KOMUNIZM.COMhttp://komunizm.comkomunizm.com - Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 komunizm.com 1KOMUNIZM.COMhttp://komunizm.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar'ın 12 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 12 Aralık 2017

 

(Hocam, daha önceki yayınlarınızda ‘Mehdiyet’i Türkiye’nin yalvararak isteyeceğini söylemiştiniz.’ Ne gibi bir olay yaşayacak ki insanlar yalvarır hale gelecek? Bunu merak ediyorum.)

Görüyorsunuz işte dünya savaşı kapıda. Bu Kudüs meselesiyle ilgili. Bütün İslam ülkelerinin orduları “biz savaşa gireriz” diyorlar. Amerika da “biz karşı savaşa gireriz” diyor. Bu dünya savaşı demektir, yani bu facia demektir. Birilerinin bunu durdurması gerekiyor. Durdurmaya çalışan da kimse yok. Diyorlar “eğer İsrail bunu kabul eder de Kudüs’ü bir şekilde ilhak ederse veyahut öyle bir risk olursa veyahut biz böyle anlarsak” çeşitli yorumlar var “hadise çıkar” diyorlar “olay çıkar” diyorlar. Evanjelikler de “zaten bizim beklediğimiz bu” diyorlar. Şimdi bu vahim tabii. Ona dünyada “dur” diyen kimse yok. Yani herkes hemen hemen tamamı bitaraf olmuş durumdalar. Mehdiyet’tir bu savaşı durduracak olan. Olay ciddi boyutlara varır. Biz yine Kudüs için aynı şeyi söylüyoruz, Kudüs merkezde başkent yapılanması olmasın, eski Kudüs. Kudüs’ün 20 kilometre, 30 kilometre dışında ne yapıyorsa yapsınlar. Filistin de başkent ilan etsin, İsrail de başkent ilan etsin tamam hiçbir sözümüz yok, ama eski şehre dokunulmasın. Eski şehirden en az 20-30 kilometre dışarıda en az. Mesela buraya göre örnek alırsak buraya göre Eminönü gibi, çok uzak olması lazım. Hayır, şimdi yine Kudüs’ü başkent yapmış oluyor musun? Oluyorsun. Kudüs sınırları içerisinde. Ama eski başkentin tarihi binaların tarihi dokusunu bozmak çok büyük bir zulüm olur, aman ha aman ha. Yani hiç istemediğimiz bir şey. Çünkü oralara AVM’ler yapılacak, ticari merkezler yapılacak, havaalanı yapılacak, yüz binlerce araç gelecek, yollar yapılacak yol yapmak için binalar yıkılacak. Dolayısıyla tarihi doku mahvolacak, bunu istemiyoruz.

 

“Allah’ı her an hatırlamak için neler tavsiye edersiniz?”

Allah’ın gücünü unutmamak çok önemlidir. Adam Allah’ı hatırlıyor da fakat korkuyor, şirk içinde oluyor, mesela birisi bir şey diyor ondan etkileniyor falan unutuyor Allah’ın gücünü. Allah’ın gücüne ait delilleri aklından geçirmesi gerekir ara ara, çok fazla delil vardır. Allah’ın sonsuz gücüne dair delilleri aklından geçirmesi lazım unutuyorsa eğer. Ama pratikte sonsuz büyük olduğunu aklında tutması gerekiyor. Öbür türlü zaten insan hasta olur, dengesiz olur yani normal olamaz. Normal hayat da odur. Ama hayrettir, bu az insanlar arasında, şaşılacak bir şey azdır. Bilmeyen insanlar da azap çekiyorlar çok büyük azap çekiyorlar. Kendini uyanık zannediyor, hayatın gerçekleri var zannediyor.

 

Mesela Münafıklar da Öyledir Hayatın Gerçekleri Var Zanneder, Kendisi Bir Şey Yaptığını Zanneder, Halbuki Ahmak Her Atağını Allah Yaratır Onu Akıl Edemez.

Allah’tan bağımsız Müslümanlara saldırdığını düşünür, Müslümanları dağıtacağını düşünür, İslam’ı durduracağını düşünür. Münafıkta dağıtma isteğinin altında utanç içinde yaşama vardır, çok aşağılandığı için münafık olmanın verdiği azaptan dolayı bir an önce Müslümanların dağılmasını ister. Bu sefer Müslümanlara karşı suçlamalarda bulunur ki kendi ahlaksızlığı belki flulaşır dikkat çekmez diye. Ama en çok istediği Müslümanların dağılmasıdır. Çünkü kendisi dağılmış ya, artık münafıklığını tescillemiş görüyor onu. O durumdan kurtulmak için bütün Müslümanların dağılmasını ister ve muazzam gayret eder. Ama sonunda bitap düşer tabii ve mağlup olur Allah onu ezer. Hep böyledir yani münafıklarda. Ve yalnız kalırlar dikkat edin hep yalnızdırlar Allah’ın onlara bir cezası. En belirgin ceza budur. Yalnız yaşayıp uyuz köpekler gibi yalnız ölmeleri, hep böyledir münafıkların sonucu bu olmuştur. Bütün tarih boyunca böyle olmuştur.

 

Münafıkların En Korktuğu 2023 Tarihine Kuran Ayetlerinden İşaretler

Taha Suresi 135’te Cenab-ı Allah diyor ki -münafıklara Allah Peygamber (sav)’e hitap etmesini söylüyor münafıklara: “De ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş”” yani Mehdiyet, İttihad- İslam’ı savunan gerçek müminler kimlermiş “ve doğru yola ulaşan kimlermiş” yani Mehdiyet, yine İslam’ın hakimiyeti “pek yakında öğreneceksiniz.” Ebcedi net 2023 tarihini veriyor. Bir tane ebcedi var 2023. Münafıkların en korktuğu tarih bak ayetle sabit. Bak “De ki” diyor Allah münafıklara “Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun.” Yani Müslümanları gözler ya onlar, programı bile baştan sona kadar izliyor her şeyi izler. “Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri” yani sıratı müstakim “kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş” çünkü münafıklar böyle iddiada bulunarak ortaya çıkıyor. Hem ahlaksız, hem hırsız, hem soyguncu, hem sapık, hem haysiyetsiz namussuz, öyle olmasına rağmen Müslümanların dağılmasını istiyor ki “eşit olacaktınız” diyor “öyle olsaydı” diyor Allah ayette “onların aklına göre.” Ama Cenab-ı Allah, bak onunla bırakmıyor ve “dosdoğru yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş pek yakında öğreneceksiniz” ey münafıklar diyor. Taha Suresi 135’te. Ebcedi bir tane ebcedi var 2023.

Yine Cenab-ı Allah Zuhruf Suresi 68’de “Ey kullarım,” diyor müminlere “bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.” Ebcedi kaç? 2023 bir tane.

 

“Delikanlı ruhu dine uygun mudur?”

Delikanlı kabadayı anlamındaysa tam uygun. Kabadayı ne yapar? Bir kere kendi için yaşamaz sevdikleri için yaşar, bitti. Allah aşkıyla Allah’ın varlığında erimiştir. Dünyadan hiçbir şey istemez. Derviştir artık, dervişlik makamına ermiştir, dünyadan geçmiştir, fenafillah makamına ulaşmıştır Allah’ın varlığında yok olmuştur, dünyadan hiçbir isteği kalmamıştır. Hep insanlara, sevdiklerine yardım için, Allah’ın dinine yardım için yaşar. Biz ona kabadayı deriz, delikanlı mert yani yalan söylemez, oyun oynamaz, kaltabanlık yapmaz, düzenbazlık yapmaz hep iyilik güzellik peşindedir. Tabii ki o anlamda uygun.

 

“Müslümanların birlik olması ne anlama geliyor?”

İyi insanların birlik olması anlamına geliyor. Sevginin, dostluğun, aşkın birlik olması, estetiğin, sanatın, düzgünlüğün hakim olması, kavga olmaması, gerilim olmaması. Yani sokağa çıkacaksın gece vakti, bir eve kapısına gideceksin tak tak kapıyı çalacaksın, “Selamun aleyküm Allah misafiriyim” diyeceksin dost olacaksın. Çaylar kahveler falan sohbet edeceksin, sonra sen onları davet edeceksin. Dünya sevgiyle güzeldir, ahiret de sevgiyle güzeldir. Cennette de komşuluk var, birbirini ziyafete davet eme var cennet evinde, ondan ona davet ediyor, ondan ona davet ediyor. Cennet ziyafet yurdudur, ama sohbet amaçlıdır sırf yemek amaçlı değildir. Ama bak dünyada böyle bir şey yok. Kimse kimseye komşuluğa gitmiyor. Cennette akşama kadar komşu ziyaretleri var, o onun evine gidiyor o onun evine gidiyor. Dünyada da bunlar olacak, işte İttihad-ı İslam olduğunda sevgi dünyaya hakim olmuş olacak. Her gün dehşet ve acı ve korkuyu dinliyoruz her gün. Her gün gerilim, her gün hayat pahalılığı, her gün kavga, her gün kan, her gün cinayetler. Bir gün insanların mutlu olacağı bir haber dünyanın hiçbir yerinde yayınlanmıyor. Her gün azap haberi, acı haberi, yıkım haberi, rezalet haberi. Ne sanat haberi var artık, ne bir güzellik haberi var hiçbir şey yok. Çünkü deccal dünyaya uzun süreden beri hakim. Mehdiyet’in atağı yeni başladı. Ama yıldırım hızıyla buldozer gibi ezecek Allah’ın izniyle. Atak Türkiye’den başladı ve gayet güzel yayılarak devam ediyor.

 

“FETÖ hala nasıl rahat yaşıyor?”

FETÖ terör örgütü mü Fethullah Gülen’i mi kastediyor acaba? Fethullah Gülen. Bunlar önce normal bir cemaatti Nur cemaatiydiler ben biliyorum. Hatta milliyetçi ağırlıklı biraz tavırları vardı. İzmir’de daha çok yoğun faaliyet yaparlardı. Biraz geliştiler falan, eski Nurcular onlara katıldı, onun ağzı çok laf yapar Fethullah Gülen’in kelime hazinesi geniştir. Ağlaması falan da halk zemininde olumlu etki yaptı, avam çok etkilenir ağlayan adamlardan. O da bol bol ağladığı için geniş bir çevre edindi. Kendini koyu gelenekçi Ortodoks Müslüman olarak gösterdi. İşte resimlerin boynunu çiziyordu, “müzik haram” diyordu, “Mehdi çıkacak” diyordu, “İsa Mesih gelecek” diyordu. Klasik İslam anlayışı içerisinde gelişti. Sonra bunlar yurtdışına açılmaya karar verdiler. Yurtdışında hakikaten yurtiçinde de okullar falan açmaya başladılar. Bunlar bir parça gelişince İngiliz derin devletinin dikkatini çekti bu, yetenekli buldular. Bunlara destek olma kararı aldılar. Önce sebepsiz desteklediler, bunlara ses çıkartmadan yani olay hakkında bilgi vermeden desteklediler. Biraz yayıldılar ama bunlarla tabii samimi oldular konuştular tanıştılar ağabeylerle, ağabeyler tabir edilen takımla ve onun alt kademesiyle tanıştılar. Sonra dünyaya İngiliz derin devletinin hakim olduğunu onlara uygun bir şekilde anlattılar. Yani Osmanlı döneminden beri, Abdülhamit döneminden beri İngiliz derin devletinin dünyaya hakim olduğunu. Bu büyük güce sığınırlarsa rahatça gelişebilecekleri onlara anlatıldı. Sonra da milliyet kavramının yersiz olduğu anlatıldı. Yani Fethullah Gülen’in kafasında bir ışık çaktı ‘nerede yaşıyorsan vatan orasıdır’ gibi bir mantık. Dolayısıyla kendilerini Amerikalı olarak gördüler ve İngiliz olarak gördüler. CIA’e ve MI6’e hizmetin vatanseverlik görevi olduğuna inandılar. Sonraki aşamalarda homoseksüellik gençler içinde yayıldı. O duyulmuştu zaten birçok kişi de bunu söylüyordu, homoseksüelliği yaydılar. Bu onların gücünü ciddi şekilde kırdı, dirençlerini de çok ciddi şekilde kırdı. Darwinizm’i yaydılar, yani “ne insan ne maymun” diye zaten dergilerinde yayınladılar. Rumilik din haline geldi. Said Nursi’yi bir kenara koydular ve ismini de örttüler. Mevlana Celaleddin Rumi’nin eserlerini esas aldılar Rumiliği esas aldılar ki bütün Avrupa’daki homoseksüeller ateistler hep Rumi’dir. Onlar da o çizgiye girdiler. Ama en son aşamada benim gördüğüm anladığım içlerinde Evanjeliklerin de olduğu bir heyetle deccala sunulmuş bunlar. Deccal da kan akıtması yönünde buna talimat vermiş. Yani şiddet ve kan. Etrafındakileri de buna ikna etmiş. Çevresindeki elemanlarına da bunu ikna etmiş. Böylece kan dökmeyi de meşru makul dinin bir hükmü haline getirmiş. Türk milletinin kanının dökülmesi için de Türk milletini Yecüc Mecüc ilan etmiş. Yani gelenekçi Ortodoks kesimi de ikna edebilmek için “bunlar Müslüman değil, bunlar Yecüc Mecüc, işte hadiste geçen kavim bunlardır. Dolayısıyla yok edilmeleri farzdır” gibisinden. Dolayısıyla işte 15 Temmuz olayları falan oldu. Yani kendi milletinden nefret eden bir ekip ve homoseksüelliği destekleyen, Darwinizm’i destekleyen daha da ileriye gidip önce Allah ile görüştüğünü iddia eden, Allah ile konuştuğunu iddia eden, daha Türkçesi peygamberlik iddiası var. “Allah ile görüşüyorum” diyor zaten söylüyor Fethullah Gülen. “Bire bir konuşuyorum Allah ile” diyor. Tabii kendisinin açık beyanı yok ama durumdan anlaşılıyor. Çünkü cinayet işleme kararı aldırtılması, Türk milleti Yecüc Mecüc ilan edilmesi olayı gösteriyor. Çok feci bir beyin yıkımı olmuş, çok feci bir karar değişikliği olmuş. O Nurcu, karıncayı bile ezmeyen adamları azılı mafya mensubu, homoseksüel, Darwinist ve materyalist hale getirmişler büyük bölümünü. Bilmeyenleri de onlara uydurmuşlar.

Ben onların enaniyetini fark etmiştim. Ben 5 yıl önce falan şiddetle uyarıyordum onları eleştiriyordum. Aylarca yıllarca uğraştım eleştirdim. Bediüzzaman’a da tavır aldıkları için de özellikle çok uyardım. Hatta Bediüzzaman’ın ölüm yıldönümüydü dedim “bir satır yazı yazın Allah’tan korkun” dedim. Gece 2’de uyardım 2 buçuk gibi yayınladılar gece. Yani çok acayip bir çizgideydiler. Özetle benim gördüğüm deccala uymuş durumdalar, İngiliz derin devletine uymuş durumdalar. O da çok büyük bir yapı olduğu için, bunlar da böyle gariban ezik takım olduğu için adam yerine konmak bunları çok heyecanlandırdı. Dünyanın her yerinde adam yerine konuyor İngiliz derin devleti sayesinde. Yıllarca eziklik çekmiş adamlar bu sefer cinayet teşvikçisi haline geldiler. Akıl gitti yani bir anormal hale geldiler. Tayyip Hoca’yı da kıskandılar. Tam Türkiye’nin başına geçeceğini iddia ederlerken Fethullah Gülen’in Tayyip Hoca kenardan devreye girdiğini düşündüler acayip haset ettiler. Halbuki o çocukluğundan beri İslam’a hizmet ediyor ve bayağı samimi bir insan ve halkın da teveccühünü almış bir insan. Fethullah Gülen’i millet tanımaz bilmez, o anlamda bilmez ve sevmezler de, bizim milletimiz içinde onu seven yoktur taraftarları dışında. Şimdi kendi taraftarları da bin pişman oldular büyük bölümü. Adam yani bir garip. Korkunç bakış açısı dehşet verici.

 

“İnsan bir anda hayatını hiç değiştirir mi bunu siz hiç yaptınız mı?”

Tabii değiştirir. Ben mesela lise yıllarındayken tipik Ankaralı delikanlıydım. Dinle, İslam’la pek bir alakam yoktu. Namaz kılmıyordum. Oruç tutmuyordum. İslam’ı anlatmıyordum. Kuran okumazdım. Ama bir anda kendimi değiştirdim. Esaslı bir değişim oldu. Sonra gelenekçi İslam anlayışını savunuyordum. Sonra Kuran’ın yeterli olduğunu gördüm. Orada da değişiklik meydana getirdim. İnsan aklını kullanarak tabii ki değiştirir. Çok yakışır. Aklı başında bir insan için bu çok iyi. Akıllı insan kendini çok esaslı değiştirebilir. Tavrını, üslubunu, yaşantısını değiştirebilir. Çünkü münafık değiştiremez. O robot gibi yaratılmıştır hayvan olduğu için değiştiremez kendini. Ama mümin insan olduğu için çok köklü değişiklikler yapabilir. Bütün hayatını değiştirebilir. Ruh sahibi çünkü Allah'ın Kitap’ını okuduğunda tabii ki esaslı bir değişiklik yapar.

 

“Güzel ahlaklı olmak için ne yapmalıyım?”

Kuran’a uymak gerekiyor ama Kuran’a uymak deyince insanlar “altı bin altı yüz atmış altı ayete nasıl uyacağım?” falan. Altı bin altı yüz atmış altı ayetin yüzde yetmişi, yüzde sekseni hüküm içermez. Hatta yüzde doksanı hüküm içermez. Öğütler vardır, tekrarlar vardır. Misaller vardır anlaşılması için. Hüküm ayetleri çok azdır. Dolayısıyla güzel ahlak için şartlar çok belirlidir. İşte sabırlı olmak, şefkatli, merhametli olmak, saygılı olmak, derin düşünmek, Allah'ı unutmamak, şirk koşmamak, egoistlikten, bencillikten kurtulmak. Bunlar yeterli Allah'ın hükümlerine titiz olmak. Ama hepsinin üstünde samimiyet. Samimi oldun mu hepsi biter. Çok çok samimi olmak lazım. Vicdanın sesini dinlemek lazım.

 

“İsrail’in Ortadoğu planları gerçekleşir mi?”

İsrail’in Ortadoğu planları gerçekleşecek tabii. İsrail’in Ortadoğu planı Peygamberimiz (sav)’in dediği plandır. Kuran’ın dediği plandır. Bütün Ortadoğu’ya İslam hakim olacak. Ve Siyon Dağı’ndan İslam dünyaya ilan edilecek, İslam'ın hakimiyeti. Mehdi (as) Moşiyah tarafından açıklanacak. Dolayısıyla İsrail hakimiyeti demek Mehdiyet’in hakimiyeti demektir. Hatta Peygamberimiz (sav) Mehdi (as) için “Ben-i İsrail görünümündedir” diyor zaten ona işaret olarak. “İsrail’den bir recul gibi” yani “bir resul gibi görünür” diyor. “İsrailli bir peygamber gibidir görünüşü” diyor. “Heybetlidir” diyor heybetli ve acar görünüşü. “Irk olarak da o tarzda görünür” diyor. Zaten Yakup neslindendir Mehdi (as). Dolayısıyla Allah'ın Hz. Yakup (as)’a vadettiği, Hz. İbrahim (as)’e vadettiği güzellik İslam'ın dünya hakimiyetidir. Yani La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah, Musa Resulullah, İsa Resulullah bu. Dolayısıyla bunu göreceğiz. İsrail de şu an istese de istemese Mehdiyet’e hizmet ediyor. Birleşmiş Milletler de, NATO’da kim olursa olsun herkes şu an Mehdi (as)’a hizmet etmeye mecbur. Kurtulamaz bundan. Ne yaparsa yapsın kurtulamazlar. Mesela münafık da ne yaparsa yapsın Mehdi (as)’a hizmet eder. Küfür ne yaparsa yapsın Mehdi (as)’a hizmet eder.

 

(Hava Kuvvetleri Komutanlığı Başsavcısı Emekli Albay Ahmet Zeki Üçok yurtdışına kaçan FETÖ’cü askerlerin suikast timi oluşturduklarını ve yeni bir eylem hazırlığı içinde olduklarını ileri sürdü. FETÖ'nün suikastçılarını Makedonya ve Kosova'da eğittiğini söyleyen Üçok “Siyaset adamlarına, önemli sivil toplum kuruluşu temsilcilerine, din adamlarına, spor yöneticilerine, sanatçılara karşı olacak bu eylemler” diye konuştu.)

Öyle bir şey yapmaya kalkarlarsa onları tek tek yurt dışında armut gibi toplarız. Kanunla, hukukla gereğini yaparız. Akılları yetiyorsa öyle bir atakta bulunsunlar da göreyim. Bak açıkça söylüyorum. Yerin yedi kat altına girseler sürükleye sürükleye çıkartırız. Sürükleye sürükleye de buraya getiririz. Densizlik, münasebetsizlik istemiyoruz. Dediğimizi yaparız yani söyleyeyim kanunla, hukukla. Deneme mi istiyorlar acaba? Örnek mi istiyorlar? Sakın böyle bir şeye yeltenmesinler.

 

“İnsanlar Allah'a neden nankördür?”

Eğer dikkatlice bakılırsa ölü olduklarını görürüz öyle insanların. Ölü çok fazla insan var aramızda. Mesela biz münafıkların da dikkatlice baktığımızda ölü olduğunu görüyoruz. Hep zalimler falan mesela Hülagü falan bunlar ölüdür. Hitler, Stalin falan ölüdür dikkat edin anormaldir hareketleri falan. Konuşma biçimleri falan ölü oldukları anlaşılır. Mesela Lenin de öyle baktığımızda normal bir insan olmadığı anlaşılır ölüdür. Dolayısıyla öyle olunca tabii özel yaratıldıkları için Allah'a karşı nankör ve isyankar olurlar. Müminler onu görünce Allah'tan yana olup, Allah'ı savunurlar Allah işte onu beğeniyor. Yani çok seviyor Allah. Kendisini savunmamızı çok seviyor özel yaratıyor onları. Mesela münafığı özel yaratır. Biz Allah'ı savunduğumuz, Müslümanları savunduğumuz için bir güzellik oluşur. Allah'ın sevdiği bir eylem olmuş oluyor bu. Mesela Darwinizm'i yaratıyor. Biz cansiperane Darwinizm'in geçersizliğini anlatıyoruz Allah bunu beğeniyor. Halbuki Darwinizm'i yaratan da Allah'tır. Yani onunla mücadele etmemiz için yaratıyor. Dolayısıyla Allah'a karşı nankör insanları da Allah özel yaratır. Onlara bakıp ibret alırız. İnsanları uyarırız ve Allah'tan yana, Allah'ı koruyan, Allah'ın dinini koruyan bir tavır içine gireriz. Hatta savaşa giriliyor biliyorsunuz,  kan akıyor, boynu kopuyor, kulağı kopuyor Allah'ı korumak içindir bunlar hep. Allah'ı sevdiği içindir. Allah'ın dinini sevdiği için. Allah bunu çok beğenir. Müthiş bir sevgi gösterisi olduğu için çok beğenir.

 

“Keşke bu kişiyi tanımasaydım dediğiniz biri oldu mu?”

Keşke bu kişiyi tanımasaydım denmez diyemeyiz çünkü münafık çıksa da münafık Müslüman için çok önemli çünkü münafık Müslüman topluluğunun şevkini, heyecanını artırır, birlik beraberlik ruhunu güçlendirir. Bereket ve zenginlik getirir, ataklığı artırır, aklı açar, ibadet gücünü artırır ve Müslümanlara nelerden saldırılabileceğine dair bilgiyi mümin çok daha rahat elde edebilir ve ona göre bilginin gücünü kat kat artırarak bir güç yapılanmasına gider. Mesela münafık Müslümanlara nerden saldırılacağını Peygamberimiz (sav)’in zamanında biliyordu, hangi konularda saldırılacağını biliyordu, müminler de onları tespit edip o kısımları daha güçlendiriyorlardı saldırabilecekleri yerleri. Bu, Müslümanların güçlenmesine neden olur. Zaten münafığın dışında da Müslümanlara öyle ciddi saldıran olmayacağı için münafık cihat için en hayati varlıktır yani Müslüman cihatta en çok münafığa dikkat etmesi lazım. Münafık da yakalandığında hiç bırakılmaması lazım yani çökme tarzında böyle çünkü en kıymetli ibadet münafıkla yapılan ibadettir, münafığa karşı yapılan mücadele en makbul mücadeledir. Her harfi, her kelimesi çok makbuldür.

 

Münafıklar Şartlı İman Ederler

Mesela “çıkılacak yol onlara uzun geldi” diyor. Mesela “İslam hakim olacak on yıla” dedin değil mi? Hakim olmadı. Olmazsa bu münafığa ağır gelir. Ayette diyor:  Bak “çıkılacak yol onlara uzun geldi. Kısa bir yol olsaydı beraber yaparlardı” diyor Allah “mücadele ederlerdi ama yol onlara uzun geldi” diyor. Daha uzun bir vaat onlara uzun geldi. Halbuki İslam hakim olsun veya olmasın Müslüman İslam’ı anlatmakla mükellef her halükarda.

Münafık şartlıdır, onun bir süresi vardır. Şu kadar sürede bu iş oluyor mu? Oluyor. Nimete kavuşacak mı? Para pul sahibi olacak mı? Olmuyorsa hemen tavrını koyar. Mesela bak diyorlar ki, o kadar çok şart koyuyorlar ki, “Dediler ki:” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.” (İsra Suresi, 90) “Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.” (İsra Suresi, 91) Bak zenginlik şartları var. Veyahut işte melekler göster veyahut işte altından evin olmalı, gökyüzüne yükselmelisin. Ahir zaman münafıklarında da aynı üslup olur.

Nur Suresi, 48. Ayet “Aralarında hükmetmesi için…” şeytandan Allah’a sığınırım “..Allah’a ve Resulüne çağırıldıkları zaman onlardan bir grup yüz çevirir.” Yani münafıklar itaatsizlik konusunda çok titizdir. Peygambere veyahut imama itiraz ve itaatsizlik münafık için vazgeçilmez bir özelliktir. 49. Ayette de diyor Cenab-ı Allah, (Münafıklar) “Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.” (Nur Suresi, 49) Ama çıkarlarıyla çatışıyorsa “hadi bana müsaade” diyorlar.

 

Münafıklarda En Çok Etkilendikleri Şey; Elçilerin, Liderlerin Makul İnsan Olmaları

Onu dezavantaj olarak görüyorlar. İsra Suresi, 94’te “Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan alıkoyan şey onların “Allah elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?” demelerinden başkası değildir.” Onda insani özellikler görünce, normal insani vasıf görünce onu ona yakıştıramıyorlar. Ve onu onun aleyhine kullanmak istiyorlar. Diyor “deresi akıtması gerekmiyor muydu? Şunu yapması gerekmiyor muydu bunu yapması gerekmiyor muydu? İki şehrin büyüklerinden birisine bu verilmesi gerekmiyor muydu?” gibisinden.

 

Deccal Ahir Zamanda Gelecek, Kıyamete Yakın Zamanda Gelecek İnsanları Dinsizliğe Sürükleyecek, Allah’ı İnkar Ettirecek Bir Sistem

Ana vasfı Allah’ı inkar ettirmek olacak. Şu anda da dünyanın büyük bölümünü bu şekilde etkiledi deccal. Darwinizm kanalıyla etkiledi. Darwinizm’e destek veren farkına varmadan deccale destek vermiş olur. Çünkü deccalin dini ve o dini kutsal görüyor deccal. Mesela bak her şey eleştirilebiliyor din anlatılamıyor ama Darwinizm’in anlatılması şart eğer anlatmazsan da büyük olay çıkıyor. Darwinizm’i eleştirirsen büyük olay çıkıyor çünkü kutsal bir din olarak biliniyor. Çok eski putperest dönemlerden beri kutsal biliniyor. Firavun’un dini olarak bilinir. Nimrot’un dini de aynı şekildeydi. Buhtunnasr da aynı şeye inanıyordu, Hülagü de aynı şeye inanıyordu. Yani kainatın tesadüfler sonucu yaratılması inancı. Dolayısıyla deccaliyet de şu an bu inançla bütün dünyayı kasıp kavurdu. Dünyaya da İngiliz derin devleti kanalıyla hakim oldu. Elden ele geçer deccaliyet çeşitli dönemlerde büyük devletlerin kontrolünde kalır genellikle. En büyük devlet kimse deccaliyet onun elinde kalıyor genelde.

Deccal ahir zamanda gelecek. İngiltere’de olacağını hadislerden anlıyoruz. Çünkü “adada” diyor. “Buharları olan bir ada” diyor. Her yönden belli. “Orada tacı görüyorum” diyor Peygamberimiz (sav). “Suyun dibinde taç görünüyor” diyor. Zaten “kuzeyde” diyor hadiste. Deccalin bir gözü kördür. Bildiğin klasik anlamda görmez. Amadır bir gözü. Bir gözü de kusurludur. Biraz patlak böyle biraz börtlek ama bir gözü tamamen görmez. İki gözünde de yani kusur vardır. Dolayısıyla deccalin aczi ortada. Yaşlı bir insandır, beyaz saçlıdır deccal. Saçı sakalına karışmış bir insan. Filozof görünümünde birisi. Ama birçok harikalar gösterebiliyor, birçok istidraç gösteriyor. Şu an İngiliz derin devletini yöneten bir filozof bu. Filozof yani felsefecidir. Felsefe dallarında hepsinde eğitim almış bilgili olan bir kişi ama aynı zamanda “ispiritzma ve manyetizmanın nevinden müthiş harikalara mazhardır” diyor Bediüzzaman Said Nursi deccal için. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde de o şekilde geçiyor.

