Şekil Almasından Oluşan Gölge Bir Varlıktır

Aslında işin doğrusu bizim anladığımız anlamda madde yok. Bu açık görülüyor. Kendimiz de görüyoruz. Esirin şekil almasından oluşan görüntü bir madde var öyle söyleyelim. Görüntü gibi, hayal gibi. Biz görüntü gibi diyelim. Yani gölge varlık olarak bir madde var. İlk insanın yaratılışı tek seferde tamamının yaratılması şeklinde oldu zer aleminde. Yani bütün kainattaki insanlar gelmiş geçmiş en sona kadar insanlar bir seferde ani yaratıldılar. Sonra dünyaya anneden oluyor gibi, babadan oluyor gibi sunulmaya başladı ve devam ediyor şu an. İlk başlangıçta hiçbir şey yoktu, boşluk vardı. Sadece esir vardı. Esir, boşluk. Sıfır hacim, sonsuz yoğunlukta bir şeyden bütün kainat bir anda oluştu. Ona big bang deniyor biliyorsunuz. Ama ben açıkça söyleyeyim hiçlikten, boşluktan oluşur bütün varlık, evren. Yoktan var etti Allah yani. Şu anda da madde denilen şey görüntü gibi gölge bir varlıktır. Ama ben insanları da tabii ürkütecek şekilde de anlatmak istemiyorum. Fakat bütün bu sistem, esir aynı zamanda Allah’ın aklını da içinde içeriyor. Allah’ın aklı her yerindedir, esirin içindedir. Yani Allah’ın aklı esire hakimdir. Her şey şekilleniyor Allah’ın dilemesiyle. Şimdilik bu kadar diyeyim.

 

Tekfir Müslümanları Ezmek İçin Şeytanın Ortaya Attığı Bir Tuzaktır

Tekfirden şiddetle kaçınmak lazım. Yanlış bilgilendirilmiş olabilir, yanlış eğitilmiş olabilir. “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyorsa Müslümandır o. Bu yeterlidir. Yani onun üstünde bir delil aranmaz. Bak, “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah.” “Allah’tan başka ilah yoktur, Allah tektir. Muhammed de onun Resulüdür” diyorsa o insan Müslüman’dır. Tekfir şeytanın oyun oynaması için ortaya attığı bir tuzak. Şeytanın tuzağına kimse gelmesin. Yani şirk içinde olabilir ama bilgisizlikten kaynaklanıyor. Kasten yapmıyor. Yanlışlık yapıyor ama bilgisizlikten kaynaklanıyor. Onun için tekfir kafasıyla değil, sadece bilgisiz Müslüman, eksik eğitilmiş Müslüman olarak görmek lazım.  

 

(Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Geleceğimiz adına atılacak en önemli adım eğitim sistemimizi, din eğitimini üstlenen mekanizmaları ve dini müesseseleri yeniden gözden geçirmek olmalıdır. Bugün bizler İslam coğrafyasını yeniden barış ve kardeşlik yurdu haline getirmek için çalışmalıyız” dedi.)

Türkiye’de cemaatleri, tarikatları şeffaflaştırarak mı başlayacak? Onu yapacağına iman hakikatleri yayınlasın. Diyanet’in uçsuz bucaksız imkanları var. Kuran mucizelerini yayınlasın, Darwinizm’in geçersizliğini anlatsın, komünizmin çirkinliğini anlatsın kitaplarla. PKK’nın ahlaksız, alçak bir yapı olduğunu kitaplarla anlatsın, halka dağıtsın ve sık sık hutbeler verilsin. Darwinizm’in geçersizliği ile ilgili hutbe, PKK’nın ahlaksızlığı ile ilgili hutbe, materyalizmin yanlışlığı ile ilgili hutbeler. Kuran mucizeleri ile ilgili, iman hakikatleri ile ilgili hutbeler, böylece çok büyük netice alırız. Yüz binin üzerinde cami var, yüz binin üstünde de Diyanet İşleri görevlisi var. Bu muazzam kadroyu çok şahane değerlendirebilir. Benim öyle bir yetkin olsa yani herkes tahmin eder öyle bir imkanı nasıl kullanacağımı ve muazzam bir tebliğ yapılır, yer gök oynar. Çok güçlü imana sahip muazzam bir nesil yetiştirilir.

 

Türkiye Türkmenleri Hiçbir Zaman Yalnız Bırakmaz

Türkiye Türkmenlere yardım etti fakat bu gizli bir faaliyettir. Milli İstihbarat Teşkilatı olsun, Özel Harekatçılar olsun, başka birimler diyelim yani illaki hep isim isim saymayayım da Türkmen kardeşlerimize çok yoğun destek sağladılar. Türkmenler Türk hastanelerinde tedavi gördüler. Hepsi Türkiye’ye getirildi. Ayrıca askeri destek de verildi. Tabii devletin kendine has yöntemleri vardır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Genelkurmay’ın kendine has, özel, hukuka uygun yöntemleri vardır bu yöntemlerle gerekli destek verildi. Kardeşimizin gönlü rahat olsun. Araplar, Türkmenler bizim için hepsi bir, hepsi bizim kardeşimiz, hepsi bizim canımız.

Mesela MİT tırları olayının nedeni Türkmenlere destekle ilgilidir. Ama devleti rahat bırakmıyorlar, hükümeti rahat bırakmıyorlar. Yoksa MİT tırları oluk oluk yardım malzemesi götürüyordu Türkmenlere. Müsaade etmediler ve çok çirkin, münasebetsiz bir eylem içine girdiler. Bilmiyorum siz o filmi seyrettiniz mi internette, insan çok öfkeleniyor. MİT mensuplarına yapılan o münasebetsiz tavır inanılır gibi değil.

 

(“Türkçe ibadet yapılabilir mi?” sorusuna cevap)

Tabii. Neden olmasın? Ama tabii Allah’ı Arapça Kuran’daki gibi ismiyle anmak çok güzel olur. Ama yapamıyorsa, yani bilmiyorsa tabii ki Türkçe olur. Mesela “Ya Rabbi çok büyüksün, Allah’ım çok büyüksün, Allah’ım çok yücesin” dersin ama “Allahu Ekber” dersen o Arapça olur. O da güzel. Ama Allah isminin geçmesi çok önemli. Çünkü “Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).” (Rum Suresi, 17) diyor Allah ayette. Dolayısıyla Türkçe de olur tabii. Çünkü anlaması çok önemlidir. İbadetin lezzeti derinliği, anlamasındadır ve en önemli yön onun şuurunda olmaktır.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251716/sayin-adnan-oktarin-20-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251716/sayin-adnan-oktarin-20-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170620t_08.jpgMon, 03 Jul 2017 20:29:25 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 18 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 18 Haziran 2017

 

(Siz dün Şehitler Köprüsü’nün homoseksüel renkleriyle renklendirilmesi konusunda bir eleştiri getirmiş ve bunu kimin yaptığının açıklanması gerektiğini belirtmiştiniz. Bu talebinizin ardından köprünün ışıklandırılması değiştirildi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmi Twitter hesabında bir açıklama yapıldı. “15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün aydınlatması Kara Yolları Genel Müdürlüğü yetkisindedir. Konu Kara Yolları Genel Müdürlüğü’yle görüşülmüş ve aydınlatmaların rengi görseldeki gibi değiştirilmiştir” denildi. Belediyenin yaptığı paylaşımları şu anda görüyoruz.)

Yalnız bunun tabii bu kadarla bırakılmaması lazım. Bunun böyle rastlantı olması mümkün değil. Pardonla bitmez. Ve tam Tayyip Hoca’nın ziyaret edeceği vakitte. Bir de 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne homoseksüel renkleri konuyor. İnanılır gibi değil. Sonra da pardon diyorlar. Belediyenin açıklaması için teşekkür ediyoruz. Sayın Belediye Başkanı’na da teşekkür ediyorum. Fakat bu çok rahatsız edici, çok çok rahatsız edici. Çünkü bu adamların sürekli atak yaptığını biliyoruz. İngiltere Büyükelçiliği’ne de homoseksüel renklerini astılar. Amerika’da parlamento binasına, başkanlık sarayına homoseksüel renkleri verdiler. Bir de bu çıktı. Cumhurbaşkanı’nın hanımının yanına homoseksüel adamı götürüp, ayakta diktiler adamı. Bu çok büyük bir saygısızlık ve münasebetsizlik. Tertemiz, mümine bir kadının arkasında bir homoseksüel dikiliyor. O da kadınmış çünkü. Yani sakallı, bıyıklı adamı oraya getirip, dikiyorlar adamı. Bunlar yakışık almayan, çirkin hareketler ve dayatmacı bir kafa. Müslümanları rencide ediyorlar bu şekilde. İstanbul Belediyesi’ne tekrar teşekkür ediyorum, açıklama yaptığı için. Yani o klasik homoseksüel renkleri. Mavi koy, yeşil koy, bir şey dediğimiz yok. Ama o özel bir dizilim o. Bilmeden yaptık diyorlar özetle. Bilmeden yaptıysan işte biz de uyarıyoruz. Bir daha sakın olmasın.

 

(İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Matthew Kidd ve İngiliz Büyükelçi Richard Moore, Hürriyet Gazetesi’yle Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili bir röportaj yaptılar. İkili; “Kıbrıs konusunda şu anda çözüme her zamankinden daha yakın olunduğunu, Mustafa Akıncı ve Anastasiadis’in önceki liderlerden farklı olarak toprak konusunda bile müzakere edebilmeyi başardıklarını, birbirlerine eski liderlerden daha çok güvendiklerini söylediler.)

Kardeşim toprak konusu falan yok. Konu bitmiş. Türk ordusu o dönemde sınırı çizdi, konu kapandı. Kimse kimseden ne toprak alacak ne toprak verecek. Zaten bizim kendi topraklarımızdı, biz verdik. Yani Rumlara kendi topraklarımızı vermiş olduk. Bunun üstüne artık daha bir şey olmaz yani. Bütün Kıbrıs’ın tapusu üstümüzde. Resmi topu bizim üstümüze. Abdülhamit döneminde Abdülhamit İngilizlere verdi. Adamlar da götürdü, onlara verdi. Olay bu. Şimdi bu yanlış hesap düzeltiliyor. Konuyu uzatmaya gerek yok. Zaten çok az bir toprak parçası aldık, çok az. Yani sembolik denir artık, bir avuç toprak parçası aldık. Büyük bölümünü onlara verdik zaten. Daha hala toprak, bilmem ne, artık bu saygıya uygun hareketler değil bunlar. Çirkin hareketler. Konu bitmiştir. Türkiye bölgesi ayrıdır, Rum bölgesi ayrıdır. Ama ne yapalım? Kardeşlik bağlarını güçlendirelim. Ne yapalım? Vizeyi, pasaportu kaldıralım. İki tarafa da geçişler çok kolay olsun. Bunun dışında bir şey yok. Konu bitti. Güney Kıbrıs, Güney Kıbrıs olarak kalacak, Kuzey Kıbrıs da Kuzey Kıbrıs olarak kalacak.

 

(İngiltere’nin şöyle bir teklifi oldu görüşmede; eğer anlaşmaya katkı sağlayacaksa İngiltere’nin üslerinin topraklarından bir kısmını ada halkına verebileceğini.)

Zaten gittin Osmanlı topraklarına oturdun kimseye sormadan. Bir de cömertlik yapıyor. “İstiyorsanız toprak verelim” diyor. Kimin toprağını kime veriyorsun? Ne zaman aldın da ne zaman toprağı geri veriyorsun? Abdülhamit devrinde onları çağırdılar, geldiler. Adam oraya kondu. Şimdi de; “Toprağımızdan verelim” diyor. Ayrıca hadi bütün üs topraklarını versen bile zaten o üste kalacaksın. Ne fark eder yani? Kağıt üstünde olan bir şey. Zaten tamamen senin kontrolünde yani İngilizlerin kontrolünde orası. Kuzey Kıbrıs, tamam. Güney Kıbrıs, malum.

 

(MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Sayın Devlet Bahçeli’nin CHP’nin yürüyüşünü eleştirmesiyle ilgili şunları söyledi; “Sokakları yangın yerine çevirmek, halkı tahrik ederek devleti zor durumda bırakmak, Türk solunun kanlı tarihinin bir parçası, ürkütücü bir geleneğidir. FETÖ bu gerçeği iyi bilmekte ve bundan yararlanmaya çalışmaktadır. Bu yüzden demokrasi ve insan hakları gibi kavramların şemsiyesi altında yapılan sokak eylemlerinde yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği, çok sayıda güvenlik görevlisinin şehit olduğu akılda tutulmalıdır. Bunun içindir ki MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli kendisine çekidüzen verip, aklıselim içinde hareket etmesi için CHP’ye ikazda bulunmuştur. Sayın Devlet Bahçeli, testi kırılmadan ana muhalefete şefkat tokadı atmıştır” dedi.)

Semih Hoca çok yaman, aklı başında, nezih bir insandır. Haklı olarak tabii tedirginliklerini ifade ediyor. Ama Sayın Kılıçdaroğlu çok tecrübeli, aklı başında, fitneyi yatıştıran kişiliğiyle dikkat çeken insandır. Dolayısıyla öyle bir şeye hiç izin vermeyeceği açık. Ve izin vermiyor, şu anda görülüyor. Yani gayet sakin, efendice bir yürüyüş. Kanuna uygun mu değil mi onu bilmiyorum. Yani değilse zaten hiç olmaması lazım. Ama ben tavrında bir taşkınlık görmedim. Çok nezaketli bir görüntü var. Eğer kanuna uygunsa, Türkiye’deki demokrasi açısından da çok olumlu etki yapar bu. Yani hürriyeti gösterir, özgürlüğü gösterir. O yönden de iyi. Eleştiri yapılmayacak mı? Tabii yapılması lazım. MHP’nin de, AK Parti’nin de eleştirileri çok makul. Ama kanuna da uygunsa o da demokrasi görüntüsü açısından iyi olur, Türkiye açısından.

 

(Trump ve eşi Beyaz Saray’da yanlarında bir homoseksüelle birlikte gazetecilere poz verdi. Görebiliriz. New York Times’a bağlı The Boston Globe Gazetesi Twitter sayfasında fotoğrafı paylaşarak; üzerinde “Rhode Island’lı öğretmenin Trump’ın yanında eşcinselliğinden gurur duyar şekilde poz verdiği fotoğraf olay oldu” yorumunda bulundu.)

Ben dedim, İngiliz derin devletine dayanamaz dedim. Dayanamadı. Önce gitti kızı homoseksüellerle resim çektirdi. Şiddetle karşıydı homoseksüelliğe. “Dindarım ben, bizim dinimizde böyle bir şey yok. Allah’ın haram kıldığı bir fiil. Çok yanlış bir şey” diyordu. “Çok çirkin bir şey dine göre” diyordu. Ama şu an teslim oldu. Ben tahmin ettim. Dayanamaz dedim. Çünkü ticaretten anlıyor o. Yani ticaret ehli olan bir insan. Siyaseti bilen bir insan değil. Siyasetle yeni tanıştı. Derin devleti de tanımıyordu. Derin devletle tanıştı ve hemen boyun eğdirdiler. Bak ne diyorlarsa yapıyor. Heykeli getirip koydular, tamam dedi. Homoseksüelleri getiriyorlar, tamam. Bir şey diyorlar, tamam. Şimdi ellerinde de bir demokrasinin kılıcı gibi yeni bir durum var. Diyorlar; “Sen hukuka, kanuna aykırı iş yaptın. Rusya’yla işbirliği yaptın. Seni mahkemeye verip, görevinden alacağız” diyorlar. Şimdi de o korkuyla o, adamlar ne derse yapıyor. Mesela asla yapmayacağı bir şey yaptı. Yani onun inancıyla tamamen zıt. Bu çok ürkütücü bir durum bu. Mesela bak köprüyü de oldu-bittiye getirdiler, homoseksüel renkleri kondu. Biz söylemesek haftalarca duracaktı o. Bir ay falan müddetince duracaktı. Bak, söyleyince apar topar kaldırdılar. Çünkü bu ay homoseksüellerin ayı olarak ilan etmiş kendi aralarında homoseksüeller. Bir ay boyunca duracaktı o renk. Belki daha da fazla. Ama bak apar topar uyarınca çıkarttılar. Yine Allah razı olsun duyarlılar, laf söz dinliyorlar. Ama bak adam orada teslim olmuş, itiraz edemiyor. Ne kadar şımarık bir görüntü görüyor musun, resmi ne kadar ürkütücü bir şey? Görülmemiş bir şey bu. Yani alaycılığına dikkat et. Aslında Trump’la alay ediyor, kendince. Biz adamı bu hale getiririze getirmiş. Yani biz adamı böyle hizaya getiririz demek istiyor. Bir daha göster. Abdülaziz’i de esir aldıklarında homoseksüeller başında resim çektirmişlerdi arsız bir ifadeyle, arsız bir görüntüyle. Şimdi bu da buna benziyor. Yani bunlarda da bir pervasızlık, bir münasebetsizlik, alaycılık açık açık görülüyor. 

 

(“Ülkede niye hastaneden çok cami var?” sorusuna cevap)

Halk belki hastane yapmanın yöntemini bilmiyor olabilir. Akıllarına gelmiyor olabilir hayırseverlerin. Halbuki hakikaten hastane daha çok ihtiyaç gibi görünüyor. Mesela hacı falanca adına bir cami, koskoca bir cami. Hakikaten de güzel. Mahallenin ortasında ihtiyaç da oluyor ama camiyi yaptıran keşke caminin yanına bir hastane de yaptırsa, meşruta da yaptırsa. Hamam yaptırsın. Osmanlı’da olduğu gibi külliyeler yaptırsın. Sırf camiyle bitirmesinler. Mesela bir klinik falan bile olabilir. Ama onu teşvik etmek lazım. Söylemek lazım. Akıllarına gelmiyor olabilir.

 

Sağlık Çalışanlarına Saldırılara Karşı Sığınabilecekleri Güvenlik Odaları ve Olay Anında Harekete Geçecek Bir Alarm Sistemi Bulunmalı

Acilde adamlar, insanlar stresli oluyorlar bazen. Doktorların da tabii bu konuda tecrübesi olmuyor. Hemşirelerin de eğitilmesi lazım. Müstahdemlerin de eğitilmesi lazım. Adamlar sinirlendiğinde nasıl davranmak lazım? Nasıl yatıştırılabilir? Ve onlara güvenlik odaları tahsisi çok önemli. Çelik kapılı. Adamların hiçbir şekilde giremeyecekleri gibi güvenlik odaları ve alarm sistemi. Mesela öyle bir saldırı olduğunda bütün hastaneyi ayağa kaldıran bir alarm sistemi olması lazım. Oradaki birimleri, ilgilileri, herkesi harekete geçirecek bir alarm sistemi. O saldırganları da biraz caydırabilir bu. Aynı şekilde alarm sistemi karakola da bağlı olması lazım. Yani hastanede olay çıktığı karakola aynı anda bildirilmiş olması lazım. Ayrıca hastanede deneyimli polis olması lazım. Özel harekatçı olabilir. Deneyimli polis. İki polis bile olsa yeter. Çok yerinde olur. Ama güvenlik odaları daha da sağlam bir savunma tedbiri olarak iyi olur. Ama işte nasıl vuracaksın? Adamın elinde sopa varsa karate yahut tekvando yöntemleri bu akıllı bir hareket olmaz. Bu silahlı müdahaleye de sebep olabilir. Çok büyük olay çıkabilir. En iyisi öyle bir şeyde ilgililerin o odaya çekilmeleri olur. Kapıyı kapatıp polisi beklemeleri olabilir.

 

Bir Hadisin Doğru Olması İçin Kuran'a Mutabık Olması veya Hadiste Bildirilen Olayın Gerçekleşmesi Gerekir

Bütün hadislere nasıl güvenelim? Güvenemeyiz tabii. Kuran’a uyması lazım. Kuran’la mutabıksa olur. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah “Güzel ahlaklı olun.” Veyahut “Yalan söylemeyin. Doğru söyleyin.” Diyor. Kuran’a baktığımızda yalanın haram olduğunu görüyoruz. O hadis doğru. O zaman doğru olduğunu anlarız. İkincisi nasıl olur? Peygamberimiz (sav) diyor ki “Ahir zamanda, Mehdi devrinde iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak. İki uçlu kuyruklu yıldızın bir özelliği de çok parlak olacak. Diğer kuyruklu yıldızlara göre.” Ve yine bir özelliği de “Diğer kuyruklu yıldızların ters istikametine gidecek.” Şimdi üç özellik. Baktık, ahir zamanda on binlerce seneden beri görülmeyen iki uçlu kuyruklu yıldız çıktı. Lulin Kuyruklu Yıldızı. Baktık iki ucu var. Doğru. Baktık, diğer bütün kuyruklu yıldızlardan daha parlak. Bu da doğru. Diğer kuyruklu yıldızların tam aksi istikamete gidiyor. Bu da doğru. Hadis doğru muymuş? Doğru. Ne diyor ayrıca Peygamberimiz (sav)? Diyor ki; “Bu kuyruklu yıldız çıkmadan önce kıtlık olacak. Yağmurlar yağmayacak.” Diyor. Doğru mu? Doğru. Yağmurlar yağmadı. “Küresel ısınma” falan dediler. Sonra da, hadiste diyor ki; “Yağmurlar sonra çok fazlalaşacak. İnsanlar yağmurdan şikayet edecekler” diyor. Bu da oldu mu? Bu da oldu. Her yeri sel bastı sonra. Hadis doğru muymuş? Tam anlamıyla doğruymuş. Mehdi (as) devrinin alameti olarak diyor. Çünkü bunu bilim tespit etmemiş. Bir tek Peygamber (sav) hadiste söylüyor. Hiçbir tarihi kaynakta böyle bir kuyruklu yıldızdan bahsedilmiyor. Binlerce yıllık geçmişi var dünyanın. On binlerce yıllık geçmişi var. Hiçbir tarihi kaynakta iki uçlu kuyruklu yıldızdan bahsedilmiyor. Ve ters istikamete gittiği, çok parlak olduğu hiçbir şekilde geçmiyor. Peygamber (sav) bunu 1400 yıl önce söylemiş. Aynısıyla doğru çıkmış. Hadis sahih miymiş? Sahihin üstünde ne? Doğrudan doğru.

 

Mahalle, Sokak, Toplum Baskısı Denilen Olayın Gençlerin Üzerinden Tamamen Kaldırılması Şart

Benim gördüğüm hiçbir yerde gençler özgür olamıyorlar gerçek anlamda. “Şurada özgür oluyorlar” desinler, ben söyleyeyim. Yani şöyle geniş çapta anlamında. Tabii ki var özgür oldukları yerler var ama çok dar alanlar bunlar. Bir kere toplumun kurallarının içerisinde cendereye alınmış vaziyette gençler. O kadar çok kural var ki, toplumun kuralı var ki. Ve her yerin de ayrı kuralları var. İlave kurallar var. Sokak mahalle kuralları bile değişiyor. Aile kuralları var. Aşiret kuralları var. Bölgenin yapısına göre sürekli değişiyor. Ve bunun en büyük mağduru da genç kızlar oluyor. Ben dışarı çıktığımda -her gün anlatıyorum- bütün genç kızların gözleri yerde. Hepsi. Yani yüzde doksan. Göğsünü gererek gezen ben genç kıza rastlamadım. Bakımlı olmak, genç kız için suç oluyor. Güzel olmak suç oluyor. Dekolte giymek suç oluyor. Makyaj yapmak suç oluyor. Saçını boyamak suç oluyor. Fiziğinin düzgün olması suç oluyor. Çocuklar da bu sıkıntıdan artık bizar oldukları için her şeyden vazgeçmiş durumdalar hemen hemen. Ne spor yapıyorlar ne kendine bakıyorlar. Sadece işlevsel yaşıyorlar birçoğu. Yazık günah. Bu mahalle baskısı, sokak baskısı denen olayın gençlerin üzerinden tamamen kaldırılması lazım. Yoksa genç kızlar çiçek gibi olur. Akıl almaz güzel olurlar ve neşe içinde yaşarlar. Bir genç kız için tutku çok güzeldir. Sevmek çok güzeldir. Sevilmek çok güzeldir. Ne sevmeyi yaşayabiliyorlar ne sevilmeyi yaşayabiliyorlar. Ne tutkuyu yaşayabiliyorlar ne aşkı yaşayabiliyorlar. Hepsinin hemen hemen kötü bir hatırası, canının yanmışlığı oluyor. Kimseye de güvenmiyorlar. Birkaç arkadaşları oluyor, sırdaş. Onlara da yarım güveniyorlar. Yani ölü gibi hayat. Dünyanın hemen hemen her yeri böyle. Bir tek Türkiye değil. Hemen hemen her yeri. Çok yaygın bir bela var. Bu işte deccaliyetin gençliğe, insanlığa bir oyunu. Bu oyunu kaldıracağız. Mehdiyet ve İsa Mesih’in güzel faaliyetleriyle bu son bulacak Allah’ın izniyle.

 

(“Sosyal medyada çok fazla zaman geçirmek doğru mu?” sorusuna cevap)

Benim gördüğüm, gençleri çok ciddi esir alıyor bilgisayar. Mesela oturuyor bilgisayarın karşısına. O, adeta onu nehirde sürükler gibi sürüklüyor. Mesela bir konuyu merak ediyor, ondan başka yere geçiyor. Oradan başka yere geçiyor. Oradan başka yere geçiyor. Kurtulamıyor. Adeta bilgisayar ekranı onu hipnoza sokuyor. Hipnoz etkisi yapıyor. En az üç-beş saatini alıyor. Bel iki büklüm. Vücut hareketsiz. Vücut hareket etmezse kemikler, kaslar erir ve birçok rahatsızlık meydana gelir. Dinamik, zinde bir gençlik için bir kere çok hareketli bir hayat şart. Ama tabii bunu bilimsel metotlarla yapmak lazım. Kendi kafasına göre, kendi mantığına göre yapınca o zaman da sakatlamalar ortaya çıkıyor. Çok fazla danışman olması lazım. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın, beden eğitimiyle ilgili bölümünde çok fazla uzman yetişmesi lazım. Televizyonlarda, radyolarda spor nasıl yapılır her gün anlatmak lazım.

 

İdamın Yeniden Getirilmesinde Hükümete Bir Tuzak Hazırlanıyor Olabilir

İdam bence çok riskli ve bir tuzak olabilir bu. Hükümete bir tuzak olabilir. Çünkü FETÖ’cüleri şunu bunu ilgilendiren bir konumu yok bunun. Çünkü adamlar yapmış yapacağını. PKK’lılar da eylemlerini yapmışlar yapacakları kadar. Bunun muhatabı kalmamış gibi görünüyor. Bundan sonra yaparlarsa ne malum bu kişileri hedefleyerek böyle bir şey çıkarttıkları? İdamda amaçları bambaşka da olabilir. Hükümete bir oyun hazırlanıyor olabilir. O yüzden ben böyle bir şeye karşıyım.

Anayasanın doksana beş usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası anlaşmalar kanun hükmünde oluyor. Doksana beş usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası anlaşmalar. Biz bu anlaşmada tarafız. Yani “idamı istemiyoruz” dedik biz. Farklı hükümlerde, uyuşmazlıklarda milletler arası anlaşma hükümleri esas alınıyor. O nedenle idam cezası olması için anayasanın doksanıncı maddesinin son cümlesinin değişmesi gerekiyor. Anayasada da değişiklik gerekiyor. Ama ben bunda bir oyun olabileceğini düşünüyorum. Bir komplo hazırlanıyor olabilir. Çünkü FETÖ'yü ilgilendiren bir şey olmuyor bu. PKK’yı da ilgilendiren bir yönü yok gibi görünüyor. Çünkü PKK’lılar yapmış yapacaklarını zaten. Adamlar şu an bombayla falan ya gidip çatışmada ölüyorlar yahut bombalıyorlar bir yeri kaçıyorlar. FETÖ'cüler de yakalandı zaten adamlar. Yalnız bu FETÖ'cüler bir oyun oynuyor. Ben bir daha bunu hatırlatıyorum.

 

Üzüntü İçindeki İnsanların Arabesk Müzik Dinlemesi Derin Travmalara Sebep Olabilir

Mutsuz insanın arabesk şarkı dinlemesi son derece tehlikeli. Bayağı riskli olur. Mutsuz insan bilakis neşeli, canlı parçalar dinlemesi lazım. O şizoid karakteri acayip geliştirir. Şizoid bir ruh hali geliştirir. İçe kapanma, asosyal olma, üzülmenin bünyeyi kaplaması gibi tehlikeli gelişmeler olur. Ciddi bir psikolojik travma meydana getirebilir. Üzülmede doğrudan Allah'a ram olup, Allah'a bağlanıp “Ya Rabbi beni bu sıkıntımdan kurtar, kalbime ferahlık ver, esenlik ver, inşirah ver” demesi lazım müminlerin. İnşirah Suresi’ni okuması lazım ki o kalbine ferahlık verir. Hatta Arapçasıyla okursa çok daha güzel olur. Allah'a sığınarak neşeyi esas almak, sevinci esas almak. Neşeli, sevinçli, sağlıklı bir ruh halinde olan insanlarla sohbet etmek kalpteki o çekilmeyi, boğulmayı ortadan kaldırır.

 

(“Hayır işlerinde insanlar kimliklerini gizlemeli mi?” sorusuna cevap)

Açıkça söyleyebilir. Mesela “ben fakirlere on ton yiyecek yardımı yaptım” der. Örnek olur bizim de o insana sevgimiz artar. Ama onlar övünüyorsa çok çirkin; yoksa ibadeti göstermek faydalı olur. Mesela namaz kılıyor gizli. Niye gizli? Açık, milletle insanlarla kıl. Niye gizliyorsun? Mesela oruç tutuyor, tuttuğunu söyle bir şey yok. Oruçluyum dersin. Zekat mesela veriyor, yüksek miktarda sadaka veriyor duyulsun bilinsin. Ama isterse gizler. Ama şöyle olabilir mesela fakir bir insan vardır çok gururludur, onurlu bir insandır yardım almaktan hicap eder utanır, ona gizlice olması lazım tabii. Hiçbir yerde de söylenmemesi lazım. Alabildiğine gizli ve ömür boyu da onu söylememesi yakışık alır. Ama öbür türlü mesela sosyal bir hizmet on binlerce insana bilgisayar dağıtıyor niye gizlensin? Ne anlamı var gizlemenin? Hayır bu, güzel.

 

Gençlerin Hem Avrupai ve Kaliteli Hem de Örflerimizi Çok İyi Öğrenip Özümüze Sahip Çıkmaları Gerekir

Ziya Gökalp bunu çok güzel belirlemiştir. Hem Avrupalı olmamızı hem örflerimize ananelerimize uymamızı söylemiştir. Ama Avrupalılık çok önemli Türk milleti için, Türk gençliği için çünkü kalitenin diğer adı gibi. Avrupa medeniyeti, Avrupa sanatı çok hoş bir görünüm veriyor. Zaten onun için insanlar akın akın Avrupa'ya gitmek istiyorlar. Türkiye'de de Avrupa'nın sanatı, kültürü, görgüsü, kalitesi hakim olursa çok güzel ve etkileyici olur. Ama bunu Osmanlı motifleriyle süslemek İslam’ın, Kuran’ın süzgecinden geçirmek lazım. İslam'ın, Kuran'ın süzgecinden geçerek Osmanlı motifleriyle süsleyerek tam bir Avrupalı olmamız gerekiyor.

 

Her Şeyin Allah'a Ait Olduğunu Bilen Birisi Kıskançlık Duygusu Yaşamaz

Allah sevgisi, her şeyi Allah'ın yarattığını bilmek, her şeyin Allah'a ait olduğuna inanmak. Çünkü niye kıskanıyor? O da Allah'ın tecellisi, o da Allah'ın tecellisi bütünü Allah'a ait. Tek bir tecelli var Allah çeşit çeşit görünüyor. “O tecelliyi kıskandım” diyorsun, “O tecelliyi de kıskandım, şu tecelliyi kıskanmadım...” Ama onların hepsi bir bütün. Hepsi Allah'a ait o görüntülerin.

 

Meclisin Yoğunluklu Olarak Gençlerden ve Kadınlardan Oluşması Çok Güzel Olur

Tabii ki seçim kolay mesele değil. Seçimde aday olmak çevre gerektiren, para gerektiren bir şey. Herhalde şundan rahatsız oluyorlar, işte belediye başkanının oğlunu mesela Ankara Belediye Başkanı'nın oğlunu daha rahat tanıtma imkanı var diye düşünüyorlar. Veyahut bazı siyasilerin kendi çocuklarını, torunlarını daha rahat tanıtma imkanı var diye düşünüyorlar. Hem çevre hazır hem para hazır, imkan hazır diye düşünüyorlar. Ama böyle bile olsa meclis çok kalabalık. Hadi diyelim on kişi-yirmi kişi öyle girsin tanıdık, ahbap. Herkesin girecek hali yok. Ondan gerisi, gençlerden oluşması çok güzel. Böyle filinta gibi genç kızlar olsun, on dokuz yaşında, yirmi yaşında mecliste. Filinta gibi gençler olsun. O gençlerin seçilebilmesi için yani propagandada kullanabilmeleri için devlet destek verebilir. Siyasi liderlerin yakınlarına bir avantaj varsa aynı şekilde diğer gençlere de o avantajlar sunulabilir. Bunu hükümet rahatça bir prosedürle ayarlayabilir.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251710/sayin-adnan-oktarin-18-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251710/sayin-adnan-oktarin-18-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170618t_05.jpgMon, 03 Jul 2017 17:58:13 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 17 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 17 Haziran 2017

 

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün LGBT Renkleri ile Işıklandırılmasının Ardındaki Amaç Araştırılmalı

Şehitler Güneydoğu'da çatışırken İstanbul'da boğaz köprüsünü 15 Temmuz şehitlerinin, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nü homoseksüel renkleriyle donatmışlar. LGBT renklerine bürünmüş köprü. Bu ay homoseksüellerin kutlama ayı. Yürüyüş ayı. Yani bunu kim yaptı, niye yaptı? Ben bunu anlayabilmiş değilim. Yani nedir burada amaç? Ne niyetle, ne amaçla yapıldı? Bunu bir araştırmak lazım. Bu emri kim vermiş? Ve tam Tayyip Hoca'nın da geleceğe ana rast getiriyorlar bunu bak. Anıt için yer bakmak üzere köprüye geliyor Tayyip Hoca. O saate denk getiriyorlar bu renkleri. Burada bir acayiplik var. Bu araştırılmalı, soruşturulmalı. Bu cesaret nereden geliyor? Bu rahatlık nereden geliyor? Ben bunu anlayabilmiş değilim. Homoseksüel renklerinin 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde ne işi var? Ve tam Tayyip Hoca'nın geleceği an, anıt yapılmak üzere geleceği an bu ışıkları yakmanın alemi ne? Amaç ne? Biz mi yanlış anladık? Burada gaye nedir? Bunu bir anlayalım. Bu bir rastlantı mı? Renkler bir rastlantı mı? Olay bir rastlantı mı? Bu homoseksüellerin kutlama ayına rast gelmesi bir rastlantı mı? Neyin nesidir? Bunu biz anlamak istiyoruz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu'nun Enis Berberoğlu gibi kişiler hakkında yargının kararlarını sorgulamasını eleştirdi. Şöyle söylüyor, “Rahmetli Demirel'i anmadan geçemeyeceğim. Yollar yürümekle aşınmaz. Adalet pankartlarıyla dolaşmak adaleti getirmez. Adaleti arıyorsan onun makamı parlamentodur. Kürsüde ne diyeceksen dile getir söyle. 138. madde A'dan Z'ye herkes için çalışır. Yargı yarın sizi de bir yerlere davet ederse şaşmayın. Bu tür yürüyüşe başlamak doğru bir şey değil” dedi.)

Yani hukuki yönü eğer ağır basıyorsa yani hukuken yasaksa zaten doğrudan engellesinler. Ama hukuken meşru ise yürüsünler yani. Onda bir şey yok. Türkiye'nin hareketli bir ülke olması, demokrasinin gürül gürül işliyor olması anlamında bir güzellik ortaya çıkar bir mahsuru yok. Ama yargı kararını eleştirmek benim bildiğim hukuken suçtur. Ama vasfı nasıl oluyor, ne şekilde oluyor? Onu detaylı bilmiyorum. Böyle bir suç olduğunda zaten ilgili kanun maddeleri devreye girmesi gerekir. Yani girebilir, girmelidir denmesine gerek yok. Doğrudan gereği yapılır. Ama meşruysa yürüsün. Yani bunda bir şey yok. Parlamentonun dışında da yürüyüş olarak dikkat çekmek isteyebilir. Konferanslar yapabilir. Kongreler yapabilir. Büyük mitingler yapılabilir. Demokrasi için gösterinin engel yönü yok. Her yerde olur bu. İlla mecliste konuşulacak diye bir şey yok. Miting yapar. Tayyip Hoca da mesela miting yapıyor, konuşuyor. Miting de bir gösteridir. İlla mecliste konuşulur diye düşünemeyiz. Benim kanaatim, o meyanda Sayın Kılıçdaroğlu'nun tavrı.

 

FETÖ’cülerin Olaylarında Mağdur İnsanlar Hakikaten Olabiliyor. Ben Bizzat Gözümle Gördüm. Buna Çok Dikkat Etmek Lazım.

Bu özellikle internette her türlü oyun oynanabiliyor insanlara karşı. Mesela yanlış bir bilgiyi bir insanın internetine, bilgisayarına yüklemek mümkün oluyor, yapılabiliyor. Bunun iyi tespit edilip, teknik olarak tespit edilip şahsın bilgisi haricinde bir yükleme yapıldıysa, şahsın hiçbir şekilde sorumlu tutulmaması cihetine gidilmesi lazım. Çünkü FETÖ’cüler yeni oyun olarak onun bunun bilgisayarına bir şeyler yükleyip onları zor durumda bırakıyorlar benim gördüğüm. Mesela uygunsuz bilgiler yükleyerek. Mühim olan o vatandaş birisiyle yazışmış mı, yazışmamış mı? Yazışmadıysa oyun oynanmıştır. Bu kadar basit. Yani bu gözle bakılması lazım.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu'nun yargıyı eleştiren tavırlarının yargıyı baskı altına aldığını ima eden şu açıklamayı yaptı. “Meşhur MİT tırlarının FETÖ’cü yargı mensupları tarafından durdurularak dünyaya servis edilmesi ve bu işin içinde rol alan kişinin bu rolünü başka meslektaşıyla paylaşarak attığı adımlar ve ülkede ciddi bir skandalın yaşandığı bir süreç var. Eğer yargı bu tür baskılar altında kalırsa, biz yargıdan adaleti nasıl bekleyeceğiz?”)

O doğru. Bunu mesela gümbür gümbür söyleyebilir. Bu doğru yani. Yargıyı hiç kimse tehdit etmemesi lazım. Hiç kimse de baskı altına almaması lazım. Baskı altına alırsan nasıl faaliyet yapsın yargı? Neyi istiyorsun o zaman? Ne yapmasını istiyorsun? Çünkü eğer icrada bulunamıyorsa yargı, yargı olmaktan çıkmış oluyor. O zaman suç da kalmamış oluyor. Suç da, ceza da, adalet de kalmamış olur. Yani sen onu hakim olarak oraya atamışsın. Diyorsun ki, “Ben sana güveniyorum. İster ceza ver, ister berat ettir.” Güveneceksin. Başka çözümü yok. Yani “böyle yargı olmaz.” Nasıl olması gerekir? Nerede hata var? Onu da yine hukuki yoldan halletmek lazım. Yargıda itiraz müessesini daha genişletebilirler belki yani eğer bir sorun oluşuyorsa ki üst mahkemeye zaten itiraz edilebiliyor. Mahkemenin kendisine itiraz ediliyor. Mahkemenin kendisine itiraz edildikten sonra o reddederse üst mahkemeye itiraz ediyor. Ora da olmazsa Anayasa Mahkemesi’ne, orası da olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne. Bak, kaç aşama? Bir; mahkemenin kendine itiraz ediliyor. İki; üst mahkemeye itiraz ediliyor. Üç; Anayasa Mahkemesi’ne. Dört; AİHM’e itiraz ediliyor. Gerekiyorsa yine bir itiraz müessesi daha yapsınlar ama her şey hukuki olsun. Yani hakları daha da genişletilebilir istiyorlarsa. Ama durduk yere şimdi hakim ceza verecek “Adaletsizsin sen” diyeceksin. Öbürü de diyecek ki “Adalet yerini tam buldu.” Bu neye göre olacak o zaman? Hâkim ne o zaman yani? Olmaz. Yanlışlık olmaz mı? Oluyor ama olağanüstü bir dönemden geçiyoruz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, medya temsilcileriyle bir araya geldi ve şunları söyledi: “Manşetini, kalemini terör örgütünün emrine verenlerin dağa çıkandan hiçbir farkı yoktur. Terör örgütü mensupları ile işbirliği içinde hukuku çiğnemenin, milli güvenliği tehdit eden eylemlere girişmenin elbette bir müeyyidesi olacaktır. Dünyanın hiçbir ülkesinde devlet sırlarını yasadışı yollarla tahrif ederek eğip bükerek sözüm ona haberleştirmek gazetecilik faaliyeti olarak görülemez. Gerçekçi olalım” dedi.)

Devlet sırrı hiçbir şekilde verilmez. Milli İstihbarat Teşkilatı’na ait tır varsa konu bitmiştir. Yani onun aramasını yapmak, yolda durdurmak, işte piyade tüfekleriyle oradaki MİT mensuplarını aşağı indirmek, itip kakmak... O zaman devletin gizliliği, gizli bir faaliyeti diye bir konu hiçbir şekilde olmaz. Dünyanın her tarafında devletlerin faaliyetleri, birçok faaliyeti gizlidir ve faş edilmez. Bunun açıklaması yok.

 

(Manisa’da dördüncü kez zehirlenme vakası oldu. Manisa Birinci Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda akşam yemeği sonrası rahatsızlanan beş yüz asker, kusma ve bulantı şikayetiyle hastanelere kaldırıldı. Manisa Valisi Hakan Güvençer basın mensuplarına yaptığı açıklamada “Üzücü olan durum bazı askerlerimizin durumu düne nazaran daha ciddi” dedi. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Zeki Çolak’ın da Manisa’ya doğru yola çıktıkları öğrenildi.)

Kardeşim zehirlenmenin vasfını bize söylemiyorlar. İçine bir kimyasal madde mi karıştırılıyor? Yoksa bakteri zehirlenmesi mi? Bozuk yemek mi veriyorlar? Neyin nesidir? Bu kadar zor mu? Buna tedbir almak da bu kadar zor değil. Peş peşe, peş peşe, peş peşe bu ne garip durumdur. Çorba yapıyorlar farz edelim, iki-üç saat önce yapılması lazım. Taze taze yiyecekler. Bir günün öncesinin çorbası olmaz. Bu sıcak havada çorba falan durmaz. Kıyma falan da öyle. Bekletirsen bozulur. Vasfını bize mutlaka söylesinler. Neden oluyor bu? Önü sonu yok bunun. Bu nedir böyle? Tedbir zor değil ki buna. Gayet kolay.

 

(Manisa Valisi’nin bir açıklaması var “Hastalığın sebebi ve teşhisi konusunda şu anda resmi açıklama yapabilecek durumda değiliz. Laboratuvar sonuçlarını bekliyoruz.”)

Nasıl anlaşılmaz? Ya bakteridir. Yahut yemeklerin şeklinden anlaşılır. Hangi yemekleri vermişler? Bize bir söylesinler. Ne mahsuru var? “Şu şu şu yemekleri verdik. Bu yemekler şu kadar süre bekledi” desinler. Eğer meşru bir bekleme varsa yemekte, bakteriyel değildir. Bu anlaşılmayacak gibi değil. O zaman kimyasal zehirlenmedir. Alenen zehir koymuşlardır yiyeceğin içine. Karmaşık bir şey yok. Toksik maddeyi tespit etmek için yurtdışına da gönderilir ayrıca. Yurtiçinde de bakılır. Süratli netice alınması lazım. Bu Manisa’da mı oluyor sürekli bu zehirlenme? O zaman bir bakteri cinsi var orada. Kazanlar falan onların hepsinin çok güçlü şekilde antisepte edilmesi lazım. Muhtemelen bir bakteri çeşidi yaygın. Hızlı gelişen bir bakteri çeşidi olabilir. Bir kere tavuk bozulabilen bir yiyecek. Mesela tavuk yemiş askerler. Tavuk da en fazla iki günlük falan olması lazım. Taze kesilmiş olması lazım. Yoksa hiç verme. Bulgur pilavı versinler. Makarna versinler. Tek et konusu çok tehlikeli bir şey. Hava sıcak şu an. Tavuk mesela toptan alınıyor. Kaç günlük tavuk belli değil. Mesela beş yüz kilo, bin kilo tavuk alınıyor. Satan yer kim satıyor? Yani günlük mü bu tavuklar? Bunun tespit edilmesi lazım. Yani kesimden itibaren en fazla iki gün olması lazım tavuk bekleme süresi. En fazla iki gün. On gün, on beş günlük, yirmi günlük tavuksa çok tehlikeli bu. Hastalık yapar bu. Kan testinden bakteri hemen anlaşılıyor. Mesela zehirlenme vakaları oluyor. Hastaneye gidiyorlar. Kan testinden anlaşılıyor. Kanda bu CRP değeri yüksekse bakteri anlamına geliyor. CRP çok yüksek çıkıyor zehirlenmelerde. Yemeklerden kültür alınabilir. Kültür de en fazla birkaç günde anlaşılıyor. Et konusu çok titiz dikkat edilmesi gereken bir konu. Mutlaka taze olması lazım. Mesela aslanlara illa tavuk değil, sığır da kessinler taze. İki günlük sığır mesela. Beş-on tane sığır keserler. Sığır eti, aslanlar onu yesin. Parasıyla değil mi? Biz vereceğiz yani. Tavuk işi tehlikeli iş. Bir de kışlaya yemek sağlayan şirket. Kardeşim kışlaya yemek sağlayan şirket, bir kere şirket olmaz. Askeri tesis olması lazım. Şirketten yemek alınır mı askere? On dokuz çalışanı gözaltına alınmış. Adam PKK’lı olur, her şey olabilir. Terörist olur. Her türlü musibetten adam çıkabilir içlerinde. Böyle şeylerde çok seri hareket edip, seri abanmak lazım. Bu beklenecek bir konu değil. Beklediklerini de zannetmiyorum ama yani tekrarı normal değil.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, batının gazetecilerin hapis yattığı yönünde propaganda yaptığını belirterek konuyu şöyle açıkladı. “Bugün ülkemizde bakanlığımızın rakamlarını veriyorum. Mesleğini gazeteci olarak ifade ederek cezaevinde bulunan 177 kişiden sadece ikisi sarı basın kartı sahibidir. Bu 177 kişiden biri cinayet suçundan, diğerleri de terör örgütlerine olan ilişkileri sebebiyle cezaevinde bulunuyor” dedi.)

Gazeteci suç işlemez diye bir şey yok. Gazetecinin dokunulmazlığı da yok. Dokunulmazlığı olan kimse olmaz. Suç varsa ceza vardır. Dolayısıyla Tayyip Hoca’nın o konuda açıklamaları gerçi faydalı olur ama cevap vermese bile kimse bir iddiada bulunamaz. Adam Türkiye’nin bu zor döneminde alenen suç işliyorsa “Ben gazeteciyim.” Öbürü de der ki “Ben doktorum. Bana da dokunulmasın.” der o zaman. Olur mu öyle şey? Gazeteci olmak suç işlemeyecek adam anlamına gelmiyor. Suç işliyorsa cezanın karşılığı olur.

Avrupa hakikaten bizim bazı densiz gazeteciler var. Bazı yerlerde rastlıyoruz. Onlar gibi böyle densiz gazeteciler oluyor. İşte “gazetecileri doldurdular fikirlerinden dolayı” falan. Verilen cevap önemli, Tayyip Hoca’nın cevabı. Bunu her yere yaymak lazım. Çok samimiyetsizler. Tayyip Hoca bayağı demokrat bir insan. Ben her zaman diyorum ben istediğim gibi eleştiriyorum. “Sen hiç eleştirmiyorsun.” Nasıl eleştirmiyorum? Her gün eleştiriyorum. Makul mantıklı bir şey varsa eleştirirsin. Ama yıkıcı olmanın alemi ne? Niye yıkıcı oluyorsun? Hadi bir şeyi değiştirmek istiyorsun. Yerine kimi koyacaksın? Onu da söylemiyorsun. Mesela “Tayyip Hoca gitsin” diyor. Tamam. Demokratik yoldan seçimde gitmesini sağlayalım. Kimi istiyorsun yerine? “Bilmiyorum” diyor. Alay mı ediyorsun sen? Ne demek bilmiyorum. Bize göster, daha iyi birisini göster. De ki “Arkadaş böyle yetenekli, şöyle birisi var” dersin. “Çok daha iyi idare edecek, kadrosu imkanı var” diye söylersin. İkna oluruz. Tamam. Tayyip Hoca da destekler onu. Öyle bir şey yok ki. Allah için o hizmet eden bir insan o insan. Bir çıkarı yok. Çok çileli bir yol bu. Diyor “Sarayda oturuyor.” Sarayda ne yapıyor? Bir odanın içinde oturuyor. Akşama kadar çalışıyor. Bir o gidiyor, bir geliyor. Kafasında bin bir türlü sorun. Dünyanın en zor işidir Cumhurbaşkanlığı. Akıl almaz zor. MİT mensupları geliyor “Şöyle bir şey yapacağız” diyor. Dışişleri Bakanı “Şöyle yapacağız” diyor. Hep risk. Hep risk. Hep risk. Bir insan bunu nasıl kaldırır? Allah’tan özel bir inayet gerekir. Çok zor bir görev bu. Ya sen bu görevi yapacak adamı bul varsa. Yetenekli. Seçimle getirelim. Yahut sus destekle. Şu an alternatif getirmediklerine göre Tayyip Hoca’yı desteklemenin dışında bir yol olmaz. Türkiye huzur içinde yaşıyor. En zor şartlarda huzur içinde yaşıyoruz. Ve gariban ülkelere de yardım ediyoruz. Mesela bu Katar krizinde falan, Türkiye aslan gibi kükredi. Garibanın yoldaşı. Suriyelileri kurtardık. Üç milyon Suriyeli huzur içinde yaşıyor. Her yere huzur veriyor Türkiye. Ama Tayyip Hoca da vesile oluyor. Bu durduk yere olmuyor. Baş çok önemlidir. Eleştir ama yıkıcı değil. Yapıcı, olumlu yönde.

 

“Kıyamet koptuktan sonra herkes ölecek, peki ya melekler ölecek mi?”

Evet. Bütün melekler tamamı ölüyor. Cinler de. Allah hepsini öldürüyor. En son Azrail (as) kalıyor. Cenab-ı Allah onun da canını alıyor. Ondan sonra bütün varlıklar yeniden yaratılıyor, bir daha yaratılıyor. Canlı varlıkların, Allah’ın yarattığı varlıkların hepsinin ölümlü olduğunu göstermek için bunu Allah yapıyor. Yoksa Allah’ın öyle bir şeye ihtiyacı yok. O devam edebilir istese. Bir şey olmaz Allah’ın dilemesiyle. Ama tamamı. Kuran’da açık ayet var. Tek bir canlı kalmıyor. Hepsinin Allah canını alıyor. Ama sırayla tabii. En sona melekler bırakılıyor. Büyük melekler. Mesela Cebrail (as) büyük melektir. Canı alınıyor onun. Mesela Azrail (as), bütün insanlığın canını alan melek, şu ana kadar. Onun da canı alınıyor. Sonra hepsi birden toptan bir anda yaratılıyor, yeniden. Yepyeni bir yaratılışla.

 

“Hazreti Mehdi (as) geldi mi, gelecek mi ve geldiği zaman neler yapacak? Onları merak ediyorum.”

Şimdi bakın Mehdi (as) konusu Cenab-ı Allah tarafından ince planla yaratılmış bir konu. Mehdi (as)’nin son ana kadar belli olmaması gerekir. Eğer belli olursa, çünkü insan ölümlü olduğu için insanlar çok korkarlar. Çok tedirgin olurlar. Yani ya ölürse ne olur, ya bir şey olursa ne olur, ya sağlığını kaybederse ne olur, değil mi? Korkabilir, onun için her şey olup bitinceye kadar Allah gizli tutuyor. Tamamı bittikten sonra da zaten vefat etse bile görevini bitirdiği için hiçbir riski yok yani vesvese edecekleri bir şey olmuyor insanların. Çünkü görevini yapmış artık “acaba bir şey olur mu?” diye korkmazlar. Onun için Allah gizliyor son ana kadar gizleyecektir.

Mehdi bana göre geldi. İsa Mesih de geldi. Amerika’da olduğunu düşünüyorum İsa Mesih’in de ve gizlendiğini düşünüyorum. Hz. Mehdi (as)’ın da faaliyetlerine devam ettiğini düşünüyorum. Ama Mehdiyet için meydana gelecek olaylar insanların tahayyül edeceği gibi olmayacak yani sürpriz olaylar gelişecek peş peşe sürpriz olaylar. Onun sonucunda Hz. Mehdi (as) ortaya çıkacak. Zaten dünya hakimiyeti sağlandıktan sonra da fazla değil ömrü zaten Hz. Mehdi (as)’ın “yedi veyahut dokuz sene” diyor Peygamberimiz (sav). İsa Mesih ile beraber olduğu dönem yedi veya dokuz sene, çok kısa bir süre. Hz. Mehdi (as)’ın vefatından sonra işte İsa Mesih devam ediyor onun halefi olarak. Sağken söylüyor Hz. Mehdi (as.) “Benim halefim İsa Mesih’tir” diyor ve veyahut işte “bu gördüğünüz kişidir” diyor, o ondan sonra devam ediyor. Ama hayrettir Allah’ın hikmeti Ulul Azim Peygamber çok sağlıklı olmasına rağmen onun da ömrü uzun değil. Hz. Mehdi (as)’dan kısa bir süre sonra o da vefat ediyor. Peygamberimiz (sav) mezarının yanında ona yer açtırttı “Benim mezarımın sağ yanını boş bırakın” dedi “İsa Mesih’i oraya gömün” dedi onun için o bak çok açık delildir Hz. İsa Mesih’in gelişinin. Sol tarafındaki mezar hemen bitişik Hz. Ebu Bekir (ra)’ın mezarı, hemen bitişik yani arada hiç boşluk yok iç içeler neredeyse. Ama sağ tarafı bayağı geniş bir boşluk var ondan sonra Hz. Ömer (ra)’ın mezarı var. Hemen anlaşılıyor oradan. “Beraber kalkacağız” diyor Peygamberimiz (sav).

 

Hz. İsa Mesih, Allah’ın Hay İsminin Tecellisidir

Kuş biçiminde bir şey yapıp üfürüyor ya bir anda kuş oluyor. Yeniden yaratmada Allah Peygamberimiz (sav) ve İsa Mesih birlikte ilk bâs olanlar onlar, ilk kalkanlar onlar. Ama mevcut mezarlarından kalkmayacaklar yalnız, o yanlış biliniyor. Bütün kainat dümdüz olacak her yer dümdüz olacak. İlk kalkanlar onlar, nasıl bir yer olduğunu onu bilmiyoruz olduğunda göreceğiz. İnsan kafasında canlandırıyor herhalde diyorsun kumlu bir arazidir, insanlar kumda öyle değil bizim hiç ummadığımız bir şekilde olacak. Adamlar mesela orada züppelik yapıyor küfür hayret edecek şey “daha hala göz ucuyla bakarlar” diyor “kenardan” enaniyet yapıyorlar. Bizim bildiğimiz gibi değil. Yani küfür aynı züppeliğini yine yapıyor. Müminler terbiyeli oluyorlar, ahlakı düzgün oluyor onların.

 

“Hocam şeytan hep insanın içinde midir? Yoksa sonradan mı içine girer?”

Şeytan insanların her yerinde bulunur ayette diyor ya “Sağından, solundan, her yönden yaklaşacağım” diyor “atlılarınla yayalarınla” diyor. Yani her türlü yoldan yaklaşır şeytan. İnsanın sağında, solunda, önünde her tarafında olur ama etkisi zayıftır. Vahyeder insana ilka eder aklına mesela kötü şeyler yapması için mümin dinlemez onu. Onun iddiası o yani onda bir psikopat şımarık bir mantık var. Ukala yani Allah’a karşı ukala bir üslubu var haşa. Ama Cenab-ı Allah işte “seni dinlemeyecek kullar da olacak” diyor. Mesela Mehdi (as), İsa Mesih, en başta Resulullah (sav). Ve sahabeler, seçkin veliler hiçbiri şeytanın etkisini kabul etmedi.

 

(Putin ünlü yönetmen Oliver Stone’a verdiği röportajda 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerika’nın darbe girişiminde yer aldığını hiçbir zaman bana söylemedi. Ama ben şu mantıktan yola çıkabilirim eğer Gülen gerçekten de darbe girişimde yer aldıysa o zaman Amerikan istihbarat güçlerinin olup bitenlerden haberdar olmamasını tasavvur etmek çok zor. Bu arada Amerikan hava kuvvetleri Türkiye’de İncirlik Üssü’nde bulunuyor. Ki İncirlik’teki askerler darbe girişiminde faal görev aldılar” dedi.)

Çok açık olan bir şeyi dürüstçe söylemiş. Ama Amerika da kontrol altında, İngiliz derin devletinin kontrolü altındalar. Bunu unutmamak lazım.

 

“Ölüm sonrası ne gibi şeyler olacak?”

Ölümden sonra eğer iyi insansa o yani Allah’ın sevdiği bir insansa son derece normal bir hayat devam eder. Son derece rahat. Birden görüntü netleşmesi, rüyadan kalkma hissi, rüyadan uyanma hissi ama çok güçlü net olarak, çok inandırıcı öyle şey gibi değil. Berrak bir kafa ve berrak bir üslup. Karşıdaki insanlar ona güzel onlar karşıdaki kişilere güzel. Melekler de normal insan görünümündedir, güzel gösterişli insan görünümündedir. Hiçbir sıkıntı, hiçbir zorlukla karşılaşmaz o andan itibaren. Çünkü imtihan bittiği için vücudunda en ufak bir sıkıntı, acı hissi, kaşıntı bile olmaz. Hiçbir şey olmaz. En ufak bir korku, tedirginlik, gerilim falan olmaz. Normal müminse, değilse ki zaten Allah onlar insan gibi olmadığını anlıyoruz o şekil anlatıyor Allah “ölüdürler” diyor. Onlar için tabii çok feci bir son var. Onu da Allah gösteriyor, o müminlerin cenneti daha çok sevmesine nenden oluyor. Allah’a daha bağlanmalarına neden oluyor. Bu dünyadaki gibi özgür düşündüğümüz için orada iman devam ediyor. Mesela Allah’ın sonsuz yaşatacağına iman ediyor mümin yine orada. İmanı devam ettiği için sonsuz yaşayacağını biliyor. İmanlı olduğu için güzel tavırlar gösteriyor. Şuurlu olarak güzel tavır gösteriyor. Nezaket, burada öğrendiği ne varsa onları uyguluyor. Yoksa ekstradan böyle hiç ummadık bilgiler…

Orada da kafirlerin durumundan dolayı müminler adaletin oluştuğunu bildiği için rahatlayacaklar kalplerinde bir huzur oluşacak. Konu bu başka karmaşık bir şey yok. Ama bu dünyada imtihan çok güçlü olur. Yüksek bir sevgi istiyor Allah, çok çok derin yüksek bir sevgi istiyor. Yoksa insan çok rahat gaflete kapılacağı gibidir. Çünkü dünya biraz cenneti de andırır, cehennemi de andırır. İşte bir an önce farz edelim başı ağrıyorsa ilaç alıyor falan bir an önce dünyaya dalmak istiyor insanlar. Allah da sürekli zorluklar meydana getirerek Kendine dikkat çekmek istiyor. Aslında insanlar tam anlamıyla Allah’a ram olsalar o tip durumlar pek olmaz. Çünkü amaç oluştuğu için pek olmaz. Makul bir ömür veriyor Allah, güzellikle canını alır. Zorluklar istenen sevgi düzeyini daha yükseğe çıkartmak için oluyor. Kendisine olan sevginin daha yükselmesini ister Allah. Allah tabii sevgiye, “bu kadar sevgi Bana yeter” demiyor Allah en yüksek sevgiyi ister.

 

“Neşenin iyileştirici bir gücü var mı sizce?”

Gerçek neşeyse tabii. Vücut savunması çok güçlenir. Mesela alerjiler sıkıntıdan olur. Bel ağrıları, mide ağrıları, ülserler, cilt döküntüleri, cilt bozuklukları, saç dökülmesi, eklem bozuklukları hepsinin nedeni üzüntü ve strestir. Neşeli insanlar çok gürbüz olurlar ama gerçek imana dayalı neşeli. Çok sağlıklı olurlar. İmtihan olarak Allah vermez mi? Verir ayrı mesele ama genelde sağlıklı olurlar.

 

“Kadınlar kendilerine vakit ayırma konusunda daha anlayışlı olabilirler mi?”

Kadınlar kendilerine vakit niye ayıralım diyorlar? Çünkü kadın bakımlı olduğunda hakarete uğruyor. Güzel olduğunda hakarete uğruyor, saldırıya uğruyor. Anlamlı güzel baktığında hakarete uğruyor. Güzel giyindiğinde saldırıya uğruyor. Güzel bir fiziğe sahip olduğunda saldırıya uğruyor. Onlar da kendilerini bırakıyorlar o zaman. Toplumun kadın sevgisi yönünde çok iyi eğitilmesi lazım. Potansiyel suç makinesi gibi görürlerse bazı kişiler kadınları kadınlar da çekiliyorlar tabii. Kendi içine çekiliyor. Ne fiziğine dikkat ediyor ne yemesine, ne içmesine, ne giyinmesine, ne neşesine, ne hayatına. Birçoğu da kilo alıyor canlarım böyle birçok hastalığa yakalanıyorlar, birçoğunda cilt bozuklukları oluyor. Huzursuz, acı içinde bir hayatları oluyor. Halbuki iman çok güçlü olsa toplumda -var bazı yerlerde çok güçlü ama bazı yerlerde değil- herkes birbirini çok sevse selamlaşsa, dost, arkadaş olsa, bu stres, gerilim ortadan kalksa, kavgalar, gürültüler, terör, anarşi, savaş bitse insanlar cennette gibi yaşarlar ve çok çok mutlu olurlar. Kadınlar da kendilerine çok güzel bakar o zaman. Kadınların üstündeki baskının kalkması gerekiyor her şeyin üstünde. Toplumun kuralları çok acımasız oluyor bazı yerlerde, bazı durumlarda. Kuran’ın dışında bin bir türlü kural var. Sağa dön bir kural daha sola dön bir kural daha. O kurallardan genç kızlar, kadınlar özellikle çok bizar oluyorlar. Gülmesi bile suç. Önce kadına saygı ve değer verilmesi ve onun özgürlüğünün sağlanması lazım. Bu da Kuran Müslümanlığıyla olur, Mehdiyet’le olur. Her yerde mi bozukluk var? Her yerde değil ama çoğunlukta birçok yerde var.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251708/sayin-adnan-oktarin-17-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251708/sayin-adnan-oktarin-17-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170617t_09.jpgMon, 03 Jul 2017 17:23:29 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 16 Haziran 2017

 

(Manisa’da 50’ye yakın asker akşam yemeğinin ardından zehirlenme şüphesiyle hastanelere kaldırıldı. Geçtiğimiz ay içerisinde 1046 asker gıda zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmış 1 askerimiz şehit olmuştu. Bu olaydan 4 gün sonra tekrar bir zehirlenme vakası yaşanmış 70 askerimiz hastaneye kaldırılmıştı Adnan Bey.)

Bunun çözümü vardır. Yemekhaneye kimseyi sokmayacaklar. Taze yemek olması lazım. Beklemiş çorba, beklemiş yiyecekler, konserveler özellikle çok tehlikeli olabilir. Konserve yiyecek kesinlikle olmasın. Taze birkaç saat önce yapılırsa yemek hiçbir şey olmaz.

 

(PKK yandaşları Erdoğan’ın aracına saldırmak isterken Amerikan polisi olaylara müdahale etmemiş, müdahale etmek Türk korumalara kalmıştı. Olayın ardından Washington Belediyesi çeşitli noktalara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarının fotoğraflarının bulunduğu pankartlar astırdı.)

Tam Amerikan metodu. “Aranıyor” arayan bulur arıyorsanız, değil mi? Nereyi arıyorsunuz? Allah’tan bela arıyorsunuz. Hem Cumhurbaşkanı’nı korumayacaksınız, orada mahcup etmeye kalkacaksınız, belki adamlara linç ettireceksiniz. Kasten olmasa da tedbirsizlikten bu olacak. Adamlar gözü dönmüş şekilde hayvani bir içgüdüyle azgınca saldıracaklar, belki silahlı da olabilir adamlar. Korumalar da seyredecekler. Adı üstünde koruma, tabii ki Cumhurbaşkanı’nı koruyacaklar. Çok ayıp o yaptıkları, çok çirkin. Aramaya kalkarsa o zaman karşılıklı aramalar başlar. Olmaz. Bu çok çok yanlış. O utanç verici durumdan derhal geri dönsünler. O aramayı yakalama kararını falan kaldırsınlar. Bir daha da tekerrür etmemesi lazım. O kargaşada her şey yapabilirler Cumhurbaşkanı’na. Adamlar köpek gibi saldırıyor polis de seyrediyor. Son derece lakaytlar. Adamların saldırı şekli gözü dönmüş bir saldırı. Dolayısıyla korumaların orada aldığı tedbir makul. Yaptıkları doğru değil.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika gezisi sırasında geziyi takip eden gazetecilerden olan CNN TÜRK yorumcusu Hakan Çelik çıkan olayları anlattı: “Dünyanın en çok tehdit alan liderlerinden biri olan Erdoğan’ı Amerika’nın gözü gibi koruması gerekirken bu kadar yakınına kadar terör yandaşlarının girmesine izin veren Amerikalı polislere ne demeli? Türk korumalarının müdahale etmekten başka şansı yoktu. Eğer İsrail Başbakanı olsaydı bir kere MOSSAD Washington Belediyesi’nin burnundan getirirdi” dedi.)

Doğru söylüyor tabii. Şimdi insanın aklına da geliyor “Acaba kasten mi yaptılar?” diye düşünüyoruz. FBI’ın içinde İngiliz derin devletinin uşağı adamlar olabilir. Onlara yalakalık yapan sahtekarlar olabilir. FETÖ’cülerle işbirliği yaparak PKK böyle bir şey hazırlamış da olabilir. Dolayısıyla bu tip şeylerde gizli koruma da olması lazım. Açık koruma değil gizli koruma da olması lazım. Oradaki yaşayan vatandaşlardan Sayın Cumhurbaşkanı’nı karşılamak üzere gelenler olacak. Ama o gelenlerin de aynı zamanda gizli koruma vasfı olması lazım. Bir insan bariyeri meydana getirirler mesele hallolur. Ben orada Cumhurbaşkanı’nın korumasını zayıf buldum. Çünkü oradaki insan sayısı PKK yönünden güçlü. Halbuki orada çok fazla Tayyip Hoca’dan yana olan, devletini, milletini savunan insan olması gerekirdi. PKK’lıların en az on misli olması gerekir ki güvenlik ortamı olsun. Ortalık bomboş kimse yok sadece PKK’lılar var ve Amerikan polisi var. Son derece tehlikeli. Orada acaba oldubittiye mi getireceklerdi? Orada bir suikast mı düzenlemişlerdi bunu da bir araştırmak lazım.

 

(Yalçın Bayer Hürriyet’teki yazısında Celal Şengör’ün bir açıklamasına yer verdi. Şengör, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni lise müfredatında biyolojinin bir saat azaltılıp din dersinin bir saat arttırılmasının modern dünyanın gereklerine ters olduğunu iddia ediyor. “21. Yüzyıl biyolojinin ve jeolojinin yüzyılı olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı herhalde akla ve bilime bu kadar ters bir karar hakkında halka bir açıklama borçludur. Zira bu tür kararlar milletin geleceği için tehlike arz etmektedir” diyor Celal Şengör.)

Şimdi bak Celal Hoca şöyle düşünsün; biyoloji dersi güzel. Biyolojiye kimsenin bir şey dediği yok. Biyoloji sayısı artırılsın ve çok kaliteli biyoloji eğitimi yapılsın dürüst konuşsun. Antropoloji, jeoloji bunlar mükemmel bilim dalları, bunlarla kimsenin alıp veremediği yok. Darwinizm’i istemiyoruz. Niye? Her şeyi tesadüfle açıklıyor. Bilimle tesadüf iç içe olur mu? Olmaz. Her şeyi sen tesadüfle açıklıyorsun. “Bu nasıl oldu?” “tesadüf” “şu ne oldu?” “tesadüf” böyle bir ilim olmaz, bu samimi bir ifade değil. Bilimle pagan dinini ayıracak. Darwinizm bir pagan dinidir, putperest bir dindir. Her şeyi tesadüfle açıklayan putperest bir din yani sapkın bir dindir. Dolayısıyla dürüst bir eğitimi sonuna kadar savunuyoruz. Ama şöyle olabilir; Darwinizm’i, mesela putperest dinleri anlatırken Darwinizm’in içinde anlatabiliriz. Dinler bölümünde anlatılabilir. Yahut felsefe bölümünde anlatılabilir. Yani sapkın felsefelerde anlatılabilir. Ama daha ziyade pagan dinler, Sümer paganı, eski Mısır paganı içerisinde bu konu anlatılabilir.

 

Zorluk Anında Allah'ı Haşa Terk Etmek Çok Büyük Bir Nankörlüktür

Sahabeler savaşıyorlardı, iki taraftan saldırıya uğruyorlardı hem üstten hem alttan, iki taraftan, bir avuç. Kat kat fazla düşman ordusu. Kılıç, gürz, ok, mızrak hepsi var adamların elinde. Yani vahşileşmiş ve içkili alkollü olarak saldırıyor adamlar zaten. Müslümanlardan burnu kopan oluyor, çenesi, kolu kopan, iki kolu kopan oluyor, bacağı kopan oluyor. Akşama geliyorlar hepsi sargılı bayağı neşeli herkes. Herkes iman sevinci içerisinde. Ertesi gün bir daha, ertesi gün bir daha kimse fütur vermiyor. Allah aşkıyla insanlar mest olmuşlar. Allah’a muazzam bir teslimiyet, Peygamber (sav)’e vahiy habire geliyor, sürekli geliyor, peş peşe vahiy geliyor görüyorlar zaten vahyin gelişini de görüyorlar. Müthiş bir sevgi ve sevinç ortamı var. Birbirlerine acayip sahip çıkıyorlar. Ama Resulullah (sav)’in vefatından sonra işte o maneviyat azaldı azaldı azaldı. Resulullah (sav) diyor ya “Bir benim zamanım hayırlıdır bir Mehdi’nin zamanı” o kadar.

Ahzab Suresi 10’da Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hani onlar” yani küfür topluluğu “size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı” diyor. Yani akıl almaz bir korku, gözü kayıyor artık korkunun şiddetinden yani vücut kontrolünü kaybediyor. Gözünün kontrolü gidiyor. “Yürekler hançereye gelip dayanmıştı” demek; kalbi çıkacak gibi atıyor artık. O tedirginlik, huzursuzluk ve korkudan muazzam bir gerilim ortamı var. “..ve siz” şimdi dikkat edin “ve siz Allah hakkında (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz.” Adam ne diyor? “Allah olsa böyle bir şey olmazdı” diyor sıkışınca görüyor musun? Bir saat evvel bunu demiyor. Bir saat evvel “Ya Rabbi sana hamdolsun çok şükür” diyor. Ama sıkıştı mı Sevgili’yi terk ediyor. Ne korkunç bir şey. “Kolum koptu” diyorsun, kopan kol senin kolun mu? Allah’a ait. Ruh kime ait? Allah’a ait. Sen ne yapıyorsun, Sevgili’ye nasıl bir tavır bu böyle? İşte Allah’ın en beğenmediği şey bu. Ve en korkunç olan şey budur. Allah vermesin.

 

Sünni Şii Karşıtlığı İngiliz Derin Devletinin Oyunu

Sünni-Şii karşıtlığı İngiliz derin devletinin bir oyunudur. Sakın kimse bu oyuna gelmesin. Çünkü iki güçlü ülkeyi çatıştırmak istiyorlar. Türkiye ve İran. Türkiye ve İran çatıştı mı zaten İslam alemi bitti demektir. Birleşti mi İslam dünyaya hakim oldu demektir. Hiç tereddüt etmeyelim, İran’la Türkiye’yi birleştirelim. Suudi Arabistan da birleşsin yani sınırları kaldıralım. Nasıl? Pasaportu, vizeyi kaldıralım, kardeş olalım, ortak bir savunma paktı yapalım. İran, Türkiye, Pakistan, Mısır, Rusya savunma paktı. Türkiye yan gelip yatsın ondan sonra bitti yani kimse kılına dokunamaz. Acayip rahat ederiz. Dünyanın en büyük gücü olmuş oluruz. İslam aleminde de ne kan akıtılır ne terör olur, IŞİD, El-Kaide, Taliban hepsi biter. Ama işte bu Mehdiyet devrinde olacak. Bak bütün istememize rağmen olmuyor. İllaki İmam Mehdi (as), İllaki İmam Mehdi (as). İllaki Seyyidina İsa Mesih (as). Bak her Allah’ın günü “Mehdi gelmeyecek” diyorlar. Nerden diyorlar? İngiltere’den üfürüyorlar. Üfürüyorlar derken nefes veriyorlar yani. Diyorlar “gidin anlatın, Mehdi gelmeyecek deyin” diyorlar. Onlar da anlatıyorlar. Bir kısmı için diyorum tabii.

 

Zorluk Anında Allah'a Aşkla Sadık Olmak Çok Yüksek Bir Ahlaktır. Sahabe Böyle Yüksek Ahlaklıydı

Rahmetli Atatürk diyor ki: “Hz. Muhammed (sav)’in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir’de kazandığı zafer fani insanların karı değildir. Onun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır” diyor.

Ama Peygamberimiz (sav) de acayip yiğit. Nasıl dalıyorsun mübarek? Allah’ın hikmetine bak. Direkt adamların içine dalmış. Kumandanlar genellikle kenarda duruyorlar, korunuyor yani savaşın içine girmezler. Resulullah (sav) direkt dalmış içlerine tam orta yerlerine kadar. Hayrettir hiçbir şey olmaması çok büyük mucize. Hepsine vefat etti diye yayılmış sahabe arasında. Bir çıkmış aralarından acayip sevinç. Hiçbir şey yapamamışlar. Bu çok büyük olay aslında bunun hiç üstünde durmuyorlar insanlar, çok fazla üstünde durmuyorlar.

Musab Bin Umeyr, Uhud Savaşı’nda bir kılıç darbesiyle sağ kolunu dibinden kaybediyor, kol gidiyor, çöküyor, kopuyor yani. Sancağı bu sefer sol koluna alıyor. Kardeşim, şu kabadayılığa, yiğitliğe bak. Kim yapabilir? Kolu koptu mu bitti bir insan, değil mi? Onun daha o tip bir durumu olamaz, normalde insanlarda olmaz. İkinci bir kılıç yarasıyla sol kolunu da kaybedince bu haliyle kendisini Peygamberimiz (sav)’e siper yapıyor daha hala. İki kolu yok. Görüyor musun kabadayıyı, yiğidi, aslanı? Peygamber (sav)’i korurken vücuduna saplanan bir mızrakla şehit oluyor. Bak. Ne olacaktı yaşasa ne olacaktı? Beş-on sene daha yaşamış olsaydı ne olacaktı? Bu yiğitlik mi, şu mu güzel, o mu güzel? Allah’ın en beğendiği bu işte, bunu yapabilmek. Namaz kılmak kolay, oruç da tutarsın. Bu yiğitliği, şu kabadayılığı yapmak çok önemlidir. Mesela bir kolu gidiyor öbür kolu. İki kolu gitmiş insan ne yapabilir, değil mi? Daha hala göğsünü tutuyor bana gelsin diye. Böyle yüksek ahlaklı insanlar sahabeler. Ama Peygamber (sav)’in de ne kadar büyük peygamber olduğunu buradan anlıyoruz.

 

Kuran'ı Hayatında Uygulamak Önemlidir, Bunun İçin Herkesin Kendi Dilinde Kuran'ı Okuması Öğrenmesi Gerekir

Gelenekçi İslam, Ortodoks İslam anlayışında haram gibi gösteriliyor. “Aman aman sakın” diyorlar. Meal zaten sanki korkunç bir kelimeymiş gibi kullanıyorlar. “Sakın Türkçesini okumayın” diyorlar. “Bizim gibiler kırk yıl okusa bile anlamaz Kuran’ı” diyor. Allah, “Biz Kuran’ı müminlere indirdik” diyor “bunlar Allah’tan korkarlar ve kolayca Kuran’ı anlarlar. Ama kalplerini kararttıklarımız, gözü kör olanlar Kuran’ı defalarca okusalar da anlamazlar” diyor. “Ne kadar okursa okusun anlamazlar” diyor. Sen ne diyorsun? “Ben kırk yıl okusam anlamam” diyorsun. Neyi anlatmak istiyorsun? Tabii ki bu niyetle söylemiyorsun ama çok yanlış.

 

Şii Sünni Karşıtlığını Sanki Takva Alametiymiş Gibi Gösteriyorlar, Bu Yüzden İslam Birliği Olmuyor

Onu kutsal gösteriyorlar. Mesela Şiilikle uğraşmayı kutsal gösteriyorlar. Yani Sünniliğin üstünlüğü ve Şiiliğin altta olmasını vurgulamak bir Sünni için bazı yerlerde bazı kişiler için takva alameti oluyor. Mesela Vahabiliği çok korkunç göstermek bir Sünni için bir şeref oluyor, bir onur ve dindarlık gösterisi oluyor. Aynı şekilde bir Vahabi için de bir Sünni’yi o şekilde göstermek, bir Şii’yi o şekilde göstermek bir takva alameti ve Vahabiliğe yahut Sünniliğe titizliğin bir alameti olarak gösteriliyor. İşte böyle bir eğitim politikası izledikleri için, bu Şiilerde de var, Vahabilerde de var akıl almaz bir öfke oluyor aralarında. Akıl almaz suçlamalarda bulunuyorlar. Birbirleriyle ilgili çok çirkin menkıbeler, çok çirkin deliller sunuyorlar bazı vatandaşlar, bazı vakalar da bunu yapıyorlar. Bu çok korkunç ve tehlikeli, şeytanın bir oyunu kimse bu oyuna gelmesin. Çok dikkatli olmak lazım.

 

(“Allah aşkıyla sevmek nasıl olur?” sorusuna cevap)

Şimdi beni seviyorsun, başkasını seviyorsun, çocuklarını seviyorsun? Ne görüyorsun? Beyninde bir insan görüntüsü var. O görüntüye karşı da Allah kalbinde bir sevgi meydana getiriyor. Bunu ne hissediyor? Ruhun hissediyor. Şimdi görüntüyü kim yaratıyor? Allah. Hissettiren kim? Allah. Konuşmayı kim yaratıyor? Allah. Görüntü tamamen Allah’a ait. Beden görüntüsü Allah’a ait. Sen kimi sevmiş oluyorsun? Allah’ı sevmiş oluyorsun. Doğru mu bu? Doğru. Teknik yönden de doğru. İnanç değil bu. Sırf inanç değil. Doğru. Bize “sevdim” dediğinde sen zaten mecburen Allah’ı seversin. Çünkü Allah’tan başka bir şey yok. Hep ya Allah’ın tecellisi vardır ya Allah’ın tecellisi vardır, başka bir şey olmaz. Yani ikinci bir şey olmaz. Her yer tecellidir. Bitkilerde tecelli eder, insanlarda tecelli eder, insanlardaki tecellisi Cemal ismiyle oluyor. Bitkilerde de yine Cemal ismiyle tecelli eder. Güzellik ismiyle. Hayvanlarda tecelli eder. Hepsinin görüntüsü ve sevdirilmek de sevmek de Allah’a aittir. Dolayısıyla Allah aşkıyla seviyorum diyen doğru söylemiş oluyor.

 

Mutlu Olmak Gerçek Anlamda Allah'ı Sevmekle Olur

Mutlu olmak gerçek anlamda Allah’ı çok sevmekle olur. Çok samimi iman ederse bir insan dünyanın en mutlu insanıdır, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur onun dışında, hiç. Her şey de hallolur. Tek konu budur. Allah’ı candan sevmektir. Kariyer falan ne? Acayip sıkılır. Kariyer sahibi olup sıkıntıdan ne yapacağını bilemeyen azap çeken çok fazla insan var. Dünyaları cehenneme dönüyor. Kariyerle olmaz. Coşkun Allah sevgisiyle olur yani derin iman. Sarsılmaz derin bir iman olması lazım.

 

Toplumda Yüzlerce Gereksiz Kural Var. İnsanların Çoğu Bunlar Yüzünden Acı İçinde Yaşıyor

Toplumda o kadar çok kural var ki. Gençleri onlar akıl almaz sıkıyor. O yüzden psikologlara gidiyorlar. psikiyatristlere gidiyorlar. Hangi bir kuralla uğraşsın çocuk? Gelenekçisinin ayrı kuralı var. Modern olanın ayrı kuralı var. Bilmem kimin ayrı kuralı var. Bir başkasının başka kuralı var. Çocuklar ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Coğrafi bölgelerin ayrı kuralları oluyor. Gelenekler oluyor. Örfleri oluyor. Adetler oluyor. İnançları oluyor. Kendi kendine çıkarttığı kuraldan kurala geçerek çıkarttıkları sistemler oluyor. Çocuklar o kuralların içerisinde adeta incecik bir ipin üstünde yürür gibi yürüyorlar. Yani incecik bir ne diyelim? Kıldan ince, kılıçtan keskin derler ya. Öyle bir ipin üstünde yürür gibi oluyorlar. Ve o da onları müthiş strese sokuyor. Daha özgür, daha rahat bir dünya meydana getirilmesi lazım.

 

Sadece Kuran'a Tabi Olan İnsan Tam Anlamıyla Özgürdür

Bir insanın özgürüm demesi için benim görüşüm Kuran’ın dışında hiçbir kuralı olmaması lazım. Bak Kuran’ın dışında hiçbir kuralı olmaması lazım. Kuran’ın dışındaki kurallar insanları mahvediyor. Kanunu, hukuku ayrı görüyorum. O kurallar yani toplumun kendi kendine çıkarttığı sistemler, çocuklar onlarla boğuşacağız diye akıl almaz mutsuz oluyorlar. Genç kızlar özellikle çok eziliyorlar bu sistemin içinde. Yani rüyada gibiler adeta. Ne yapsalar suç. Bakımlı oluyor suç, bakımsız oluyor suç, başı yerde gidiyor suç, bakıyor suç, göğsü dik yürüyor suç, sırtını çıkararak yürüyor suç, dışarıya çıkıyor suç, dışarıya çıkmıyor suç, evleniyor suç, evlenmiyor suç her şey suç. Çocuklar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler birçok yerde, birçok kişi.

Mesela Türkiye’de her on kişiden biri antidepresan kullanıyormuş. Mesela bu çok korkunç bir rakam. Çünkü bu bakanlığın listesinden elde ediliyor. Bakanlığa gidiyor ya antidepresanlar. Çünkü doktor onu yazdığında antidepresan bakanlığa kaydı yapılıyor. Bakanlıktaki kayıtlara göre Türkiye nüfusunun onda biri. Bir de antidepresanı doktor kontrolü dışında kullananlar var. Bir de onları ekle onun üstüne akıl almaz bir sayı çıkar.

 

Toplumun Bazı Kesimlerinde Saygı Yanlış Anlaşılıyor. On Yıllardır Tanıyormuş Gibi Candan Seviyor, Hürmet Ediyor, Değer Veriyorsan Saygıdır

Şimdi saygı bizim Türkiye’mizde ve bazı yerlerde çok yanlış anlaşılıyor. Mesela ben bazen görüyorum geliyor oturuyor iki eli dizinin üstünde, gözü yerde alçak sesle konuşuyor. Bu nedir? Saygı. Bunun saygıyla alakası yok. Saygı yirmi yıldan beri tanıyormuş gibi candan seviyorsan, candan yakınlığın varsa, candan koruma hissi içerisindeysen, çok hürmet ediyorsan, çok değer veriyorsan buna saygı denir. Yoksa” rica ederim arzuhalimi size nasıl bildireceğimi tam ifade edemiyorum efendim. Bir sualim olacak” falan göz yerde, ses kısık, eller dizlerin üstünde böyle bir saygı olmaz. Bu Osmanlı’dan gelen bir gelenektir bu, bunun saygıyla alakası yok. Saygının anlamı insan gönlünde hoşluk meydana getiren, sevgiyi destekleyen, sevgiyi daha artıran sevgiyle olan bağını güçlendiren, sevgiyle ilgili olan her şeydir. Eğer bir şeyden bir insan rahatsız oluyorsa o saygı değildir. İnsanın hoşlandığı her şey saygıdır. Sevgide hoşlandığı her şey saygıdır. Ama mesela bir yaşlı amca gelir falan mesela birisi gelir ayağa kalkarsın bir saygıdır bu.

 

İstanbul'da Şehir Merkezi Turistik Olsun, Yapılaşma Tamamen Şehir Dışına Alınsın. Ama Bunun İçin Önce Ruh Devrimi Gerekir

Hükümetin alacağı hiçbir tedbir meseleyi halletmez. Sadece yaranın, acının şiddetini azaltır. O binaların tamamının yıkılması lazım lamı cimi yok. En az iki yüz bin, üç yüz bin binanın yıkılması lazım. Felaket görünüm. Güzelim İstanbul’u mahvediyor o binaların görünümü. Binaların renkleri bitmiş zaten. Solgun ve bakımsız, görünümleri akıl almaz kötü. Tam bir felaket. Hepsinin sökülüp kaldırılması lazım, güzel böyle yeşillik, bağlık bahçelik yerler haline getirilmesi lazım. Şehir İstanbul’un dışına taşınması lazım. Hatta Valilik bile götürülebilir İstanbul’un dışına götürülür. Büyük merkezler. Mecburen şehir o tarafa doğru kayar. Şehir merkezi turistik olsun daha çok. Bu nasıl bir iştir? Korkunç binaların görünümü. Korkunç, tek kelimeyle korkunç. Büyük bölümü öyle. Hükümet bunu yapamaz nasıl yapsın. Bu ancak Mehdiyet devrinde olabilecek bir şey. Ve en fazla bir-iki yılda biter. Bu büyük bir ruh devrimiyle olabilir, büyük bir aşk, büyük bir sevgi devrimiyle olabilir. Ve bunu halka sevdirerek yapmak lazım. Müthiş arbede çıkar bundan bir-iki tanesini bile yıkmaya kalksan. Sevinç içinde olması lazım. Cennet gibi yerler yaparsın deniz kenarında halk severek o tarafa gider. Bütün resmi binaları İstanbul’un dışına taşırsın. Konu biter herkes mecburen oraya gider işyerleri orada olacağı için. Hastaneler şunlar bunlar hepsini o taraflara doğru çekebiliriz. Mesela beş katlı bina yerine üç katlı bana yapalım diyorlar. Ne fark eder? Ama acıyı azaltacaktır, kiri azaltacaktır ama görünüm kirliliği kalkmayacaktır. Mesela binaların istendiği şekilde boyanması yasaklanıyor. Zaten bina binaya benzemiyor ki boyasan ne olur? Hadi beyaza boyadığını düşün en fazla o olur ne olacak? Hepsi allı güllü zaten şu an ve çok kirli görünüyor. Dehşet verici. Nasıl yapmışlar, kim yaptırtmış? Benim aklım almadı bunu. Nasıl müsaade etmişler böyle bir felakete, nasıl İstanbul’a kıyılmış nasıl böyle mahvedilmiş? İnanılır gibi değil. Mesela yabancıların böyle bir imkanı olsaydı asla böyle bir şey yaptırmazlardı. İsviçre’de, Norveç’te böyle bir şey tahayyül edilemez. Bu nasıl olmuş ben bunu anlamıyorum.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251707/sayin-adnan-oktarin-16-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251707/sayin-adnan-oktarin-16-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170616t_05.jpgMon, 03 Jul 2017 17:19:29 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 15 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 15 Haziran 2017

 

(CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun dün akşam saatlerinde tutuklanmasını protesto etmek amacıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlu partililerle birlikte bugün yürüyüşüne başladı. CHP lideri ‘adalet yürüyüşü’ adı altında 23-24 gün içerisinde 404 kilometreyi tamamlayarak Ankara’dan İstanbul Maltepe Cezaevi’ne ulaşmayı amaçlıyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun hava çok sıcak olduğu için daha ilk günden yorulduğu görüldü. Ancak kendisi yorulmadığını ve yürümeye devam edeceklerini söyledi.)

Hukuka kanuna uygunsa arabayla bir yere kadar gitsinler. Mesela bir ilçeye kadar gitsinler orada insin orada sembolik yürüsün, ne bileyim 100-200 metre falan sembolik yürüsün. Sembolik yürümelerle devam ettirsin. Yaşını da göz önünde bulundurursak ramazanda falan olmaz, inşaAllah. Gıdasına yiyeceğine falan da dikkat etsin. Normal, yani adalet istiyorum der, adalete teşvik edebilir. Onda bir şey yok, Türkiye’de demokrasi olduğunu gösterir o. Avrupa’ya karşı tavrımız da iyi olur. Hukuka uygunsa yani kanuna uygunsa. Ama doğrudan yürüme tarzında sakın ha öyle bir şey o olmaz. Ben rica ediyorum bu şekilde yapmasın. Makam arabasıyla, arabayla da olabilir mesela 50 kilometre gider, 25-30 kilometre gider, bir ilçeye yahut bir köye geldiğinde orada 200-300 metre 500 metre yürüyebilir, 600 metre de yürüyebilir. Sonra yine arabayla devam etsin o şekilde olsun her gittiği yerde. Hukuka uygunsa onun dışında olmaz.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüş başlatmasının 15 Temmuz’da oluşan milli mukavemeti yıkmak için yapılan ısmarlama bir proje olduğunu ve masum bir tavır olmadığını savundu ve şunları söyledi: “Merak ediyorum ki İstanbul’dan karşı bir yürüyüş başlarsa karşılaşma ve buluşma noktası neresi ve nasıl olacaktır? CHP’lilere sesleniyorum aklınızı başınıza alın. Muhtemel ve kestirilemeyen hadiseler patlak verirse altından ne sizler ne de ülkemiz kalkar” dedi.)

Yok öyle bir şey olmaz. Sayın Kılıçdaroğlu bayağı aklı başında bir insan. Bu tip şeylere karşı da gayet hassas, çok özenli, nezaketli bir insan. Zaten olayın şeklinden de bu görülüyor. Ama adaleti gündeme getirebilir. Bu illaki adaletsizlik olmasını gerektirmez. Adaleti teşvik edecek mahiyette bir yürüyüş de olabilir bu gayet normal.

 

(Sayın Kılıçdaroğlu koruma ekipleri tarafından sıkı bir şekilde koruma altına alındı. Bir fotoğraf var. 12 yakın korumasıyla etrafı sarılı şekilde yürüyor.)

12 gayet normal en azından 12 olması lazım. Ama ayrıca dış koruma çemberi de olması lazım, otomatik silahlı dışarıdan da bir koruma çemberi olması lazım. Bu yakın koruma, yakın korumada tamam, yakın korumada otomatik silaha zaten gerek yok, yani mantıksız olur. Ama uzak korumalarda otomatik silah mutlaka olsun. 12’yse mesela 8-10 tane de 8-10 kişi otomatik silahlı dışarıdan bir çemberle devam edebilirler. Çok daha güvenli olur, daha iyi olur.

 

(Edinilen bilgilere göre büyük Kürdistan devletinin kurulmasından yana olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün, Türkiye’nin Katar’a asker göndermesinin ardından Kürdistan bölgesinde askeri üs kurma kararı aldı. Söz konusu üsler Kürdistan’ın savunulması için Erbil ve Duhok’ta kurulacak.)

Irak hükümeti kabul ediyorsa, herkes kabul ediyorsa yaparlar yani onda bir şey yok. Ama Irak hükümeti bunu vatanın bölünmesi olarak alırsa o zaman haklı konuma gelirler. Ona bir şey diyemeyiz. En önemlisi Irak hükümetinin kararıdır. Onu araştırmak anlamak lazım.

Mesela Irak hükümeti Barzani’nin referandum kararına tepki göstermiş. O normal yani o zaman. Bir ülkenin bölünmesini istemeyebilir meşru hükümet. Onların tasdikini almaları şart. Olur mu, bağırttıra çağırttıra ‘biz kurduk’ falan o zaman herkes herkesi böler. Yarın öbür gün Suudi Arabistan’ı da bölerler o zaman birçok parçaya ayırırlar. Olmaz öyle şey. Yani rıza şart, rızasız olmaz. Ama tabii oradaki Kürt kardeşlerimizin de huzurlu yaşaması esas. Daha önce çok eziyet ettiler, çok işkence ettiler. Saddam kitle katliamı yapmıştı çok fazla insanı şehit etmişti, o yönden zulüm. Tabii en azından bir güvence sistemi kurulması lazım.

 

(Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, 28 Haziran’da yapılacak 2. Kıbrıs Konferansı öncesi önkoşul olarak Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesini istemiş. Ümit Zileli Sözcü Gazetesi’nde konu hakkında şunları yazdı: “O zaman ‘bu cüreti nasıl bulabiliyor kendinde?’ diye sormuştum. Meğer yanılmamışım. Ocak ayında yapılan 1. Kıbrıs Zirvesi’nde Türkiye garantörlük sisteminin korunmasını istemiş ve adadaki Türk askeri sayısını yüzde 80 azaltmayı taahhüt etmiş iyi mi? Bu taahhüt Kıbrıs’ın ölüm fermanı anlamına gelir” dedi.)

Asker sayısını niye azaltıyorlar ki? Bilakis iki misline çıkartsınlar. Olur mu? Yüzde 80 azaltma değil yüzde 80 artırsınlar. Özbeöz kendi vatanımız, kendi toprağımız, tapusu üzerimize.

 

(Mısır’da kanlı bir darbeyle yönetimi ele geçiren Sisi, Katar’a uygulanan ambargonun Türkiye’ye de uygulanmasını istedi. CNN TÜRK’ün haberine göre Sisi söz konusu krizde Katar’a destek verdiğini açıklayan ve bölgede diyalog çağrısı yapan Türkiye’nin de ablukaya alınmasını istedi. Habere göre, darbeci Sisi Kahire’de Bahreyn Kralı Hamad Bin İsa El-Halife’yle yaptığı görüşmede bu konuyu gündeme getirdi.)

Bunlar yöntem mi Allah aşkına? Ne kadar gereksiz, ne kadar riskli, ne kadar zararlı yöntemler. Birleşmeyi esas alacak, dostluğu esas alacak konuşmalar yapması lazım. Sisi’nin bu atağı hayret edecek bir tavır. Halbuki dese ki “Türkiye’yle dost olalım, herkesle dost olalım, arkadaş olalım, teröre karşı ortak bir cephe oluşturalım, şiddete karşı ortak bir cephe oluşturalım, Avrupai bir dünya anlayışını yayalım, gerçek İslam’ın üstünde duralım, bağnazlığa karşı ortak mücadele edelim” dese bu yapıcı ve faydalı olur. Ama bu, hiçbir anlamı yok.

 

Tayyip Hocam İradeli, Sabırlı ve Azimli Bir Delikanlı. Böyle Bir Lidere Sahip Çıkmamak Vicdansızlık Olur

Bak tekrar söylüyorum; Tayyip Hoca siyasi lider olarak çok akıllı yaman, sabırlı, iradeli ve çok imanlı bir yiğit. Bayağı imanlı, İslam’a Müslümanlara çok coşkulu sahip çıkıyor, bayağı candan sahip çıkıyor. Böyle bir lider eğer varsa başka, bak samimi olarak söylüyorum, hakikaten söylesinler ben onu destekleyeceğim söz veriyorum. Tayyip Hoca’nın yerine ben o kişiyi destekleyeceğim. Ama yok şu an, dürüst olsunlar. O zaman bu insana, bu yiğide gereken desteği herkesin vermesi gerekir. Allah için, millet için, devlet için bu şart. “Sempatik bulmuyorum” kardeşim bırak sen ne alakası var? Sen siyasi liderden bahsediyorsun siyasi liderden. Vatanın, milletin huzuru mevzubahis. Vatana, millete faydalı olur mu? Olur, bitti. Sen boş ver sevmeni, değil mi? Öyle bir dert olmaz, öyle bir konu olmaz. Onun için sağ-sol herkes Tayyip Hoca’yı desteklesin. AK Partili olmayabilirsin CHP’li de olabilirsin, MHP’li de olabilirsin, Saadetli de olabilirsin, şahsını güçlü desteklersek bu çok yıldırır, İngiliz derin devletini akıl almaz yıldırır. Onların hep ümidi o, işte “Türkiye’de muhalif bir ekip olsa da şöyle yüzde 50-60 karşıt, bir şeyler yapabilsek. Herkes desteklerse hiçbir şey yapamazlar, nefes alamazlar bu önemli. Bunda hiç taviz vermemek lazım. Ekonomiyi de gayet güzel götürüyor bak, başkası olsa allak bullak olurdu Türkiye. Özellikle bu darbeden sonra falan belini bir daha kolay kolay doğrultamazdı. Ekonomi destroyer gibi gidiyor böyle yara yara gayet güzel gidiyor. Dine, imana, mukaddesata yönelik sözleri çok güzel. Dışarı çıkıyoruz ben ne polis görüyorum ne jandarma görüyorum her yer özgür rahat. Şu bylocklar falan ama haklılar. Ben mesela duyuyorum falanca gözaltına alındı deniyor. Kardeşim, baban olsa orada tarafgir olunamaz baban olsa dahi. Öyle ise öyledir. Vatanın, milletin menfaati mevzubahis.

 

(Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 12 koruması hakkında Amerika’da tutuklama kararı çıktı. Washington Emniyet Müdürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olayları müdahale etmeden izlediğini gösteren görüntülerin hatırlatılması üzerine, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözaltına alınmasını gerektirecek herhangi bir kanıta sahip değiliz” ifadesini kullandı.) 

Yani çok saygısızca bir üslup olmuş ama çok çok münasebetsiz, bayağı ayıp etmişler. Hadi polisler için öyle düşündüklerini kabul edebiliriz. Ama Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na işte “delil bulamadık tutuklamak için” falan. Sen kimsin, nasıl konuşuyorsun böyle? Nasıl bunu böyle konuşabilirsin? Nasıl bir münasebetsizliktir pervasızlıktır?

İngiliz derin devletinin kolları Amerika’da akıl almaz şımarıklıkla kol salmış. Bu pervasızlık inanılır gibi değil. Mesela “Trump’ı da yargılayacağız” diyorlar “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı yargılayacağız, yargılayabiliriz, delil bulursak yargılarız” lafa bak. Bunlara karşı tabii karşı tutuklama gerekiyor mu savcılık buna bir göz atsa iyi olur. Gerekirse kırmızı bültenle aranmaları şeklinde.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’da PKK yandaşlarının olay çıkarması sonrası müdahale eden 12 korumaya tutuklama kararı çıkarılmasına tepki gösterdi. “Amerika’dayım, PKK, FETÖ’cüler hep birlikte birleştiler, 40-50 metre mesafede şahsıma karşı orada gösteri yapıyorlar. Amerikan polisi hiçbir şey yapmıyor dokunmuyor. Acaba benzer bir şey Türkiye’de yapılmış olsa tavır ne olur düşünebiliyor musunuz? Benim korumalarımdan 12 tanesi için tutuklama kararı çıkarmışlar. Bu nasıl bir yasadır? Bu korumalar beni korumayacaksa niçin ben bunları yanımda Amerika’ya götürüyorum? Amerika’nın Hans’ıyla, George’uyla mı kendimi koruyacağım?” dedi.)

Burada Trump’a yönelik bir hareket olsa kendi korumaları Trump’ın tavır alır. Her neyse de zaten fazla üstünde durulacak bir şey değil. Ama Cumhurbaşkanı’na karşı kullandıkları üslup olmamış. Tutuklama kararı aldıysa o kendilerini ilgilendirir. Karşı tutuklama kararı da çıkarılabilir belki uygun bir üslupla. Çünkü orada bayağı kepazelik çıkaran tipler oldu. Bir hukuki misilleme hukuka kanuna uygun olarak yapılabilir.

 

Kuran'a Göre Üzülmek Tevekkülsüzlük Anlamına Gelir. İnsanın Kendisini Sonra Toparlarım Diye Bırakması Doğru Olmaz.

Üzülmek haramdır, Kuran’da açık hüküm var. Tevekkülsüzlük anlamına gelir yani şiddetle direnmek lazım. İnsanın kendisini gaflete bırakması hiç doğru olmaz. Sonra toparlarım diye de gaflete bırakmak doğru olmaz. Kendini üzüntüye iyice bırakıyor, sonra nasıl olsa yaparım diyor. O geçen vakitler çok ızdırap vericidir çok acıdır. Yakışık alacak bir hareket olmaz.

 

Toplumun Bazı Katı Kuralları İnsanların Hayatını Zehre Çeviriyor. Kuran Özgürlüktür

Toplum birçok şeye karşı. Toplum içinde birçok yerde bazı yerlerde katı kurallar var ve toplum bu kurallarla kendi kendini eziyor, kendi kendine hayatı zehire çeviriyor. Ama her yerin kuralı aynı olmuyor, her semtin kuralı aynı olmaz. Mesela varoşların ayrı bir kültürü vardır, şehir merkezinin ayrı bir kültürü vardır. Her topluluğun ayrı kuralları oluyor, ama o kurallar genellikle ezici ve insanların mutluluğunu yok edici mahiyette oluyor. Her kural yeni bir pranga demektir. O yüzden Müslümanlık, Kuran insanların üstündeki bütün zincirleri kıran bir sistemdir. O sistemin dışında bir şey kabul etmediğin için yani yeni bir pranga kabul etmediğin için -hukuk kanun ayrı tabii yani devletin kanunları ayrı- onun dışında bir kural kabul etmediğin için, sadece Kuran’a göre hareket ettiğin için alabildiğine özgür olmuş oluyorsun. Ama toplumun kendi icat ettiği kurallarla yaşamaya kalkarsak acı, ızdırap, dertler her tarafı sarıyor o zaman.

 

Öğrencilere Herkesin Destek Olması Gerekir. Staj Yapan Öğrencilere Ücret Vermemek Doğru Değil.

Öğrenci ücretsiz olmaz. Öğrenciye her yerde bahşiş verilmesi lazım yahut işte harçlık verilmesi lazım. Mesela bir yerde çalıştı, orada hemen öğrenciye yetecek kadar çok fazla değil ama rahat okuyabileceği rahat beslenebileceği, rahat yatıp-kalkabileceği, rahat giyinebileceği kadar bir ücret ödenmesi gerekir. Ama bu yaygın olması lazım. Mesela akrabası amcası, gitti amcasının evine öğrenci. “Sana gel ben bir öğrenci harçlığı vereyim” demesi gerekir. Mesela bayramda küçük çocuklara hep harçlık verilir. Bilmiyorum bayram şu an değil mi biliyorsunuz her yerde olan bir şey. Öğrenciye de aynı şekilde harçlık verilmesi gerekir. Mesela genç kız tıp okuyor dayısının yanına gitmiş, ver 2-3 bin lira harçlık olarak “sen okuyorsun” dersin “öğrencisin çalışmıyorsun.” Amcasının yanına gider o 3-5 bin lira verir yahut bir sevdiği tanıdığı olabilir arkadaşı olabilir iş yapıyordur işadamıdır “ben seni desteklemek istiyorum bir nevi burs gibi” der. Öğrencileri bu şekilde ayakta tutmak lazım öbür türlü çok zor çocukların işi.

 

Kadının Değerini Bilmek Onu Allah'ın Tecellisi Olarak Görmekle Olur.

Kadının değerini bilmek nasıl olur? Onu Allah’ın tecellisi olarak görmek lazım. Mübarek ve kutsal bir varlık olarak görmek, ona çok saygı duymak, değer vermek, gözünde yüceltmek, koruma hissiyle dolu olmak, onun mutlu yaşaması için kendi çıkarlarını terk etmek. Çünkü bir sanat eseridir kadın. Sanat eserine titiz olan bir insan özelliği göstermek gerekiyor. O zaman Allah zaten zorlukları, yanlışlıkları giderir her şey güzele gider iyiye gider. Genç kız kutsal bir varlıktır. Bunun ilk önce topluma yayılması ve inandırılması gerekiyor. Anne, genç kız, kadın kutsaldır. O zaman değeri çok daha iyi bilinir. Ama şu an gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında kadın bir kere yarım varlık olarak görülüyor. İnsan olarak bile görülmüyor bazı yerlerde. Kadının dediğinin tersini yapılması gerektiğine inanılıyor. Bir de kadın, ahlakı bozan bir varlıkmış gibi lanse ediliyor. Mesela anneye bile adamların saygısı yok. “Annesiyse diz kapağının üstü tahrik eder” diyor. Evladı da aşağılayan bir ifade bu, anneye de hakaret eden bir ifade. Bir evladın anneye duyduğu kutsi duyguyu da ortadan kaldırıyor. Potansiyel ırz düşmanı gibi gösteriyor evladını. Anneyi de potansiyel gayri ahlaki tavır gösterecek bir insan gibi gösteriyor. Üç yaşındaki bir çocuğu bile risk unsuru olarak gösteriyor. Böyle bir inanç düzeyinde, kadına karşı saygı sevgi nasıl olur bir düşünmek lazım. Önce bu gelenekçi Ortodoks anlayışın yaptığı derin tahribatın ortadan kaldırılması lazım, bilgiyle, kültürle, eğitimle.

 

(“Doğudaki adaletle buradaki adalet arasındaki fark nedir?” sorusuna cevap)

Doğuda olağanüstü bir durum var. Yani çatışma bölgesi. Orada adalet kavramı tabii yine uygulanıyor ama sakin olan, kavga gürültünün olmadığı, çatışmanın olmadığı bir ortamda adalet daha makul uygulanabilir. Daha titiz uygulanabilir. Ama sıcak çatışma bölgesinde adalet. Mesela adamı yakalamış teröristi, adamı götürüyor polis. Kaba bir yöntemle götürebilir yani. Adam direniyordur. Tabii ona karşılık kuvvet kullanabilir. Güç kullanabilir. Ama burada olur olay, adam gerekirse kelepçesiz de götürülüyor. Ama orada adamı sıkı sıkıya bağlaması gerekebilir. Şartlara göre, ortama göre bazen biraz değişiklik gösterir adalet. Ama Türkiye’de adalet sisteminin en zor şartlarda bile ben düzgün çalıştığını düşünüyorum. Aldığımız haberler hep o yönde oluyor. Biz de duyuyoruz oradan buradan. Mesela gözaltına alınanlar oluyor, öğreniyoruz. “Size sert kötü bir muamele yapıldı?” mı diyoruz. “Yok” diyorlar. “Çirkin bir söz duydunuz mu?” “Yok.” Gayet makul bir ortam var. Dolayısıyla eski adalet anlayışıyla, şu anki adalet anlayışı kıyaslandığında, şu anki adalet anlayışının iyi olduğunu görüyoruz.

 

Allah'ın Sanatını Sürekli Düşünmek ve Anlatmak Lazım.

Her yerde Allah’ın sanatını herkes birbirine hatırlatması lazım. Mesela bak şimdi yerde halı var. Yün halı. Koyunun genetik kodu mevcut burada halının üstünde. Çünkü tüyü her miliminde bu mebzul miktarda var. Mesela bu çok büyük bir sanat. Görüntü beynimizin içinde oluyor. Ve beynimizin içinde gözsüz gören biri var. Çok büyük bir sanat. Uçsuz bucaksız evren görüntüsü var. Sonu yok. Ve çok karmaşık dağdağalı bir sistem var dışarıda. O, ona çarpıyor, o ona çarpıyor. Ama dünya son derece huzur içinde. Dışarısı kaynıyor. Ama dünya hep huzur içerisinde. Göktaşlarıyla dolu ama yine biz huzur içindeyiz. Hücrelerimiz sürekli faaliyet halinde sürekli yıkım ve yenilenmeler var. Her yapılan yeni hücrede, yapılan her proteinde mükemmellik kontrolü yapılıyor vücudumuz tarafından ve sürekli sağlamlık belgesi alınıyor. TSE’nin var ya onun gibi sağlamlık belgesi aldıktan sonra bırakılıyor. Eğer çürük olduğunu söylerlerse hemen ilgili tamirciler gelip tamir edip sağlamlığını onaylatıp garanti belgesini verdikten sonra ayrılıyorlar. Şimdi bunlar bir tane, iki tane, on tane değil onun için müminlerin akşama kadar birbirlerine sık sık Allah’ın sanatını hatırlatmaları lazım. Yalnız böyle hep belirgin değil de hiç ummadıkları yerlerden hatırlatmaları çok daha iyi olur. Mesela akvaryumdaki balıktan efendim mesela oradaki cam sanatı var onu Allah biçimli hale getirmiş özel olarak insan yapıyor gibi görünüyor ama görüntüyü insan biçimlendiremez. “Cennette nasıl olacak?” diyor bak burada bunu yaptığına göre Allah, hususi yaptığına göre “cennette nasıl yapacak?” demenin bir alemi yok, fiilen gösteriyor.

 

İş Yerlerinde En Az 7-8 Kere 10-15 dk.lık Hareket Zorunluluğu Getirmek Lazım

Masa başı tabii çok riskli bir şey. Hiç el ayak vücut hiçbir yer hareket etmiyor saatlerce sabit kalıyorlar. Ara ara iş yerleri on dakika, on beş dakikalık günde belki yedi-sekiz kere zaman aralıklarında hareket mecburiyeti getirmesi lazım. Hızlıca onların hareket edebileceği, yürüyüş yapabileceği, ellerini kollarını kullanabilecekleri, eğilip bükülecekleri sırt hareketi yapabilecekleri gibi ortam sağlaması lazım. Onu mecbur yapması lazım aslında. İşyerinin bir mecburiyeti haline getirmek lazım o başka türlü olmaz. Sağlık açısından hareket son derece önemli. Hayati bir konu. Okullarda mecburi hale getirmek lazım. İşyerlerinde mecburi hale getirmek lazım ve ona uygun zemin hazırlamak lazım. Uzun koridorlarda yürütülebilir, asılabilecekleri gibi yahut işte şınav yapacakları gibi yerler yapılabilir. Veyahut çeşitli spor aletleri bulundurulabilir ama illaki hareket yapmaları gerekir.

 

Hastanelerde Hasta Yakınlarına Rahatlıkla Yaşayabilecekleri İmkanlar Sunulmalı

Hasta zaten fiziki müdahaleden çok ruhi desteğe ihtiyacı olan bir varlık. Zaten morali sarsılmış oluyor, hastanede de yalnız başına olmuş oluyor, bu onun için dehşet verici bir şey oluyor. Halbuki yakınları, dostları, sevdikleri de bir odada yanında olmuş olsalar onların da rahatça yaşayacakları bir yaşam standardı verilmesi gerekir, o zaman huzurla oradaki o insan tedavi görebilir. Hastayı yalnız bırakmak bence olabilecek en korkunç olaylardan bir tanesi. Hasta zaten bir imtihan oluyor, ikinci imtihan da yalnızlık öyle olmaz. Hastanelerin sayısını devletin artırması için devlete bütün gücümüzle destek olmamız lazım. Hastanelerin de çok ferah ve geniş yapılması, oda sayısının çok fazla olması, mutlaka refakatçi odalarıyla yapılması da önemli.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251660/sayin-adnan-oktarin-15-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251660/sayin-adnan-oktarin-15-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170615t_11.jpgMon, 03 Jul 2017 16:41:42 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 14 Haziran 2017

 

(Terör örgütü PKK’yla mücadeleye devam eden Mehmetçik Kato Dağı’nda bir askerin okuduğu akşam ezanıyla birlikte iftar yaptı. Askerlerimizin Kato Dağı’nda ezan okurkenki görüntüsünü görebiliriz.)

Çok iyi olmuş. Aslında ezanı yaygınlaştırmak lazım. Hoparlörle dağda, bütün arazide, her yerde PKK’ya dinletelim ezanı. Bayağı moralleri bozulur. Mehter bir, ezan iki. Onları çok darlandırıyor.

 

(MİT tırları görüntülerinin yayınlanması davasında yargılanan eski Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu tutuklandı. Mahkeme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Cezada indirime giden mahkeme 25 yıl hapis cezası verdiği Berberoğlu’nun tutuklanmasına karar verdi.)

Kanun, hukuk eğer yanlış işliyorsa zaten üst mahkemeler var, Anayasa Mahkemesi var, AİHM var. Dolayısıyla mahkemelere güvenmek gerekir. Fakat mahkemelerin hızlanması çok önemli. Hakim ve savcı sayısını artırsınlar. Bu son durumda çok fazla kişi olduğu için mahkemelerde bir ağırlaşma, sorgulamalarda ağırlaşma oluyor. Bunun süratli olması lazım. Mesela gözaltına alınan kişi en fazla yirmi dört saat kalsın, gitsin. Ya tutuklanır yahut serbest bırakılır. Yani olağanüstü şartlarda tamam biz makul görüyoruz ama olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Fakat süratlendirmek de mümkün. Avukatlardan yine hakim ve savcı alınabilir, daha önce olduğu gibi. Birçok çözüm üretilebilir.

 

(Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto etmek için Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceklerini belirterek; “Artık bıçak kemiğe dayandı. Böyle bir adalet mi olur? Hangi yargıç ne kadar ağır ceza verirse sarayın gözüne o kadar gireceğini düşünüyor” dedi. “OHAL kapsamında da yasaklanırsa?” sorusu üzerine ise; “Yasaklasınlar, daha da büyür. Rezaleti görür bütün dünya. Türkiye’de bununla ilgili olumsuz haberler çıkarmaya çalışacaklar. Bunun farkındayız” dedi.)

Kemal Kılıçdaroğlu genelde çok aklı başında, makul bir insan. Yani konuşmalarının çoğu da makul. Ama burada hukuki bir cevap vermesi gerekir. Yürüme; tamam yürüsün. Bu Türkiye’de özgürlük olduğunu gösterir. Eğer kanun, hukuka uygunsa yürüsün. Ama yanlışlık varsa onu hukuki delillerle çürütmesi gerekir. Yani hukuki cevap verilmesi lazım. Onun dışında yürümeyle olmaz. Müsnet, açık deliller gerekir.

Şöyle olabilir, bilmiyorum ben hukuku tam olarak; Yargıtay kararından sonra tutuklama daha makul görüyor olabilirler belki. Ama bilmiyorum yani belki mahkemeye bir istihbarat gelmiştir, kaçma şüphesi falan gibi. Olabilir mesela MİT bilgilendirmiştir. Dosyayı biz hiç bilmiyoruz. Mahkemeye sunulan, hakimlere sunulan bilgileri bilmiyoruz. Çünkü bazen de tutuklamaya gitmiyor hakim, sanık kaçıyor yurt dışına. O zaman hakimi görevden alırlar. Veyahut disiplin soruşturması açılıyor veyahut işte hakkında konuşmalar oluyor. Biraz daha makul bakmak lazım.

Belki hani yurt dışına çıkış yasağı konsa yeterli olabilirdi diyenler de olabilir. Hakimi sen oraya o yetkiyle koymuşsun. Şimdi birçok insana tutuklama kararı veriyor. Bu gibi konularda zaten ağır ceza direkt tutuklu yargılıyor. Veyahut böyle karar verildiğinde hemen tutuklama kararı alınıyor. Yapmaya da bilir. Ama kanunsuz bir şey değil. Kanuna uygun bir şey yani hukuka uygun bir şey. Bence öyle yer yerinden oynatacak bir şey yok bunda. Bilmiyorum yani benim ilk gördüğüm bana öyle geliyor.

Şöyle düşünülebilir belki hani; Yargıtay bu tutuklamayı bozarsa, bu şahsın yattığı cezanın telafisi yok. Ama bu çok oldu. Herkeste oluyor. Biz de yattık. 9 ay yattık çıktık, yine bir 9 ay yattık yine çıktık. Hepsinden beraat ettik. Ne oldu? Yanımıza kar kaldı yattığımız tabii ki. Hukuk içerisinde bu tip şeyler oluyor, olaylar olabiliyor. Fakat tabii davanın hassasiyeti, ehemmiyeti de göz önünde bulundurularak belki böyle bir tavır konmuş olabilir. Ama tabii gönül ister ki asıl Yargıtay safhasından sonra, Yargıtay onadıktan sonra tutuklama kararı olsun. En güzeli budur. Mesela biz onlardan hakikaten haksız yere yattık, boş yere. 9 ay yattık, yine bir 9 ay daha yattık. Kusura bakmayın da demiyorlar ama işte beraat ettiniz diyorlar. Peki ne olacak yattığımız? Yattığınız yanınıza kalmış deniyor. Ama devletin de işte zor durumda olduğu da ortada. Biraz daha makul değerlendirmek gerekiyor. Çok zor bir durum var çünkü hükümet açısından, devlet açısından.

 

(Tutuklama kararı sonrası Enis Berberoğlu adliye koridorunda konuştu. Şöyle söylüyor; “Hukukun katledildiğini defalarca gördük. Olmadık bir işten böyle bir mağduriyet yarattılar. Bunu yaratanlar utansın. Siz beni unutmayacaksınız. Ben de sizi unutmayacağım.”)

Yani neden şey gördü anlamadım. Her neyse de yani o da kendini savunsun, anlatsın. Mektup olarak da gönderebilir. Makul görmediği, yanlış gördüğü ne varsa söylesin. Hukuka, kanuna uygunsa biz burada yayınlarız da, söyleriz de, konuşuruz da. Benim de iddianamem aylarca bekletildi, 6-7 ay beklettiler. Biz çıtımızı çıkartmadık, yattık. Sonra da 9 ay da cezaevinde bekledik. Sonra da beraat ettik. Oluyor. Tabii bunlar olmasa daha güzel. Fakat Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiği de bir gerçek.

 

(Yeni Şafak Yazarı Yasin Aktay, Katar olayının İslam dünyasına kurulan bir tuzak olduğunu yazdı. “Hamas’ı ve Müslüman kardeşleri terörist diye niteleyen ve bunlara destek veriyor diye Katar’ı da cezalandırmaya kalkan bir Suudi Arabistan belki farkında değil ama kendisini hedef alan bu büyük operasyonun düğmesine bizzat kendisi basmış oluyor. İçinde Dünya İslam Alimler Birliği Başkanı, 91 yaşındaki Yusuf El Karadavi’nin de bulunduğu bir terör listesi yayınlamak, açık söyleyeyim Suudi Arabistan’a karşı kurulmuş tuzağın en önemli işaretidir. Karadavi’ye savaş açanın İslam dünyasında hiçbir meşruiyeti kalmaz.”)

Yani adam dengeyi kurduysa, zannettiğiniz gibi olmaz. Şii-Sünni düşmanlığı şiddetle körükleniyor. Böyle bir ortamda karşı taraf zorluk çekmez. Deccaliyete karşı en güzel çözüm, Sünni-Şii kardeşliğini tesis etmek. Sünni-Şii el ele olması. Mesela Şii alimler gelsin, Sünni alimler gelsin. Birbirlerine sarılsınlar, ellerini havaya kaldırsınlar. Birlikte yemek yesinler, birlikte namaz kılsınlar. Deccaliyete meydan okusunlar. Bunu yapalım. Acil olan bu. Her cemaatten, her tarikattan insanlar bir araya gelsinler. El ele bir zincir oluştursunlar. Nakşibendi, Kadiri, Süleymancı, Nurcu, Şii, Alevi, Bektaşi, hepsi. Sıradan böyle el ele bir zincir oluştursunlar. Böyle bir resim çektirsinler. Biz her yerde beraberiz. İleri gelenleri. Konu kökünden hallolur. Şunu yapsalar bile biter. Yani yapacak hiçbir şey kalmaz. Yani gerçekten canları yanıyorsa bu durumdan, huzursuzsalar bunu yapmaları lazım.