 

Bir Kısım İnsanların Maddi Menfaat İçin Deccale Yaklaşacağı Hakkında Hadis Açıklamaları

“Bir kısım insanlar deccalle sohbet edecekler ve diyecekler ki ‘biz onun kafir olduğunu biliyoruz yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz.’” Fethullah Gülen de diyor “Biliyoruz yirmiye böleceğini ayıracağını da biliyoruz biz anlaşırız onunla” diyor. “Biraz bize vermesi biraz kendisinden alması üç aşağı beş yukarı anlaşırız” diyor. Açıkça zaten deccalle anlaşacağını söylüyor orada. Çünkü “İslam alemini paramparça edecek adamlar dediler” diyor “biz onlarla konuşacağız.” O dediğin kim, konuşacağın kim? Şimdi dünyayı parçalamaya, İslam alemini parçalamaya karar vermiş adamlar bu adamlar kim, nerede buluşacaksın sen onlarla? Bu adamların başı kim? Deccal tabii ki. Dolayısıyla “başıyla anlaşırız” diyor. Yani başı olan kişi. Yani “deccalle anlaşırız” diyor.

O kendi yakın talebelerini götürüyor, deccal de kendi yakın talebeleriyle geliyor “pazarlık edeceğim” diyor. “Deccalle pazarlık ederiz” diyor. Burada “bir kısım insanlar deccalle sohbet edecekler ve diyecekler ki ‘biz onun kafir olduğunu biliyoruz yemeğinden yemek ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz.’” Bunlar da “İngiliz derin devletinin farkındayız” diyorlar. Ama onlarla yemeğinden yemek işte ağacından, çevresinden faydalanmak istiyoruz diyorlar. Ama onlar da onların iflahını kesiyor tabii ki.

 

Süfyan Hakkında Risale-i Nur'dan Açıklamalar

“Hadis-i sahihte rivayet edilen, “Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın geleceğini ve şeriat-i İslâmiye ile amel edeceğini, Deccalı öldüreceğini” imanı zayıf olanlar istib’ad ediyorlar.” Akla uzak buluyorlar. “Onun hakikati izah edilse, hiç istib’ad (şüpheye) yeri kalmaz. Şöyle ki: O hadisin ve Süfyan ve Mehdî hakkındaki hadis­lerin ifade ettikleri mânâ budur ki: Âhirzamanda, dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:” Yani bizim zamanımızda bu devirde. “Birisi: Nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmi­yenin tahribine çalışacaktır.” Mesela İslamiyet’i Rumiliğe çeviriyor. “Kuran olmayacak” diyor. “Kuran yoktur” diyor. “Kuran’a gerek yok” diyor. “Aklımızla hareket edelim” diyor. “Rehbere gerek yok” diyor. Süfyan bunları söylüyor.

“Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan” yani Peygamberimiz (sav)’in altın silsilesine bağlı olan, seyit olan “ehl-i velâ­yet ve ehl-i kemâlin başına geçecek.” Yani velilerin ve kemal, ehl-i kemalin, yani aydın insanların. Aydın derken tabii Atatürkçü aydınlara da işaret ediyor, ehl-i kemal de biraz manidar olmuş değil mi? Kemalistler, Atatürkçüler falan ona da bakıyor gibi bir üslup var. “Ehl-i Kemal'in başına geçecek” diyor,  “Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.” Yani Müslümanlık görünümündeki münafık cereyanı. Bu ne diyor? Ben Nurcuyum diye ortaya çıktı, hâlbuki münafık bir cereyan. “Bu münafık cereyanı öldürüp dağıtacaktır” diyor.

 

“İnsanların birbirine sevgi göstermesi için neler yapmalıyız?”

Mesela desek ki sokakta, “arkadaş herkes birbirini sevsin” falan. “Aa ne güzel” falan derler ama pratikte işlemez o. Yani en ufak bir çıkar çatışmasında derhal saldırganlaşır ve tersleşebilir. Öyle olmaz herkesi Allah sevgisinde, Allah korkusunda birleştirmek lazım. Allah’ın anayasasında birleştirmek lazım yani Kuran’da birleşirse, imanda, hidayette birleşirse olur. O zaman sevgi birliği sağlanabilir yani anayasayı esas göstererek her şeyi anlatabilirsin. Ama bir insanın anayasası yoksa onu nasıl teşvik edeceksin? Mesela farz edelim bir İslam toplumu oluşmuş senin evin var, komşunun da evi var ama dışarıda da otuz Müslüman evsiz, ama senin evlerinde onlara rahatça barınacak gibiler. Şimdi Allah korkusu, Allah sevgisi olmasa adam onu kabul etmez. Olsa bile onları kiracı olarak falan belki kabul edebilir. Ama Müslüman ne diyor? “Aman ne demek tabii ki benim kardeşlerim hemen gelsinler” diyor. “Allah verdi bu evi, onların evleri bunlar” diyor “istedikleri gibi kullansınlar.” Sevgide de coşkun sevgi gösteriyor. Nasıl oluyor bu? Ancak imanla olur. Derin bir Allah sevgisiyle olabilir. Onun dışında kuvvet bulamaz insanlar. Yani en başta mutlaka Allah’ı saygıyla sevdirmek, Allah’tan samimi korkmalarını sağlamak, samimi vicdana sahip olmalarını mutlaka elde etmek gerekiyor. O da iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle ve samimi İslam anlatışıyla olur. Yani Kuran’ı samimi anlatmamızla olur.

 

“Şirk koşmadan iman edilir mi?”

Tabiî ki mümkün ama çok özen göstermek lazım. Normal halinde yani böyle alıştığımız kafada yani dışarıda gördüklerimize göre hareket edersek olmaz. Ayrı önem vererek özel dikkat sarf etmemiz gerekiyor. Bir süre sonra bunun zevkli bir nimet olduğunu görürsün. Çünkü bak şirk koşmadığında insan ayrı bir boyuta alınıyor. Yani özel bir boyuta alınıyor. Özel insan konumuna geçer. Yani özel insanlar konumuna geçer. O konumda korunması ve kollanması ayrı olur. İnsanlar gibi olmaz. Daha ayrı olur. Yani üzerindeki olaylar da ona göre gelişir. Yani bedenin üstündeki olaylar da ona göre gelişir. Yani kapalı olarak söylüyorum ama işte yani hastalıkların falan gelişmesi de Allah’ın izniyle durur. Veyahut azalır yani imtihan derecesi kadar kalır onu söyleyeyim. Yalnız daha da acayip eğer olay tam netleşirse yani çok bütün dünya emrine girer ondan sonra yani insan garip bir varlığa dönüşür. Yani bütün dünyadaki olaylar o şahsa göre hareket etmeye başlar. Yani madde ona yönelir. Bütün dünyadaki esir maddesi ona göre yönlenir. Her maddede de esir hâkimiyeti olduğu için öyle diyeyim. Yani kapalı olarak anlatıyorum ama bak çok hem zevklidir hem çok nimetli bir muazzam bir dinçlik boyutuna geçersiniz o kişi özel korunmaya alınır. Yani Allah tarafından özel olarak korunur. Buna dikkat etsin kardeşlerimiz. Yani çünkü söylemezsem bir acayip olur. Söylenmeyecek bir şey değil bu. Çünkü Allah sevgisiyle ilgili olduğu için söylüyorum. Ama mesela Allah’ın her şeyini söylemem. Yani onu kıskanırım ben söylemem. Ama bunu söylüyorum.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270118/sayin-adnan-oktarin-12-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270118/sayin-adnan-oktarin-12-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171212t_07.jpgFri, 02 Feb 2018 09:04:52 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 11 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 11 Aralık 2017

 

“Kofluk nedir?”

Kofluk, boş kafa anlamına gelir kafası bomboş. Küt, yemek yer, uyur yatar, sokağa çıkar hiçbir hedefi, hiçbir amacı yoktur, kafası dünyası bomboştur ona kof denir. Ruhu boştur Allah’ı düşünmez, ahireti düşünmez, insanları düşünmez, egoist bencildir, hayvanlaşmıştır, sadece et ve kemikten oluşan bir kitledir. Dolayısıyla ruhu olmadığı için içi boş anlamında kof denir. Kof olma ne demek? İçi boş olana denir. İçinde ruh olmayan anlamına gelir.

 

(Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, “Tek gerçekçi çözüm Kudüs’ün iki devletin de başkenti olmasını sağlayacak şekilde 1967 sınırları çerçevesinde iki devletli çözümdür” dedi.)

Kardeşim, ikisi de başkent yapmasın Allah aşkına. Başkent, oraya herkes dolar. Küçük bir şehir. Gitmedi mi bunlar Kudüs’e anlamıyorlar mı? Çok büyük hata olur, çok büyük hata olur. Orası tarihi bir şehir tarihi dokusuna hiç dokunulmaması lazım. Sen oraya şimdi 200-300 ülkeyi getirirsen, en az 200 bin, 300 bin insan demektir bu. En az 50 bin dükkan, bakkal şu bu falan demektir çarşı demektir en az. Tanınmayacak hale gelir orası. Yapmayın etmeyin ne alaka? Orası mescit bir şehirdir bak mescit, mescit bir şehirdir Kudüs. Kudüs’ün tamamı mescittir. Başkent olarak mescit kullanılmaz. Kimse orayı başkent falan yapmasın. Başkent yapacak yer mi yok? Şehrin dışında bir yere gitsin yapsınlar. İnanılır gibi değil gözlerime inanamıyorum. Kudüs’ün içinde başkentin ne işi var? Filistin’i de başkent yapmasın İsrail’i de başkent yapmasın. Git mesela 30 kilometre dışında git oraya başkent yap. Var ya oraya yakın yerler var bir yeri al orayı başkent yap. Tesisler kur, büyükelçilikler kur, ailelerini getir, okullarını getir. Kardeşim, okul da açılması gerekiyor öğrenciler için. Kreşler açılacak, lokantalar, orası tanınmayacak hale gelir, mahvolur orası. Bunu bıraksınlar.

 

“Türkiye’nin İran ve Rusya ile dost olması neden önemli?”

Yakışıklım, bir kere komşuyuz. İran büyük bir ülke, çok büyük bir ülke, askeri gücü çok iyi. Ekonomisi çok iyi bir de dindarlar. Dürüsttür İranlılar, bir de öyle dejenere olmuş bir toplum değildir, bozulmuş bir toplum değil. Kabadayı bir millettir böyle yiğit, cesurdurlar. Rusya da öyle, dejenere olmuş bir ülke değil Rusya. Halkı çok mazlumdur, çok terbiyelidir, kadınları falan çok mazlum. Yazık onları yurtdışına gönderiyorlar bazen onları bozmaya falan çalışıyorlar. Buna rağmen bakıyorum çok efendiler. Hiç bozamamışlar dürüsttürler. Askeri gücü de süperdir Rusya’nın, en az Amerika ayarındadır en az. Dünyanın en büyük nükleer gücüdür aynı zamanda. Muazzam bir nükleer güce sahiptir. Ve dürüsttür Putin, hep iyilikten yana, güzellikten yana. Mesela “Suriye bölünmesin” diyor, çünkü “Suriye bölünürse Türkiye de bölünür” diyor. Gayet makul yani konuşması. Onun emperyalist hiçbir üslubu yok Rusya’nın, emperyalist yayılmacı hiçbir üslubu yoktur Rusya’nın. “Şu ülkeyi soyalım, şurayı soğana çevirelim” hiç dememiştir. Rusya’nın soyguncu bir politikası hiç olmamıştır, hiç yok. Utanır Ruslar öyle pis işlere hiç girmezler. Sömürmeden hiç hoşlanmazlar, dolayısıyla dürüst bu insanlar, çok efendiler. Ve sınırlarımıza girip kapıyı açtın mı Rusya, İran, Türkiye tek bir ülke oluyor, yedi ceddi bir araya gelse gücü yetmez. Öyle amansız bir güç ki yerinden kıpırdatmak mümkün değil. İngiliz derin devletine tokat. Oturmuş buharlı deniz arasından bize şamata yapıyor İngiliz derin devleti. Buna müsaade etmeyiz.

 

“Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapma düşüncesiyle ilgili Adnan Oktar’ın fikirleri nedir?”

Çok yanlış, mevcut o derme çatma binaların hepsinin yıkılması lazım. Kudüs’ün tarihi dokusunun iyice ortaya çıkarılması gerekiyor, oraların zeytinlik, limon, narenciye ağaçlarıyla süslenmesi gerekiyor, bağlık bahçelik yapılması gerekiyor. Otuz kilometre yakınına kadar hiçbir bina yapmamak lazım, tamamen temizlemek lazım hiç uzatmadan. Otuz kilometre uzağına ne yapıyorsa yapsınlar. Başkent mi yapıyor istediği çalışmayı yapabilir, öbür türlü şehrin içinde yeni yol açılması gerekiyor yollar, bütün tarihi binaların yıkılması gerekiyor. AVM’ler yapılacak, okullar yapılacak, okul yapılması için yine yıkım yapılması gerekiyor bütün tarihi dokunun yok edilmesi gerekiyor. Altyapı yapılması gerekiyor alttan her yer kazılacak, rezidanslar falan yani rezil olur arazi mahvolur yani rezil olur dediğim çok kötü olur görüntü. Mevcut zaten batırmışlar etrafı, o binaların hepsinin yıkılması lazım. Bela daha da gelişmeden. Allah Allah bu nasıl bir mantıksızlık? Orası zaten mescit olan bir şehir tamamı mescittir. Sen ne yapıyorsun? Ayette diyor, “mescide girdiler” diyor “mescit.” Sen ne yapıyorsun? Orayı ana yapısını kaldırıyorsun ortadan, başka bir şeye çevirmiş oluyorsun. Başkent yapmak bak demin de söyledim sembolik yap mesela Sanhedrin meclisinin toplanması için bir yer koy yetmiş kişilik burası başkentin binası dersin o kadar. Mesela Filistin’de yine Osmanlı tipi güzel bir bina yapsın burası Filistin’in başkentinin binası desin sembolik ama yönetim binaları şunlar bunlar, personel falan otuz kilometre dışına götür nerede istiyorsan yap. Şehrin içine istemiyoruz, biz oraya güzellikler getireceğiz, bir kere Hz. Süleyman (as)’ın sarayını kuracağız, Hz. Süleyman (as)’ın mescidini imar edeceğiz. Hz. İbrahim (as)’in mescidini yapacağız. Hz. İbrahim (as)’in mezarı var çok bakımsız, çok çok bakımsız. Peygamber mezarları var çok bakımsız, her yer üst üste. Peygamber mezarlarını bir görseniz inanılmaz bakımsız. Oraların son derece bakımlı ve güzel hale getirilmesi gerekiyor, oraları boşatacağız ki rahatlık olsun. Daracık yollar, insanlar üst üste geçiyorlar çok çok büyük galiz bir hata olur bu.

 

“İstanbul’u tekrar imar etmek isteseniz neler yapardınız?”

İlk yapılacak şey geniş çaplı bir yıkım. Çok korkunç evlerin görünümleri, çok korkunç. Zamanla gecekondu tarzında yapmışlar sırf oturmak amacıyla işlevsel berbat binalar akıl almaz berbat. Üst üste yığmışlar ama görüntü korkunç, tamamının yıkılması lazım. Deniz kenarında arazi versin devlet uçsuz bucaksız herkes o tarafa, evini alan oraya, evini alan oraya hatta kolaylaştırmak için buradaki mesela farz edelim valilik binası oraya götüreceksin. Başka işte ne bileyim bakanlıkla ilgili bina varsa alıp oraya götüreceksin insanlar bir anlamda da mecbur olacaklar yani şehrin merkezini buradan çekmek lazım. Burada hep tarihi binalarla dolu yazık günah değil mi? Mesela eski İstanbul evleri hepsi kalsın ama modern binaların dahi güzel olmadığını görüyoruz üst üste ve çok ürkütücü görüntüleri hepsinin yıkılması lazım. İlk yapılacak şey yıkım, yıkıldığında açılan arazi bağlık bahçelik yaparsın muhteşem olur o zaman burası cennet olur İstanbul. İstanbul içinde mesela otuz kilometre yakınında yerleşim yerleri yap deniz kenarına, otuz kilometre, kırk kilometre, elli kilometre bütün hükümete ait resmi binaların hepsini oralara alıp götürürsün. Modern binaların dahi güzel olmadığını görüyoruz estetik değil. Kudüs’te de aynı durum var bak gördünüz deminki resmi göstersene içler acısı Brezilya’daki mahallelere benziyor şuraya bak. Oraların yemyeşil dağlık böyle bağlık bahçelik olması lazım hatta oradan ırmak da akıtmak gerekiyor Kudüs’ten. Irmak akacak, çok rahat yapılır. Artezyenle su çıkartırsın suni bir ırmak çok yakışır cayır cayır akar, o zeytinlik dağının oradan geçecek şekilde. Tabii. Mehdi (as)’ın çıkış alametidir. Moşiyah’ın çıkış alameti, oradan ırmak akması onu da yapacağız.

 

“Allah rızası için yaşamak ne demektir?”

 Allah’tan başka hiçbir şey olmadığı için ve Allah da saf sevgiden oluştuğu için saf sevgi için, saf sevgi için Allah için yaşamanın dışında yaşamak zaten sürünmenin katlamalısıdır yani cehennemdir. Allah için yaşamıyorsan, saf sevgi için yaşamıyorsan mahvoldun sürünüyorsun demektir, dünya sürünüyor şu an acılar içinde sürünüyorlar. Saf sevgi olan Allah için yaşanır ve saf sevgi yaşanır bunun dışında hayatın bir anlamı olmaz.

 

“Camilerin daha modern ve daha bakımlı olması için neler yapmamız gerekiyor?”

Bak benim canlarım yeni nesil böyle hep temizlik, kalite, güzellik, iyilik, akılcılık. Ben mesela Beyazıt Camisi’ne girdim adamların çorabının kirliliğinden katranlaşmıştı halılar. Halının üstü katran gibi maddeyle kaplanmış bak çorap kirlerinden, ayak kirinden simsiyah olmuş adam da ona gidip alnını koyuyor. Herkesin alnında, burnunda böyle alerjik reaksiyonlar, sivilceler çıkıyordu. Çok iyi hatırlarlar birçok cami öyleydi bak ayak kirinden artık katranlaşmış halılar yapış yapış olmuş ve parçalanmış. Alttan taşlar görünüyor yani sefalete bak. Cami dediğin çiçek gibi olur caminin içi gıcır gıcır, halılar her gün temizlenecek, her gün ultraviyole olması lazım, çok bakımlı olması lazım. Ayaklarına gelenler mutlaka bir galoş tarzı yünden veyahut başka bir kumaştan bir şey giymeleri lazım değil mi? Çünkü ayak bastığı yere adam alnını koyuyor, yanında namaza gelen onu ibadet olarak düşünmesi gerekir, o mutlaka bulunması gerekiyor. Kapısı, penceresi her yeri çok bakımlı, tertemiz, özenli olması lazım ve camilerde de sohbet, toplantı rahatça yapılacak gibi olması lazım.

 

“Stresten uzak kalmak için ne yapmalıyız?”

Allah’a tevekkül edip an an yani geleceği düşünmemek. Geçmişi düşünmemek. Anı değerlendirmek çok önemli. Çünkü geçmişi Allah yaratmış, geleceği de Allah yaratıyor. Anda da sana gösteriyor. Anda da sürekli Allah ile bağlantıda olursan, tamam. Ama durup durup, ‘Gelecekte ne olacak? Gelecekte ne olacak?’ hayır oluyor. Sonra boş yere kendini üzmüş oluyorsun. O yüzden stresin olmaması için, tevekkülün tam olması için anı yaşamak çok önemlidir. Onun dışında hep Allah’a bırakacak mümin.

 

Allah’ın Rızasını Amaçlamamak Hayatı Kahretmek Demektir;

Hayatı mahvetmek demektir. Hayatı cehenneme çevirmek demektir. Allah’ın sevgisini bir yerden çıkarırsan oraya facia gelir, felaket gelir, bela gelir, korku ve dehşet gelir, kabus gelir. Allah’ın olmadığını düşündükleri her yer kabustur. İşte kaos diyorlar ya onlar da. Dehşet yani. Allah inancını çıkarttığında oraya Allah dehşeti koyar ve korkuyu koyar. Allah’a inancını bir yere raptettiğinde orası cennete döner.

 

“Tüm dünyadaki terör örgütü suçlarını, savaşları nasıl durdurabiliriz?”

Bunların durmasının tek yolunu Peygamber (sav) açıklamış. Tevrat açıklamış ve bizim Peygamberimiz (sav) açıklamış. Bak ikisi de aynı şeyi söylüyor. İncil de aynı şeyi söylüyor. Mesih Moşiyah’ın dışında, Hz. Mehdi (as)‘ ın dışında bir çözüm olmadığını üç din ittifakla anlatıyor. Üç din de aynı şeyi söylüyor ve bunu insanlar da görmüş. Yani uygulayarak görmüşler. Hiçbir çözümü yok bunun dışında.

 

“Samimiyeti en güzel nasıl tarif edersiniz?”

Samimiyet insanın içindeki en pozitif, en güzel duygu. Egoistlikten en çok arınmış, bencillikten en çok arınmış hep Allah’ın lehine, nefsi için olmayan bir bakış açısı. Ferahlatan, rahatlatan bir bakış açısı, bir ruh hali.

 

“Allah’ı anmadan nurlu bir insan olunur mu?”

Şimdi bir kere nuru yaratan Allah. Allah’ı andıran Allah. Allah Kendisini andırdığına nur veriyor zaten. Kendisini zikredene nur veriyor. İstese de zaten öbür türlü o insanda öyle bir şey oluşmaz. Nurla Allah’ı anma aynı anda yaratılır. Güzellikle aynı anda yaratılır.

 

“İman hakikatleri hangi amaçla öğrenilmelidir?”

İman hakikati demek Allah’ın sanatını akılcı, bilimsel delillerle insanlara sunmak ve anlayacağı şekilde hazır, onu düşünmede zorlanmayacağı şekilde kavramasını sağlamak. Mesela hücrenin yapısını insanlar analiz edemez sen hazır verirsen o bilgiyi çok kolay alır. Mesela proteinin yapısını bilmez adam molekül yapısını bilmez, onun tesadüfen olamayacağını da bilmez sen ona anlattığında tamam der. Atomdaki harikalar, hücredeki harikalar, kainattaki. Arının hayatı, arının hayatını adam nereden bilsin? Kovanın içini bilemez, nasıl yaptığını bilemez. Hep bunlarda bilim gerekir. Bilim Allah’ın yaratma sanatını öğretme sanatıdır. Allah’ın sanatını öğretme sanatına bilim denir.

 

“Müslümanlar neden birlik olamıyor?”

Çünkü birisinin etrafında toparlanmaları gerekiyor. Birisi de yok. Çünkü Şii’nin etrafında toplanmıyor, Sünni kabul etmiyor, Vahabi de kabul etmiyor. Sünni de Hanefi’yse Şafi onun yanına gitmiyor. Maliki, Hanbeli de gitmiyor çünkü namazının geçersiz olacağını düşünüyor. Veyahut Nakşibendi oluyor yanaşmıyor veyahut Nurcu oluyor yanaşmıyor, Süleymancı oluyor yanaşmıyor. O zaman bir kişide birleşmeleri gerekiyor. O da imam Mehdi (as)’dir. Mehdi (as)’nin dışında Müslümanların birleşmesinin imkansız olduğunu Allah gösterdi. Mehdiyet’in dışında birleşmek mümkün değil.

 

“Futboldaki taraftar kavgalarını nasıl engelleyebiliriz?”

Yakışıklım o sevgisizlikten, merhametsizlikten oluyor ve gençleri dinsiz, ateist yetiştiriyorlar, Darwinist yetiştiriyorlar. Saldırganlık, ağzını burnunu kırma, küfür etme, aşağılama, hakareti de zaten bir hayat, hayat böyledir gibi gösteriyorlar. O çocuklara sevgiyi anlatan insanlar olmuyor, merhamet, şefkat anlatan olmuyor. Sevgi, şefkat, merhamet sevdirilmesi lazım. Spor kulüpleri sevgi, merhamet ve şefkat konusunda gençlere kapsamlı bir eğitim propaganda sistemi kurmaları lazım. Mesela büyük pankartlar açılması lazım “sevgi tek amaç, dostluk tek amaç, kardeşlik tek amaç, milletiz; biriz, beraberiz, birbirimizi seviyoruz.” Birçok böyle büyük pankartla sloganlar gençlere tekrar tekrar söyletilirse onlarda bu çok olumlu etki yapar. Ama tabii Darwinist, materyalist sistemin de, Darwinist eğitimin de durdurulması lazım. Çünkü sen adama “Hayvan” dersen, “hayvandan, mikroptan geldin” dersen o onu sevecek gücü bulamıyor kendi içinde. Ama “Allah’ın kulusun Hz. Adem’den gelen kardeşlersiniz” dersen o zaman sever. “Allah’ın ruhusun” dersen sever. Ama “Sen hayvansın, mikroptan geliyorsun” dersen “o zaman mikrobun yeri mikropluktur” diyor Allah esirgesin rezalet çıkartıyor bir kısmı.

 

Her Dönemde Münafık Konuşmaları Aynı Oluyor, Çok Manidar Bu

Peygamberimiz (sav) dönemindeki münafık ahlakına bakın şu döneme bakın aynı. “Bir gün Kureyş’in ileri gelenleri Hicr denilen yerde toplanmışlardı ben de orada bulunuyordum. Kureyşliler Allah Resulü hakkında konuşarak şöyle diyorlardı.” Peygamberimiz (sav) hakkında diyorlar bak dikkat edin haşa “Biz bu adamın işinde sabrettiğimiz kadar hiçbir şeye karşı sabır göstermedik.” On yıl, on beş yıl sabretmişler. Bak enayiliğinize, kerizliğinize doymayın. “Bu adam” diyor Peygamberimiz (sav) için bak “bu adam” yanında diyemiyor ama alçak “bizi akılsızlıkla itham etti” ahmaksın da onun için. “Babalarımıza, dedelerimize hakaret etti” diyor. Ahmaksa onlar onlara da tabii yapar. “Dinimizi ayıpladı” sapkın bir inançtasın, münafık inançtasın tabii ki ayıplar. “Birliğimizi bozdu” diyor “putlarımıza dil uzattı” bunların da putları oluyor. “Onun yaptığı bunca şeylere biz sabrettik.” Kureyşliler bunları konuşup dururken birdenbire Allah’ın Resulü görünüyor, yürüyerek geliyor. Hacer-ül Esved’i öpüyor. Sonra Kabe’yi tavaf etmek üzere yanlarından yürüyüp geçiyor. Kureyşliler Peygamberimiz (sav)’e laf atmaya başlıyorlar. Yine laf atıyorlar Peygamberimiz (sav) yine devam ediyor turlamaya, tur atıyor yine hakaret ediyorlar. Fakat Peygamberimiz (sav)’in aleyhinde konuşuyorlar yanından geçerken özellikle böyle çirkin laflar ediyorlar her seferinde Peygamberimiz (sav) hiç ses çıkartmıyor. Yine çirkin laf ediyor yine şey yapıyorlar. En sonunda diyor ki Peygamberimiz (sav) “Ey Kureyşliler sözlerimi duyuyor musunuz? Varlığım kudreti elinde olan Allah’a yemin ederim ki başınıza felaket gelecek” diyor. Ertesi gün Kureyşliler yine Hicr denilen yerde toplanıyorlar. Yine Peygamberimiz (sav) hakkında kötü konuşuyorlar bak münafığın vasfı. Sürekli aleyhte konuşuyor Peygamberimiz (sav) hakkında. Bu sefer de diyorlar ki “Muhammed’in size yaptıklarını, onun hakkında size verilen haberleri söyleyip duruyorsunuz. Aranızda Muhammed aleyhinde konuşuyorsunuz” diyorlar yani kendilerince eleştirip çirkin konuşuyorlar. Gıybet edip pis pis laflar ediyorlar. “Fakat gelip karşınıza dikilerek yüzünüze karşı kötü şeyler söylediği zaman ona dokunmuyor ve serbest bırakıyorsunuz” diyor Peygamber (sav)’i. “Niye ona saldırmıyorsunuz?” diyorlar münafıklara. Onlar böyle konuşup dururken yine Resulullah (sav) geliyor. Kureyşliler hemen oturdukları yerden fırlayarak etrafını sarıyorlar. Onun kendi yaptıkları ve dinleri hakkında söyledikleri sözleri” işte Peygamber (sav) “Münafık bunlar ahlaksız” deyip konuşuyor onlar hakkında. “Böyle hakkımızda bu sözleri söyleyen sen misin? Niye söyledin?” diye Peygamberimiz (sav)’e soruyorlar. Nebi Ekrem (sav) “Evet, bunları ben söyledim” diyor. Bundan üstüne hep birden Resulullah (sav)’a saldırmaya başlıyorlar. Hz. Ebubekir (ra) araya girmek istiyor. Hz. Ebubekir (ra)’e diyor ki “Sen bir kenara çekil” diyor. “Ben bunların hepsinin hakkından gelirim şimdi” diyor. Bakın dikkat edin bunu duyduklarında hepsi birden kaçıyor. “Sana hiç gerek yok” diyor “sen kenara çekil, hepsinin hakkından gelirim ben şimdi.” Halbuki köpek sürüsü gibi peygamberlere saldırıyorlar. Ama sopa yiyip ayrılacaklarını anladıkları için.