 

(CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Altıok, AK Parti döneminde yöneticilerin ve bürokratların kadına yönelik söylemlerini raporlaştırdı. Raporda, AK Partili siyasilerin kadınlar hakkında kullandıkları sözlerden örnekler verildi. Bülent Arınç’ın mecliste bir kadın vekile; “Hanımefendi bir sus, bir kadın olarak bir sus” demesi, “kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” sözleri. AK Parti Ünye Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci’nin; “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. -Estağfirullah- Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” sözleri. Melih Gökçek’in; “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın. Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün” gibi sözlerine yer verildi raporda.)

İşte gelenekçi Ortodoks İslam’ın bu riskli yönünü biz gördük. Bu darbelere de zemin hazırlayan bir mantık, Türkiye’nin işgaline de zemin hazırlayan bir mantık, Avrupa’nın, Amerika’nın bize karşı tavır almasına da zemin hazırlayan bir mantık, dünyada yalnız kalmamıza da vesile olacak bir mantık. Biz bu mantığı bozmak için bütün gücümüzle uğraşıyoruz. Adamlar çok ince yerden yakalamış. Öbürü diyor ki “Üç yaşındaki çocuğun bacağını amcası sakın görmesin” diyor, öbürü diyor ki “dizinden yukarısı annesiyse de tahrik eder” diyor. Akıl almaz bir öfke meydana gelir dünyada böyle bir kafaya karşı ve yalnız kalırız. Kimse de yanımızda olmaz Allah esirgesin. O yüzden en büyük mesele gelenekçi Ortodoks İslam’ın yaptığı tahribatın durdurulması. Tayyip Hoca modern görüşe sahip bir insan ama tek kalıyor. Ben de onun için söylüyorum bak “Şahsını destekleyelim.” AK Parti’yi desteklemiyor olabilirsin, şahsını da sevmiyor olabilirsin ama milli bir liderin etrafında insanların kenetlenmesi gerekir. Başka türlü olmaz.

Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun sahip çıkan efendim demokrasiyi savunan, cumhuriyeti savunan veyahut işte kendince mağdur olduğunu düşündüğü kişileri savunan tavırları normal yani muhalefet lideri olarak bunu yapması lazım. Yoksa Türkiye ürkütücü görünür. Muhaliflerin olması lazım. Yıkıcı olmadan yapıcı bir muhalefet son derece faydalı olur.

 

“Televizyon programlarında erkeklerin kadın kılığında rol yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Dehşet verici dehşet. Bir delikanlının, aklı başında bir insanın yapacağı bir şey değil. Çok ürkütücü sadece ızdırap verici, onun adına utanç duyduğumuz hatta korkunç bulduğum olaylar. Fıtratı tamamen bozan ve homoseksüel propagandası görüntüsü veriyor çok kötü.

 

“Birçok meal var, Adnan Oktar meali de olacak mı, olacaksa ne zaman olacak? Gerçekten çok merak ediyoruz. Bekliyoruz.”

Onu dün akşam konuştum. Tashihteydi. “Zaten ne yaparsak yapalım yine hata olabilir.” dedim. Ama başlangıçta belirtelim, “Biz hata yapmış olabiliriz.” diye. “Bu Kuran-ı Kerim mealine o gözle bakın” diyerek “yayına verelim” dedim. Dört ciltlik, süratle hazırlanıyor şu an. Yani hata ihtimali çok olabilir, harflerde hata olabilir, kelimelerde hata olma ihtimali var, açıklamalarda olmuş olabilir, insanlık hali. Ama genelinde yüzde 99,99 tamam yani. Ama ben çok titiz olduğum için iyi incelenmesini istiyordum, redaktör bakıyordu, onu kaldırdık şu an. Bu şekilde basacağız.

 

(Suudi Arabistan öncülüğünde bazı Körfez ülkelerinin Katar’a ambargo uygulama kararının ardından Türkiye’nin gıda takviyesi Birleşik Arap Emirlikleri’ni rahatsız etti. Söz konusu ülkeler Katar’a askeri ve insani ihtiyaçları taşıyacak olan gemilerin Süveyş Kanalı’ndan geçişini engellemek için hukuki yolları araştırmaya başladılar.)

Hayırdır inşaAllah. Kardeşim orada çoluk çocuk, kadınlar var aç bırakacaksınız, sen ne yaptığını zannediyorsun? Bu yöntem mi şu? Oturur masada halledersin. Bakın, yine Mehdiyet. Yine Mehdiyet’e ihtiyaç var, yine İsa Mesih’e ihtiyaç var.

 

“Ben boyutlar hakkında bilgi almak istiyorum, ismim Saliha.”

Şimdi biz kaç boyutluyuz? Şu elips ekrana bakıyoruz bir en var bir de boy var. Derinlik var gibi görünüyor ama aslında belli iki boyutlu olduğu belli. Üçüncü boyut bizi bayağı net seyrediyor şu an üçüncü boyutta olanlar yani onların önündeyiz şu an. Bir de üçüncü boyuttakilerle doğumumuz ve ölümümüz de onların gözünün önünde Allah’ın dilemesiyle doğum ve ölüm. Üçüncü boyut tabii bu Allah’ın dilemesiyle Allah’ın istediğine gösterebileceği bir durum. Mesela Peygamberine gösteriyor Allah. İkinci boyuttan çıkarıyor üçüncü boyuta geçiriyor gelmişi geleceği tek bir an olarak görebiliyor bir an olarak.

 

“Neden halkın sorularını yanıtlamaya karar verdiniz?”

Hoşuma gidiyor. Onların nelere dikkat çektikleri, neleri önemsedikleri, neleri araştırdıkları toplumdaki genel kanaati öğrenmemi sağlar. Genel kültür durumunu, genel anlayışı yansıtır. Onun için ben zaten birisiyle karşılaştığımda hep bana soru sormasını isterim. Merak, araştırma, inceleme güzel bir şey. Kardeşlerimizin sorularından onların kişiliğini de anlamış oluyorum. Neleri merak ettiklerini, toplumda nelerin önemli görüldüğünü de görmüş oluyorum.

 

“Sizi neden bu kadar çok seviyorlar?”

Samimiyim ondan seviyorlardır. Bir de diğergamım yani kendim için yaşamıyorum sevdiklerim için yaşıyorum bu alışılmış bir şey değil. Ve bir de tutkudan, aşktan delicesine haz duyuyorum, sevgiden çok şiddetli haz duyuyorum bunun da etkisi vardır. Allah’ı çok seviyorum her şeyin üstünde bunun çok etkisi vardır.

 

“Gördüğüm en şık giyinen insansınız bu şıklığı nasıl sağlıyorsunuz?”

Bir kere Allah, Cenab-ı Allah “Mescitlere giderken en güzel kıyafetlerinizi giyinin” diyor Allah, ayette teşvik ediyor. Bir kere Allah’ın emri bu bir. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Allah nimetini kulunun üstünde görmek ister” bu iki, hadis olarak. Üç, ben belirli bir topluluğun, belirli bir arkadaş grubunun ağabey olarak gördükleri bir insanım. Tabii ki Müslüman olarak da ayrıca her yönüyle örnek olmak durumundayım. Güzel kıyafet, güzel söz, güzel yiyecekler, güzel evler her şey Müslümanın özelliği. Cennet de güzel, cennet kıyafetleri güzel, biz de cennette güzel olacağımıza göre cenneti burada başlatmak en doğrusu olur adeta diyelim.

 

“Bende unutkanlık çok fazla başladı. Acaba unutkan olmamak için ne gibi bir çözüm getirebilirsiniz?”

Unutkan olman iyi kafan dinlenir. Vücudun kendini savunmasıdır unutkanlık. Boş şeyleri insanın kafası tutmak istemez. Sürekli unutarak beyni rahatlatır, Allah’tan bir nimettir. Hiçbir şeyi unutmasan çok sıkılırsın rahatsız olursun. Çözümü dikkati keskinleştirmekle elde edebilirsin.

 

“Gençliğe yönelik olarak devlete ve hükümete ilk olarak neyi tavsiye edersiniz?”

Gençliğin iman hakikatleriyle yani Kuran mucizeleriyle, Allah’ın varlığının delilleriyle yetiştirilmesi lazım ve Darwinizm’in geçersizliğinin de Darwinizm anlatılarak açmazlarıyla beraber gençlere anlatılması gerekiyor. Yoksa bu PKK kafası, ateist kafa gittikçe yayılır Allah esirgesin. Zaten gelenekçi Ortodoks İslam’la dinsizlik muazzam yayılıyor. Mesela diyor ki adam “Annesinin bacağına insan bakamaz” diyor “baktı mı tahrik olur” diyor “dizinin üstüne.” Adamın ne dini ne imanı kalıyor. “Üç yaşında çocuğun bacağına amcası bakamaz” diyor adamın olan imanı da gidiyor. Yani bu adamların tahribatı akıl almaz oluyor. Bizler olmasak Allahualem din iman tahribatı akıl almaz boyutlarda olacaktı. Darwinizm’in de kalesi olurdu Türkiye. Ama bizim sayemizde Darwinizm yerle bir oldu.

 

“Bir sorum olacaktı, Cumhurbaşkanımızla tanışmak ister misiniz?”

Tayyip Hocamı ben severim, çok da güveniyorum, saygı duyuyorum. Fakat küfür ve dalalet, deccaliyet bunu muazzam malzeme olarak kullanır, her türlü iftirayı atabilirler, oyun oynayabilirler. Onun için ben bizim çocuklara da “Gördüğünüzde hiç gözünüzü kaçırın geçin” diyorum hiç yahut “Sadece selam verin geçin” diyorum. Akıl almaz iftiralar atarlar hem Cumhurbaşkanı’na yönelik hem bize yönelik. İşte “Adnan Hoca’yla ne konuştu, ne yaptı, neler söyledi?” İftiranın kapısı sonuna kadar açık. Küfür deccaliyet atakta bekliyor. Görevi de çok zor Tayyip Hoca’nın. Burada yapılacak olan sevenlerini artırmak, destekçilerini artırmak; iyilik yapılacaksa bu. Yoksa gidip konuşup neyi konuşacağız? Gizli bir şey olsa çok gizli bir şey olsa zaten ulaştırırız. Ama genellikle devletin istihbaratı her türlü bilgiyi sağlıyor. Ben gizli ne bileceğim de anlatacağım neyi aktaracağım yani? Ha konuşuruz görüşürüz, ahirette asıl bizim görüşeceğimiz yer, Tayyip Hocam’la ahirette görüşeceğiz. İnşaAllah cennette. Ama bu dünyada da İslam’ın hakim olması, Mehdi (as)’nin zahir olmasında Tayyip Hocam da ben de efendim Mehdiyet çizgisinde inşaAllah güzel hizmetler veririz. Fakat işte önüne gelen çekilip Tayyip Bey’le, kardeşim Türkiye 83 milyon her aklını esen gidip görüşmeye konuşmaya kalkarsa ki gidip konuşanlar da çok vaktini alıyorlar iki saat ayrılmıyor. Memleket işleriyle mi uğraşsın, bu konuyla mı uğraşsın? Ben bazen görüyorum mesela tanıdıklarım “Ya” diyorlar “gidip Tayyip Bey ile görüşeceğim konuşacağım.” Bana geldiklerinde zaten en az iki-üç saatimi alıyorlar Tayyip Hoca’ya gitseler ne yaparlar bilmiyorum bazı vakalar için söylüyorum. Kesintisiz konuşuyor nefes almadan. Şöyle bir insanın ağzını açacak bir şey söyleyecek “Evet” diyecek bile takati kalmıyor, kesintisiz konuşma. Bu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı içinde de yaygındır, bilinir bu, rahatsız edici boyutlarda olur. Tayyip Hocam’a iyilik yapacak olan vaktini almasın. Yapacaksa bolca insanlar destekçi hale getirsin, taraftarını çoğaltsın. AK Parti taraftarı değil Tayyip Hoca’nın taraftarı, bunu sağlasın yeterli.

 

“Çile ve zorluk insanları Allah’a nasıl yaklaştırır?”

İnsanlar tabii şımarmaya, gevşemeye çok yatkın. Belalar, dertler tabii çok iyi konsantre olmasını sağlar Allah’a. Öbür türlü insanlar Allah’tan uzaklaşıyorlar yani daha çok dünyayla meseleleri halletme eğilimine girerler. Ama Allah Kendine yaklaştırmak için kuluna, sevdiği kuluna, acıdığı kuluna dertler, hastalıklar verir ki Kendine yaklaşsın da cenneti kesinleşsin diye. Çünkü öbür türlü cenneti tehlikeye girebilir. Allah’ın rızasına nail olmama ihtimali var. O yüzden bu Allah tarafından bir nimet olarak sunulur. Belalar, dertler, çileler ve herkes bilir bela, dert, çileyle karşılaşan insanlar hep Allah’a daha çok yaklaşırlar, bunu bilmeyen yoktur.

 

“Allah insana neden ruhundan üflüyor ve bu ne anlama geliyor?”

Ruhundan üflemek demek Allah’ın ruhunun o insanda olması demek. Ve anlamı çok açık yani Allah o kişide tecelli etmiş oluyor, Allah’ın tecellisi olmuş oluyor. O bilinç, o varlık zaten başka türlü açıklanamaz. Allah görüyor bizim gözümüzle görür, bizim burnumuzdan aldığımız kokuyu da bilir. Bizim dokunduğumuz dokunun veyahut dokunduğumuz cismin ne olduğunu, nasıl bir kıvamda olduğunu hissetmemizde de aynısı Allah bilir. Bütün duyularımızı bilir. Bu nedir? Allah’ın ruhunu taşıdığımızı gösterir. Aynısını Allah da bilir aynısını.

 

“Allah ayetlerinde gizlinin de gizlisini bildiğini buyuruyor, gizlinin gizlisi ne demektir?”

Bilinçaltı. Mesela insanlar der ki “Ya ben yemek yemek istemiyorum” diyor ama bilinçaltında yemek yemek ister. Mesela der ki adam “Ben hiç sevmiyorum” der ama aslında seviyordur bilinçaltı. Mesela “Allah’a inanmıyorum” der ama bilinçaltında inanır ayette zaten söylüyor Allah “Zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar ettiler” diyor “aslında bilinçaltlarında kabul ettiler” diyor putperestler için de Allah onu söylüyor. Hz. İbrahim (as)’de olan olayda putperestler bilinçaltında söylüyorlar haklı olduğunu ama açık ifadede başka türlü konuşuyorlar.

 

“Şu ana kadar dünyaya gelmiş olan ve gelecek olan bütün insanlar içerisinde en mükemmeli Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’dir diyebilir miyiz?”

Tabii öyle bütün kaynaklarda o şekilde. Kuran’da öyle olduğunu anlıyoruz. Cenab-ı Allah, “Habibim” demesi zaten ifadenin şeklinden de anlaşılıyor yani coşkun bir sevgiyi ifade eden bir hitap şekli. Zaten yaşantısı, çilesi hayatından da bu anlaşılıyor, doğru.

 

“Cennette neler olacak?”

Cennette şimdi bak burada bakıyoruz tabletler var mesela şöyle bir fincan var hoşumuza gidecek bir fincan. Bunu sorsan, işte “İtalya’da usta yaptı” falan diyorlar normalde öyle zannediliyor. Beynimizin içinde oluşan bir şey bu. Hadi dışarıda olduğunu farz etsek bile, bizim bunu görmemiz mümkün değil yani dışarıda ışık yok ve renk yok. Bak dışarıda ışık yok ve renk yok. Neyi göreceksin? Beyin bunu renk ve ışık olarak yorumluyor. O zaman yaratılış kime ait? Allah’a ait, tamamen Allah’a ait. Onun için bütün eşyaları, her şeyi yaratan Allah’tır. Buradaki insanları yaratan da Allah’tır, bitkileri yaratan da Allah’tır, renklerini, parlaklığını, gölgelerini de yaratan Allah’tır. Dolayısıyla buradaki bütün detayları Allah yarattığına göre cennetteki de bütün detayları Allah yaratacak yani yaratmış hazırda şu an. Mesela şu camdan süsler dışarıda bunlar renksiz ve ışıksız, renksiz ve ışıksız. Peki, sen bunun neyini göreceksin o zaman beyin bunu bu şekilde yorumlamazsa, renk ve ışık olarak yorumlamazsa neyi göreceksin? Sırf karanlığı göreceksin. Duyu da beyine giden bir algı. Duyu diye bir şey de yok elektrik akımı geliyor sadece. Koku da öyle nasıl alacaksın öbür türlü? Beyninin içinde işte mercimek kadar yerde Allah cennet gibi bir ortam meydana getiriyor. Ha mercimek kadar mı? Belki mercimek kadar da değil.

 

“Kader konusunu anlayamadım bana anlatabilir misiniz?”

Şimdi zaman bak şimdi, şimdi bir ses duyacağız bir ses, bir daha ikisini kıyasladık. Nerede? Beynimizde. Kıyaslayınca ne oldu? Kafamızda bir inanç meydana geldi. Bu inancın adı nedir?  Zaman. Beynin yorumuna diyoruz zaman diye. Dışarıda boş uzayda zaman yoktur. Mekan da tamamen izafidir. Mesela uçsuz bucaksız evren diyoruz. Bir başkası için bizim evrenimiz toplu iğne başı kadar. Tam anlamıyla toplu iğne başı kadar bütün evren. Ama bize çok büyük geliyor. Zaman da izafidir, mekan da izafidir. Sonsuz kısa zaman içerisinde sonsuz uzun zamanı yaratmıştır Allah. Buna kader diyoruz.  Bilimsel açık net izah budur. Buna da hiç kimse itiraz edemez.

 

“Kuran’da secde ayeti geçtiği zaman secde yapmalı mıyız?”

Bir şey kaybetmeyiz. Güzel olur, bir hürmet ifadesi olur. Mesela “Onlar” diyor “Allah’ın ayetlerini duyduklarında hemen secdeye kapanırlar.” Tamam işte ayeti duymuşsun kapan gayet güzel. Açık bir farziyet var gibi de görünüyor. Çünkü “Ayetleri duyduklarında kapanırlar” diyor ayetleri duymuşsun. Tabii o anlamda söylemiyor ayet onu yani Allah’a itaat ederler, iman ederler, ne gerekiyorsa yaparlar, tereddüt etmezler o anlamlara da geliyor. Ama zahir anlamına da göre de hareket etmekte fayda var.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251647/sayin-adnan-oktarin-14-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251647/sayin-adnan-oktarin-14-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170614t_06.jpgMon, 03 Jul 2017 16:13:41 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 13 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 13 Haziran 2017

 

(Dün Bingöl’ün Genç ilçesi Yeniyazı Köyü kırsalında askeri aracın geçişi sırasında teröristlerin önceden tuzakladığı el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu Uzman Çavuş Ramazan Aydoğan şehit oldu. Bugün şehidimizin cenazesi vardı.)

Allah nurunu artırsın, çok nurlusun maşaAllah. Dünyaya kendilerini göstermeye gelir şehit. Şehit aleminden gelir şehit. Kaderde zaten orada şehit oluyor, şehit olarak duruyor. Orası boş bir yer olup da buraya geliyor değil zaten orada oluyor o, şehit aleminde olur. Ama insanlar bilmiyor onun şehit olduğunu buraya geliyor şehit olup şehit alemine geri dönüyor. Tek bir an vardır sonsuz uzun zamanlar sonsuz kısa zaman içinde bitmiştir. Öyle olunca şehit nereden gelir? Şehit aleminden gelir. Evet, Allah şahadetini mübarek etsin. Allah meşhur etsin, makbul etsin, mübarek etsin tebrik ediyoruz. Allah bizlere de nasip etsin her seferinde imreniyoruz. Elleri yüzleri de nur gibi dikkat ederseniz hepsinin şehit olacakların yüzlerinden anlaşılıyor. Görüyor musun bak yüzdeki temizliği maşaAllah. Allah annesine babasına uzun ömür versin, sabr-ı cemil. Ne mutlu annesine, ne mutlu babasına, ne mutlu sevdiklerine, ne büyük şeref bir kabadayı evladı olması bir insanın büyük güzellik, babaları da kabadayı maşaAllah. “On tane oğlum olsun onunu da gönderirim” diyor “ben de giderim” diyor “Allah için feda olsun” diyor adamın yapacağı bir şey yok PKK’nın. Köpek gibi didiniyorlar bir şey yapacaklarını zannediyorlar hiçbir şey çıkmaz.

 

Herhangi Bir Karşılık Bekleyerek Değil, İçten Gelerek, Samimi ve Allah İçin Yapılan Dua Önemlidir.

Duada samimi olmak lazım. Maaşını alıp televizyon şirketinin tavsiyesi üzerine dua değil de gerçekten içten gelerek dua etmek önemlidir. Samimi olmak önemlidir. Arkadaş izlemiyor demek ki, iftarda da sahurda da biz dua yayınlıyoruz. Gösteriş için değil Allah için, maaş için değil Allah için. Ben her kanal için söylemiyorum ama bazı kanallarda bazı hoca efendilerin samimi olduğuna inanamıyorum. Maaşını vermezsen gelmez adam, bu kadar açık isterse denesinler “para vermeyeceğiz, gelir misin?” desinler, gelmez. Böyle olmaz. Ramazanda sohbet programı sadece diğer kanallarda değil bizim kanalımızda da mükemmel icra ediliyor. İftar öncesi canlı yayında ramazan programlarımız gayet güzel, yıllardan beri geleneksel olarak devam eder. Allah’ın hükmüne uygun olarak.

 

(Cumhurbaşkanımız’ın iftarına dekolte giydiği için Hülya Avşar’a Twiter’da karşı etiket yapmışlar)

“Dekolteni Kapat” Yani ne kadar kendilerini kadınlardan üstün görüyorlar. Akıl veriyor. Halbuki o sanatçı bir insan, nasıl giyineceğine kendi karar verir. Kendini güvende görüyorsa istediği gibi de giyinir, sana mı soracak? “Dekolteni Kapat” Kapatmazsa ne olacak zorla mı kapatacaksın? İstediği de o belki de zorla kapatacağını düşünüyor, gün gelecek zorla kapatacak. Böyle bir şey olmaz. Hülya Avşar doğru olanı yapmış. Dekolte gönlünden geçti ise yakıştığını düşündü ise gayet güzel olmuş ki Türkiye’nin modern yapısına son derece uygun. İmajımız açısından da çok düzgün bir hareket, doğru yapmış tebrik ediyoruz.

 

(Sayın Devlet Bahçeli İngiltere’nin bölgedeki pozisyonuna dikkat çeken şöyle bir açılama yaptı Adnan Bey, “Türkiye’nin Ortadoğu’da ne işi var?” diyen “Doha’da ne yapacak?” tartışması çıkaran başta CHP olmak üzere malum çevrelere açıkça sormak istiyorum. Türkiye’nin bölgede pozisyon alması gözünüze batıyor da Amerika’sından, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallığına kadar birçok ülke niçin dikkatlerinizden kaçıyor? Kimlere sözcülük yapıyorsunuz? Eğer yürekli iseniz, eğer minderden kaçmayacaksanız, eğer sıkıyı görüp araziye uymayacaksanız Amerika’ya “ne işiniz var Ortadoğu’da?” deyin de endamınızı görelim. Adamsınız diyelim. CHP’nin cesareti varsa Rabia polemiğine değil emperyalizmin bölgeye kurduğu kanlı rampalara kafa yorsun, bunu dert edinsin” dedi.)

Doğru söylüyor ama İngiliz derin devleti ile mücadele için de tabii çok iyi bir Hristiyan-Müslüman ittifakı gerekiyor. Rusya ile işbirliği yapılması gerekiyor. Tayyip Hocam’ın da o yönde atakları var. Fakat Tayyip Hoca’ya sahip çıkmanın milli bir mesele olduğunu birçok insan anlayabilmiş değil. Dünyadaki tehlikeyi de görebilmiş değiller. Tayyip Hocamız’a sahip çıkmanın memleket ve bölge açısından ne kadar faydalı olacağını da akıl edemiyorlar bazı kişiler. Sen bir mili liderin etrafında toplanırsan otuz üç milyon insan, otuz üç milyon daha seksen üç milyon insan muazzam bir güç bir kişinin etrafında hangi ülke buraya gelebilir? Ama sen yarı yarıya bölünürsen adam kafa tutar. Çünkü güç bölündü diye düşünecektir. Der şöyle elliye elli olduğuna göre ben ellinin bir tarafına bir ağırlık versem eder elli beş, kırk beşi kontrol altına alırım der. Ama sen elliye elli yapmaz da yüzde yüz yaparsan ne olur? Adamın geleceği hiçbir yer kalmamış oluyor. Nefes aldırmazsın. Onun için Tayyip Hoca’yı seviyorum sevmiyorum polemiğini bırakıp doğrudan desteklenmesi gerekir, şahsını lider olarak. Parti olarak demiyorum. Bir lidere bu milletin ihtiyacı var. Lidersiz milletler hep darmadağın olur Allah esirgesin.

 

(Ankara’nın Nallıhan ilçesinde yüz kişilik bir grup, gece saatlerinde şantiye basarak Bingöl’den gelen Kürt işçilere saldırdı. Saldırı sırasında bir Şii’yi üçüncü kattan aşağı atan grup, işçilere işkence yaptıktan sonra tüm işçileri inşaat dışına çıkartarak İstiklal Marşı okuttu. Saldıran ırkçı grubun “Ülkemizden defolup gidin. Biz size yemek verdik ama siz ihanet ediyorsunuz” diye bağırdıklarını söyleyen Kürt işçilerden biri “Ben seviyorum bu ülkeyi. Kurban olurum bayrağıma. Ama bizi ülke düşmanı gibi kapıya çıkarıp İstiklal Marşı’nı okuttular” dedi.)

En şiddetli şekilde karşılık verilsin. Bir de bunu yapan adamların hepsi teşhir edilsin. Kanunda değişiklik yapılsın. Böyle münasebetsizlik yapanlar teşhir edilmeli. Önden yandan resimleri, boydan da resimleri tek tek basına dağıtılsın. Biz bunları bilelim. Bunlar FETÖ’cü mü? İngiliz derin devletinin ajanı mı? Nihat Atsız ekibinden mi? Aklı mı gitti? Sevgisiz insanlar mı? Sadece cahilliğinden mi yapıyor? Bilgisizliğinden mi yapıyor? Neden yapıyor? Bunları da araştırıp öğrenmiş oluruz. Yoksa bu adamlar kaynar. Yine bir yerlerde durur durur bir şeyler yaparlar. Bunların deşifre edilmesi lazım.

 

(Üç gün sonra komşularının evinde cesedi bulunan on yaşındaki Ceylin Atik’in ölümüyle ilgili detaylar ortaya çıktı. Başının arka bölümünde darp izi tespit edildi. Küçük çocuğun katil zanlısı kadın, küçük çocuğun kaybolduğu sıralarda sık sık dedesinin yanına giderek “Bir ipucu bulursan bana haber et. O kişiyi bulursan bana haber ver. Lime lime doğrayacağım. Bunu yapan insan olamaz.” Diyormuş. Günde on beş defa uğruyormuş. Bu yüzden kadının olabileceğini tahmin etmemişler.)

Olur mu canım? O tip şeylerde en yakın binalarda oluyor zaten. Her seferinde öyle oluyor. En yakın yerde oluyor. Fazla uzakta olmuyor. Çok uzaklarda arıyorlar. Alakasız yerlerde arıyorlar. En yakın yerde oluyor. Ve ummadık kişilerde oluyor. Şüphe üstüne hareket edilmesi lazım. Bir de ailenin kanaati önemli değil, polisin kanaati önemli. Polis de orada kim olursa olsun hepsini kuşkulu görmesi gerekir. Görmüştür de diye düşünüyorum. Zaten yakalayamazlardı öyle olmasa.

 

(Suudi Kralı Selman, Somali Başbakanı’na Katar’la ilişkileri kesmesi için seksen milyon dolar önerdi. Aksi halde yardımları kesmekle tehdit etti. Somali Başbakanı ise buna rağmen krizde tarafsız kalacağını söyledi. Suudi Arabistan’ın teklifini kabul etmedi.)

Bunlar hiç gereksiz. Hepsi kardeş, yine yardım yapıyorsa yapsın. Ne bağlantıyı kesecek? Hepsi birleşsin. Teröre karşı, kavgaya, savaşa karşı ittifak edelim. Mehdiyet’in ışığı altında hepimiz toplanalım. İsa Mesih’in ışığı altında hepimiz toplanalım. Konuyu uzatmaya gerek yok. Bak, kriz her yerden patlıyor. Mehdiyet’in eksikliği her gün buram buram çok acı bir gerçek olarak Müslümanların feryatları arasında kendini gösteriyor. Mehdiyet’in nasıl lüzumlu ve gerekli olduğunu Allah bize her Allah’ın günü gösteriyor. Nereye baksak Mehdiyet’in ihtiyacı içindeyiz, nereye baksak.

 

(Serdar Turgut bugün bir TV programında Katar’dan sonra hedefin Türkiye olacağını ve bu planın arkasında İngiltere’nin bulunduğunu anlattı. Bir buçuk ay önce “Katar’a operasyon hazırlığı var ve bunun için İngiliz MI6 ile bağlantılıyız” diyen kaynağımın dediklerini aşırı temkinden dolayı yazmadığımdan bu yana onun ve benzeri kişilerin anlattıkları hakkında daha dikkatliyim. Bölge için yeni haritaların çizilmekte olduğu şu günlerde İngiltere ile birlikte Amerika, Katar Emiri Al Thani’nin gerekirse devrilmesi için çalışıyorlar.”)

Dediği doğru. Bir an önce İslam alemi birleşmesi gerekiyor. Rusya’yı da içine alacak şekilde İslam alemini hemen birleştirelim. Mehdiyet’in dışında bir kurtuluş olmadığı belli. Adım adım Müslümanları köşeye sıkıştırıyorlar. Bak, nereye baksak, hangi habere baksak Mehdiyet’in gerekliliği ortaya çıkıyor. PKK olayına bakıyoruz Mehdiyet gerekiyor, her şeyde Mehdiyet.

 

(Katar Dışişleri Bakanı Al Sani ile görüşen İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, “Tüm devletlere durumu yatıştırmaları ve arabuluculukla hızlı bir çözüm bulmaları çağrısı yapıyorum” dedi.)

Hem ortalığı karıştıran İngiliz derin devleti hem de yatıştıran İngilizler oluyor. Allah selamet versin.

Kardeşim, tek çözüm İslam aleminin birleşmesi. Baksana, “Cemaatleri şeffaflaştıralım” vs. Gelen Müslümana giden Müslümana. Bir acayiplik var. Müslüman cemaatler, gruplar hepsi uyanıp tek bir noktada birleşip İttihad-ı İslam’ı oluşturmaları gerekiyor. Kavgaya da gerilime de gerek yok.

 

Her Görüntüyü Yaratan Allah. İnsanların Gaflet İçinde Allah'ı Unutması Mucizedir

Bütün görüntüyü O sağlıyor, bütün sesleri O sağlıyor, bütün sevgiyi O sağlıyor, bütün sevdiklerimiz O’nun görüntüsü, her beğendiğimiz O’nun görüntüsü. Bir insanın çok gafil olması gerekiyor. Yani tamamı Allah’a ait, en ufak bir şeyin sana ait değil. Ses, görüntü, duyular, algılar, kokular, güzel kokular, tatlar hepsini muntazam yaratan tek güç vardır o da Allah’tır. İnsanları gaflet içinde Allah bize gösteriyor, sakın buna kapılıp insanlar gaflete girmesinler çok büyük hata olur, çok utanırlar yani çok büyük bir rezalet olur. Sakın ha. Allah diyor ayette bak, “insanlar zalim, cahildir ve nankördür” diyor. En ziyade etraftan çok etkileniyorlar. Kardeşim şu ekrana bak ona göre hareket et. Bu ekranı sürekli Allah gösteriyor. Bütün kokuları, tatları hepsini veren de Allah. Bu ekranın dışında da bir hayat yok. Allah ile insan iç içedir zaten. Unutması; görüntüye aldanıyor görüntüdeki diğer insanlar gafletteymiş gibi gösteriliyor birçoğu oradan kaynaklanıyor.

 

Mümin Malı Mülkü ve Zenginliği Allah İçin İster.

Dua Allah tarafından mutlaka kabul edilir, ibadet olarak kabul edilir. Ama mesela sen “Ya Rabbi” diyorsun “İslam’ı dünyaya hakim et.” Eğer samimi inanıyorsan o hayat içerisinde sen onu görürsün, İslam hakim olur. Çok candan inanıyorsan. Veyahut “Ya Rabbi” diyorsun mesela “benim sözümü bütün dünya dinlesin, herkese tebliğ yapmak istiyorum.” Allah bunu yaptırıyor, bunu isterse mümin oluyor. Ama çok candan ve çok samimi istemesi lazım. Mesela zenginlik, mal istiyor Allah verir ama Allah yolunda kullanması şartıyla. Kendine kullandığı an nasıl Hz. Adem (as)’ın üzerindeki elbise bir anda sıyrıldı gitti, malı mülkü bir anda gider.

 

(“Mehdi (as)’nin talebelerinin ismi acaba Kuran’da gizli midir?” sorusuna cevap)

Olabilir tabii. Yani Kuran’da çok fazla şifre sistemi var. Olabilir. Fakat şöyle söyleyeyim. Hz. Mehdi (as)’nin bütün yaşamına ait mühim olaylar, mühim isimler de bence Kuran’ın içinde var. Yani nasıl söyleyeyim? Kuran’da mesela durduk yere Cenab-ı Allah diyor ki “Meryem’in, İsa’nın bulunduğu ev yüksek bir yerdeydi” diyor. Bir vadinin tepesinde yukarda bir yerde ama aşağısı ayrı, bir su da var, aşağısından bir su arkı var, su var. Mesela bir yerden bahsediyor ve orada ağaçlar var, hurma var, yaş hurma var. Mesela bu bir detaydır. Mesela Kehf Suresi bir mağaradalar ve “onlar mağaranın genişçe orta boşluğundaydı.” (Kehf Suresi, 17) Bu bir özel anlatımdır. Mesela Yusuf Suresi’nde iki kişi var hapse giren Yusuf (as) ile hapse giren.  Onların konumuyla ilgili anlatımlar var, onlar özel bir anlatım. Yoksa adamın ölmesi işte ölüm şekli şu bu falan yahut hapisten çıkış şekilleri yani o yanındaki kişilerin detayları gereksiz olarak hiçbir şekilde bildirilmez. Hikaye olsun diye bomboş bir şey anlatılmaz Kuran’da. Yahut Hz. Hızır (as) ’ın mesela diyor ki “kayalıkta Hızır’la buluştular” diyor kayalıkta, kayalık bir yer. İki denizin birleştiği yerde ve kayalıkta. Bu kayalık ne bu? Bu özel bir detaydır. Kayalık bir bölgeden bahsediliyor. İki denizin birleştiği yer bir kere net İstanbul. İstanbul’da kayalık olan bir yer yani jeolojik dokusu kayalardan oluşan bir yerden bahsediyor. “Orada buluştular” diyor. Net anlatımlar bunlar. Bunu niye anlatsın Kuran hiçbir amacı yoksa? Mesela iki gruptan bahsediyor Kehf Suresi’nde, iki genç grubu. Niye bahsedilsin bundan? Yani gelmiş geçmiş, kimseyi ilgilendirmez olarak bilinir. Yani bir ders mahiyeti olmasa, bir amacı olmasa anlatmaz Allah onu. İki grup. Biri Hz. Mehdi (as) grubu, biri İsa Mesih’in grubu. Mesela diyor ki “Üstlerinde cami yaptık, altlarında da bir bina.” Niye bu detay verilsin? Milyonlarca cami var niye böyle bir detay verilsin? Özel bir camiden bahsedilmiş ve özel bir bina. Diyor ki mesela “Bir duvar buldular, duvarın altında hazine vardı” diyor, duvar, yıkık bir duvar. Bu yıkık duvar özel söylenen bir şey yani yıkık duvar kimseyi ilgilendirmez normalde. Yani hiçbir amacı olmayan bir şeyi Allah söylemez, o yıkık duvardan bir amaç var. Mesela Hz. Hızır (as)’ın duvarcı ustası olduğunu söylüyor Allah, o da kasten söylenmiş bir şey. Hz. Hızır (as)’ın duvarcı ustası olması kasten söylenmiş bir şey. “Duvarın altında ikisinin hazinesi vardı” (Kehf Suresi 82) diyor. Duvarın altında ne çıkar? Mehdi (as) için gizlenen kutsal emanetler çıkar duvarın altında. Nerede? Demek ki bu duvarın altında, bir taş duvarın altında. Taş duvar. “Taş duvarın altında hazine var” diyor Allah ayette, açık açık belirtmiş oluyor, işaret. Kutsal sandığın bulunduğunda bakın görün bir duvarın altından çıkacak yani bir taş yığını mı diyelim, taştan bir oluşum mu diyelim, özel getirilmiş taşlardan oluşan bir harabe duvarın altından çıkacağı anlaşılıyor. Mesela diyor ki “ikisi birlikte bir yol tuttular.” Sonra “ikisi” diyor, yine ikisi, yine ikisi. Sürekli ikiler tekrarlıyor. Neden yapsın Allah bu ikiyi tekrar tekrar? Aynı ayetin içinde defalarca iki geçiyor bir daha iki, bir daha iki söylüyor. Bunlar özel söylenen sözler, özel işaretler. Mesela Yusuf Suresi’nde diyor ki “kovayı sarkıttı.” (Yusuf Suresi 19) diyor. Kova çok uç bir detay kova. Su kabı, kap yani en az yüz tane ismi var kova çeşidi eşyaların, en az yüz tane. Ki bildiğimiz kova da değil, birçok şey. Kova özel olarak söyleniyor kova çağına işaret etmek için. “Müjde içinde bir çocuk.” (Yusuf Suresi 19) diyor. O da özel söylenmiş bir söz. “Kardeşleri onu tanıyamadı.” (Yusuf Suresi 58) diyor mesela Yusuf Suresi’nde, bu da özel söylenmiş bir söz. Yoksa geçmiş, hikaye kitabı olarak biz yani bir hikaye kitabı değil ki Kuran. Değil mi? Bir masal kitabı alırsın masal alemi diye ama masal anlatmıyor orada Allah, mühim bir olay anlatıyor, mühim meseleler anlatıyor. Mesela Yusuf (as)’da müthiş bir hukuk bilgisi var, hukuku çok iyi kullanıyor. Mesela bu özel detay. Kardeşlerinin onu tanıyamaması. Ama o kardeşlerini tanıyor. Bu özel bir detay. Yedi yıl, yedili yıllar mesela özel bir detay. On iki mesela on ikinci sure, özel bir detay. Mesela on iki yıldız özel bir detay. Güneş, ay sembolleri veriliyor. Bütün masonik semboller var Kuran’da, masonluğun bütün sembolleri. Mesela Kabe mikap taş şeklindedir, küp şeklindedir yapımı. Ve orada da göz şeklinde taş vardır. Masonlukta da aynı göz vardır. Yani yapı itibariyle de aynı göz şeklinde yapılmış zaten dikkat ederseniz, gümüş kap içerisinde göz görünümünde. Normalde bir amacı yok o taşın. Dönme sayısının tespiti için falan diyorlar ama mantıklı bir ifade değil bu, öyle bir şey değil. Özel olarak yapılmış bir şey. Mesela Kabe’nin altında birçok hazine çıkacak, Kabe’nin altında. Süleyman duvarının altında yine hazineler çıkacak. Taberiye Gölü’nde çıkacak, Hatay’dan çıkacak, Hatay’da mağaralardan birçok kutsal bilinen eşya çıkacak eskiye ait. Mesela bak “Kasaba halkı onları konuklamaktan kaçındı.” (Kehf Suresi, 77) diyor. Mesela özel bir ifadedir bu. Onlara karşı bir tepki var. Mesela “eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirin.” (Kehf Suresi, 77)  Para almıyor, para almadan hizmet ediyor. Hz. Mehdi (as)’ın de bir vasfıdır bu, İsa Mesih’in de vasfı. Ama şu an mesela normal gelenekçi hocalar parasız pek iş yapan çok nadir oluyor. Mesela diyor ki “Musa genç yardımcısına…” (Kehf Suresi, 60) genç yardımcı niye genç özellikle desin? “Genç yardımcısı.” Adamın yaşı niye önemli olsun? Özellikle diyor Allah “genç yardımcısı.” Mesela Ashab-ı Kehf’te de özellikle “gençlerden oluşuyor” diyor. Yani yedi kişiydiler der Kuran, biter. Veyahut “insanlar, bir insan topluluğuydu, bir topluluktu, bir Müslüman topluluğuydu” der. Diyor mesela Kuran’da öyle yerler var hiç detaya girmiyor. Ama orada özellikle bu şekilde belirtiliyor.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251061/sayin-adnan-oktarin-13-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251061/sayin-adnan-oktarin-13-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170612t_08.jpgThu, 22 Jun 2017 23:46:51 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 12 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 12 Haziran 2017

 

Genç Kızlar Üzerinde "Kendine İş Bul, Koca Bul" Baskısı Çok Çirkin Bir Baskıdır

Genç kızlar yetişince annesi babası birçok yerde işte “git kendine koca bul, git kendine iş bul.” Kız çocuğu ne yapsın? Pazarda satılan bir şey değil ki bu. Nereden bulsun olacak iş mi şu? Hitap şekli ne kadar çirkin. Ve çok yaygın bu, genç kızlara ezici bir üslup kullanılıyor. Erkeklerin çalışma imkanı çok daha kolay oluyor ve hareket imkanları da çok daha kolay oluyor. Kız çocuklarının çok iyi korunup kollanması lazım. İşyerlerinde hanımlara öncelik tanınması gerekiyor. Çok iyi korunup kollanmaları gerekir. Sevgi, şefkat, saygı, hürmet gösterilmesi lazım. İffetlerine çok titiz koruyucu bir ruhla yaklaşmak lazım. Tabii ki bu nasıl olur? Güçlü bir devlet politikasıyla olur. Mehdiyet devrinde bu tam anlamıyla olacaktır, bu kolaylıkla da olur. Ama şu an teknik tedbirlerle nasıl yapılabilir ne kadar yapılabilir? Ancak tavsiyelerde bulunabiliriz. Ama Mehdiyet devrinde gürül gürül bir kadın özgürlüğü bütün dünyayı kaplayacak.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Tarabya’daki Huber Köşkü’nde sanat ve spor dünyasının önemli isimleriyle iftar sofrasında bir araya geldi Adnan Bey. Cumburbaşkanımız’ın iftarda bir konuşması vardı “Kültürü, sanatı, sporu belli kesimlerin tekelinde tutma saplantısının ülkemize hiçbir faydası olmadığı gibi tam tersine bu tavır her alanda üzüntü verici bir sığlığa yol açmıştır” dedi. “Teessürle belirtmem gerekir ki Türkiye’nin gücü ve kapasitesiyle kültür, sanat ve spor alanında bulunduğumuz yer uyumlu değildir.”)

Dedim ben Tayyip Hocam modern delikanlıdır dedim. Dediğim doğru muymuş? Çok iyi yapmış. Bunu daha da sıklaştırsın Tayyip Hocam özellikle dekolte hanımlar başı açık bu tarz da yani bu şekilde sanatçılarla sohbet etsin konuşsun. Şarkı türkü de olsun ortamda. Modern bir insan, bunu çok daha iyi vurgulasın. Çok doğru yapıyor güzel yapıyor.

Bu sözümü yapsın bunu yerine getirsin; sanat ve kalite bakanlığı. Kalite ve sanat bakanlığı. Kaliteyi yavaş yavaş yükseltecek bir çalışma hiç olmazsa adı konulmuş olur. Buna eleman da bulur bunu yapacak gönüllü çok fazla insan çıkar. Zaten bakanlık tam yetkili olsun da demiyoruz. Teşvik etsin. Teşvik ederek basına demeçler vererek kalite Türkiye’de akıl almaz yükseltilir. En büyük sorun Türkiye’de şu an kalite sorunu. Ortadoğu’nun da en büyük sorunu kalitedir. İnsanların Avrupa’ya gitmek istemesinin nedeni de kalitedir. Kalitenin yüksekliğidir.

 

(“Sosyal evrim nedir?” sorusuna cevap)

Sosyal evrim tarihin akışı, komünistlerin iddiası var o tarzda. “İlk” diyorlar “Biz Kabataş çağını yaşadık. Kadın ortaktı. Din yoktu. Aile yoktu. Devlet yoktu.” Karşı oldukları şeyleri görüyor musun bak? “Devlet yoktu” diyorlar. “Din de yoktu. Aile de yoktu.” Nereden biliyorsun? Peygamberler var o dönemde. Nasıl olmuyor yani? Olmayacak bir açıklama bu. “Kadın da ortaktı” diyor. Yani anne bacı mefhumu da yoktu diyor. Kadın ortaktı. “Sonra” diyor “toplum biraz daha ilerledi. Sonra feodal toplum oldu. Sonra sanayi devrimi oldu” diyor özetle kısaca. “Sonra da kapitalist toplum oldu. Şimdi kapitalist toplumdan ilk toplum modeline döneceğiz” diyor. Yani komünist toplum modeline. Bu modelde ne olacak diye sorduğumuzda “Bir kere din olmayacak” diyor. PKK’nın dediği gibi. “Aile olmayacak” diyor. Yine PKK’nın dediği gibi. “Ahlak olmayacak” diyor. Ahlak olmayacak. “Din aile ve ahlak bunlar olmayacak” diyor. “Devlet olmayacak” diyor. “Kadın da ortak olacak” diyor. “Yiyecek ortak olacak” diyor. Bunun adı ne? “Komünist sistem” diyor. İşte PKK’nın yapmak istediği bu. Zannediyorlar ki sadece Güneydoğu’da bir komünist devlet kurmak istiyorlar. Değil. Onlar Türkiye’yi de, Yunanistan’ı da, Rusya’yı da hepsini komünist yapmak istiyorlar. Tehlikenin büyüklüğünü anlayamadılar.

 

İnsan Samimi Olduğunda Çıkarıyla Çatışan Durumlarla Karşılaşır, Hiçbir Defasında Çıkarını Tercih Etmemek Samimiyettir

Samimiyet için, çıkarınla çatıştığında mağlup olmayacaksın. İlk alameti kendi için yaşamamaktır, samimiyetin ilk alameti, en keskin alameti. Şahsın bütün hayatını, tamamını, her şeyini Allah’a adamasıdır. Her şeyi Allah için yapmasıdır. Allah’ın rızasının en çoğunu arayarak yapmasıdır. Bunun adına samimiyet denir. Her nerede olursa olsun. Mesela okulunu seçiyor Allah’ın rızasının en çoğuna göre. Mesela bir yiyecek alacak Allah’ın rızasının en çoğuna göre. Bir iş takip ediyor, Allah’ın rızasının en çoğuna göre, her seferinde aynı ölçüyle hareket etmesi lazım.

 

İnsanların Büyük Kısmı Stres İçinde Olduğundan Uykuyu Bir Nevi Uyuşturucu Gibi Görüyorlar

Genç kızlar, çocuklar çok sıkılıyorlar. Muazzam bir stres içinde oluyorlar. Uyku bir uyuşturucu gibi oluyor, yani uyuşturucu madde gibi oluyor. Yani onu uyuşturuyor. O sıkıntılarından, acılarından kurtulmak için uyuyorlar. Ne kadar çok uyursa o kadar çok kurtulmuş oluyor. Çünkü sokağa çıktığında kimseye bakamıyor, sevgi bulamıyor. Tehlike buluyor, tehdit buluyor. Hepsi için demiyorum da bazı yerlerde, bazı kişiler için diyorum. Korkuyu buluyor, huzursuzluğu buluyor, stresi buluyor. Mağazaya giriyor yine stres, adam bir şey söylüyor, imalı bir laf sokuyor ona kendince. Çocuk ne diyeceğini şaşırıyor, o da ona tabii bir şey söylemek durumunda kalıyor.  Çirkin bir söz ediyor mesela orada asabı bozuluyor, dışarıya çıkıyor. Bir lokantaya gidiyor, garsonla karşılaşıyor, orada da yine asabı bozulacak bir şeyler oluyor. Sokakta gidiyor adam araba korna çalıyor, rahatsız etmek için veyahut arabayı üzerine sürüyor. Hakaret eden, telefon çalıyor, telefonda arkadaşı münasebetsiz bir şey söylüyor.  Yani binlerce örnek verebilirim. O sevgisizlik, o gerilim, o kendini koruma içgüdüsü onu içine kapatıyor. O zaman uyku onun en güzel dostu oluyor. Bu dünyadan kurtulmanın yolu oluyor.

 

(“Esir maddesini açıklayabilir misiniz?” sorusuna cevap)

Laboratuvarda tespit edilmiş bir madde değil. Teorik olarak bilim adamları olması gerektiğini söylüyorlar. Bediüzzaman da var diyor. Tesla falan hepsi söylüyorlar. Şu an etrafımızdaki bütün cisimler esirin şekil almasıyla biçim alıyor olabilir öyle söyleyeyim. Dağlar, ovalar, her yer, eşyalar. Esir Allah’ın aklını taşıyor yani Allah’ın ruhunu taşıyan bir madde gibi görülüyor. Cennette de mesela bir şeye emir verdiğinde derhal şekil alıyor. Dağa diyorsun ya “gel” diyorsun. Dağ esirden oluşuyorsa söz dinleyip geliyor, öyle düşünün. Bu tip bir madde. Akıllıdır esir. Son olarak bir çalışma yapıldı bilimsel bir çalışma biliyorsunuz. Gözlemlendiğini anladığında tavrı ayrı oluyor, gözlemlenmediğinde tavrı ayrı oluyor. Bu da akıllı olduğunu gösteriyor.

 

Dejavu Allah'ın İnsanlara Kaderi Hatırlatmasıdır

Paralel evren cennet, cehennem, ahiret, zer alemi. Bir tane değil paralel evren. Çok paralel evren var. O da bizim alemimizin. Diğer alemleri bilmiyoruz. Dejavu da kaderi, Allah’ı hatırlatıyor. Benim en iyi hatırladığım, bizim Ortaköy’deki evin üst tarafında bir cami varmış. Ben o camiyi hiç görmedim. Bir arkadaşım vardı. “Yukarda bizim dostlar, arkadaşlar var oraya bir gidelim” dedi. Tamam dedim. Bir merdiven aralık bir merdivenden çıktık, bayağı yüksek. Çıkmaya başlayınca caminin zemin kısmına ulaştık. Bir anda camii belirdi çok iyi hatırladım o sahneyi. Ama orada ben biriyle tartışmıştım. Aklıma geldi biriyle tartışacağım şimdi dedim. Birisi geldi adam durduk yere tartışmaya girdi. Alenen, ben daha bir şey demeden tartışma ortamı meydana getirdi ama aynısıydı. En iyi hatırladığım o dejavu. Ondan geri oluyor da böyle flu ama orada sonraki olacak olayı da hatırladım. Hem binayı hatırladım. Binayı bayağı iyi hatırladım şeklini falan netti yani. Birisiyle de o köşe kısımda tartışıyordum. Hakikaten o köşe kısımda tartıştık. Ama ben özel olarak tartışayım demedim. Adam tartıştı zaten, tartışmaya girdi direkt. Başlattı mecburen cevap verdik.

 

Kendini Tamamen Allah'a Vermiş Bir İnsana Tutkunun Kapısı Açılır

Kendini tamamen Allah’a vermiş bir insan, dünyadan tamamen çekilmiş bir insan egoistlikten vazgeçmiştir. Başka bir insan modeline girmiş oluyor. Böyle insanlarda tutkunun kapısı açılır. Sadece onlara mahsus olmak üzere. Diğer insanlara verilmez. Onun için dünyada tutkuyu bilen insan çok nadirdir, çok çok nadirdir. Kendi için yaşayan bir insana tutku verilmez. Ona kapanır o, tamamen kapanır. Sırf Allah için yaşayan, Allah’ın rızasını sürekli arayan ama Allah’ın rızasının en çoğunu arayan insanlara verilen özel bir nimettir. Onların yüzünde belirir bu. Ses tonundan, konuşmasından anlaşılır. İki tarafta o yetenek varsa iki taraf birbirini anlarlar. Kadınlarda tutkuya muazzam yetenek vardır fakat tutku duyacakları birisini bulamazlar. Tutkuyu yaşayacakları bir insanı bulamazlar. Çünkü insanların büyük bölümü egoist olduğu için, bencil oldukları için onlarda kilitlenmiş oluyor o. Dolayısıyla yaşayamazlar.

 

Bir İnsanın Yaşadığı Çile Bilinen Bir Şey Değildir. Görünürde Hiçbir Şey Yok Zannedersin O Kişi Büyük Çileden Geçiyordur

Her an olur Müslümanda çile, zorluklar olur. Bir kısmı bilinir bir kısmı bilinmez. Mesela Hz. Eyüp (as) çile çekiyordu ama zahiren anlaşılmıyordu. Hz. Musa (as) da aslan gibiydi görüntüsü, bayağı yapılı. Muazzam çile çekiyordu ama dışardan bakan anlayamazdı. Çok heyecanlı, telaşlı bir ruha sahip. Çok çabuk irrite olan bir insan. Muazzam korkular içinde yaşıyor ama dışardan baktığında anlayamazsın. Mesela hep o evleninceye kadar ve peygamberliğinin en son aşamalarına kadar hep telaş, hep gerginlik, hep heyecan içindeydi. Zibil gibi münafık vardı cemaatinde, zibil gibi çok fazla. “Ya Rabbi” diyor “ben anca kardeşime söz geçirebiliyorum” diyor artık anlayın durumu bak. On binlerce insan var. “Ben bir tek kardeşime söz geçirebiliyorum” diyor. Felaketin boyutunu anlayın. Buna rağmen yine onlara irşat yaptı, toparladı. Kendi küçük bir cemaati vardı ayrı Hz. Musa (as)’nın. O cemaat şu anda devam ediyor. Gizli bir cemaattir. Ona Kuran’da işaret edilir. Musevi bir topluluğun adaletle iş gördüğü ve adaleti temin için gayret ettiği ayette belirtilmiştir. Hz. Musa (as) tarafından hazırlanmış gizli bir topluluktur bu. Halen bu topluluk görevde, ayette belirtilen bu topluluk.

 

(Cumhuriyet Yazarı Orhan Bursalı Türkiye’de iktidar koltuğunda oturanların evrim tarafından ezilip geçileceğini iddia edilen şöyle bir yazı yazdı. “Bakın bize, iktidarda kaç yüz yıl öncesinin düşüncesi oturuyor ve toplum çarkını geriye döndürmeye uğraşıyor. Yaşadığımız derin sorunların temelinde önemli ölçüde bu var. Ancak evrim her açıdan ve çok yönlü hızla koşuyor özellikle günümüzde. Bunun önünde duracak olanlar ezilip geçilecek” dedi.)

Yok yok İslam hakim olacak. Mehdi (as) çıkacak. İsa Mesih çıkacak. Materyalizm nasıl şu an eziliyor kendisi de seyrediyordur. Sol nasıl ezildi yok oldu? Bütün Avrupa’da sol nasıl eziliyor? Türkiye’de sol nasıl yok oldu? İşte bu bizim vesilemizle oldu. Evrim teorisi ortadan kaldırıldığı için solun da ideolojik dayanağı kalmadı yerle bir oldu ve olmaya da devam edecek. Bütün dünyada sol can çekişiyor. Bunun vesilesi biziz.  Çünkü Darwinizm’i yıkınca onların asıl ana temelini yıkmış olduk. Sessiz sedasız hepsi şu an can çekişiyor. Bursalı Hoca da bunun farkında. Son bir kurtuluş olarak belki bir kurtarışı olur diye evrime yandan destek olmaya çalışmış ama ölüye destek versen de ölü ölüdür. Yapacağı bir şey yok.

 

(Katar’da yaşamını yitiren bir Suudi’nin cenazesini yasak nedeniyle akrabaları almaya gelemeyince, yüzlerce Katarlı cenazeye gitti. Doha yönetiminin cenazeyi Suudi Arabistan’a gönderme girişimi yine Suudi Arabistan tarafından engellendi. Yüzlerce Katarlı saygılarını göstermek için cenazesi defnedilen ve hiç tanımadıkları Suudi vatandaşın cenazesine katıldılar.)

Evet ama işte Müslüman alemini bak İngiliz derin devleti ne hale getiriyor? Nasıl birbirlerine düşürüyor, nasıl açmaz meydana getiriyor? Halbuki Suudi Arabistan’ı hiç ilgilendiren bir konum da yok orada. Yani talimatla olayın olduğu belli. Suudi Arabistan’ı bu beladan kurtaralım. Suudiler tertemiz Müslümanlar. Onların başına bela olmuş bir sistem var.

 

Mümin Ölüm Sırasında Hiçbir Korku ve Endişe veya Sarsıcı Olay Yaşamaz

Azrail (as) Müslümana güzel görünümlü bir insan şeklinde gelir ve yanında diğer sevdikleriyle geliyor. Yani açık ve aleni olarak canını alacağını söylüyor. Ama müminin kalbinde bir korku olmaz o an. Gayet rahattır zaten canını alması demek alıp götürüyor beraber gidiyorlar. Öyle sarsıcı, boğucu hiçbir şey olmaz Müslümanda.

Küfürde ölüm anı çok felakettir, çok rahatsız edicidir. Müminde öyle bir şey olmaz. Zaten birden görüntü netleşir hemen uyanır. Rüya gibi gördüğü elips ekran kalkar çok net bir görüntü oluşur. Orada da çok nezaketli bir şekilde Cebrail (as), işte Azrail (as) kişinin konumuna göre ama tabii asıl Azrail (as) gelir. Mesela Peygamberimiz (sav)’in vefatında Cebrail (as) de vardı. Cebrail (as), Azrail (as), Mikail (as) melekler oluyorlar durumuna göre. Ama normalde Azrail (as) olur ve yanında sevdikleri olur, daha hoşuna gitsin, onun içine huzur versin diye. Sevdikleri olur normal kalkar giderler bu kadar. Sorgulaması falan vardır müminin ama onlar usulendir çok çok kısa sürer usulendir. Yaptığı iyilikler hatırlatılır. “Bunları yaptın mı sen?” diyor Allah. “Evet yaptım Ya Rabbi. Sen zaten daha iyi bilirsin Ya Rabbi yaptım” diyor o kadar. Ve ilk sorgulandığını zannediyor.

 

Çocuklara Bir Konuyu Anlatarak Saygı Duyarak Değer Vererek Anlatmak Gerekir.

Çocuğuna dinini anlatırken onu büyük bir insan olarak görerek anlatacaksın. Saygıyla, değer vererek. Deliyle konuşur gibi değil. Hani diyor ya “bu çocuk” ne demek istiyorsun sen çocuk demekle? Aklı yok demeye getiriyorsun. Normal biri değile getiriyorsun çocuğa hakaret etmiş oluyorsun. Çocuk onu duydu mu o da ona karşı cevap verir sana. O zaman o da kendini dengesiz, o da saygı duymuyor bu sefer.  O da kendine deli modu yakıştırıldığı için onların layık olduğu şekilde karşılık vermeye başlıyor bu sefer. Halbuki çocuğa saygı duyulursa, değer verilirse çocuk da saygı duyarak, değer vererek karşılık verir.

 

(Cumhuriyet Gazetesi PKK’lılar için terörist ifadesi kullanmamaya özen gösteriyor. Son olarak Hakkari’deki PKK’lı teröristler saldırı düzenlemişlerdi. Cumhuriyet bu saldırıyı internet sitesinden “PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırı” şeklinde duyurdu ancak daha sonra durumu fark eden Cumhuriyet editörleri haber metnini düzelterek terörist ifadesini sildiler. Haber “PKK’lılarca düzenlenen” şeklinde düzeltildi.)

Ama bu çok ürkütücü. Bunu neden yaptıkları. Eğer destekliyorlarsa ve bu çok dehşet verici ve çok büyük bir suç olur. Desteklemiyorlarsa bu üslubun anlamı ne? Bence savcılık bunun üstüne gitsin. Cumhuriyet Savcılığı bunu bir suç unsuru olarak alıyor mu almıyor mu bilmiyorum ama bana göre çok garip bir durum. Gereği yapılsın.

 

(“Bir hadisin gerçek olup olmadığını nasıl anlarız?” sorusuna cevap)

İki türlü olur, biri Kuran’a uygunsa doğrudur. Mesela diyor ki Peygamberimiz (sav) “Namazı kılın, namaz kötülükleri giderir.” Kuran’a bakıyoruz uygun tamam doğru. İkincisi mesela diyor ki Peygamber (sav) “Ahir zamanda Mehdi devrinde iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak. Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek ve parlak olacak.” Bakıyoruz bilim adamlarının çektiği fotoğraflara iki uçlu bir kuyruklu yıldız var. Parlaklığı hakikaten diğer kuyruklu yıldızlardan daha fazla ve hakikaten aksi istikamete gidiyor diğer yıldızların. Doğru mu? Hadis sahih mi? Sahih. Hadisin de üstünde olay bir gerçek artık. Sahih mi de diyemeyiz. Sahih hadis de denmez buna. Sadece gerçek Peygamber (sav)’in gerçek bir sözü olmuş oluyor.

 

İsa Mesih'i Gördüğümüzde Modern, Yakışıklı Bir Delikanlı Olarak Göreceğiz.

İsa (as)’ın göğe çekilmesi belki bir saniye sürdü bir saniye sonra döndü fakat 2000 yıl geçti. 2003 yıl. Bak Tevrat’taki o kodlamada dikkat ederseniz 2003 harfte bir dikkat ettiniz mi ona? 2003 harfte birdir. Hz. İsa (as) ile ilgili zaten konular Mehdi (as) ile ve İsa (as) ile ilgili konular çıkıyor. 2003 harfte bir. Aynı kıyafetiyle, üstündeki bozuk parası biraz yanında para var madeni para. Üstündeki beylik kendi eşyaları aynası, tarağı, biraz da para. Üstündeki kıyafeti aynı orijinaldir. Her şeyi, saçı o zaman ki saçı. Ama şu an gördüğümüzde modern bir delikanlı olarak göreceğiz. Böyle bir tabiri caizse olur mu olmaz mı bilmiyorum da jön gibi böyle çok yakışıklı Avrupai bir delikanlı. Yaşı ileri olmasına rağmen çok dinç genç olacak. Mesela elli yaşındayken otuz yaşında gibi görünecek. Sarışın, gri gözlü, geniş omuzlu atletiktir İsa Mesih. Elleri uzun, ince parmakları kibar. Çok zeki, şakacı, hoş sohbet, mütevazı tatlı bir insan. Öyle enaniyet hiç. Hani insan Hz. İsa (as)’yı gelince çok acayip bir şey yapacak falan zannediyor öyle değil çok tatlı bir insandır inşaAllah.

 

Allah Her İnsana Hem Kötülüğü Hem de O Kötülükten Kurtulmanın Yolunu Öğretmiştir

Allah vahyediyor biz de iyi olanı biliyoruz, Allah kalbimize vahyeder. Hem fücuru, nefsin fücurunu Allah bize hissettiriyor hem de ondan kurtulmayı bize bildiriyor. Örneklerle de anlatılabilir. Mesela adam ters bir şey söyler adam ona küfrederek karşılık verebilir ama hemen Allah’a sığınıyor diyor ki “ben ona güzel cevap verirsem onu kazanabilirim, İslam’a yaklaştırabilirim” diyor. Nefsine hoş gelmesine rağmen nefis işte orada fücuru o şekilde emrediyor. Çirkin bir söz söyleyip deşarj olacakken yapmıyor sabrediyor güzel cevap veriyor. Onu biraz geriyor güzel cevap verirken. Ama işte o gerilmesi ona fayda veriyor. Deşarj olmuş olsa zarar verir. Bedenen, ruhen, aklen ahiret yönünden de zarar verir. Öbür türlü bedenen ruhen her yönden fayda meydana gelmiş oluyor ahireti için de.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251060/sayin-adnan-oktarin-12-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251060/sayin-adnan-oktarin-12-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170612t_10.jpgThu, 22 Jun 2017 23:35:26 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 11 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 11 Haziran 2017

 

(PKK’lı teröristler tarafından rastgele açılan ateş sonucu şehit edilen genç öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’ın babası kızını defnederken yaptığı konuşmada “Bu memleket tarihte Türk’tü şimdi de Türk kalacak. Kimse bizi yıldıramaz. Bu vatanı bölmeyi başaramayacaksınız. Ne mutlu Türk’üm diyene” sözleriyle teröre tepkisini dile getirdi. Resimleri gösterebiliriz. Şehidimiz Şenay Aybüke Yalçın ve babası.)

Baba sağlam delikanlı, maşaAllah. Allah ona uzun ömür versin, sağlık-sıhhat versin. Aslan gibi kükremiş. PKK’ya verdiği cevap çok güzel. Müslüman, muttaki, temiz bir insan. Şehidimizin şehadetini tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin, Allah meşhur etsin, Allah kabul etsin ibadetini. Ne mutlu ona. Allah diyor ayette “mutluluk içindedirler” diyor. Bizi de Cenab-ı Allah o mutluluğa gark etsin, bizlere de şehadet nasip etsin. Babaya, anneye, sevdiklerine de Cenab-ı Allah sabr-ı cemil güzel sabır nasip etsin. Sabrediyorum diyor ağlıyor dövünüyor. Öyle sabır olmaz. Ne sabrı o? O anlamamış. Şehit orada güzellik içerisinde mutluluk içinde. Senin durumun belli değil. Ağlayacaksan sen kendi haline ağla. Cennete de cehenneme de gidebilirsin. O garantilemiş cenneti. Senin durumun belli değil. Dolayısıyla şehide ağlanmaz. Şehit tebrik edilir, mübarek olması Allah’tan istenir. Yani tebrik demek Allah’tan mübarek olmasını istemektir. Tebrik-mübarek aynı kelimelerdir.

 

(Şangay İşbirliği Zirvesi’nde konuşan Rusya Liberal Demokrat Partisi Başkanı Vladimir Jirinovski, Türkiye’nin bir an önce Şangay İşbirliği örgütüne üye yapılması istedi, savundu. “Şangay’a yeni üyeleri almak için çalışmaları hızlandırmak gerekiyor. Bu bağlamda örgüte üye olmayı arzulayan Türkiye, İran ve Afganistan’ı birliğe dahil ederek bir an önce Şangay’ı genişletmek lazım” dedi.)

Doğru söylüyor tabii. Onun için törene mörene gerek yok. İran’ı almamaları zaten çok anormal bir hareket, daha hala beklemesi. Ne alakası var? İran da, Türkiye de o topluluğun içinde olması lazım Şangay’da. NATO’da da olsun Şangay’da da olsun.

 

(Jirinovski konuşmasının devamında şunları söyledi: “Afganistan konusunda da anlaşabiliriz. Tüm yabancı askeri birlikler orayı terk etsin ve Şangay polis birlikleri oraya yerleşsin. Belki böylece ülkede barış sağlayabiliriz. Çünkü 16 yıldır NATO ve Amerika orada bir şey yapamadı. Onlar ülkenin kalkınmasına da engel oluyor” dedi.)

Doğru söylüyor. Tabii Şangay’ı da kabul etmezler. İslam aleminin birleşmesi gerekiyor. Ama şöyle denebilir; İran zaten Müslüman, Rusya da bir İslam ülkesi, o anlamda derlerse olur. Şangay bir İslam Birliği’dir denmesi önemli. Bunu iyi vurgulamak lazım. Şangay’lar NATO’lar şunlar bunların hepsi Hz. Mehdi (as) gelince ortada kalmayacak. NATO ne demek? Diğer ülkelere güvensizliğin adı. Şangay ne demek? Diğer ülkelere güvensizliğin adı. Mehdiyet’te ne Şangay kalacak ne NATO. Herkes kardeş olacak, herkes birbirine güvenecek.

 

(Umre ziyaretini yapan bazı Katar vatandaşlarının Suudiler tarafından Kabe’nin de içerisinde bulunduğu Mescid-i Haram’a girişine izin verilmediği rapor edildi Adnan Bey. Böyle bir uygulama tarihte ilk defa görülüyor. Ulusal İnsan Hakları Komitesi Başkanı Ali Bin Damir El-Merri olayı, “Dini ritüellerin yerine getirilmesine ilişkin insan hakları anlaşmalarınca güvence altına alınan hakların açık bir ihlali” şeklinde yorumladı.)

Bunlar İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle olan olaylar. Müslüman Müslümanı niye sokmasın? Eğer büyük anlaşmazlık bile olsa böyle bir hakkı olmaz. Bunlar hep geçici olan kriz olayları. Mehdiyet öncesi krizler. Bunların sayısı artar artar artar ama Mehdiyet de o arada ilerler ilerler ilerler, sürekli devam ediyor ilerleme. Bak görüyorsunuz her konuşma oraya gidiyor. Mesela böyle bir krizin en çok etkileyeceği alan nedir? Mehdiyet’tir. Çünkü çözümün Mehdiyet olduğu anlaşılıyor bu durumda.

 

Dışarısı Zifiri Karanlıktır, Işık ve Ses Beynin Yani Ruhun Yorumudur.

Dışarıda ses yok. Ses sadece beyne mahsus bir şeydir yani beynin yorumudur. Dışarıda sadece dalga var, dalga olduğu iddia olunuyor o kadar. Dışarı zifiri karanlık, simsiyah karanlıktır ışık falan yok. Işık beynin yorumudur beyin böyle yorumluyor dalgayı. Işık fotonlarını bu şekilde yorumluyor oradan gelen elektrik akımını. Ve renk olarak yorumluyor. Dışarıda ne renk var, ne ışık var, ne ses var. Mutlak sessizlik ve simsiyah karanlık var. Bu beynin yorumu, beyin derken ruhun yorumu. Bunu insanlar tabii anlamazdan geliyorlar. İnsanların kendini bir uyuşturma düzeni olmuş dünyada. Yüzyıllardan beri bu sistem çalışmış. Bu nasıl olmuş? Bir mucize bu tabii. Ama Allah’ın ruhunu fark eden akıllı olan birisi için bunlar bahane olmaz, çok tehlikeli olur. Çünkü yaratılış sistemini biz tam bilmiyoruz yani Allah’ın nasıl yarattığını. Şahısları fert fert de istese yaratabilir Allah. Biz gördüğümüz görüntüden sorumluyuz, görüntüdeki adamlar diye bir iddiada bulunamayız. Yani hangisi var hangisi yok bilemeyiz. Onun için insanların Allah’ı anlamazlıktan gelmeleri hiç kimseye çirkin bir cesaret vermemesi lazım. Bir de dışarıda olan olaylar da insanlarda olumsuz etki yapmaması lazım. Kendine bakacak. Kendinde acayip olan bir şey var mı? Kendinde acayip olan hiçbir şey yok. İnsanlara baktığında ruh sahibi olanlar acayip hiçbir şeyle karşılaşmaz. Ben hiçbir şeyle karşılaşmadım, 63 yaşındayım ben görmedim öyle bir şey. Bilakis son derece mükemmel bir imtihan olduğunu gördüm. Bol nimetler içerisinde Allah’ın ilgi ve alakasını çok güçlü hissediyorum. Çok açık görülüyor herkes de görüyor. Ve muazzam bir destek sağlıyor Allah. Sadece samimi oluyorsun mesele bitiyor. 63 yaşına kadar mesela beni genç tuttu, dinç tuttu, bu çok büyük bir mucize. Etrafımda büyük bir sevgi halesi ve büyük bir insan kitlesi oluşturdu.

 

Allah’ın Lehine Düşünmemek Allah'a Karşı Büyük Ayıp Olur

‘Bir Allah var bir de ben varım’ gibi de düşünebilir kul. Çünkü imtihan bu şekilde oluyor. Toptan ekip halinde insan olmuyor. Hiç kimseden insan sorumlu olmuyor zaten, kendinden sorumlu oluyor. Tamam, görüntüde insanlar var da yani biz mutlak gerçek olarak Allah ile bağlantıdayız. Bu teknik aletler çok fazla. Arabaya mesela biniyoruz, binlerce araba yolda gidiyor, hepsinde kumanda var, pencereleri açılabiliyor. Fren-gaz pedalı var, soğutma sistemleri var, hepsinde radyo var. Allah çok detaylı düşünüyor insanları, muazzam bir konfor veriyor. Allah’ın aleyhine düşünülmesi çok çirkin çok ayıp. Çok büyük bir rezalet daha Türkçesi. Ama ‘millet yapıyor’ şu bu. Millet derken bazı kişiler yapıyor diye etkilenmek kafayı takmak çok büyük hata olur. İmtihan sistemini bilmiyor çünkü. Allah doğru söylüyor ama sistemin ne olduğu belli değil, belki hiç öğrenemeyeceğiz. Ama her dediği doğru, “Allah vaadinden dönmez” diyor, dediğini de yapıyor.

 

Dua Edince Allah Mutlaka İcabet Eder. Dua Usulen Edilmez, Samimi İstenen Her Şey Olur.

Ben kendime bakıyorum, ne istiyorsam yaptı Allah. Bir de dua, diyor ya ayette “dua edin duanızı kabul ederim, icabet ederim.” Bu doğru yani oluyor bu. Bu hayret edilecek bir şey. Ama insanlar tahmin etmiyorlar böyle bir sistemin olduğunu, çok seri olarak olur zannediyorlar. Öyle olmuyor. “Ya Rabbi, bana mal ve zenginlik ver, Senin yolunda harcayacağım” diyorsun. O zaman malı veriyor Allah, kesinlikle veriyor hayret edecek şekilde zengin oluyor şahıs. Ama bak oradaki detay çok önemli “Ya Rabbi Senin uğrunda harcayacağım” diyorsun samimi olarak. Samimi olarak onu yapacak olduğunda Allah veriyor malı. Ama Allah verip sen kendi keyfin için harcamaya kalkarsan Allah belanı verir, hastane parası da yaparsın, bela parası da olur ayrı mesele. Ama mantıksız şeyler istenmez tabii Allah’tan. Makul olan her şeyi yapıyor Allah. Ben Allah’tan isteyip de makul olup Allah’ın yapmadığı hiçbir şey hatırlamıyorum, hepsini yapıyor.

 

Allah Nitelikli Münafıkları Müslümanlara Fayda Vermesi İçin Yaratır

Mesela münafık, durduk yere adam ortaya çıktı zannediyor. Halbuki mesela bize Allah nitelikli münafık yaratıyor. Halbuki alelade münafık da yaratabilir bize de hiçbir faydası olmaz. Olur da az olur faydası. Yani niteliksiz bir münafığın faydası çok az olur. Ama Allah hayret edecek şekilde bizim ihtiyacımıza göre çok nitelikli münafık yaratıyor yani yüksek nitelikli münafık. Mesela o sayede muazzam kitaplar yazdık. Son zamanda oluşan nitelikli münafıklarla ilgili araştırmalarımız, incelemelerimiz, düşünmelerimiz sonucunda muazzam bilgilere ulaştık. Mesela İngiliz derin devletini biz anlayamazdık eğer yüksek nitelikli münafıklar olmasa. Nasıl anlayalım? Aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Ben 60 yaşına geldim haberim yoktu, anlaşılacak gibi değil. Ama münafık böyle av köpeği gibidir. Bulur hemen, nerede olduğunu bulur. Onun için münafığı olan hemen onu kendinden uzaklaştırmaya çalışmaması lazım. Onu çok önemli görüp mümkün mertebe yanında tutmaya gayret etmesi lazım Müslümanın. Ne kadar yanında tutabilirse o kadar kardır. Çünkü o kadar fazla bilgiye ulaşırsın.

 

(Diyarbakır’da iftar yemeğinden sonra zehirlenen 25 asker ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.)

O konuda sürekli bir devam var. Ona bir çözüm. Askerlerin yemeğinin çok iyi kontrol edilmesi lazım. Yemekhaneye giriş yasak olması lazım. Özel bölümlerden girilerek oraya varılması gerekiyor. Ve yemeklerin taze olması gerekir. Bayatlama ihtimaline karşı tedbir alınması lazım. Bu rahatça elde edilebilir zor bir şey değil.

 

(Körfez ülkelerinin ambargolarına rağmen Türkiye’nin yardım eli uzattığı Katar’da Türk askerleri çok seviliyor. Katar’a destek mesajlarının yayınlandığı günlerde Katarlı öğrencilerin Türk askerlerini ziyaret etiği gün çekilen fotoğraflar paylaşılmaya başlandı. Gösterebiliriz. 23 Nisan’da başkent Doha’daki Türk üssüne giden Katarlı öğrencilerin elinde Türk bayrakları vardı.)

Türk askerinin orada olması çok güzel. Bir de gereksiz bir sataşma varmış gibi görünüyor. Varsa bir hata oturup konuşulur halledilir. Bu insanlar aklı başında insanlar. Anormal bir şeyi bilerek niye yapsınlar? Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan zengin ve tertemiz Müslümanların yaşadığı ülkeler.

 

(Hakkari’de iftar saatinde Özel Harekat polisleri dua ederek orucunu açarken bir fotoğraf vardı. Diğer arkadaşları da nöbeti devralıyor. Yemekleri kuru fasulye, pilav.)

Aslan onlar, aslan. Afiyet şeker olsun. Kabadayılara Allah her türlü güzelliği nasip etsin. Onlar gerçek kabadayı ve gerçek efe. Gerçek yiğit. Onların yedikleri içtikleri helal. Hükümetimiz onların maaşına da zam versin. Yiyeceklerinin güzelliğini daha da artıralım. Banyo yapmalarını daha kolay hale getirelim. Her imkan onlara helal. Çünkü dürüstçe samimice Allah için canlarını teslim etmiş durumdalar Allah’a. Ve canı gönülden vatan müdafaasındalar. Cesaretleri mükemmel. Gayretleri mükemmel. Azimleri güzel. Tevazuları güzel. İmanları güzel. Hepsi güvenilir ve çok efendi. Aslan gibi delikanlılar. Allah onları korusun kollasın. Zafer versin. Allah İslam’ın hakimiyetinde o aslanları öncü kılsın. Vesile etsin.

 

Şeyh Nazım Hocamızın Evlatları Tertemiz, Nur Gibi İnsanlardır.

Şeyh Ahmet Yasin demek, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri demektir. Onun yaşayan bedeni. Dolayısıyla onun evlatları da Şeyh Mehmet Efendi. Şeyh Mehmet Efendi kimdir? Şeyh Nazım Hocamız’ın yaşayan bedenidir. Onlardan parça. Biz bir bütünüz. Ben de Şeyh Nazım Hocamız’ın büyük oğluyum. “Büyük oğlum” diyor bana. Öyle olunca aile içerisinde bir bütünlük var demektir. Herkes herkesin kardeşi demektir. Şeyh Mehmet Efendi’yi sevmeyeni ben de sevmem. Şeyh Mehmet Efendi’ye saygı duyana ben de saygı duyarım. Şeyh Ahmet Yasin’i sevmeyeni ben sevmem. Ona saygı duymayana ben de saygıyla değerlendirmem. Onlar için de bakış açısı aynıdır. Biz bir parçayız. Bütünüz. Aynı sülaleden gelen kardeşleriz. Onlar da hem seyit ve şeriftirler. Şeyh Nazım Hocam da hem seyit hem şeriftir. Şeyh Mehmet Efendi de doğal olarak evladı olduğu için o da seyit ve şeriftir. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da, o da hem seyit hem şeriftir. Aynı silsilenin evlatlarıyız. Din kardeşiyiz. Dava kardeşiyiz. Şeyh Nazım Hocamız’ın çocuklarıyız. Benim en sevdiğim insan Şeyh Nazım Hocamızdır. Ve herkes de onu o şekilde seviyor. Evladı Şeyh Mehmet Efendi mesela dünyalar iyisidir. Şeyh Adnan Efendi vardır. Yine Şeyh Hişam Efendi vardır. Onlar da çok severler. Onlar da evlatlarıdır Şeyh Nazım Hocamız’ın. Dolayısıyla bir bütünlük var. Bunlar dünyanın nuru olan, tertemiz insanlar bu kişiler. Şeyh Bahattin, Şeyhimiz’in küçük oğlu. Ben büyük oğluyum yalnız bak. Bunu Şeyh Nazım Hocam kendisi söyledi. O da dünyalar iyisidir. Çok neşeli, güzel huylu, çok efendidir.

 

(Birkaç gündür çok fazla yazar İngiliz derin devletinin oyunlarına karşı hükümeti ve toplumu uyaran yazılar yazıyorlar Adnan Bey. Örneğin Nuh Albayrak, hükümete yakın Star Gazetesi’ndeki yazısında İngilizlerin Osmanlı’yı savaşmadan ajanlarıyla ve istihbarat faaliyetleriyle nasıl parçaladığını anlatıp, bugün de FETÖ’yü kullanarak devşirmeleri yoluyla Türkiye’yi parçalamayı çalıştığını yazdı.)

FETÖ’sü tetösü kaldı mı Allah aşkına? Tuzla buz oldular. Tayyip Hocam “İnlerine gireceğim” dedi. İnlerine de girdi. Yalnız adamların inlerini de parçaladı. Darmakeşan oldular. Öyle bir şey kalmadı. Samimiyetsizliğin sonu budur. Sen suni mehdilik hareketi olarak ortaya çıkarsan, kendi kendine mehdi icat etmeye kalkarsan Allah başına geçirir. Üstelik de Mehdiyet’i reddederek, İsa Mesih’i reddederek mehdilik iddiasında bulunursan olacağı bu. Her sahte mehdi yerle bir olacaktır. Hiçbir sahte mehdi başarılı olmaz.  Diyor ya “Amerikano Mehdi, İngiliz ama Mehdi.” Allah’ın da görmediğini zannediyor. Sen nasıl bir Müslümansın sen? “Amerikano Mehdi çıkaracak Allah” onu da yaratan da Allah. İngiliz ama Mehdi, onu da Allah yaratıyor. Sahte mehdileri de Allah yaratır. Gerçek Mehdi (as)’yi de Allah yaratır. Ama sen sahte mehdilerin gücüne inanırsan, yenilmezliğine inanırsan çok büyük hata yaparsın. Her sahte mehdi yenilir. Her sahte mehdi yenilecektir, mağlup olacaktır.

 

İslam Alemini Birleştiren ve Hz. İsa ile Namaz Kılan Kişiye 'Allah-u Alem Mehdi' Diyebiliriz.

Mehdiyet’in delili başarıdır. Çıkar İslam aleminin tamamını birleştirir. İsa Mesih olarak bilinen birisi de gelir. Beraber namaz kılarlar. Ben o şahsa derim ki “Allahualem Mehdi.” O zaman olur. Yoksa o öbür türlü olmaz. Alametler var mı? İşte onun için diyorum. Göğsümü gere gere söylüyorum. Alametlerin hemen hemen tamamı var üstümde. Doğru. Ama bu bir şey ifade etmez. Başka insanlarda da olur bu, olabilir. Hatta daha gelişmiş şekliyle de olabilir. Bunların hiçbir iddia için bir anlamı olmaz. Allah’ın ayeti nasıl olur? İslam’ı hakim etmiş bir insanı da vesile etmiştir. Bu açık artık. Bu inkar edilecek bir şey değil. Bu nettir. Bu kişiye dese ki “Biz bunu Mehdi zannediyoruz.” Tamam haklılar. Ama yok “sırtında ben var.” İşte “bacağında ben var. O yüzden ben bu kişinin Mehdi olduğuna inandım.” Böyle bir şey olmaz. Bu Kuran’a da uygun değil. Akla da uygun değil. Hiçbir şeye uygun değil. Bir mantığı olmaz bunun.

 

Saygı Samimiyettir, Aşkın Bir İfadesidir, Derin Hürmet, Derin Değer Vermektir.

Saygı ayrı bir kavram tabii. Saygı Allah korkusu, Allah sevgisiyle olan bir şey. Saygı aşkın bir ifadesidir. Saygı deyince iki türlü anlaşılıyor. Bir, Osmanlı tarzı bir saygı vardır. Adam kapıda durur, hiç oturmaz, büyüğünün yanında oturmaz. Efendimli konuşur, sizli bizli konuşur. Gözüne bakmaz, başı yerdedir. Bu işkence, böyle bir hayat olmaz. “Bu nedir?” dediğinde “saygı” diyor. Bu bana göre bazı yerlerde ciddi bir saygısızlık. Saygıyla bunun alakası yok. Saygı; derin sevgi, derin kollama ve koruma hissine denir. Derin hürmet, derin değer verme; saygı budur. Yoksa tarihi filmlerden görüp, samimiyetsiz hareketler yapmak demek değildir. Sesini kısıyor mesela, çok yapmacık bir şekilde acayip kibarlaşıyor, kırılıp, dökülüyor. Hatta kırılıp dökülme derler. Bu çok küçük düşürücü. Bunun saygıyla alakası yok. Bu bir tiyatro. Yani bir tiyatro sanatçısı geliyor karşına, oyun oynuyor. “Ne yapıyorsun?” dediğinde, “ben saygı tiyatrosunda iyi bir aktristim” veyahut “aktörüm. Çok iyi rol yaparım, oyun oynarım” diyor. Böyle saygı olmaz. Saygı tam anlamıyla samimi bir tavırdır, samimiyettir. Samimiyet de cıvıklık anlamına gelmez. Samimiyet çok değer vermektir. Tam kendi olmasıdır şahsın. Tam içten, candan, olduğu gibi kendini göstermesidir. Hiç yalan söylememesidir.

 

(Yusuf Kaplan, Yeni Şafak’taki yazısında İngiliz derin devletine şöyle dikkat çekti. “Katar krizinin gerisinde İngilizler var. Haritaları İngilizler yeniden çiziyorlar. İhvan gibi İslami oluşumların kökünü kazıyacak. Müslümanları birbirine kırdıracak planları İngilizler geliştiriyorlar. İngilizlerin iki asırdır iki aşamalı olarak kullandıkları temel strateji şu; genelde İslamsız dünya ve İslamsız İslam. Özel de ise; İslamsız Türkiye ve Türkiyesiz İslam” dedi.)

Tam, doğru. Hoca biz geniş çaplı İngiliz derin devletine gereken cevabı verdikten sonra Yusuf Kaplan ilk aslanlardan, o ilk atak yapanlardan biri oldu. Helal olsun kardeşimize. O benim dikkatimi çekti. O cesurca İngiliz derin devletine bizden sonra tavır aldı. Biz ana kapıyı sonuna kadar açtık. Ondan sonra aslanlar, Osmanlı’nın evlatları o kapıdan çalakalem o kapıdan girdiler içeriye. Şu an her yerde İngiliz derin devleti yerden yere vuruluyor.

 

Dünya Hırsı Yapmayan Kişiyi Allah Güzellikle Yaşatır

Dünya hırsını zaten Allah mecburen gideriyor. İnsanları aciz yaratmış. Yani görüntüden ibaret zaten her şey. Hırsı şöyle olur; aklı zayıfsa hırs yapabilir. Ama hırs yaptığında da bela akıl almaz artar. Dünya hırsı yapanlar hep sinir hastası oluyorlar, ruh hastası olurlar. Ve çok başarısızdırlar. Her işleri terse gider. Sürekli Allah bela verir. Akıl almaz sıkıntılar içerisinde ölür giderler. Ama Allah’a tevekkül eden, dünya hırsı yapmayan sağlık, sıhhat, selamet içinde yaşar. Görevini güzellikle ifa eder ve güzellikle ahirete gider, cennete gider.

 

Tevekkül Eden Müslüman'ın Akli Dengesi Yerinde Olur, İşleri Hep Rast Gider.

Müslümanın konforu zaten tevekkül. Allah Müslümanlara gelecek korkusu olmamasıyla, tevekkülle sağlık, sıhhat bahşediyor. Akli dengesi güçlü olur Müslümanın o yüzden. Ruhi dengesi sağlıklı olur, sinir dengesi sağlıklı olur. Ve Allah işlerini hep rast getirtir. Ama gelecek korkusu içinde olana mesela para biriktiriyor, hastalığına harcıyor. Veyahut birisine kaptırıyor. Yani tabii ki insan para biriktirebilir ama Allah’a hizmet için olması lazım bu. İslam’a, Kuran’a hizmet için olması lazım. Şahsına, nefsine, çıkarına egoistçe bir bakışla yaklaşırsa bu genellikle hep felaketle sonuçlanır. Dikkatlice baksınlar egoist her insan hezimete uğramıştır, mutlaka acı çeker sonunda.

 

(Ümit Zileli Sözcü Gazetesi’nde Suudi Arabistan-İngiltere bağlantısına değinen şöyle bir yazı yazdı Adnan Bey; “Biliyorsunuz gericilik, yobazlık, vahşet, radikal terörizme destek, kadını adeta insandan saymamak denince akla gelen ilk ülkedir Suudi Arabistan. Bunun çeşitli kanıtlarını ta İngiliz eliyle kuruluşundan itibaren yüzlerce kez sergilemiştir de.”)

Ama bütün gelenekçi İslam böyle. Sünnilikte de Şiilikte de aynı hepsinde var. Kadınlara karşı tavır yanlış bilgi dolayısıyla bütün dünyada İslam aleminde var. Bu Mehdiyet vesilesiyle çözülecek bir hastalık rahatsızlık. Sanki Türkiye’de yok mu? Adam diyor ya üç yaşında çocuğun bacağına aklını takmış “amcası bakmasın” diyor “üç yaşında çocuğun bacağına” diyor. “Kişi annesinin diz kapağının üstüne bakmasın tahrik olur” diyor adam. “Kadının sözünün tam tersini yapın” diyor. Sünni kaynaklarda bunlar.

 

Dinsiz İnsanlardaki Namus-Aile Gibi Kavramların Olmasının da Nedeni Dindir

Adam diyor ki “Ben” diyor “dindar değilim ama ahlaklıyım” “Ne yapıyorsun?” diyor. Mesela “evlendim” diyor “eşime çok sadığım” diyor “çocuklarımı çok iyi koruyup kolluyorum, haram lokma yemiyorum” diyor “uyuşturucu kullanmıyorum” diyor. Kim öğretti bunları sana? Din öğretmiş. Dini yaşıyorsun sen işte. Mesela komünistlere falan da bakıyorum evlenmiş, eşi var, çocuklarına bayağı titiz, karısına karşı titiz, namus kavramı var, helale harama dikkat ediyor. Bunu sana kim öğretti? Din öğretmiş. Dini sen farkına varmadan bütün yönleriyle yaşıyorsun. Din sürekli hakimdir topluma. Din zayıfladı dedikleri anda bile din, en güçlü şekilde hakimdir topluma.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251059/sayin-adnan-oktarin-11-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251059/sayin-adnan-oktarin-11-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170611t_11.jpgThu, 22 Jun 2017 23:34:50 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 10 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 10 Haziran 2017

 

(Katar’ı tecrit eden ülkelerden biri olan Bahreyn’in Dışişleri Bakanı Şeyh Halit Bin Ahmet Türkiye’ye geldi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da görüştüğü Bahreyn Dışişleri Bakanı’na, Katar krizinin ramazan ayı bitmeden sonlanması gerektiğini söyledi.)

Doğru söylüyor. Hayırla bitmesi lazım. Hiç gerek yok böyle şeylere. Dedikoduyla falan hareket etmeye gerek yok. Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan. Birleşik Arap Emirlikleri bunlar muhteşem güzellikler, muhteşem insanlar, tertemiz Müslümanlar. Zengin ülkeler, Allah bereket vermiş. Kardeşiz sakın ha sakın. Kavga, gürültü, gerilim kesinlikle istemiyoruz. Bilakis birleşeceğiz kardeş olacağız. Nijerya’yı bile olayın içine dahil etmişler Katar’a karşı. Nijerya çok gariban ülke. İngiliz derin devleti bir telefon ediyor bitiyor olay. Tabii direkt telefon etmiyorlar birine telefon ettiriyorlar konu kapanıyor. Diyorlar ki işte “Tayyip Hoca’yı da beğenmiyoruz.” Kardeşim, sen ne yapıyorsun? Türkiye’nin böyle sıkışık döneminde, İslam aleminin sıkışık döneminde Müslümanlara sahip çıkan bir insan sen iftihar et, sevinç duy. Öyle kararlı bir insan var başında lider olmuş ne güzel Allah sana iyi bir lider vermiş. Artık seviyorum sevmiyorumu bırak. Devlet işinde bu konu böyle olmaz. Sevmeye sevmemeye göre değildir, devletin ali menfaatlerine göre seçersin sen cumhurbaşkanını. Sevmeyle ne alakası var? Mecbur değil ki o kendini sana sevdirmeye. Devletin ali menfaatlerine uygun mu değil mi? Uygun, bitti.

 

(Bahreyn Dışişleri Bakanı’yla görüşen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Katar’a kurulan askeri üs hakkında şunları söyledi: “Şunu özellikle vurgulamak isterim; Katar’da kuracağımız üssün amacı bütün körfez ülkelerinin güvenlik ve istikrarına katkı yapmaktır. Bu anlaşma herhangi bir körfez ülkesini de hedef almamaktadır. Bu süreç başladığında da zaten körfez içinde buna benzer sorunlar da yaşanmamıştır.”)

Özetle; Türkiye güçlü olursa hiçbir sorun çıkmaz. Türkiye çok iyi arabulucu. Güçlü olması için de güçlü, kararlı bir yönetim gerekiyor. Lideri bütün gücünle desteklersen hiçbir sorun çıkmaz. Hiçbir dünya ülkesi de yanaşamaz. Halk bir liderin etrafında birleştiyse oraya kimse yanaşmaz. Ama yok işte şu yok bu bahanelerle lideri yıpratmaya kalkarlarsa bu çok riskli olur. Böyle olmaz. Zaten yıpranmaz Allah’ın izniyle bir şey olmaz da. Bak tekrar rica ediyorum; sağ olsun, sol olsun dürüst davransınlar, vatanını milletini seven, bayrağını seven, Türkiye’nin bölünmesini istemeyen, FETÖ’ye karşı olan herkes tek bir kişide birleşmek durumunda. Öbür türlü Türkiye risk altına girer. Tayyip Hoca bayağı dürüst yaman bir delikanlı, dindar, vicdanlı da, halka son derece şefkatli davranıyor, mütevazı davranıyor hiç enaniyet kibir yapmadı mesela cumhurbaşkanı olduktan sonra. Hiç karakterinde değişiklik olmadı. Hep her zamanki Tayyip Hocamız. Öyle özel bir havaya falan hiç asla girmedi girmez de, tenezzül de etmez öyle bir şeye. Onun için öfkelenenler bir daha ellerini vicdanlarına koysunlar bu beladan kurtulsunlar. Bu öfke belasından kurtulsunlar dürüst karar versinler. Bir de hadi diyelim şeytan nefes aldırmıyor bir öfke duyuyorsun veyahut sevmiyorsun. Vatanı, milleti, devleti sevmiyor musun? “Seviyorum” diyor, bitti. Vatan, millet, devlet için bir kişinin yanında saf bağlayıp tek vücut olarak hareket etmek çok hayatidir. Ve vatanın milletin de hep lehine hareket ettiklerini de gördük.

 

Arda Turan Temiz Efendi Delikanlı. Her İnsan Bir Anlık Sinir Yaşayabilir, Hata Yapabilir.

Arda Turan, Arda çok temiz bir delikanlı, efendi bir delikanlı. Dindar olduğu için bazı kesimler onu oyuna getirmeye çalışıyorlar. Bir adam, bir arkadaş bir bey diyelim, Arda Turan’la karşılaşmış, herhalde onun bir şekilde damarına bastı yani onu sinirlendirecek bir şey yaptı. Ama bunu benim anladığım ustaca yapmış, o da herhalde yakışıksız sözler söylemiş. Boş bulunmuş olabilir delikanlı çocuk. Oruçlu ağzıyla belki uykusuzdu, belki yorgundu boş bulunup ağzından bazı sözler çıkmış olabilir. Bunu bu kadar büyütmenin alemi ne? Her insanda rastlanabiliyor ani bir sinir patlaması oluyor sonra pişman oluyor. Çok ayıp yapıyorlar. Bir anlık siniri bu derece büyütmek, tadını çıkartmak yakışık almıyor ayıp oluyor. Ya provokasyonsa bu, kasten sinirlendirildiyse. Mesela birisi önceden gitmiş sinirlendirmiştir, sonunda da o vatandaş esaslı şekilde sinirlendirmiştir, o da boş bulunup sinirlerine hakim olamamış olabilir. İnsanlık hali. Bu kadar büyük reaksiyon gösterilmesi yakışık almıyor. Önce göklere çıkarıyorlar sonra birden en aşağı tabakaya indirmeye kalkıyorlar. Bu, Türkiye’de adam harcama sistemi çok şiddetli ve güçlü çalışıyor. Bu yakışık almıyor. Arda gibi bir delikanlıyı bu memleket kolay kolay yetiştirmez. Dolayısıyla milli takımdan alınmasını ben doğru bulmuyorum, şahsım adına doğru bulmuyorum. Onun da ayrılmasına gerek yok. Meselenin tatlıya bağlanmasında fayda var diye görüyorum.

 

(Suudi Arabistan’ın haber kanallarından olan El-Arabiya’ya ait Twitter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı terör destekçisi gibi göstermeye çalışılan bir haber yapıldı. Sayın Erdoğan’ın Hikmet Yar’ın dizinin önünde oturduğu fotoğrafı paylaşıldı. El-Arabiya fotoğraf için, “Erdoğan, bölgesel askeri diktatörler ve Hikmet Yar ve Gannuşi’yle İslami bir bağlantı kurarken” yorumunu yaptı. Suudi kanalı ilk paylaştığı fotoğrafı paylaştıktan üç saat sonra yeni bir fotoğraf daha paylaştı. O fotoğrafta “Erdoğan, Kabil kasabı Hikmet Yar ve Gannuşi’yle bir araya gelerek İslamist ideolojiyi anlatıyor” şeklinde bir ifade kullanıldı.)

Çok çok ayıp yapmışlar. Ne alakası var? Biz de her türlü insanla görüşüyoruz, onun fikrini kabul ediyoruz anlamına mı gelir? Ben Mesela Musevilerle görüşüyorum, Hristiyan’la da, masonla da görüşüyorum hatta HÜDAPAR mensuplarıyla da görüşüyorum, ne demek yani fikirlerinin hepsini kabul ediyorum anlamına mı geliyor? Görüşür fikir alır, onların hedeflerini anlar, yanlış yönleri varsa onları söyler, doğruları varsa onları tasdik eder. Siyasi lider tabii herkesi tanıyacak, bu ne demek? Çok büyük hata yapmışlar çok yanlış. O hatalarını dolaylı yoldan anlatan bir yazı yazalım, bunu da yayınlatalım. Çünkü bunun bir mantığı yok. Ben mesela gidip bir komünistle görüşürüm, ateistle de görüşürüm komünist mi olmuş oluyorum, ateist mi olmuş oluyorum ben? Peygamberimiz (sav) putperestlerle görüştüğünde putperest mi oluyordu? Hristiyan’la görüştüğünde Hristiyan mı oluyordu, Musevilerle görüştüğünde, Musevilerden birçok kişiyle görüştü Musevi mi oldu? Ateşe tapanlarla görüştü, ateşe tapan mı oldu Peygamber (sav)? Bütün Mekke müşrikleriyle görüşüyordu. O putların isimleri hepsi Kuran’da geçer. O putların müntesibi olan insanların hepsiyle gece-gündüz sohbet ediyordu, konuşuyordu, tebliğ yapıyordu. Konuşmak görüşmek demek o insanların fikirlerini olduğu gibi kabul etmek anlamına gelmez. Onların doğrularını alırsın yanlışlarına da katılmazsın veyahut uyarır anlatırsın.

 

İngiliz Derin Devleti Yancılarına Müslüman Ülkeleri Hedef Gösteren Haritalar Hazırlatıp Yayarak Kamuoyu Oluşturup İslam Alemine Saldırıyor

İngiliz derin devleti zaman zaman böyle bombalanacak yerlerin haritalarını kendi ajanlarına hazırlatıyorlar, halktan biri yapmış gibi yahut sıradan bir habermiş gibi onu aralarında yayıyorlar. Yani Müslümanların hassas gördükleri noktalar, mesela nerelerin vurulması gerektiğine dair harita. Onu ajanlarına hazırlatıp sanki sıradan bir olaymış gibi sunarak zemin hazırlıyorlar. Mesela bakıyoruz ki 20 yıl sonra o haritaya yönelik operasyon yapıyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım.

Churchill Türklere karşı zehirli gaz kullanımının iyi olacağını söylüyor. Diyor ki haşa Türk milleti için: “Barbar bir kabileye karşı silahlarımızın bütün avantajlarından niçin yararlanmayalım ki?” diyor. Yani Türk milletine karşı kullanılması için. Ayrıca diyor ki Churchill: “Zehirli gaz medenileşmemiş kabilelere ve dik başlı Araplara karşı kullanılabilecek en iyi bir silahtır” diyor zehirli gaz için. Çanakkale Savaşı’nda beceremeyince bu sefer zehirli gaz denemesi yapmaya kalktılar. İngiliz askerlerine Çanakkale’de gaz maskesi dağıtıldı bütün askerlere gaz maskesi dağıttılar. Ama bizim aslanlar bastırınca silip-süpürdüler ne gaz kaldı ne toz kaldı hepsi dümdüz oldu.

 

(İngiltere’deki erken genel seçimin dikkat çekici bir diğer yanı da seçilen kadın milletvekili sayısındaki artış oldu. Resmi olmayan sonuçlara göre 196 kadın aday 650 sandalyeli parlamentoya girmeyi garantiledi. Böylece 2015 genel seçiminde ulaşan 191 kadın milletvekili sayısının da üstüne çıkılmış oldu.)

Kadın milletvekili sayısı artsın. İngiliz parlamentosunda kadın milletvekillerinin çoğalması bizim lehimize güzel. Fakat İngiliz derin devletinin kontrolü sorun. İngiliz derin devletinin yaptığı rezillikler ve deccaliyet problem. Yoksa kadın sayısı artsın diyoruz biz zaten, bütün dünyadaki parlamentolarda artsın çok çok güzel olur.

 

Sevgisizliğin Dünya Geneline Yayılmış Felaket Olduğu Görülüyor.

Her yerde bir sevgisizlik var. Bütün Avrupa’da var, Amerika’da var, Türkiye’de var, Arap ülkelerinde var. Egoistlik, bencillik, sevgisizlik bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Dolayısıyla yabancılara karşı da sevgisiz ve acımasız hatta tavırlar sergilendiğini görüyoruz. Buraya turistler geliyor, bir şey satacaksa adam en pahalı şekilde satmak istiyor. Bir yere götürecekse en pahalı şekilde götürmeye çalışıyor. Çirkin sözler ediyorlar, rahatsız ediyorlar. Ama bir tek o değil, Mısır’da falan da öyle, Arap ülkelerinde de öyle. Genellikle turistler hep gerilim içinde tedirginlik yaşıyor. İtalya’ya gidenler de öyle, “Aman cüzdanınıza dikkat edin” diyorlar, “aman şuna dikkat edin, aman buna dikkat edin.” İşte Darwinist eğitimin meydana getirdiği felaket.

 

Konuşturan Allah'tır. Samimi Olan Çok Hikmetli Konuşur.

Samimi olmamız gerekir, samimi. O anda aman samimi olayım diye uğraşacaksın. Samimiyetsiz böyle yalan söyleyerek konuşmalar, lafı kıvırmalar, sözü değiştirmeler bu olmaz. Ama tabii tehlikeli riskli bir insansa tabii ki siyaseten dikkatli konuşulur ayrı mesele. Ama dürüst samimi bir insanla konuşurken dürüst ve samimi bir üslup olması lazım. Hiçbir şeyi gizlemeden açık açık dostça, arkadaşça konuşmak lazım.

 

Dünya Hayatının Amacı Oyun ve Eğlence Değildir. Gerçek Eğlence Ahirettedir.

Allah dünya hayatına önem vermiyor. “Eğer” diyor “Oyun ve eğlence dilemiş olsaydık şanımıza uygun yapardık” diyor, cennette mükemmel yapıyor. “Buradaki gibi böyle yarım, eksik olmazdı” diyor Allah. Burada tamamen usulen “Ama adamlar, insanlar buna kapılıyorlar” diyor Allah. “Halbuki Benim rızamı arasalar Ben aslını en güzelini onlara zaten vereceğim cennette” diyor. “Ama burada kendilerine suni şeyler çıkarıp kendilerini avutuyorlar” diyor. Yanlış bir bakış açısıyla Allah’ı unutup eğlenceye dalıyorlar ama “Eğlenceleri de eğlenceye benzemiyor” diyor “böyle eğlence olmaz” diyor anlamı budur.

 

Varlığının Şuurunda Olan Bir İnsan, Allah'a Kesin Olarak İman Eder

Eğer şuurundaysa varlığının yani “Ben benim” diyebiliyorsa ki Tevrat’ta buna dikkat çekilir “Ben ben olduğum için benim, sen de sen olduğun için sensin.” Bu masonlukta da kullanılan bir açıklamadır. İnsanın kendini bilmesi hatta derler “Sen seni bilmezsen” derler değil mi? “Sen seni bil sen seni” derler. İnsanın kendini bilmesi yani şuurunda olması ruh sahibi olduğunu gösterir Allah’ın ona ruhundan üfürdüğünü, kutsal ruh, Ruh-ul Kudüs ile desteklendiğini gösterir. Böyle bir varlık zaten Allah’tan şiddetle korkar aksi hiçbir şekilde olmaz. Ruhunun varlığının farkında olan bir insan dünyada hiçbir insan Allah’ı inkar etmez bu tarzda bir insan. Mümkün değildir imkansızdır. Bilinci olup da şuurunun farkındaysa “Ben gördüğümü görüyorum, duyduğumu duyuyorum, hissettiğimin farkındayım” diyorsa dünyanın hiçbir döneminde, hiçbir tarihinde hiç kimse Allah’ı inkar edemez ve etmemiştir. Gücü takati yetmez mümkün değildir. Ama şuur kapalıysa benliğinin farkında değilse rahatça inkar edebilir. Aklı zayıftır, şuuru kapalı inkar eder çok rahat, diri diri adamın gözüne bakıyor adam inkar ediyor görmüşsünüzdür. Konuşma mantık örgüsü de çok çok bozuk oluyor. Müslümanlar da çok geriliyorlar konuşurken çok heyecanlanıyorlar kızarıyorlar falan öfkeleniyorlar. Halbuki adamın ruhu yok anlamıyorlar ölü olduğunun farkında değiller. Diri olan birisi asla Allah’ı inkar edemez. Allah’ı inkar edemediği için de mecbur olur samimi normal Müslüman olmaya. Dolayısıyla ruhu olan samimi bir insanın cehenneme gitmesi haramdır zaten böyle bir şey olmaz.

 

Zer Aleminde İnsanların Tamamı Bir Anda Yaratılmıştır ve Tüm İnsanlar Orada Allah'a Söz Vermişlerdir.

Kuran’ın başka ayetlerinde de var o “Sizi ilk yarattığımız gibi” diyor Allah. İlk yaratma zer alemindeki yaratmadır. Bütün insanlık tek bir kerede bir anda yaratılmıştır bütün kainatta yaşayan insanlar. Gelmiş geçmiş bütün insanlar Adem (as)’den kıyamette son canını verecek kişiye kadar. Kıyamette biliyorsunuz son olarak canını verecek birisi daha var. Bir de Hz. Adem (as) vardır biliyorsunuz ilk baştaki. Bu insanların tamamı bir anda Allah tarafından zer aleminde yaratılmıştır. Allah hepsine hitap etti, topladı, bir araya getirdi. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi “Evet -Bele” dediler “evet Rabbimizsin” dedi bütün insanlık. Sonra Allah müstakil sözler aldı. Mesela peygamberleri topladı bütün peygamberleri hepsi var peygamberlerin tamamı. “Ben size” dedi “bir elçi göndereceğim. Ona yardım edeceksiniz, destek olacaksınız” dedi. Peygamberimiz (sav)’e de Allah hatırlatıyor “Bak sen de vardın” diyor “seni de çağırdım, Musa’yı, İsa’yı da çağırdım. Nuh da hepsi ordaydılar” diyor peygamberlerin ulul azm peygamberler. “Ve sizden bir söz aldım Ben büyük bir söz” diyor “ve ‘bu sözümü alıp kabul ettiniz mi?’ diye sordum” diyor Allah “siz de ‘evet, aldım kabul ettim’ dediniz” diyor. Bu sözü Allah açıklıyor diyor ki “Ben bir elçi göndereceğim siz de ona yardım edeceksiniz” Peygamberimiz (sav)’e Allah bir elçi o zamanlar göndermedi kendi zamanında. Sonra kimi gönderiyor? Elçi derken nezir, dini tebliğ eden, anlatan olarak Mehdi.

 

Dinsiz İnsanların Yaşadığı Hayatın Boşluğu ve Dehşeti Müminlerin Anlayabileceği Bir Boyut Değildir.

Dinsiz için hayat çok boştur. Dinsizi biz tahayyül dahi edemiyoruz. Dinsizi de Allah konuşturur. Dinsizin açık şuuru bizim anladığımız anlamda olmaz. Açık şuur, bilincini kendi şuurunu bilir tarzda bir şuur olmuyor. O yüzden rahatça inkar ediyor. Yoksa inkar edecek gücü olmaz. Bir insan buna takat getiremez. Açık şuurla nasıl inkar etsin akıl almaz korkar, tahayyül dahi edemez. “Nasıl olur acaba?” diye düşünecek takati bile olmaz. Dolayısıyla dinsiz insanları Allah özel olarak ikinci benle konuşturur. İkinci bendedir onlar birinci bende olmazlar.

“Sadece et ve kemik kitlesi halindedirler” diyor Allah, onun görünümündedirler. Şuuru kapalı olur. Bizim anladığımız anlamda bir şuura sahip olmuyorlar. Sorduğunda tabii “Tıbben bilinci açık” derler. Ama varlığının farkında değildir. “Gördüğümü görüyorum. Benim içimde bir iç göz benim gördüğümü görüyor” tarzında bilemez. Zaten anlatılsa da dikkat ederseniz o kişiler onu kavrayamıyorlar. “Ya ne demek istiyorsun?” diyorlar. Çok ilginç “Ne demek?” diyor. Mesela “Karşıda cisim var ben de onu görüyorum” diyor “nasıl konuşuyorsun ki?” diyor “ne demek istiyorsun?” diyor. “Beyninin içinde şu an” diyorum “olur mu canım?” diyor “tamam, o karşıda sen de beynimin içinde görüntü olarak görüyorsun ama karşıdasın sen” diyor. Anlamadığı anlaşılıyor oradan, oradan da rahatça anlaşılır.

 

Müslümanların Bir Manevi Önderi Olmadığında Nasıl Büyük Sıkıntılar Yaşandığını Şu Anda Tüm Dünya Görüyor

Halk aydınlandıkça şuuruna olayın daha çok varacaklar. İslam aleminin birleşmemesinin bir felaket olduğunu mesela bak şu anda da görüyorlar Allah onu özellikle yapıyor şu an. Gördünüz, adamlar İslam ülkeleri İslam ülkelerine karşı birleşiyor birbirlerini ezmek için. Bütün İslam ülkelerinde bu şiddetli reaksiyona sebep oluyor. Şu an yer yerinden oynuyor. Mesela önce Allah, Irak ve Suriye’de Müslümanların birleşmesi için Müslümanlara işaret verdi şimdi bu işareti verdi. Bu sürekli devam edecek ve sürekli insanlar bilinçlenmeye devam edecekler. Bir süre sonra büyük olayların arkasından birleşmenin mantıklı ve doğru olacağını kabul edecekler. Dolayısıyla da bir şahıs etrafında sevgiyi anlatan, sevgiyi seven güvenecekleri bir şahıs etrafında Müslüman alemi birleşecek ittifak edecek. Bunun içinde Birleşmiş Milletler de olacak, NATO’nun da desteklediği bir kişi olacak bütün İslam ülkeleri Suudi Arabistan, Pakistan, Hindistan hepsi destekleyecek. Masonluğun desteklediği bir insan olacak, tapınak şövalyeleri de destekleyecek. Yani bütün uluslararası herkesin desteklediği bir insan olacak.

 

(Katar’a ambargo uygulayan tüm ülkelere ambargo uygulayarak hava sahasını bu ülkelere kapattığını duyuran Fas Kralı Altıncı Muhammet, “Diğerleri gibi boynuna Amerikan tasması geçirmeyen Katar’ı zalimlere yem etmeyeceğiz” açıklamasında bulundu.)

Kabadayının, yiğidin hasıymış. Tebrik ediyoruz kabadayı böyle olur. Güzel, Tayyip Hocam misali yani güzel. Amerika’nın da alakası yok Amerika zaten gariban adamın üstüne çöktüler şu anda Trump’ın. Bilmiyorum olayları takip ediyorsunuzdur şimdi onu görevden almaya hazırlanıyorlar. İngiliz derin devletinin istediklerinin birçoğunu yaptı hatta kızına homoseksüelleri bile destekletti ama adamlar bir kere kafayı taktılar ona. Onu görevden alırlar gibi görünüyor.

 

Affedici Olmak Mühim Bir İbadettir. Allah O Olayı Affetmen İçin Özel Yaratıyor

Af mühim bir ibadettir. Senin canını yakan, o insanları aksi hale getiren, seni kızdıran Cenab-ı Allah’tır zaten. Allah yaratıyor. Affetmen için yaratılıyor o olay özel meydana geliyor. O zannediyor ki rastlantı olarak, rastlantı olmuyor o. Özel yaratılır o insanlar sen de onu affettiğinde sana Allah affettirir. “Sen af yolunu benimse” diyor Allah ayette. Çünkü o zaman cennet ahlakını alamamış oluyor. Cennette rahat yaşayamaz olmaz öyle.

 

Mümin Pis Bakışı Ayırt Edecek Gibi Yaratılmıştır

Bozuk bakış; nefret dolu, kin dolu, rahatsız etmeye yönelik, sevgisiz bakış. Allah “gözlerin hain bakışını bilir” diyor. Gözünde açıkça hissedilir o nefret dolu bakış. Bunu insan bilebilir mi? Bilecek şekilde yaratılmıştır. Biz nasıl gül kokusunu, et kokusunu nasıl ayırt ediyorsak, pis bakışı da ayırt edecek şekilde yaratıldık. Hemen biliriz. Yani “Ne yapmamız gerekiyor?” dememize gerek yok. Allah hemen kalbimize onu hissettirir. Zaten münafık bir yere geldiğinde, her yer elektriklenir. O şeytanla beraber geldiği için, şeytanın ağırlığı her yeri kaplar. Müslümanlar hemen hissederler.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251058/sayin-adnan-oktarin-10-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251058/sayin-adnan-oktarin-10-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170610t_09.jpgThu, 22 Jun 2017 23:34:27 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 9 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 9 Haziran 2017

 

(Şırnak Merkeze bağlı Milli Jandarma Komando Tabur Komutanlığı Üs Bölgesi’ne PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit oldu askerlerimiz. Üç askerimiz de yaralandı.)

Allah şahadetlerini makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin. Tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin. Allah bizlere de nasip etsin. Bu kadar şehit varsa büyük bir fütuhat olacak demektir. Her seferinde böyle olmuş. İstanbul’un fethinde de önden çok fazla şehit verdik öncü kuvvetlerle ama akıl almaz şehit verildi. Birçoğu da yanarak, kızgın yağ döktüler o şekilde şehit oldular. Kabadayı ne dinler ya, kızgın yağ döktüklerini gördükleri halde dalıyorlardı yani. Ama sonunda Allah İstanbul’u hediye etti elhamdülillah. Şimdi de büyük bir fütuhat olacak, büyük bir ilerleme olacak onun alameti. Şehitsiz hiç fütuhat yok. Hiç Allah’ın adetullahında yok.

 

Şehadet İman Edenler İçin Nimettir, Güzelliktir, Şereftir.

Ebu Hureyre’den rivayet: Ebu Hureyre Peygamberimiz (sav)’in biliyorsunuz çok sevdiği sahabelerden. “Resulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu işittim” diyor. Yani kulağıyla duyduğunu söylüyor. “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki Allah yolunda şehit olup tekrar dirilmeyi” bak Peygamber (sav) söylüyor bunu, Hz. Muhammed (sav) bak, “Allah yolunda şehit olup tekrar dirilmeyi, tekrar şehit olup yine dirilmeyi, üçüncü defa yine şehit olmayı Allah’tan çok isterim” diyor. “Güzelliği defalarca yaşamak isterim” diyor. Sünen-i Nesai’de var, cilt 5-6, sayfa 104 ve 405, Sahihi Buhari ve tercümesi, 6. Cilt, sayfa 2645.

Şehitleri tebrik etmek önemli bir İslam terbiyesidir. Tebrik etmek mübarek kılmak demektir, mübarek olmasını istemek Allah’tan. Mübarek kelimesinden gelir tebrik. “Allah mübarek etsin” denir. “Şehadetini Allah mübarek etsin. Tebrik ediyorum” denir. Kendini yerlere atıyor, kafasını duvarlara vuruyor. Delirdin mi be adam ne yapıyorsun? Allah şehadetten bahsediyor, “mutludur” diyor. Sen ne yapıyorsun? Yakasını bağrını yırtıyor? Harama giriyorsun, şirke giriyorsun. Aklını başına al. Allah verir, Allah yanına şehit olarak almak istiyor. Sana mı soracak Allah? Yaratırken sana sormadı, yanına alırken de sana sormaz. Ona cennet diliyor, “Allah niye cennete götürdü?” diyor. Ne yapmasını istiyordun? Nasıl olmasını istiyordun? İstesen ne olur ayrıca yani? Allah ne derse o olur. Tebrik demek bir kimseyi eriştiği bir iyilikten dolayı “BarekAllah” diye sevincini bildirmek, yani mübarekliğini Cenab-ı Hakk’ın onu muvaffak kıldığını söyleyerek onu taziz etmek, taziz ve tahsin etmek gerekir. Beğenmek, alkışlamak ve takdir, kıymet vermek değerini, kıymetini anlatmak.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet Dairesi’ni ziyaret ederek Destimal programına katıldı. Osmanlı’da her sene Ramazan aynın on beşinci günü Topkapı Sarayı’nda Destimal töreni düzenlenirdi. O dönemde yaşayan hayırseverlere Topkapı Sarayı’ndan bir davetiye gönderilir, Peygamber Efendimiz (sav)’in Hırka-i Saadeti altın bir sandıktan çıkarılır ve sonra Destimal denilen mendiller Hırka-i Saadete dokundurularak misafirlere dağıtılırdı. Cumhurbaşkanımız da Peygamberimiz (sav)’in Hırkasını ziyaret etti.)