O zamanın münafıkları Peygamberimiz (sav)’e karşı çok küstahlar hep ismi ile hitap ediyorlar ve her hareketinin altında bir şey arıyorlar Peygamberimiz (sav)’in. Evliliklerinde, yemesinde, kıyafetinde, konuşmasında, cihat anlayışıyla, tebliğiyle ilgili diğer detaylar her şeyine çok çirkin bir üslupla karşılık veriyorlar bu mucize. Böyle sahtekar esnaflar olur ya üçkağıtçı bağlamacı o kafadalar üslup olarak öyle bir de Kuran’la konuşuyorlar işin hayret edecek yönü de o. Kuran’a, İslam’a düşman oldukları halde, Resulullah (sav)’a düşman oldukları halde o kinle, o iğrenç ruhlarıyla Peygamber (sav)’i çok çirkin bir üslupla eleştiriyorlar.

 

Ehli Beyti Şehit Eden Münafıkların İntikamını Hz. Mehdi (as) Alacaktır

Münafıkların intikamı hiç alınmadı 1400 yıldan beri alınmadı. Hz. Ali (kv)’yi şehit ettiler alınmadı. Ömer (ra)’i, Osman (ra)’ı ehli beyti şehit ettiler hiçbirinin intikamı alınmadı. Resulullah (sav) onu İmam Mehdi (as)’ye bıraktı. Toptan intikamın alınmasını İmam Mehdi (as)’ye bıraktı. Nasıl intikam alınırmış dünya bunu görecek. 2023’ler bu muhteşem intikamın nasıl olacağını gösterecek ilimle irfanla ve kanunla hukukla. Ve bir tane ehli beyt düşmanı kalmayacak, tek bir tane.

 

“Ortadoğu’nun galibi kim olur? Bu coğrafyada kim liderlik eder?”

Galip olan Allah söylüyor “Hizbu’l galibun” diyor. “Allah hizbidir galip olan” diyor. HazbAllah. Yani Müslümanlar. Yani Mehdiyet. Allah söylüyor. Ortadoğu’nun galibi tabii ki Mehdiyet’tir. Dolayısıyla Mehdiyet de Türkiye’de olduğu için Türkiye galip gelecek. 15 Temmuz’da galip olan Mehdiyet’ti. Bu harikaların meydana gelmesinin nedeni Mehdiyet’ti. Yoksa çok rahat galip gelirlerdi. Çok çok rahat. Ellerinde muazzam silahlar vardı. Denizden bombardıman düşünüyorlardı, mahvederlerdi İstanbul’u yani. Harp gemilerinden İstanbul’un dövüldüğünü düşün. Dehşet saçar, muazzam yangınlar çıkar. Ortalık birbirine girerdi. Bir de roketle de ayrıca büyük şehirleri vuracaklardı. Roket bombardımanı. 200 tank sırf İstanbul’dan girecekti, onlar engellendi. İstanbul’da 200 tank bir düşün ne demek? Ankara’da falan da öyle tank bölüklerinin hepsi durduruldu. Bu hepsi Mehdiyet’in bereketiyledir. Yoksa gelmiş geçmiş en büyük askeri darbe.

 

“Mehdi’yi buldum ne yapmam gerekir? Gidip tanışmalı mıyım?”

Vicdani kanaatine bağlı. Ben olsam tabii ki tanışırım. Yardımcı olmak için. Tanışıp tabii ki gidip musallat olmam. Ne yaparım? Kitap dağıtırım, tebliğ yaparım, İslam’ı anlatırım. Mehdi’yi, bulmuş olmak gidip ona yük olmak, bela olmak, musallat olmak anlamına gelmez. Yanlış anlaşılıyor. Mehdiyet’i ben mesela bulduğum kanaatindeyim ve bütün gücümle yardımcı oluyorum. Darwinizm’i anlatıyorum, materyalizmin geçersizliğini anlatıyorum. Darwinizm’in geçersizliğini anlatmak çok hayati bir destek Mehdiyet’e. Ama şahsıyla da karşılaşırsam elini öper peşinden giderim. Ama Mehdi’yi beklemek demek onu bulduğunda gidip ona musallat olup, iş çıkartıp ona zorluk çıkartmak anlamında anlaşılmamalı.

 

“Türkiye’de kaliteli müzik neden yok?”

Sanatın ruhu sevgi, sevgiyi öldüren deccal, sevgiyi öldürdü mü sanatı da öldürürsün, estetiği de öldürürsün, güzelliği de öldürürsün güzelliği öldürmeye çalışıyor mesela bak kadın güzelliğini istemiyor deccal alenen istemiyor “güzel olmayacaksınız” diyor. Dolayısıyla sanatçıların ruhunu da öldürdü deccal, onu yeniden şu an diriltiyoruz. Deccalin yok ettiği o ruhu yeniden diriltiyoruz deccali öldürerek, deccaliyeti öldürerek, yok ederek ilimle irfanla insanların ruhu Allah tarafından yeniden insanlara iade ediliyor yani ölüler diriliyor şu an. Sanat da öldürülmüştü, güzellik de öldürülmüştü yeniden diriliyor.

 

“Ahiretin varlığını nereden biliyoruz?”

Akış yani şu anki akıştan anlıyoruz, akşam ölüyoruz kalkıyoruz yine diriliyoruz, akşam ölüyoruz yine diriliyoruz, ölüyoruz diriliyoruz, ölüp diriliyoruz. Allah bu sistemi devam ettireceğini söylüyor zaten durması için de bir neden yok, teknik olarak da zaten yok olmaz yani var olan bir şey yok olmaz. Bir görüntü hiçbir şekilde yok olmaz, fizik açıdan yok olmuyor zaten. Şu ana kadar geçen hiçbir görüntü fizik olarak yok olmaz dolayısıyla gelecekteki görüntüler de yok olmuyor, sesler de yok olmuyor o yüzden fizik açıdan da bu sabit, açık bir gerçek olarak görünüyor ama tabii imandır asıl olan iman edilmesidir. Mesela rüyadan kalkıyoruz Aa diyoruz ne güzel aydınlandı ortalık birden, iyi ki rüya görmüşüz diyoruz hatta bazen rüyada insan rüyadan uyanıyor ama yine rüyada oluyor ta sonradan uyandığında anlıyor ki şey ama baya net uyanıyor, “ya Allah’a şükür” diyor “ne kadar farklı” diyor. “Rüyayla uyanıklık ne kadar farklı” diyor. “Allah korudu” diyor “eğer gerçek olsaydı ne olurdu kim bilir?” Diyor. Halbuki haberi yok derin uyku halinde yine ta sonradan uyanıyor. Ahiret de bir rüyadır bu rüyanın devamıdır ama daha nettir sadece o. Ama tabii müminin özelliği buna iman etmesi imanla ayrılır bilimsel olarak sadece kaybolmayacağını ispat edebiliriz görüntünün fizik olarak kaybolmaz, ses ve görüntü kaybolmaz. Ama bu akışı sağlayan bir güç olduğu açık görülüyor, bu görüntü akışını kesintisiz devam ettiren güç. Filmi sürekli gösteren bir güç var. Adam diyor ki: “Bu görüntü kesildiğinde kesilirse bir daha gelmez” diyor. Seninki bir iman, gelmez demen bir iman. Ben de gelecek diyorum, benimki de bir iman, benimkinin delili var çünkü ben akışı görüyorum muntazam devam ediyor, seninkinin iddianın bir anlamı yok, gelmez demenin bir anlamı yok, bir delil gösteremezsin. Burada bir akış olduğu için benim dediğim mantıklı, kesintisiz gidiyor çünkü ve şuurlu bir varlık tarafından üretiliyor, şu ana kadar üretilmiş, yaratılmış ondan sonrası niye yaratmasın, niye devam ettirmesin? Bir mantığı olmuyor, o ana kadar yarattığına göre. Çünkü bardak yaratıyor, televizyon yaratıyor, mikrofon yaratıyor, kaşık, çikolata, sehpa, masa her şey tek tek amaçlı olarak yaratıyor bu güç. Sandalye yaratıyor, nefes alma, hücre, göz her şey yaratıyor, birdenbire kesip yokluk meydana geliyor amaç ne? “Bilmiyorum” diyorsun. Bu kadar şuurlu bir güç, bu kadar detay halıların içindeki kromozomlara kadar teker teker yaratacak yani milyonlarca, trilyonlarca detay yaratacak trilyonlarca detaya ait görüntü zınk diye birdenbire kesilecek duracak. Amaç ne diyeceksin? Hiçbir amacı yoktu diyeceksin. Bardağın amacı olacak, televizyonun amacı olacak, ayakkabının amacı olacak yaratılmanın amacı olmayacak adamın iddiasına göre, bu çok münasebetsiz bir şey. Bu açık her şeyin bir amacı olduğuna göre yaratılmanın da bir amacı olmuş oluyor, amacı olunca kesilmesinin bir amacı kalmamış oluyor. Kesilme amacından bahsedemezsin yani her şeyin yaratılmanın bir amacı olduğuna göre yaratılmanın devamı mecburi olmuş oluyor ikinci bir ihtimal olmaz. Çünkü yaratma amacıyla muazzam çelişki meydana gelir o zaman, her şeyin bir amacı olduğuna göre devamın mecburiyeti mevzubahis olmuş oluyor ikinci bir ihtimal olmaz o zaman.

 

“Müslüman yirmi dört saatini nasıl geçirmelidir?”

Uykuda sorumlu olmayız ama uyanıkken kalbimiz hep Allah’la beraber olacak, dikkatlice Allah’tan ayrılmayacağız. Sevgiyle, saygıyla hep Allah’la beraber olacağız, Allah’ın en beğendiği budur, doğru olan da budur, vicdanlı olan da budur, normal hayat da budur bunun dışında normal hayat olmaz.

 

“İnkarcıların dine karşı yaklaşımları nasıldır?”

Normal prosedüründe zaten normal yaratılışında karşı olmaları gerekiyor, o karşı olmayı da Allah yaratır yani detaylarıyla karşı olurlar, karşı olur ki Müslüman mücadele edebilsin. Kafir olmadan, münafık olmadan Müslümanlık olmaz. Kafirle, münafıkla mücadele etmiyorsa Müslümanlık başka bir türlü olur, mutlaka mücadele için onlar gerekir. Münafık ve kafir Müslümanın hem birlikte olmasını sağlar, azim gücünü, atak gücünü artırır, şevkini artırır, mücadeledeki yöntem açıklığını genişletir, derinleştirir, sevabını çok artırır, zekası, aktivitesi çok açılır müminin, basiret, feraseti açılır. Münafık olmadan cennet olmaz, münafık müminin cennetini açar, genişletir, derinleştirir.a

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270117/sayin-adnan-oktarin-11-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270117/sayin-adnan-oktarin-11-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171211t_10.jpgFri, 02 Feb 2018 08:50:31 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 10 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 10 Aralık 2017

 

(AK Parti Sivas Kongresi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamaları yaptı Adnan Bey: “Müslüman hele de Türk’se cesur insandır bu böyle biline. Biz ‘kim var?’ diye seslenince sağına ve soluna bakmadan ‘ben varım’ diye haykırmayı hayatının merkezine yerleştirmiş insanlarız. Tavrımızı muhataplarımızın kimliğine göre değil, haklı mı haksız mı olduğuna bakarak belirleriz. Zalim öz kardeşimiz de olsa karşısına geçmekten çekinmeyiz. 1492 yılında ey İsrail, Yahudi’ler İspanya’dan göçe zorlandığında onlara kapılarını açan biz olduk. 19. Yüzyılda Yahudi’ler Rusya’da yaşadıkları baskılar karşısında yine kurtuluşu Osmanlı’ya sığınmakta buldular. Bu milletin tarihinde etnik temizlik yoktur, katliam, zulüm işkence yoktur, sömürgecilik yoktur. Biz birilerinin tehditlerinden, şantajlarından yılacak bir millet değiliz. Biz mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz. Bu anlayışla ilk kıblemiz gözbebeğimiz Kudüs konusunda tüm imkanlarımızı sonuna kadar kullanacağız” dedi.)

Evet, Tayyip Hocam her zaman vatanın, milletin, devletin, İslam aleminin lehine Kuran’ı savunan bir üslupla güzel açıklamalar serdediyor, maşaAllah. Allah razı olsun. Ama biz tabii İsrail’le Türkiye’nin dost olmasını istiyoruz, hiçbir şekilde gerilim olsun istemiyoruz. Kudüs Filistin’e aittir, Kudüs İsrail’e aittir. Batısı birisinde, doğusu birisinde böyle kardeşçe yaşayacaklar, inşaAllah. Tabii ki onlar da orada olacaklar, Hristiyan’lar da olacak, Müslüman’lar da orada olacaklar hep birlikte kullanacağız. İsrail de her yerde olsun. Bütün Ortadoğu’da olsun her yere gelip yerleşsin. Fabrikalar kursun, okullar kursun yaşasın. Kendi atalarının yaşadığı topraklarda özgürce evler yapsın, ibadethaneler açsın gönlümüz ondan yana. Yok şurası senin, yok burası benim gibi değil ortak birlikte o mübarek yerleri kullanmak, oralarda Allah’a ibadet etmek en güzeli olur, inşaAllah.

 

Hz. Mehdi (as)’ın Dışında İslam Birliği’nin Gerçekleşmesi İmkansız

Hz. Mehdi (as)’ın dışında bunu yapacak kimse yok. 150 seneden beri uğraşıyorlar İslam Birliği için, Hz. Mehdi (as)’ın dışında mümkün değil imkansız. Bir de konu sadece sevgi. Kardeşim, şimdi sen İsrail’e sevgisiz yaklaşırsan o da sana sevgi duyamaz. İran’a sen sevgiyle yaklaşmazsan o da sana sevgiyle yaklaşmaz. Sevgi hepsini çözecek. Mesela Yunanistan, tek konu orada sevgi olacak. Siyasi çıkarların tartışmaya açılması durumunda sevgi ortadan kalkar. Sadece sevgi “ne olursa olsun biz sizi seviyoruz” bu kadar. Yani karşılıklı bir muhabbet. İnsan onlar kardeşim bir anda çözülür. Sevgi esas alınacak, sevginin dışında hiçbir konu konuşulmaması lazım. “Benim şu çıkarım var, senin şu çıkarın var” o zaman bu iş olmaz. İsrail’le de öyle sadece sevgi “biz size dostuz, kardeşiz, seviyoruz sizi, bütün bölge sizin istediğiniz gibi gezin” dersin. Adamlar sınırları kaldırır yıkar-atar özgürce yaşar. Gelsin Harran’da da üniversite yapsın gelsin otursun, ev yapsın, sinagog da yapsın, biz oraya gidelim, onlar buraya gelsin. Kudüs’te onların da evi olsun bizim de evimiz olsun her yer bomboş. Ne oluyor yani? İran nur gibi bir ülke. Hz. Ali (kv)’den yana olmaları çok doğru. Hz. Ali (kv)’ye gadir yaptılar, çok büyük gadre uğradı büyük haksızlık yaptılar. O dünya tatlısıydı dedem, çok büyük kahpelik yapıldı ona karşı, büyük oyun oynandı. Allah razı olsun korumuş-kollamışlar Hz. Ali (kv)’i daha ne istiyorsun? Halen de seviyorlar. Hz. Mehdi (as)’ı seviyorlar, Ehlibeyt’i seviyorlar ne istiyorsun adamlardan, insanlardan? Ne güzel nur gibi insanlar, bu onur duyacağımız bir şey, bizim şeref duyacağımız bir şey. Yani muhalif olacağımız bir şey değil ki bu. Şii ne demek? Hz Ali (kv)’yi seven demek, ne güzel oh Allah razı olsun güzel. Ehlibeyt’i seven demek ne güzel, daha ne istiyorsun? Fethullah Gülen ne diyor? “Cennete giden yol oradan geçse ben cenneti istemem” diyor. Deccal adamı eğitmiş bu hale getirmiş cenneti istemiyor adam. Deccalın cennetine ne diyorsun? “Ona tamam” diyor. Bak, Mehdiyet’e şiddetle karşı “Mehdi diye bir şey yok” diyor. İran olduğu gibi Hz. Mehdi (as)’ı bekliyor. Bu konuda büyük bir yanlışlık vardı, elhamdülillah o yanlışı düzelttik. İran bizim canımız seviyoruz İran’ı. Azerbaycan baş tacımız, Ermenistan bizim kendi evlatlarımız. Gürcistan zaten biziz, Gürcistan demek Türkiye demektir. Mesela bak orada pasaport-vize yok Gürcistan’la. Gürcü işçiler geliyorlar, bizimkiler gidiyor aynı Konya, Gürcistan’la Konya’nın hiç farkı yok şu an. Elini-kolunu sallayarak adamlar gidip-geliyorlar herkes o kadar. Gürcistan’a binin arabaya geçip gidiyorsun, böyle olması lazım.

 

Kudüs Herkesindir, Bütün Müslümanların, Bütün Hristiyanların Yani Müslüman, Musevi, Hristiyan Hepsi Orada Huzur İçinde İbadet Edecek

Orası siyasi başkent olmaz. On binlerce araba dolar oraya, sokaklarda adım atılmaz. Çünkü oranın memurları gelecek, yüzlerce devlet var şimdi. Oraya yüzlerce büyükelçilik açılacak. Avuç kadar şehir, her yer elçilik binası dolacak. Aileleri gelecek, onların evleri de dolacak. En az on bin araba gelecek. Avuç kadar şehir ne hale gelir orası? Şu akıl mı? Bilakis bütün devlet dairelerini oradan çıkartmak lazım. Orası mescit, Kudüs’ün özelliği mescit olmasıdır. Her yeri mescittir Kudüs’ün. Dolayısıyla yanlış. Tayyip Hoca’nın dediği de o yani Amerika o kararını kaldırsın. Kudüs mescit olarak değerlendirilsin. Museviler, Hristiyanlar yani Müslüman, Hristiyan, Musevi birlikte ibadet etsin, orada yaşasınlar, barış içinde yaşasınlar; anlatmak istediği bu.

 

Münafıklar Allah’ın Lanetlediği Mahluklardır, Her Konuşması, Her Yazısı Şeytandan Olduğu İçin Onları Dikkatlice, Kuran’la Değerlendirmek Gerekiyor

Dört tane münafık var. Bütün Türkiye… Şimdi nadide bir şey olduğu için münafık, hakikaten zor rastlanıyor. Ayda, yılda bir münafık bulduk herkes üstüne çöktü. Münafık hakikaten zor rastlanan bir şeydir. Ama rastlandığında da hakikaten o ibadet olarak çok iyi değerlendirilmesi lazım, çünkü münafık doğrudan şeytandır. Gelen her konuşması, her yazısı şeytandan olduğu için onları dikkatlice, Kuran’la değerlendirmek gerekiyor. Oradaki şeytani mesajı görmek gerekiyor. Tabii Allah’ın lanetlediği mahluklar bunlar. Allah bunlardan herkesi uzak tutar. Yani peşin belası vardır bunların. Ama Allah’ın ne demek istediğini de orada görmek lazım. Mesela çünkü münafığı uzun uzun tarif etmiş ama biz münafığı eğer izlemezsek Kuran’ın o ayetlerini de görmemiş oluruz, olmaz. Mesela Allah diyor ki “Şira yıldızı” diyor. Bakacaksın o yıldız kim. Mesela aydan bahsediyor, ayla ilgileneceksin. Güneşten bahsediyor, güneşten haberin yok, olmaz. Münafıktan bahsedince de sıcak takip olduğu için o münafıkla ilgilenmek lazım. Yani hazır pratik örnek varken biz ta hayali vakalar gibi anlatamayız hazır olan bir vakayı. Hazır olan vakaya çökeceksin. Kuran’la, kanunla, hukukla gereğini yapacaksın. O ibadeti Hac ibadeti gibi mühim bir ibadettir, titizlikle yerine getirmek lazım.

 

“Adnan Bey, güzel ahlak zor zamanda mı belli olur?”

Güzel ahlak evet, güzel konuştun, zor zamanda belli olur. Mesela Hz. Yusuf (as)’ın ahlakı nerede? Kuyuda. “Ya Rabbi Sana hamd ediyorum, Sana şükrediyorum, beni bu kuyudan kurtar” diyor en fazla. Hapse giriyor muntazam namazlarını kılıyor, Allah’a dua ediyor, tertemiz gıcır gıcır. Çıkacağı gün belli değil, hukuk yok orada çünkü. Bir kere hapse girmek var.

“Zengin olmanın sırrı var mı?

Zengin olmanın sırrı Allah’ı çok sevmektir, Allah’ı çok seversen bak, sonunda bütün dünyayı senin hale getirir. Allah’ı çok seversen bütün dünyanın mülkünü sana verir. Hz. Süleyman (as) da öyle oldu. Allah’ı çok seviyordu, bütün dünyanın mülkünü ona verdi. Zülkarneyn Allah’ı çok seviyordu, Allah dünyanın mülkünü ona verdi. İmam Mehdi (as) mesela göreceksiniz, bütün dünyanın mülkü onun ama kendi evinde yaşayacak yani zenginlikse bütün dünya onun yani.

 

“Hak imam nasıl tanınır?”

Hak imam nasıl tanınır? Öyle şeylerde Allah sağlama bağlar. Kalbe vahyeder. Kalbe vahyeder mesela benim kız arkadaşlarımı Allah sevdirirken kalplerine vahyettiği için yoksa yüz bin kişi bir araya gelse ikna edemez. Yüz trilyonlar versen yine ikna olmazlar. Öyle bir şey olmaz ancak Allah ikna eder. Allah sevdirir, Allah vahyeder. Allah vahyetti mi dünya bir araya gelse geriye çeviremez. Yüz bin münafık getirsen, yüz bin kâfir getirsen değişen bir şey olmaz.

 

“Diktatörler, Tanrılık iddiasında mı bulunur?”

Her diktatör değil ama birçoğu öyle. Yani derin devletin etkisiyle yapıyorlar. Mesela Nimrot yani Nemrut öyleydi Tanrılık iddiasında bulunuyordu. Buhtunnasr o da ilahlık iddiasında bulunuyordu. Kesin Allah olduğunu iddia ediyordu. İngiliz derin devletinin başı şu anki ihtiyar o da ilah olduğu iddiasında. Firavun açıkça söylüyorum “ben Allah’ım” diyor haşa. Kaddafi de ama onun aklı yerinde değildi yani. O tam raporluydu yani böyle 46-C yani tam. Mevlana tabii açık açık söylüyordu yani Allah olduğunu açık açık söylüyordu. Adam “inşaAllah” diyor adama “terbiyesizlik yapma” diyor. “Edebini takın” diyor. Bir de çok çirkin laflar ediyor. “Bunu ben söylüyorum diyor bana niye inşaAllah diyorsun” diyor. “Bana inşaAllah olur mu söyleyen benim zaten” diyor. Yani “Allah söylüyor” diyor “sen nerden çıkarttın ki?” diyor. Peygamber (sav)’e de “Mustafa” diyor. “Sık sık intihar teşebbüsünde bulunurdu” diyor. “Cebrail gelirdi ‘sana mal mülk verilecek’ derdi o zaman rahatlardı” diyor. “Ama sık sık bunu yapardı” diyor. “Kafasını mala mülke takmıştı” diyor. “Ama ona kitap Kuran aracıyla geldiği için o kitap kaybolur Kuran, geçerliliği kalmaz” diyor. “Ama benim kitabımda aracı yok ben Allah’la doğrudan bağlantıyla yaptım” diyor. Sonra da bir aşama sonra diyor ki “ben zaten Allah’ım” diyor. “Onun için benim kitabım, en sağlamı benimki” diyor. Bütün Avrupa’nın homoseksüelleri, Amerika’nın homoseksüelleri, ateistleri tamamı ama İngiliz derin devletinin tamamı hepsi Rumi. FETÖ terör örgütü tamamı Rumi şu an. Yani Rumi olmayan hiçbiri yok. Kendilerinin Rumi Forum diye var bakın Avrupa’da homoseksüellere tamamı Rumiler. Ama Anadolu Rumiliği ayrıdır tabii.

 

“Münafıkların beden dili, kendilerini ele verir mi?”

Tabii bunlara Allah söyletiyor yani çok acayip. Mesela münafıkları Allah’ın böyle dünya çapında aşağılaması dünyaya rezil etmesi, hâlbuki onları yaratan da Allah. Şeytanı yaratan, şeytanı münafığın bedenine sokan, o münafığı şeytanın kontrolüne sokan da Allah’tır. Fakat onları aşağılayan da Allah oluyor. İşte hep dünyaya Allah bir renk meydana getirmiş oluyor. Cenab-ı Allah’ın hikmeti. Mesela ehlibeyte saldırdı o zaman münafıklar. İntikamları alınmadı onların. İşte ahir zamanda alınacak intikamları. Mesela Hazreti Ali (kv)’nin intikamı alınmadı. Yani intikamı Ehli Beyt’in dünya hâkimiyetidir. Resulullah (sav)’ın o pak soyunun dünya hâkimiyeti. Münafıklar onu istemiyor bak tek istedikleri buydu. Ehli Beyt hakim olması Müslümanlara ana konu buydu başka hiçbir iddiaları yoktu. Cenab-ı Allah aksine Ehli Beyt’i dünya hâkimi yaptı. Şimdi münafıklar kafayı taktı yine Ehli Beyt’e dikkat ederseniz. Yine Mehdi (as)’ye kafayı takıyorlar. Her münafığın kafayı taktığı... Peygamberimiz (sav)’in Mehdi (as)’yle ilgili hadislerine kafayı takıyorlar. Yani bir kısmı bilgisizliğinden yapıyor ayrı. Münafıkları kastediyorum ben ayrı onlarınki.

 

“İnançlı, modern, Atatürkçü bir gençlik nasıl yetişir diye bir soru sormak istiyorum Adnan Hocamıza?”

Bak zer aleminden ordu gibi geldiniz, topluca geldiniz baksana yüz bine yakın gençle röportaj yaptık hepsi zer aleminden geldiği açıkça görülüyor aslanlar ve hepsi modern, hepsi Atatürkçü, hepsi aydın, hepsi Kuran Müslümanı, hepsi vatanını, milletini seviyor ve çok iyi niyetli, dürüst, güvenilir, efendiliğin de üstünde efendiler maşaAllah. Allah hepsine güzellik, hayır versin. Genç kızlar da mesela ellerinden yüzünden böyle efendilik akıyor adeta. Delikanlı bak yüzü nasıl tertemiz maşaAllah. Sen Allah’a bırak vicdanınızı temiz tut gerisine sen hiç karışma, samimi ol bırak gerisini çok rahat ol. Cayır cayır gidiyor. Şimdi bir savaş istiyorlar bunu yaptırtmayacağız. Çünkü bu savaştan amaç Müslüman alemini de yok etmek, İsrail’deki Musevileri de yok etmek dertleri bu. Toplam zaten yüz binin üstünde falan bir Musevi kalacak diyorlar yani çok az. Yüz yirmi bin küsur falan bak zaten bir avuç Musevi var orada. Bak hesaba bak adamlardaki deliliğin şiddetine bak yüz yirmi bin Musevi kalacakmış. Ne demek biliyor musunuz? “Hepsini kazıyacağız” diyor. Yüz yirmi bin ne demek? Bitirmişsin yok etmişsin zaten. Müsaade eder miyiz? Bir dene de bir bak bakayım ne oluyor. Gök kubbeyi tepene geçiririz altında kalırsın ciyak ciyak bağırırsın aklını başına alacaksın müsaade etmeyiz. Ne Müslüman katliamlarına müsaade ederiz, ne Musevi katliamına müsaade ederiz ey deccal. O dedeyi şimdi alıp getirecekler Kudüs’e orada görürsünüz yolda yürümekten aciz bir ihtiyar.

 

“İnsanlar adetleri neden sorgulamıyor?”

Nasıl gücü yetsin? Mahalleye gücü yetmez, şehre gücü yetmez, akrabalarına gücü yetmez. Bir kişi hangi biriyle baş etsin? Bu sorgulamayı yapacak olan İmam Mehdi (as)’dir. Mehdi (as)’ye tabi oldun mu Kuran’ın en kolay kurallarının dışında kural kalmıyor, yüzbinlerce bizi ezen zincir kalkmış olacak yüz binlerce. Kuran’ın parmakla sayılan kuralları kalacak o kadar, kuşlar gibi özgür ve rahat olacağız inşaAllah.

 

“Merhaba, 2018 ile ilgili ne düşünüyorsunuz?”

Dedim ya adamları eğer bırakırsak savaş yapacaklar. Bu olayları tırmandıracaklar iki, üç ay sonra kan gövdeyi götürecek. Mısır, Ürdün, Türkiye’yi de savaşın içine sokmak istiyorlar. Irak, Suriye oradaki teröristleri de olayın içine sokacaklar buna müsaade etmeyiz. Deccal istedi diye böyle bir kepazeliğe müsaade etmeyiz. Trump korktu ne diyorlarsa yapıyor olmaz öyle şey. Onun mektubunun tercümesi herhalde bitiyor benim kanaatim, bitsin mektubunu gönderelim, oraya ayrıca da arkadaş da gönderelim bizzat görüşme de isteyelim böyle rezalet olmaz. Kafaya baksana “yüz yirmi bin Yahudi kalacak” diyor. Öbürleri? “Ölecek öbürü” diyor. Bak rezilliğe bak, akılsızlığa bak. Müslüman aleminin de üçte ikisinin öleceğine inanıyorlar, bu ne azgınlıktır, bu ne deliliktir zorunuza ne oldu? Ayrıca hiç heveslenmeyin buna müsaade etmeyeceğiz el mi yaman, bey mi yaman görürsünüz.

“Deccalin ordusunda kimler vardır? Mehdi (as)’nin ordusunda kimler vardır?”