Ama şimdi burada yapılan bir eksiklik var. Bunun bir adet haline gelmesi lazım. Mehter takımıyla karşılasınlar Topkapı’ya gelişinde. Bunu bir şekilde çekiniyorlar herhalde bazı adamlar dedikodu falan yapar diye. Kardeşim, dedikodu olsun da öyle olsun. “Mehter takımı karşıladı” desinler. Mehterle karşılanması lazım. Ve giderken de yine mehter ile uğurlanması lazım Topkapı’ya gelişinde. Ne zaman Resululah (sav)’in Hırka-i Şerif’ini ziyarete gelirse devletin başı, -Cumhurbaşkanı ya artık Reis-i Cumhur- sen orada mehter ile karşılamıyorsun da nerede kime kullanacaksın mehteri? Sokakta öyle durduk yere mehter olmaz. Olur da asıl yakışan yer budur. Bundan sonra Cumhurbaşkanı geldiğinde Topkapı ziyaretinde Hırka-i Şerif’i ziyaretine geldiğinde mutlaka mehter takımıyla karşılansın, mehterle de uğurlansın. Mehter zaten ayakta dinlenir, oturarak dinlenmez. Yani Osmanlı adeti, bütün Osmanlı padişahları mehter çalarken hiçbir şekilde oturmuyor, ayakta durur, oturmazlar yani. Bir de Külliye’nin açılışında kullanılan o eski dönem askerlerinin kıyafetlerinin eskitilmesi lazım. Yani normal filmlerde, yabancı filmlerdeki tarzda çok usta bir görünüm verilmesi lazım, yani kıyafet gerçek görünümü verilmesi önemli.

 

(Her yıl geleneksel olarak sizin katılımınızla düzenlenen A9 TV iftarına bu yıl da birbirinden değerli konuklar katıldı. Bu özel davete İsrail ve Amerika’dan gelen Musevi ve Hristiyan din adamları, Türkiye, Süryani, Ermeni, Musevi, Rum, Ortodoks ve Katolik cemaatlerinin değerli mensuplarının yanı sıra Caferi, Alevi ve Bektaşi camialarının kıymetli isimleri, Nakşibendi, Kadiri tarikatları, Nur talebeleri, Milli Görüş Camiası, HÜDAPAR camiası da olmak üzere muhafazakar kesimin değerli isimleri, önde gelen masonlar, Türk siyasi hayatının saygın isimleri, farklı görüş ve düşüncelerden aydınlar, yabancı ülkelerin Türkiye başkonsolosları, çok sayıda akademisyen ve yine çok sayıda yerli ve yabancı gazeteci ve sanatçı katıldı. Farklı inançlara, dünya görüşlerine, siyasi partilere ve yaşam tarzlarına sahip yaklaşık yedi yüz elli kişinin katıldığı iftar daveti sizin hep eserlerinizde ve yayınlarınızda üzerinde durduğunuz sevginin, dostluğun kardeşliğin ve barışın güzel bir temsili niteliğindeydi Adnan Bey, maşaAllah.)

MaşaAllah, elhamdülillah. Bir Musevi nefreti yaydılar. Bize çocukluğumuzda anlatırlardı işte bunlar böyle çelikten tabut gibi bir şey yapıyorlar sivri iğneler var çok uzun yaklaşık elli santimlik iğneler. İçine çocuğu sokarlar kapağını da kapatırlar. Kan aşağı doğru akar bu tabut gibi şeyin. O akan kanı da alırlar hamur yaparlar ekmek. O çocuğun kanından, Müslüman çocuğun kanından ekmek yapıp yerler. Böyle anlatılırdı. Ve dünyayı fesada götürmek isteyen böyle fasit, bela arayan, hasta adamlar gibi gösterirlerdi. Onun için akıl almaz bir kitle o mazlum insanlardan hep nefret etti. Akıl almayacak şekilde nefret ettiler. Sonra gece gündüz biz anlatınca, uğraşınca bu konularla o bela azaldı azaldı azaldı çok çok azaldı şu an. Daha da iyi olacak inşaAllah.

 

(Barzani başkanlığında bir araya gelen Kürt partileri, Kuzey Irak’ın bağımsızlığı için 25 Eylül’de referandum yapılacağını açıkladılar. Başbakan Binali Yıldırım “Irak’ta bütün Iraklıların bir devlet olarak yaşamasını istiyoruz. Dolayısıyla bölgemizde yeterince sorun var. Yeni bir sorun alanı oluşturulmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu kararın da sorumsuzca olduğunu düşünüyoruz” dedi. )

Böyle bir karar alırken Birleşmiş Milletler’e danışmaları lazım. Irak hükümetinden izin almaları lazım. Türkiye’den bir olur almaları gerekiyor. Böyle riskli olur, böyle olmamış. Riskli bir şey yapıyorlar şu an. Allah esirgesin kan gövdeyi götürür. Irak hükümeti direkt saldırır. Saldırabilir çünkü “Benim ülkem bölünüyor” der, referandum bilmem ne falan dinlemez adam. Üniter bir devlet, yerle bir ederler. Edebilirler yani çok büyük iş çıkabilir, olay çıkabilir. Mutlaka bir izin alınması lazım. İlla madem böyle bir şey var, öyle bir teklif düşünceleri var legal olması için yani sorun çıkmaması için herkesin olurunu almak lazım. Bir de hadi bağımsız olduğunu düşünelim PKK ile nasıl baş edecek? Türkiye’ye baksana adamlar bayağı iş çıkarıyorlar, bayağı zorluk çıkıyor Türkiye için. Barzani nasıl baş etsin? Yerleşik bir yapı olacak askeri gücü şu bu falan belirli. Irak’ta yaşayan Arapların gönüllerini almaları lazım çok fazla Arap var orada. Türkmenler var. Bir çağıralım buraya da Barzani’yi Türkiye’ye yeniden bir konuşalım. Onun temsilcisini çağırmak lazım kendini değil de temsilci, tam yetkili bir temsilcisini. Bu riski neden göze aldılar ben bunu anlamış değilim. Niye böyle bir şeye giriyorlar? Bu konuyu bir araştıralım. Kardeşim mesela Şengal’den bile küçük bir yer Şengal PKK’yı çıkaramıyor Barzani. Bu iş çıkartır. Ama Irak hükümeti Irak bir bütün olursa PKK ile mücadele çok daha kolay olur. Bunu düşünmek lazım.

 

(AK Partili Galip Ensarioğlu, Kuzey Irak’taki referandum için “Kürdistan bölgesel yönetiminde yaşayan Kürtlerin vereceği bir karardır saygı gösterilmeli” dedi.)

Kardeşim saygısı var mı? Paramparça ederler, mahveder, ezerler. PKK’nın kontrolüne girer zannettiği gibi olmaz. Halk garibandır, mazlumdur halk. Hadi oy verdiğini düşünelim, tamam ve referandum yaptın, ayırdın, sınırları koydun, devlet ilan ettin. PKK gelir “Selamun aleyküm” diyecek. Ee? “Yönetime el koydum” diyecek ne yapacaksın? Barzani’nin mücadele edecek bir gücü yok ki adamlar it sürüsü gibi. Çok gelişmiş silahlar verdi Amerika onlara, bir gecede çöker bitirirler öyle bir konu olmaz. Saygıyla bunun alakası yok Ensari, herhalde seyit bildiğim kadarıyla Ensariler, Ensari ailesi. Hangi mantıkla bunu söyledi anlayabilmiş değilim. Onunla da bir görüşmek lazım neye göre bunu söylüyor? Oradaki insanlara acıması lazım. O statüsü belli olmayan tartışmalı bölgeler oralar hep. Türkmen bölgesi var, Arapların olduğu bölge var yani saf Kürt kardeşlerimizin olduğu bölge de değil. Nasıl kontrol altına alacaksın, ne demek? Bir kısmı da İran’a bağlanmak istiyor, nasıl yapacaksın? Çok tehlikeli olur bayağı tehlikeli. Boş yere kan akar Allah esirgesin.

 

(Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri Katar’a tavır alan dört ülke ortak bir bildiri yayınladı. Bu bildiri ile Katar’da bulunan 59 kişi ve 12 yardım kuruluşu yaptırım listesine alındı. Listede Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi de var. Kardavi Müslüman kardeşlerin dini liderlerinden birisi. Bahreyn’de ise Katar’ı desteklemeyi suç kapsamına aldı. Hapis cezası getirdi. El Cezire televizyonu da bu ülkelerde erişime kapatıldı.)

Şimdi yöntem bu değil. Birleşerek olur, birbirinizi ezerek olmaz. Suudi Arabistan nur gibi Müslümanların olduğu bir yer. Katar da nur gibi Müslümanlarla dolu, Birleşik Arap Emirlikleri de nur gibi Müslümanlarla dolu. Birleşirseniz mesele biter. Yoksa sen onu, o seni, sen onu, o seni. Böyle bir şey olmaz. Toptan yok olup gidersiniz Allah esirgesin. Böyle bir yöntem olmaz. İmam Mehdi (as)’ın çevresinde hepsi birleşecek, bu bela da son bulacak. Bu gelişmeler tabii önümüzdeki aylarda şiddetlenecek. Çok büyük olaylar olacak dedik 2017’de. Yer yerinden oynayacak, hadislere göre öyle görünüyor. Irak, Suriye kesiminde de öyle düzelme değil, daha da olaylar karmaşık hale gelecek. Rivayetler onu gösteriyor. Çok büyük çatışma bekleniyor. Melhame-i Kübra dedikleri işte olay o, ona benzer. IŞİD son atağını yapmadı. IŞİD şu an geriye çekildi sadece. Yani silahlarını, malzemelerini daha da artırdı. Adam sayısını da daha da artırdı. Çok esaslı bir çatışmaya girecekler gibi görünüyor. İşte bu Mehdiyet’le sonuçlanacak ve bir daha ne savaş, ne terör, ne anarşi, ne kavga. Allah Kendisi’yle oyun oynatmaz. O şapkalı dedeye siz söyleyin. Allah’ın gücünün farkında değil o. Sen sahte Mehdi (as) çıkaracaksın. Allah da bakacak öyle mi sadece? Öyle zannediyor. Allah’ı güçsüz zannediyor onlar. Allah paçavraya çevirir anında.

 

Tayyip Hocam'a Destek Olmak Partiler Üstü Bir Konudur.

Tayyip Hocam’la ilgili benim ikinci ricam da milletimizden. Bak diyor ki “Ben sevmiyorum.” Kardeşim sevme. Vatanını milletini sevmiyor musun? Devletini sevmiyor musun? Seviyorsun. O zaman onda ittifak ediyorsun. Sevmiyorsan yine sevme. Ama destekle. Yahut alternatif birisini söyle bize. De ki; “Falanca lider bu iş için hakikaten liyakatli. Tayyip Bey’den çok daha iyi hizmet yapar” de. Ama dürüst olacaksın. Söz bir Allah bir destekleyeceğim seni. Ama yoksa böyle biri, o zaman benim sözümü tut. “Ne yapayım, sevmiyorum?” Kardeşim vatanı, milleti seviyorsun, bayrağı seviyorsun. Allah için, vatan için, millet için Tayyip Hoca’nın şahsını desteklesin. AK Parti’yi desteklesin demiyorum. Yüzde 70-80-90 destek gerekir. İngiliz derin devletiyle o insan mücadele ediyor. Büyük bir mücadele, göğüs göğse bir mücadele var. Hem seyredeceksin hem de diyeceksin ki; “Ben o adamı sevmiyorum” diyeceksin. Yahut o kişiyi sevmiyorum diyeceksin. Bu çok ayıp. Yerine alternatifi de söylemeyeceksin. O zaman nedir zorun? Alternatif söylemiyorsan benim sözümü tut, rica ediyorum, kim olursa olsun, Allah rızası için. AK Parti’yi desteklemek durumunda da olmasınlar. Sevmiyorsa dahi desteklesinler.

 

(Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Katar’a yönelik abluka uygulayan ülkelere çağrı yaparak, yaptırımların esnetilmesi talebinde bulundu.)

Talimat İngiliz derin devletinden geliyor, Amerika uygulatıyor. Trump gittiğinde o söyledi zaten, başlayın diye. Ama onu da ablukaya aldılar. Trump’ın da korunması lazım. Trump da tertemiz bir Amerikalı, klasik Amerikalı. Yani dürüst Amerikalı. Ama yılan, çiyan üstüne çöktü öyle tipler. Onu da çok iyi korumak lazım.

 

İç Sıkıntısı Hisseden Kardeşlerimiz Bol Su İçsinler, Ilık veya Soğuk Suyla Duş Alabilirler ve Hareketli Olsunlar

Susuzluk sıkıntı verir. Vücudun alarmıdır o. Vücut bir şeyden kurtulmak istediğinde yahut bir şey eksik olduğunda onu alarmla belirtir. Sıkılma varsa vücutta su eksik demektir. İkincisi; serin suyla duş almak ferahlatır. Bir de hareketsizlik, vücudun hareket etmesi lazım. Bu endorfin salgılanıyor. Vücut canlanır. Zaten Eyüp (as) da; “Ya Rabbi ben her türlü çileye senin rızan için, senin sevgin için talibim. Ama şu an benim zikretmemi, Seni anmamı, Sana dua etmemi sıkıntının şiddeti engellemeye başladı” diyor. Yani çok şiddetli bir sıkıntı var diyor. “Bana bir şifa nasip et Ya Rabbi” diyor. Allah’tan istiyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “Su iç, ayağını depret, hareketlendir.” Bir de buradan anlıyoruz ki hareket, su ve yıkanmak. Suyla da yıkanmasını söylüyor Allah. Kuran’ın çözümü budur. Allah’ı çok sevmek, Allah’a teslim olmak. Buna rağmen yine sıkıntı olur. Dünyanın boşluğunu, dünyanın geçiciliğini, Allah’ın güzelliğini görmek için insanın buna ihtiyacı vardır. Yoksa dünyayı sever. Dünyayı sevmemesi gerekiyor. Onun için bakın her insanın kusuru olur. Dünyayı sevmesin diye Allah acz vermiştir. Akıl almaz aczler. Her tarafında bir acz. Mesela en güzel genç kıza bakarsın, her tarafı acz doludur. En yakışıklı delikanlıya bakarsın, her tarafı acz doludur. Aksi durumda dünyaya bağlanır, çok bağlanır. Sıkıntılar Allah’a çok yaklaştırır.

Kulumuz Eyyub'u da hatırla.” Diyor Cenab-ı Allah. Sad Suresi, 41. “Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diyor bak kahredici yani yüksek acı ve azap. “diye Rabbine seslenmişti.” Cenab-ı Allah diyor ki; “Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik.).” Serin su çıkıyor. Ayağını hareketlendiriyor, bayağı depretiyor yani hızlı hareketler. Oradan su çıkmaya başlıyor. Muhtemelen bir su kaynağının üstünde zaten. Cenab-ı Allah öyle yaratıyor çünkü aklın ihtiyari alınmaz. Oradan su çıkıyor. O suyu içiyor bolca. Yıkanıyor da onunla. Ve ferahlıyor.

 

Cennet ve Cehennemin Tabaka Tabaka Olması Aynı Değildir.

Yalnız cehennemin tabakalarıyla cennetinki aynı değil. Cennette herkes aynı ortamda zevk tabakaları var. Yani zevk alma gücü ayrı oluyor cennette. Herkes aynı, Peygamberimiz (sav), sahabeler, herkesle beraber sofralarda beraber. Ama zevk alma gücü takvasının gücüne göre değişiyor ama herkes kendinin karşısındaki kardeşinin aynı şekilde yaşadığını zannediyor; halbuki aynı yaşamıyorlar. Karşısındaki kardeşi eğer takvaysa o daha çok zevk alarak yaşıyor, daha çok haz alıyor Allah’ın nimetlerinden. Ama cehennemde bölümler vardır. Mesela soğuğun hakim olduğu, sadece sıcağın hakim olduğu, bir de sadece mahalleler şeklinde, cehennem mahalleleri şeklinde yerler vardır. Orada Allah’ı inkar etmiş ama kimseye bir şey yapmamış mesela “her şey tesadüf” demiş ama zarar vermemiş. Mesela zalim böyle şey yapmamış tipler varsa Allah onları kendi inandığı şekilde yaşatıyor orada. Yani boş, ruhsuz bir dünyada onu öyle yaşatıyor. Eğer Allah’ı inkar ederken mesela çok ahlaksızca, pis bir üslupla Allah’a karşı çirkin şey yaptıysa, mesela diyor ki; “her şey tesadüfle oldu, mutasyonla oldu” İşte onlarda mesela başını arkaya çeviriyor Allah. Şimdi insanın yüzü öne dönük ya, o tiplerde baş arkaya dönük yaratılıyor. Yani sırtını görüyor yüzü. Göğüs tarafını göremiyor. Yani yürümeye göre normalde arka arkaya yürüyebiliyor o zaman yürürken başı arkada olduğu için. Ne açıklaması adama sordun mu “bu niye oldu?” desen, “mutasyonla oldu” demesi gerekiyor. Mutasyona inanmıyor muydu? Tamam, “genetik hatalardan oluyor” diyor. İşte, al sana mutasyon. Allah “işte mutasyon öyle olmaz, böyle olur” diyor bela açısından mutasyon olmadığını göstermek için.

 

Cimrilik Haramdır. Allah'ın Verdiğini Dağıtmamak Kuran'a Uygun Değildir

Cimrilik haramdır. Yani birçok ayette belirtilmiştir. Allah o biriktirdikleriyle dağlanacaklarını söylüyor ayette. Yani Allah’ın verdiğini Allah’a dağıtmamak. Halbuki Allah’ın verdiği Allah’a geri iade etmesi lazım. Malını, canını hepsini Allah’a vermesi lazım. Bu konuda çok fazla ayet var. Açık aleni haramdır malı dağıtmamak, cimrilik yapmak.

 

Çocukların Erken Yaşta Yeteneklerine Göre Eğitim Almaları Faydalı Olur.

Teknik lise daha iyi tabii. Mesela elektrik bölümü olabilir. İnşaat bölümü olabilir. Çok çok güzel olur yani. Teknik liseden mezun bir genç, kendi evinde de tamirat yapabilir. Her yerde bir şeyler yapabilir. Fabrikalarda çalışabilir. İnşaat özellikle çok çok güzel olur. Sonra o çocuk, inşaat mühendisi olduğunu düşün. Muazzam bir altyapıyla inşaat mühendisi olmuş oluyor. Çok güzel. Mesela elektrik lisesinde okuyan bir çocuk, elektrik mühendisi olduğunda müthiş bir birikim olmuş oluyor. Lise dört yıl desek, yabancı dille beraber. Dört yıl eğitim almış bir insan. Dört yıl da üniversiteye eğitimi, sekiz yıl. Muazzam bir eğitim demektir. Erkenden başlaması çok doğru. Mesela tıp liseleri de olması lazım. Tıp. Lisede başlayacak tıp bilgisi. Yani iyi bir sağlıkçı olarak yetiştirirler lisedeyken. Acil her şeye bakabilecek gibi. Ama devam ettiğinde doktor olarak devam eder. Doktorluk yapar. Tıp fakültelerine devam eder. Dört yıl lise, beş yıl da tıp yani altı yıl. On yıl. Muazzam bir eğitim.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251057/sayin-adnan-oktarin-9-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251057/sayin-adnan-oktarin-9-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170609t_10.jpgThu, 22 Jun 2017 23:34:02 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 7 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 7 Haziran 2017

 

(Bugün Van Başkale’de PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada 1 askerimiz şehit oldu. Uzman Çavuş Sabri Eryeler.)

Kabadayıyı göreyim. Sabri, Allah’ın aslanı, Allah sana güzellik vermiş, nimet vermiş nimetten dolayı seni tebrik ediyorum. Allah mübarek etsin şehadetini. Annene babana ne mutlu. Ne mutlu da sana. Allah diyor “mutluluk içindedirler” diyor. Seninle övünüyoruz iftihar ediyoruz. Allah annene babana uzun ömür versin, sağlık sıhhat afiyet versin. Güzel bir sabır, hayırlı bir sabır nasip etsin. Cennet kuzusu olmuşsun ramazan ayında. Ne güzel ne güzel ne güzel. Şehitlerin en hoşuna giden şehadetten sonra müminlerin onları övmesi. Sırf bunu görmek için geri gelmek istiyorlarmış. En sevdikleri bu. Biz de sizi övüyoruz siz bizim canımızsınız. Sizinle iftihar ediyoruz, maşaAllah.

 

(İran’da bugün iki terör saldırısı düzenlendi. İlk saldırıda ülkenin parlamento binasını basan 4 terörist kadın kılığında parlamentoya girdi. Etrafa ateş açarak 7 kişiyi öldürdüler, 4 kişiyi de rehin aldılar. Bu saldırıya eş zamanlı olarak Tahran’da Humeyni Türbesi de hedef alındı. Türbenin önünde intihar saldırısı düzenlendi. İki saldırıda en az 12 kişi hayatını kaybetti, 39 kişi yaralandı. Saldırıları IŞİD üstlendi. Bu saldırı 1979 İslam Devrimi’nden sonra ilk kez parlamentonun hedef alındığı bir saldırı. IŞİD’inse ilk defa bu çapta bir eylem yaptığı söyleniyor.)

Şii kardeşlerimizin şehadetini Allah mübarek etsin, Allah kabul etsin. Ramazan ayında şehit olmak onlar için bir nimet, güzellik, hayır. Ailelerine Cenab-ı Allah sabr-ı cemil güzel bir sabır nasip etsin. Hiç etkilenmesinler, hiç umursamasınlar. Çok ahmakça, aptalca İngiliz derin devletinin bir oyunu. Katar’la İran’ı güya saf dışı edecekler, ezecekler, Müslümanlarla aralarını açacaklar, milleti birbirine düşürecekler. Eski ahmak yöntemlerle netice alacaklarını zannediyorlar. Hiç umursamasın Müslümanlar, muhatap da olmasın bu alçaklarla. Eski oyunları artık sökmez. İngiliz derin devletini buruşturulmuş kağıt gibi kenara attık. Bundan sonra itlik yapsalar da netice alamazlar.

 

(İran Devrim Muhafızları: “Tahran’daki saldırının arkasında Suudi Arabistan var.” açıklamasını yaptı. “Kimsenin şüphesi olmasın saldırının intikamını alacağız.” sözleriyle de Suudi Arabistan’ı tehdit etti.)

Hayır hayır hayır hayır Suudi Arabistan’la falan alakası yok. Oyuna getiriyorlar. Sakın ha. Suudi Arabistan’la hiçbir alakası yok. Doğrudan İngiliz derin devletinin emrindedir IŞİD. Hiç. Suudi Arabistan öyle bir şeye asla giremez girmez de yani. Bir menfaati de yok, amaç da yok. Onu söyleyen arkadaş eğer İngiliz derin devletine yardım etmek istiyorsa o ayrı mesele. Yapacağını zannetmiyorum öyle bir amacı olacağını da zannetmiyorum. Telaşla söylenmiş bir sözse çok büyük bir hata. Bilgisizlikten kaynaklanıyorsa doğrusunu söylüyorum; İngiliz derin devleti yaptı. Sakın ha. Suudi Arabistan’ın uzaktan yakından alakası yok. Suudi hükümeti öyle bir şey yapmaz. Hiçbir çıkarı faydası da yok, öyle bir yöntemi de yok onların. Sakın oyuna gelmesinler. Suudi Arabistan da nur gibi Müslüman, İran da nur gibi Müslüman. İkisi de çok güçlü, sağlıklı sıhhatli iki İslam ülkesi. İnadına, Türkiye, İran, Suudi Arabistan aniden birleşme kararı alsınlar. Yani İngiliz derin devleti kudurur tepinir yerinde. İhtiyara ters takla attırırsınız. Sakın ha, sakın oyuna gelmesinler. Çünkü çok adice oyun yani çok kötü. Çok uydurma bir oyun. Bak hemen oyuna gelenler var. “Aa” diyor, “Suudi Arabistan yapmış.” diyor. Ya kardeşim niye oyuna geliyorsun? De, “İngiliz derin devleti yaptı.” de, bak bakayım nasıl oluyorlar? Morarırlar yani. Asıl yapanı söyle. Suudi Arabistan’la alakası yok.

 

(İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif de bugün kendi talebi üzerine önceden ayarlanmamış, ani ayarlanmış bir ziyaret olarak Türkiye’ye geldi.)

Hoş gelmiş sefa gelmiş, efendim şeref vermiş. Çok iyi yapmış. Çok kötü oyun oynuyorlar. Yani en adice ve en ahmakça oyunlar. Bunlar 1800’lerde falan yaparlardı, tutuyordu o zamanlar. İnternet yok, gazeteler zayıf güçsüz, halk haberleşemiyor, telefon yok şu yok bu yok. Acayip bu oyunlarla netice alıyorlardı. Şimdi biz onlara “hoşt” diyoruz sadece. İt herifler. Hiç kimse kaale almasın.

 

(Birleşik Arap Emirlikleri Katar’a karşı sosyal medya veya herhangi bir platformda olumlu yorum yapan vatandaşlarına 15 yıla kadar hapis veya 136 bin dolar para cezası verileceğini duyurdu.)

136 bin dolar daha iyi. 15 yıl niye yatırıyor? Varsa 136 bin devlete verir devlet de istifade eder. Ama çok gereksiz. Yani böyle ani ataklar, ucuz oyunlara karşı bu tarz gereksiz refleksler anlamsız. Katar kardeş. Arap ülkelerinin tamamı kardeş. Türkiye kardeş, İran kardeş, Suudi Arabistan kardeş. Birleşik Arap Emirlikleri tertemiz insanlar, zengin, güçlü insanlar. Bu kardeşlerimizin iyiliğini, güzelliğini kıskanıyorlar. Hepsi ittifak etsin acayip bir tokat olsun İngiliz derin devletine. Hepsi alnı secdede insanlar, sakın ha.

 

Özgürlük İnsanların Bir Kere Sinir Hastası Olmasını Engeller. Gerilimi, Kasılmayı Kaldırır. Beyninin İyi Çalışmasını Sağlar.

Telif gücünü genişletir insanın, sanat gücünü genişletir. Ama özgürlük olmadığında insanlar güzel olmuyor. Mesela özgür olmayan bir kadın güzel olmaz, olamıyor güzel çok zor. Yani neşesi kaçar en başta, güzel olmak için bir gerekçe görmez. Sevmeyi ve sevilmeyi istemiyor. Bir anlamı olmuyor sevmenin sevilmenin. O yüzden fiziğine de dikkat etmiyor. Fizikleri de bozuluyor genç kızların. Birçoğu patolojik oluyor çocuklar. Yani gelişmiyor vücutları, kemik yapıları gelişmiyor, kas yapıları gelişmiyor. Yahut çok aşırı kilo alıyorlar, çok mutsuzlar. Ciltleri çok bozuk genç kızların birçoğunun. Hep mutsuzluktan. Hep neşesizlikten. Allah esirgesin bir süre sonra da tümörler oluşmaya başlıyor. İşte göğsünde tümör oluşuyor, rahminde tümör oluşuyor. Vücut direnci kaybolduğu için vücut her türlü hastalığa açık oluyor. Çoğunda enfeksiyon hastalıkları oluşuyor. Alerjiler oluşuyor mesela şiddetli alerjiler vücut direncinin düşmesinden oluşuyor alerji. İnsanlara gençlere özellikle özgürlük çok hayati. Ama tabii birisinin özgürlüğünün bittiği yerde bir başkasının özgürlüğünün başladığını bilip o nezaketi, o adabı edebi iyi bilmek lazım, nezih yaklaşmak lazım. Yani özgürüm diye mesela gece yarısı 3’te bas bas bağırıyorsa adam o olmaz. Yani özgürlükten kasıt o değil. Ama mesela şık giyinen, güzel giyinen bir hanımı rahatsız etmek, laf atmak, eleştirmek, dedikodusunu yapmak mesela bu çok vicdansızca bir hareket. Mesela makyaj yapan bir hanıma musallat olmak, dekolte niye giyiyorsun diye ona saygıya uygun olmayan tavırlar göstermek. Yahut güzelliğini kıskanıp münasebetsiz ifadelerde bulunmak. Çoğaltabiliriz.

 

“Lisedeki müdürler ya da üniversitedeki rektörler öğrencilerle neden iyi iletişim kuramıyor? Bu soruna nasıl çözüm bulabiliriz?”

Şimdi lise müdürü olmak kolay değil. Lisede gençler yeni gelişiyor, kişilikleri yeni yeni oturuyor. Hepsi mi diyelim yahut bir kısmı yeni yetişen oldukları için olgunlaşmış olmuyorlar. Olgun olmadıkları için bir kısmı saldırgan olabiliyor, asabi olabiliyor. Yani bir şeyin sonucunu pek düşünmeyecek şekilde konuşabiliyor patavatsız olabiliyor. Tehditkar olabiliyor ve en tehlikelisi saldırgan olması. Özellikle silah kullanmaya kalkması herhangi bir işte kesici alet kullanmaya kalkması. Onun için öğretmenler çok temkinli ve dikkatli oluyorlar benim gördüğüm. Müdürler daha da dikkatli oluyorlar. Önce gençlerin olgunlaştırılması lazım. Yani öğretmenleriyle, hocalarıyla, müdürüyle rahatça iletişim kuracak kültürü onlara vermek lazım. Bilenleri tenzih ediyorum da bilmeyenler için diyorum, o zaman çok rahat iletişim olur. Ama bazen müdür de çok asabi oluyor, çok sinirli adam, yani burnundan soluyor. Öyle değil. Şefkatli, merhametli, sevgi dolu müdürler olması lazım. Sevgi dolu öğretmenler olması lazım. Benim gördüğüm öğretmenler genellikle güzel ahlaklılar, yani sevgi dolu oluyorlar.

Böyle mafyamsı öğrenciler de olabiliyor bazen. Yani öğretmen tek başına onunla nasıl baş etsin? Özellikle kadın öğretmenler çok riskli konumda oluyorlar. Bunun için alınmış bir tedbir yok benim bildiğim. Halbuki her okulda mutlaka bir polis karakolu bulunması lazım. Yani iki-üç polis bir komiserden oluşan bir polis karakolu. Böyle öğretmenlerine kabadayılık yapan, münasebetsizlik yapan olursa devreye girmeleri için. Yani öbür türlü kadın öğretmenler özellikle çok büyük bir tehdit altında oluyor öyle tiplerden.

Eski kafalı hocalar olabilir halen, yani öyle öğrencilere saldırmak isteyen, geçmişinde öyle eğitilmiş öğretmenler olabilir. Ama öğrencilerden de kabadayılık özentisi içinde olan, kişilik arayan, böyle kadın öğretmenlere veyahut işte zayıf erkek öğretmenlere de saldırganca tutum gösteren öğrenciler çok oluyor. Hatta kız öğrencilerden de böyle züppe saldırgan kızlar bayağı oluyor. Bu ciddi bir risktir, yani öğretmenleri böyle bir risk içinde tutmamak lazım. Dengenin kurulması gerekiyor. Saldırgan öğretmen için de saldırgan öğrenci için de koruyucu bir birimin bulunması şart diye düşünüyorum. Her iki tarafı da sevgiyle, kardeşlik ruhuyla, dostluk ruhuyla, ilimle irfanla bezemek, eğitmek, ihya etmek hayati. Ama onun için tabii Darwinist eğitimin durdurulması lazım. Darwinist, materyalist eğitim verdikten sonra çocuğa sen “Allah’tan kork” nasıl diyeceksin? Ne diyorsun? “Tesadüfen oldun” diyorsun, sonra da “Allah’tan kork” diyorsun. Çocuk şaşırır o zaman “Sen demin Allah yok diyordun, tesadüfen olduk diyordun?” der, “Şimdi de Allah’tan kork diyorsun. Allah’ı sev, insanları sev diyorsun, ben hangisine inanayım?” diyebilir.

 

(Suudi Arabistan Katar’a beş maddelik bir liste sundu ve bunların yerine getirilmesi için 48 saat süre verdi. Şöyle: Terör örgütü olarak kabul edilen grup ve örgütlere maddi desteğe derhal son verilmesi. Yemen’deki hükümete karşı savaşan Şii milislere mali desteğin kesilmesi. İran’ın bölgedeki etkisini güçlendirme çabalarına karşı çıkması ve bu ülkeyi destekleyen tutumu terk etmesi. Hamas liderlerinin sınır dışı edilmesi. Katar devlet televizyonunun yayın politikasının değiştirilmesi ve El-Cezire kanalının kapatılması.)

Tamam da yani 48 saat çok kısa bir süre. Bir de bu insanlar bunları gerçekten yapıyor mu dediklerini, yani ispatı nedir? Veya kestiyse yani yardımı, dediklerini yaptıysa onlar nasıl bundan haberdar olacaklar? Çünkü bankaya götürüp “Götürün bunu Hamas’a verin, şunu terör örgütlerine verin.” diye para yatırdıklarını zannetmiyorum. Oluyorsa da gizli oluyordur, gizli olan bir şeyi nasıl tespit etmişler? Gizli olan bir şeyin kesildiğini nasıl tespit edecekler? Bunu açıklığa kavuşturmaları lazım. Yani bunu açıklığa kavuşturmadan ‘Hadi sizinle savaşıyoruz.’ derseler o zaman bölge kan gölüne döner. İran da Suudi Arabistan’a girer o zaman. Suudi Arabistan’da da iç ayaklanma olur. Yani her yer kan gölü, kan denizi gibi olur. Yazık olur Müslümanlara ve İslam’a, büyük bir hata olur. Katar da karşılık verecektir. Yani çünkü “Kendimizi koruyoruz.” diyeceklerdir. İran bir yandan. Amerika devreye girecektir, Rusya devreye girecek. Durduk yere bölgede çok büyük bir savaş çıkabilir.

Benim tavsiyem; itidal, sükunet, akılcı olaylara yaklaşmak, daha geniş süreler vererek istenenlerin olup olmadığını nasıl tespit edeceklerini önce ortaya koymaları. Sonra da makul istekleri, bu isteklerin yerine geldiğini anladıklarında kardeş olmanın, dost olmanın yolunun sonuna kadar açık olduğunu vurgulamaları lazım. Dolayısıyla şu anki agresif ani atak çok büyük bir hata. 48 saat ne demek? Hayır tespit etmesi de mümkün değil. Yani şöyle olması lazım; 48 saat içinde bunlar sürekli para akıtıyordur, yani yağmur gibi su gibi akıyordur paralar, o arada kesecek parayı. Yani paranın kesildiğini nereden anlayacaksın? Paranın verildiğini nereden anladın? Yani bunların açıklığa kavuşturulması lazım. Haklı yönleri var doğru ama usul böyle olmaz. İtidalle, sükunetle akılcı yaklaşılması lazım. Ve ani atak. Amerika ziyaret etti Suudi Arabistan’ı Trump. Kim bilir ne dediyse, ona kimler ne dediyse. Yani İngiliz derin devleti devrede. Casuslarını gönderiyor, adamlarını gönderiyor, etkilediği kişileri gönderiyor, siyasileri gönderiyor. Yahut dolaylı yoldan gönderiyor. Yılanlar çiyanlar ortada sürekli bir kaynama halindeler. Yani Allah muhafaza eğer Suudi Arabistan Katar’a saldırırsa, İran Suudi Arabistan’ı yerle bir eder. Tutamazlar da yani Suudi Arabistan’ın gücü yetmez. Yani 48 saatte bitirirler işgali. Her yeri alırlar yani. Yıldırım hızıyla girerler, bir de uzun menzilli füzeleri de var. Zaten sınırlar, yani çok dehşet verici bir durum olur. Katar’ın da altında kalacağını zannetmiyorum durumun. Onlar da bütün gücüyle karşılık vereceklerdir. Allah esirgesin bu sefer Haremeyn, Mekke, Medine çok ciddi zarar görebilir. Yani hallaç pamuğuna çevirirler ortalığı. Aman aman itidal. Suudi Arabistan’ı biz çok seviyoruz hepsi kardeşimiz. Katar’ı çok seviyoruz, Birleşik Arap Emirlikleri’ni çok seviyoruz. Nur gibi Müslümanlar. İran Şiiler halis muhlis tertemiz Müslümanlar. Deccal oyuna getiriyor bak. Deccal gözü döndü ve bir kan dökme senaryosu hazırladı. Bu oyuna hiç kimse gelmesin. Bu oyunu tek tokatta indirelim. Tam tersine çevirsinler. İran-Suudi Arabistan ani birleşme kararı alsın Türkiye’yle birlikte. Hatta Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Mısır, Katar “Biz birleştik.” desinler. “Askeri ittifak yaptık bitti.” desinler. Rusya’yla da ittifak ederek “Bir şey demek isteyen varsa buyursun gelsin.” desinler. Bir gecede bitirebilirler. Hz. Mehdi (as)’ın zahir olması yaklaştıkça olayların da gidişatı bambaşka şekillere gelmeye başladı. Dedim yani çok büyük olaylar olacak dedim. Olay oraya doğru gidiyor. Allah muhafaza, özellikle Haremeyn’e karşı yapılacak bir saldırı çok vahim olur, çok büyük günah meydana gelir. Sakın ha. Suudi Arabistan’a ben hiç tavsiye etmem. Çok sevdiğimiz insanlar, aklı başında insanlar. İngiliz derin devletinin oyununa sakın gelmesinler. Sakin bir akılcılıkla meseleler rahatça halledilir.

 

“İtalya’da bu kadar güzel heykeller yapılırken neden Türkiye’de salam sucuk heykelleri yapılıyor?”

İşte zevk sahibi olmak, kaliteden anlamak ayrı bir şey, sanatçı ruhta olmak ayrı bir şey. Adam dinozorun kafasına kafasını sokup resim çektiriyor. Anlamıyor sanattan kaliteyi bilmiyor. Bilmeyince de “Ne yapalım? Sucuk heykeli yapalım bari.” diyor. Öbürü de “Sarımsak heykeli yapalım.” diyor. Hayatta en sevdiği şeyler neyse onun bilinçaltında onun heykelini yapmak istiyor. Sanat anlayışı yok, kalite anlayışı yok bazı kişilerde. Bu düzelecek mi? Düzelecek tabii.

Hükümetten ricamız Kalite ve Sanat Bakanlığı’nın kurulması. O zaman bu salam sucuklar izin alamaz. Pastırma heykelleri izin alamaz. Mecburen sorulacaktır orada bir heyet olacaktır. “Ya” diyeceklerdir “Ne yapıyorsunuz siz?” yani değil mi? “Güzel sanat eserleri varken neden bunları yapıyorsunuz?” diyeceklerdir. Bunlar Allah’ın izniyle düzelecek.

 

“Neden bu ülkede turizm gelişmiyor?”

Turizm için Türkiye çok müsait ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında Hristiyan ayrı tehlike, Musevi ayrı bir tehlike oluyor. Kadın dekolte oluyor yurtdışından geliyor burada gezmek istiyor mesela şortla bir turist gezecek. Adam akıl almaz hakaretler ediyor. Veyahut ramazanda turist adam mesela Mısır’dan gelmiş, yani zaten seferi yani orucunu bozabilir. “Nasıl orucunu bozarsın sen?” diyor. Veyahut namazını kısaltıyor “Nasıl namazını kısaltırsın?” Veyahut çocuk mesela üç yaşında çocuk bacağı açık geziyor ona ayrı bir laf ediyor. “Anasının” diyor “bacağı açıldı mı o annesine karşı arzu duyar.” diyor Allah esirgesin haşa. Yani bu ürkütücü üslup karşısında adam gelmek istemez. Annesinin bacağından etkilenen adamla adam nasıl görüşsün? Annesinin bacağından etkileneceğini söylüyor. Üç yaşında çocuğun bacağından etkileneceğini söylüyor. Adam böyle bir insanla görüşmek ister mi? Yanına dahi gelmek istemez, kendini güvende hissetmez. Bu kafanın, bu mantığın mutlaka düzeltilmesi lazım. Bayan turistler dekolte giydikleri için rahatsız ediliyorlar. Acayip sesler, acayip hareketler. Yazın geliyor onlar da adam gelmek istemiyor. O mağdur olan da gidip başkasına anlatıyor “Ben gittim Türkiye’ye” diyor “böyle oldu.” diyor. O zaman bir daha gelmek istemiyor. Yahut turistlerden fazla para almak istiyorlar. Adamı dolandırmak isteyenler oluyor. Adam sucuk heykeli görmek istemiyor yabancı adam. Geliyor meydanın ortasında pastırma heykeli görüyor, sarımsak heykeli görüyor. Yahut orada aslan heykeli var adam bütün gücüyle açılıp tükürüyor heykele. Adam “Ben nereye geldim?” der bayağı ürker çekinir yani. Mesela bazı yazlık beldelerin bağlı olduğu köylerin girişinde şortla girilmez diye tabelalar oluyor. Yanlışlıkla girse adama demediğini bırakmıyorlar. Tabela olmasa da demediğini bırakmıyorlar. İnsanlar da gelmek istemiyor o zaman. Erkek turistler de mesela şortla geziyorlar onu da adam “Olmaz” diyor, kadın hükmünde görüyor. Baş edilecek gibi değil. Onun için bu yanlış inançların, Kuran’a uygun olmayan inançların mutlaka değiştirilmesi doğrusunun halka öğretilmesi gerekiyor. Biz bunun için uğraşıyoruz. Ama Mehdiyet zamanında bu kısa sürede süratle herkesin benimseyeceği düzgün fikirler haline gelecektir.

 

(Katar’ın ambargodan etkilenmemesi için Türkiye meyve sebze yolladı. Katar basını “Selam sana Ey Osmanlı.” diye duyurdu.)

MaşaAllah çok güzel, kara gün dostu Türkiye. Çok insancıl yaklaşıyor. Bak Müslüman ülkeleri birbirine bak nasıl düşman ediyorlar. Bir anda birbirini imha etme arzusunda oluyorlar. Halbuki Irak’ta, Suriye’de Müslümanlar mahvediliyor o konuda ittifak olmuyor. Ama birisine maille adam bir şey atıyor, yalan bir haber atıyor “Bu da” diyor işte “bu adamın fikridir.” diyor “Vay sen misin?” ortalık birbirine giriyor. İnternetten bile birbirlerine bir anda düşman edip savaşa sokacak hale getirebiliyorlar yani. İngiliz derin devleti için artık bu çocuk oyuncağı gibi. Yani Müslümanları birbirine düşürmek. Bu oyunu görüp Müslümanın çok uyanık olması ve bu oyunları tam tersine çevirmesi gerekir.

 

“Okullarda eğer geleceğe hazırlıyorlarsa, yani özgür bir dünya hazırlıyorlarsa o zaman neden okullarda kısıtlamalar ve kurallar var?”

İşte önce öğrencilere sevgiyi öğretmeleri lazım merhameti, şefkati. Öğrencileri sıkı disiplinle hizaya getirmek ayrıdır. Bir de disiplini tamamen kaldırıp onların kendi iç disipliniyle Allah korkusu, Allah sevgisi, coşku, tutku ve aşkla yaşamalarını sağlamak ayrıdır. Eğer coşku, tutku ve aşk, Allah sevgisi, Allah korkusu gençlere verilirse disipline hiç gerek kalmaz. Ama aksi durumda askeri disiplinin üstünde bir disiplin uygulanması gerekiyor. Bu da gençleri çok zor duruma sokar mutluluklarını engeller. Yaratıcı güçlerini, telif güçlerini ciddi şekilde yok eder.

 

“Türkiye’de neden sanata önem verilmiyor? Neden bir Avrupa ülkesi ya da bir İskandinav ülkesi gibi olamıyoruz ki?”

Aslanları görüyor musun bak? Bütün gençler ortak güzel bir olgunluk içindeler. Hepsinin fikirleri birbirine benziyor. Düşünceleri birbirine benziyor. Hepsi çok nezihler, saygılı ve aklı başındalar. Sanatın önemini hepsi vurguluyor. Halbuki çok kısa sürede bir Avrupa ülkesi gibi olabiliriz. Önde hiçbir engel yok. Gelenekçi Ortodoks İslam’ın o dar çemberi yüzyıllardan beri Osmanlı’yı mahvetti. En iyi döneminde bile Osmanlı çok zorlandı. Ama şu an en kritik dönemdeyiz. Mehdi (as)’nin zahir olacağı, Mehdiyet’in belirginleşeceği bir dönemdeyiz. Bu dönemde de sanat görülmemiş derecede çöktü. Yani Mehdiyet’le orantılı gelişmeler oluyor. Çünkü sanatın çöktüğü bir ortamda Mehdi (as) zahir oluyor zaten. Bediüzzaman “sanatın gerçek üstadı” diyor Mehdi (as) için. “Sanatın gerçek üstadı.” Zaten diyor, “Sanat, marifet ve ittifakla mücadele edecek.” diyor Mehdi (as) için. Sanat, marifet ve ittifak. Her şey güzel olacak, düzgün olacak. Tayyip Hocam’dan yine tekrar rica ediyoruz Sanat ve Kalite Bakanlığı kurulması.

 

“Sokakta başıboş gezen hayvanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Sokaktaki hayvanı da seven, insanları seven, herkesi seven tertemiz bir neslimiz var maşaAllah. Başıboş gezsin de her yerde onlara su kabı olsun, her yerde de yiyecek kabı olsun. Yani geziyorsa gezsin. Özgür olsun. Ama tabii mahalleler sahiplense iyi olur. Her mahalle kendi köpeğine, kendi kedisine sahip çıksa bayağı güzel olur. Değil mi? Evlerinin önünde onlara yiyecek verseler, yiyeceği de silip süpürüp temizleyerek onlara daha güzel bir mekan da sunsalar çok güzel olur.

 

“Günümün üçte biri okulda geçiyor bu sizce doğru mudur?”

Bence eğitim sistemi çok ciddi şekilde yanlış. Birçok yanlışla dolu. Pratik kolay eğitim varken mesela çocuklara bir sene eğitim veriliyor, bir sene sonunda çocuk hemen hemen hiçbir şey bilmiyor. Çok az bildiği şey. Halbuki onlara pratik öğretilse böyle zevk alacakları şekilde, hoşlarına gidecek şekilde öğretilse büyük bir açlıkla dinlerler, büyük bir sevinçle dinlerler. Ve onlara en çok vurgulanacak şeylerden biri de kaliteli insan olmanın, kültürlü insan olmakla da bağlantılı olduğunu söylemek. Kaliteli insan olmanın güzelliğini onlara vurgulamak. Kaliteli insanın daha çok sevileceğini, daha aranacağını, her şeyde daha başarılı olacağını onlara iyice hissettirmek. Kültürün insanı güzelleştireceğini, kültürlü bir insanla görüşmenin konuşmanın ne kadar iç açıcı olduğunu onlara iyice empoze etmek hepsi çok faydalı olur.

 

İnsanlar Birbirlerine Düşüncelerini Aktarmalı Fakat Baskı Olmamalı

Görgülü, nezaketli insanlar nerede nasıl davranacağını bilirler. Fikirlerini de açık açık anlatabilirler. Ama baskı ayrı bir şeydir. Yani insanlar birbirlerine tabii görüşlerini, düşüncelerini nezaketiyle aktarmalı. Ama bunu saygısızca münasebetsiz üsluplarla baskıya çevirmek ahlaka uygun değil. Kuran’da Allah bu konuyu net açıklamış gayet güzel kısa bir cümleyle açıklamış. Şeytandan Allah’a sığınırım “Dinde baskı yoktur” diyor Allah. “Dinde zorlama yoktur” bitti. Her türlü zorlamayı haram meydana getirir o zaman. Yani her türlü zorlama haram oluşturuyor. Haramı meydana getirir. Mesela birisini bir şeye zorladığında haram. Anlatırsın, kendi haline bırakırsın. Anlatıp kendi haline bırakırsın. Yani onun fikrine düşüncesine saygı duymak lazım. Kendi vicdanında karar verecek o. Dolayısıyla “Sen şöyle olmalısın böyle olmalısın” mecbur etmek bu olmaz. Fikir olarak söyleyebilir ama baskı haram.

 

Kibir insandan nasıl temizlenir?

Kibrin insanda olması mucize yani bu kadar aciz bir varlığın üstelik de görüntü gibi, hayal gibi yaratılmış bir varlığın, bu kadar aczine rağmen, bu kadar kısa ömrüne rağmen büyüklük taslaması, kibirli olması bir mucize. O da Allah’ın gücünün bir tecellisi. Normalde insanın çok zavallı olması lazım. Çok gariban ve baş eğmiş olması gerekiyor. Bu şekilde olması hayret verecek bir özellik. İnsandaki enaniyet o kadar oluyor ki haşa Allahlık iddia edecek dereceye kadar gelebiliyor. Yani kibir. Kibirden dolayı insanlar dost olamıyor, kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Mesela dışarıda gezen insanlar birbirine selam vermiyor. Birçoğunun nedeni kibirdir. Büyüklük hissi. Selam verse selamını almaz. Hal hatır sorsa cevap vermez. Cevap vermediği için de büyük olduğuna inanıyor. Selam almayınca büyük olduğuna inanıyor. O yüzden insanlar bakın milyonlarca insan birbirine selam vermiyor. Kibir korkusundan. O onun kibirli olacağını düşünüyor o onun kibirli olacağını düşünüyor. Ne sevgi gösterebiliyorlar, ne selam veriyor, ne arkadaş oluyor, ne dost olabiliyorlar. Bu bir felakettir kibir. İmanla ortadan kalkar, Allah korkusu, Allah sevgisiyle ortadan kalkar. İman hakikatleri, Kuran mucizelerini okumak, anlatmak, imanı güçlendirmek kibrin ortadan kalkmasına çok etkili ilaçtır.

Lokman Suresi 18’de Cenab-ı Allah diyor ki; "İnsanlara yanağını” yüzünü “çevirip (büyüklenme)” enaniyet yapma “ve böbürlenerek” yani büyüklük taslayarak “yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Lokman Suresi, 18) “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme çünkü sen ne yeri yarabilirsin  ne dağlara boyca ulaşabilirsin.” (İsra Suresi, 37) Yani “Acizsin” diyor Allah. “Aczini bil mütevazı ol” diyor Allah. İsra Suresi 37’de. Öbür okuduğum Lokman 18’di. Mesela yine Hac Suresi 34’te “Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.” (Hac Suresi, 34) Yani enaniyeti olmayan, mütevazı olanlara müjde ver diyor Allah. Hac Suresi, 34’te.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251055/sayin-adnan-oktarin-7-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251055/sayin-adnan-oktarin-7-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170607t_08.jpgThu, 22 Jun 2017 23:32:54 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 6 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 6 Haziran 2017

 

(İngiltere Başbakanı Theresa May, “Katar’a yönelik olarak terörizmin finansmanından sorumlu olanlarla sert bir konuşma yapmanın vakti geldi” ifadelerini kullanırken, Amerikan Başkanı Donald Trump, Katar’ı hedef göstererek, “Yakın geçmişte Ortadoğu’ya yaptığım ziyarette radikal ideolojiye maddi destek verilemeyeceğinin altını çizmiştim. Liderler de Katar’ı işaret etmişti. Bakın” dedi.)

Şimdi Katar farz edelim tamamen iptal edilse terör durur mu? Katlanarak devam eder. Ne alakası var? Çok acizce açıklamalar ve mantıklar ve tedbirler. Ne alakası var Katar’ın? Adam istediği an istediği silahı buluyor. Bir bombayı bulmak adam için dert değil. Burada inancın düzeltilmesi gerekiyor. Parasını kesmek, yolunu kesmek bununla durduramazsın. Adam daha da olmazsa arabayı alıp sürüyor milletin üstüne yahut bıçaklıyor. Eğitim burada çok önemli. İnsan sevgisi, Allah korkusu, Allah sevgisi hepsinin üstünde. Derin iman, Kuran’a vakıf olmak, Kuran’ı yeterli görmek, hurafelerden kaçınmak. Dolayısıyla böyle bir tedbir olmaz.

Bir ihtimal zenginliğini çekemiyorlardır. Çünkü para akışları falan belli. Ha “para akışını kontrol edelim” de aklım alır eğer şüpheleniyorsan. Milli geliri belli, geliri belli gideri belli oradaki hesaplara bakabilirsin. Hesaplardaki açıktan anlarsın eğer öyle bir şey varsa. Ama yapılan yöntem çok çirkin. Yani ambargo koymak, yiyecek içecek ambargosu yapmak, oradaki halkı mağdur hale getirmek, onun acısını halk çekiyor, insanlar çekiyor. Böyle bir yöntem olur mu? Bu konuşularak rahatça halledilecek bir şey. “Arkadaş” dersin “ben senin terör örgütlerine para vermenden şüphelendim, mümkünse hesaplarına bir bakayım” dersin. Bak hesaplarına, hesapta bir şey yoksa yoktur. Gelir-gider dengesine bakarsın, değil mi? Bu nedir? Hadi Katar’ı tamam yeryüzünden sildin terör ne olur? On misli artar. Böyle bir akıl olmaz. Terör imanla, akılla, bilgiyle ortadan kalkar.

 

(Bugün Hakkari Çukurca’da PKK’lı teröristlerin roketatarlı saldırısı sonucu 1 askerimiz şehit oldu, 6 askerimiz yaralandı. Şehidimiz Nejat Yaman’ı görebiliriz.)

Nejat, ağabeyinin nurlu kuzusu. Ne güzel cennet kuzusu oldun, sana imreniyoruz. Allah mübarek etsin, tebrik ediyoruz. Allah sana sonsuza kadar cennet hayatı nasip etti. Biz dünyanın zorluklarıyla mücadeleye devam ediyoruz. Sen rahattasın, sana imreniyoruz. Ama tabii tebliğ de güzel, cihat da güzel cehd etmek. Ama şehadet tabii çok özenilecek, imrenilecek bir güzellik. Ne mutlu sana, ne mutlu annene babana. Allah sevenlerine uzun ömür versin. Sağlık sıhhat, afiyet versin. Sabr-ı cemil nasip etsin. Tahammül değil, tahammül ediyorsa o şirk. Diyor ki “Çok acı çekiyorum ama acımı içime atıyorum” o şirk olur öyle olmaz. O güzelliği takdir edeceksin, tebrik edeceksin, mübarek kılacaksın, Allah için mübarek olsun diyeceksin, Allah bu güzelliği bana da nasip etsin diyeceksin.

 

(Resmi olmayan kaynaklara göre Türkiye Katar’ın havadan, karadan ve denizden abluka altına alınması üzerine sekiz kargo uçağı yiyecek yolladı. İran da yine gemiyle yiyecek yolladı.)

Tabii öyle olması lazım. Çok ayıp yaptıkları, çok çirkin, acımasızca bir uygulama. Bir de Libya daha yeni belanın içinden çıktı onu da bu belanın içine çekiyorlar. Mısır’ı da mahvettiler. Tek tek İslam ülkelerini mahvediyorlar millet buna seyirci kalmasın. Şimdi bak Birleşik Arap Emirlikleri de sırada işin doğrusu. Orayı da karıştıracaklar. Şimdi Katar’a karşı getiriyorlar ya onu, o da oyunun bir parçası.

 

(Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Destici, Katar ve bazı Arap ülkeleri arasındaki krize ilişkin “Müslümanların ayrışmaya, kavgaya değil birliğe beraberliğe ihtiyacı var” ifadesini kullandı.)

Katar’la dayanışma içinde olalım fakat Suudi Arabistan bizim kardeşimiz, canımız. Çok önemli bir İslam ülkesidir, tertemiz Müslümanların yaşadığı bir yer. Suudi Arabistan’ı da bütün gücümüzle destekliyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri’ni de bütün gücümüzle destekliyoruz. Sadece orada oyun oynanmasına karşı kardeşlerimizi uyarıyoruz. İngiliz derin devletinin casusları oraya gitti, çok dikkatli olmak lazım.

 

İngiliz Derin Devletinin Genel Müslümanlara Saldırısı Var Zayıf Lider Olsa Türkiye'yi de Ezerlerdi

Hükümet aklı başında hükümet. Tayyip Hocam da çok aklı başında bir insan. Her şeyi yerli yerinde ve zamanında yapıyor. Tayyip Hoca’yı sevmeyen de desteklesin Tayyip Hoca’yı. Vatan millet menfaati için desteklemeleri gerekir. Ama bak bana dürüst davransınlar, desinler ki “falanca lider gelsin bu işi yapar” desinler, samimi olarak gelsinler, hakikaten yeteneğini de anlatsınlar söz bir, Allah bir onu destekleyeceğim. Ama halihazırda Tayyip Hoca çok yetenekli ve bayağı akıllı bir insan. Bayağı da güzel hizmet ediyor. Vatan millet için yetenek ve liyakati esas alarak bu insanı destekleyelim, Tayyip Hoca’yı destekleyelim. AK Partili olun demiyorum. Bak İngiliz derin devletinin dünya çapında bir saldırısı var. Şimdi Katar’a saldırıyor. Türkiye’ye saldıramamasının nedeni Tayyip Hoca’nın yaman olması. Zayıf bir lider olsaydı Türkiye’ye çoktan saldırmışlardı, çoktan da bu darbe yerine gelmişti oturmuştu yani. Paramparça etmişlerdi şu an. Biz zaten İstanbul’da değildik şu an. Belki de hepimizi şehit etmişlerdi. Tabii. O yüzden Tayyip Hoca’nın karşıtları bir daha ellerini vicdanlarına koyup akılcı düşünsünler. Dürüstçe vatanın milletin hayrını savunuyor, milletin menfaatlerini savunuyor. Cesur bak, Katar’a mesela uçakla yiyecek gönderiyor. Hiçbir ülke yapamaz bunu. Bir İran yapıyor bir Türkiye yapıyor. Delikanlı ülkeler, delikanlı yönetimler. Bu yüzden zayıf bir iktidarı hiç kimse savunmasın. Bölgenin hastalığı için iyi bir doktor Tayyip Hoca. Baştabip yani. Destekleyelim.

 

(İngiliz Gazetesi Financial Times, Katar Irak’ın güneyinde kaçırılan 26 kraliyet ailesi üyesiyle Suriye’deki cihatçılar tarafından esir alınan 50 militanın serbest bırakılması için Nisan ayında 1 milyar Dolara yakın fidye ödediğini yazdı.)

Siz kuruyorsunuz o çeteyi, yani İngiliz derin devleti kuruyor o çeteyi Müslümanların üstüne salıyor, çoluğunu çocuğunu kaçırttırıyor oradan gasp ediyorlar parayı. Yani gasp bu. “Niye gasp yaptınız?” demesi lazım adamlara. Gaspçıların yakasına yapışacağına mağdurun yakasına yapışıyor. Şimdi sokakta adamlar, insanlar silahlı gasp oluyor, şimdi gitse polis adamın yakasına yapışsa “Niye kendini gasp ettirdin? Yürü seni hapse atacağım” dese bir mantığı var mı? Bunun gibi. Yani mağdur cezalandırılmaz. Orada Katar’daki insanlar mağdur konumunda idareciler.

 

(Körfez İlişkileri Enstitüsü Direktörü Ali El-Ahmet, Suudi Arabistan’ın diplomatik ilişkilerini kestiği Katar’a tam ölçekli bir istilaya hazırlık içinde olduğunu savundu. Yazısı şu şekildeydi Ahmet’in, Suudi Arabistan’ın son kararının Katar’ı istila ederek zenginliğini eline geçirmenin bir başlangıcı olabileceğini söylüyor.)

Öyle tabii. Bir de çok kolay ele geçebilecek bir ülke. Askeri gücü de yok, küçük bir ülke ama çok zengin. Ama böyle bir şey tabii hazmedilecek gibi bir şey olmaz. Yapan ahlaksızlığını ortaya koymuş olur ve yanına bırakılmaz altını çizerek söyleyeyim. Yapan pişman olur açıkça söyleyeyim, bayağı pişman olur. Bir bildiğim var ki söylüyorum.

 

(Ali El-Ahmet konuşmasının devamında şunları söyledi ayrıca: “Esas işaret, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki isyancı güçlere karşı düzenlediği hava saldırılarının sayısındaki ciddi düşüş veya durma olacaktır. Bu, Suudilerin Katar’a karşı ani bir hamle yapmak için güçlerini yığdığının bir göstergesi olur.”)

O değil de asıl dikkatlerini çekmeyen bir şey var; Trump, Suudi Arabistan’ı ziyaretinde akıl almaz bir silah sevkiyatının işaretini verdi, akıl almaz bir silah sevkiyatı. Yani iki orduyu donatacak kadar silah. Bu silah nerede kullanılacak? Suudi Arabistan’ın düşmanı falan yok. Öyle bir şey yapmaya kalkarsa, Suudi Arabistan ilhaka kalkarsa Suudi Arabistan yıkılır bak söyleyeyim. Krallık rejimi gider, yani iktidarı kaybederler çok tehlikeli olur. Ben dostları olarak, onları çok seven kardeşleri olarak söylüyorum. Yani Suudi rejimi tarihe karışır.