Aslında iki taraf da Allah tarafından yaratılıyor. Hayret edilecek şey mesela istese olmaz. Allah zaten diyor “Ben istesem olmaz” diyor “Ben öyle yaratıyorum” diyor. Mesela deccal adamı özel olarak yaratıyor Allah, ta çocukluğunda deccal olarak yaratıyor, onun ordusu olacak adamlarla birlikte yaratıyor. Mehdi (as)’ı yaratıyor onunla olacak insanları da birlikte yaratıyor, onların ahlakını güzel yapıyor, onların kişiliğini bozuyor ve ikisini birbiriyle karşılaştırıyor ve bunun sonucunda sevgi oluşuyor ve sevgi bunun dışında da oluşmuyor, bu sistemin dışında sevgi oluşmaz. Ama deccal ölüdür mesela o dede şimdi heyecanla onu yeneceğiz Allah’ın izniyle Müslümanlar olarak ama ölü. Adamları onlar da ölüdür, münafıklar onlar da ölüdür. Müslümanlara Allah gönderir yardım eder, ölü olduğunu bilsen eve sokmazsın. İnsan acayip çekinir ölünün değil mi ölü sana evinin önünü süpürüyor ölü binayı bırakıp kaçar insanlar değil mi? Hortlak çıksa süpürgeyle evin önünü süpürse ne yapardı adam? Münafık da ölüdür ama müminler bilmez ama sonra şeytan onun içine ilkah olup girdiğinde artık atağa başlıyor ondan sonra Müslümanların aleyhine faaliyete başlar vahyeder artık şeytan. Onun ağzından konuşur, “Ya” dersin “nerden bu ağzına geliyor bu laflar, konuşmalar?” Yani çok seri konuşmaya başlar, çok seri yazmaya başlar şeytanın ilkahıyla, hepsi şeytanın vahyidir. İlimde rasih olanlar oradaki şeytanın vahyini görüp Müslümanların nasıl hareket etmesi gerektiği, nasıl bir stratejiye ihtiyaçları olduğunu oradan anlayabilir. Çünkü şeytanın hassas olduğu noktaların tam tersinin yapılması lazım. Şeytan diyor ki mesela “bu sıcakta savaşa çıkmayın.” Hemen çıkmak gerekiyor demektir. Mesela diyor ki, “biz savaşmayı bilseydik gelirdik” diyor demek ki biliyor, mutlaka göndereceksin. Münafığın dediğinin tam tersinin yapılması lazım. Kuran’ı tenzih ediyorum ne derse tersini yapacaksın genellikle yöntem budur.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, Kudüs konusuyla ilgili bugün şu açıklamaları yaptı; “Bir buçuk milyarı aşkın Müslüman var dünyada. Trump’a ve İsrail’e kaşı intifada bulunmalarında çok büyük fayda var. Zannediyorum cumhurbaşkanlığının İstanbul’da yapacağı toplantıya davet edilen bütün Müslüman ülkelerin katılmasında fayda var.”)

Katılsınlar da uyuyorlar toplantıda hepsi uyuyor. Yemek yiyorlar uyuşuyorlar. Mehdiyet’in dışında hiçbir toplantıdan netice alınmaz. Bak Mehdi (as) dışında, Mehdiyet’i savunan toplantı dışında yapılan toplantı mesela Mehdi karşıtı toplantılarda hepsinde koma şeklinde uyuyorlar. “Mehdi (as) gelmeyecektir” diye toplantı yaptıklarında akıl almaz uyuşuyorlar. Muazzam bir ağırlık geliyor üstlerine ve hepsi uyuyor bir mucize bu Allah’tan. İslam ülkeleri toplandığında hiçbir netice çıkmaz. Mehdi (as)’nin dışında yapılan toplantılardan bir bereket çıkmaz. Mehdiyet’le birlikte yapılırsa zaten anında konu dünya çapında hallolur.

 

“Sonsuz zaman nedir?”

O hiç anlaşılamayacak gibi görünüyor. Bir kere an içerisinde yani sonsuz kısa zaman içerisinde sonsuz uzun zaman yaratılmış. Gerçekten bu işi insanın anlaması mümkün değil. Bilimsel olarak doğru ama anlaşılması mümkün değil. Gerçek anlamda zaman ve mekan yok. Mesela uzayda öyle bir şey yok, zaman ve mekan yok. Einstein çok iyi anlamış bu konuyu. Modern fizikçiler çok iyi anlamışlar. Ama halka anlatamamışlar kitap yazmışlar ama çok sathi kalmış. Modern fizikçiler hiç anlatamamışlar. Ne çekiniyorsunuz? Söyleyin işte madde de yok, zaman da yok algı biçimi bunlar. Sonsuz zamanı Allah özellikle büyüklüğünü hissettirmek için bizim de aczimizi görmek için yaratıyor. Bütün gücümüzle uğraşıyoruz kavramak mümkün değil. Hiç anlaşılacak gibi değil. Mesela sonsuzluk da hiç anlaşılacak gibi değil. Şimdi bizim evrenimiz çok büyük evren diyorlar işte Samanyolu falan. Biraz uzaklaşıyorlar Samanyolu iğne ucu kadar kalıyor. Diğer takım adalar, takım yıldızları diyorlar onlardan biraz uzaklaşıyorlar onlar da iğne ucu kadar kalıyor. Sonra bizim evrenimizden çıkıyoruz ilerliyoruz bizim evrenimiz iğne ucu kadar kalıyor. Yani öyle tarif edilecek gibi bir şey görünmüyor. Biz sadece Allah’ın büyüklüğünü görüp ona şükredip kullukta kalmak durumundayız. Yani ne kadar beynimizi zorlarsak zorlayalım Allah’ın istediği bilginin dışında bir bilgiye erişemeyiz. Şu mevcut bilgiyle yetinmenin dışında yapacak bir şeyimiz yok.

 

“Mehdi (as) ortaya çıkmak için neyi bekliyor?”

Mehdi (as)’nin ortaya çıkması diye bir şey yok. O yanlış biliniyor. İnsanların kalbinde Mehdi (as)’yle ilgili bilgi Allah tarafından vahiy olarak yavaş yavaş aktarılarak artırılıyor. Belirli bir düzeye gelince insanlar kendiliğinden harekete geçerek Mehdi (as)’yi alıp başa geçiriyorlar. Mehdi (as) kabul etmez böyle bir şeyi. Mehdilik iddiasını da kabul etmez. “Sen Mehdi’sin” diye kabul etmez de ama “Müslüman aleminin başına geç” işte “sevgiyi öğret, dostluğu öğret, fitneyi yatıştır.” Onu kabul eder ama “ben Mehdi’yim” onu asla kabul etmez. Zaten Bediüzzaman “bidayeten kendisi de bilmez kendisini” diyor. Yani “Mehdi olduğunu bilmez” diyor.

 

“Sevgisini gösteremeyen insanlar kibirli midir?”

Hakikaten gururlu kibirli insanlar sevgiyi bir türlü dile getiremez, anlatmak istemez. Boş yere canı yanar ve sevgi onun ruhunda azaba dönüşür boğulur adeta. Halbuki sevgi çok güzel bir nimet. Sevgi söylenmesi gereken bir güzelliktir. İfade edilmesi ve tarif edilmesi gereken bir güzelliktir. Allah zaten vahiyle ona en güzel şekilde söyletir. O Allah’ın vahyini kapatmış oluyor söylemiyor. Allah’ın güzelliğini örtbas etmeye kalkıyor. O zaman facia olur Allah ona verdiği bereketi, iyiliği, güzelliği alır. Sevgi mutlaka anlatılması lazım. Hem de en güzel bir dille. Ve en güzel şekliyle anlatılması lazım. Kibir, gurur, enaniyet, egoistlik, bencillik, Allah korkusunun eksik olması yani facia. Hep olay dikkat ederseniz Allah’a olan sevginin olmamasından kaynaklanıyor. Allah inancı. Allah inancının çok güçlü olması gerekiyor insanlarda.

 

“Ya bu bütün dünyanın hepsi, bizim zihnimizde oluşturduğumuz farklı bir dünya ise, ya şizofren hastasıysak, ya siz, ben, onların hepsi bir kişilik değilsek, zihnimizde oluşan bir karaktersek?”

Öyle bir şey yok. Sana o görüntü verilmezse sen zihninde istesen de onu oluşturamazsın. Aslında öyle bir yetenek insana verilmiştir kısmen ama o Allah’ın varlığını anlamamız için verilmiş bir güçtür. Allah’ın gücünü anlamamız için. Mesela kafamızda istesek bir dağ, nehir, şehir hemen oluşturabiliyoruz. Yolda gitme manzarası, bir yemek görünüşü, yiyecek görünüşü hemen oluşturabiliyoruz kafamızda. Allah’ın yaratma gücünün nasıl kolay olduğunu göstermesi açısından insanda bunu tecelli ettiriyor ki “Yaratmam çok kolay siz bile isteseniz yaratıyorsunuz. Benim nasıl rahat yaratacağımı anlayın.” O anlamdadır bu ama tabii onu da yaratan Allah’tır. Ama biz görüntülere tabi oluyoruz dikkat ederseniz. Bir film akıyor onu görüyoruz. Bu sahneyi biz beynimizde tasarlayarak elde etmemiz mümkün değil çok berrak, net bir görüntü. Ve çok detaylı. Hiçbir şekilde böyle bir yeteneğimiz olmadığı belli. Ama görüntü olduğu doğru ama üç boyutlu bir görüntü. Fakat bir gölge varlık olarak madde vardır.

 

“Tövbe etmek rahatlatır mı?”

Tövbe etmek tabii, Allah bizden bunu istiyor. Bir ibadettir. Biz insanız hata yaparız, günaha girebiliriz. Tövbe etmek ferahlıktır özellikle dua etmeden önce istiğfar önemlidir. Estağfirullah  estağfirullah estağfirullah diye Allah’tan bağışlama diledikten sonra dua etmek güzel olur. Çünkü tövbe zaten duadır. Ama duanın başlangıcında istiğfar önemlidir.

 

“Dünyada sizin gibi bir grup var mı?”

Darwinizm’le uğraşan tek grubuz. Darwinizm’i yenen tek grubuz. Homoseksüellikle mücadele eden tek grubuz. İman hakikatlerini ve Kuran mucizelerini dünya çapında bu kadar yayan tek grubuz. PKK’yla ve komünizmle mücadele eden, ilmi anlamda mücadele eden tek grubuz. İttihad-ı İslam’ı bu kadar çaplı ve geniş ısrarlı, kararlı dünya çapında anlatan tek grubuz. Mehdiyet’i ve İsa Mesih’in inişini detaylarıyla, delilleriyle 1200 yıldan beri anlatılmadığı şekliyle anlatan tek grubuz. Sevgiyi dünyada ısrarlar anlatan, savunan tek grubuz. Dolayısıyla hayır işlerinde hep önde olmaya gayret ediyoruz. Mesela Türkiye’de de İslam, din, mukaddesat aleyhine bir yazı çıktığında onlarla ilgili dava açan tek grubuz. Kimse o davalarla ilgilenmiyor bir tek biz ilgileniyoruz. Kadın haklarını savunan, kadınların üstünlüğünü, güzel ahlakını açık açık öven, anlatan yine tek Müslüman grubuz. Feministler de bu konuyu halledemiyorlar, anlatamıyorlar. Ama en kapsamlı, en rahat, en detaylı, en vurucu ayete ve diğer kaynaklara İncil’e, Tevrat’a dayandırarak kadın hakları ve kadın sevgisini anlatan tek grubuz. Üç yüzün üzerinde kitap, on binlerce internet sitesi. Çünkü bir tek bana değil arkadaşlarıma ait de siteler var.

 

“Vicdanın sesi azalır mı?”

Bir kere verildi mi o, bir daha azalmaz. Muntazamdır çünkü Allah R’hu'l Kudüs’le insanı desteklediğinde, kutsal ruhla desteklediğinde o vicdana oturuyor, bir daha gitmiyor o. O şekilde. Ben mesela küçükken çok iyi hatırlıyorum. Ulucanlar’da annemle gidiyorduk, gün gibi aklımda. Ufacık daha çocuğum, küçük. Dört yaşında falandım, dört-beş yaşında. Annem dedi ki, “seni kucağıma alayım” dedi. “Sakın” dedim. Elinde paket var, yiyecek falan paketleri var. Bir de ben, “öyle bir şey olmaz” dedim. “Kesinlikle kabul etmem” dedim. Çocuktum, dört yaşında falandım küçüktüm yani. Pıtır pıtır yürüyordum. Bir dükkan vardı çikolata falan satılan onun vitrinin içine sokuyorlardı beni. Ben kendim istediğim çikolatayı oradan gidip buluyordum. Mesela oradan düşünüyorum çocukluğumda. Düğüne gitmiştim hiç unutmam. Alt kattaydı düğün. Pencereleri ızgarayla kaplamışlar, demir tel ızgarayla. O da kirlenmiş, tozlanmış. Ben o zamanlar altı yaşında falandım, küçük çocuğum altı-yedi yaşında. Ben hayret etmiştim insanlara. Bütün millet eğleniyor, Allah korkusu kimsenin aklına gelmiyor mu acaba diye. Çünkü hiç Allah’tan bahsetme yok, unutmuşlar böyle. Bir acayip durum vardı. Herkes ama. Bana korku vermişti o yani beni bir korku gibi his kaplamıştı, rahatsız olmuştum çocukken. İnsan bilmez diye bir şey yok, bilir. Ama benim hayret ettiğim, hiç dini eğitim vermediler bana çocukken. Mesela şunlar haram, şarap hiç bilmiyordum şarabı. Nasıl olur da öğretilmez yani? Hep başıboştu o zaman bütün her yer. Köye giderdik, köyde de çocuklara hiç kimse bir şey anlatmazdı. Başka mahallelere giderdik, oralar da öyleydi. Tokat’a giderdik, orada da öyle. Amasya’ya giderim, orada da öyle. Hiç kimse hiçbir şey bilmiyordu çocuklar. Çocuklara dini eğitim çok önemli. Bu nasıl bir insanlık anlayışı? Ben anlamıyorum ki. 10 dakika çocuğu al karşına, helalleri, haramları say. 10 dakikanı alır, bir kere söyle. Hiç söylemiyorlar.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270116/sayin-adnan-oktarin-10-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270116/sayin-adnan-oktarin-10-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171210t_11.jpgFri, 02 Feb 2018 08:21:04 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 9 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 9 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Kudüs konusuyla ilgili bugün şu açıklamaları yaptı: “Amerika’nın da altında imzası olduğu Birleşmiş Milletler kararını son açıklamasıyla Amerika’yı yok saymıştır. Hiç kimse hukukun üstünde değil, hiçbir ülke uluslararası hukuku yok sayamaz.”)

Evet, o da var o çok önemli. Birleşmiş Milletler kararını yok saymış oluyor o olmaz. Yani mevcut durumun muhafazası gerekir. Amerika o kararı geri alması lazım. Gereksiz yani ortalığı yıllarca gerginliğe düşürecek, yıllarca kargaşaya sebep olacak bir karar. Bir anlamı da yok, bir faydası da yok. Normal statüyü korumak çünkü dünyanın dengesi bozuk zaten, ancak ayakta tutabiliyoruz. Şimdi sen oradan onun dengesini bozarsan olmaz. Kessinger çıktı “Ortalık kan gölü olacak büyük savaş olacak” falan diyor. Zeminini önceden hazırladılar. Şimdi de bu.

 

(Sayın Erdoğan, 1946’dan bu yana olan İsrail haritalarını göstererek şöyle devam etti Adnan Bey: “1947 paylaşım planını Birleşmiş Milletler yaptı. 1967’ye geliyoruz Filistin’i sıkıştırdılar iyice ve sonunda İsrail o bölgenin tamamını işgal etti. İsrail bir işgal devletidir. Şu anda orada terör estiriyorlar. Bu karar bölgeyi tahrik ve tahrip etmektedir. Kaç gündür uluslararası liderlerle görüşüyorum, Fransa, Azerbaycan, Kazakistan, Papa’yla görüştüm. Bu sorun sadece Türkiye’nin, Müslümanların sorunu değil. Burada aynı zamanda Hristiyanların da sorunu var. Hele hele büyük ülkelerin liderleri, buradan sesleniyorum; dünyayı çatıştırmakla değil barıştırmakla görevlidir. Bu kararın arkasında Evanjelistler var” dedi.)

Evanjelistler derse Tayyip Hocam doğru demiş olur ama Evanjelistlere bu kararı aldırtan kim? İngiliz derin devleti. Evanjelistler tek başına hiçbir şey değiller. Bunlar örgütlü de değil Evanjelistler, bir yapılanmaları da yok. Chatham House küçük bir teşkilat ama İngiliz derin devleti tarafından destekleniyor. Evanjelistler küçük küçük parçalar halinde onlar ama toplamında İngiliz derin devleti tarafından destekleniyor. Dolayısıyla Evanjelistler diye bir toplu kurum, büyük bir yapılanma yok. Birçok Evanjelist görüş var, Evanjelist kiliseler var ve birbirleriyle bağlantıları yok bunların ayrı ayrılar. Onun için ana yapıya dikkat çekilmesi gerekiyor, İngiliz derin devletine. Tayyip Hocam yine kapalı üslupla İngiliz derin devletine dikkat çekerse çok iyi olur. Çünkü şimdi şöyle olacak o zaman; İngiliz derin devleti ayrı, Evanjelistler ayrı, Amerika ayrı; hedef dağılır. Tek bir hedef vardır; İngiliz derin devleti. Bütün dikkati oraya verirsek konu asıl kaynağından çözülmüş olur. Ama Evanjelistler dersek şimdi burada da Evanjelist kiliseleri var apartmanların altında falan, iş yapıyorlar, görev yapıyorlar, ibadet yapıyorlar, çalışıyorlar, insanları topluyorlar. İnsanların dikkati oraya gider o zaman. Ha Evanjelist, çünkü Evanjelist adam. Amerika’da da var gariban insanlar hiçbir şeyden haberleri yok Evanjelist. Yani o hedefi belirleyen ana beyni esas alıp o beyni dağıtmak lazım. Dolayısıyla deccaliyettir asıl hedef. Deccaliyetin de teşkilatı İngiliz derin devletidir. Direkt deccalı hedef almak lazım.

 

(“Zaman neden bu kadar hızlı geçiyor?”)

Ahir zamandayız, Hz. Mehdi (as) devrindeyiz. “Hz. Mehdi (as) devrinde zaman hızlandırılacak” diyor Peygamberimiz (sav). Zaman hızlandırıldı. İnsanların uyuması, yemek yemesi, işe gitmesiyle gün bitiyor. Eskiden zaman çok genişti. Anlatmıştık, biz sabah kalkardık yemek yerdik, okula giderdik, öğlen bitmezdi çok geç gelirdi. Öğleden sonra ikindiye kadar akıl almaz geniş bir vakit olurdu. İkindiden akşama kadar çok geniş vakit olurdu. Akşamdan yatsıya kadar, yatsı hiç bitmezdi zaten. Misafirler gelir-gider yemek yeriz, ders çalışırız falan her şey olurdu bitmezdi yani yarısı, akıl almaz genişti. Şimdi insanlar vaktin darlığını bütün açıklığıyla görüyorlar. Muazzam bir kovalamaca olmasına rağmen, çok heyecanla hızlı hareket etmelerine rağmen yetiştiremiyorlar. Bu mucize. Zaman hızlandı ve kısaldı, izafi olduğu için, insanların beyninde olduğu için bunu şu an insanlar tarif edemiyor. Eskiden zaman genişti şimdi zaman daraldı, algı biçimi olduğu için insanlar ispat da edemiyor, ama kontrol altına da alınamıyor, bir şey yapılamıyor.

 

(Soğuk havada hayvanlar nasıl korunur?)

Onlar için özel ısıtmalı bir sistem yapılması gerekiyor. Yani küçük küçük barınaklar, altından mesela bir sıcak su borusu geçerse boydan boya hepsini ısıtarak geçer. Altlarına da keçe gibi bir şey konursa kışın hayvanlar doluşurlar oraya. Küçük küçük kulübeler, zaten beraber de yatıyorlar öyle yerlerde. Rahat ederler. Özellikle geceyi geçirebilmeleri çok önemli oluyor. Soğukta gece yatamıyorlar çok zorlanıyorlar. Soğuk onları çok sarsıyor. Ama öyle bir şeyde geceyi çok rahat geçirebilirler. Onu düşündüğün için seni tebrik ediyorum canımın içi. Allah o güzelliğin, o iyiliğin kaynağı olarak seni vesile ediyor. İnşaAllah belediyeleri de yönlendiririz de süratle tedbir alınır. Çünkü havalar bayağı soğuyacak gibi görünüyor. Her insanın vicdanı kanıyor hayvanları öyle soğukta görünce. Bak bizim Sarman da normalde dışarıda duruyor ama kışın bütün gücüyle eve girmeye çalışıyor, haklı da. O konuyu belediyeye proje olarak sunalım. Benim canım da o sevabından istifade eder, inşaAllah.

 

(Adnan Bey, sizin uzun yıllardan beri söylediğiniz bir konuyu Adalet Bakanı gündeme getirdi bugün. “Hayvana şiddet uygulayan insana uygulamış gibi olacak” dedi. Şöyle konuşuyor: “Hayvanları bir mal olarak gören anlayıştan, onları da bir can olarak gören anlayışa dönüşecek şekilde düzenlemeyi yapacağız, inşaAllah” dedi. “Hayvanlar da insanlara emanettir. Kötü muamele, işkence asla kabul edilemez” dedi.)

Kardeşim, adamı gördünüz geçen gün kediye bir daha vuruyor bir daha vuruyor bir daha vuruyor. Yani hunharca olması da ayrıca kanun maddesine eklenmesi lazım. Mesela ayağıyla bir tekme atar hayvana bu ayrı bir cezaya tabi olsun. Ama hayvanı takip ediyor yine vuruyor yine vuruyor yine vuruyor hunharca bu yani. Hunharca olduğunda bunlar ağır cezada yargılansınlar. Yani gerekirse 10 yıl alsın. Çünkü o aynısını insana yapar bu, psikopat demektir. O kadar azgınsa insana yapmaması için bir neden yok ki. Aynı insana yaptı diye kabul etmek gerekir. Çünkü insana yapmamasının nedeni yakalanacağından korktuğu için. Hayvanda niye yapıyor? Yakalanamayacağı kanaatinde. Demek ki bu usturuplu, uygun bir yerde yakalamış olsa bir insanı faili meçhulle öldürür de her şey yapar. Onun için ağır cezada yargılanmaları lazım hunharca olduğunda. Ve bunları rezil etmek lazım. Bütün dünyaya tanıtmak lazım sırf Türkiye’ye değil. Bunlar kitap halinde basılsın bu adamlar “hayvanlara işkence yapan adamlar” diye. Bütün dünya bilsin bunları önden yandan resimleri falan, gerekirse adresleri de verilsin. Yaptığına yapacağına bin pişman etmek lazım. Tabii bunu kanunla hukukla yapmak lazım. Kedi mesela süper tatlı hayvan sana ne yapıyor? Kudurmuş gibi hayvana saldırmanın alemi ne? Adamın bitmiyor öfkesi bir daha vuruyor bir daha vuruyor bir daha vuruyor. Deliysen tımarhaneye git tedavi ol. Zoruna ne oldu yani? Bu kanun bir an önce çıksın. Bunu bak aylardan beri söylüyoruz Allah sonunda neticesini meydana getirdi. Hayvanların işkence çekmemesi, hayvanlara işkence uygulayan, darp uygulayanların cezalandırılması ama hapis cezası. Bak nihayet bizim duamız da yenine geldi. Gece-gündüz söyleyince oluyor. Ne dediysek oldu elhamdülillah şu ana kadar. “Ne demişti ne oldu?” diye bölüm var ya oraya bakın, ne dediysek oldu.

 

(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına ve Zarrab olayına yönelik şu açıklamaları yaptı: “İran’a ticaret için onlardan izin alamayız. Türkiye’nin hiçbir zaman kimsenin onay ve takdirine izin verecek hali olmayacak. ABD terör örgütleriyle koyun koyuna girerken Türkiye’ye mi danıştı? İşlenmiş suçların yargı sahası Türkiye’dir. ABD’de kurulan mahkeme neyin nesidir? Türkiye müstemleke bir devlet değildir. Trump skandal bir karara imza atmıştır. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanımlanmasından sonra bölgede barıştan bahsedilemeyecektir. Evanjelist tezgah Trump’ın iradesine zincir vurmuştur.)

Trump zaten güçlü bir pozisyonu yok. Gitti gidecek havasında yani küçük bir çevre onu destekliyor, çocukları ailesi falan. Güveneceği adam da yok etrafında. Kardeşim, zoruna ne oldu senin? De “beni İngiliz derin devleti köşeye sıkıştırıyor arkadaş” de, işadamısın, “ben bu işi yapamayacağım” de. Yani “bana baskı uyguladılar” de açık açık söyle “şunda baskı, getirdiler heykeli burnumun dibine koydular” de. “Adamlar gece-gündüz beni sıkıştırıyorlar, homoseksüeli getirdiler benim tepeme diktiler” de. Kendini ne hallere düşürdün? Homoseksüel adamı aldı legalleştirdi kendi kafasınca. Yer yerinden oynar, İngiliz derin devletini açık açık söylesin. “Öldürecekseniz de gelin öldürün” desin “yapabiliyorsanız.” Hiçbir şey yapamazlar. Böyle hayat mı olur? Sen dindar adamsın, geliyor homoseksüel tepende, bir de kötü kötü gülüyorsun. Adamla beraber olduğunuzu söylüyorsun yani desteklediğini söylüyorsun. Kızını gönderiyorsun homoseksüellere o da onları destekliyor görünüyor. Kardeşim, aileni de kendini de mahvediyorsun. Biz seni destekledik, bunlar olsun diye mi destekledik? Ne yapıyorsun sen? Şerefinle ayrıl kardeşim. Şöyle desin “Ya İngiliz derin devleti yakamı bıraksın ben Amerika’yı idare edeyim, ya yoksa ben uğraşamayacağım, Amerikan halkı bana sahip çıksın” dersin. “Dünya bana sahip çıksın, ben bu adamlarla uğraşamıyorum” desin “İngiliz derin devletiyle başım belada” desin. Cesur olsun ne olacak yani? Hiçbir şey yapamazlar.

 

(“Dikkati Allah’ın üzerinde nasıl toplayabiliriz?”)

İnsanın işte görevi bu. Sık sık unutma eğilimi vardır, sürekli iradesini kullanıp Allah’a dikkatini verecek. Şimdi adamın mesela 10 katrilyon parası oluyor hiç unutmaz. Sabah kalkar 10 katrilyon, akşam yatar 10 katrilyon, öğlen 10 katrilyon, yemek yerken uyurken sürekli parası aklındadır hiç unutmaz. Ve o da onu motive eder. Zenginlerde bir huzur vardır bilmiyorum görüyor musunuz, baya neşelidirler yani zengin neşesi vardır. Paradan kaynaklanır o. Bir de iman neşesi vardır. Zengin malı hiç unutmaz hep aklında tutar. Genel anlamda diyorum herkes için demiyorum da genel anlamda böyledir. Müminin zenginliği, en büyük sonsuz zenginlik Allah’ın varlığıdır, imandır, en büyük zenginlik imandır. Gerçek imana sahip olan da bir kere dünya emrinde oluyor ve bütün kainat emrinde oluyor. Artık Allah’ın ruhu o noktada bütün dünyaya hakim bir güç haline gelmiş oluyor. Çünkü o insanın üstünde Allah’ın ruhu var ya, her madde o zaman Allah’ın ruhunun emrinde oluyor her şey. Müslümanlar birbirine hatırlatabilirler.

 

(“Çevrenizdeki bayanları nasıl etrafınıza topluyorsunuz?”)

Dünya metafizik ama insanlar farkında değiller. Belki Allah çok korkmalarını istemiyor o yüzden de tam sezdirmiyor olabilir. Halbuki biz birlikte yaratıldık, fakat sanki insanlar şuradan buradan yani kimi Konya’dan, kimi İzmir’den geliyor gibi gösteriyor Allah. Öyle bir şey yok bütün birlikte yaratılıyoruz. Yani bu görüntü blok yaratılıyor, içindeki insanlarla beraber yaratılıyor tek başına yaratma olmuyor. Yani insan tek başına yaratılmıyor. O görüntülerle birlikte yaratılıyor. Mesela evde o odayla birlikte yaratılır. Sokakta sokaktaki görüntülerle birlikte yaratılır ve sevdikleriyle birliktedir. O kaderdeki görüntü içinde olan herkes o kişinin dostudur. Allah’ın yaratmasıyla kimse o dostları onlarla beraber olur. Ayrıca münafıklar yaratılır küçük bir güruh, mağlup olarak yaratılır. Münafık öyle çok yeteneksiz yaratılmaz yani çok çok aptal da yaratılmaz. Zeki yaratılır da ahmaktır ama fakat zeki yaratılır. Yani lafazan olur, Allah diyor “konuşmalarını dinlersin” diyor. Dini konuları tenzih ederim, çok gevezedir münafık. Uzun uzun yazar konuşur, bütün münafıklarda vardır bu. Bir de deli enerjisi vardır bütün münafıklarda. Kafir enerjisi daha düşüktür, münafığın enerjisi daha yüksektir. Kibri enaniyeti daha yüksektir, böyle azamet azgınlık yönünden daha gelişmiştir. Küfür daha geridir. Onun için Kuran’da küfürden daha az söz edilir, münafıklardan çok fazla bahsedilir ve karşılığın da çok şedit (şiddetli) olduğu Kuran’da vurgulanır. Yani Allah’ın vereceği karşılığı şedit olduğu vurgulanır. Münafıkların en bunaldığı, Müslümanların sayısının artması. Bak şimdi münafık atağı olduğunda akıl almaz sayıda çok güzel hanım kız geliyor, dikkat ederseniz. Bir mucize olarak. Hep 19 yaşında. Şimdi münafık Müslümanlığı dağıtmak istemiyor mu? Allah tersine ve çok fazla artırıyor. Ve çok güzel insanlar gönderiyor ve çok sadık, sevgi dolu. Ama münafıkların etrafında hiç insan olmuyor. Allah zıtlık meydana getiriyor. Bak onların etrafını tamamen dağıtıyor, boşaltıyor, yalnız bırakıyor. Etraflarında hiç kadın olmuyor. Sevdikleri hiç kimse olmuyor. Tek başına sap gibi oluyorlar. Yani sırtlan gibi sokaklarda tek başına geziyor. Ama müminlere Allah, gittikçe bereketlendiriyor. Tevrat’ta da, İncil’de de geçiyor bu, Kuran’da da geçiyor. “Senin soyunu, senin çevreni bereketlendireceğim” diyor. “…bereketlendireceğim. Öyle ki” diyor “dağlara, taşlara sığmayacaksınız” diyor. “Gittikçe arttıracağım ve bereketlendireceğim” diyor. Tabii.

 

(“Cennette oksijen var mıdır?”)

Cennette, bak dikkatini çekmiş karbondioksit yok. Azot da yok. Oksijen de yok. Bu temel maddeler yok. Yani bilmediğimiz yeni bir maddeden oluşuyor cennet. Yani işin doğrusu esir. Yani asıl esirdir ana madde. Ona Kuran’da dikkat çekilir. “Allah her şeyi sudan yarattı” diyor. Su olarak geçer. Su. Ama bazen işte oksijen, karbondioksit, şu, bu falan şeklinde görünür. Bazen de başka şekilde görünür. Karbondioksitin, oksijenin anlamı kalmadığı için yani çünkü ciğer ve damar olmayacağı için, kan olmayacağı için. İnsan damarı yok cennette. Yani ciltte damar olmuyor. Yani bakıldığında cilt altında damar görülmez. Düzgün bir cilt vardır. Vücut tüyü de yok. Yani kaş, kirpik var. Saç var. Onun dışında vücut tüyü olmaz. Yani cennette vücut tüyü yok. Ama isterse olur tabii insan ayrı. Ama yok. Normal yaratılışında yok. Nefes alma var ama akciğer yok. Yani bizim bildiğimiz anlamda akciğer yok. Kan damarı yoktur insanda. Kan yok. Vücut salgısı yok. Ama isterse olur. Uyku yoktur. İşte lenfositler şu falan bunların hiçbiri yok. Maddenin yapısı, vasfı değişik yani fizik kanunları tamamen değişecek. Hepsi değişiyor fizik kanunlarının. Yer çekimi kanunu yok mesela. O, o anlamda yer çekimi kanunu yok. Yoksa mesela gökte ev olmaz. Büyük bir gürültüyle ev çöker aşağıya iner. Ama gökte gayet güzel kuş gibi duruyor. Yer çekimi olmadığı halde yerde yürüyorsun. Ama istediğin anında uçarsın. Yani öyle bir çekim mekim, öyle bir olay yok. Normal kendi insan ağırlığını hissederek yürüyor. Ama yani uçmak istediğinde de gayet rahat uçuyor. Korku yoktur cennette. Yani herhangi mesela uçmaktan korkmak, yüksekten, karanlıktan korkmak gibi veyahut herhangi bir şeyden korkmak gibi öyle bir şey yok, korku yoktur. Sadece Allah’a saygı vardır. Derin bir saygı. Derin güven vardır. O kadar. Tutku da işte bu Taif’de öğrenilen derinlikle Peygamber (sav)’de bir sevgi oluşuyor. Hz. Mehdi (as)’da da tabii Cenab-ı Allah bizim bilmediğimiz zorluklarla karşılaşacak. O da o yönden sevgide derinleşmiş oluyor. Bu şart. Kafirler ve münafıklar hasletlere kapılacaklar ayetin ifadesiyle hasletlere. Yani yapabileceği en ahmak ve en hatalı hareketi yaptıklarını anlayacaklar. Tabii kendilerini ikna etmeye çalışır münafıklar. Yani suçsuz olduklarını, günahsız olduklarını kendi kendilerine, kendi aralarında iknaya çalışırlar ve Müslümanları karalayarak kendi konumlarını dengede tutmaya çalışır. Yani münafığın iki taktiği vardır. Bir; kendini yüceltir. İşte ne kadar cesur, fedakar, namuslu, akıllı, çalışkan falan böyle kendi kendilerine muazzam propaganda yaparlar. Müminleri de tam tersi olarak anlatırlar. Ki o ahlaksızlığın verdiği acıdan kurtulabilsin. O telkinle kendini dengede tutmaya çalışır. Ama ahirete gittiğinde “nedir?” dediysen yani “bu olaya ne diyorsun?” desen hemen kahpe olduğunu söyler. Alçak olduğunu bilir. Yani kendisi söylemiyor, dili söylüyor. “Sen kahpesin” diyor kendi dili. Derisi anlatıyor, kendisi konuşmak istemiyor enaniyet yapıyor. Derisi anlatıyor. O da şaşırıyor “bu nasıl bir şey ki?” diyor “böyle kontrol edemiyorum” diyor. “Kendi bedenim bana karşı geliyor” diyor. Münafık için bedeni puttur. Çok önemlidir. Bedeni için yaşar münafık. O pis bedeni için. Mesela ev alır. O iğrenç bedenini orada muhafaza etmek için alır. Araba alır. O pis, lağım bedenini taşımak için alır. Bedeni çok önemlidir. Ama bedeni ona ahirette tam anlamıyla karşı geliyor. Yapacağı da hiçbir şey yok. Çünkü zaten küfür içinde, en sevdiği ve hizmet ettiği beden ona tamamen karşı geliyor. Her yaptığı ahlaksızlığı anlatıyor ona. Yaptığı hainlikleri.

Yunus Suresi, 62’de Cenab-ı Allah; “Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.” Mesela Peygamberimiz (sav) için de bu geçerlidir. Hz. Mehdi (as) için de geçerlidir. Onlar için korku yok, mahzun da olmuyorlar. Yani mutlaka zaferle sonuçlanıyor.

 

(“İnsanın derin düşünerek ulaştığı sonuçlar nelerdir?”)

Derin düşünme yanlış biliniyor. Yani ellerini başının arasına alır. Böyle beynini çatlatırcasına düşünür falan derler ya böyle. “Bulacağım ağabey” diyor mesela “bulacağım” diyor. Öyle bir şey yok. Yani bu şirktir zaten. Derin düşünmeyi Allah yaratır. Yani insanın kendi derin düşünme yeteneği yoktur. Öyle bir gücü de olmaz. İnsan sadece samimi olmakla mükelleftir. Çok samimi olduğunda ona bilgi gelir. Ben mesela lise son sınıflarda falan gelenekçi İslam anlayışını savunuyordum. İşte diyor ki “Hz. Musa (as), denize asasını vurdu. Deniz, 70 metre deniz dondu” diyor. Buz gibi dondu. “Öbür tarafta da dondu” diyor. “Bir koridor açıldı Hz. Musa (as) ve müminler karşı tarafa geçtiler.” Ama 70 metre deniz donmuş olarak duruyor. Sonra geçtikten sonra “firavun ve ordusu da o donmuş denizi görerek oraya girdiler” diyor. “Birden o donma açıldı. Su haline geldi ve deniz boğdu onları” diyor. “Ya Rabbi” dedim “ben bunları insanlara açıklayamıyorum. Yani açıklayacak imkanım yok.” Öbür konular da öyle yani sırf tek örnek verdim yani. Yüzlerce konu var. Cennet, cehennemdeki durumu, hepsi. “Bunları açıklayamıyorum ben” dedim. Dua ettim yani. Sonra işte düşünürken aniden maddenin olmadığı fark ettim. Ama çok önemli bir şeyi de anladığımı gördüm. Allah’a şükrettim. Bütün sırları, her şeyi açıklayacak bir bilgiye kavuşmuş oldum. Her şeyi açıklayabiliyorum. Her şeyin sırrı çözüldü. Yani binlerce konu vardı tek bir bilgiyle hepsini çözmüş oldum ve muazzam bir silaha sahip olmuş oldum. Yani bu anlattığım silahın karşısında adamlar, ne Darwinizm, materyalizm hiçbir şeyle duramıyorlardı. Yani artık acıdım adamlara ondan sonra anlatmamaya başladım. Yani kendini kaybedenler oluyordu. Mahvoluyorlardı böyle. Hatırlarım ben. Mesela bizim evde anlatmıştım. Soluk soluğa kaldı adam yani böyle çöktü. Yere çöktü falan. Bir daha vazgeçtim. Yani öyle bir kaç vaka görünce. Yani detaylı anlatmadım ondan sonra maddenin hakikatini. Çünkü konsantre olup anlıyor. Anladı mı, dayanamıyor bu sefer. Yani gücü yetmiyor. Ondan sonra gayet sakindim. Yani kendinden çok emin her şeyi anlatıyordum. Bak şu an hiç kimse karşımızda duramıyor. Ben kaşıkla oynuyorum yani en rahat hareketleri yapıyorum. Hanımlar dekolte yani en çılgın hareketler artık yani. Daha uç düşünemiyorum yani. En rahat yani Kuran’ın ölçüsü içerisinde olabilecek en rahat hareketler. En rahat yaşantı. Bu kadar münafığa, ite, kopuğa rağmen. Küfre rağmen. Gözlerinin içine baka baka destroyer gibi yara yara gidiyoruz. Münafıklar ağlamaklı sesler çıkarıyorlar sadece. O domuz sesleri çıkartıyorlar. Küfür öyle, İngiliz derin devleti öyle. Mesela muazzam bir yapılanma İngiliz derin devleti. Hiçbir şey yapamıyor.

 

(“Ve bir insan tımarhaneye sokulsa deli olmadığını nasıl kanıtlayabilir? Teşekkürler.”)

Tabii bu tımarhane konusu tehlikeli. Rusya’da eskiden, Çin’de, şurada, burada falan faili meçhul için tımarhaneler kullanılıyordu. Delilerin içine atıyorlardı insanları, orada öldürtüyorlardı delilere. Deliler cinayet işliyordu. Mecburen adamı götürüyorlar, sürükleyerek götürüyorlar. Adam da delilerin içerisinde olduğu için, onlarla tartışmaya giriyor. Veyahut onları durdurmaya çalışırken, deliler saldırıp normal insanlara özellikle, saldırgan tutum sergileme ihtimalleri olduğu için cinayetle sonuçlanıyordu. Veyahut onun aklını kaybetmesi elde ediliyordu, sağlığını kaybetmesi elde ediliyordu. Bu soğuk savaş döneminin bir yöntemiydi. Yani fikir adamlarını, aydınları tımarhaneye atarak, hizaya getirme veyahut yok etme, öldürme. Geniş çaplı kullanılmıştı o, Sovyet döneminde. Sonradan yavaş yavaş azalarak, bu dönem kaybedildi ama şu an tamamen kaybedilmiş değil. Mesela Kore’de, şurada, burada kullanılıyor bu. Mesela Kuzey Kore’de kullanılıyor. Adam bir şey yaptığında “sen delisin” diyorlar. Alıp tımarhaneye koyuyorlar. Yüksek dozda Haldol, Akineton vererek, adamı mahvediyorlar. Bedenen çökertiyorlar. Legal bir görüntü olmuş oluyor. Yani adam diyor ki, “ben ilaç veriyorum” Ölse bile, çökse bile. Çünkü Haldol ve Akineton onun kas yapısını, beden yapısını mahvediyor. Yani kan değerlerini falan da bozuyor. Bitap hale getiriyor. Dolayısıyla legal öldürme için çok müsait bir yer oluyor tımarhane. Şiddet devletlerinde, dehşet devletlerinde bu legal uygulamaların en çok rastlandığı yerdir. Eğer bir kişinin dışarda destekleyeni yoksa yani basınla başka türlü de desteklenemeyecekse yani bir demokratik tepki imkanı yoksa karanlık sistemlerde infaz kaçınılmazdır. Yani büyük bir ihtimalle orada o şahsı öldürebilirler. Nitekim bir Çeçen’e uyguladıklarını görmüştük gazetelerde yazmıştı. Tımarhaneye koydular ve adam tımarhanede öldü. Normal kendi halinde dışarıda olan bir adamdı. Sonra dediler ki “bu aklını kaybetti” dediler. Tımarhanede resmi var küçük bir yere koymuşlar. Bir süre sonra orada öldü. Ama orada kontrol mekanizması yoktu adamın.  Mesela avukatı yok şunu yok bunu yok bağlantı kurulamıyor. Şimdi bu ölümün nedeni açıkla desen açıklarlar. Kan değerleri var orada görülüyor. İşte Haldol verilmiş, Akineton verilmiş. Bünyesi çökmüş buna bağlı olarak. “Biz tedavi ettik adam da öldü.” Veyahut “tımarhanede deli saldırdı öldü” diyor. Yani “biz kasten bunu yapmadık. Yalnız tutamazdık tabii ki delilerin içinde olacak. Orada ona saldırıp öldürmüşler. Yapacak bir şey yok” gibi hapishanelerde nasıl adam öldürtülüyorsa tımarhaneler daha da müsaittir adam öldürtmek için. Ama karanlık yapılanmalarda mesela Kuzey Kore gibi yapılanmalara hiç kurtuluş yoktur Allah vermesin. Öyle bir şeyde bütün dünya kamuoyunun ayaklanması lazım ve olayı çok iyi takip etmesi gerekiyor.

 

(Londra’da Chatham House’da konuşma yapan Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı’nın Yunanistan ziyareti ile ilgili bir soru üzerine Erdoğan’ı destekleyerek “Lozan Anlaşması’na göre Türkiye’deki azınlıklar kendi liderlerini seçebiliyorlar. Yunanistan’da da Türklerin kendi dini liderlerini seçimle yapmaları gayet doğal, anlaşmanın gereği. Türkiye bu kurala uyduğu halde Yunanistan bu kurala uymuyor” dedi.) 

Tayyip Hocam Yunanistan’a sevgi kapısını açsın. Bu konuya girmeyelim. Bu tip şeylerden netice alamayız. Mesela Ermenistan’la da yani siyasi tartışmaların hiçbirinden netice alınmaz. Biz istediğimizi konuşalım, inadına doğru bile olsa aksini savunurlar. Öyle olmaz. Sadece sevgi konusundan anlaşmak lazım. Sevgi ve dostluk. Bunları bir kenara bırakmak lazım. Önce sevgiyi halletmek lazım. Sevgi hallolunca bunlar arkasından rahatça gelir. Sevgi hallolmazsa bunlar asla hallolmaz. Hiçbir şekilde hallolmaz.

 

(“İnsan şirkten nasıl kurtulabilir?”)

Dikkat edilmesi gerekiyor. Gün içinde sabah kalktığından itibaren sürekli Allah’ın her şeyi yarattığını sık sık kendine hatırlatacak. Onu yapmaya başladığında aklına bereket gelir. Yani o an bereket başlar. O insan metafizik bir varlığa dönüşür. Yani sesiz sedasız metafizik özellik kazanır. Bunun sonucundan işleri rast gider. İşleri düzgün gider. Her şeyde isabet kaydeder. Eğer tebliğ yapıyorsa ve bitmediyse tebliğ ölmez. Bakın bu çok önemli. Tebliğ yapıyor ve tebliğ bitmediyse ölmez. Ömrü uzun olur. Mesela bak bütün peygamberlerde falan öyledir. Görevi bitmediği için hepsinin ömrü uzun olmuştur. Allah muhafaza tebliğini engelleyecek hastalık olmaz. Bu çok önemli. Tebliğini önleyecek hastalık olmaz. Tebliğini yapabilecek şekilde olur. Mesela bak Yunus (as) şirke benzer bir karar aldı biliyorsunuz. “Ben yapamayacağım” dedi. Allah “git tebliğe, yap” dedi. “Ben yapamayacağım, dinlemiyorlar beni” dedi. Dinletecek olan Allah, dinlemiyorlarsa Allah dinletmiyor. Niye moralin bozuluyor dönme mübarek. Güzeller güzeli niye dönüyorsun? Gemiye biniyor o küskünlük, kızgınlıkla. Gemidekiler önce bir şey demiyorlar. Yola çıkıyorlar. Hiç adeti değilken denizin, hava akıl almaz bozuyor. Muazzam bir lodos, deniz acayip çalkalanmaya başlıyor. Adamlar diyor ki “bu normal bir gelişme değil. Aramızda bir uğursuz var” diyorlar. “Bir uğursuzluk var bir fevkaladelik var. Bu makul bir şey değil” diyorlar. Çünkü hiç ummadık bir şey olmayan bir şey oluyor. “Bunu da bizim tespit etmemiz mümkün değil. Bunu kura ile anlayabiliriz” diyor “kura atalım kurada o belli olur” diyorlar. Herkesin ismini yazıyorlar. Böyle kaba koyuyorlar. Şöyle şöyle çalkalayıp çektiriyorlar. Çekince Yunus (as)’un ismi çıkıyor kağıtta. “Arkadaş sen kusura bakma” diyorlar. “Hepimiz öleceğiz senin yüzünden” diyorlar. “Sende -haşa- bir uğursuzluk var” diyorlar. “Seni denize atacağız” diyorlar. Yunus (as) direniyor direnmesine rağmen denize atıyorlar. Akıl almaz bir şok geçiriyor. Dalgalı deniz zaten, çok şiddetli dalgalanıyor. Yüzmek için uğraşırken bu sefer de kocaman bir balık çıkıyor. Ağızını açıp yutuyor. Allah diyor ayette “karanlıklar içinde kalmıştı.” “Ya Rabbi Senden başka baki olan yok” diyor. Entel baki. Allahümme entel baki. Sürekli onu söylüyor. “Ya Rabbi beni afet. Ben hata yaptım, ben hata yaptım. Bir daha kesin yapmayacağım” diyor. Defalarca ama söylüyor, bir kere, iki kere, on kere, yüz kere değil. Allahümme entel baki. Allahümme entel baki. Sonra Cenab-ı Allah onu deniz kenarına götürüyor. Balık deniz kenarına gidiyor. Balık onu ağzından dışarıya atıyor. Normalde balık yutamaz öyle bir şeyi zaten. Yani o irilikte bir şeyi yutamaz. Atıyor ama üstünde başında elbise kalmamış oluyor. Hiçbir şey yok. Çıplak ve baygın bir şekilde atıyor denizin kenarına. Ondan sonra orada kabak bitkisi gibi genişçe bir bitki bitirtiyor. Orada bir bitki o anda Allah oluşturuyor ama aklın ihtiyarını almaz. Orada duruyor da olabilir bitki bir başkası açısından. Böyle şeyler hiç akıl ihtiyarı kalkmaz. O bitkiyi alıyor onunla örtünüyor. Edep yerini örtüyor. Muazzam bir pişmanlıkla hemen koşarak Ninova’ya gidiyor. Yeniden tebliğe. Akıl almaz bir şevk, akıl almaz bir gayret ile ihlasla yaptığı için bütün Ninova peygamberliğini kabul ediyor. Bak şevk ve heyecanın önemini görüyor musun? İllaki bu gerekir. Daha önce şevki yok. Ama o olayda şevki muazzam artıyor.

 

Münafıkların Hiç Seveni Yoktur. Uyuz Sırtlan Gibi İzbe Köşelerde Tek Başına Yaşar

Münafıklar, Allah onları yalnız bırakıyor. Lağımdan insan tiksinir ama münafıktan lağımdan daha fazla tiksiniyor insanlar. Hiç yanaşmıyor, domuz pisliği gibi görüyorlar. Bak dikkat ediyorum, kafirde bile böyle bir şey olmaz. Kafirin bile etrafında adam olur. Münafıkların etrafında bir kişi olmuyor. Felaket bir tiksinme. Yanlarında hiçbir kadın olmuyor. Ancak kadın kılığına girmiş iblis dışında, kadın kılığına girmiş trans iblis dışında hiç kimse yanaşmıyor. Ancak işte paralı fahişe falan olursa belki. Bak bu Allah’tan onlara çok büyük bir bela ve işaret. Bu işarettir işte. “Münafık nerden bellidir?” diyor. Al sana işaret. Pisliksiniz ve bütün millet tiksiniyor sizden, haklı nedenlerle ve hiç kimse yanaşmıyor. Birdenbire Allah üzerinizde bir tiksinti meydana getirdi ve herkes istisnasız tiksiniyor. Küfür bile tiksiniyor. Öbür eski nesil münafıklar da tiksiniyor. Onlar da birbirinden tiksiniyor. Hayır, it kopuk bile bak, eski homoseksüeller, hırsızlar da bunlarla görüşmüyor. Eski hırsız arkadaşları, eski homoseksüel, soyguncu arkadaşları da bunlarla görüşmüyor. O kadar haysiyetsiz, pislikler yani.

 

(“Savaşların arkasında kim var?”)

Savaş normalde halktan insanlar asla ve asla kabul etmezler. Savaş müthiş nefret edecekleri bir şey. Kan gövdeyi götürüyor, toplar, tanklar. Topluca karar alınması gerekiyor bunun olması için, deccaliyetin devrede olması lazım. İnsanların üstüne gidiyor, ülkelerin üstüne gidiyor. “Hadi kendinizi koruyun” diyor. Savaşı deccal çıkartır. Gariban insanlar da o saldırıya karşı kendilerini korurlar ve sonunda kan akar. Deccal de amacına ulaşmış olur.

 

(“Devlet, PKK’ya karşı daha fazla nasıl önlem alabilir?”)

Bir kere halkı da bu işin içine sokmak lazım. Halk da bu savaşın içine girmesi lazım, meşru ve legal olarak. Halkın istihbaratta ve savunmada da görev alması gerekiyor. Mesela bir yerde çatışma olduğunda halka da silah verip, o anda yani lokal çatışmalarda halkı da çatışmanın içine sokması lazım. Mesela 10 asker savaşıyor ama orada 100 kişi var. 100 kişiye daha silah verirsen, 110 kişi olur. 110 kişi birden çatışır ve büyük başarı olur. Burada bir elastikiyet gerekiyor, bir de PKK’nın geçiş noktalarına bomba düzeneği yerleştirilebilir. Ona da gösterilir. Dersin “bak buralarda bomba kullanacağız. Eğer geçersen buna müsaade etmeyiz.” Her yeri tıkamak lazım; geçitlerini, yollarını, her yeri tıkamak lazım.

 

Sevginin Uzmanı Kadınlardır, Tutkunun Uzmanı Da Kadınlardır

Kadınlar tabii daha sevginin üstadıdırlar. Sevginin uzmanı kadınlardır, tutkunun uzmanı da kadınlardır. Asıl alıcısı da onlardır. Erkek kadındaki tutkuyu seyreder, derinliği seyreder, aşkı seyreder. Onu seyrederken ona aşk ve tutkuyu sunar. Ama asıl membaı, kaynağı kadınlardır aşkın, tutkunun kaynağı. Üstadı da kadınlardır. Allah onlara özel yetenek, özel güç vermiştir. Hayret edecek bir güç vermiştir. Uçsuz bucaksız bir deniz gibidir sevgileri ama kadın ruhu kolayca ele alınan, kolayca bağlantı kurulan bir ruh değildir. Kadın önce güven ister, saygı ister, değer verilmek ister. Egoist, bencil bir insanı kadın sevemez. Allah’a kendini teslim etmemiş bir insanı kadın sevemez yani gücü yetmez. İstese de yapamaz. Çünkü Allah kilitler. Bir egoisti, bencili Allah sevdirmez. İstediği kadar güzel olsun, ne olursa olsun. Akıllı bir erkek çok detaylarıyla görmesi gerekir, ince ince. Kirpiklerinden tut, yüzündeki o derin ifadenin en ince kıvrımlarına kadar hepsini bilmesi gerekir. Çünkü Allah’ın sanatı takdir edilmek içindir. Allah’ın sanatını adam takdir edemiyorsa, kadın da bu takdiri göremiyorsa sevgisini yöneltemez kadın. Bak, Allah takdir edilmek ister. Allah’ın tecellisi olan kadın da takdir edilmek ister. O takdir, iyi teşhisle, iyi görmeyle olur. Bir sanatçı gibi, o detayları görmek ve o detaylardan müthiş bir heyecan duymak. Mesela güzel bir tabloyu gördüğünde insan nasıl heyecan duyuyor, güzel bir çiçeği gördüğünde nasıl heyecan duyuyor? Kadın güzelliğini gördüğünde de akıllı bir erkeğin, samimi heyecan duyması lazım.

 

(“İmanda dalgalanma yani azalmanın önüne nasıl geçebiliriz?”)

Bir kere insanlarda mantıklı düşünme eğilimi var. Mantıkla düşünme şöyle diyeyim mesela esnaf vardır dürüst esnaf vardır bir de üçkağıtçı esnaf vardır. O böyle çok berbat bir mantık geliştirir, üçkağıtçı esnaf mantığı. Halkta da bir normal mantık vardır bir de şizoit yahut şizofren şüpheci mantık vardır. Halbuki düz akılda Allah’ın varlığı hemen zaten çok sarih geri dönüşü imkansız halde görülüyor. Yani dalgalanma olacak gibi değil durum. Sen elips şeklinde bir ekranın başında oturuyorsan nereye dalgalanıyor imanın? Elips şeklinde bir ekranın içinde oturuyorsun ve bu film devam ediyor senin iraden dışında sen de diyorsun ki; “imanım dalgalanıyor” arkadaş için demiyorum yakışıklım için demiyorum genelde. Mümkün değil, ruh sahibinin ikinci bir ihtimali düşünmesi yani ciddi tasarlayarak düşünmesi on saniyede falan Allah canını alır, beş on saniyede aklını kaybeder, on saniye sürmez. Mümin imanı hiç bırakamaz hiç. Ama öyle sıradan bir felsefeci bir şey der ona nasıl cevap vereceğini düşünebilir yani kaale alarak değil. Mesela birisi bir şey söyler ona nasıl cevap vereyim diye düşünebilir. Ama bilinçli ve şuurlu olarak Allah aleyhine mümin on saniye bile düşünemez bir anda beyninin ışığı söner. Aklını kaybeder öyle bir şey olmaz. Yakışıklım kendine hiç dokunmazsan samimi olursan hiçbir şey olmaz. Ama kendini zorlamaya kalkarsan, bozmaya çalışırsan fıtratını dengen bozulur, kendini doğal haline, samimi haline bırakırsan Allah’ı samimi düşünürsen, samimi bağlantına devam edersen zaten seni Allah öyle bir şeye bırakmaz. Ruh sahibini öyle bir şeyin içine çekmez Allah. Allah’ın adetullahında öyle bir şey yoktur. Mümini imansızlığa çekmez Allah öyle bir şey yapmaz imtihan eder ama öyle bir şey yapmaz. Dolayısıyla Cübbeli diyor ya “ölürken şeytan gırtlağımıza yapışacak imanımızı kaybetme tehlikesi” öyle bir şey olmaz mümkün değil. Müminin zaten onu isteyecek gücü yok. İsteyecek yeteneği ve gücü yoktur müminin yaratılıştan öyle bir şeyi yok yapamaz beyninin gücü yetmez buna, aklının gücü yetmez böyle bir şeye, öyle bir güçle yaratmıyor Allah mümini. Ama kafirin ve münafığın gece gündüz kafası buraya göre çalışır cayır cayır ona göre yaratılmıştır onlar. Ama müminde öyle bir şey yok.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270115/sayin-adnan-oktarin-9-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270115/sayin-adnan-oktarin-9-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171209t_10.jpgFri, 02 Feb 2018 08:05:26 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 8 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 8 Aralık 2017

 

Resulullah (sav)’in Çektiği Çileyi Bütün Ümmeti Muhammed’e Anlatalım

Kimsenin bundan haberi yok. Münafıklarla nasıl karşılaşmış, müşriklerle? Sadece işte deve işkembesi atmışlar. Kardeşim, o çok küçük bir bölümü. Bak, 2 buçuk kilometre boyunca adamlar tükürüp taş yağmuru yapıyorlar, 2 buçuk kilometre yaya yürüyorlar ve yaralıyorlar. Peygamberimiz (sav)’in büyüklüğünü anlamak açısından bunlar çok önemli. Allah’ın neden Peygamber (sav)’i sevdiğini görmek isteyenler, bak o 2 buçuk kilometre tükürük ve taş yağmuru onun sevgili olmasını sağlıyor. O çile onun sevgili olmasını çünkü Allah’la bağını asla koparmıyor, asla sevgisinden azalma olmuyor, bilakis aşkı daha da yükseliyor.

 

“Ayetteki “cüsseli yapıları hoşunuza gider” ne demek?”

Münafıklar bazen kendilerini zengin gibi gösterirler, cüsseli gibi gösterir. Mesela o iğrenç işkembelerinin üstüne pis çuvallar giyer. Mesela o iğrenç elbisesi ile övünür. Veyahut bir atıyla, eşeğiyle, arabasıyla övünür. Halbuki çöp arabasında lağım götürülüyor gibi o. Şimdi araba var tamam. Araba neyi götürüyor? Lağım torbasını götürüyor. Lağım torbası artı araba. Münafığın işi bu. Onun için Allah “onlara beğeni gözü ile bakmayın” diyor. Bazı kafası çalışmayanlar onlar o lağım torbalarını taşıyan arabadan dolayı lağım torbasına bu sefer saygı duyuyor. Arabada ne gidiyor? Lağım torbası gidiyor. Yani mikrop torbası gidiyor. Ne fark eder yani? Orada bir beğeninin yanlış olacağını söylüyor Allah. Mesela diyor ki “onların konuşmalarını dinlersin.” Çok geveze olur münafıklar. Bak “konuşmalarını dinlersin” diyor Allah. Çok lafazan olur. Çünkü şeytanın etkisiyle artık kontrol tamamen şeytanın etkisinde olan dil başlar zırvalamaya. Eli ayağı her şeyi artık şeytanın emrinde olduğu için başlar zırva zırva yazılara, konuşmalara, ifadelere başlar. Ayette de “onları dinlersin” diyor. “Cüsseli yapıları da hoşuna gider” görünüşü mesela efendim eve gitse evin hükmü ne oluyor? Lağımı muhafaza eden beton, evi. Arabası nedir? Lağımı götüren çöp arabası. İstediği kadar süslü olsun. Götürdüğü ne? Lağımı götürüyor. Arabaya yazık yani. Değil mi? Arabaya yazık yani. İnsan arabaya acır yani.