 

(Middle East Monitör haber sitesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından Katar’dan kendisine olası bir suikasta karşı koruması için özel birlik getirttiğini yazdı. Katar’ın Ankara Büyükelçiliği’ne atfedilen bir belgeye dayandırılan haberde, özel birlik gönderilmesi talebi bizzat Erdoğan’dan gitti. Bunun üzerine “Doha yönetimi Erdoğan’ı korumak için özel kuvvetlerden 150 kişiyi Türkiye’ye gönderdi” denildi. İddiaya göre Katar özel kuvvetleri 19 Temmuz’da sessiz sedasız Ankara’dan ayrıldı.) 

Öyle olsa ne olur olmasa ne olur? Ama iki ülke kardeş. Bizim orada askerimiz var zaten. O şekilde değil de onlar gönüllü olarak sevdikleri için risk görüp gelmiş olabilirler. Ben de dostuma birisi zarar vermeye kalksa kalkar giderim onu korumak için. Ona benzer bir şey. Yoksa 150 kişiyle yapılacak bir şey yok. Yani 150 kişi nedir? Çok az sayıda insan. O bir dostluk gösterisi başka bir şey değil. Olduysa da odur yani o şekildedir. Ayrıca Tayyip Hoca’nın 150 kişiye ihtiyacı yok. Bir kere ben açık açık ona söyledim; “Göremediğin dostların var” dedim. O yeter ona zaten Tayyip Hoca’ya. Öyle bir şey yok. Kimse elini kaldıramadı darbe gecesi. Demek ki görünmeyen dostları sürekli devredeler. Yani kimse bir şey denemeye kalkmasın hiç tavsiye etmem.

(Bir son dakika haberi; Katar’a diplomatik tecrit uygulayan ülkeler arasına Ürdün de katıldı.)

Ürdün zaten İngiltere’nin kontrolünde. Ürdün’e “hadi” demişlerdir. Telefon açsalar yeter Ürdün Kralı’na İngiltere’den. Mesela farz edelim herhangi bir bakan yahut birisi açsa, “Hemen açıklama yap kısaca bekliyoruz” falan dese bitti. Sanki Ürdün bağımsız karar almış gibi. Öyle çok fazla ülke var, yani zibil gibi. Çok fazla ülkeye bu kararı çıkarttırabilirler. Bir tek Türkiye’ye yaptıramazlar, İran’a yaptıramazlar. Belirli ülkeler var mesela Rusya’ya yaptıramazlar. Bu gariban irili ufaklı ülkelerin hepsine yaptırırlar çok kolay onlar.

 

Allah Dünyayı Bakımla Güzel Olacak Şekilde Yaratmıştır.

Kadınların bakımlı olması kadınların en dikkat edeceği konulardan bir tanesi zaten. Çiçek bakımlı olunca güzel olur. Bağ bakımlı olunca güzel olur. Her şey bakımlı olunca güzel olur. Allah bakımla güzel olacak şekilde yaratmıştır dünyayı. Bakımsız vahşileşir dünya. Kadınların bakımlı olmasını kadınlara suç gibi gösterdiler. Yok işte “makyajın gereksiz” yok “kıyafetin bu şekilde olmasına gerek yok.” Dolayısıyla kadınlar ne giyeceğini ne yapacağını şaşıracak hale geldiler. En güzel giyinen kadını bile yerden yere vuruyorlar görüyorsunuz. Televizyona çıkarıyorlar. Mesela bayağı güzel o çocukların kıyafetleri acımasızca çocukları birbirlerine eleştirtiyorlar. Halbuki ufak tefek eksiklikler olduğunu düşünelim. Ama o da ayrıca bir güzelliktir, o bir farklılıktır. O elbisenin altına o ayakkabı gitmemiş diyor. Niye gitmesin? Orada olur o, ayrı bir hoşluk. Niye monotonluk olsun? Mesela eteğin altına şu ayakkabı gitmez. Mesela hiç alakasız bir ayakkabı da olabilir niye olmasın? Yani bir zıtlık meydana getirir ilginç durur. Mesela ilginç bir makyaj gayet güzel olur. Kız çocuklarına yapılan baskı erkek çocuklarına yapılmıyor. Erkek çocuklarına bir rahatlık var. Yani hiçbir şeylerine karışmıyor erkek çocuklarının. Dışarı çıkıyor istediğini yapıyor. İstediği kişiyle konuşuyor, istediği gibi yürüyor, istediği yere bakıyor. Kız çocukları çok eziliyorlar. Bir kere hiçbir yere bakamıyor çocuklar hep gözleri yerde. İstediği gibi giyinemiyor. Bir kere babasının olurunu alacak, annesinin olurunu alacak kıyafet için. Kardeşlerinin olurunu alacak, dayısı amcası hepsinin olurunu alacak ondan sonra giyinebiliyor. Aile fertlerinin herhangi biri hayır dedi miydi bitiyor o konu. Böyle olmaz.

 

Ölüm Görüntünün Bir Anda Berraklaşmasıdır. Müminin Canını Almaya Gelen Melekler Çok Güzeldir.

Ölünce başka boyuta gideceğiz. Birden uyandığımızı açıkça göreceğiz yani alenen. Ve zaten bak geçenlerde çok kere söyledim alenen şu an rüyadayız görülüyor rüyada olduğumuz. Berrak bir netlik şeklindedir ölüm, birden berrak bir netlik şeklindedir. Can almaya gelen melekler çok güzel ve yakışıklıdır müminlere gelen. Bir de yakınlarıyla, sevdikleriyle beraber gelir yani tedirgin olmaması için kişi. Zaten tedirgin olacak gücü de olmaz müminin. Tedirginlik alınıyor kalbinden, korkuyu bilmez ölüm anında. Ama o ana kadar imtihan olur tabii. Ama genellikle ölümden biraz önce ölüm oluyor onu da söyleyeyim. Tam böyle kalbi durduğunda, işte beyni durduğunda falan diyorlar ya çoğu kere öyle olmuyor olabilir. Birçok kişi görür der ki “Gözünün nuru gitmiş, feri gitmiş” falan anlamsızlaşır bakışları. Ölmüş oluyor. Ama yakınları o hareketsiz hale gelince öldüğünü zannediyor. Halbuki daha önce ölmüş oluyor. Ayette var ya Kuran’da “Sizi eski çocukluğunuza çeviririz” diyor Allah “yaşlandığınızda.” O eski çocukluğuna çevrildiğinde zaten ölmüş oluyor. Böyle bir insan zaten çocukluğuna dönüyorsa şuur kapandı demektir. Şuurun kapanması demek ölüm demektir. Şuura biz ruh diyoruz. Ruh şuurludur. Şuur kapandığında ölüm olmuş olur. Halk tabiriyle kötü bir ismi var ama ben onun söylemek istemiyorum bunama tabir ediliyor. Bunadığında bir insan mesela “Garip garip konuşuyor” diyor işte “dağların üstünden şu an gidiyorum” diyor “bana dağların üstünde yemek yediriyorlar” diyor falan ölmüş işte belli. O şuur kapanmış gitmiş. Bedenen ölmeden önce ölmüş oluyor.

 

Evcil Hayvanlar Allah'ın İnsana Emanetidir. Onlara Kızmak, Üzmek, Rahatsız Etmek Asla Doğru Olmaz

Evcil hayvan Allah’ın emaneti çok önemli. Bayağı titiz davranmak lazım. Mesela üzmek, sinirlendirmek. Kızmak mesela hayvana çok tehlikeli bir şey çok büyük bir hata. Çok akılsızca bir davranış olur. Mesela evde hayvan bir şey kırıyor aklı yok, şuuru yok sen nasıl kızarsın ona? Eve almışsın sen onu göze alarak onu eve alıyorsun. O bir şeyi kırıp yıkacak sen de onu kabul edeceksin. Yoksa eve almayacaksın onu olur mu öyle şey? Veyahut mesela bir yiyecek yiyor hayvan bilmiyor. Ona hayvana burnundan getirecek şekilde davranmak çok çirkin olur. Zulüm, özellikle hayvana zulüm çok büyük bir zalimlik olur. Çünkü onun ağzı var dili yok kendini savunmayı bilmiyor. Bazen mesela öyle köpeğini döven oluyor, atını döven oluyor bunlar çok vahşi ve ahlaksızca eylemler. Zulüm bu başka bir açıklaması yok ahlaka uyan bir şey değildir. Yemeğine, suyuna, yatmasına, temizliğine her şeyine dikkat etmek lazım. Allah’ın emaneti o, ona gösterilecek titizlik çok büyük sevap. Mesela kediye gösterilecek titizlik çok büyük sevap olur, ona gösterilecek merhamet onu belki cehennemden kurtaracak.

 

Emeklilere Hem Kendilerine Hem Topluma Faydalı Olmaları İçin Yol Göstermek Lazım

Emekliler genellikle bir boşluğa düşebiliyorlar. Emekliyi çok faydalı insan haline getirmek lazım hem kendine hem çevresine. Ne yapacaklarını bilemiyorlar. Çoğu gidip kahvehanede oturuyor. Evde durmasını da istemiyor birçok aile. Mesela yaşlı baba emek vermiş ömrü boyunca çalışmış “Evde oturma” diyor mesela evin hanımı. O da gidip akşama kadar kahvehanede oturuyor yahut parkta oturuyor. Onlara çok güzel amaçlar, çok güzel yollar gösterilebilir. Arkadaş grupları oluşturulur kendi aralarında. Mesela bir parkın bakımı onlara verilebilir, bir bahçenin bakımı onlara verilebilir zevkle yaparlar. Çok da güzel olur. Mesela bir kütüphanede görev verilebilir. Ama tabii yorucu olmaması lazım yani dikkatlerini ve bedenlerini yormayacak işler olması lazım, zevkle yapacakları şeyler olması lazım. Ama en güzel bahçe bakımı olur herhalde benim kanaatim.

 

(“Gençlerin sigara içme yaşının 11’e düşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap)

Evet küçük hatta sekiz-dokuz yaşındaki çocuklar bile bazen görüyorum sigara içiyorlar. Birini bitiriyor birini yakıyor bir de adam gibi, büyümüş adam gibiler, sesleri falan da öyle. Ciltleri, bedenleriyle bayağı büyük bir insan gibi oluyorlar. Genç kızlara da çok şaşıyorum mağaza önlerinde diz çöküp yan yana sanki çok acil bir şeymiş gibi işyerinden izin alıp dışarıya çıkıp sigara içmeler. Çok boş bir kültür. Sigaranın bir lezzeti yok, kokusu berbat. İnsana keyif verecek bir yönü yok. Beyne açıcı bir etki yapmaz, sigara içen insan bitkinleşir, halsizleşir, tansiyonu çıkar. Ve rahatsızlık verir. Kokusuyla her yönüyle insanları rahatsız eden bir madde. Sadece özenmeden kaynaklanıyor. Hani büyükler sigara içer, işte biraz bilmiş kişiler sigara içer gibi bazı kişilerde imaj oluyor. Yani şahsiyetini kazanmış özel kişilikli insanların sigara içeceği inancı yayılıyor. Bazı kişiler ondan kişilik bulmuş oluyor. Bazıları da oradan buradan görüp özenti, filmlerden falan görüp özeniyorlardı. Gerçi filmlerde şu an durduruldu ama yine de özenme kendi aralarında özendirme devam ediyor. Bunu hükümet de, halk da sürekli dile getirerek bayağı gerilettiler. Biraz daha bastırırsak tamamen gider. Mesela sigara kullanma nedeniyle her yıl dünyada beş milyon kişi ölüyor. Türkiye’de yüz yirmi bin kişi yaşamını yitiriyor sigaraya dayalı hastalıklardan. Günde üç yüz kişi sigaradan ölüyor anlamına geliyor Türkiye’de. Her gün günde üç yüz kişi sigaradan ölüyor. Bir kere sigaranın imal edilmemesi gerekiyor. Sigara imalatının yasaklanması lazım.  Mesela eroin yasaklandı, esrar kokain yasaklanıyor, sigara da yasaklansın konu bitsin.

 

Kadını Ezmeyi Marifet Saymak Eğitimin Bozukluğundan Kaynaklanıyor

Genellikle eğitim düzeyi düşük olan ülkelerde işte Hindistan’da, Pakistan’da, Ortadoğu ülkelerinde kadına şiddet daha yüksek. Türkiye’de de çok yüksek kadına şiddet. Kadını öldürmeyi, kadın yaralamayı bir erkeklik, bir üstünlük olarak görüyor adamlar. Eğitimin bozukluğundan kaynaklanıyor. Kadına eziyet etmek mesela kadını vurmak, öldürmek falan adam “erkeklik yaptı” diyor. Ama gelenekçi eğitime bakıyoruz “Annenin diz kapağının üstüne bakarsan” diyor “tahrik olursun” diyor. “Üç yaşında çocuğun bacağına amcası bakmaması lazım” diyor. Kadına karşı bir kere bakış açısı çok korkunç bazı kişilerde. Dehşet verici. Bir kısmı da mesela diyor ki “biz kadını dövmeye alıştığımız için” diyor “dövmek isteriz” diyor. Adamlar gülüyor. “Ömer de döverdi”  diyor alkışlıyorlar. Halbuki Hz. Ömer (ra)’in kadınları dövdüğüne dair hiçbir beyan yok. Peygamberimiz (sav)’in kadınları dövdüğüne dair hiçbir beyan yok. Tamamen hurafe. Bunu teşvik eden bir zemin var. Gelenekçi Ortodoks bir zemin var. “Kadınların dediğinin tersini yapın” işte “kadınlar yarımdır, yarım varlıktır.” Hatta Suudi Arabistan’da “kadın insan değil mi?” gibi tartışması yapılıyor. Bunlar dehşet verici çünkü kadın üstün ve güzel bir varlık. Yani dünyanın süsü. Çok büyük bir nimet, en büyük nimettir dünyadaki. Ama adam bunu tam tersine çevirmiş şeytanın etkisiyle bunun düzeltilmesi gerekiyor. Bakın bu anlattığımız konuların hepsinin düzelmesi için tek çözüm Mehdiyet’tir.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251054/sayin-adnan-oktarin-6-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251054/sayin-adnan-oktarin-6-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170606t_03.jpgThu, 22 Jun 2017 23:32:19 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 5 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 5 Haziran 2017

 

(Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Maldivler ve Libya gibi ülkeler El Kaide, IŞİD, Hamas gibi örgütlere destek verdiği gerekçesiyle Katar’la ilişkilerini toplu olarak kestiler. İran bu karar için Amerika’yı suçladı. “Katar’la ilgili karar Trump’ın Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaretin bir sonucudur” dedi. Bu kararın Katar üzerinden Türkiye’ye uzanacağı yorumunda bulunanlar var. Çünkü Türkiye de Hamas’a destek veriyor. İkinci aşama olarak Türkiye’ye tavır alınabilir diyorlar. Türkiye konu ile ilgili telefon diplomasisi başlattı.)

İşte Türkiye gelenekçi İslam değil de Kuran İslamlığını savunması lazım. Hamas çizgisi, El Kaide falan zaten Türkiye kabul etmez öyle bir çizgiyi de. Fakat Diyanet de gelenekçi Ortodoks sistemi savunuyor. Yani klasik Sünni inancın hadislerini savunuyor. O hadislerde namaz kılmayanın öldürülmesi var. Oruç tutmayanın, zekat vermeyenin, sakalını kesenin öldürülmesi hükümleri var o kitaplarda. Diyanet, Kuran kökenli bir İslam anlayışını savunması lazım. Katar’la Suudi Arabistan’ı Türkiye barıştırsın. Tayyip Hocam devreye girsin. Bu çok riskli bir gelişme. Müslümanları birbirine düşürecekler. Büyük bir oyuna hazırlanıyor İngiliz derin devleti, bir karanlık oyun peşinde. Buna hemen müdahale etmek lazım. Müslümanları ikiye bölmeyi düşünüyor İngiltere’deki İngiliz derin devleti. Ciddi bir oyun hazırlıyorlar. Rumi bir cephe oluşturmak istiyorlar. Bir de koyu Sünni ve gelenekçi mantıkla Şiiliği, koyu Şii inancı çatıştırmaya çalışıyorlar. Şimdi esaslı bir hazırlık var. Buna müsait de çok fazla adam var. Hükümet bu konuda çok titiz olsun. Mesela bu Katar’la olan olayın hemen çözülmesi gerekiyor. Bu Katar’la İngiliz derin devletinin anlaşamamasının nedeni, bu modern Katar devletini kuran şu an yönetimde olan Al Sani ailesi İngiltere ile işbirliği yapmayı reddetti başından beri, kabul etmediler. O yüzden işgal edildiler önce. Katar 1971 yılında bağımsızlığını daha yeni ilan etti, 1971 yılında ilan etti. O yıla dek, o yıla kadar İngiltere orayı yönetiyordu. İngiliz derin devleti oraya hakim olamadığı için şu an orayı imha edecek, işgal edecek bir politika hazırlıyorlar. Türkiye bu oyunu bozması lazım. Suudi Arabistan da bu oyuna gelmesin.

 

(Abdülkadir Selvi kısa bir süre önce Yunanistan’a kaçmak üzere Rodos’ta bekletilen FETÖ’cüler arasında bir konuşma geçtiğini ve bu konuşmaya göre FETÖ’nün 15 Haziran’da yeni bir darbe girişiminde bulunacağının anlaşıldığını yazdı. “Darbe paranoyası içinde değilim ama 15 Temmuz öncesinde de darbe yapamazlar diye kestirip atmak yerine o konuda derinleşebilseydik bunlar başımıza gelmezdi. 15 Temmuz duruşmalarını görmüyor musunuz? Nasıl bir özgüven içindeler. Belli ki kulaklarına bir şey fısıldanmış.” dedi.)

Ben söyledim ama bilmiyorum yapıyorlar mı? Ordu içerisinde darbeye karşı askerlerin eğitilmesi lazım. Özel eğitim almaları lazım yani darbeyle ilgili bir atak gördüklerinde subayların, erlerin, erbaşların neler yapması gerektiğine dair çok kapsamlı bilgilendirilmeleri lazım. Mesela füze ile ilgili bölümde olan ne yapması gerekir, tankla ilgili bölümde olan ne yapması gerekir, halk neler yapması gerekir? İngiliz derin devletinin şakası olmaz. Bu eğitimin bekletilmesi de hiç doğru olmaz. Polisin ayrıca eğitilmesi lazım, özel harekatın iyi eğitilmesi lazım. En ufak bir kıpırtıda derhal karşılık verilmesi lazım.

 

(AK Parti vekili Orhan Miroğlu darbe sanıklarını yönlendiren bir üst akıl olduğunu söyledi. “Üst akıl derken bir takım insanlar rahatsız oluyorlar ama burada bir üst akıl var. Bu sanıklara örgütsel bir davada nasıl bir tutum takınmalarını vaaz ediyorlar. Bunun mekanizmalarını nasıl oluşturuyorlar onu bilmiyorum ama birçoğunun toplu ve aynı yerde tutuluyor olmalarının da bu konuda imkan yarattığı açıkça görülüyor. Görünen şu ki bu darbeyi gerçekleştiren örgüt bu defa bu davaların geleceği bakımından yeni bir sayfa açıyor. Dört başı mamur bir plan var. Bu davaların Türkiye’nin dış ilişkilerini etkilemesi bakımından da.”)

Ben söyleyeyim yani onların o konu yattı. Türkiye’de bütün halk bu Gülen örgütüne karşı, işte terör yapılanmasına karşı müthiş bilenmiş vaziyette. Eskiden çok sempati topluyorlardı Gülenci olmasa bile iyi gözle bakıyorlardı. Ama şu an korkunç bir nefret var yani kıpırdamaları mümkün değil. Ama tabii moral verirler her zaman için olur bu tip hareketlerde. İşte “Bir gün kurtulacaksınız, bir gün bir şey olacak” der. Çünkü o kadar emek vermişler, bir anda hareket yerle bir olmuş. Ağırlarına gidiyordur.

 

(AK Parti vekili Orhan Miroğlu, darbe davalarındaki sanıkların son derece rahat hareket ettiklerini, sorulara çok sistematik cevap verdiklerini ve adeta birinin onları kurtaracağından emin olduklarını söyledi. Ayrıca davaya kamusal ilginin ve toplumsal hassasiyetin de az olduğunu ve bu durumun sanıkları rahatlattığını öne sürdü. “Örneğin salonda mağdurların on avukatı varken, sanıkların otuza yakın avukatı var. Bu durum onları rahatlatıyor.” dedi.)

Rahatlatma değil de mahkemeleri çabuk sonuçlandırsınlar, uzatmaya gerek yok. Çünkü sanık yakınları ne yapacak adamlar? Küfredecek hali yok, dövecek halleri de yok. Nasıl deşarj olsun? Ne söylesin? Hiçbir şey yapamazlar. Orası hukuki bir bina. Fazla bir şey yapılacak gibi değil. Avukatlık da bir konu yok. Var da usulen, hükmen. Birkaç celsede bitirsinler, uzatmaya gerek yok. Hepsi ilgili yere sevk edilsin. Sanık yakınları da mağdur olmuş olur. Uzatılması doğru değil. Bilgiye ulaşmak için sorguluyorlarsa o ayrı mesele. Ama bence birkaç celsede bitirilsin, konu da kökünden bitsin. Katil hapisten çıkması diye bir konu olmaz. Onu unutsunlar. Mehdi (as) çıksa da kurtulamazlar onu söyleyeyim. İsa Mesih gelse de kurtulamazlar. Her halükarda yatacaklar. En hafif cezayı almış olur zaten.

 

(Abdurrahman Dilipak yeni kabine değişikliği konusunda hükümete tavsiyelerde bulundu. Ne tip insanların kabineye girmesi gerektiğiyle ilgili çok fazla madde sıraladı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’a şöyle bir uyarıda bulundu. “Bugün Erdoğan gitse, Fethullah Gülen gelse Gülen’e tabi olacakların sayısı az değildir, bugün olanlardan sonra bile. Halkın beklentilerine tatminkar bir cevap vermek gerek. İnşaAllah korktuğumuz başımıza gelmez.” dedi.)

Yok yani milletin hiç saygısı kalmadı. Eskiden öyle değildi. Çok büyük bir kitle saygı duyuyordu. Şu an direkt katil olarak biliniyor, cinayet işlemiş insanlar olarak biliniyorlar. Olay ortada, görünüyor. Bir de üslup halen devam ediyor zaten. Adamların üslubunda çirkef ve saygısız, kin dolu üslup net. Türk Milletinden nefret ettikleri anlaşılıyor adamların. O yüzden gereğinin yapılması lazım. Uzatılmaması lazım.

 

Mimari Kalite ve Sanat Anlayışı Olmadan İşlevsel Binalar Yapılması Çok Çirkin Bir Şehirleşmeye Sebep Oluyor.

Çok kaba, büyük bölümü çok kaba, estetikten uzak. Mimari kalite, mimari sanat anlayışı yok, işlevsel. İnsan hayretler içinde kalıyor. Ben bazen çarşıya, pazara gidiyorum. Yol boyunca eski biçimsiz evler. Ve çok tahrip olmuş ve çok kirli, estetikle uzaktan yakından alakası olmayan, o Brezilya’daki gecekonduları andıran yığılmış beton yığınları. İstanbul’a bu yapılmaz. Bu çok acı ve çok ürkütücü. Mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Ama bunu yapacak olan Mehdi (as)’dır, İsa Mesih’tir. Mehdiyet devrinin uygulamaları olacaktır bunlar. Yoksa hükümetin binaları yıkması olacak iş değil, çok zor. Ama Tayyip Hocam iyi bir kararlılıkla ortaya çıkarsa ileriki yıllarda olabilir. Ama Mehdiyet’in manevi desteğinin şart olduğu görülüyor. O fizik kısmını Tayyip Hocam alasını yapar ama ikna kısmını zor yapar diye geliyor benim aklıma.

 

Arkadaşlarım Samimiyetimi Gördükleri ve Allah İçin İnsanları Çok Sevdiğimi Bildikleri İçin Beni Çok Seviyorlar

Ben samimiyim, Allah’a iman ediyorum. Kendimi İslam’a, Kuran’a adadığım için, Allah yolunda yaşadığım için, dünyadan geçtiğim için, Allah için insanları çok sevdiğim için ve egoist, bencil bir ruhu asla kabul etmediğim için, sevdiklerim için yaşadığım için Allah kalplerinde bir sevgi oluşturuyor. Yani onların iradesiyleymiş gibi görünüyor ama Allah ilham ile sevdiriyor. Kalplerine ilham ediyor insanların. Bütün insanlara Allah vahyeder yani her insanın vicdanına ilham eder. Sevgiyi de vahyeder. Yani şahıs kendi iradesiyle sevgiyi elde edemez. Kendi iradesiyle elde ediyormuş gibi görünür. Yaratan Allah’tır.

 

(Ahmet Hakan Diyanet’in “Haram parayla yapılan hac geçerli olur” cevabına ilişkin şunları yazdı Adnan Bey: “Din İşleri Yüksek Kurulu “Haram parayla hac olur mu?” sorusuna şu cevabı vermeliydi. “Şu merak ettiğin şeye bak, haram parayla haccı aynı anda düşünebilen kirli bir muhayyileyle bizim hiç işimiz olmaz.” Çok merak ediyorum Din İşleri Yüksek Kurulu bu tür buram buram saçmalık ve buram buram hikmetsizlik kokan sorulara hak ettikleri cevabı vermeyi ne zaman öğrenecek?” dedi.)

Bu sefer çok güzel olmuş, doğru söylüyor. Yani bu derece münasebetsiz bir soru olduğunda ağzının payını vermesi lazım Diyanet’in. Gelenekçi hocalara öyle soruyorlar. Mesela “Ölünün üstüne su damlarsa oradan gelen suyla biz abdest alabilir miyiz?” Yani çok ipsiz sapsız bir soru. Yedire yedire cevap veriyorlar ona, yedire yedire yani. Olmaz.

 

Hazır Yiyeceklerle Beslenme Gençlerin Sağlıklarına Olumsuz Etki Yapıyor.

Bizim arkadaşlarla ben dışarıya çıkıyorum. Gençler genellikle zinde sağlıklı ama çok kilo almışlar. Çok kilo almalarına sebep oluyor dışarıdaki beslenme stili. O hazır gofretler şunlar bunlar çikolatalar, hamburgerler. Daha çok böyle doğal yiyecekler, sebze yemekleri, zeytinyağlı yemekler, temiz ürünler, sağlıklı gıdalar daha akılcı olur. Yani yağda kızarmış patates, otuz kere kızartmışlar simsiyah yağın içinde pişmiş, onu çocuklar yiyor genç kızlar, genç delikanlılar, hep sonra bakıyorum ciltleri bozuluyor. Birçoğunun cildi bozuk. Bu tarz yiyeceklerden kaçınmak lazım.

 

(“Ramazanda oruç tutanlara sizce saygı gösteriliyor mu?” sorusuna cevap)

Mesela yemek yiyordur ona alaycı gözlerle bakıyordur bu olmaz. Ama adam normal kendi halinde yemek yiyorsa “sen saygısızlık yapıyorsun” diyemeyiz. Çünkü hasta olabilir adam, rahatsız olabilir yahut inanmıyordur. Yani onu biz saygısızlık olarak algılayamayız. Ama özel mimiklerle gözüne bakarak, yüzüne bakarak böyle abartılı yeme görüntüleri veriyorsa bu tabii ayıp, çirkin, münasebetsizlik, onunla da zaten muhatap olmaması lazım Müslümanın. Bunun nasıl olduğunu ben anlayamadım, yani arkadaşımızın demek istediği nedir? Çünkü yemek yeme saygısızlık değildir. Adam hastaysa yiyecek tabii ki.

 

(“Fitne nedir?” sorusuna cevap)

Fitne asıl kelime karşılığı imtihandır. Mesela bir şeyle karşılaşırsın, zor bir durumdadır. “Ya Rabbi beni bu fitneden koru” dersin yani karar veremiyorsundur, zordur seçenek. Mesela bir yanda bir hasta vardır, bir yanda da bir hasta vardır. İkisi de ağır durumu ama hangisine karar vereceksin kurtarmak için. Birini hastaneye götürebilecek konumda oluyorsun, diğerini hastaneye götürecek konumda olmuyorsun. Mesela bir kişiyi taşıyabilecek kadar gücü var, yani iki kişiyi taşıyamaz. İşte bu mesela bir imtihandır, fitnedir, ağır bir imtihandır. Çünkü öbürünün ölme ihtimali var onu taşırken. Bu tarz zor durumlara, zor imtihanlara fitne denir. Ama bir de ikinci anlamı şudur: Mesela biz şu an huzurlu yaşıyoruz. Fethullah Gülen Hareketi çıktı bir darbe yapmaya kalktılar. Bu nedir? Fitne. Çünkü devletin başı var, halk tarafından seçilmiş bir meşru cumhurbaşkanı var, hükümet var. Meşru hükümete, meşru devlet yapısına karşı yapılan silahlı ayaklanmaya fitne denir ve hükmü de çok ağırdır. Kuran’da hükmü en ağır cezadır. “Fitne, katilden beterdir.” diyor onun için Peygamberimiz (sav). Ayette de aynı şekilde fitnenin katilden beter olduğu ifade edilir. 

 

Bir Kadına Herkesin Saygı ve Hürmet Gösterilmesi Mecburidir

Genç kızlara zaten pek bir rahatlık vermiyorlar. Güzel olması zaten başlı başına, başına bela oluyor çocuğun, güzel giyinirse ayrı başına bela oluyor. Dekolte giyinirse ayrı başına dert çıkarıyorlar. Etrafına bakarak yürürse bu da bir suç oluyor. Bakımsız pejmürde oluyor, o da bir suç oluyor. Yani çocuklar ne yapacaklarını bilmiyorlar. Müthiş bir sevgisizlik, kadın karşıtlığı birçok yerde kadınları çok zor durumda bırakıyor. Kadınlar Allah tarafından tutkuya göre, aşka göre yaratılmıştır. O güzel canlar ne tutkuyu, ne aşkı yaşamadan büyük bir çoğunluğu vefat edip gidiyor yahut yaşlanıp gidiyorlar. Yani sakatlanıyor, hastalanıyor vefat edip gidiyor. Mesela hostes olmak, yani hakikaten çok baskı yaparlar bir genç kıza. Hostes; daha adını duyar duymaz adam bıyık altından gülüyor, halbuki çok zor bir görev, çok fedakarane gayret ediyor o çocuklar ama benim gördüğüm duyduğum hepsini tenzih ederim de hostes dendi mi bir imaj var yani klasik. Ama genç kızlara karşı zaten genel toplumda her yerde olmasa da birçok yerde muazzam baskı var. O yüzden ben çocukları görüyorum dışarıda genç kızları hep başları yerde, mutsuz, neşesiz ve korku içindeler. Her an bir tehlikeyi bekliyorlar, her an bir kötülük yapılması korkusu içindeler. Yani böyle özgür, rahat, huzurlu yaşayan bir genç kız ben pek göremedim dışarıda. Onlardan bu korkuyu kaldırmak, onları özgür kılmak Mehdiyet devrinin bir güzelliği. İstediği gibi giyinecek, istediği gibi gezecek göğsünü gere gere, dimdik. Hatta bak göğsünü gere gere de gezemiyor bir genç kız, o da utanç vesilesi onlar için. Kabul edemiyorlar. Yani ayıp görülüyor. Çocukların çoğu kambur o yüzden genç kızların, hep sırtlarını çıkararak geziyorlar. Normalde çakı gibi olması lazım sırtlarının. Genç kız, göğüsleri belli olacak diye. Halbuki Allah’ın onlara verdiği bir süs. Ne çekiniyorsun? Dimdik yürü. Yürüyemiyorlar. Hep böyle göğüslerini içine çekerek, öne eğilerek yürüyor o çocuklar ve hepsinin sırtında bombe oluşuyor. Zamanla bu daha da gelişiyor. Yazık günah değil mi? Genç kız göğsünü gere gere dimdik yürüyecek etrafa bakarak, neşe içinde sevgiyi arayacak, sevgi sunacak, hürmet görecek, her yerde saygı duyulacak, herkesin hürmet göstermesi bir kadına mecburidir. Saygı göstermesi mecburidir. İslam ahlakının bir gereğidir. Ve kadına her türlü fedakarlık yapılır. Kadını koruyup kollamak erkek için büyük bir nimet ve güzelliktir. Yani bir zevktir. Nasıl bir çocuğu koruyup kollamak insana mutluluk verirse bir kadını da koruyup kollamak mutluluk vesilesidir. Ama adamlar tam tersine çevirmişler mesela “sekreterim” diyor kız çocuğu, bıyık altından gülmeye başlıyor adam. Sekreter olmak da suç, yani hemen böyle gayrimeşru iş yapan bir insan kafasıyla bakıyor bazı akılsız, görgüsüz, cahil insanlar. Yahut hemşire, ona da kötü gözle bakıyor. Bu onun görgüsüzlüğünü, kalitesizliğini, akılsızlığını ve vicdansızlığını gösterir. Zalim ruhların özelliği bunlar. Genç kızlar da çocuklar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler. Yani ne yapsa suç. Babası ayrı cezalandırıyor, annesi ayrı cezalandırıyor, ağabeyi, dayısı herkes devrede. “Ya” diyor “belalı bir dayım var” diyor “o da devreye giriyor.” Yani illaki o çocuğu ezecek birileri oluyor. Huzur içinde çocukların yaşaması, genç kızların yaşaması bir ülkenin kalitesini gösterir. Yani medeniyetin yüksekliğini gösterir, kalitenin yüksekliğini gösterir. Genç kızlar ne kadar huzurlu, güzel yaşarsa o toplum o kadar huzurlu ve güzel olur.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Katar konusundaki gelişmelere ilişkin Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Ahmed El Sabah ve Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al Suud ile telefonda görüştü Adnan Bey, son dakika haberi.)

Çok iyi yapmış, bizzat gidip de görüşe de edebilir. İngiliz derin devleti büyük bir oyun hazırlıyor, yani çok kahpece bir oyun hazırlıyor. İslam alemini mahvetmek istiyorlar. Gelenekçi Şiiliği ve gelenekçi İslam’ı, Ortodoks İslam’ı tırmandırıp fanatik hale getirip iki tarafı birbirine kırdırmak istiyorlar. Müslümanlar bu oyuna gelmesinler. Kuran Müslümanlığıyla meseleleri en güzel halde halledelim ve bütün İslam alemini, dünyayı cennete çevirelim.

 

(Doğan Haber Ajansı da, “Katar’da raflar boşaldı” başlıklı bir haber paylaştı ve bu habere 2012’de Amerika’da yaşanan Sandy Kasırgası’na ait fotoğrafı paylaştı.)

Yani ekonomik kriz oluşması için yapıyorlar Katar’da ve savaşta tabii güçsüz düşecek falan garip bir durum. Yani bunun iyi takip edilmesi, aydınlar tarafından bütün dünyaya duyurulması gerekiyor. Mesela bu da çok samimiyetsiz, çirkin bir hareket, bunun da duyurulması lazım.

 

Tek Tek Tüm Müslüman Ülkeleri Yalnızlaştırmak İstiyorlar. Müslümanlar İslam Birliği Oluştursa Hepsi Tüm Tehlikelerden Korunmuş Olur  

Katar üç tarafı denizle çevrili konumu çok güzel bir yarımada. Katar’ı mahvetmek istiyorlar. Katar’ı yalnızlaştırmak istiyorlar, Türkiye’yi yalnızlaştırmak istiyorlar. Rusya’yı yalnızlaştırmak istediler. Halbuki bu yalnızlaştırılmak istenen ülkeler birleşse konu bitecek. Tayyip Hocam Katar için “kara gün dostu” diyor. Katarlılar çok temiz insanlar. Katar’ı hedef göstermek, dolaylı olarak Türkiye’yi yeni bir operasyon için hedef göstermek anlamına geliyor. Çok dikkat etmek lazım. Katar 15 Temmuz olayında ilk baştan beri Türkiye’nin yanında yer aldı. 15 Temmuz’da Suudi Arabistan’ın darbeden haberi olduğunu açıkladı. “Suudi Arabistan darbeden haberdardır” diyor. Ama “haberdardır” derken birçok kişi haberdardı zaten. Yani haberdar olması önemli değil, biz Suudi Arabistan’la dostuz, yani onlarla biz muhalif olmak niyetinde değiliz. Katar’ı da seviyoruz, Suudi Arabistan’ı da seviyoruz. Ama Türkiye-Rusya arasında gerginlik yaşanırken Katar kimseden çekinmeyip Türkiye’nin yanında yer almıştı o devirde, yani çok dost, delikanlı bir ülke. Bu Birleşik Arap Emirlikleri de çok sert bir ülke, yani hepsi olmasa da mesela o lüks otellerde Endonezya’dan gelen Müslümanlar çalışıyorlar. Köle gibi çalıştırıyorlar bazı yerlerde. Batılılar gelip orada fuhuş yapıyorlar, her yer için demiyorum ama çok Müslümanları ezdikleri bir yer Arap Emirlikleri. Ama tabii onlara da sahip çıkıp düzgün hale gelmelerini sağlamak lazım, karşımıza almamamız gerekiyor. Katar’da biliyorsunuz Türk ordusunun üssü var, daha da bu güçlendirilebilir.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251053/sayin-adnan-oktarin-5-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251053/sayin-adnan-oktarin-5-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170605t_11.jpgThu, 22 Jun 2017 23:31:57 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 4 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 4 Haziran 2017

 

(İngiltere’nin başkenti Londra’nın merkezindeki Londra Köprüsü ve Borough Pazarı'nda dün meydana gelen terör saldırılarında en az yedi kişinin hayatını kaybettiği, kırk sekiz kişinin de yaralandığı açıklandı. Saldırılardan birinde bir minibüs Londra Köprüsü’nde yayaları ezdi. Diğer iki saldırıda kapalı mekanlarda insanlar bıçaklandı. Bazı kişilerin boğazlarının kesildiği söyleniyor. Üç ayrı saldırıda, üç ayrı saldırgan da öldürüldü. Ayrıca saldırganların araçtan inerek çevredekileri bıçakladığı da iddia ediliyor.)

Rezalet, çok korkunç. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının sonucu bu oluyor işte. Çünkü “Ehli Kitabın” Cenab-ı Allah “yemeğini yiyin” diyor. “Onlarla sofrada oturun sohbet edin, evlerinize davet edin, onların kiliselerini koruyun” ayet Kuran ayeti. “Ve sizi en çok sevenler de onlardır, Hristiyan’ız diyenlerdir” diyor. “Çünkü içlerinde mütevazı rahipler vardır” diyor, “din adamları vardır” diyor. Sen ne yapıyorsun? Gidip bıçaklıyorsun. Allah diyor ki, “Evlenebilirsiniz Ehli Kitaptan.” diyor Yani sevgilin oluyor ömür boyu. Cennette kardeşin olacak inşaAllah. Sen onu gidip bıçaklıyorsun. Mehdiyet gelmeden felaket bitmeyecek anlaşılan bu ve bu tırmanarak devam eder. Çünkü bak kadın ne diyor İngiltere Başbakanı, ne yapacağız biz diyor; “Ortadoğu’daki şiddetin durması için oraya her türlü operasyonu yapacağız” diyor. Yani hava bombardımanı.

 

(İngiltere Başbakanı Theresa May son zamanlarda düzenlenen saldırıların birbiriyle bağlantılı olmadığını ancak ortak noktalarının nefreti ve mezhepçiliği körükleyen radikal İslam ideolojisi olduğunu iddia etti. “Bu ideoloji İslam’ın ve gerçekliğin saptırılmasıdır. Zamanımızın en büyük görevi bu ideolojiyi yenmektir. Ancak salt askeri müdahale ile yenilemez, kalıcı bir savunmacı anti-terör operasyonu ile de yenilemez. Bunu ancak insanların gözlerini bu şiddetten farklı yöne çekip çok kültürlü İngiliz değerlerinin nefreti savunan vaizlerden üstün olduğunu anlatabildiğimizde olur” dedi.)

Bak çözümün ne kadar açmazda olduğunu görüyor musun? “İngiliz kültürünü İslam’a karşı bir değer olarak sunalım” diyor. Yani İngiliz kültürü neyse o. Din değil, bir inanç da değil İngiliz kültürü. İngiliz kültürü ne demek? Anglosakson ırkının üstünlüğünü savunan felsefe. Hayır o kadın onu demek istemiyor olabilir ama anlaşılan, bilinen bu. Anglosakson ırkının üstünlüğü, kainatın tesadüfler sonucu yaratıldığına dair Darwinist inanç ve en fazla Rumi olmak. Mevlana Celalettin Rumi’nin kitaplarındaki bizim yolumuzda Müslümanlık yok sözüne uygun olarak, İslam dışı şeriatsız İslam anlayışı ve dolayısıyla İngiliz kültürünü ya kabul edersiniz ya kabul edersiniz mantığı. İşte felaket burada. Halbuki çözüm Mehdiyet’tir. Seyyidina İsa Mesih’in nüzulü Mehdi (as)’nin zahir olmasıdır fakat onlar olayın fevkaladeliğini daha fark etmiş gibi olmamak istiyorlar. Fark etmemiş gibi görünmek istiyorlar. Şimdi önümüzdeki günleri seyredin, olaylar akıl almaz katlanarak gelişecek bunlar da açmaz politikasına devam edecekler. Bak İslam’a karşı İngiliz kültürünü benimseyin diyor. Felaketin kapısını sonuna kadar açıyor. Müslüman mı olacaksın, İngiliz kültüründe bir vatandaş mı olacaksın? Seçeneğe bak. Kuran Müslümanı olun desene. Türkiye’ye baktığımızda genelinde gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı var. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında Hristiyanlara sevgi yok. Hepsinde olmasa bile genel olarak böyle. Mısır’a git gelenekçi İslam. Fas, Tunus, Cezayir’e git gelenekçi İslam.  Hristiyanlardan rahatsız olan bir ideoloji.  Yani onları dışlayan bir ideoloji. Hayır, onu dışlama ile kalmıyor sakalını keseni öldüren, namaz kılmayanı öldüren. Sakal keseni adam öldürüyorsa, namaz kılmayanı öldürüyorsa, Hristiyan’a ne yapmaz bu adam?  Çözüm Mehdiyet. İngiliz kültürü değil. İngiliz kültürü dediği işte İngiliz derin devletinin etrafa yaymak istediği, İngiliz hayranlığına dayalı bir felsefe. Aylardan beri anlatıyoruz biliyorsunuz. 

 

“Bir öğrencinin hem çalışıp hem de okuması olağan bir şey midir?” Sorusuna Cevap

Çocuklara yazık benim hiç aklım yatmıyor o işe. Bir öğrenci nasıl hem çalışıp hem okuması olur mu? Zaten okul çok ağır bir olay. Bir de gidip çalışacak. Devlet burs versin yahut özel sektör burs versin. Bütün holdingler efendim işyerleri. En az mesela bir işyeri, en zayıf bir işyeri bile iki-üç öğrenciye burs verebilir ne olacak yani? Sadaka Allah rızası için. Değil mi? Öyle herkes verse. Öğrencilere mesela her görenin harçlık vermesi lazım. Öğrenci harçlığı. Bayramda nasıl çocuklar geldiğinde harçlık veriyorlar öğrenci de geldiğinde öğrenciye harçlık verilmesi lazım. Amcası, dayısı, akrabaları, sevenleri yani öğrenci için bu yanlış bir şey değil. Ve işyerleri özellikle çocuklara burs şeklinde harçlık vermeleri gerekir.

 

“Ben tıp elektroniği okuyorum. Sağlık cihazlarına nasıl önemli davranmalıyız?” Sorusuna Cevap

Ben onun sorusuna cevap vermeyeyim de genişletelim. Tıp cihazları çok hayati, çok faydalı ve önemli cihazlar. Biz imalatını yapalım, Türkiye imalatını yapsın ve çok yaygın olsun. Mesela halk tansiyonuna çok nadir bakıyor. Tansiyon aletleri bolca olsun. Mesela elektro kardiyografi aletleri her yerde olsun, değil mi? Hastayı oraya hastaneye taşıdığın vakit ancak mümkün oluyor. Bu tip cihazların yaygınlaştırılması yerel hastanelerin çoğalması demektir. Yerel muayene imkanının çoğalması demektir. Klinikler tarzı oluşmuş olacak bir yapılanma halk için büyük bir rahatlık. Hastanelerin yükünü de alır mesela elektro kardiyografi bir yerde yapılıyorsa bir mahallede çok iyi. Mesela kan tahlili cihazları küçük bir klinikte olsa diğer muayene imkanları da orada rahatça olur ve şahısların hastaneye gitmesine gerek kalmaz. Ben o anlamda anlamış olayım sorusunu gencimizin.

 

“Sizce sağlıkçılar sokakta devriye gezmeli mi?” Sorusuna Cevap

Tabii büyük bir otobüs her türlü tıbbi cihaz içinde var, mahalle mahalle gezse fakir mahallelerde çok güzel bir sağlık devrimi olur. Var buna benzer ama çok çok nadir yani bir-iki vaka gibi çok çok az sembolik. Öyle değil özellikle gecekondu kent semtlerinde, fakir semtlerde büyük otobüslerle gezilse diş muayenesi, göz muayenesi, kalp efendim özellikle kolesterol muayeneleri çok çok faydalıdır tabii bayağı iyi olur. Mehdiyet devrini bekliyor herhalde bu güzellik. Ama Tayyip Hocam da bayağı çalışkan bu konuda çok gayretli, şevkli.

 

“Bence televizyon kanallarında ya da toplumda ruh sağlığı hastalıkları ile ilgili insanlara damgalama yapılmasını çok yanlış buluyorum. Örneğin dizilerde şizofreninin bu kadar kötü gösterilmesine bu insanların daha çok topluma karışmasını sağlayıcı onların iyi yönlerini gösterici şeyler olmasını isterdim.” Sorusuna Cevap

Ah severim ben senin güzel huyunu. Hakikaten Türkiye’de de, dünyanın her tarafında deli bir hakaret gibi ifade ediliyor. “Ya adam sen deli misin?” diyor zaten hakaret davası açılıyor. Bir hastalık, yazık, böbrek rahatsızlığı gibi, kulak rahatsızlığı gibi, romatizma gibi bir hastalık. Beyninde hasar oluyor adamın yani akli dengesi bozuluyor. Şefkat göstermek lazım, ilgi alaka göstermek lazım, yardımcı olmak lazım. Yalnız tabii toplum içinde şizofren çok tehlikelidir. Paranoid şizofreni de çok tehlikelidir. Aile içinde özellikle çok tehlikelidir. Yani şizofren ani bir atak gösterebilir. Mesela birdenbire babasının kesilmesi emrini aldığını söylüyor ve adamı keser Allah esirgesin. Yahut kız kardeşini boğuyor “bana böyle emir geldi” diyor. Şizofrenlerde gevşek davranmak doğru olmaz. İlaçlarını çok muntazam vermek ve çok iyi doktor kontrolünde tutmak lazım. Paranoid şizofreni de özellikle yani süper riskli bir şey. Özellikle savunmasız insanlarda çoğu zaman cinayetle sonuçlanıyor olay. Akıl hastası olduğu için o da farkına varmıyor yaptığı suçun. İlaçlarının aksatılması özellikle çok çok tehlikeli olur şizofreni vakalarında ve sık kontrol, muayenelerin sık olması gerekir. Ama hakaret tarzında değerlendirmek görgüsüzlük, cahillik, bilgisizlik yani ahlak bozukluğudur.

Şizofren normalde topluma zarar vermez. Bayağı sakin, çok efendi de davranabilir. Ama reaksiyonunun yani anormal eylemin ne zaman çıkacağı belli olmaz. Yani mesela 20 yıl sonra bile bir şey yapabilir. Her an tetikte ve dikkatli olunması gerekiyor. Özellikle ilaçlarını almamaya başladığında diyor ki “Hiçbir şey yapmıyor. İlaç almasına ne gerek var?” diyor. Kardeşim içten içe o şizofren derinlik genişliyor demektir. Sen farkına varmazsın başını çok büyük belaya sokarsın. Şizofrenide o şizofreni yaşayan insan başka bir hayat boyutunda yaşıyor. Yani bizim hayat boyutumuzda olmaz. Yani şuuru kapalı oluyor. Bizim gibi algılamaz olayları dünyayı bizim gibi algılamaz. Bambaşka bir dünyada yaşamış oluyor o. Başka bir hayat boyutunda yaşıyor onun için o hayat boyutunun şartlarına göre hareket ediyor. O hayat şartlarında mesela adam öldürmek normal oluyor onun inancında. Makul bir şey oluyor hatta ibadet gibi görüyor “bana emir geldi” diyor. “Allah’tan emir geldi, ben de öldürdüm” diyor. Onun için “ilacı kesildi ama normal gidiyor, ne var ki” o süper tehlikeli bir şey. İlacı kesildi ise normal gibi görünüyor olması hiç önemli değil her an bir şey olur demektir.

 

Yönetmen Senarist Ertem Göreç’in, “Ben şunu merak ediyorum. Türk sinemasıyla yeni oluşmakta olan sinema arasındaki farkları nasıl buluyor? Onu bana iletirseniz çok memnun olurum.” Sorusuna Cevap

Arada çok dev bir fark var yani çok büyük bir fark var. Eski Türk filmlerinde derinlik, duygu ifade etme kapasitesi çok daha yüksekti. Yani şu anki Türk sinemasıyla arada dağlar var. Yani çok büyük bir fark var. Hatta boyut farkı var. Yani yeni Türk sinemasında ruh derinliği iyice hafifletilmiş, incelmiş durumda. Yani o yüksek ruh temaşasını orada göremiyoruz. Yeni Türk sinemasında göremiyoruz. Bu, müzik eserlerinde de kendini gösteriyor. Yani yeni meydana getirilen yeni yaratılan müzik parçalarında eski eserlerdeki ruh derinliği, ruh yüksekliği, o boyut güzelliğini bulamıyoruz. O ruh erozyonundan, ruh tahribatından kaynaklanıyor. Yani modernizm adı altında Darwinist, materyalist teorinin alttan alta ruhları kemirmesiyle gençlere derin sevme ve tutku duygusu unutturuluyor ve yavaş yavaş o erozyonla o yok ediliyor ve insanlık bunun farkına bile varmıyor. Mesela gençler arasında büyük bir ruh erozyonu oldu. Muazzam bir ruh tahribatı oldu. Gerçek sevgiyi çocuklara unutturdular, kaybettiler ve farkına bile varmadı onlar. Yani büyük bir kitlede bu kayıp meydana getirildi. Genç kızlar en büyük mağduru bunların, bu durumun. Sevgi unutturulduğu için onlar da sevgiye çok aç yaratıldıkları için, tutkuya çok müştak yaratıldıkları için sevgiyi ve aşkı bilmeden yaşayıp, sevgiyi ve aşkı hayatlarında doyuma ulaştırmadan vefat edip dünyadan gidiyorlar. Yani bu çok büyük bir felakettir. Deccaliyetin dünyaya büyük bir oyunudur. İnsanlığı bu yönde mahvettiler. Amerikan gençliği de, Avrupa gençliği de, Ortadoğu gençliği de bu yönde mahvoldu. Çok basit çıkarlar peşinde koşan çok küçük hedefleri olan insanlar haline geldi epey büyük bir kitle. Bu tabii sinemaya da yansıdı bu felaketin Üstat farkında, acı acı farkında onu benim dile getirmemi istemiş, doğrusu da bu. Büyük bir felaket yaşanıyor.

 

“Ben telefon fazla kullanmıyorum, arkadaşlarım çok aşırı kullanıyor. Nasıl vazgeçirebilirim?” Sorusuna Cevap

O hakikaten artık eroin gibi olmuş. Yolda gidenleri görüyorum kendi kendine konuşuyor böyle sürekli kulağına takılı. Bütün dünyayla bağlantısı kesilmiş yahut elinde telefon, kulağında dümdüz robot gibi gidiyor ama konuşacağı kimse yok. İnsanlarla dost olmak istiyor, sevmek istiyor muhtemelen annesiyle veyahut çok güvendiği bir veya birkaç kişi oluyor onların genç kızların arkadaşlarına o kadar güvenmiyorlar da ama hani dışarıya nazaran daha güvendikleri arkadaşları oluyor bir-iki tane. Daha çok annelerine güvenme eğilimi oluyor. Kısmen de babalarına güveniyorlar bir kısmı. Yalnız yaşıyor genç kızlar. Ben bakıyorum genç kızlarda muazzam yüksek bir sevgi gücü var. Akıl almaz bir tutku gücü var, akıl almaz bir aşk gücü var. Muazzam bir analiz, derinlik ruhuna sahipler. Ama o canlarımın muhatap olacakları insanlar olmuyor. Yani çok sıradan yaklaşıyorlar çocuklara birçok insan. Bu büyük bir felaket, dünyada meydana gelmiş en büyük felaketlerden. Tarihin en büyük felaketlerinden birisidir. Allah’ın verdiği büyük bir gazap bu, büyük bir azaptır. Büyük bir felakettir. Allah’a sığınmak lazım.

 

“Türkiye’de yapılan inşaatları nasıl buluyorsunuz?” Sorusuna Cevap

Çok sıradan, kaba oluyor genellikle. Sanat değeri olmayan sadece işlevsel yani insanların barınmasını amaçlayan eserler oluyor. Çok nadir sanatsal, kaliteli binalar. Genellikle yığma, beton yığma, taş yığma gibi görünüyor. Bu da ahir zamanın felaketlerinden bir tanesidir yani beton yığınları tarzında. Sanatla uzaktan yakından alakası olmayan eserler diyelim, birçoğu.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250517/sayin-adnan-oktarin-4-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250517/sayin-adnan-oktarin-4-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170604t_08.jpgFri, 16 Jun 2017 02:35:35 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 3 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 3 Haziran 2017

 

(İrlanda Başbakanı Enda Kenny’nin istifasının ardından İrlanda Başbakanlığına oyların yüzde 60’ını kazanan Hint asıllı Leo Varadkar seçildi. Varadkar, 1993’e kadar homoseksüelliğin suç olduğu İrlanda’nın ilk homoseksüel başbakanı oldu. Bu kişi on gün sonra yeni görevine başlayacak.)

Adamı özel görevden almışlardır, bunu da özel getirmişlerdir. Sırf homoseksüelliği yaymak, teşvik etmek, doğal göstermek tabii yani dünyayı kıyamete doğru çekmeye çalışıyorlar. Allah’ın gazaplanmasını istiyorlar ve güya Mehdiyet’e karşı Kuran’a göre gayriahlaki olan homoseksüellikle mücadele vereceklerini zannediyorlar. Yenilecekler, söyleyeyim. Mağlup olacaklar ilimle, irfanla, Kuran ile. Bunu görecekler beklesinler.

 

(Türkiye ve Rusya S 400 füze sistemlerinin sevkiyatına yönelik teknik konularda anlaştı ve savaş uçağı yapımı hakkında görüşmelere başladı. Rusya’nın Aselsan’ı olan Rostec’in Başkanı Sergey Çemezov füze sistemi görüşmelerinin yanı sıra Rusya ile Türkiye arasında beşinci nesil savaş uçağı üretiminde istişare edildiğini söyledi. Türkiye’nin kendi uçaklarının montajını yapabildiğini hatırlatan Çemezov “Tüm bu gelişmeler ışığında yeni ve modern bir şeyler yaratabiliriz” dedi.)

Tayyip Hocam’ı kızdırdılar. Tayyip Hocam da gereğini yapıyor. Tayyip Hocam kabadayı, Tayyip Hocam yiğit öğle İngiliz derin devletinin üfürmelerine Osmanlı tokadıyla karşılık veren bir yiğit. Çok iyi yapıyor Rusya ile tam işbirliği halinde olalım. Rusya ile burada uçak fabrikası kuralım, tank fabrikası da kuralım, füze fabrikası da kuralım. Kırıkkale’nin tesislerini genişletelim yer altında ama yer altında. Yerin 200-300 metre yer altında seri üretime geçelim.

 

(Bu akşam İstanbul Güngören’de iki grup arasında çıkan çatışmada saldırganlar otomatik silahlarla çevreyi taradılar. Haber verilmesi üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Çatışmada yaralanan beş kişi ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırıldı.)

Kardeşim bu nasıl iştir? Ben anlayamıyorum. Hayret ediyorum. Yani yer yer sivil polis, polis bulunması lazım. Mahallelerde gizli karakollar da olsun. Mesela bir ev, bir daireyi polis kiralasın. Orada beş-altı polis kalsın. Bir olay anında, anında müdahale edebilsinler. Gizli karakol bence çok caydırıcı bir yöntem. Her mahallede olsun. En az üç-beş gizli karakol. Orada polisler yaşasın, görev alsın. İnsin. Çıksın. Etrafın güvenliğini de sağlarlar. Bu tip şeylerde anında müdahale ederler. Ben mesela çok şaşırmıştım. CHP Genel Merkezi’ne adam kurşun sıktı. Kaçıp gidiyor. Akit Gazetesi’ne kurşun sıktılar. Hem de molotof kokteyl falan da attılar bildiğim kadarıyla. Çekip gidiyor adamlar. Elini kolunu sallayarak. Otomatik silahla birbirlerini tarıyorlar. Sanki böyle meydan muharebesi gibi. Ben hayret ediyorum.

 

Allah Her Duayı Kabul Eder, İnsana Hayırlı Olanı Nasip Eder.

Allah her duayı ibadet olarak kabul eder. Ama bizim için hayırlıysa onu meydana getirir. Mesela “Ya Rabbi” diyor “bana İstanbul’da falanca okulu kazandır.” Senin için hayırlı olmayacak o. Allah sana hayırlı olanı nasip ediyor. Kaderinde hayırlı olanı. Mesela başka bir yere gidiyor, onun için o hayır olmuş oluyor.

 

Cüzi İrade Diye Bir Şey Yoktur, Her Şeyi Yapan Allah’tır

Cüzi irade, cüzi put demektir. Cüzi irade, cüzi şirk demektir. Yani küçük put. Küçük şirk. Yani diyor ki, Allah’ın kontrol edemediği bir alan vardır kaderde insanın bildiği. İnsan bunu yapar diyor. Allah’ın haberi olmaz bundan diyor. Allah’ın kontrolü dışında bir şeyler yapıldığını söylüyor. Biraz daha konuşuyor. “Yok ya Allah’ın haberi olmaz mı? Var.” Kardeşim lafı niye uzatıyorsun? Allah’ın haberi varsa, Allah biliyorsa, Allah yaratıyorsa cüzi irade bitti demektir. Sen lafı hiç dolandırma. Allah biliyor mu, bilmiyor mu? Bilmiyor diyorsan, Allah’ı inkar etmiş olursun. Biliyor diyorsan, cüzi irade diye münasebetsiz bir mantığı geliştirmene gerek yok. Yani dürüst davran. Mesela onu söyleyenlere söylesinler. Desinler ki “Allah, cüzi irade dediğin yani insanın bazı fiillerini bilmiyor mu? Farkında değil mi Allah? Yani en başından haberi var mı yok mu?” Efendim var diyor. Varsa bitti. Ne lafı uzatıyorsun da cüzi irade diye laf çıkarıyorsun? Haberi yok diyorsa, Allah’ı inkar etmiş oluyorsun. Çünkü Allah’ı güçsüzlükle itham etmiş oluyorsun. İnkar etmiş olursun.

 

Modern İslam Peygamberimiz ve Sahabenin Yaşadığı İslam'dır.