 

“Bu davayı savunurken sizi tetikleyen şeyin ne olduğunu merak ediyorum?”

Ben çocukluğumdan beri çok vicdanlıydım. Adaletsizlik, vicdansızlık hep beni rahatsız ederdi. Darwinizm’in anormallik olduğunu ben ortaokulda falan anlamıştım. İlkokulda, ortaokulda. Büyük savaşların da organize edildiğini de anlamıştım. Bir derin devlet yapılanması içinde yapıldığını hissetmiştim. Çünkü olacak iş değil. Adamlar niye silahlanıp işi gücü bırakıp da, halk böyle bir şey yapmaz. “Hadi arkadaşlar birbirimizi boğalım” demez halk yani. Halk asla böyle şeyleri, böyle pisliği yapmaz. Bunun şeytani bir organizasyonla yapılması gerektiği açık görülüyor. Onları zorla bu işe soktukları belli. Almanya’da halk nefret ediyor savaştan. Herkes nefret ediyordu. Rusya’da da herkes nefret ediyorlardı ama kurtulamadı insanlar. Yani o kahpe sistem, o deccali sistem herkesi ensesinden tuttu savaşın içine soktu. Dünyanın hiçbir yerinde insanlar savaştan hoşlanmaz. Ama sistemi kontrol eden o üst güç hepsini istemedikleri halde o savaşın içine sokup öldürtüyor. O yüzden meselelere ben o gözle bakıyordum o zamanlar. Üniversitede akademiye başlayınca bütün gücümle İslam’ın yayılması gerektiğini düşündüm.  Lise sonda da öyle. Baktım yetenekliyim de İslam’ı anlatma konusunda. Dürüst olduğumu da gördüm. Samimi olduğumu da gördüm. Bayağı samimiyim. Hayatımı İslam’a adama kararı aldım. Onun dışındaki bir hayat bana çok korkunç geldi. Yani egoist bencil bir hayat bana çok korkunç geldi. Hiç yapamam yani. Çocukluğumdan beri yapamayacağım bir şey. Onun için var gücümle İslam’a, Kuran’a, Hakk’a Hakkaniyete hizmete kendimi adadım. Halen de devam ediyorum.

 

Allah Her Mehdi’ye, Her Allah Yolunda Mücadele Edene Sevabının Artması İçin Münafıklardan Bir Güruhu Musallat Eder

Cenab-ı Allah Enam Suresi 112’de, Cenab-ı Allah diyor ki bak “Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık.” Her Mehdi’ye, her Allah yolunda mücadele edene Allah münafıklardan bir güruhu musallat eder ibadet olarak. Yani ibadeti artması için, sevabı artması için ama tabii o ezilecek şekilde yaratılır münafık. Yani ezilecek şekilde yaratır, Allah öyle yaratır onu. “Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.” Münafıklar öyledir. Yaldızlı sözlerle birbirlerini kafalamaya çalışırlar. “Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı.” Ne demek biliyor musun? “Ben yaratıyorum” diyor Allah. Nasıl yapsın? Yapamaz yani. Yirmi yıl senin hizmetindeyse adam Allah bir yirmi yıl daha hizmet ettirirdi. Neden onun beyninde değişiklik yapsın Allah? Hizmet ettirmiş gücünü göstermiş Allah. İstese yine yirmi yıl daha hizmet ettirir. Öyle yapmıyor. Yirmi yıl sonra başlıyor münafıklığa. Ama “yenilmiş olarak münafıklığını göstereceksin” diyor. “Seni de ezim ezim ezeceğim” diyor Allah. “Seni” diyor “Müslümanların peygamberine” veyahut imamına, kimse Müslümanların başında olan ona “ezim ezim ezdireceğim” diyor Allah. “Ona imkan vereceğim ve o da seni ezecek” diyor. “Kaderin bu” diyor Allah. “Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.” (Enam Suresi 112) Münafığın yalan düzme yeteneğini zaten görüyorsunuz. Biliyorsunuz bütün tarih boyunca acayip bir yalan düzme ve uydurma, hikaye yetenekleri vardır. Cenab-ı Allah diyor ki Enam Suresi 113’te “Bir de” diyor Allah bak “bir de” Cenab-ı Allah ilave yapıyor. “ ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin” şimdi münafık ama ahirete inanmıyor Müslümanların içinde münafığa kalbi meylediyor bu sefer, münafığın yaldızlı sözlerine “meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar.” (Enam Suresi 113) Yani “iyice cehennemleri gelişsin” diyor Allah. “Derinleşsin” ama bak yine Müslümanların içinde bunlar fakat kalbi münafıklara meyletmiş onları güçlü görmek istiyor, onların galip gelmesini istiyor. Fakat Müslümanlardan da ayrılmıyor. Fakat gönlü münafıklardan yana. Onların yaldızlı sözlerinden etkileniyor. Onu duydukça Müslümanlara karşı hakikaten kini artıyor, nefreti artıyor. Ama gücü de yetmediği için Müslümanların içinde hem sebepleniyor ama münafık ruhu onun da kalbine tam işliyor.

 

“Kuran’da her sorunun cevabı var mı?”

Kuran’da her sorunun cevabı olmasına gerek yok. Kuran genel ahlak kaidelerini bize bildirir “alabildiğine özgürsünüz” der “bunun dışında.” Mesela “şunlar şunlar haram” işte “domuz eti, leş, kan, Allah adına kesilmeyen yiyecekler, şarap bunlar haramdır” diyor Cenab-ı Allah, “bir de vücuda zararlı olan şeyler, temiz olmayan şeyler bunları yemeyin bunun dışında ne istiyorsanız isteyin” diyor “hepsini yapabilirsiniz” diyor. Namazı tarif ediyor istediğin gibi kılarsın. Din özgürlük kitabıdır, özgürlüğün kitabıdır, sevginin ve özgürlüğün kitabıdır Kuran. Bak diyor ki: “Üstünüzdeki ağır teklif zincirlerini kaldırıyor” teklif yani şu yasak, bu yasak bu yasak diyorlar ya onları kaldırıyor diyor Kuran için. Bizim üstümüzdeki zincirleri kaldırır, bizi özgürleştirir Allah ve çok az, parmakla sayılan haramların dışında her şeyin helal olduğunu bize bildirir, bizim sevinç içinde yaşamamızı, sevgi içinde yaşamamızı sağlayan bir kılavuzdur Kuran, sevgi Kitabıdır sevgi, sevgiyi öğreten bir kılavuz.

 

“Bencil bir insan bencillikten nasıl kurtulur?”

Eğer çok bilinçli bencilse kurtulamaz mesela bilinçli yalancıysa kurtulamaz mesela münafık kurtulamaz öyle yaratılmıştır o, sadece tedbir alırsın. Müslümanların kıymetini artıran varlıklardır onlar. Israrla olmamasını istiyor insanlar Allah Allah yani “imtihan olmasın” diyor o zaman cennet olmaz yani münafık sayesinde cehennem olur, kafir sayesinde cennet olur aynı zamanda yani cennete de vesiledir münafıklar. Çünkü cennet derecesi münafıklarla elde ediliyor, cennet derecesi kafirlerle elde ediliyor. Mesela Peygamberimiz (sav)’i Taif’te taşlıyorlar o manevi makamını yükseltiyor, hakaret ediyorlar manevi makamı yükseliyor, tükürüyorlar manevi makamı yükselir, bir de zır cahil adamlar var o zaman bak dikkat edin Taif’te taşlayanlar. Şimdi mesela kanun var, hukuk var polis çağırırsın o zaman polis de yok ayağı çıplak zırdeli adamlar cahil böyle daire şeklinde sarıyorlar Peygamber (sav)’i ilerlerken habire küfür ve hakaret, habire taş atıyor, tükürüyor, taş atıyor, tükürüyor baş belası yani. Ama Peygamberimiz (sav) çok soğukkanlı hiç etkilenmiyor maşaAllah. İki buçuk kilometre öyle yürüyor, başkası olsa onu kaldıramaz Allahualem. İki buçuk kilometre çok uzun bir yol, ki saatler sürüyor bu, tabii.

 

“Toplumda şöyle bir algı var erkekler istediğini yapabilir ama kadınlar yapamaz. Bu algı ne zaman düzelecek?”

Evet öyle erkek egemen toplum yapısı tabir edilen bir yapı, binlerce seneden beri oluşturulmuş Peygamberimiz (sav) zamanında dengelendi ama sonra hemen vefatından sonra yine bozuldu yani deccalin yaptığı bir oyun bu. Deccal dünyanın en güzel varlığına kafayı takar, kadına ve kadını ezmek ister, üzmek ister, yormak ister, yok etmek ister yerine homoseksüelleri koymak ister güzel olan her şeyi tahriple görevlidir münafık. Güzel olan her şeyi tahriple görevlidir deccal dolayısıyla şeytanın görevi budur yani her türlü güzelliği yıkar. Şehirleri çirkinleştirir, binaları çirkinleştirir, kadınları çirkinleştirir mesela onun için diyor ki “kadınlar makyaj yapmasın” diyor şeytanın etkisiyle. “Yüzündeki” mesela “fazla tüyleri falan almasın” diyor. “Saçını boyamasın, parfüm kullanmasın” diyor şeytanın etkisi. Mesela “güzel giyinmesin, gülmesin” diyor bak gülme çok açık değil mi şeytandan işte “gülmesin” diyor. “Dışarı çıkmasın, müzik dinlemesin, resim yapmasın” güzel olan her şeyi engelliyor. Şeytanın görevi güzelliği dünyadan yok etmektir.

 

(Kudüs Mescid-i Aksa’daki Cuma namazı çıkışında karıştı. “Yılanın başı Amerika” diye sloganlar atarak Molotof ve taşlarla saldıran Filistinlilere karşı İsrail polisi çıkışta ateş açtı.)

Yılanın başı deccal, ne Amerika. İşte bak bu deccalin bir başarasıdır, oynatıyor onları. Mesela kurşunu sıkan adam “kurşunu yandan başkası sıktı” diyor. Adam da yanlış adrese gidiyor katil gizleniyor, İngiliz derin devletinin böyle bir sistemi vardır. Faili meçhul için katili gizler, katili alakasız yerlere çeker, gösterir. Trump garibanın teki bak şimdi onun hedef gösterilmesi mevzubahis dikkat ederseniz.  

 

“Suriye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?”

Suriye’nin birleşmesi mümkün değil. Suriye mahvoldu, Mehdiyet’in dışında da hiçbir şekilde birleşmez. Sevgi olmadan da asla olmaz. Suriye’yi birleştirecek şey Allah korkusu, Allah sevgisidir, imanladır. Onun dışında oturacak ne yer kaldı, ne de bir arada barınabilecek insanlar var. Mesela adam Şii, öbürü de Sünni bir arada barınmaları mümkün değil.

 

“Merhaba Adnan Bey ben İzmir’den Batuhan. ‘Tanrı insanı neden yaratmıştır?’ diye insanlar bize soruyor. Kendimiz de bunu düşünüyoruz. Kendi yorumum şöyle: Bence Tanrı insanı aşkı görmek için yaratmıştır. Yaratılma sebebimiz sizce aşkı görmesi için midir Tanrı’nın diye, size bir soru sormak istiyorum. Sizin tarafınızdan yorumlanmasını istiyorum. Teşekkür ederim.”

Biz sonsuz öncede vardık. Ve sonsuz sonrada da varız. Bu yanlış biliniyor. Allah insanı yaratmıştır deyince belirli bir süre sonra oldu gibi anlıyor insanlar. Sonsuz öncede biz vardık, sonsuz sonrada da biz varız. Allah hiçbir zaman için yalnız olmamıştır. Allah aşkı tabii çok beğeniyor Allah. Yani kâinatı bütün yaratmasının sebebi, Varlığının sebebi zaten aşktır. Aşkı Kendisi mükemmel yaşadığı gibi Cenab-ı Allah, Kendi tecellilerinde de yaşatıyor, Kendi tecellilerinde de görüyor bunu, Kendi tecellilerinde hissediyor ve bunu sonsuza kadar hissediyor. En yüksek duygudur, en yüksek güzelliktir. En büyük nimettir. Tutku, aşk Allah’ın tek amacı da zaten sevgidir. Allah’ın ismi de sevgidir zaten. Yani yaratılış amacı da sevgidir. Sevginin dışında hiçbir amaç yoktur. Kâinatın varlığında tek amaç budur.

 

“Bir kadında sevmediğiniz huy nedir?”

Akıllı olmaması, samimi olmaması tabii çok berbat olan bir şey. Her kim olursa olsun samimi olmaması çok kötü. Çünkü samimi olmayınca Allah’tan korkmuyor. Allah’tan korkmuyor, aklı olmuyor. Zincirleme ahlak bozukluğu oluyor. Zincirleme her türlü bozukluk olur. Samimiyet en hayati konu. Samimi olduktan sonra hepsi tamam. Her şey mükemmel oluyor. Samimiyet çöktü mü her şey çöküyor.

 

(İran’daki Vahdet Konferansı’nda konuşan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “Şii ve Sünni Müslümanlar ayrı güzergahlarda aynı hedefe giderler. Şiiler ve Sünniler emperyalizme karşı birlikte mücadele ettiler” dedi. Ruhani şunları ekledi “Bugün Şii ve Sünni, Kürt, Arap, Alevi, Sünni arasında ihtilafları çıkartan ve fitne tohumları ekenlerin kimler olduğunu bilmemiz gerekir. Bölge halkları asırlardır birlikte barış içinde yaşadılar. Oldukça farklı etnik ve mezhep bağlılarıydı ve birlikte kardeşçe yaşadılar. Halklar içine bu düşmanlık ve fitne tohumları yirmi ve yirmi birinci asırda ekildi. İslam’ın kardeşlik anlayışını anlatmalı, İslam’ın gerçek yüzünü göstermeli. Bizim gerçek vahdete, birlikteliğe ihtiyacımız var.”)

Helal olsun. Güzel insandan güzel söz çıkar. Çok güzel konuşmuş. Mehdiyet üslubunu her yerde görmeye başladık. Her yerde görmeye başladık. Daha önce böyle bir konuşma mümkün değildi.

 

“Adnan Hocam, tevekkülün önemi nedir?”

Tevekkül insanın cennetidir. Bir nevi cennettir. Dünya cennetidir. Tevekkülde korku olmaz, tedirginlik olmaz, endişe olmaz, vesvese olmaz. Yani insanın canını yakan hiçbir şey olmaz. Sadece kalp ferahlığı ve zevki olur. Dünya cennetidir tevekkül. Tevekkülü tam elde eden adam dünya cennetini yaşar. Ve karşılığı da zaten cennettir. Tevekkül çünkü Allah’a inançtan kaynaklanıyorsa karşılığı cennettir.

 

“Ben yıllardır tek merak ettiğim soru var sizin hakkınızda. Sizin ana temanız yani ana amacınız ne? Onu çok merak ediyorum. Teşekkür ederim.”

Benim amacım sadece Allah’ın rızasıdır. Allah’ın sevmesini istiyorum beni bu kadar. Benim amacım sevgi. Sevgi için yaşıyorum ben. Allah’ın sevgisi. Allah’ın rızası demek Allah’ın sevgisi demektir. Allah’ın beni sevmesi bana yeter. Çünkü o zaman bütün kainatı sevmek çok kolay ve güzel. Ama ‘Allah beni sevmez’ çok münasebetsiz bir ifade böyle bir şey olmaz. Bu bir hastalıktır öyle şey olmaz. Mümini Allah sever. Mümin de bundan kalbi emindir inşaAllah samimi Müslümanın. Fakat cehennem korkusu içerisinde de olur. Yoksa zaten Müslümanı Allah sevmeyecek kimi sevecek Allah? Tabii ki Müslümanı sever. Samimi insan tabii ki sever.

 

Onur, Kuran’a Uyan Müminlere Aittir. Küfürde, Münafıklıkta Onur Olmaz

Münafıklar şeytandan Allah’a sığınırım Allah diyor ki 139’da münafıklar “Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar?” diyor Allah. Münafıklar hep Müslümanlara onur tavsiyesinde bulunur. Kendilerinin onur bulduğunu ve küfrün yanında onur bulduklarını söylerler. Bak küfrün yanında onur bulduğunu söylerler.  “Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Nisa Suresi 139) Yani Kuran’a uyan müminlere aittir. Küfürde, münafıklıkta onur olmaz. Münafıklıkta alçaklık, haysiyetsizlik, şerefsizlik, namussuzluk, kahpelik vardır. Onun için Allah münafıkların onurunu yerle bir eder. Rezil rüsva eder. Allah onları aşağılar, yolunmuş domuz gibi tek başına yaşatır Allah. Bir mucize olarak elle tutulur belaya uğrarlar.

 

“Allah’ın bize işaret verdiğini nasıl anlarız?”

Yolda yürürken düşünürsen işareti görürsün. “Ya Rabbi o işaretleri bana hissettir” dersen görürsün. Mesela ben orada oturuyorum farz edelim kalkıp gezinmek daha faydalı olur diye düşünürsün. Allah sana onu hissettirir. Veyahut bir konu vardır onu anlatman gerektiğini Allah sana hissettirir. Hep bu işarettir. Mesela münafıkları Allah yaratır. Oradan münafıkları anlatman gerektiğini anlarsın. Çünkü normalde münafık olmadan insanlar pek münafığı anlatmazlar. Halbuki Allah münafık konusunu çok önemli görüyor Kuran’da. En çok ayet münafıklarla ilgili. Ama en az anlatılan konu münafıklardır. O zaman münafıkların çok anlatılması için Allah münafıkları yaratıyor. Münafığa da eylem meydana getirttiriyor ki münafığın eylemini Kuran’daki anlatımın aynı olunca Müslüman onu daha rahat yaşanmış bir olay olarak anlatmış oluyor. Ve yaşanmış bir olayı anlatınca da müminlerin imanı artıyor. Çünkü münafığı tarif ediyor Kuran’da Allah, bakıyoruz münafık aynısı, üslup aynısı, kelimesi kelimesine aynısı. Bütün yöntemler aynı. Hakikaten şuurları kapalı. O zaman Allah’a imanımız daha artar, Kuran’a imanımız daha da artar.

 

(Sabah Gazetesi Fethullah Gülen'in Pensilvanya'daki çiftlik evinin görüntülerini yayınladı. Haberde malikanenin otuz altı kamera ile tarandığı Gülen’in çalışma odasında ve yatak odalarında dahi kameralar olduğu, güvenlik odasına sadece en güvenilen dört kişinin girebildiği söyleniyor. Ayrıca görüntülerin FBI tarafından da yirmi dört saat kayıt altına alındığı, eve giren çıkanların da yine FBI tarafından denetlendiği, güvenlik odasında yirmi dört saat iki FBI görevlisinin bulunduğu, FBI helikopterlerinin de düzenli olarak çiftliğin üzerinde devriye gezdiği söyleniyor.)

Adamlar çok önem veriyorlar baksana yani demek ki rütbesi çok yüksek. Deccalın ona verdiği rütbenin çok yüksek olduğunu görüyoruz. Sıradan birisi olsa yani deccalın sıradan adamı olsa böyle bir rütbe oluşmaz. Büyük bir rütbe ile onu görevlendirmiş deccal. Çok büyük bir hata yapmış çok.

 

“Berzah aleminde herkes mi söz veriyor sadece sözünü tutanlar mı söz veriyor?”

Berzah alemi derken herhalde zer alemini kastediyor değil mi kardeşimiz? Zer alemi tabii aklın ihtiyarının kalktığı bir yer olduğu için orada herkes söz veriyor. Çünkü mecburlar, peygamber olarak getiriliyor. Peygamberimiz (sav) mesela o mertebeyi almış oluyor orada. Peygamber olduğunu biliyor, İsa Mesih peygamber olarak getiriliyor. Allah’ın gücü kesin gösteriliyor insanlara. Öyle bir ortamda münafığı, dinsizi, imansızı hepsi tabii uygun şekilde cevap veriyor. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyor Allah hepsi birden “bele” diyor “Evet Rabbimizsin” diyorlar. Ama sonra burada hıyanet ediyorlar hainlik ediyorlar. Orada işte aklın ihtiyarının kalkmasının nasıl riskli olduğunu gösteriyor. Allah diyor ya “Ben istesem hepsini iman ettiririm” diyor ayette “hepiniz tek bir ümmet olursunuz” diyor. Zer aleminde bütün insanlık tek bir ümmet. Hepsi İslam dininde. Tamamı tek bir ümmettir zer aleminde bak. Ve imansız tek bir kişi yok. Allah diyor ya “Ben istesem hepinizi iman ettiririm ve hepinizi tek bir ümmet kılarım” diyor değil mi ayette? Bunu zer aleminde yapıyor Allah. Herkes tek bir ümmet ve herkes iman ediyor. Ama buraya geldiler miydi sapıtan, üşüten, takla atan, oynatan her çeşit adam oluyor.

 

“Sevgiyle düşmanlık bir arada olabilir mi?”

Nasıl olsun? Tabii ki olmaz. Sevgi varsa sevgi çok sökücü ve kaplayıcı bir güçtür. Sevginin geldiği yer her yer dümdüz olur. Bulut gibi kaplar ve hepsini bitirir. Ne varsa söker atar. Sevginin temizlemeyeceği, düzeltmeyeceği hiçbir şey yoktur. Kötülük, kin, öfke hepsini söker. Sevginin gücü çok yüksektir. Kahredici bir gücü vardır sevginin.

 

“Akıllı bir insanın sohbeti ve konuşmaları nasıl olur?”

Sıkıcı olmaz oradan hemen anlaşılır. Sıkılıyorsa insan orada bir anormallik vardır. O işarettir, kalbe Allah’ın verdiği bir işarettir. Bir insanı gördüğünde sıkılmamak lazım normalde. Eğer sıkılıyorsan onda bir uğursuzluk bir şeytaniyet vardır. Kalp bir insanı gördüğünde sıkılıyorsa bir anormallik olduğu açıktır. Ya kendinde bir anormallik vardır yahut o insanda bir anormallik vardır. Ama kalp ferahlık hissediyorsa, hoşuna gidiyorsa, sözünü sohbetini dinlemek istiyorsa o da kalbe bir işarettir ki o insan iyi. O insanı dinlemesi, o insandan istifade etmesi, o insanın ruhaniyetinden faydalanması Allah’ın beğendiği bir durum olduğu kalbine öyle ferahlıkla ilkah edilir. İşaret verilir, o bir işarettir. Sıkıntı da bir işarettir, kalp ferahlığı da bir işrettir.

 

“Hz. İsa (as)’nın tekrar yeryüzüne gelişi aklın ihtiyarını kaldırır mı?”

Yo İsa Mesih’in kendisinin aklının ihtiyarını kaldırması lazım en başta. O kendini tanıyamıyor ilk başta. Bilmiyor kendisinin İsa (as) olduğunu. Bediüzzaman diyor bak “bidayeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Yakın talebeleri havassı, seçkin talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Zamanla fark ediliyor. Allah’ın orada muazzam bir sanatı vardır. Aklın ihtiyarını kaldırmama sanatı vardır Allah’ın. Mesela beynimizin içinde gözsüz görüyoruz aklımızın ihtiyarı kalkıyor mu? Bir insan dese ki sana “bir et yığını yapacağım, yağlı bir et yığını alacağım kafanın içine koyacağım. Sana göz diye iki parça koyacağım etten ama sen onun içinde üç boyutlu renkli bir dünya göreceksin ışıklı. Dışarıda ışık olmadığı halde, renk olmadığı halde sen üç boyutlu, renkli, pırıl pırıl bir dünya göreceksin. Ayrıca da sesi de üç boyutlu alacaksın, sesin yönünü bile bileceksin” desen birisine adam “amma yalan söyledin” der. “Hayal aleminden mi geziyorsun sen?” der “bu kadar abartı olmaz artık” der. “Asla inanmam” der “asla.” “Peki böyle bir şey olursa ne dersin?” dersin “bu mucize üstüne mucize, mucize üstüne mucize bu aklın ihtiyarını kaldırır” der. Yani aklın ihtiyarını tamamen kaldıracak bir şeydir “etin içerisinde üç boyutlu dünya meydana gelecek” dersen “bu aklın ihtiyarını kaldırır” der. Kaldırıyor mu? Yok. Çünkü alıştık. Ülfet meydana geldiği için kaldırmıyor aklımızın ihtiyarını. Aslında bu aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey. Adama deseler ki “mikroskopta zor görülen tek bir hücreden koskocaman bir adam olacak” desen “ve seninle konuşacak hatta o kadınla evleneceksin” deseler değil mi öyle küçük bir hücreden. “Ne diyorsun?” deseler normal akılda bir adam buna kesinlikle inanmaz. “Bu olacak iş değil” der. “Bu aklın ihtiyarını kaldırır” der. Oluyor. Aklın ihtiyarı kalkıyor mu? Yo, hiçbir şey olmuyor. Deseler ki mesela “Gökyüzünde koskoca bir taş kütlesi toprak kütlesinden bir şey yapacağız yuvarlak, içine ağzına kadar magma dolduracağız fokur fokur kaynayacak, elma kabuğu kadar da ince olacak, uçsuz bucaksız uzayda akıl almaz bir hızla bu gidecek ve hiçbir yere çarpmayacak. Milyonlarca göktaşının içinden geçecek hiçbiri hiçbirine dokunmayacak. Geçen o cisme dokunmayacak ve içi fokur fokur kaynayarak gökyüzünde gezeceksin” deseler adam dehşete düşer. “Böyle bir şeyin üstüne biner misin?” deseler “Allah esirgesin kesinlikle binmem” der. “Fokur fokur kaynayan magmanın üstüne ben biner miyim, deli miyim ben?” Der. Adam asla kabul etmez. “İncecik olacak” diyeceksin kabuk hakikaten elma kabuğu kadar incedir. Elma kabuğunu biliyorsunuz içini düşündüğümüzde magma kabuk kısmı soğuk kısmıdır elmanın. Ondan gerisi hepsi magma. Fokur fokur kaynar. “Böyle bir şeyin üstünde gökyüzünde seni gezdireceğim” desen adam yerlere yapışır “Allah aşkına yapma” der. “Düşünmek dahi istemiyorum” der. “Asla istemem” der. Şu an adam düğün yapıyor onun üstünde. Mastika oynuyor yani. Alışmış ülfet oluşmuş aklın ihtiyarı kalkmıyor.

 

Küfürle Mücadele Şarttır, Münafıkla Mücadele Şarttır

Ahzab Suresi, 60’ta da şehirde kışkırtıcılık yapacaklarını söylüyor Allah münafıkların. Ve yalan haber yayacaklarını söylüyor Ahzab Suresi, 60’ta da. Münafık ahlakını Allah tam bize göstermiş oluyor. Normalde tabii insan iki türlü olabilir münafığa dersin ki “it ürür kervan yürür” dersin hiç muhatap olmazsın adamlarla. Ama Kuran’a uygun değil bu. Kuran; teşhis edip, hükümlerini anlatıp Kuran’la benzer yönlerini Müslümanlara tanıtarak münafıklara karşı Kuran’la mücadele edilmesini söylüyor Allah. Bana ne yok. Sahabe devrinde öyle bir hata yapılmış. Münafıkları ellememişler. Adamlar da Müslümanların tepesine çıkmış. Ve katliamlar yapmışlar. Ve gelenekçi Ortodoks sistemin gelişmesinde ana zemini oluşturmuşlar. Ama zamanında bunlar etkisiz hale getirilseydi ilimle irfanla, kanunla hukukla bu pislik denizi gelişmeyecekti.

Furkan Suresi’nde Cenab-ı Allah “Öyleyse” diyor  “küfre (münafıklara) itaat etme. Ve onlara Kuran’la büyük bir mücadele ver” diyor. Bak bu namaz gibi bir ibadet yani yapılması gerekiyor. Yoksa münafık it kopuk, aşağılık takımı adam yok hükmünde sayarsın bırakırsın. Öyle yapmayacaksınız diyor Allah. “Onları yakalayacaksınız ilimle irfanla üstlerine çökeceksin, Kuran’la onlara karşı mücadele vereceksin” yani “kanunla hukukla gereğini yapacaksın” diyor. Yakasını bırakın demiyor Allah.

Bak mesela Araf Suresi, 90’da münafıklar diyorlar ki “Eğer” diyorlar “elçiye uyacak olursanız kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz.” Sakın ona uymayın diyor. Kime? Elçiye. Allah’ın dinini anlatana, sakın ona uymayın diyor. Kim diyor? Münafıklar diyor.

Tevbe Suresi’nde “Münafıklarla mücadele edin. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.” (Tevbe Suresi, 14) “Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin” diyor. Bak münafıklarla mücadele edin diyor Allah. “Onları sizin ellerinizle azaplandırsın” bu farz. Bu keyif için yapılan bir şey değil. Allah’ın emri olduğu için yapılıyor. Hor ve aşağılık kılınmaları da Allah’ın emri. “Ve onlara karşı size zafer versin müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun” müminlerde şifa bu, müminlerde ferahlık ve güzellik meydana getiriyor. Zenginlik, iyiliğe, berekete sebep olur. “Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin” tabii onların bu kadar aşağı hale gelmesi zillet içinde yaşamaları müminlerde ferahlık ve neşeye sebep oluyor. “Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 15) Münafıkların bu ahlaksızlıklarını işte anlatmak ibadet oluyor. Namaz gibi şart olduğu için söylüyorum bunları. Bunlarla mücadele ve anlatılması Allah’ın hükmü ve şart. Küfürle mücadele şarttır, münafıkla mücadele şarttır. Müslümanlara güzel davranmak, onlara sevgi sunmak, onlara hayır sunmak şarttır. İbadetlerin bunların hepsini yapmakla mükellefiz.