Modern İslam sahabenin yaşadığı İslam. Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı İslam. Hazreti Musa (as)’nın, İbrahim (as)’in, İshak (as)’ın, Yakup (as)’un, Hazreti Süleyman (as)’ın yaşadığı İslam. Hazret Süleyman (as) İslam’ı yaşıyordu. Ne yapıyordu? Sarayda yaşıyordu. Ne yapıyordu sarayda? En ileri teknoloji kullanılıyordu. Hava vasıtaları vardı. Kara vasıtaları var. Şu an bizim bilmediğimiz bir teknoloji. Hazreti Süleyman (as) zamanında elektrik var. Firavun devrinde elektrik var. Hazreti Yusuf (as) devrinde elektrik var. Resmi var görünüyor yani. Kullandıkları ampullerin resimlerini yapmış adamlar. Elektrikle ilgili yoğun bir çalışma olduğu ama oraya mahsus bir elektrik çalışması olduğu anlaşılıyor. Pil yapmış adamlar. Pil yapmışlar ve lamba var. Aydınlatıyorlar. Her türlü teknoloji var. İşte buna modern İslam diyoruz. Hazreti Süleyman (as) devrinde binanın her tarafı altın kaplı. Akıl almaz bir güzellik. Heykeller, resimler. Mükemmel müzik var. İnsanlar mükemmel güzel, bakımlı. Kadınlar çok güzel. Erkekler yakışıklı. Her yer pırıl pırıl temiz. Ayna gibi parlıyor. Her yerde Allah anılıyor. Her yerde insanlar dürüst. Kapılarda kilit yok. Şu an gördüğümüz gibi dikenli teller falan yok. İşte modern İslam bu. Resulullah (sav) devrinde de hiçbir yerde kilit yoktu. Herkes herkesle arkadaştı, dosttu. Hazreti Ali (kv) herkesle şakalaşıyordu. Sohbet ediyordu. Konuşuyordu.

 

Atatürk Hem Dindar Bir Osmanlı Paşası Hem de Modern Bir Cumhuriyet Aydınıdır.

Atatürk hem Osmanlı döneminde hem cumhuriyet döneminin en mükemmel, en aydın delikanlısıdır. Çok aklı başında bir Osmanlı subayıdır. Çok dindardır Atatürk. Allah’a, dine, Peygamber (sav)’e hayrandır. Açık açık da ifade etmiştir. “Allah’ın dini tam uygulansın, Peygamber (sav)’in sözleri tam uygulansın” yani Kuran’ı kastediyor “tam uygulansın” diyen. Cebinden Kuran ‘ı hiç eksik etmeyen bir insan. Hangi lider sürekli Kuran’ı cebinde taşıyor? Yani ben cumhuriyet döneminde hiç görmedim. Bir tek Atatürk’te vardır. Anıtkabir’de durur o. Deri kaplı Kuran. Cebinde, iç cebinde kalp hizasında taşımıştır her zaman. Her gün hemen hemen hafız efendileri çağırıp Kuran dinlemiştir. Kuran tilavetinden müthiş zevk alan bir insandı. Ve onlara Kuran’ın manasını da soruyordu ve konuşuyordu. İmam hatip liselerini açtırdı. İlahiyat fakültelerini açtırdı. İlahiyat fakülteleri çok büyük ihtiyaçtı o zamanlar. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu. Bak yüz bin cami var şu an. Yüz binin üstünde orda görevli imam efendi var, devlet tarafından tayin edilmiş. Atatürk’ün hizmetlerini say say bitmez. Yüz binlerce Kuran dağıttırdı Anadolu’da. Elmalılı tefsiri yaptırdı, ünlü. Elmalılı Hamdi Efendi’ye, ünlü Elmalılı tefsirini yaptırdı. Rica etti. Çok mükemmel bir tefsir. Onu da bastırdı, devlet kanalıyla halka dağıttı. Buhari-i Şerif’i tercüme ettirdi. Onu da herkese dağıttı. Hangi alim hangi hoca yapmış bunu? Abdülhamit yapmamış mesela bunu. Abdülhamit yapmamış ama Atatürk yapmış.

 

Şiir de Müzik ve Resim Gibi Çok Etkileyici Bir Sanat Dalı

Şiir tabii çok güzel bir sanat dalı. Resim gibi, müzik gibi çok ihtişamlı bir sanat dalı. Nazım Hikmet’i de rahmetle anıyorum. Çok çok muhteşem bir sanatçı. Muhteşem bir şair. Şiirleri çok çok güzeldir yani ruha derin etki yapan çok candan söylenmiş şiirlerdir. Niye “Allah rahmet etsin” diyorum? Çünkü öyle bir insan Allah’ı inkar edemez. O kadar sevgi dolu bir insan, o kadar asil bir insan Allah’ı inkar edemez ve Allah’ın yarattıklarına bu kadar hayran olan bir insan. O Ceviz Ağacı şiiri mükemmel. O baskıdan da yılmış. Onu da çok güzel ifade ediyor. “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında” diyor. Çünkü polis takibi çok yoğundu. Onun şikayetini çok nezaketli bir dille ifade ediyor. “Gözlerinin yapraklar adedince” olduğunu söylüyor. Çok güzel. “İstanbul’u seyrediyorum oradan” diyor. Bayağı güzel. Yani öyle bir varlık olmayı birçok insan ister. Çok fazla gözü olan, İstanbul’u rahat rahat seyreden, kökü yerde meyveler veren bir ağaç. Çok hoş bir temsil. Çok güzel bir anlatım. Mükemmel bir şair.

 

(“Yemin edip tutmadığımda ne yapmam gerekir?” sorusuna cevap)

Yemin edip tutmadığında onun Kuran’daki karşılığı olan diyeti ödeyeceksin. Ya fakirlere yiyecek yedireceksin. Fakir insanlara kendi doyduğun gibi doyup sofradan kalkmalarını sağlayacaksın. Kuran’da o çok detaylı izah edilmiş. Mesela kurban kesersin. Allah’a bir vaatte bulunursun. “Ya Rabbi” dersin “sana bir kurban adak adıyorum şu işim hallolursa kurban keseceğim” dersin. O kurbanı kesersin. Onun da etini fakirlere dağıtırsın. Hepsi Kuran’da detay detay anlatılmıştır.

Bir insan yemin etti mesela yeminini tutamadı. On yoksulu doyuruyor. Ne kadar güzel. On yoksulu. Ama mükemmel bir doyurma olacak. Öyle hani bazıları yarım ekmekle falan öyle değil. Kendi ailesine uygun gördüğü mükellef bir ziyafetle veyahut o devirde mesela kölelik yaygındı bir köleyi azat etmek. Parasını veriyor sahibine. Mesela diyor ki adam “Elli altın verirsen yahut on altın verirsen özgürlüğünü kabul ederim.” Götürüyor. On altın veriyor. Adama “sen özgürsün” diyor. Adam havalara sıçrıyor. Bu da bir kefarettir, yemin kefareti. Bayağı güzel ve Allah işte köleliği de bu sistemle birçok tedbirle ortadan kaldırmış oluyor. Çünkü bu sistemde köle kalmaz. Veyahut maddi imkanı yoksa üç gün oruç tutuyor. O da olur, üç gün oruç.  Ama bak aç açık insan kalmıyor. Bak yemek yedirmek, köleyi azat etmek. Hep insanları sevindirecek şeyler. Hep güzelleştirecek şeyler.

 

Zenginliğin Faydası Hayır İşleri Yapmak, İhtiyaç İçinde Olanları Sevindirmektir.

Bazı arabaların egzozunu gürültülü yapıyorlar. Yani uzay aracı gibi acayip homurtu çıkartıyor. Bence küçük düşürücü. Yani çok kötü bir sükse yöntemi. Millet oraya bakacak gürültüye. Diyeceksin “Adam ne kadar zengin.” Arabanın içinde zaten görünmüyorsun. Kim olduğun da belli değil. Belli olsan daha da kötü mahcup olacaksın. Çünkü sükse yapmaya kalkıyorsun. Kötü bir yöntemle kendini küçük düşürerek, zenginliğini vurgulamaya çalışıyorsun. Yani muazzam bir homurtuyla “haberiniz var mı ben zenginim” diyorsun. Yani böyle bir gösteriş olur mu? Elalemi ne ilgilendirir ayrıca senin zengin olman? Zenginsen hayır işleri yap. Güzellik yap. Onlar sükse olur. Yani arabanın homurtusuyla sükse olur mu? Bayağı rahatsız edici bir gürültü. Yani burada bakan insan onun gösterişçi biri olduğunu, zavallıca bir yöntem kullandığını, kendini mahcup ettiğini düşünür. İnsan onun adına utanır, yani öyle bir şeyde. O zaman elbise giydiğinde de gürültü takan bir şey bulundursun üstünde. Mesela pahalı bir elbise giyiyor. Işıklar yanıp sönsün. Gürültü çıksın üstünde bayağı motor gürültüsü gibi, hepimiz ona bakalım çok zenginmiş diye. Bundan ne farkı var bunun? Çok münasebetsiz bir hareket, araban pahalıysa iyi işte, Allah’a şükret. Hamd et ama şamata yapmana gerek yok. Korna çalınması da doğru değil tabii. Uyuyan çocuklar var, yaşlılar var. Yani herkes yapmış olsa muazzam bir kargaşa olur ama hayati bir konu varsa, adam uyuyor ayakta, arabaya doğru yürüyor. Ona korna mecburen gerekir. Öyle çok uyuyan insan oluyor.

 

(Tunsten ışığının kaşifi olan Dr. Colin Fink, Mısırlıların bundan yaklaşık 4300 yıl öncesinden zıt kutupla bakıra elektrik kaplamayı bildiklerini söylüyor. Mısır’da Dendera’daki Hathor Tapınağı’nın duvarlarında bulunan bu resimlerde görülen figürler günümüzde kullanılan ampullere oldukça benziyor. Bilim adamları bunu hayretle izlemişler.)

Bir de zaten piramitlerin iç kısımları karanlık. Orada çalışma yapmış bu insanlar. Resimler yapmışlar, ince detaylarla ilgilenmişler. Normalde o çalışma içerisinde aydınlatacak bir malzeme kullanmaları gerekiyor, mum, çıra gibi bir şeyle aydınlatmaları lazım. Mum yaksalar o isin tavana az da olsa bulaşık olarak iz bırakması gerekiyor. Yahut çıra olduğunda bulaşık olarak iz bırakması gerekiyor, az da olsa. Bunların çalışma yaptıkları yerler, hep zifiri karanlık yerler. Yer altında, yerin üstünde, taşların içerisinde, o piramitlerin içinde geniş alanlarda muazzam resimler yapmışlar. Bu karanlıkta yapamayacağına göre. Bu ışık kaynağı ne olabilir? Elektriğin dışında, ampulün dışında aydınlatma alameti olarak hiçbir şey yok. Çıra kullanmaları mümkün değil. Mum kullanmaları mümkün değil. Yağ kandili kullanmaları mümkün değil. Hepsinde is olması gerekiyor. Milim iz yok. Hiçbir şekilde yanan bir maddeye ait iz yok. Bu da ampulle aydınlatılma yapıldığının açık delili oluyor.

 

Demokratik Gösteri ve Protesto Yürüyüşü Her Vatandaşın Doğal Hakkıdır Ancak Yakma, Yıkma, Güvenlik Görevlilerine Saldırma Asla Kabul Edilemez

Gezi Parkı olaylarının 4. yıldönümü.  Böyle bir olayı yıldönümü kutlanacak bir olay haline getirmenin alemi ne? Ne gerek var? Bu sadece gerilim meydana getirmeyecek mi? Üzüntü meydana getirmeyecek mi? Huzursuzluktan başka ne verecek bize? Faydalı bir yönü varsa söylesinler anlayayım. Orada ağaçlar söküldü tamam, başka yere diktik dediler tamam. Zaten hükümet ondan vazgeçti ayrıca oradaki eyleminden. Onun yerine ağaç diktiler. Fazlasıyla ağaç diktiler. Dikilmediyse geri kalanı da tamamlatabiliriz. Hadi farz edelim hata oldu diyelim bir hatanın yıl dönümü olur mu? Bu bizlere zarar vermekten, üzüntü vermekten, tedirginlik vermekten başka neye yarar? Niye kutlamamız gereksin? Bana anlatırsalar ben bir cevap vereyim.

 

(Gezi eylemlerinin 4. Yıldönümünde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Gezi direnişi 80 sonrası dönemin en demokratik, barışçı ve birleştirici hareketiydi. Haksızlığa karşı susmamayı hatırlatanlara selam olsun” demesine cevaben Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi; “Bu nasıl hak ve özgürlük mücadelesi ya? Bir şehri yakacaksınız yıkacaksınız, polislerimizi şehit edeceksiniz, cam çerçeve her şeyi indireceksiniz ve buna hak ve özgürlük mücadelesi diyeceksiniz. Size ne yapıldı ki hak ve özgürlük mücadelesi veriyorsunuz?” dedi.)

Ağaç kesildi niye ağaç kesildi demesi bir insanın normal onda bir şey yok. Güzel bir tavır. Ama benim gördüğüm Cumhurbaşkanı’nın evine yaklaşıldı yaklaşık yüz elli metre falan kaldı linç girişimi vardı. Bu dehşet verici burada kutlanacak bir şey yok, biz utançla hatırlayacağımız bir olay bu. Yine Başbakanlık Konutu basıldı Tayyip Hoca’ya ulaşmaya çalıştılar eğer orada olsalar linç edecekler yani şehit edecekler öyleydi görünüm. Polisi darmadağın ettiler polis direnmedi kafasında kukuletalı adamlar hatırlıyorsunuz ellerinde sopalarla falan başbakanlık binasını talan ettiler. Taksim’de. Bunların övünülecek bir yönü yok. Tencere çalıyorlar falan bilmiyorum kanuna hukuka uygunsa. Hoşuna gitmeyen bir şeyi insanlar toplanıp protesto edebilirler izin alsınlar sokağa çıkar olur tencere de olur tava da olur ne istiyorsa yapsınlar. Hukuki olduktan sonra bir mahsuru yok.

 

(Açlık grevindeki şahıslarla ilgili Süleyman Soylu’nun verdiği bir bilgi var. İçişleri Bakanı “Nuriye Gülmen hakkında yakalama kararı çıkartılmış, 9 Mayıs 2012 tarihinde hapse atılıyor. 1 Nisan 2015’te salındıktan sonra DHKP-C örgütüne üyelik operasyonu sırasında tekrar gözaltına alınıyor ve adli kontrol ile yurt dışı yasağı oluyor. 10 Nisan 2015’te açığa alınıyor. Uzun bir liste var, afiş asma, örgüt adına basın açıklaması, DHPK-C mensuplarıyla aynı evde örgüt adına çalışma ve daha birçok eylem. Bunlar OHAL çıkmadan önce yaşanan şeyler. Yani bu kişinin DHPK-C’yle doğrudan organik bir bağ söz konusu” diyor Süleyman Soylu. İçişleri Bakanı.)

Şimdi Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi benim bildiğim terör yapan bir komünist hücre. Eylem de yaptıysa, terör örgütü mensubu olmak zaten suç. Eylem de yaptıysa örgüt adına bu da suç olmuş olur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarıyla çatışıyorsa, savcılık iddianame düzenler, mahkeme de ona uymayı uygun görürse cezayı uygular veyahut tutuklama kararı alabilir. Benim burada istediğim kanuna hukuka uygun olmayan ne var, itiraz edenlerin onu söylemelerini istiyorum. Onun dışında olmaz. Mantıklı değil.  

 

(ABD’nin Türkiye’yle paylaşmadığı YPG’ye verilen silahların listesi ortaya çıktı. Verilen silahların bir kısmı şöyle; 6 bin adet biksi makineli silah, 3 bin 5 yüz adet doçka ağır makineli silah, 3 bin adet roketatar silahı, bin adet tanksavar, 235 havan, 3 yüz adet taktiksel olmayan araç. 60 adet standart olmayan araç, 150 adet gece görüşlü koruyucu gözlük, 150 adet mühimmat monte edilmiş kızıl ötesi radar.)

Türkiye gelenekçi Ortodoks sistemden çok çekiyor. Tayyip Hocam da akılcı şekilde onları dengeliyor ama Türkiye’nin bir an önce çok modern Avrupa’nın en modern ülkesi olması gerekiyor. Çok kaliteli olmamız gerekiyor. O zaman ne bizim Güneydoğumuzda bir devlet kurmaya kalkarlar, ne şu olur ne bu olur. Bir kere İsrail’le çok samimi dost olmamız lazım ve bütün ülkeleri sevmemiz lazım. Ve kalitede, sanatta, estetikte Avrupa’nın en iyisi olmamız lazım. Bunu çok kısa sürede kolayca elde edebiliriz. Ve darbeleri de kökten önleyen bir sistem bu. Kalitenin yükselmesi demek darbenin durması demektir. Bunu hükümete rapor olarak da hazırlayıp sunalım. Israrla da üzerinde duralım.

 

Allah Her Şeyi Sebeplerle Yaratır. İmtihanın Gereği Sebep Sanatı Var

Su boruları var. Baraj var. O sebep zinciri olmadan su orada aklını alacak şekilde aksa, sen zaten mecburen iman edersin. Taştan su aksa iman edersin. O sebep zinciriyle senin olayı makul görmeni sağlıyor Allah. Mesela “Telden elektrik akıyor” diyor. Lamba yanıyor çok makul görüyorsun. Bir kere lamba yanması diye bir şey yok. Çünkü lamba ışık saçmaz. Dışarısı simsiyah karanlık. Bizim bu ışık diye değerlendirdiğimiz olay o fotonları yani dalgaları beynimizin yorumlamasına biz ışık diyoruz. Dışarıda ışık yok. Zifiri karanlık var. Dışarıda ses de yok çıt yok dışarıda. Sesi bizim beynimiz yorumluyor. Bir tek insanın beyni yorumlar sesi. Yani dışarıda sadece dalga var. Ses yok. Çıt yoktur. Uzayda çıt yoktur. Dalga gelir, dalgayı sen bir tek sana mahsus olmak üzere ses olarak duyarsın. Senin ruhun ses olarak duyar, kulaksız olarak. Görmede de aynı şekilde. Elektrik akımını ruhun görüntü olarak görüyor. Ama Işıklı renkli görüntü olarak görüyor. Üç boyutlu, renkli, ışıklı, görüntü. Dışarıda ışık yokken beynin onu ışık olarak görüyor. Dışarıda renk yokken, beynin onu renk olarak görüyor. Yani biraz derin düşünseler Allah’ın muhteşemliğini hemen görecekler. Yüzeysel düşündükleri için göremiyorlar.

 

(İngiltere’nin başkenti Londra’da bir minibüsün yayalara çarptığı bildirildi. Bir kadın görgü tanığı, beyaz bir minibüsün yayaların üzerine direksiyon kırdığını ve en az beş veya altı insana çarptığını söyledi. Ama en son gelen haberler yirmi yaralı. “Londra’da dehşet gecesi” diye veriyorlar haberlerde.)

Sevgisizlik, gelenekçi İslam anlayışı, Ortodoks kafa. Sen namaz kılmayanı öldürmeyi caiz görürsen ki Diyanet’in kitaplarında yazıyor Buhari’de, Müslim’de, Tırmizi’de. Sakal kesen insanın öldürülmesini savunursan, zina eden adamın öldürülmesini savunursan, Avrupa’da serbest cinsellik çok yaygın. Adam diyor ki “Bunlar zina ediyor ben öldüreceğim” diyor “sakalını kesiyor” diyor “Müslüman” ben bunu da öldüreceğim diyor. Zekat vermeyeni öldürmekten bahsediyor hadisler, adam gidip zekat vermediği için adamları öldürmeye kalkıyor. Dinini değiştiren oluyor, ateist oluyor onu da öldürmen gerekiyor diyor, hadis var diyor. Önce o dehşet dolu mantığı savunan uydurma hadisleri ortadan kaldırmak lazım. Ve Diyanet onu kabul etmediğini açıklaması lazım.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250516/sayin-adnan-oktarin-3-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250516/sayin-adnan-oktarin-3-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170603t_10.jpgFri, 16 Jun 2017 02:25:43 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 2 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 2 Haziran 2017

 

(Şırnak’ta şehit olan Yüzbaşı İlker Acar, Balıkesir’de baba ocağında binlerce vatandaşımızın katılımıyla toprağa verildi. Resimleri görebiliriz. Şehidimizin oğlu Yiğit Efe de Türk bayrağıyla babasını uğurladı.)

Şekerliğe bak sen. Allah ona uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Şehidimizin güzelliğini ahirette hep beraber göreceğiz, cennette. Şehitler çok övülürler, çok tebrik edilirler, en çok hoşuna giden de odur şehitlerin. Peygamberimiz (sav) diyor “Hiçbiriniz dünyaya geri dönmek istemezsiniz hiç kimse” diyor. Çünkü cenneti gören bir daha dönmek istemez. “Ama şehitler dönmek ister, çünkü o tebriki takdiri yeniden duymak isterler” diyor. Biz de onları tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin şehadetlerini, Allah makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin. Hayranız onlara, Allah bizlere de nasip etsin. İftihar ediyoruz onların güzelliğiyle. Ne güzel kullarmış ki Allah onları seçti. Allah bizlere de nasip etsin, Allah yatak ölümü vermesin, inşaAllah.

 

(Diyanet’in hazırladığı 2017-2021 eylem planında Diyanet öncelikli olarak şu sorunlara dikkat çekmiş: Dine yönelik ilgi ve alaka artarken ahlaki değerlerdeki aşınma giderek yaygınlaşıyor. İlahiyat ve İmam Hatip Lisesi mezunu sayısının kontrolsüz bir şekilde artması beraberinde kalite ve nitelik sorununu getirdi. Dernek ve vakıfların kontrolsüz şekilde cami ve Kuran Kursu inşa etmesi problemli. Diyanet üzerinde siyasi etkinin olduğuna dair toplum genelinde bir algı var.)

Her yere cami açılsın, dernek de açılsın Müslümanlar çoğalsın. İster tarikat şeklinde ister cemaat şeklinde her ne olursa olsun Allah’a inananlar çoğalsın. Kalitesini onlar değerlendirecek durumda mı? Dolayısıyla Müslümanlık çoğalsın. Hatta satanist bile olsa hiç olmazsa şeytana iman ediyor, şeytandan onu İslam’a Kuran’a geçirmek kolay. Tamamen imansızlık kötü. Nakşibendi ne güzel. Mesela keşke bir Nakşibendi topluluğu olsa da gitsek sohbetlerini dinlesek, zikirlerini dinlesek, o mecliste bulunsak. Güzel insanlar. Yok “şeyhini seviyormuş” tabii sevecek “saygı duyuyor” tabii duyacak. Saygı duymadığı yere adam niye gitsin?

 

(Sayın Devlet Bahçeli, Genelkurmay Başkanı Akar’ın eleştirilere hedef olmasının doğru olmadığını belirterek şunları söyledi: “Şu anda çok yönlü bir savaş hali var. Suriye, Irak, ABD ve Almanya ile uğraşırken komutanı tartışmaya açmak tarihi hata olur. Komutanı incitmemek lazım. Daha FETÖ’nün kim olduğunu tespit etmeden her şeyi Genelkurmay Başkanı Akar’a yüklemek doğru değil” dedi.)

Akar Paşa sağlam paşa. Akar Paşa’da yanlış olan bir şey yok. Beş vakit namazında nur gibi Müslüman, gayet de efendi, soğukkanlı delikanlı bir koçyiğit. Nezih bir insan, mütevazı, herkesle konuşan görüşen tam Anadolu delikanlısı. FETÖ’yle tetöyle onun işi olmaz. Dolayısıyla FETÖ’ye karşı olduğu için bir kısım zevat kendilerince tavır koyuyorlar. Hiçbir etkileri olmaz. Mühim olan milletin onu sevip sayması, desteklemesidir. Paşamızın gönlü çok rahat olsun. Doğru yolda olan bir insana kimse bir şey yapamaz.

 

İnsanların Birçoğu Eşyayı Yaratanın Allah Olduğunu Unuttukları İçin Derin Düşünemiyor.

Allah hoşumuza gitsin diye yaratıyor. O kadar çok detay yaratıyor ki Allah. İnsanlar eşyayı Allah’ın yarattığını bilmedikleri için eşyayı normal görüyorlar. Halbuki fincanı Allah yaratıyor. Bu televizyon kumandaları, telefonlar, o yol boyunca görülen arabalar, arabaların içindeki bütün düzenek en ince detayına kadar Allah tarafından yaratılıyor. Yol kenarındaki otlar, onların içindeki kromozomlar, kromozomlardaki intizam. Onu biliyorsunuz kontrol sistemleri var, mitokondriler, kofullar, kofulların mükemmelliği bunların hepsini kontrol eden Allah’tır. Allah’ın aklı çok büyük. Ama insanların Allah’a yaklaşımı çok sathi. Melekler takdir ediyorlar Allah’ı. Ama onlar takdir edecek şekilde yaratılmış zaten. İnsanların çok detaylı Allah’ı takdir etmeleri gerekiyor. Orada dünya çapında büyük galiz bir suç işleniyor şu an yani çok büyük bir hata yapılıyor. Vicdan bozukluğu dünyanın yüzde 99’unda hakim. Bu çok büyük bir suç. Samimi bir ortamda bu bir insana sorulduğunda çok utanır, bayağı utanır. Bu kadar sanatı, bu kadar detayı görmezden gelmek, anlamazdan gelmek… Mesela milyonlarca araba var hepsine Allah fren sistemi yapmış, benzinlik yapıyor, yer altına petrolü koymuş oradan da benzin hazırlanıyor. Yeraltındaki petrolün de hiçbir açıklaması yok, hepsi birbirinden harika. Görme harika, duyma harika, dokunma harika. Beş duyu insanda toplanmış. Hayvanlarda da var ama hayvan şuurunda olmuyor. Ben şaşırıyorum büyük bir olay var aslında, çok büyük bir hata yapılmış. İnsanlar çok büyük bir hata yapmışlar. Zamanla bu hatayı daha çok fark edecekler ama fark ettikçe de utanacaklar, utandıkça da daha fazla fark edecekler. Allah’ın sanatını anlamazdan gelmek çok çirkin. Nasıl yapmışlar bu hatayı, nasıl olmuş bu, bu çok büyük bir mucize. Allah diyor ya ayette “insan zalim ve cahildir” diyor ve “nankördür” diyor. “Eğer hak ettikleri gibi bir karşılık verecek olsaydık bir kişi kalmazdı yeryüzünde” diyor. Mesela bak yerde halı var yün halı o, o yün de koyun yünü. Şimdi baksak bütün o alınan koyunların genetik kodu duruyor hepsinde. Bu çok büyük olay. Genetik kodu yünün içinde duruyor. Burada koyunun en az 3-4 trilyon 5-10 trilyon kodu vardır yani kromozom kodu. Ve bundan rahatça da koyun olabilir, trilyonlarca koyun oluşabilir. Bunu anlamazdan gelmek çok garip çünkü koyunda çok fazla detay var. Göz, burun, kaş, yürüme şekli, sütü nasıl yapacak, nasıl sindirecek, vücudunun yağ sistemi nasıl olacak, kas sistemi nasıl olacak hepsi belli.

 

Allah'ın Sanatını Gereği Gibi Takdir Etmemek Çok Büyük Bir Vicdani Suçtur.

Hac Suresi’nde Cenab-ı Allah 74’te, şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlar, Allah'ın kadrini” yani yüceliğini büyüklüğünü “hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir.” Bu, Allah’ın sanatını hakkıyla takdir çok önemli. Bu, dünyada işlenen en büyük suç şu an benim gördüğüm. Dünya çapında bütün insanlığın işlediği vicdani çok büyük bir hata, büyük bir suç. Halen bu suç işlenmeye devam ediyor. Mesela arabaya biniyor, bağıra bağıra gidiyorlar, arabada onu götüren Allah haberi yok. Arabada mesela müzik açıyor o müziği de Allah yaratıyor. Yani kullarının konforuna o kadar çok önem veriyor ki Allah. Mesela hastalık yaratıyor, ilaçlar yaratıyor çeşit çeşit. Mesela ayağı ağrıyor onunla yürümesi için araba yapıyor. Mesela bir şey oluyor onu karşılayacak karşı tedbir ve imkan yaratıyor. Bilgisayarlar yarattı şu an ahir zamanda. Bütün insanlar bilgisayarla ilgileniyor. Çok basit bir sistemle açıklıyorlar. Halbuki bilgisayarın işlemesi mucize, açıklanacak gibi değil. Onların açıklamasıyla açıklanacak gibi değil. Onlar da bilmiyor yapanlar da, bu neticenin nasıl çıktığını anlayamıyorlar. İçini açıp baktığımızda çok uydurma parçalar var. Lehimlenmiş bakır teller falan küçük böyle ince numaralı gibi görünen tablolar bu kadar. Sonuçta trilyonlarca bilgiye ulaşıyorsun buradan. O trilyonlarca bilgiyi de Allah yaratıyor. Yazıları yaratıyor, kitaplardaki bütün harfleri yazıyor. Kromozomların yazılma şekliyle kitabın yazılma şekli aynı. Mesela kitaplarda milyonlarca bilgi oluyor, kromozomlarda da aynı düzgünlükte yani kitaptaki düzgünlükten daha da düzgün harf sıralamaları var kromozomda. Aynı düzgünlükte orada da yazılmış. Bunlar çok harika.

Yusuf Suresi 105’te Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” Muhatap dahi olmuyorlar. Manavın önünden geçiyorum akıl almaz güzel meyveler, hiçbiri birbirine benzemiyor. Kokuları tatları hepsinin ayrı mükemmellikte. Mesela yiyecek satılan dükkanlar, gofretleri falan hepsini yaratan Allah’tır. Üstüne bir de paket yapıyor Allah hazırlıyor. O peynirler şunlar bunlar bütün yiyecekler satılan hepsini yaratan Allah’tır. Ekmekler, yol boyunca gördüğümüz bütün mağazaların içindeki bütün eşyaların tamamını yaratan Allah. Muazzam bir detayla kullarına nimet sunuyor insanlar ilgilenmiyor bu çok ürkütücü bir şey. Bundan çok utanıp, sürekli bu beladan kurtulmak için Allah’a dua etmek lazım. Çok çok büyük bir hata yapılıyor. Ben Allah’ın merhametine hayret ediyorum. Böyle bir durumda direkt kıyamet kopar. Çok büyük olay bu. Yani bu kadar nimet olacak ve bu kadar da ilgisizlik olacak inanılır gibi değil.

 

Su O Anda Muslukta Yaratılıyor. Barajdan Geliyor Sanıyorlar.

Mesela duş alıyor, betonun içinden su çıkıyor. Orada yaratılıyor su. Millet barajdan geliyor diyor. Barajdan falan geldiği yok, orada yaratılıyor. “Musa” diyor ya “asasını vurdu, kayalardan su fışkırdı” aynı yöntem, aynı sistem geçerlidir. Cennet sistemi dünyada var fakat sebeplerle akıl almaz örtülmüş vaziyette. Ama Allah’a karşı çok ayıp yapılıyor, çok büyük bir ayıp yapılıyor. Çok çirkin bir tavır sergileniyor. Allah affetsin. Çok vahim. Bunun bir an önce düzeltilmesi lazım. Dünya çapında derhal vazgeçmeleri lazım. Ve Allah’tan özür dilemeleri gerekiyor. Yani affetmesini ve özür dilemeleri gerekir insanların. Bu nasıl bir şeydir, bunu nasıl görmezler? Açıklama da çok vahim, en kötü açıklamayı yapıyorlar. “Tesadüfen oldu” oldu. Bari onu deme. Madem kafan kapandı “Gaflete düştüm” dersin “göremedim” diyorsundur belki. Arkasından böyle bir yalan o kadar berbat bir durum oluyor ki anlatamıyorum. Alenen yalan. “Tesadüfen oldu.” Tesadüf ne yapar?

 

Allah'ın İlaç Yaratması da Çok Büyük Bir Sanat. Hastalığı da Şifayı da Allah Yaratıyor.

Mesela Cenab-ı Allah’ın yarattığı ilaçlara bakıyorum. Alerji, aslında hiç adı konulmuyor ama bayağı bir dert alerji. Adamın bacağı kaşınıyor, sırtı kaşınıyor, elinde yüzünde sivilceler çıkıyor, yüzü kızarıyor, gözü kızarıyor bayağı bir dert. Alerji ilacını alıyor geçiyor. Ufacık bir ilaç. Dua mahiyetinde Allah öyle yaratmış. Hastalığı da şifayı da Allah yaratıyor. Ama bak ‘olmasaydı ne olurdu bir düşünün’ gibi yaratıyor Allah. Yani bu sistem olmasaydı. Mesela ayağı kırılıyor, alçıya alınıyor geçiyor. Normalde geçmemesi lazım o kırık öyle kalması gerekir. Allah onu yaratmış mesela kısa sürede kaynıyor. Allah, ‘aksi olsaydı nasıl olurdu bir düşünün’ gibi yapıyor Allah. Mesela akciğer enfeksiyonu hemen öldürür. Akciğer doluyor ölür. Antibiyotik alıyor tertemiz oluyor bitiyor. Allah mesela ‘size kısa sürede ölüm gelebilir’ diyor ‘ama bak ilaç aldığınıza bunu vesile ediyorum’ diyor Allah ‘sizi kurtarıyorum. Aksi bir dünyanın da nasıl olacağını bir düşünün’ diyor Allah. Eczaneler çaka çaka ilaç dolu bir o kadar da hastalık var. Hemen hemen her ilaç hastalığa iyi geliyor. Mesela başı ağrıyor bir ilaç alıyor ağrısı gidiyor. Allah vesile ediyor. Ama tabii putlaştırmamak lazım ilacı. Mesela farz edelim karaciğerinde kist, açıyorlar kesip-alıyor geçiyor. Ama alınamayacak olsa, öyle bir imkan olmuş olmasa onu sarar. Allah orada onu Kendini hatırlatmak için yapıyor. Aslında Allah hakkıyla takdir edilse dünyada dert kalmaz ben söyleyeyim. Allah’ı unuttukları için çok fazla dert ortaya konuyor. Çok ayıp yapıyor insanlar, Allah’a karşı çok büyük bir ayıp yapılıyor. Ama yani tarif edemeyeceğim kadar büyük bir ayıp yapılıyor. Bunun dünya çapında hemen düzeltilmesi lazım. Çok büyük bir hata yapmışlar. Bir de üstüne üstlük ‘tesadüf’ onu deme bari. Alay mı ediyorsun sen? Zekamızla alay mı ediyorsun? Tesadüf neyi yapar? “İnsanlar, bitkiler, hayvanlar alayı tamamı” diyor. Mesela badem ağaçları dünyanın her yerinde aynı oluyor. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca meyve veriyor, protein yapıyor, doğal yağlar yapıyor, her vitamini her şeyi yapıyor. Nasıl? “Tesadüfen oldu” diyor. Bu açıklanacak gibi değil, çok büyük ayıp yapıyorlar ve çok büyük günaha giriyorlar. 

Mesela bu MR cihazları var, röntgenler. Bilemezsin ki, ayağın kırılır bilemezsin, bir yerde bir ur olur göremezsin nasıl göreceksin? Ya kesip bakacaklar, zaten berbat bir şey olur eğer bir şey de yoksa, varsa da yine berbat bir şey kesip bakmaları. Hiç kesmeden ne var ne yoksa içinde her şey görülüyor. Allah yaratıyor. MR cihazı diye onu yapan Allah. Mesela röntgende her şeyin görülmesi Allah’ın bir mucizesi. Niye görünsün ki? Ne var ne yok hepsini gösteriyor. Kolaylık olsun diye Allah onları gösterip müminlere nimetini sunuyor ama nimetten anlamıyor birçok insan. Çünkü dert verilmese nimet anlaşılmıyor. Özellikle veriyor Allah. Allah’ı düşünmek istememek çok korkunç bir şey ve çok ayıp çok çok çirkin. Bunun dünya çapında düzeltilmesi için yeri göğü ayağa kaldıralım. Müthiş büyük bir hata yapılıyor. Anlamazdan geliniyor. “Herkes yapıyor” diyor. Herkes dediğin kafanın içinde gösteriliyor sana yapma etme. Nerenin herkesi? Aklını aç.

 

(Orgeneral Hulusi Akar’ın darbe komisyonuna verdiği yanıtlar basına yansıdı. Sayın Akar darbeciler tarafından alıkonuluşunu şöyle anlattı; “Odamda çalışmakta iken zorla alıkonuldum. İçeriye girenlerden birisi ayağa kalktığım esnada beni iterek sandalyeye oturmamı sağladı. Ve o sırada arkadan bir başkası elinde el havlusu tarzında bir şeyle hem ağzımı hem de burnumu kapatarak nefes almamı engelledi. Bu esnada kolunu boğazıma doladı ve sıktı. Muhtemelen boğazımdaki yara bu esnada oluştu. Ellerimle burnumu açmaya çalışırken bir başkasıysa plastik kelepçeyi bileklerime taktı. Kelepçe özellikle sol bileğimi aşırı sıktı ve yaraladı” dedi.)

Paşamıza güveniyoruz. Paşamız aslan, gönlü çok rahat olsun. Hatta Paşamızın görev süresini uzatsınlar. Paşamız koçyiğit, bayağı efendi, nezih bir insan, delikanlı da, kabadayı da, koçyiğit de. Kim ne derse desin hiç muhatap olmasın. Adamların işine gelmiyor çünkü onun dindarlığı. Dindar bir paşa. Namazında, niyazında bir insan. Onun için Paşamız hiç kaale almasın. Normal faaliyetine devam etsin.

 

(Siz geçen hafta söylemiştiniz, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkiklioğlu’nun yarınki yazısı da bu konuda. “Demokrasi nöbetlerini mahkeme önlerine taşıyalım. Takım elbiseleri giyip, bıyık altı gülümsemelerle mahkeme salonlarına girerlerken bu milletin nefesini enselerinde hissetmeliler. Bu davalara sahip çıkmak vatani görevdir. Nasıl Ömer Halisdemir vatan görevi gereği canını ortaya koyduysa, gencecik bedenler tankların önüne yattıysa, bizler de en azından mahkeme salonlarını doldurup, hainlerin bu pişkin oyununa dur demeliyiz.”)

Bir de dil çıkartarak, sırıtarak, hayasızca ve ahlaksızca şehit yakınlarını rahatsız etmeye çalışıyor bu şerefsizler. Gerekli tedbir nasıl alınır? İki türlü alınır. Bir; oraya çok fazla kardeşimizin gitmesi. O Ülkücülerden de ben rica etmiştim. Saadet gençliğinden de olur, CHP, AK Parti gençliğinden de olur. Gitsinler. Tabii yine demokratik sistem içerisinde, kanun-hukuka uygun olarak bu ahlaksızlara haddini bildirecek bir görüntü sergilenmesi gerekiyor.

 

Toplu Taşıma Araçlarında Bir Kadın Ayakta Duruyorken Bir Genç Oturuyorsa Bu O Genç İçin Çok Utanç Verici Bir Haldir

Hamile kadın varken bir genç arabada oturuyorsa o kadar küçük düşürücü ki, o kadar utanç verici ki. O kadar kendini aşağılamış olur ki tarif edemem. Yani ne büyük ızdıraptır o. O değil hatta bir genç kız da olsa, bir anne, yaşlı da şart değil, genç kız da olsa ayakta durmasını kabul etmemesi lazım. Hürmeten yerini ona vermesi lazım. Bu bir asalettir, delikanlılıktır, diğergâmlıktır. Aksi kalplerde burkuntu meydana getiriyor. O insana karşı antipati meydana gelir. Sevgini şartı fedakarlık, güzel ahlak. Ama bu da tabii Kuran ahlakıyla, Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle olur. İman hakikatleri öğrenmek, Kuran mucizeleri öğrenmek, imanını güçlendirmek insanın aklının, vicdanının, ahlaki seviyesinin yükselmesini sağlar.

 

Gençlerin Çoğu Kendisini Özgür Hissetmiyor, Çoğu Bakımlı Güzel Olmak İçin Emek Vermiyor.

Evlilik güzel de şimdi gençler bir kere kendini özgür hissetmiyor. Mesela bir genç kız; dışarı çıksın, baksınlar yani bunu sağlamasıyla tespit etmek mümkün. Hangi genç kız gözünü yerden kaldırıp etrafına bakabiliyor? Beğeneceği birisiyle karşılaşma ihtimali olmuyor ki bir genç kızın. Gözü yerde gidiyor. Ve hangi genç kız kendisini beğendirmek istiyor? Kendini beğendirmek isteyene kötü gözle bakıyorlar. Hayır, bu geçersiz, kötü gözle bakan zaten ahlaksızdır yani zaten namussuzdur o önemli değil de genç kızlar bunlara tahammül edemiyor. Mesela saçları bakımlı, cildi düzgün, makyajlı, üstü başı düzgün, kıyafeti düzgün bir genç kız sokağa gitti mi, mahalleye giriyor. Birçok yerde olmadık laf ediyorlar o çocuklara. O kadar yılıyor ki o çocuklar, ne spor yapmak istiyorlar, ne kendilerine bakmak istiyorlar. O sıkıntıdan dolayı birçoğu kilo alıyor. Adaleleri de gelişmiyor. Fiziki yönden de gelişemiyorlar. Ciltleri de çok bozuluyor sıkıntıdan. Güzel olma isteği kalmıyor çocukların. Bu çok korkunç bir şey. Dünyanın en güzel varlıklarını baskıyla adeta yok eden bir sistem var bütün dünyada, Türkiye’de de var. Çok geniş çaplı olmasa da geniş çaplı var. Bu beladan gençleri kurtarmak lazım. Mesela ben ara ara dışarıya çıkıyorum, bakıyorum. Genç kızların büyük bölümü kilolu. Yeni hayret edecek şekilde kilo almışlar. Ve mutlu değiller. Yani yüzlerinde sevginin, huzurun, güvenliğin alameti yok. Korku içinde geziyor. Kendilerini güvende görmüyor. Mesela tek başına gezmek onlar için çok riskli oluyor. Halbuki bir genç kız göğsünü gere gere, etrafına bakarak, şık ve temiz olarak, hatta mini etekle de, çok şık bir kıyafetle de rahatça gezmesi lazım. Etrafındaki güzelliklere bakması lazım. Sevmek istemesi lazım ve sevilmek istemesi lazım. Çocuklar hem sevmekten korkuyor hem sevilmekten korkuyor. Erkek çocukları da ağır baskı altındalar. Onlar da kadınların bakımsız olması gerektiğine inandırılıyor. Mesela mini etek giyerse çok yanlış olacağı, saçları bakımlı olursa çok yanlış olacağı. Kendi kardeşlerine de baskı yapıyorlar. Bir genç kızın başına babası bela oluyor, ağabeyi bela oluyor, küçük kardeşi bela oluyor, dayısı bela oluyor, amcası bela oluyor. Hatta dayısının çocukları bile bela oluyor. “Sokakta nereye gidiyorsun böyle? Ne yapıyorsun?” İşte “ağzını burnunu kırarım senin” falan. Çocuklar da hayata küsüyorlar. Ne kendilerine bakıyorlar, ne etrafla ilgileniyorlar. İçlerine kapanıyorlar. Onların o sanatçı ruhu, o güzel ruhu ta bazen mezara kadar açılamıyor. Tutkuyla hiç kimseyi sevemiyorlar. Aşkla hiç kimseyi sevemiyorlar. Hiç kimseye aşık olmadan, hiç kimseye tutku duymadan ölüp gidiyor o güzelim varlıklar. Ruhları yanıp gidiyor yani. İşte bu deccaliyetin bir oyunu. Bu oyunu bozacağız. Her yere sevgi hakim olacak. Aşkı, tutkuyu genç kızlar en yüksek, yüksekliğin de üstünde en yüksek güzellikte yaşayacaklar. İnşaAllah.

 

(“Televizyondaki sağlıklı beslenme programlarını yeterli buluyor musunuz?” sorusuna cevap)

O sağlıklı beslenme programları eziyet millete. Şunu yeme, bunu yeme. Ispanağı ısıtırken kırk dereceye getir aniden soğut, üstüne limon sık, arkasından biraz karbonat dök. Yutarken gözünü yum. Böyle yemek kültürü olur mu? Hepsi eziyet. Her yiyecek için akıl almaz kurallar çıkartıyorlar. Yok tuzu şöyle kullanacaksın, ekmeği şöyle ısıracaksın. Dört lokmada yutup bitireceksin falan. Böyle şey olur mu? Onu yeme bunu yeme. “Bunu yerken şu sana zararlı” diyor. “Çileği çok dikkatli yiyin” diyor. “Üçten fazla çilek yemeyin” diyor. Bazısı, “hiç yemeyin, çok zarar verebilir, tehlikeli” diyor. “Kuşkonmaz yerseniz iflahınız kesilir” diyor. “Aman ha” diyor. Kuşkonmazın zararları diye bölümler var. “Dereotu; Aman belanı mı arıyorsun? Dereotu yenir mi?” diyor. Hatta bir kısmı; “ölürsünüz fazla yerseniz” diyor. Çok çok akılcı, doğru bir anlatım tarzı henüz ben görmedim. Mehdiyet devrine kalacak gibime geliyor bana o da. Çünkü birbirleriyle çelişiyor. Çok fazla birbiriyle çelişiyor.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250515/sayin-adnan-oktarin-2-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250515/sayin-adnan-oktarin-2-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170530t_07.jpgFri, 16 Jun 2017 01:57:33 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 1 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 1 Haziran 2017

 

(Şırnak’ta helikopterin düşmesiyle şehit olan 13 askerimizin kimlikleri belli oldu. Şehitlerimizin fotoğraflarını görebiliriz. Şehit tümgeneral Aydoğan Aydın. Şehit Kurmay Albay Gökhan Peker. Şehit Albay Oğuzhan Küçükdemirkol. Şehit Binbaşı Koray Onay. Şehit Yarbay Songül Yakut. Şehit Yüzbaşı Serhat Sığnak. Şehit Yüzbaşı İlker Acar. Şehit Yüzbaşı Nuri Şener. Şehit Üsteğmen Abdulmuttalip Kesikbaş.  Şehit Uzman Çavuş Hakan İncekar. Şehit Başçavuş Fevzi Kıral. Şehit Başçavuş Mehmet Erdoğan. Ve Şehit Uzman Çavuş Zeki Koç.)

Allah gani gani rahmet etsin hepsine. Allah mübarek etsin şehadetlerini. Cenab-ı Allah annelerine babalarına sabr-ı cemil, uzun ömür nasip etsin. Bu güzel şehadetlerini tebrik ediyoruz, tahsin ediyoruz, takdir ediyoruz, taziz ediyoruz. Allah da, Cenab-ı Allah da tebrik etsin, tahsin etsin, takdir etsin, taziz etsin. Ne mutlu onlara. İmreniyoruz. İftihar ediyoruz onlarla. Fakat olayların tekerrür etmemesi için bir kere bu kadar çok personeli birden götürmemek gerekiyor. Az personel götürülsün helikopterle. Yani mesela en fazla üç kişi. Helikopterin sağlığı açısından da iyi olabilir bu. Bir de gerekli diğer tedbirleri almak.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, Şırnak’ta 13 askerimizin şehit olmasıyla sonuçlanan helikopter kazasının araştırılmasını talep etti. “Kazanın tüm yönleriyle aydınlatılması temennimdir. Sık sık meydana gelen helikopter kazaları milletimizin kafasında soru işaretlerine yol açmış, kuşkuları arttırmıştır. Bu itibarla her ihtimal hesaba katılarak, her iddia dikkate alınarak Şırnak Şenoba’dan Türkiye’nin üzerine düşen çığ kaldırılmalı, bundan sonra benzeri keder verici milli vicdanları heder eden vakaların yaşanmasının önüne geçilmeli, önü de kesilmelidir.” Dedi.)

Evet tabii. PKK da kendince “biz düşürdük” falan diye iddialarda bulunuyorlar. Hem de onlara cevap olur. En kısa sürede konu aydınlığa kavuşturulsun. Doğru söylüyor Sayın Bahçeli. Şehitlerimizi Allah rahmetiyle nuruyla sarsın. Bizler onları bu yüksek mertebelerinden dolayı tebrik ediyoruz, tahsin ediyoruz, takdir ediyoruz ve taziz ediyoruz. Allah da tebrik etsin, tahsin etsin, takdir etsin, taziz etsin. Bazı kendini bilmezler yahut bilgisi az olanlar, İslam’ı, Kuran’ı tanımayanlar kelimeyi de anlamıyor. Şahadeti de anlamıyorlar. Tebrik demek: Bir kimseyi eriştiği bir iyilikten dolayı “barekAllah” diye sevincini bildirmek anlamındadır. Mübarekliğini belirtmiş oluyorsun. “Mübareksin” diyorsun. Cenab-ı Hakk’ın onu muvaffak kıldığını söyleyerek taziz ediyorsun. Yani sevgiyle tazim ediyorsun, açıklıyorsun, anlatıyorsun. Tebrik edilmeyi adam acayip görmüş. Komünist siteler hayretler içindeler. Bir de “niye dövünmüyorsunuz?” diyor. “Niye üzülmüyorsunuz? Niye matem içinde değiliz?” Biz şehide seviniriz. Şehadetine seviniriz. Allah diyor ki “Onlar sevinç içindeler” diyor.

 

Kuran'da Evrimle Yaratılış Olduğunu İddia Edenler Zer Aleminin Yaratılışını Açıklayamazlar

Kuran’da Hazreti İsa (as) için Cenab-ı Allah diyor ki “Çamurdan kuş biçiminde bir şey yap” diyor. Hazreti İsa (as) da ırmağın kenarına geliyor. Orada balçık var. Balçığı alıyor. Katı balçık. Onu elinde şekillendiriyor ki sanatçıdır aynı zamanda Hazreti İsa Mesih duvarcı ustasıdır. Marangozdur da. Alıp biçimlendiriyor. Kuş biçiminde bir varlık. Yani heykel. Küçük bir heykel. “Üfür ona” diyor Allah. Üflüyor. “Bırak” diyor. Bırakıyor. İsa Mesih geriye çekiliyor. Pır kuş uçup gidiyor. Nerede evrim? O kuşun nesli şu an devam ediyor. Kardeşim bak, asasını attığında hemen yılan oluyor. Kuyruğundan tuttuğunda da asa oluyor. Nerede burada evrim? Bildiğin yılan. Ciğeri var. Kan akıyor içinde. Eti var. Kaburgaları var. Bildiğin yılan. Asa anında yılana dönüyor. Hani nerde burada evrim? Zer aleminde bütün kainat yaratılmış önceden. Bir kere evrimi bu kökten bitiren bir olay. “Bir anda yarattım” diyor Allah. Zer aleminde hepsini. Evrim falan yok. Ayrıca İsa Mesih, Allah’ın Hay ismiyle “Ya Hay” diyor. “Bismillah Ya Hay” diyor.” Bir kere üfürüyor. Koyuyor. Bildiğin kuş. Bak o kuşun soyu devam ediyor. Hani nerede burada evrim?

 

Bazıları İstiyor Ki Her Şehadet Haberinde Çaresizliğe Kapılalım

Bunlar istiyor ki biz her şahadette içimize kapanalım, dövünelim, ağlayalım, ümitsizliğe kapılalım, umutsuzluğa kapılalım. İşte çaresizlik edebiyatı yapalım. Biz de diyoruz ki isterseniz yüz bin şehidimiz olacak şekilde bizle mücadele edin, isterseniz iki yüz bin şehidimiz olacak şekilde bizimle mücadele edin size bir karış toprak vermeyiz diyoruz. Biz Çanakkale’de iki yüz bin şehit verdik ama Çanakkale’yi vermedik. İstanbul’u da vermedik aynısı. O zamanlar insanların gözünden damla gözyaşı dökülmüyordu. İki yüz bin şehit, kısa sürede verdik iki yüz bin şehit. Rahmetli Atatürk dedi ki; “Evlatlarım, ben burada sizi çatışmaya müsademeye çağırmıyorum. Doğrudan şehit olmaya çağırıyorum” dedi. Çünkü yüzde yüz şehit olacaklar gibi görünüyor hakikaten gelen birim tamamıyla şehit oldu. Artık lise öğrencileri bile geldi onlar da şehit oldular.

Bilgisizlikten bambaşka ruh halindeler. Yani acayip bir bilgisizlik var. Hayret ediyor, diyor “şehide sevinilir mi?” diyor. “Üzülünür” diyor. “Herkes üzülüyor. Sen de üzülsene” diyor. “Matem ve yasa gir. Neden matemden, yastan kaçınıyorsun?” diyor. Matem ve yas şirktir. Peygamberimiz (sav) haram kılıyor. Müslümanın böyle bir tavrı olmaz. Allah’ın kaderini beğenmemek, Allah’ın nimetini beğenmemektir. Şehitlik nimettir. Güzelliktir. Allah “Sevinç içindedir” diyorsa, anlamı ne bunun? Nimet içindedir. Sevinç içindedirler diyor. Sen de oturup “üzülsene” diyorsun. Allah bize de nasip etsin. Sen çekiniyor olabilirsin. Biz istiyoruz. Allah bize nasip etsin.

 

(Şehitlikle ilgili AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in bir açıklaması var. Resmini de görebiliriz. “Ne mutlu şehitlik mertebesine erişenlere” diyor)

MaşaAllah. Ne güzel. Peki aynı internet sitesi yayınladı bu haberi de. Ben de aynı ifadeyi kullanıyorum. Benimkine şaşırmış. AK Parti Milletvekili söyleyince de, herhalde ona şirin görünmek için de onu da sevinçle yayınlamış. Onu tebrik ediyor.

Mutluluk duyulan bu bir güzelliğe Cenab-ı Allah nasıl bakmamızı ister? Tebrik gözüyle, tahsin gözüyle, taziz gözüyle bakmamızı ister. Biz de Allah’ın tebrik etmesini, tahsin etmesini, taziz etmesini istiyoruz. Ve meşhur etmesini istiyoruz. Ve makbul bir ibadet olan şehadeti bizlere de nasip etmesini istiyoruz.

 

(Adnan Bey sizin hatırlattığınız bir ayeti okumak istiyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.” (Ali İmran Suresi, 169) “Allah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.” (Ali İmran Suresi, 170)

İşte buna inanmadığı için bir tanesi de bir sitede Marksist site “Şok eden gerici açıklama” diyor. Kuran’la yapılan açıklamayı “Şok eden gerici açıklama” diyor. Gerici nasıl olur? Gerici. Sümer felsefelerine inanıyorsa bir insan, bütün kainatın tesadüflerle yaratıldığına inanıyorsa, beş bin yıl önceki Sümer inançlarına pagan inancına dönüyorsa geriye döner budur. Biz ilerinin en ilericisiyiz. Gerici nasıl olur? Pagan inançlarına tabi olan. Beş bin yıl öncesine dönene denir “gerici” diye. Geriye dönmüştür.

 

(Putin, Fransa Le Figaro Gazetesi’ne “Avrupa’da Ortadoğu’da bombalar patlıyor. Siz oturmuş benden korkuyorsunuz” dedi ve şunları söyledi. "Rus tehdidiyle ilgili mitler üretilmemesi, 'hibrit savaşlar' çıkarılmaması gerekiyor. Kendiniz bir şeyler uyduruyorsunuz, sonra da bunlarla kendinizi korkutuyorsunuz. Avrupa'da bombalar patlıyor, Paris'te bombalar patlıyor, Rusya'da bombalar patlıyor, Belçika'da bombalar patlıyor, Ortadoğu'da savaş var. İşte biz bunlar üzerine düşünmeliyiz. Ancak biz Rusya'nın ne gibi tehditler oluşturduğunu tartışıyoruz" dedi.)

Putin doğru söylüyor. Rus tehdidi diye bir şey yok. Atıyorlar yani. Rusya barışçıl yaklaşıyor. Daima barışçıl. Hayır, Suriye’de falan olaylar var tabii. Vahşet büyük katliamlar oluyor. O ayrı mesele de. Ama genel üslup olarak Rusya’nın öyle bir niyeti yok.

 

Oruç Tutarken Açlıktan, Susuzluktan Bahsetmek İbadetin Ruhuna Yakışmaz.

Öyle yanıp yakınarak oruç tutulmaz. Öyle bir şey olmaz. Çok çirkin o. Yakışık almaz. Ve ibadetin ruhuyla da alakası yok. Onu sıradan insanlar söylüyorlar, o tip bir şeyi. Başı ağrıyorsa ilaç alır. Yakınacak bir şey yok. Veyahut oruç tutmaz. Orucunu bozabilir. Yahut karnı ağrıyorsa yine ilaç alır. Ama bu doktora söylenir. Önüne gelene “Oruç tuttum karnım ağrıdı. Oruç tuttum başım ağrıdı.” Zaten Allah diyor “Zorlanıyorsanız tutmayın” diyor. Yani böyle herkese gidip şikayet edin diye bu ibadeti Allah bize emretmemiş. Ve kolaylığını da göstermiş. Alabildiğine kolaylık sağlamış Allah. Çok geniş açılımlı bir kelime de kullanmış Allah. Bak diyor “Zorlanıyorsanız tutmayın.” Karın ağrıması zorlanmadır. Baş ağrısı zorlanmadır. Bozarsın orucunu dolayısıyla baş ağrın da kalmaz, karın ağrın da kalmaz. Mesele biter. Ama gidip bunu orada burada anlatmaya kalkarsan, İslam’ın aleyhine propaganda yapmış olursun. Ve samimiyetsiz bir hareket olmuş olur ve inandırıcı da değil ayrıca. Çok rahatsız edici ve ayıp, çirkin bir ifade olmuş olur. Şikayet doktora yapılır. Uluorta herkese yapılmaz.

 

Allah'ı Çok Seven Kuran'ın Ruhunu İyi Anlar. Mümin Oruç Tutmayana Karışmaması Gerektiğini Bilir

Allah’ı seven Allah’ın yarattığı kulu da çok sever. Ve Kuran’ı da iyi tanır, Kuran’ı da bilir çünkü Cenab-ı Allah “hastaysanız tutmayın” diyor. Hasta olmayan insanlar vardır. Hasta olanlar vardır. Bunun ayrımı yapılamayacağına göre orucunu da bozan insanlar olacaktır o zaman. Çünkü Allah diyor bak “Hastaysanız tutmayın. Zorlanıyorsanız tutmayın.” Zorlanıyorsanız tutmayın denilen insanlar büyük bir kitle oluyor. Hastaysanız tutmayın denilen insanlar da büyük bir kitle oluyor. Müslüman olmayanlar da büyük bir kitle olmuş oluyor. Veyahut olayın şuurunda olmayabilir adam. Meselenin şuurunda olmayabilir. O da o yönden tutmuyordur. Dolayısıyla burada gerginlik çıkartmak, münasebetsiz sözler yapmak, münasebetsiz sözler etmek yakışmaz. Müslümanın tavrı bu olamaz. Çünkü cezasını Allah verecek. Bu dünyada biz çirkin sözlerle insanları rencide etmek durumunda olamayız. Adama diyeceğiz ki “Niye oruç tutmuyorsun?” Adam da “ben hastayım” diyecek. Tek tek sen sorgulama memuru değilsin öyle şey olmaz. Sen hüsnü zan etmekle mükellefsin, “Demek ki bir rahatsızlığı var tutamıyor” diyeceksin.

 

Müminler Hep Zorlukla İmtihan Olur. Sabır Yoksa O İnsan Değerli Hale Gelemez

Sabır zaten Allah “Sabredenler cennette nimetlere kavuşur” diyor. Sabrı Cenab-ı Allah çok hayati bir konu olarak belirtiyor. Müminler hep sabırla imtihan olur, zorluklarla imtihan olurlar. Mesela bir acıyla karşılaşır sabreder o ona üstünlük kazandırır. Ama sabır yoksa o insan zaten sevilemez. İnsan sevdiğinin yaptığı bir hataya sabreder onun sevgisini muhafaza etmiş olur. Yahut bir zorlukla karşılaşır sabreder üstünlüğünü, değerini kat kat artırmış olur. Allah zaten ayette diyor ki “Sabredenlerden başkası kavuşamaz bu nimete” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Sabırlılardan yazılmak, sabırlı olmak Müslümanlıkta çok hayati bir ahlak üstünlüğüdür.