Mesela Muhammed Suresi 30’da Cenab-ı Allah diyor ki “Eğer Biz dilersek sana onları elbette gösteririz.” Demek ki onları bir gösterme zamanı var. Allah bak bunlar münafıktır diye gösteriyor. “Böylelikle onları simalarından tanırsın.” Pis eşkallerinden anlarsın. “Andolsun” diyor Allah “...sen onları sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın.” Yani konuşma tarzlarından da hemen anlaşılır. “Allah amellerinizi bilir.” Allah eylemlerinizi her şeyinizi bilir diyor onların yaptıklarını da biliyor müminlerin konuşma tarzını da biliyor Allah. Hatta Allah diyor ki münafıklara karşı müminlerin gücü açısından Haşr Suresi 13’te “Herhalde içlerinde 'dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz, Allah'tan daha çetinsiniz.” diyor münafıklara. Münafık çünkü Allah’a inanmadığı için, imansız olduğu için münafık Müslümandan acayip çekiniyor. Münafıktan Müslüman uzak durmak durumunda değil. Münafığın bilakis üstüne gitmek durumunda tabii ilimle irfanla ve kanunla hukukla yapacak bunu. Ama bak Allah ne diyor? “Dehşet ve yılgınlık” müminlerin onlara sunduğu bu bak “dehşet ve yılgınlık” sunuyor. “Bu konuda” diyor “Allah’tan daha çetinsiniz onlara” diyor. Çünkü Allah’tan korkmuyor o, halbuki mümin Allah’tan korkuyor. “Bu, şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir.” (Haşr Suresi, 13) Zeki oluyorlar ama ahmak oluyorlar. Aklı olmuyor zaten ahmak oldukları yazılarından, konuşmalarından hemen anlaşılır münafığın. Zırvalama tarzında ahmaktır münafık. Hatta diyor ki Allah Enfal Suresi 57’de “Bu sebepten dolayı..” diyor “..mücadelede” onlara ulaşırsan “onları yakalarsan” onların üzerine çökersen “öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar.Diyor Allah. Tabii bunlar kanunla hukukla, ilimle irfanla olur. Hatta Tevbe Suresi 73’te de Cenab-ı Allah “Ey Peygamber” diyor “kafirlere ve münafıklara karşı mücadele et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir ne kötü bir yataktır o.” Allah “onları Ben zaten mağlup yarattım” diyor. Ama her zaman diyorum kanun hukuk ne diyorsa onunla yapılması gerekiyor.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270015/sayin-adnan-oktarin-8-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270015/sayin-adnan-oktarin-8-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171208t_09.jpgWed, 31 Jan 2018 09:25:52 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 7 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 7 Aralık 2017

 

Türkiye’de Milletin Birbirini Sevmesi Çok Önemli

Bak, CHP’li, MHP’li, AK Partili herkes birbirini sevmesi lazım. Cemaatlerin birbirini sevmesi lazım. Aksi türlü çok büyük bir tehlike olur. Şimdi İsrail’de ateistler dindarları çok seviyor, dindarlar da ateistleri seviyorlar. Herkes herkese bağlı İsrail’de. Yani dinsiz bir Musevi onlar için hiç fark etmiyor. Aynı dindar gibi saygı ve sevgi duyuyorlar. Türkiye’de de böyle olması lazım, herkesin herkesi sevmesi lazım. Aksi durum çok büyük bir tehlike arz eder çok riskli olur. Onun için bu cemaatleri birbiriyle bir barıştıralım, bir sevdirelim bu muhalefet ruhu kalksın. Birbirlerinden ödleri kopuyor, eli-ayağı boşanıyor birbirini gördü mü. Ne oluyorsun?

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Kudüs konusuyla ilgili bugün şu açıklamaları yaptı: “Bugüne kadar Amerika ve İsrail’den başka dünyadaki hiçbir ülkenin 1980’de Birleşmiş Milletler kararının dışında ona aykırı bir adımı olmamıştır. Sadece bu iki ülke burada bu şekilde direnmiştir. Şimdi tekrar bunu gündeme getirerek Sayın Trump’ın neye yaranmak istediğini anlamak mümkün değil. Kudüs Müslümanların, Hristiyanların, kısmi olarak da Musevilerin adeta ibadetgahı olarak görülmüştür bugüne kadar. Müslümanların ilk kıblesidir. Böyle bir adımı atmak dünyada özellikle bu bölgeyi ateş çemberinin içine atmaktır. Siyasi liderler karıştırmak için değil barıştırmak için olurlar.”)

Karar İngiltere’de yerin altında alınmış bir karar, çok riskli bir şey. Trump’ın yapacağı bir şey değil bu. Deccalın aldığı bir karar. Adama “yapacaksın” dediler. Çünkü yaparsa kan gövdeyi götürecek. Kessinger ne dedi çok yakın bir zamanda? “Ortadoğu kan gölüne dönecek” dedi. “Ve bu savaştan İsrail zaferle çıkacak” dedi. “Bütün ülkeler yanıp-yıkılacak” dedi daha ne anlatsın?

 

Münafığı Nasıl Tanırız?

Bir kardeşimiz diyor ki “münafığı nasıl tanırız?” diyor. Nisa Suresi, 115’te diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım “Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız.” Yani Müslümanlardan ayrılır, Müslüman grubundan ayrılır. Münafığın birinci alameti bu.

Tevbe Suresi, 107 “Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.” Müslümanlara zarar vermek için ayrı bir yapı, ayrı bir grup oluşturuyor münafıklar. Ve kendilerince de iyilik iddiasıyla ortaya çıkıyorlar yani düzeltmek, ıslah etmek iddiasıyla çıkıyorlar ve Kuran’la konuşuyorlar konuşurken.

Üç; Müslümanların dağılmasını ister münafıklar. Müslüman’ın yanındayken infak etmiş olmaları canlarını yakar. Yani bir şey verdiyse Müslüman o canını yakar. Münafikun Suresi, 7’de “Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.” Diyor Allah. Bak, Müslümanlara para gelmesini, mal mülk gelmesi çok ağırlarına gidiyor ve tek hedefi Müslümanların dağılması, münafıkların istediği budur. Burada münafıklarda bu vasıfları tam görüyoruz.

Müslümanların aleyhinde konuşmalar yapar, yazılar yazar, insanları kışkırtmaya çalışırlar münafıklar. Ahzab Suresi, 60’ta, şeytandan Allah’a sığınırım, “Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.” Münafıklar kışkırtıcılık yapıyorlar şehirde müminlerin aleyhine faaliyet yapıyorlar. Yalan haberler yayıyorlar. Yani en önemli özellikleri bu münafıkların, yalan haber yaymaları ve şehirde kışkırtıcılık yapmaları. Allah diyor ki; “seni onlara saldırtırız” Saldırtan kim? Allah.

Münafıklar kimse Müslümanların başında olan kişi onu en azgın saldırganlıkla hedef seçiyorlar. Elçiye uymanın onlara kayıp getirdiğini iddia ediyorlar veyahut lidere uymanın. Araf Suresi, 90’da “Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler, dediler ki: "Andolsun, Şuayb'a uyacak olursanız, kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz.” “Sakın ona uymayın” diyorlar.

Müslümanlara kötülük gelmesinden sevinç duyarlar, Müslümanların aleyhine konuşurlar. Kötülük demeyelim de yani musibet, isabet eden bir şeyden. Ali İmran Suresi 118’de, “Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin.” Yani münafıkları sırdaş edinmeyin. “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor” Bak, “kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar” münafıklar diyor Allah. “Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur” “yazılarıyla, üsluplarıyla azgın kinlerini vurgularlar” diyor Allah. “sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür.” Yani cinayet eğilimi vardır diyor Allah. “Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.” Diye. Bunu da münafıklarda tam anlamıyla görüyoruz bu hükümleri.

Mesela yedinci madde: Müslümanlar hakkında bilgi toplayıp yandaşlarına haber taşırlar. Müslümanların bilgi toplayacak hiçbir gizlisi olmadığı için iftiralar atarlar. Tevbe Suresi, 47’de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez” çünkü münafık pislik, utanç duyulacak bir şey, yani “Müslümanlarla bir arada bulunmamalarında fayda var” diyor Allah. Yani gitmelerinde fayda var. “ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.” Mesela münafıklar da ne yapıyor? Müslümanların arasına fitne sokmak için alenen gece gündüz çaba yürütüyor. “İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır.” Aynısıyla bu da oluyor. Mesela haber taşıyan münafıklar oluyor. Mesela münafık vardı sırtlan. “Aylardan beri ben haber taşıyordum” diyor. Açıkça söylüyor. Maide Suresi, 41 “Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır.” Yani haber topluyor ve haber taşıyor, münafığın özelliği budur. Muhbirdir ve casustur münafık. Casus vasfı bak, ayetle belirtilmiş. Mesela İngiliz derin devletine haber taşır, münafıklara haber taşır. “Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar” Yani bambaşka şekilde Kuran’ı yorumlarlar.

Mesela peygamberleri, imamı o makama layık görmezler. Beyinsiz münafıklara göre sadece kendileri lider olmaya layıktır. Her münafık kendi baş olmak ister. Bakara Suresi, 247’de “Onlara peygamberleri dedi ki: “Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi.” Münafıklar diyor ki; “Onlar: “Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken” “yalnız bir adam, malı mülkü yok” diyorlar. “nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: “Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı.” Münafıkların çok ağırına gidiyor bu. “Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir.” Mesela Zuhruf Suresi, 31’de diyor ki “Ve dediler ki: "Bu Kur'an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?” Peygamberimiz (sav)’e “Ebu’l Kasım’ın yetimi” diyorlar, çok ağırlarına gidiyor. Fakir olduğu halde, sahipsiz olduğu halde peygamber olması ve lider olması çok ağrılarına gidiyor. Çevresi olan ve zengin olan insanların buna layık olduğuna inanıyorlar ve o yüzden de Peygamberimiz (sav)’i devirebileceklerine inanıyor münafıklar. Hud Suresi 91’de “Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'. Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz.” Münafıkların işte saldırganlığının sebebi odur, peygamberlere saldırganlığının, zayıf görüyorlar yani sahipsiz görüyorlar.  “Eğer yakın-çevren olmasaydı,” arkadaşların olmasaydı “gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük.” Münafıklarda hep bir öldürme eğilimi vardır. “Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” Kendilerini daha üstün görür ve güçsüz görürler.

Yine münafıklar dokuzuncu madde. Müslümanları “bize gel” diye çağırıp elçinin yanından kimse müminlerin lideri onun yanından dağılmalarını istiyorlar. Ahzab Suresi 18’de “Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları,” münafıkları “ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.” Mesela münafıklar hakikaten tek tek arayıp işte “bize gelin, bize gelin” diye bu büyük bir mucizedir aynısı ayetin. Ve kimse de gelmiyor ve yalnız başına böyle yolunmuş domuz gibi yaşıyorlar. Zaten en büyük alametlerinden biri budur bak kimse yanına yanaşmaz münafıkların, herkes tiksinir. “Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler.” Normalde kaçak, köçek, korkak ve aşağılıktırlar ama ayrılınca kahraman gibi gösterirler kendilerini işte cesur gibi gösterirler halbuki ödlek ve çok haysiyetsiz, namussuz olurlar.

On; sürekli Allah adına yemin ederek konuşuyor münafıklar ama yalancı oluyorlar, çok ahlaksız oluyorlar, laf taşıyorlar. Allah, münafıkların aşağılık olduğunu söylüyor. Kalem Suresi 10/13. “Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren” münafıkların vasfı, “(gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), hayrı engelleyip sürdüren.” Mesela Darwinizm’e karşı mücadeleyi durdurmaya çalışıyor, kitapların basımını durdurmaya çalışıyor, Müslümanların birliğini durdurmaya çalışıyor. Homoseksüelliğe karşı mücadeleyi durdurmaya çalışıyor, İngiliz derin devletine karşı mücadeleyi durdurmaya çalışıyor. İttihad-ı İslam’ı durdurmaya çalışıyor, Mehdiyet’i, İsa Mesih’i durdurmaya çalışıyor her türlü hayrı engellemeye çalışıyor. Allah onu ayette belirtmiş. Bak “hayrı engelleyip sürdüren,” hayrı engellemek münafığın özelliğidir bu ve “saldırgan” münafıkların hepsi saldırgandır kafa, göz yarar, cinayet işler, ahlaksızlık yapar. “Alabildiğine günahkar” işte hırsızlık, dolandırıcılık, üçkağıtçılık, “zorba” münafıklar zorbadır yani insanlara saldırır böyle zorla bir konu olduğunda onu şiddet ve dehşetle halletmeye kalkarlar. İşte adam bıçaklayarak, tehdit ederek ve “saygısız” diyor bak Allah ayette. Saygı bilmez münafık. Birbirlerine karşı da çok saygısız ve züppe olurlar. “Sonra da kulağı kesik,” kaşar yani psikopat olayların içinde kaşarlaşmış, kulağı kesiğin anlamı kaşar anlamına geliyor.

Müslümanlara amansız bir kin duyuyorlar, nefretleri gözlerinden akar münafıkların, sürekli kin duyarlar böyle yüzündeki o nefret elektriği, nefret ifadesi açıkça görülür. Kinleri yazılarında ağızlarından taşar, konuşmalarında ağızlarından taşar, yıllarca kinlerini içlerinde biriktirirler. Münafık böyle bir kin torbası gibidir, o kinle gittikçe gerilir şişer şişer bir gün o kini patlar. İğrenç böyle lağım gibi bir kin torbasıdır münafık. Ali İmran Suresi 118’de “Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin” bak “Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin.” Çünkü münafık bilgiyi toplamak ister ki ilerde Müslümanların aleyhine kullansın onun için her şeye kulak kabartır münafık. Müslümanın aleyhine kullanacak her türlü bilgiyi önemli görür. “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor.” Müslümanın hep aleyhine olan bilgiye esas verir münafık yani önemli görür lehine olan bilgiyi önemli görmez münafık, hep aleyhte bilgi toplamaya çalışır. “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” Mesela pislik yaparak, bakışıyla, üslubuyla, konuşmasıyla, tersliğiyle, enaniyetiyle, kibriyle, saldırganlığıyla, yalanlarıyla, züppeliğiyle, cinayete eğilimliğiyle Müslümanlara zarar vermeye çalışırlar. Bak “size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” İşte pislik yaparak, küfürle işbirliği yaparak. “Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur.” Konuşmalarında, yazılarında azgınlıkları dışa vurmuştur. “Sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür.” Orada da cinayet eğilimi ve saldırganlık vardır. Bakışlarında da Allah o nefrete dikkat çekiyor. “Gözleriyle sizi nerdeyse devirecekler” diyor Allah. Allah, “gözlerin hain bakışını bilir” diyor. Münafıklarda haindir bakışları ve nefret doludur. “Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz” diyor Allah. Ali İmran Suresi 119. “Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler.” Bazı mesela ahmak Müslümanlar münafıklara hayran oluyor. Yaptığı ahlaksızlığa, kahpeliğe, Müslüman aleyhine konuşmalara onları titizlikle takip ediyor, onlara inanma eğilimde oluyor mesela onların Müslümanlara saldırısından haz duyuyor münafık kafalı olduğu için ve münafıkların daha atak yapmasını istiyor, daha pis şeyler yapmasını istiyor onu heyecanla takip ediyor. “Onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler” halbuki nefret ediyor o ondan. “Siz kitabın tümüne inanırsınız, münafıklar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise” bak gizlideyse “size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” Akıl almaz kinlidirler diyor ve o kin de yüzlerinden taşar diyor Allah. “De ki: "Kin ve öfkenizle ölün.” Onların bu kin ve öfkenin onları çökerteceğini, mahvedeceğini ve acı içinde yaşayacaklarını Allah söylüyor. “Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.”

On ikinci madde. Müslümanlara özellikle elçiye, Müslümanların liderine haset ediyorlar. Müslümanların liderinin elçinin etrafında kendisini seven insanlar olmasına, yediğine, içtiğine, giydiğine, yaşamına her anına haset ediyor münafık. Tevbe Suresi 50’de “Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır.” Mesela güzel bir kıyafet, güzel bir yiyecek, itibar, eğlence mesela güzel kitaplar basılması, başarı her şey onları fenalaştırır. “Bir musibet isabet edince ise:” mesela herhangi bir zorluk, herhangi bir dert veyahut herhangi bir saldırı isabet edince de, “biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler.” Yani “Müslümanlardan uzak olduğumuz için bela bize dokunmadı derler” diyor. Bu iyi Müslümanlarda da var bazı iyi aile Müslümanlarında mesela uzak duruyor hakikaten başı belaya girmiyor, onu bir uyanıklık zannediyor. Bak “biz önceden tedbirimizi almıştık” yani Müslümanlardan uzak olmuştuk diyor “ve sevinç içinde dönüp giderler.” Halbuki cehenneme doğru gidiyorlar.

On üçüncü madde. Müslümanların elçiye uydukları için yani Müslümanların liderine uydukları için zarar gördüklerini, öldüklerini ve yaralandıklarını iddia edecek kadar ahmaklar. Ali İmran Suresi 168’de diyorlar ki: “Münafıklar kendileri oturup” münafıklar oturup ayrı olmayı çok büyük bir sevinç olarak görüyorlar. Zaten münafık da diyor ki: “Ya ne kadar güzelmiş ya” diyor. “Evde oturuyoruz” diyor. “Çalışma yok” diyor “hiçbir şey yok” diyor “gayret de yok” diyor. “Kitap dağıtmıyoruz, tebliğ yapmıyoruz bayağı rahatmış” diyor “geziyoruz” diyor. “Onlar, kendileri oturup kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi diyenlerdir.” Yani bize itaat etselerdi kimse saldırmazdı, bir şey de olmazdı diyor. Müslümanların kendini korumalarını akılsızlık olarak görüyor. Müslümanların pasif, içine kapalı yani gelene gidene ağam, paşam diyen ondan sonra saldırgan birisi de oldu mu, tehlikeli biri oldu mu da pısıp geri çekilen biri olmasını istiyorlar. Müslümanların kendisini koruması durumunda meydana gelecek şehadet veya yaralanmayı akılsızlık olarak görüyorlar. “Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse.” Allah, “kısa süre sonra Ben sizi cehenneme koyacağım” diyor.

Müslümanları bırakıp küfrü dost ve güçlü görürler. Nisa Suresi 139’da. “Münafıklar müminleri bırakıp kafirleri dostlar, veliler edinirler.” Hakikaten münafıklar bakıyoruz küfürle iç içeler bayağı mutlular. “Kuvvet ve onuru (izzeti) onların yanında mı arıyorlar?” Mesela münafık ailelere falan sığınıyorlar aile derken kocakarılar böyle kart iguanalar yani. “Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.”

İslam için şevkli değilken küfri konularda çok şevkli olurlar. Maide Suresi 62’de “Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta” Müslümanlara düşmanlıkta “haram yiyicilikte” hırsızlık, dolandırıcılıkta, “çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür.” diyor. Mesela normalde Müslümanların yanındayken hiçbir gayretleri yok ama günaha ve düşmanlığa acayip düşkün olurlar Müslümanların yanından ayrıldıktan sonra ve haram yiyiciliğe ve azgın aleyhte çabalarına hız katıyorlar.

Elçinin ve Müslümanların liderlerinin Müslümanların da kendileri gibi sapkın olmasını istiyor. Elçinin tebliğ ettiği dini değil kendi mantıklarına uygun olan dini istiyorlar yani Peygamber (sav)’in anlattığı dini değil. Nisa Suresi 113’te “Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu.” Peygamber (sav)’in dinini değiştirmeye çalışıyor münafık, kendi kafasına göre. Mesela Müslümanların toplu olmasını istiyor Allah. “Gerek yok ya tek başına yaşamak gerekir” diyor. “Hz. İbrahim (as) tek değil miydi?” diyor. Kardeşim Hz. İbrahim (as) tekti de ilk vahiy geldiği için tekti. Karısına dini anlattı mı iki, yanında çalışanlara anlattı mı üç, diğer Müslümanlara anlatıyor on iki sonra ne oluyor? Yüz yirmi bin. Sonra milyarlar oluyor, nasıl tek oluyor? Nisa Suresi 89, “Münafıklar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler.” Onlar gibi böyle ahlaksız olmaları, dağılmayı işte kitap çalışmaları yapmayacaksın, Darwinizm’e karşı mücadele yapmayacaksın, homoseksüellerle mücadele yapmayacaksın, İngiliz derin devletine karşı çalışma olmayacak, deccaliyete karşı mücadele yapmayacaksın, İttihad-ı İslam’ı savunmayacaksın, Mehdiyet’i anlatmayacaksın, İsa Mesih’in gelişini anlatmayacaksın. İman hakikatlerini, Kuran mucizelerini anlatmayacaksın pasif olacak Müslümanlar dağılıp gidecekler bunu istiyorlar. “Kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız.” Çünkü münafık tek kalıyor ya yalnız, onun Allah’tan bela olduğunu kabul etmemek için Müslümanların dağılmasını istiyor ki onlar da tek tek olsunlar. Halbuki bak sizi böyle Allah, domuz damgalar gibi damgaladı tek olacaksınız ve domuz gibi tek başına çöllerde yaşayan domuz gibi tek başına yaşayacaksınız ve herkes sizden tiksinecek ve ömür boyu tiksinti içinde Müslümanlar sizden uzak duracak. Ve tek başına domuz gibi öleceksiniz ve domuz gibi de cehenneme gidecekseniz. Bak diyor ki Allah: “Münafıklardan ne bir veli edinin, ne de bir yardımcı.” “Sakın!” diyor Allah.

 

“Allah’ı anmak ne şekilde olur?”

Aslında bu pek bilinmiyor ama Allah’ın sürekli kalpte tutulmasıdır Allah’ı anmak. Sözle anma vardır da ama en önemlisi sürekli hafızada olmasıdır Allah’ın. Allah’ı anmadan asıl gaye budur. Sürekli Allah’ın bilinçte olması. Yoksa dil olarak insan sürekli Allah Allah diyemez. Çok zor. Bilincinde olacak sürekli Allah’ı aklında tutacak, Allah’ı sevecek, aklında Allah’ı tefekkür edecek, düşünecek. Sanatını, üstünlüklerini, güzelliğini, sonsuzluğunu kalbinde tutacak.

 

“İnsanı en çok ne mutlu eder?”

Allah’a aşık olmak. Onun üstüne yoktur. Onun dışında mümkün değil mutlu olmak. İmkansızdır. Allah’a aşıksan bütün kainata aşık olursun. Kainat da sana aşık olur. Sonsuza kadar güzellik içinde yaşarsın.

 

(İsrail savunma güçleri Twitter’dan yaptığı açıklamada Gazze’ye komşu olan alanda teyakkuz durumuna geçildiğini belirtti. İlk olarak olası bir saldırının ihtimalinin incelendiğini kaydeden İsrail savunma güçleri daha sonrasında yaptığı açıklamada Gazze şeridinden İsrail devletine yönelik olarak iki füze ateşlendiğini ancak bu füzelerin hedefe varmadığını duyurdu.)

Hiçbir anlamı yok, mantığı yok. Tehlikeli de, çoluğu çocuğun tepesine gelir yani savaşıyorsan dersin “arkadaş ben savaş ilan ediyorum” dersin çıkarsın. Diyorsun ki “ben barıştım” diyorsun. Sonra “sana füze atacağım” diyorsun. Bu savaş hukukunda olmaz. Savaşacaksan açık açık söylersin. “Arkadaş seni düşman olarak görüyorum ben de senin ile savaşacağım” dersin. Adam da ona göre tedbirini alır. Ama sen ne diyorsun? “Ben barıştım seninle dostum” diyorsun adam silahı indiriyor sen çekip adamı vurmaya kalkıyorsun. Böyle şey olmaz. Barıştıysan barışmışsındır. Savaşıyorsan da açık açık söyle dürüst ol yani. Tabii savaş istemeyiz ayrı mesele de.

 

“Müminler öfke duyar mı?”

Öfke tabii duyar. Duyması gerekir. Ama münafığa öfke ibadettir. Buğz denir ona buğz. Mesela kâfirun ve kafirat. Münafıkun ve münafıkat efendim bunlarla mücadele eğer kafir atağa geçtiyse tabii ki buğz edeceksin. Münafığa ömür boyu buğz etmekle mükellefsin. Münafıkta buğz kesilmez. Kesintisiz ama öfke derken tabii kontrolsüzlük, akılsızca hareketler falan anlamında değil. Hamiyeti İslamiye yani bir gadap hissi. Bir mücadele azmi, o hırs, o azim, o kararlılık ona denir.

 

“Şevksiz ve isteksiz yapılan işlerin sonucu ne olur?”

Tabii ki o kadar bereketli olmaz. Görünümü güzel olmaz. İstekle ve samimiyetle olması lazım. Onun olması için de her işin Allah’a adanması lazım. Çay içiyorsan Allah’a adayacaksın. Sohbet ediyorsan Allah’a adayacaksın. Seviyorsan Allah’a adayacaksın. Cihat yapıyorsan Allah’a adayacaksın. Bir şey alıyorsan Allah’a adayacaksın. Araba alıyorsun mesela “Ya Rabbi sana adadım” diyeceksin. Ev alıyorsan Allah’a adayacaksın. Eş alıyorsan Allah’a adayacaksın. Allah’a adarsan Allah seni sever. Ve tecellisini sana hayırlı hale getirir. Sen Allah’a adamıyorsun. Araba ne? Allah’ın tecellisi sen ama Allah’a adamıyorsun. Allah o arabayı hurdaya çevirir. Bereketini görmezsin. Eş alıyorsun putlaştırmışsın. Allah’a adamamışsın. Sana canavara döner o başına bela olur. Yemek yiyorsun Allah’a adamıyorsun. Başına bela olur yemek. Hasta eder seni. Allah’a adamak her şeyi Allah’a adamak lazım.

 

“Ölümü düşünmek Allah korkusunu arttırır mı?”

Zaten Allah en sert tedbiri almış. Çok sert bir tedbirdir Allah korkusu bayağı şiddetli bir tedbir. Ama buna rağmen insanlar hizaya gelmiyor. Çok azılı varlıklardır insanların büyük bir çoğunluğu. Allah “zalim, cahil ve nankörler” diyor. Ölüm hizaya getirmiyor adamları artık yani bela hastalık şurada dursun cehennem hizaya getirmiyor. Cehenneme gidiyor orada bile azgın. Çok acayip bir varlıktır insan. Büyük bir bölümü böyledir.

 

“Tutku nedir, nasıl yaşanır?”

Tutku Allah’ın en büyük mucizelerinden birisidir. Yedinci duyudur. Altıncı duyudan sonra yedinci duyudur. Tarifi mümkün olmayan bir hazdır. Çok şiddetli yüksek bir hazdır. Mesela çikolatadan insan belli derecede haz alır, onun üstüne çıkamazsın. Üzümden, elmadan belirli bir derecede ama tutkuda hazzın limiti yok. İnsanı delirtecek dereceye kadar gider. O kadar çileden çıkaracak dereceye gidebilir. Haz çok çok yüksek bir nimet olarak insanda gelişir tutku durumunda. Tutku Allah’ın aşkına açılan kapı. Allah aşkında meydana gelen, vücutta meydana gelen şiddetli haz ve lezzet. Allah’ı çok sevdiğinde kul, Allah’a tam teslim olduğunda Allah insan şeklinde tecelli eder. İnsan şeklinde ve kulunu sevdirir. Onu ona sevdirir, onu ona sevdirir. Her iki ruh da onundur bak Allah’ın ruhudur yalnız.  Seven de sevilen de Allah’tır. İkisi de Allah’ın tecellisidir. Cennet gücü verir ve o tutku alabildiğine gelişir imanın derecesine orantılı olarak. Şahıstaki iman ne kadarsa o kadar gelişir. Sadece iman ehline mahsus gizli bir duygudur, yedinci bir duygu. Çiftlerden yediyi. Yani her iki insanda da o yedinci duygu vardır. Kadında da erkekte de. Çifttir insanlar bir kadın bir erkek. Dolayısıyla cennet zevklerinin en belirgin olanıdır. En şiddetli yaşananıdır. Bütün cennet zevklerini yaşamak dünyada mümkün değildir. Bir tek tutkuda cennet zevkine yakın zevk oluşur. Çünkü onda kapı açık. Yol açık gider de gider. Ama cennet zevki olarak mesela diyorum müzik dinliyorsun belirli bir zevk alırsın. Yemek yiyorsun belirli bir derecede. Ama tutkuda insan bayılacak dereceye gelir. Mesela ben sizde sevgi reaksiyonlarına bakıyorum benim canlarımın yüzde altmış, yüzde yetmişe çıkıyor kalp atışı. Hatta ben bazen çekindiğim için görüşmüyorum. Çok şiddetli sevdiği için, delirecek derecede seviyor riskli görüyorum kaldıramaz diye geri çekiliyorum. Yüzüne bakarken bile kendini kaybediyor sevginin şiddetinden. Ama tabii cennette bu beden gücü çok yüksek olduğu için en yüksek tutkuyu bile çok rahat kaldırır beden. Ama dünyada belirli bir dereceye kadar dayanacak kadardır. Çok çok yükseğini de o kadar kaldıramaz beden. Onun için orada durdurulur. Tutku kontrol altında tutulur. Dolayısıyla Allah’ın büyün bir mucizesidir. Hiçbir şey yokken kalp sevgiyi anlıyor, beden sevgiyi anlıyor, gözler anlıyor, dudaklar anlıyor. Her yer anlıyor bütün vücudu anlar. Bütün hücreler bayram yapar tutkuda. Müminlere has özel bir mucizedir. Gözle görülür, yaşanan bir mucizedir. Küfür bilmez. Münafık hiç bilmez. Ne yaparsa yapsın bilmez onun için münafıklar hep homoseksüel olurlar. Sırf ahlaksızlığın, Allah’a isyanın çirkin heyecanını yaşamak isterler. Homoseksüellikten gayesi Allah’a isyanın iğrençliğini yaşayıp küfür heyecanını yaşamaktır. Zevk değildir o pislik heyecanıdır. Mesela adam öldürmek ister onun heyecanını yaşamak ister şeytani heyecanını. Zevk için adam öldürenler var ya söylüyor mesela “zevk için” diyor. Adam dövüyor zevk için, şeytani zevk için. O tarzdadır münafıklarda da. Dolayısıyla ehli imana mahsus hususi çok çok hususi özel, gizli, mucize olan bir nimettir tutku.