 

Kuran'a Hurafelere Göre Ekleme Yapan Da Eksiltme Yapan Da Ahirette Çok Büyük Vebal Üstlenecektir

Kuran’a ilave yapmak, çıkartma yapmak bak kimi diyor ki “üç yüz ayet çıkarıldı” diyor. Kimi “yüz ayet çıkarıldı” diyor. O üç yüz ayetle adam muhatap olmuyor. Kimi de diyor ki “üç ayet çıkarıldı.” Her biri kendi kafasına göre şu kadar ayet çıkarıldı diyor. Bunun hesabını verecekler tabii çok ağır bir suçtur bu. Bir kısmı da ilave yapıyor “aslında ayet vardı ama Peygamber unuttu” diyor. Yahut “keçi yedi” diyor “yaprağa yazmışlardı keçi yedi” diyor “o yüzden Kuran’a konmadı ama ayet” diyor. “Kuran ayeti” diyor. İlave yapıyor. “Bir kısmının da hükmü çıkarıldı” diyor. Yani Kuran’ı hem eksiltiyorlar hem de ilavelerle bambaşka şekle sokmaya kalkıyorlar. Bunu anlamayan da o kadar çok insan var ki. Bunu ibadet gibi kabul ediyor, çok büyük bir hata.

 

En Büyük İhtiyaç İnsanların İmanlarını Kazanmasına Vesile Olmaktır.

Bol bol kitap dağıtmak, Kuran dağıtmak, insanları eğitmek çünkü en acil olan imandır. Ama Allah esirgesin açlıktan ölmek üzere olanlar olursa onlara yiyecek getirirsin tabii. Soğuktan donmak üzere olan varsa yahut sıcaktan ölmek üzere olanlar varsa acil onlara tedbir alınır ama en büyük ihtiyaç eğitimdir. İmani kitaplardır. Allah’ın rızasını, rahmetini, cennetini savunan, anlatan, iman hakikatlerini anlatan, Kuran mucizelerini anlatan, Darwinist, materyalist felsefenin geçersizliğini anlatan akılcı, Kuran’a uygun kitapların dağıtılması, okutulması, teşvik edilmesi en hayati konu. Çünkü PKK’yla mücadelede meseleyi kökten bitirecek tek yöntem budur. Kültürel ataktır. Darwinizm, materyalizmi sen yerle bir edersen mesela biter. PKK diye bir şey de kalmaz.

 

“Din Olduğu Yerde Eğlence, Eğlence Olan Yerde Din Olmaz” Demek Çok Yanlış Bir Mantıktır.

Mesela insanların kılığına kıyafetine karışılmaması, müziğe karışılmaması, istediği inancı istediği gibi anlatması konusu tüzükte yer alabilir yani şunu diyor RTÜK; “Eğlence varsa din anlatamazsın, dini anlatıyorsan eğlence olamaz.” Dini anlatıyorsan müzik olamaz diyor. Dans olmaz. Müzik ve dansın olduğu din olmaz diyor özetle. Şimdi bu çok acı bu. Müzik ve dans hayatın bir parçasıdır. RTÜK’ün kontrolündeki sistemde bu bana mantıklı gelmiyor tabii. Hayret ediyorum. Açıkça söylüyor diyor “müzik ve dans varsa orada din anlatılamaz.” Neye göre? “Bana göre öyle” diyor. Mahkemeye itiraz edebiliyor musun? Edemiyorsun. “Bana göre öyle” diyor. “Bana göre de değil” diyemiyorsun. İşte bunun düzeltilmesi gerekiyor buna hükümet el atması lazım. Yani RTÜK’ün tüzüğü, kanunu, hukuku, felsefesi, bakış açısı kökten yenilenmesi gerekiyor. Bir acayiplik var. Kardeşim ben Allah’ı anıyorsam neden müzik olmasın? Müzik varken de neden din olmasın? Mesela düğüne gittik biz müzik var, dans var Allah’tan bahsedemeyeceğiz. Nasıl oluyor bu? Niye Allah’tan bahsedemeyelim? Köylerde davul zurnayla gelini indirirler dans vardır, eğlence vardır, tekbirlerle salavatlarla indirirler gelini hiçbir şey olmaz. Müzik de dans da dinin içindedir yani dinle beraber yaşanır. Ama bizim dememiz bir tavsiye niteliğinde oluyor tabii. Ama bir an önce RTÜK’ün kanunu, tüzüğü değişse çok iyi olur.

 

Tüm Kalpler Allah'ın Kontrolündedir. Allah Her An İnsanlara İyiyi De Kötülükten Sakınmayı Da İlham Eder

Bütün güç Allah’ındır, kalpler Allah’ın kontrolündedir. Allah insanlara her gün sürekli vahyeder. Bütün insanlara vahyeder. Güzel olanı onlara söyler, yanlış olandan da insanları sakındırır. Ayette bu açıkça belirtilmiş, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sonra ona (nefse) fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun)” (Şems Suresi, 8) Bak fücurunu ve ondan sakınmayı. Hem fücurunu söylüyor “bu yanlış” diyor Allah, hem de ondan sakınmayı söylüyor ama insanlar dinlemiyorlar. Mesela kardeşlerime Allah kalplerine vahyediyor. Diyor ki; “Birbirinizi sevin. Sizi seveni de sevin.” Yani mesela ben onları çok seviyorum. “Siz onu sevin, o da sizi sevsin” diyor. Allah kalbimize vahyediyor. Ve bir sevgi bağı, bir sevgi elektriği oluşturuyor. Bu samimi Allah korkusuyla pekiştirildiği için, Allah’ın aşkıyla pekiştirildiği için tutku derecesinde bir derinlik oluşturuyor. Yani zevkle derin bir hazla sevmeye dönüşüyor. Mümin bu sevgiden hem derin haz alıyor hem de ibadet olarak bunu yaşamış oluyor.

 

Özel Sektörü Yaratıcı Sanayi, Yaratıcı Sanat Konularında Çok Teşvik Etmek Lazım.

Özel sektörü çok teşvik etmek lazım. Yaratıcı sanayi anlayışı, yaratıcı sanat anlayışı, yaratıcı güzellikler her yeri sarması lazım. O zaman istihdam gelişir. İstihdam gelişince de çok fazla iş çıkar. Şu an insanların büyük bir bölümü içine kapandılar. Genellikle yani boş işlerle zengin olmak eğiliminde oluyorlar yani maceraperest oluyorlar. Yani üretime dayalı değil de boş işlerle hayatını idame ettirmek istiyorlar. Üretici bir sistemin içine girilmesi için insanlara moral, heyecan, hürriyet, şevk verilmesi lazım ve teşvik edilmeleri gerekiyor. İşte devlet müşevvik bir politika izliyor. Ama bu yeterli olmuyor. Asıl ruhların canlandırılması, ruhların heyecanlandırılması gerekiyor. Bu da tam anlamıyla Mehdiyet’le olur. Yani coşkulu bir iman, coşkulu bir heyecan, müthiş bir Allah korkusu, müthiş bir Allah sevgisi, derin iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle, Darwinist, materyalist felsefenin yeryüzünden silinmesiyle olur. Bunun sonucunda toplumda bir canlılık, aktivite, müthiş bir heyecan meydana gelecektir. Yaratıcı telif gücü artacaktır, bunun sonucunda istihdam artacak. Çok fazla işyeri, iş yapan insanlar olacaktır. İşsizlik de kalmaz.

 

Alaycılığı Zeka Gösterisi Sanıyorlar Asıl Alaycılık Küçük Düşürür

Zaten gençlerin arasında biraz yaygın o, yani birbirlerini küçük düşürmek. Zeka oyunlarıyla, imalı laflarla, argoda ona laf sokmak falan diyorlar yahut başka tabirlerle anılıyor. İnce ince alay etmek, yani onu zaten bir zeka gösterisi olarak görüyor. Mesela bir genç kızla tanışıyor, onunla ince ince alay ediyor. O genç kız yakalıyor onun alayını o da ona ince bir alayla cevap veriyor. Dolayısıyla dostluk, sevgiden ziyade sinsi, gizli, acımasız bir küçük düşürme savaşı oluyor. Bu, tek açıklama yapacak olursak ahlaksızlıktır, terbiyesizlik ve vicdansızlıktır. Bir genç kızı küçük düşürmeye çalışmak, mahcup etmeye çalışmak aşağılık kompleksi içinde olan basit insanların özelliğidir. İnsanların birbirini onore etmesi lazım, yüceltmesi lazım, saygı duymaları, değer vermeleri gerekiyor. Ama bu tabii Allah korkusu, derin iman ve Allah sevgisiyle olur. Bu da yine Mehdiyet’e yolunu çıkartıyor olayın. Bütün bu konular dikkat ederseniz Mehdiyet’le sonuçlanıyor. Yani bir manevi muazzam bir devrim, manevi muazzam bir ayaklanma, manevi müthiş bir inkişaf gerekiyor, bu da Mehdiyet’tir işte. Sevginin, bilimin, aklın, kalitenin, nezaketin, klaslığın, Allah korkusunun, Allah sevgisinin coşkulu gelişmesini biz bu kelimelerle ifade ediyoruz.

 

İnsanların Bu Kadar Acizlik Ve Eksiklik İçindeyken Büyüklük Hissine Kapılmaları Bir Mucizedir

O tabii Allah’ın varlığının bir delili, bir mucizedir bu. Çünkü insan bu kadar aczin içinde çok korkup, sinip çok zavallı olması lazım normalde. Ama akıl almaz bir enaniyet ve akıl almaz bir büyüklük hissi bütün dünyada yaygın. Yani onu ona ilka etmek çok güç normalde bir insana, yani “büyük ol, büyüklük hissiyle dol” falan desen adamı ikna edemezsin. Ama doğal olarak fıtratında var, Allah’ın hikmeti, hayret edilecek şey. O da imtihanda gereken bir şey aslında. Çünkü ona karşı mücadele etmesi gerekiyor. Normalde öfke de olmaması lazım, öfke de insanın haddi değil. Yani aczine göre öfkelenememesi gerekiyor. Kin ve intikam hiç olmaması gerekiyor yine aczine göre, o da çok şaşırtacak bir şey. Allah’ın varlığının delilidir onlar. Eğer bu konu ayrıca anlatılırsa, tek tek analiz ederek anlatılırsa Allah’ın varlığının harika delili olduğu anlaşılır ama bu tabii çok özenli anlatılması gereken bir konu. Yani birden bunda gaflet perdesi, ülfet perdesi kalkmaz. Genişleterek, sağdan soldan, ileriden, geriden anlatarak konu ortaya konabilir.

 

Dini O Kadar Karışık Bir Hale Getirdiler Ki İnsanlar İslam Diye Bambaşka Bir Hurafe Dini Öğrendiler.

Dini öyle karmaşık, öyle ilaveli, öyle ekli hale getirdiler ki, yani insanlar din diye, İslam diye bambaşka bir şey öğrendiler. Yani düşünün üç yüz ayet çıkartıyor, üç yüz ayet. “Üç yüz ayet neshedildi” diyor. Bir de “başka ayetler var” diyor “ilave, onları da keçi yedi” diyor. Yahut “Peygamber unuttu” diyor. “Şimdi onları ilave edersek, bunları çıkarırsak Kuran normal hale gelir” diyor. Yani şu anki Kuran’ı kabul etmiyor adam. Biz mevcut Kuran’ı kabul ediyoruz, yani bizim özelliğimiz, o yüzden şaşırıyorlar. Kuran’ın bütününü kabul ediyoruz ve Kuran’ın dışında hiçbir şey kabul etmiyoruz. Sadece Allah’ın hükmünün olduğu Kuran’ı kabul ediyoruz. O da Kuran’ın hükmüyle sabit. Allah diyor “Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 44) Peygamber (sav)’e diyor. “Sadece Kuran’a uy” diyor Peygamberimiz (sav)’e. Bak “sünnete uy” demiyor. “Kendin sünnet oluştur” demiyor. “Kendin ayrı hüküm çıkart” demiyor. Allah Peygamber (sav)’ine diyor ki “sadece Kuran’a uyacaksın” Peygamber (sav)’ine. Peygamber (sav) de bak şikayet ediyor. Bak, “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar.” (Furkan Suresi, 30) diyor. Yani dinin bu hale gelmesinin nedenini Peygamber (sav) açıklıyor zaten. Yani mevcut dinin bozulmasının nedenini Peygamber (sav) açıklıyor ayette Kuran’la. “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar.” Diyor. Neye sarılıyor? Hurafeye sarılıyor. Hurafe diniyle bizim yaşadığımız gerçek İslam dini çatışıyor. O yüzden bize bakan “bu adam dinsiz herhalde” diyor.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250514/sayin-adnan-oktarin-1-haziranhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250514/sayin-adnan-oktarin-1-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170601t_09.jpgFri, 16 Jun 2017 01:56:52 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 31 Mayıs 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 31 Mayıs 2017

 

(Şırnak 23. Sınır Tümen Komutanlığı’ndan kalkan Skorsky tipi askeri helikopter kalkıştan birkaç dakika sonra yüksek gerilim hattına takılmış. 13 askerimizin şehit olduğu söyleniyor.)

Allah gani gani rahmet etsin. Allah şehadetlerini makbul etsin ama garip bir olay. Çünkü gerilim hattı olsun olsun en fazla 10 metre yükseklikte olur. 10 metre yükseklikte helikopterin ne işi var? İnşaAllah bir hayır haber gelir. Bir acayiplik var. Allah annelerine, babalarına uzun ömür versin. Sağlık, sıhhat, afiyet versin. Cenab-ı Allah’ın kaderinde onların o anda şehit olması var. Allah’ın emri hiç şaşmaz kanun olarak yerine gelir. Tel olmaz da başka bir şey olur. Ama illaki olur.

 

Askeri Helikopterlerimizin Hepsinde Engel Tespit Sistemi Olması Gerekir.

Şimdi bu Güneydoğu’daki helikopterimizin engel tespit sistemi yokmuş, engel tespit sistemi yok. Bunun yurtdışından alınıp tüm helikopterlere takılması gerekiyor. Bunun bir an önce yapılması lazım. Engel tespit sistemi olmayan helikoptere binilmez. Mesela Şırnak’ta düşen helikopter Cougar tipi. Bu Cougar tipinde engel tespit sistemi yok. Helikopterde şehit olan askerlerimiz arasında 15 Temmuz günü Doğu ve Güneydoğu’da darbeye karşı en etkili tutumu sergileyen muhterem Tümgeneral Aydoğan Aydın var. Kabadayıların seçkin aslanı, yiğidi. Ve ayrıca kadın Yarbayımız var, Songül Yakut. O da yiğitler yiğidi. Allah gani gani rahmet etsin. Biz onların şehadetinden sevinç duyuyoruz, iftihar ediyoruz. Allah bize de nasip etsin diye gece gündüz dua ediyoruz. Onur duyuyoruz onların şehadetinden. Müşrikler ondan rahatsız olur, Allah’ın kaderinden rahatsız olur, Allah’ın verdiği şereften rahatsız olur. Onu bela gibi görür, felaket gibi görür. Şehadet sevinçtir, nimettir. Allah seçtiği kullarına nimet olarak sunar. Cennet nimetidir. Kuran’ın hükmü bu. Allah şehadetlerini makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin. Onlar nurlandılar, Allah bizlere de onların nurundan nasip etsin.

Yalnız bu tele çarpma işi çok oluyor. 25 yılda 8 helikopter kazası meydana geldi bu tele çarpmadan kaynaklanan. Bu olaylarda 34 askerimiz şehit oldu, 9 askerimiz de yaralandı. Yerden rahatlıkla görebiliyoruz. Çünkü direkleri gördüğümüz için direklerin arasında teller açıkça görülüyor. Şimdi yükseldiklerinde yerdeki o direkler görünmediği için teller de o kadar fark edilmiyor çok ince olduğu için teller bir de bulut mulut dumanlı hava falan oluyor fark edilmiyor. Fakat bunun cihazı var yani o cihazların alınması çok önemli. Cihaz hemen haber veriyor bir engel tel falan olduğunda. Mesela “Karşıda tel var dikkat et” diyor. Helikopterlere bu aletin takılması gerekiyor bir an önce. Hatta helikopterler çarpmasın diye bu Güneydoğu’da elektrik tellerinin üzerine kırmızı veya parlak renkte toplar takıldı, fosforlu, dikkat çeksin de yanaşmasınlar diye. Bir de ayrıca bu yüksek gerilim hatlarının direkleri de boyandı renkli boyalarla dikkat çeksin diye ama buna rağmen oluyor. O zaman nedir çözüm? Bir kere olduğu yerde çok yükselmesi lazım helikopterin kalktıktan sonra yani yükselebildiği kadar yükselmesi gerekiyor. Ve en önemlisi engeli bildiren alet takılması gerekiyor. “Karşıda tel var” yahut “şu tür engel var” diye bildirecek.

 

Şırnak Şenoba 'daki Kazada Şehit Olan Pilotumuzun Da Kanında İnceleme Yapılsın. Herhangi Bir Dikkat Dağıtıcı İlaç Verilmiş Mi İncelensin

Yalnız bu helikopter tabii o tellere takılma işini dilim varmıyor ama bir oyun olabilir bu. O gerçekten tel mi? Olayı tele mi çevirdiler bazıları? Yahut tele doğru onu kim yönlendirdi helikopteri? Tele doğru kim yönlendirdi? Helikopteri kullanan insanın dikkatini dağıtacak ilaç vermiş olabilirler. Tel nasıl görünmez? 10 metre bile yok tel. Hiç kimse helikopterle tele dalmaz. Bunda bir acayiplik var. Helikopter bilmez mi? Çok acayip yükselir helikopter. Ne dağa çarpar, ne tele çarpar. Ama bir ilaç verirseler hipnotik bir ilaç, aklı gider. Teli meli hiçbir şeyi görmez. Olayı bir kontrol etmek lazım. Adli tıp, pilotu incelesin. Kanında kimyasal var mı ona baksınlar. Hipnotik bir ilaç verilmiş olabilir.

 

(Diyarbakır’ın altı ilçesinde yürütülen operasyonlarda bugün çıkan çatışmada üç güvenlik görevlimiz şehit oldu.)

Hepsi de aslan gibi. Cenab-ı Allah bu zorlu imtihan alanından onları almış. Çok büyük bir kolaylık. Hep özlem içindeyiz Allah bizlere de nasip etsin diye. Ne büyük şeref, ne büyük güzellik, ne büyük onur. Allah annelerine, babalarına uzun ömür nasip etsin. Güzel bir sabır, sabr-ı cemil nasip etsin. İttihat-ı İslam için Cenab-ı Allah zemin hazırlıyor. Şehit çoğalınca hakimiyet de çoğalıyor. Tarihin her devrinde öyle olmuş. Şehitle orantılı olmuş. İşte Allah’ın bir kanunu. Türkiye çok büyük olacak, onun alameti. Ama PKK’ya en büyük darbe fikirle olur. Yani mesela çocuğu götürüyorsun ilkokuldan, ortaokuldan, liseden sonra imtihana sokuyorsun. Diyor ki, “Ben mühendis olmak istiyorum.” İmtihana giriyor, mühendis oluyor. Eğitiliyor mühendis oluyor, eğitiliyor doktor oluyor, eğitiliyor PKK’lı oluyor, eğitiliyor Müslüman oluyor. Sen adamı eğitirsen PKK’lıyı başlangıçta durdurursun Müslüman yaparsın. Gelin eğitelim diyoruz. Darwinist eğitimi durdurun diyoruz. Darwinist, materyalist eğitim komünist eğitimin başlangıcıdır. Bir adamı komünist yapmak istiyorsan önce Darwinist, materyalist yapman gerekir. Devletin Milli Eğitim Bakanlığı’nın imkanlarıyla kitap bastırılıyor, Darwinist, materyalist eğitim yapılıyor cayır cayır. Hiçbir hoca, hiçbir alim bu konuda açıklama yapmıyor. Böyle bir tehlike ve yanlışlık var demiyor. Kendi aralarında bir kısmı boş, bir kısmı da işte gerekli ama acil olmayan konular anlatıyorlar. Bir kısmı da gerçekten faydalı önemli şeyler anlatıyor ama en önemli konu şu an iman hakikatleri, Kuran mucizeleridir ve Darwinist, materyalist eğitimin durdurulmasıdır. PKK’ya en büyük darbe bu olur, mahvolurlar. Bütün Avrupa’daki Marksist hareketler hepsi mahvolur. Yüz ülkenin üstünde PKK’yı destekleyenlerin sayısı. Yaklaşık yüz otuz ülke falan destekliyor PKK’yı. Hepsi darmaduman olur çünkü adamın dinini ortadan kaldırmış olacaksın. Darwinizm’in, materyalizmin devlet cesaretle üstüne gitsin. Hükümet geç kaldı, gereksiz çekiniyor. Altından kalkamam zannediyorlar. Altından kalkamayacağını zannedersen adam daha da azar, daha da atağa geçer. Kendine güvendiğini göster. Darwinizm’in, materyalizmin üstüne git. Allah senin yanında, biz de yardımcı olacağız.

 

Şehit Olmayı Felaket Olan Görenler Kaderi Takdir Edemiyor Demektir

Şehitliği, şehit olmayı felaket gibi gösterenler PKK’nın ekmeğine yağ sürmüş olurlar. PKK neden askerleri şehit ediyor? Felaket kabul edilsin, insanların morali bozulsun, ağlasınlar, üzülsünler, yas tutsunlar, hayatları kararsın, müzik olmasın, eğlence olmasın, hayat bir kabusa dönsün, gece gündüz ahu eninler ortalığı kaplasın, her Allah’ın günü matem olsun, bunu istiyorlar. Zaten PKK’nın istediği bu. Kardeşim tam tersine çevir her gün düğün, her gün bayram. Şehadet şereftir, asalettir, güzelliktir, nimettir. Şu an Cenab-ı Allah bana nasip etse sevincimden göklere değil mi uçmak isterim. Ne güzel nime. Ne var dünyada? Sen kaldın da ne oldu? Mesela matem tutanlara hayret ediyorum sen kaldın ne kazanıyorsun? O, zevk içinde, sefa içinde, güzellik içinde Allah’ın cennetinde sevinç içinde. Sen burada kaldın da ne kazandın? O senin haline ağlar, o senin haline ağlar. Ağlanması gereken varsa sensin. Onun halinin neyine ağlıyorsun sen onun? Sonsuz hayata kavuşmuş daha ne istiyorsun? Sonsuz cennet hayatına kavuşmuş.

Peygamberimiz (sav) diyor ki bak “Ölü için yas tutmak insanı küfre sürükler” diyor küfre “kafir olur” diyor. “Ölü için yas tutan kafir olur” diyor “küfre sürükler” diyor. Müslim’de sahih Müslim’de sahih hadis kitabı. Bu ölü de değil ayrıca şehit olmuş daha ne istiyorsun? Daha ne istiyorsun? Resulullah (sav) diyor ki, Tırmizi’de “Sizden biriniz karınca ısırmasından ne kadar acı duyarsa şehit olan kimse de ölümden ancak o kadar acı duyar.” Karınca dişlemeye çalışır ya belli belirsiz insanın elini kaşıntı gibi bir şey oluyor ya “Hafif bir kaşıntı gibidir” diyor o kadar “belli belirsiz.” Ondan da haberi bile olmaz ayrıca. “Allah bize de nasip etsin elhamdülillah ne güzel olmuş, Allah şehadet makamı vermiş” diyeceğine “büyük bir felakete uğradık” diyor. “Çok büyük bir felakete uğradık” diyor “hep beraber ağlayalım” diyor “kapatın radyoları, televizyonları” diyor “yasa girelim” diyor. Bak Peygamber (sav) “Ölü için yas tutan küfre düşer” diyor. Müslim’de “Ölü için yas tutmak insanı küfre sürükler” diyor. “Sürüklenme şeklinde küfre gider” diyor.

 

Kuran'ı Bilmeyenler Kuran'da Kadına Tanınan Geniş Hak Ve Özgürlükleri De Bilmiyorlar

Kuran’da hep erkeklere hitap vardır “Kadınlara şöyle hizmet edeceksiniz, böyle hizmet edeceksiniz” bütün emirler hep erkekleredir. “Onlara para vereceksiniz, ev vereceksiniz, evinizden çıkartmayacaksınız, onlara kötü söz söylemeyeceksiniz, güzellikle ayrılacaksınız, ayrılırsanız da eza etmeyeceksiniz.” Bütün hükümler erkekler içindir. “Kuran’da hep erkeklere hitap” diyor. Kardeşim tamam da Allah kadına hizmet için erkeğe emir veriyor. Kadına nasıl hizmet edileceğinin talimatlarını veriyor erkeğe. O da diyor ki “Bak” diyor “hiç kadınlardan bahsetmiyor” diyor. Kadına Allah emir veriyorsa “Kadınlara hizmet et” diye “para ver, destekle, yardımcı ol” diye emrediyorsa kadını en güzel şekilde korumuş olmuyor musun?

Kuran’a göre mesela erkek karısından boşanıyor kadın da kocasından boşanıyor. Kadın kocasına bakmak durumunda mı boşandıktan sonra? Değil. Erkek? Erkek kadına bakmak mecburiyetinde. Kadın ayrılıyor, kadına ev bulmak mecburiyetinde ve onu en iyi şekilde geçindirmek mecburiyetinde. Sen diyorsun ki “Erkeğe” burada tabir açıklama erkeğe yönelik. Allah kadının rahatı için, huzuru için, refahı için ona bakma emrini veriyor erkeğe. Mesela Nisa Suresi var. Nisa; kadın demektir. “Sure var mı?” diyor işte kadın suresi. Nisa Suresi kadın suresi. Kadınlara verilen özgürlükler anlatılır o ayetlerde ve hakları anlatılır.

 

Allah Şehitliği Kuran'da Övüyor Ve Nimet Olarak Söylüyor

Daha önce şehadeti bela gibi gösteriyorlardı Türkiye’de. Hep felaket haberleri işte “Evlere ateş düştü, yüreklere ateş düştü, mahvolduk yandık bittik.” Ben şehadetin güzelliğini anlata anlata anlata millete şehadeti geniş çaplı sevdirdim bilmeyenlere. Ve millet bak 15 Temmuz’da şehadet için can attı ve seve seve Allah için şehit oldular. Çünkü fırsat bu fırsat dediler. Şehadetin güzelliğini gün geçtikçe daha da iyi anlıyorlar. Anlayamıyorum, dünyada kalanlar sanki büyük bir bal küpünde kalmışlar gibi. Burada sürünüyorsun, sürünüyorsun. O ağlayıp şehadeti bela gibi gösterenlere diyorum. Bilgisizliğinden söylüyor bir kısmı, bir kısmı da fitne için söylüyor. Bilgisizliğinden söyleyenlere bilgilendirme esastır. Ama fitne için kirli kafasından dolayı söyleyenlere de Allah bela verecektir ahirette. Çünkü bak Peygamber (sav) “Müşrik olurlar” diyor şirk “kafir olurlar” diyor. Sanki canı o verdi, o beden ona ait sanki bedenin sahibi, ruhun da sahibi gibi. Sana ne? Bedeni veren kim? Allah. Ruhu veren kim? Allah, Kaderi yaratan kim? Allah. Sana mı soracak Allah? Ve güzel bir alışla almış ölüm de değil şehadet, o sağlam o. Ama ölümde belli değil nereye gideceğin. Şehadette sağlam net yani.

 

Şırnak'taki Helikopter Kazasında Kuşkulu Yönler Var. Fetö İddianamesini Hazırlayan Savcımızın Da Kazası Şüpheliydi. Hepsi İyi İncelenmeli

Yalnız bu işler tabii biraz beni kuşkulandırıyor. Mesela bu FETÖ iddianamesini hazırlayan savcımız, kahraman yiğidimiz trafik kazasında şehit oldu. Bu bana biraz karanlık geliyor bu iş. Askerlerimiz peş peşe zehirlendiler. Mesela bu 15 Temmuz’da Doğu ve Güneydoğu’da darbeyi etkisiz hale getiren generallerdi bu general hepsi şehit oldu generallerin. Bir acayiplik var. Şüphe gözüyle bakılması lazım.

 

Cennette İstediğimiz, En Çok Hoşumuza Giden Her Şey En Güzel Haliyle Olacak

Şimdi biz burada ne istiyoruz? Dışarı çıkıyoruz işte en hoşumuza giden nedir? Benim en hoşuma giden kadınları çok seviyorum ben Allah’ın tecellisi olarak. Mesela müzik vardır cennette her yerde müzik vardır, güzel suretler vardır, güzel binalar vardır, güzel vasıtalar vardır. Atlar var mesela develer var ama hepsi uçan, uçan deve. Peygamberimiz (sav) mesela söylüyor “Kristal develer var kristal renginde. Kırmızı yakuttan atlar var.” Yakuttan ama canlı. Şeffaf, iç organı yok, konuşuyor, uysal at. Ama bildiğin yakut, yakut gibi parlıyor. İstediğin yere gider ama diyor bak Cenab-ı Allah “İstediğiniz her şey” diyor. Aklından geçirmesiyle derhal yaratılır. Hayal gücündedir her şey istediğin yere istediğin an gidersin. Bunu Allah bize rüyada gösteriyor şu an, değil mi? Mesela uçmak istiyoruz uçuyoruz. Mesela araba kullanmak istiyoruz kullanıyoruz. Ehliyeti olmayan gayet güzel araba kullanıyor rüyada. Mesela müzik aleti kullanmayı bilmiyor mükemmel keman çalıyor ağlatıyor kemanı rüyasında. Ud çalıyor, sürat teknesiyle geziyor. Tekneyle ilgili bir eğitimi var mı? Yok. Mesela uçak çok güzel uçak kullanıyor havada. İstediği dilde konuşuyor İngilizce de konuşuyor cayır cayır, rüyasında konuşuyor yabancı dilde. Yabancı birisi geliyor şakır şakır konuşuyor. İspanyolcaysa mesela “Ben İspanyol’um” diyor şakır şakır konuşuyor “ben İspanyolca bilmiyorum” demiyor. Anında konuşuyor İspanyolca. Ölüm de bu rüyadakinden çok daha keskin görüntüdür. O da bir ölüm şeklidir rüyadaki de bir ölüm şeklidir ama görüntü fludur daha fludur. Şuur da daha fludur. Ölümde görüntü de daha nettir şuur da daha nettir. “Artık görüş keskinleşmiştir” diyor Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım. Duyular keskinleşiyor daha keskin oluyor.

 

(“Şeytan nasıl bir varlıktır?” sorusuna cevap)

Cin görünümünde yani cin. Normalde tipsizdir görüntüsü çok korkunçtur ama güzel bir görüntü alabilir isterse. Mesela hayvan şekline girebilir, akrep şekline girebilir, kedi köpek şekline girebilir. Mesela bir karga falan görünümüne girebilir. Onun öyle bir sorunu olmaz. Ama iman edenlerin üzerine bir etkisi yok, çok zayıftır etkisi. Nefis de öyle köle gibidir. Mesela “Dur” dedin mi durur. Adam diyor “Dayanamadım” diyor. Kardeşim sen emir verdiğinde nasıl durmaz? Mesela öfkelendin “Sakin ol” dersin zıng durur. Mesela bir şeye elini uzatıyor “Dur” dersin durur. Bir şey yapacak “Yapma” dersin yapmaz. Dinler seni nefis tamamen boyun eğmiş vaziyettedir. Zayıf irade de bu kötü noktaya gider. Şeytan da ancak fısıldıyor “Hadi oradan” dersin işine bakarsın.

 

80'lerin Başında Darwinizmin Geçersizliğini İlmen Ortaya Koymamız Türkiye'de Sağın Felsefi Zemininin Çok Güçlü Gelişmesine Vesile Oldu

Darwinizm’e biz göz açtırmadık Türkiye’de. Erken safhada kafasını ezdik. 1980’lerde zaten atak yapacaktı asıl komünizm. Komünist atak asıl o zaman bekleniyordu. 12 Eylül’den sonra, askeri darbeden sonra normalde Komünizmin tırmanması gerekiyordu. Çünkü askeri darbeler komünizmi daha da geliştirir. Daha güçleniyor ülkelerde mesela Şili’de şurada burada falan. Nerede darbe olduysa onu faşist hareket olarak gördüğü için kitleler genellikle reaksiyon olarak komünizme kayarlar. Komünizm gelişecekti. Ama 86’lardan itibaren özellikle bir buldozer harekatı yapıldı ilimle irfanla. Darwinizm fındıkkabuğu gibi ezildi pestil haline getirildi. Ot balyası gibi balyaladık paketledik ve müthiş bir iman hareketi başlatıldı milyonlarca kitap dağıtıldı. Türkiye’de sağ tırmandı tabii. Sağ hükümet için de hazır temel, güçlü bir ideoloji meydana geldi. Hükümetlerin sağlam bir ideolojisi olmasa hükümet ayakta duramıyor. Mesela Adnan Menderes hükümetinin sağlam ideolojisi yoktu. Marksist, komünist düşünceye karşı, Darwinizm’e karşı güçsüzdü. Abdülhamit devrinden itibaren güçsüzdü. Hep sürekli solun karşısında mağlup oldular Abdülhamit’ten sonra. O güçsüzlük devam ederken işte 86’lardan sonra muazzam bir atak meydana geldi ve sol garibanlaştı, ezildi, büzüldü, kazındı ve yok oldu. Mesela CHP ancak solun en sağında hayatta olacak şekle geldi. Doğu Perinçek diyor “Adnan Oktar ve ekibi” diyor “Anadolu’yu karış karış gezdiler. Her yerde Darwinizm’in geçersizliğini anlattılar, Materyalist felsefeyi ezdiler. Dolayısıyla” diyor “Komünizme hayat hakkı bırakmadılar” diyor. “Ve AK Parti’nin iktidar olmasının önünü sonuna kadar açtılar ve AK Parti hükümetine tabanda felsefi zemin hazırladılar” diyor doğru söylüyor. Ve tepmez devrilmez bir sağ hakimiyeti Türkiye’de sağlanmış oldu. Şimdi bize muhalif konuşanlar bile bizim sayemizde imanlarını muhafaza edebiliyorlar. Sıkıştıklarında Darwinizm konusunda bizim kitaplarımızı okuyorlar. İman bunalımına girdiklerinde bizim kitaplarımızı okuyorlar. Ama tabii yine gelenekçi Ortodoks sistemin etkisi altındalar. Fakat onu kötü niyetle yapmıyorlar. Çünkü yüzyıllardan beri bu eğitim yapılmış kromozomlarına işlemiş artık.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250513/sayin-adnan-oktarin-31-mayishttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250513/sayin-adnan-oktarin-31-mayishttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170531t_03.jpgFri, 16 Jun 2017 01:56:01 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 30 Mayıs 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 30 Mayıs 2017

 

(Darbe Komisyonu’nun raporunda cemaatlerin akredite edilmesi önerildi.  Raporda şu ifadelere yer verildi; “Cemaat yapılarının çoğu açık, şeffaf olmaktan uzak olup genellikle faaliyetlerini gizlilik içinde ya da denetimlerden uzak şekilde yürütmektedir. Bu oluşumların sosyal ve dini meşruiyet, denetim, hukukilik, mali yapının şeffaflığı gibi kriterler bakımından akredite edilmesi hukuki düzenlemeler gerektirmektedir. Böylece gizli, gizemli programlar izleyen yapılanmaların kamu yararı çalışması adı altında zararlı faaliyetler yürütmesine göz yumulması engellenmiş olur” dendi.)

Orada Fethullah Gülen terör örgütünün meşruiyetini sağlayacak bir zemin hazırlayabilir bu tip mantıklar. Fethullah Gülen cemaati tamam tehlikeli bir cemaattir ama bütün cemaatler tehlikelidir, hepsi devlet için bir tehdittir mantığı oluyor. Bunun bir kurnazlık olma ihtimali var. Şöyle yani hükümet FETÖ çetesinin üzerine gitti, doğru. Ama bir tek FETÖ çetesi değil ki aynı yapılanma bütün vatan zemininde mevcut.  “Tarikatlar, cemaatler aynı mayadan, aynı kökten, aynı sistemden geliyor ve hepsinde aynı karakter var. Aynı felakete sebep olacak yapıda olduğu için hepsine FETÖ çetesine nasıl titiz davranılıyorsa bu yapıya da aynı şekilde titiz davranılması gerekir” yani “Türkiye çapındaki yapıya titiz davranılması gerekir” şeklinde de anlaşılabilir bazı insanlarca. O zaman hükümet bütün Müslümanlara karşı mücadele eden bir hareketmiş gibi algılatmak isteyen kişilerin sözü yerine gelmiş olur. Yani FETÖ çetesi ne diyordu? “Hükümetin derdi biz değiliz yani hedefi biz değiliz. Hükümetin hedefi İslam yani bunlar Türkiye’yi parçalamak, bölmek istiyorlar. İslam’ı da Türkiye’den kaldırmak istiyorlar. Dolayısıyla ilk bize pençe attılar yahut ilk bize gereğini yaptılar. Arkadan bütün cemaatlere bunu yapacaklar” diyorlardı. Bu çok yaygındı biliyorsunuz o zamanlar biz de bunun iftira olduğunu söylemiştik. Şimdi bu raporda bütün Müslüman cemaatlerin tamamının örtülü, anlaşılmaz, esrarengiz yapılanmalar olduğu, maddi yönden de gelirlerinin kuşkulu olduğu dolayısıyla denetime açık bir haline getirilmesi gerektiği ifade olunuyor değil mi, yanlış anlamadıysam? Evet, yani cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bütün Müslüman cemaatlere karşı tavır almamıştı. Böyle gösterilirse bu İngiliz derin devletinin istediği yapı olmuş olur.

 

Modern İslam Demek Sahabe İslamı Demektir, Peygamberimiz Döneminde Yaşanan İslam Demektir.

Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı İslam neyse biz aynısını savunuyoruz. Tayyip Hocam’ın görüşü de aynısıdır. Peygamberimiz (sav) zamanında mezhepler yoktu. Kuran vardı sadece. Herkes Kuran’a uyuyordu. Peygamberimiz (sav) de Kuran’a uyuyordu. Dolayısıyla bir mezhep değil. “Adnancılık” diye de bir şey yok. O espri olarak söylenebilir. Ben onu şaka olarak söylüyorum arada sırada. Çocuklara, “Küçük minik Adnancı” falan diyorum. Ama Kuran talebesi olmak vardır. Peygamberimiz (sav) de Kuran talebesiydi. Ben de bir Kuran talebesiyim. Bütün Müslümanlar Kuran talebesidir. Dolayısıyla modern İslam demek, sahabe İslam’ı demektir. Tabii ki toplumun bütün kesimlerine bakıyorum. Hepsi destekliyor beni. Gelenekçi Ortodoks olanlar bile bilinçaltında destekliyorlar. Çocukları falan tam benim görüşümde zaten.

 

Taciz Veya Tecavüze Uğrayan Kadının Utanmasını Gerektiren Durum Yoktur

Genç kızlarda bu çok büyük bir hata oluyor. Mesela tecavüze uğruyor. Ömrü boyunca onun ızdırabı içinde. Kardeşim sen bir suç işlememişsin ki. Yani ortada bir suç yok. Ve sen masumsun. Hiçbir suçun yok. Dolayısıyla üzüleceğin bir şey de yok. Bazen toplumda kızın ailesi babası falan ters hareketlerde bulunuyorlar. O çocuk bir suç işlememiş ki ters harekette bulunuyorsun. Saygıda hürmette en ufak kusur olmaz. Hatta bir nevi üstün konumdadır. Çünkü ona sabrettiği için, Allah onu öyle imtihan ettiği için üstün konumda olur ve saygı duyarsın. Kaybedilen hiçbir şey olmaz. Orada üzülmek çok büyük bir hata. Kuran’a, İslam’a uygun bir hareket değil.

 

Peygamberimiz Ümmi İdi, Hz. İbrahim De Okul Bitirmedi Ama Hepsi Arifti, Müthiş Kaliteliydi

Peygamberimiz (sav)'in bir eğitimi yoktu, üniversite mezunu, lise, ortaokul hiçbir eğitim almadı.  Hz. İbrahim (as) da eğitim almadı. Hz. Nuh (as) da eğitim almadı. Eğitimi Allah vahiyle kalbine ilham eder. Ona arif kişi denir. Kalbine ilka olan güzel davranışlarla yaşar. Adam üç üniversite mezunu olur, hayvan gibidir, yani çok görgüsüz ve vahşi olur. Ama hiçbir eğitim almamış bir insan arif, olgun, derin bir insan olur. Bütün mesele, bütün konu Allah'a kalbi derin yakınlık, Allah korkusu, Allah sevgisidir. Eğer o tam anlamıyla varsa, Allah o kişiyi zaten sürekli kontrol altında tutar ve eğitir ve mükemmel olur. Dolayısıyla çok kaliteli olur.   

 

(“Bir evde kadının sözü mü geçmeli, erkeğin sözü mü?” sorusuna cevap)

Evin reisi annedir yani doğal olarak annedir, her şeye hakim ama bunun içinde tabii nezaket ve sevgi de vardır. Anneye ağırlık verilmesi lazım. Kadına hürmet eski Türk adetidir. Mesela Göktürklerde kadın çok yüce bir varlık olarak ele alınıyordu. Yüce biliniyordu ve ailenin reisi konumundaydı. Eski bir adet bu. Ama İslam ahlakına geçtiğimizde kadının baskı altındayken, kadının tam aksine kurtulmuş, rahatlamış bir insan konumuna getirdiğini görüyoruz. Bazıları diyorlar ki, “Kuran'daki bütün hükümler erkekler için.” Allah diyor ki erkeklere, “siz mücadeleye gidin, siz çalışın.” Bu ne demek? Kadına bakın ve kadın rahat etsin. Mesela kadın savaşa gitmiyor “gitmeyin” diyor, erkek gidiyor. Mesela “kadına” diyor Allah, “mehir verin, para verin, kadını evden çıkartmayın” erkeğe söylüyor Allah. Hep kadının rahatlığı için emirler. Bütün emirler Kuran'da hep erkeğedir ve hep kadının rahatı içindir, kadının konforu içindir. Dolayısıyla kadın kutsal bir varlık olduğu için, değerli olduğu için ailede hürmeten, nezaketen onun sözünün geçmesi güzel olur.

 

Kadınların Kıymetinin İyi Bilinmemesi Deccaliyetin Telkinleriyle Oluyor.

Kadınların sanatçı yönleri üstündür. Grift düşünür çok ince detay düşünürler yani erkeklerin göremeyecekleri çok ince detayları görürler. Sabır ve dayanıklılık güçleri yüksektir. Yani çok sabırlıdır kadınlar. Dayanma güçleri yüksektir. Yani tahammül gücü yüksektir. Güzel varlıklar. Mesela çok temizdir kadınlar, temizliğe daha dikkat ederler. Sanatçı ruhları çok önemli bence. Çok güçlü bir sanatçı ruh vardır kadınlarda. Renkleri, detayları daha güzel görürler. Sesleri daha detaylı duyarlar. Merhametlidir kadınlar, çok çok merhametlidir, daha merhametli olurlar. Say say bitmez, çok güzel varlıklardır kadınlar. Çok değerlidir. Kıymetlerinin iyi bilinmemesi deccaliyet sebebiyle oluyor. Zaman gelecek, Allah'ın bu büyük nimetleri çok yükseklerde olacaklar, baş tacı olacaklar. Cennette de hep onlar sultan gibidir. Cennetin en büyük nimetidir kadınlar.

 

Kardeşlerimiz, Yardımlaşmanın Artması Gerektiğini Söylerken Hayvanlara Bakılıyor İnsanlara Bakılmıyor Diye Örnek Vermesinler

Hayvanlardan örnek vermemeleri lazım. Yani şöyle diyebilirler mesela "Zalimlere, gaddarlara, insanlara imkan verilebiliyor, onlar" işte "ihya ediliyor" falan denebilir. Efendim, mesela "bomba yapmak istiyor adam, onunla ülkeleri bombalamak istiyor. Suudi Arabistan gidiyor onlara milyonlarca dolar para veriyor" bunlar örnek olarak verilebilir. Hayvanlar zaten ancak desteklenecek hale geldiler. Ancak korunuyorlar. Daha yeni elde ettik bunu. Şimdi o zaman "a yapmayalım" derler. Yani o suç gibi görünür, yanlış anlar insanlar onu. Öyle yapmasınlar da, hayvanlardan örnekler vermeyelim. O hiç olmaz öyle bir örnek çünkü onlar zaten ağzı var dili yok. Aç insan yine bir şey bulur, bir şekilde bir yiyecek bulur ama onun imkanı yok ki ne diliyle anlatabiliyor ne eliyle anlatabiliyor hiçbir şey yapamıyor. Onun muhtaçlığı daha şiddetlidir. Daha öncelikli olmuş oluyor dolayısıyla. Ve onun yiyeceği nedir? Nihayetinde bir avuç bir şey. Elbise falan da istemiyor bir şey de istemiyor. Bir avuç, iki tane yarım ekmek versen o onu hırlayarak yer büyük bir iştahla. Onu yapmasınlar yanlış oluyor o iyi niyetle yapıyorlar ama hiçbir kimse hayvanlardan örnek vererek açlığı veyahut insanlara ilgisizliği anlatmasınlar.

 

Putin’in Hataları Olabilir Ama Dünya Geneline Baktığımızda Samimi Olduğunu Görüyoruz

Putin kabadayıdır, delikanlıdır. Tipik kabadayıdır. Zeki delikanlıdır. Vicdanlıdır, Haktan yanadır tavrı. Hataları yok mu? Çok galiz hatalar yaptı, var hataları oluyor. Rus devletinin birçok elemanının hatası var. Mesela Suriye’deki olaylarda bombalamalar falan çok büyük hataları, çok büyük yanlışları var. Daha açıkçası büyük günahları var doğru bu. Ama genele baktığımızda dünya geneline baktığımızda Putin’in hakikaten dürüst, samimi, Allah’tan korkan biri olduğunu görüyoruz. Hep dindarlardan yanadır, Müslümanları korur. Musevileri korur, Hristiyanları korur. Kabadayı ve yiğittir. Dünyevi de bir hırsı yok yani dünyayla da bir bağı yok. Akşama kadar devlet işleriyle uğraşıyor. Bütün gençliğinden beri öyledir. O yönüyle biraz Tayyip Hoca’ya da benzer. Ama vicdan yönünden daha yüksektir Tayyip Hocam tabii. Kıyas olmaz. Ama hata günah yönüyle bakarsak o zaman hiç kimseyle bağlantı kuramayız. Öyle değerlendirmemek lazım. Özetle iyi bir insandır.

 

Müminin Ölüm Anından İtibaren Korku Yaşaması Diye Bir Şey Olmaz.

Cennet çok akıllı bir yerdir. Cennetin tamamı akıldır zaten. Allah’ın aklının hakim olduğu bir yerdir cennet. Ölüm anından itibaren insanı tedirgin edecek hiçbir şey olmaz. Gereksiz korkuları yaşayacaklarını falan zannediyorlar. Öyle bir şey olmaz Müslümanda. Ölüm anında ki çoğu kişi de beden ölümünden önce ölürler. Yani adam gözü anlamsızlaşıyor falan yaşıyor zannediyor halbuki çoktan ölmüş oluyor. Hatta böyle konuşmaları da bazen abuk sabuk da olur. Mesela garip şeyler konuşur. Ama bazen de son ana kadar şuuru açıktır. Son ana kadar şuuru açık olanlar da hep mesela Peygamberimiz (sav)’de öyle “Refik-i Ala’ya” dedi. Elini kaldırdı o mübarek sağ elini yani “Yüce Dosta” dedi. Eli düştü. O kadar. Bak vefat edeceği anı biliyor.

 

(“İslam’dan önce çarşaf var mıydı?” sorusuna cevap)

Tabii. Hristiyanlıkta, Musevilikte kara çarşaf var. Musevi hanımlar İsrail’de çarşafla geziyorlar. Tarihi resimlere de bakın hep çarşaflıdırlar. Hristiyan kadınlar da hatta şu anda da Sicilya’da hanımlar Hristiyan hanımlar hep siyah çarşafla geçerler. O bütün dinlerde kadınların korunması için Allah tarafından mümin kadınlara tavsiye edildiği anlaşılıyor. Ama dekolte bir hanımın rahat etmesi için tedbirdir. Kuran’da Allah kadınların dekolte olduğunu kabul ediyor zaten Allah. Dekolte kıyafetiniz var ama dışarı çıkarken sizi rahatsız ederler kötü insanlar olabilir, yanlış insanlar olabilir size sarkıntılık yapmak isterler, kötü söz söylerler bundan korunmak için güzelliğinizi dekoltenizi örtün diyor çarşafla. O beladan kurtulduktan sonra yine açacak, yine dekoltesini yaşayacak kadın. Kuran’ın hükmü budur.

 

Kuran Çok Açık Ve Nettir Kuran'ı Okuyan Her İnsan Açık Ve Net Ayetleri Anlar

Kuran’ı açtıklarında bu delikanlılar var ya hanımlar gençler görüyoruz hepsi aklı başında hepsi Kuran’ı tek anlarlar başka türlü anlamazlar. Gönülleri çok rahat olsun. Mesela namazı anlatalım tek anlarlar. Başka türlü yani mesela yüz kişi olsun biz burada anlatalım muhalif anlayan olmaz. Mealini açıkladığımızda Kuran’ın anlamını açıkladığımızda tek türlü anlanır. Mesela zekatı açıkladığımızda ayetle tek şekilde anlaşılır. Üç-dört şekilde anlaşılmıyor Kuran. O konuda anlatım yapanlara inanmasınlar. Öyle değil. Kuran çok açık sarihtir. Çok keskin sarih açıktır. Anlaşıldı. Mesela ben buraya geldim ne anlıyoruz? Birisi buraya gelmiş. Kuran’da bunun kadar açıktır. Mesela “Namaz kılın” diyor açık net. Zamanlarını belirtiyor açık ve net. Hiç karmaşık imalı kapalı bir hüküm yoktur. Kuran’da hüküm açık ve muhkem olması gerekir. Açık ve muhkem hükümlerden biz sorumluyuz. İma olduğu iddiasıyla anlam çıkaranlara uymasınlar. Çünkü o Allah’ın hükmü olmaz. O onun zekasının bir ürünü olur. Allah’ın hükmü olması için açık sarih hüküm olması lazım. Muhkem, keskin, anlaşılır Allah’ın açıklaması olması lazım.

 

Bir Çok İnsan Ölüdür, Zombi Varlıktır

Beynimizin içinde biz bir şey görüyoruz mesela bin kişinin katledildiğini görüyoruz beynimizin içinde. Aynısını rüyamızda da görüyoruz, bin kişi katlediliyor adam hopluyor bayağı panik oluyor “vah vah” diyor. Ertesi gün bir uyanıyorsun bin kişi katledilmemiş, sadece sen orada imtihan olmuşsun. Beyninin içindeki görüntünün ne olduğunu sadece Allah bilir, sen dışarıda ne olduğunu bilemezsin. Beyninin içinde o görüntüyü görürsün. Bir buçuk yaşındaysa zaten canı çok önceden alınır. Çocukların canı çok çok önceden alınır. Yani hiçbir çocuk ölüm acısını duymaz. Öyle bir şey olmaz. Zaten imtihan diye bir konu olmaz, bitmiş imtihanı çocuğun sabi zaten. Onlar cennetten getiriliyor yine cennete götürülüyor, o kadar. Sadece göstermek için Cenab-ı Allah getirir, gösterir ve geri götürür. Herhalde anlamıştır kardeşimiz ama detaylandırabilirim daha da. Akıl hastası olan kişi de mesela kırk yaşında akıl hastası, kırk yaşında ölmüş oluyor. Yürüyor olması, konuşuyor olmasıyla alakası yok, birçok insan ölüdür. Dünyadaki insanların ölü olduğu bir gösterilse insanlara insanlar yaşayamazlar çok korkarlar. Mesela işyerindeki insanların birçoğu ölü oluyor haberi olmuyor yani zombi, bildiğin ölü normal. Yok. Robot gibi özel yaşatılıyor. O da öyle yani mesela kırk yaşında akıl hastası oluyorsa kırk yaşında ahirete gitmiş oluyor. Bedeni kalır seksen yaşına kadar yaşar. O önemli değil ikinci beniyle yaşar.

 

Allah'a İnandığını Söyleyip Dine İnanmadığını Söyleyenler Haşa Allah'ın İnsanlardan Habersiz Olduğunu Söylemiş Oluyorlar.

Şimdi “Allah var” diyorsun tamam, “insanlardan haberi yok” diyorsun “olaylardan haberi yok, kainattan haberi yok.” Allah olmuyor ki anlattığın, başka bir şeyden bahsediyorsun sen. Aciz bir varlıktan bahsediyorsun. Yani insanın bile kainattan haberi var, insanın bile insandan haberi var ama senin söylediğin Allah olmuyor zaten bir ilah oluyor bir değişik ilahtan bahsediyorsun. Onun Allah’ın gücüyle hiç açıklanamayacak şekilde dünyadan ve dünyadaki insanlardan haberi yok. Olmaz. Eğer “Allah dünyadaki insanları görüyor, biliyor içini dışını her şeyini biliyor” diyorsan o zaman şunu diyorsun, “hiçbir amacı yok” diyorsun “Allah’ın.” Yani mesela bardağın amacı var, ayakkabının amacı var, gözlüğün amacı var, ceketin amacı var, arabanın amacı var her şeyin amacı var” diyorsun “ama kainatın amacı yok” diyorsun, “hiçbir amaç olmadan yapmış Allah” diyorsun. Yani “Allah’ın hiçbir gayesi yokmuş” diyorsun. Bu olmaz yani bu kadar mantık çöküntüsü olmaz.

 

Akılcı Düşünen Allah'ı Seven Bir İnsanı Yalnızlık Olgunlaştırır, Derin Düşündürür

Eğer akılcı düşünüyorsa Allah’ı severek, Allah’a sığınarak düşünüyorsa olgunlaştırır ama öbür türlü şizofren bir yapıya doğru götürür. İçine kapanır asosyal ve dengesiz olabilir. Ama Allah’ı seviyorsa mesela Peygamberimiz (sav) yalnız Hira Mağarası’na çekiliyordu, candan tefekkürleri oluyordu. Mesela tarikatlarda çilehaneler vardır. Yalnız kalır orada şahıs kırk gün hiç kimse ile görüşmez. Bazen de camilerde itikafa çekilirler, Kuran’da da var. Yalnız kalır, derin düşünür. Tefekkür eder. Kendini analiz eder. Eksiği kusuru var mı onları düzeltir. İmanını derinleştirir. Ama Allah ile yoğun bağlantıyla olur bu. Allah’ı çok severek olur.

 

Pozitif Ve Negatif Utangaçlık Vardır

Utangaç, iyi utangaç olmaları, kötü bir şey değil. Ama tabii bazen utangaçlık konuşma yeteneğini bozdurabilir, samimi sevgisini ifade etmesini engeller yani iki türlü utangaçlık var. Bir; adam birisi hayasızlık yapar, insan onun adına utanır kızarır yani oradan geri gider; bu faydalı. Ama mesela iltifat ediyor utanıyor, bir şey konuşuyor utanıyor, bir şey söyleyemiyor. Sevdiğini söyleyemiyor yani bu negatif etkisi. Yani negatif utangaçlıktır bu, olumsuz utangaçlık, bu bir zarar. Orada açıkça şeytanın oyuncağı olmuş oluyor. Olur mu? Sevgi gürül gürül anlatılır. Coşku gürül gürül anlatılır. Kelime eksiltilmez. Mesela “seviyor musun?” diyorsun. “Sence?” diyor. Yani böyle bir cevap olur mu? Ağırına gidiyor. “Tabii seviyorum” de yani. Utanılacak bir şey yok onda. Gurur yapacak bir şey de yok.

 

Namaz Vakitli Olarak Farz Kılınmıştır

Kaza namazı Kuran’ın üslubunda hiç öyle bir şey yok Allah’ın anlattığı şeyde. “…namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisa Suresi, 103) Adam ne diyor? “Yok sen Allah’ın ne dediğine bakma. Vakitli olarak farz kılmış gibi görüyorsun kendini ama öyle bir şey yok. Geri vakte doğru da gidebilirsin” diyor. Yani “vakitli kıl ayrı da” diyor “vaktin gerisine doğru da gidebilirsin” diyor. Allah diyor ki “vakti geldiğinde kılacaksın” Vakitli olarak. Vakti geçtiyse. Abdest yoksa namaz olmaz. Vakti girmediyse de namaz yoktur. Yani sen adam sabah namazını öğlen kılıyor, “borç kılıyorum” diyor. Allah’ın dediğini beğenmiyor. Bak, Allah “vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” dedi mi bitti. Artık onun geçtiği görülüyor. O vakitte kıldın mı sen? Kılmamışsın. Şimdi bak “sabah vaktinde” diyor iki rekat namaz kılacak farz namaz. Kıldın mı? Kılmadın, geçti. Artık öğlen onun kazasını yapamazsın. Öyle bir şey olmaz. Bitmiş o. Ertesi gün sabahına da yapamazsın. Ertesi gün sadece o günün farzını kılabilirsin, o kadar.

 

Müslüman Yemez İçmez Yerde Oturur Kalite Bilmez Diye Biliyorlar. Biz Bu İmajı Yerle Bir Ettik

Bir de saraylar Müslümanların olsun yani Müslümanlar sarayları kullansınlar, o yönüyle de güzel olur. Küfrü, deccaliyeti kızdırmak için de güzel olur. Çünkü Müslümanlar oralara gelemez, yiyemez. Mesela kaliteli bir arabaya binemez, kaliteli bir evde oturamaz, kaliteli eşya kullanamaz. Hep sürünür, ezilir, küfredilir, bağırılır, çağırılır. İşte “gerici” denilir “yobaz” denilir gibi bir inanç var idi. Biz bunu patlattık yerle bir ettik. Dümdüz oldular. Zaten şu anki feryatlarının dertlerinin kökeninde de o var. Yani bu kadar bağırmalarının nedeni o. Yani “Nasıl olur da bu nimetlere siz kapıyı açarsınız? Bu nimetler bizimdi. Nasıl bizim elimizden alırsınız? Biz kenarda kaldık. Müslümanların eline geçti bu nimetler. Güzel kadınlar, güzel evler, güzel arabalar, güzel elbiseler, güzel olan her şey nasıl sizin elinize geçer? Nasıl güzel müzik dinlersiniz? Nasıl güzel eğlenirsiniz? Bizimdi bunlar. Bizim elimizden aldınız. Vah vah bize” kafasındalar. Onun için bazı cahil cühelayı da ayaklandırıyorlar. Onlar da onların matemine eşlik ediyor. Halbuki adamların derdi onları ezmek zaten.

 

Kuran'ın Hiçbir Bilgisi Yanlış Çıkmamıştır. Edebi Yönden Benzeri Yoktur

Diğer dinlerle kıyasladığımızda anlıyoruz zaten. Hristiyanlıkla, Musevilikle kıyasladığımızda değişmediği her yerinden anlaşılıyor. Mantıksız hiçbir yer yok. Hepsi tutarlı ve hepsi de iki dindeki eksiklikleri, yanlışlıkları çok düzgün düzenleyen, o hataları gideren üslup içerisinde Allah tarafından indirilmiş. Çelişki yok. Yani hiçbir çelişki yok. 6666 ayet içerisinde hiçbir çelişki, mesela Tevrat ve İncil’in çelişkileri çok fazla var ama Kuran’da yok. Hiç yok. Bir de hayret edilecek şekilde modern bilimin yeni bulduğu gerçekleri 1400 yıl önce bildirmiş. Mesela yerin göğün birleşik olduğunu söylüyor ilk başlangıçta Cenab-ı Allah, “sonra ayırdık” diyor. Mesela bu yeni bulunan bir şey, bilinecek bir şey değil. Bir de hiçbir dediği Kuran’ın yanlış çıkmamış. Yani 6666 ayetten hiçbiri 1400 yıldan beri yanlış çıkmamış. Yani “bak, burada hata yapılmış, burada yanlıştır” diye hiç kimse ortaya çıkmadı. Yok. Bir de benzeri edebi yönden yapılamıyor, o da çok şaşırtıcı. Edebiyatçılar bunu bilir tabii, herkes bilmez. Yani edebiyatla, şiirle ilgilenen herkes bilir. Benzeri yazılamıyor, hazırlanamıyor. Bu deliller yüzlerce, binlerce çoğaltılır.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250512/sayin-adnan-oktarin-30-mayishttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/250512/sayin-adnan-oktarin-30-mayishttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170530t_05.jpgFri, 16 Jun 2017 01:55:39 +0300