 

“Kıyamet çok yaklaştı insanlar neden bunu önemsemiyor?”

Zaten Allah onu sık sık Kuran’da belirtir. “Kıyamet yaklaştı” der ama diyor bak Allah ayette de “Senin hatırlatmaların onların azgınlığından başkasını artırmıyor” diyor Allah ayette. Allah onu öyle yaratıyor. Küfrün hak ettiğini göstermek için Allah söylüyor bak “müstahaksın dahasına da müstahaksın” diyor. Onun için Allah’ın cehennemde intikam alması da müminlerin çok hoşuna giden bir şeydir. Ve kendi değerini daha iyi bileceği bir şeydir. Cehennemi önemsemeyen, kıyameti önemsemeyen insanların içerisinde müminlerin yetişmesi çok değerlidir. Müthiş bir manevi makam gelişir. Kömürün içinde elmas çok iyi fark edilir. Bir de ışıklandırılırsa daha da iyi fark edilir. Siyah kadifenin üstüne koyarlar elması. Zemin simsiyah olacak elması da koyacaksın ışığı verdin mi cayır cayır yanar. Allah’ın adetullahı budur müminleri az yaratır küfrü güçlü ve çok yaratır. Ama buna rağmen küfrü ezer müminleri hakim eder. Hep böyle yapmıştır. Kader böyledir.

 

“Allah’a iman edenlerin sevgisi nasıldır?”

Eğer gerçekten iman ediyorsa bütün günü cennet gibi. Ama bağlantıyı kesmemesi lazım. Çok tehlikeli olur o. Yani bir şirk musluğu vardır. Onu mümin bazen istemsizce açar. Bayağı boğulur, çok canı yanar. Şeytan açar o musluğu, ona müsaade etmemek lazım. Şirk musluğu açıldığında acayip boğulur insan. Dikkati de dağılırsa o musluk daha da beter akmaya başlar. Şirk musluğu kapalı olması lazım. Allah’la iman bağlantısında, şirk sızıntısına hiçbir şekilde müsaade edilmemesi lazım. Israrla ve kararlılıkla. Halk içinde olur, şirk bırakır akar da akar tepesine şirk. İnsanların hatası, o insanlara bakıp “millet yıkanıyor, ben de yıkanayım” kafasına girer, aman ha. Nadir insan Allah’la bağlantıyı kusursuz devam ettirir. Gayet kolaydır ama peşi bırakılırsa yağmur gibi şirk yağar insanın tepesine. Çok özen göstermek lazım. Genellikle insanların etkisinde kalarak şirkin musluğunu açıyorlar. Çok özen göstermek lazım. Gayet kolaydır. Çok rahat bir yöntemdir şirkin kapatılması ama insanlar sanki büyük bir savaş gibi görürse bunu yorucu olur. Doğrudan kapatırsın muhatap olmazsın. Şirke niye mecbursun, niye ihtiyacın olsun? Yapmıyorum Allah Allah bitti, istemiyorum. Yani pisliğin akacağı varsa mümin bunu asla kabul etmez, kirletir. Şirk musluğu pislik akıtır. Aman ha daima kapalı tutacak, sadece nur akacak Müslümanın üstüne nur, onun dışında bir şeye müsaade etmemek lazım.

 

“Yalan söyleyen insanların ruh hali nasıldır?”

Münafıklarda çok şiddetli yalan vardır. Ama ben böyle manyaklık görmedim. Şiddetli akıl hastalığı şeklinde. Böyle hastadır, bunlar düzelmez. Münafikun Suresi’nde, “Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafikun Suresi, 1) diyor. Münafıkların ünlü özelliğini Allah Kuran’da belirtmiş, hastadır yani acayip yalan söylerler. Münafıkların yalan söylediklerine Allah “Ben şahitlik ederim” diyor Allah. Müslümanlar Kuran’ın tamamını esas alır, münafıklar sadece Kuran’ın kendilerine uygun kısımlarını alırlar. İşlerine gelen yerlerini alırlar. Onu da değiştirerek yani mesela diyor ki, Allah hep söylerim, çok önemli bu, hep münafıklar aynı şeyi kullanırlar çünkü. “Hz. İbrahim tek başına bir ümmetti.” Tamam o an vahiy gelmiş tek başına ümmet. Peygamberimiz (sav) tek başına ümmet değil miydi vahiy geldiğinde? Tek başına ümmetti. Aşağı indiğinde ne oldu? Eşine anlatınca iki, Hz. Ali (kv)’ye anlatınca üç, Ebubekir (ra)’e anlatınca dört. Bre ahmak o anı söylüyor Allah “Tek başına ümmetti” derken, o anı. Yoksa Müslümanlar ayrı ayrı yaşayacak demiyor ki Allah. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi bir arada yaşarlar, dünyanın herhangi bir yerinde müminlere bir saldırı olunca, hep birlikte karşı koyarlar” diyor Allah. “Ayrılıp, dağılmayın” diyor Allah. “Gücünüz elden gider” diyor. Sen nereye yalan söylüyorsun?

 

“Başınıza gelen en kötü ve üzücü olay neydi?”

Hiçbir olay kötü ve üzücü olmaz. En kötü dediğin olay en iyi olaydır. En üzücü dediğin olay en iyi olaydır. Mesela tutuklandım en güzelidir. Tımarhaneye kondum o daha da güzeli. 14-A servisine alındım azılı delilerin yerine götürüldüm orası daha da güzeli. En şiddetli kış olmuştu ben kapısına götürülürken. Tımarhanenin kapısına götürülürken yolda kar başladı araba ilerleyemedi artık karın şiddetinden. Polis arabası ilerleyemedi. O kadar yoğun kar yağdı o zaman. En güzel olay odur. En zor olan, en nefse ters gelen, en güzel imtihandır. En güzel imtihan da en çok sevap kazanılandır. Dolayısıyla en üzücü, en kötü olay denilen şey ters biliniyor. En çok sevap kazanılan, en çok takvaya ulaşılan olay demek lazım doğrusu budur.

 

“Müslüman münafığa şefkat duyar mı?”

Münafığa şefkat duymak haramdır. Duyuyorsa küfür alameti gösteriyor demektir. Peygamberimiz (sav) diyor, “Aranızdan onlara sevgi duyanlar var” diyor. Onun haram olduğunu, küfür alameti olduğunu, şeytani bir eylem olduğunu söylüyor. Hatta “haber götürürler” diyor “bir kısmınız onlara.” Yani sempati duyuyor onlara artık şeytana kalbini kaptırmak üzere adam hastalanmış münafığa eğilim duyuyor.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269998/sayin-adnan-oktarin-7-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269998/sayin-adnan-oktarin-7-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171207tt_05.jpgWed, 31 Jan 2018 02:31:39 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 6 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 6 Aralık 2017

 

Kadınların Peygamberimiz (sav)'i Sevmeleri, Münafıklardan Uzak Durmaları Münafıkların Çok Ağırına Gidiyordu

Kuran’da insanların anlayamadığı, fark edemediği birçok olay oluyor. Mesela Peygamberimiz (sav)’e Cenab-ı Allah diyor ki “Bundan sonra kadınlar eşler, onları başka eşlerle değiştirmen sana bundan sonra haram, güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diyor. Bu, münafıkların fitne çıkarmasına karşı Peygamber (sav)’e Allah’ın aldığı bir tedbirdir. Çünkü münafıkların çok ağrına gidiyor Peygamberimiz (sav)’in hanımlarının çok olması. Hanımlar çok seviyordu Peygamberimiz (sav)’i ve Ehli Beyt’ini çok seviyordu. Münafıklardan da lağımdan tiksinir gibi tiksiniyorlardı. Onun için münafığın yanına kadın yanaşmaz, bu ölçüdür. Bakın, bak çok net ölçüdür çok garip değil mi yani çok şaşılacak bir şey. Münafığın yanına kadın yanaşmaz. Ama fahişe falan olursa o ayrı mesele. Onun dışında münafığın yanına kadın yanaşmaz, bak çok elle tutulur bir şey. Ve münafıklar yalnız olur, bak bu da çok elle tutulur çok net bir şeydir. Dostu olmaz münafığın yani etrafında böyle insanlar olmaz. Seveni olmaz yani münafığın. Münafık kendini yerden yere atar çırpınır çok uğraşır hakikaten, destanlar yazar uğraşır, aldığı şey sadece nefrettir ve yalnızlıktır hep tecrit edilmiş yaşar. Ama işte böyle hani bunak münafıklar şunlar bunlar olursa onlarla beraber belki onlara pilav yedirebilirler, onun dışında hep yalnız. Ve kadınlar nefret eder münafıklardan bu çok önemlidir, ne yaparsa yapsınlar.

Kuran’da münafıklarla ilgili hükümlere baktığımızda ucu-sonu gelmeyen fitneler çıkarttıklarını görüyoruz. Peki Peygamber (sav)’e ne yapabilmişler? Hiç. Peygamber (sav) aslanlar gibi mücadelesine devam etmiş. Hiçbir şekilde ne yolunu kesebilmişler ne önleyebilmişler. Mesela o zamanlar Sasanilerle işbirliği yaptıkları halde, Sasani devletiyle yine hiçbir netice alamadılar, hiçbir netice alamadılar. Roma derin devletiyle işbirliği yaptıkları halde yine netice alamadılar. Kendilerini yerden yere attılar yine netice alamadılar. Peygamberimiz (sav) gayet güzel yoluna devam etti.

Peygamberimiz (sav)’in yediğine içtiğine de çok haset ediyorlardı. Hayatına, kıyafetlerine, güzelliğine, insanların onu sevmesine çok haset ediyordu münafıklar. Allah münafıklarla müminlerin mücadele etmesini ister. Bu mücadele dikkatlice bakıldığında çok zevklidir, mümine çok hayat verir, sevinç meydana getirir ve müminde yenilikler, ataklıklar, güzellikler meydana getiri. Çünkü mümin münafığı kızdırmak istediği için daha çok nimet göstermek durumundadır. Çünkü münafığı en çok kızdıran şey nimettir. Mesela Peygamberimiz (sav) o yüzden Bizans cübbesi giyerdi çok şık. Mesela ipekli kıyafet giyiyordu kızdırmak için, münafıklar çileden çıkıyordu. Mesela en güzel hanımları alıyordu, münafıklar çileden çıkıyordu. Hz. Hasan (ra),  Hz. Hüseyin (ra) mesela çok şık giyiniyorlardı, ipek giyiniyorlardı. Bak münafıklar ne dedi? Dediler ki Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra) için ipek giymelerine karşı haşa “o devirde bit yaygındı” halbuki münafıklarda bitlenme vardı, müminler tertemiz nur gibiler çok çok temizler. Ama o Dırar Mescidi’ni bit basmıştı bitliydi o mescit. “Bitten korunmak için ipek giyiyor” diyordu Hz. Hasan (ra) için, görüyor musun yalanı? Bak münafık yalanının azgınlığını görüyor musun, münafık kinin azgınlığını? Dolayısıyla münafıklar bu kadar çırpınmalarına rağmen hep yalnız yaşadılar hiç sevenleri olmadı bela ve pislik içinde ölüp-gittiler. Ve akıl almaz bir emek verdiler Müslümanlara karşı. Müslümanlar dağılsın, İslam dursun diye emek verdiler. Dağıtmaya çalıştıkça Müslümanlık acayip bereketlenir genişler. Münafık olmadan atalet oluyor müminlerde. Münafık atağında müthiş bir zenginlik, bereket, güç, hoşluk ve güzellik olur. Mesela Peygamberimiz (sav)’e atak yaptıklarında hep daha çok kadın geldi Peygamberimiz (sav)’e, daha çok zenginlik geldi, daha çok İslam yayıldı, daha çok talep oldu, sahabeler daha çok bağlandılar. Ama münafık atağı olmadığında durağanlık oluyordu mesela bu çok acayip bir şey. Münafığın atağı bereketli yağmur gibidir mümine çok yarar. Ama müminin atağı münafığa büzücü etki yapar, büzülür münafık.

 

Derin Devletler Ahlaksız İnsanları Hemen Bulur ve Müslümanlara Karşı Kullanmaya Çalışırlar

 

Derin devletler böyle köprü altı çakallarını, haysiyetsiz, namussuzları böyle şerefsiz insanları hemen diğer ahlaksızlardan duyup bulurlar. Müslümanlara karşı istimal etmeye kalkarlar, kullanmaya kalkarlar. Münafık normalde ahmaktır, ama derin devlet yönlendirdiğinde hareketli hale gelir yani onu yönlendirir. Fakat tabii dezavantajı derin devletin bunların ahmaklığı, şeytani zeka olur ama korkunç ahmak olur, atak yaptıkça büzülür, atak yaptıkça üzülür, atak yaptıkça batar yani ona batar, sıkıntılar batar yani.

 

Münafıklar Felaket Ödlek Olur Ama Kendilerini Çok Cesur Göstermeye Çalışırlar

Mesela Peygamberimiz (sav)’in savaşlarına hiç katılmak istemiyorlardı çok ödleklerdi, ama akıl almaz cesur gösterirler kendilerini. Dilde bunlarda acayip şamata vardır. Halbuki köpek gibi korkaktırlar böyle uyuz köpek gibi felaket korkaktırlar. Ama kendi kendilerini doldurur münafıklar, işte “şöyle cesuruz böyle cesuruz” işte “şunu yaparız bunu yaparız” bilmem ne yapar. Ama kökeninde Allah’a inanmadıkları için çok korkaktırlar. 

 

(Trump az önce açıklama yapmış Adnan Bey. “Tüm Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyoruz. Büyükelçiliğimizi oraya taşıyacağız” demiş. Rusya da bu kararı eleştiriyor.)

Ama bu çok büyük bir kargaşaya sebep olur. Çok büyük hata yapıyor olur mu öyle bir şey? Üç dinin özgürlüğü çok önemli. Bence bu işi hiç İsrail karıştırmasın bu tamam bu şey. Tel Aviv başkent olarak kalsın, bu bayağı olay çıkartır, bu boş yere bölgede savaş meydana getirir yani büyük felakete sebep olur hiç hiç gereği yok boş yere kan dökülür olay çıkar. Bu Kudüs’te var, Museviler de var, Müslümanlar da var normal yaşıyorlar, orayı siyasi başkent falan yapmaya gerek yok. Zaten küçük bir şehir Kudüs, tarihi bir şehir, orası tarihi bir şehir olarak kalsın. Dini, İslami bir yönü var Museviler yönünden kutsal, Hristiyanlar bölümünden kutsal bu haliyle muhafaza edelim. Şimdi siyasi başkent oraya diplomat arabaları gelecek bilmem ne, büyükelçilikler taşınacak zaten ufacık bir şehir, her yer tarihi binalarla dolu orada hareket edilecek yer kalmaz daracık zaten orası, sokaklar öyle her yer öyle. Orasının tarihi şehir olarak kalmasında fayda var onu biz İsrail meclisine dilekçeyle sunalım, çok yanlış olur bu. Mühim olan Musevilerin orada rahat yaşaması, rahat yaşıyor. Dindar Museviler çok miktarda var. Büyükelçiliklerin ne işi var orada? Akıl almaz kalabalık bir hale gelir orası o zaman. Bütün dünya elçiliklerinin orada olduğunu düşün koca koca binalar bilmem ne falan ufacık bir şehir trafik falan ne hale gelir orası? Felç olur. Ne faydası olacak onun ayrıca? Dini yönü önemli Kudüs’ün, dini yönden çok rahat İsrail kullanabiliyor o Kudüs’ü, onda bir sorun yok o zaman ne gerek var? İlhak bilmem ne bunlar çok büyük olaylara sebep olur. İlhakı çağrıştıracak, onu hatırlatacak şeyler yapmasa bile kanunen hukuken oraya doğru gidecek bir şey çok büyük olay olur.

 

(“İnsanlar Mehdiyet’in gelişmesi için ne yapabilir?”)

Mehdiyet’in gelişmesi için samimi olabilirler ilk yapılacak şey samimiyettir, yatıştırıcısı olmak, sevgi dolu olmak, aklıselim sahibi olmak, fert fert yapabilecekleri budur. Bir de telaş etmeye gerek yok Mehdiyet kendi doğal akışı içerisinde şu an ilerliyor. Allah gökteki alametlerle, yerdeki alametlerle ilerletiyor ve insanların kalbinde Mehdiyet’e göre zaten ısındırıp geliştiriyor. Şeytanın, münafıkların telaşı da bundan zaten yani bir telaş var görüyorsunuz. İnsanların kalbine Allah’ın vahiy etmesi en önemlisi bu oluyor yani insanlara bizim anlatmamızla Mehdiyet pek gelişmez öyle bir şey olmaz. Allah’ın insanların kalbini açması, kalplerine Mehdiyet’i vahiy etmesi yani İttihad-ı İslam’ı vahiy etmesi Müslümanların Birliği’ni vahiy etmesiyle oluyor. Bu da insanlarda farkına varamayacakları bir yönden oluyor.

Kitap dağıtın en güzeli kitap dağıtmaktır, her insana mürşit verin, hoca verin insanların hocaya, mürşide ihtiyacı var, en iyi hoca mürşit de kitaptır. Herkesin evine evde gece gündüz oturacak bir hoca, bir alim vermiş oluyorsunuz; kitap. Kuran’ı olmayan eve Kuran alalım. Kitap olmayan evlere de kitap. Benim kitaplarım çok iyi bayağı ideal etki yönünden çok iyi. Benim kitaplarımın olduğu bir evde deccali bir tartışmanın olması mümkün değil yani deccaliyetin girmesi mümkün değil bunu herkes görüyor bir iddia değil yani mümkün değildir. Hiç yoksa internete indirip, bilgisayarına indirip oradan arkadaşlarına, dostlarına okutabilirler yani en güzeli okutma yoludur veyahut okuyup anlatma yoludur veyahut okunmuşu dinletmek yoludur. Kulağı da devreye sokmak lazım, duyarak da çok önemlidir çünkü beyindeki sistemlerden duyma ayrı bir güçtür beyinde o kalıyor. Duyduğunda kalır ama hem okuma, hem duyma varsa tabii bu daha şiddetli gücü daha yüksektir ama duyma da en güçlü öğretme yöntemlerden birisidir yani okumadan daha güçlüdür duyma ama görerek duyma varsa o çok daha güçlüdür. Var ya satır satır altları çizilerek okutuyor akıl almaz etkili olur en iyi yöntem bu olur. 

 

(“Müslümanların sevgisi nasıldır?”)

Eğer imandan, samimiyetten kaynaklanıyorsa, ruh sahibiyse o sevgi gerçek sevgi oluyor. Sevgi vahiyle Allah tarafından verilir insanlara, insan kendi sevgi imal edemez. “Beni” diyor “niye sevmiyorsun?” Diyor. Adam nasıl yapsın sevgi insan bir ağaç değil ki yontsun, şeker değil ki eritsin alsın eritsin öyle bir şey olmaz, insanın istemesiyle olmaz Allah’ın istemesiyle olur. Allah’ın istemesiyle olması için de Allah’ın o kişiye sevgiyi vahiy etmesi lazım, o vahyin oluşması içinde şahsın Allah’a tam teslim olup Allah’ı candan sevmesi gerekiyor. Allah’ı candan sevdiğinde Allah o zaman insan olarak ona tecelli eder. Mesela benim etrafımda çok fazla kız arkadaşım var bunlar Allah’ın tecellisidir bu insanlar, Allah tecelli ediyor mesela siz beni seviyorsunuz Allah vahiy ediyor kalbinize vahiy ediyor. Ben sizi seviyorum Allah kalbime vahiy ediyor yoksa bu durduk yere olmaz ve yapmacık sevgiyle insan yaşayamaz. İnsanların büyük bir bölümü belanın içindeler. Yapmacık sevginin verdiği azap en büyük azaplardan birisidir. Ve çok insanın canını yakar yapmacık sevgi. İnsanların en bunaldığı şey odur. Ama Allah müminlere samimi sevgi verdiği için, vahye dayalı sevgi verdiği için mümin onun hazzıyla, onun coşkusuyla büyük bir heyecan, büyük bir şevk içerisinde olur. Büyük bir lezzet alır, çok şiddetli lezzetlidir sevgi. Allah’ın vahiyle insanların kalbine verdiği sevgi çok lezzetlidir. Mümin onun lezzetine doyamaz. Ve çok açtır mümin daha fazla sevgiyi almak ister. Çok çok fazla. Onun için sürekli sevgiyi talep eder. Sevgiyi aldıkça da daha çok haz duyar, daha çok lezzet duyar. O lezzet arttıkça da sevgiyi talep daha da artar. Müminler içindir bu. Ama küfürde, münafıklarda sahtedir. Mesela münafık derki “falancayı çok seviyorum ağabey ya” diyor mesela farz edelim. Sahtekar sevgidir. Kafalamadır o. Münafığınki sadece kafalamadır. En adisinden, en aşağılığından, karaktersizce bir oyun yapacaktır, bir kahpelik yapacaktır. Öyle bir üslupla bunu yapar ve o çok iğrenç bir koku saçar. Onu insanlar hemen anlar. O yüzden münafıkları hiç kimse sevmez, hep yalnız kalırlar. Bir mucizedir bu. Onların tiksinti vericidir sevgisi. Sevgi gösterisi. Çünkü sahte bir kafalamadır. Aşağılık bir kafalamadır. Allah insanların kalbine vahyeder ve hemen insanlar onlardan tiksinirler. Onun için “aralarındaki kavga” diyor Allah “çok şedittir.” Münafıklar kendi aralarında da anlaşamazlar.

 

Aslında Eğer Bir Insan Samimi Sevgiyi Fark Ederse Bir Genç Kız Veyahut Bir Delikanlı Dünyanın En Mutlu Insanı Olur

Yani en büyük nimet verilmiştir. O, Allah'ın gizli bir hazinesidir sevgi. Gizli bir hazinesidir dostlarına verir onu. Bir mucizedir o. Gizli bir mucizedir, Allah'ın gizli bir mucizesidir. O mucizeyi sevene sorsan anlat desen “çok hoş” der “güzel” der. Bilmeyen de ona mesela münafık sevgiyi hiç anlamaz. Münafık için ancak kafalama vardır. Ahmakça kafalama yapar. O yüzden cinnet geçiriyor münafıklar anlayamıyorlar, hayret ediyorlar. Peygamberimiz (sav)’e sevgiye de hayret ediyorlardı münafıklar. Kafalama yapıyorlar anlatıyorlar fakat bayağı seviyor müminler. Allah vahyediyor o ayrı bir boyutta yaşıyor müminler. Münafıklar ayrı bir boyutta yaşarlar. O yüzden anlayamazlar, o yüzden Allah onları yalnız yaşatır münafıkları. Ve sevgisizdirler. Mesela kadın sevgisini hiç bilmez münafıklar. Kadın nefretini bilir onlar. Kadınlara nefreti bilir, sevgiyi bilemez. Taklit yapmaya kalkar ama çok iğrençtir yaptığı taklit. Mümini çok tiksindirir münafığın sevgi taklidi. Ama müminin sevgisini mümin vahiyle hissettiği için çok şiddetli lezzet alır, zevk alır. Uçsuz bucaksız Allah'ın gizli bir hazinesidir sevgi. Cennette onun kapısı tam açılıyor müminlere. İşte huriler oluyor, kendi eşi oluyor. Allah tecelli ediyor en başta. Mümin sevgi denizinde adeta sonsuza kadar uçuyor o kapıdan girdikten sonra. Cennet kapısından girmek zaten sevgi kapısına girmek oluyor. Sevginin kapısından girmiş oluyorsun. En büyük hazzı Allah insana gark etmiş oluyor. En büyük haz ve en büyük müzicedir bu. Allah'ın en büyük mucizelerindendir sevgi. Ve gizli bir mucizedir. İnsanların büyük bir bölümü bilmez.  Onun için sevgiyi bilen birisini gördüğünde kadınlar hipnoza kapılırlar adeta. Büyülenmiş gibi olur. Müthiş bir mas gücü vardır onun etkileme gücü vardır. Hayret eder kadınlar o aldıkları lezzete şaşırırlar. İmandan kaynaklanan bir lezzettir o. Hayret edecek bir kapıdır. Büyük bir mucize olduğu için ilk defa bir mucizeyi yaşadığı için kadın hayretler içinde kalır. Erkek için de böyledir hayret edeceği bir mucizedir. Adam diyor ki “peki tarif et bu nasıl oluyor?” diyor. Tarif edemez.

 

Allah Sevgi Konusunda Kıskançtır. Sevgisini Gizler, En Sevdiklerine Gizlice O Kapıyı Açar

Münafıkların ezilmesinin nedeni odur. Allah onlardan sevgiyi alır. Sadece onların üstüne bir pislik kılar. “Onların üstüne bir pislik kıldım” diyor ya Allah ayette. İnsanlar doğal olarak onlardan iğrenirler. Bak Allah “Onların üstüne iğrenç bir pislik kılar” diyor ya bir mucizedir bu. Bu da gizli bir şey. Mesela münafık süslenir püslenir ama tiksinir insanlar. Kadınlar falan tiksinir kaçarlar. İnsanlar kaçar tiksinirler. O yüzden müminlerin aleyhine muazzam propaganda yapar münafıklar ki hani müminlerden müminler kaçsın, Peygamberimiz (sav)’den de müminler kaçsın diye yoğun propaganda yaparlar. Ama o propaganda ters etki yapar Allah'ın mucizesi. Daha da müminler yanaşıyor. Daha da sevgilerini artırır. Münafığın ağzından çıkan her konuşma müminlerin birbirlerini sevmesine neden oluyor. Ama müminlerden münafıklarla ilgili konuşmalar kahredicidir etkisi. Darmaduman olur her konuşmada mahvolur böyle. Hepsinde tuz dökülmüş yılan gibi kıvranmaya başlar. Allah ama bunu mucize olarak meydana getirir. Konuşmanın bağımsız gücü olduğundan değil. Allah o etkiyi meydana getiriyor. Mucize olarak meydana getirir.

 

(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Kudüs konusuyla ilgili şu açıklamaları yaptı. "ABD’nin Kudüs komplosu mukaddesatımızın sırtına inmek üzere kaldırılmış hançerdir ve bu hançer saplanırsa canı yanan, kanı dökülen, kayıplara sürüklenen yalnızca İslam alemi olmayacaktır. 1995 yılında ABD Kongresi'nin skandal ve sakıncalı bir onayıyla kabul edilen Tel Aviv'deki ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınma kararı, şu güne kadar altı aylık sürelerle ertelenmiş, beklemeye alınmıştır. Ancak ABD yönetiminin mevcut bu pozisyonundan sapacağı, tarihi yanlış ve yıkıma hizmet edeceği anlaşılmaktadır.”)

Trump bu işe hiç girmesin. Bayağı belalı bir iş bu, tehlikeli. Yanlış anlaşılmaya çok müsait bir şey. Amerika yönetimleri bu tehlikeyi daha önce görmüşler de. Trump herkesin en iyisi, en akıllı değil. En uyanığı değil. İngiliz derin devleti onun başını belaya sokmak için bir oyunun içine onu çekiyor. Başını belaya sokup onu iktidardan düşürmeye çalışıyorlar. Çünkü bunun sonucunda çok kanlı ve çok büyük olaylar meydana gelebilir. Yani anarşistleri, teröristleri müthiş azdıracak bir gelişme de olabilir. Bir de Allah esirgesin daha da tehlikelisi teröristlere birçok Müslüman sempati duymaya başlar bu sefer. Yani terör örgütleri legal hale gelebilir. İş çıkartmasınlar, bayağı tehlikeli olur bu. İsrail’de de mukaddes şehir Kudüs'ü yerle bir ederler Allah esirgesin. Yani gereksiz bir bela kapısı açılmasın. Meydana gelecek olaylar açık açık görülüyor. Anlaşılmayacak gibi değil. Amerikan yönetimi bunu gördüğü için çok uzun süreden beri sürekli erteliyor. Buna hep red red red. Kardeşim el alemin en akıllısı sen misin? Seni her yöne çekiyorlar. Sıkıştırdılar bunu biliyorsunuz son olaylarla bu Rusya meselesi var ya onun. Onunla sıkıştırdılar şimdi onların eline kozlar geçti. “Seni iktidardan indiririz bu işi halledeceksin” dediler. Bayağı tehlikeli bir yola girdi. Başına iş çıkacak. Bu sefer seni iktidardan rahatça düşürecek bir olaya döner bu. Sonra Trump’ı devirecekler ben söyleyeyim, devirirler. Böyle yapmasın.

 

(“Dünya siyaseti nereye gidiyor?”)

Tabii ki büyük bir karmaşaya gidecek dünya. Mehdi (as)’ın zuhurundan önce bu olacak. Bu son olaylar da Trump’ın açıklamaları falan da aslında bilinçli yapılan şeyler. Evanjeliklerin de öncülüğünde yapılan şeyler. Büyük bir olay istiyorlar şu an. Mesih'in çıkışından önce Moşiyah’ın çıkışından önce büyük bir olay ve büyük bir kargaşa. Bunu istiyorlar. Ama tabii biz sebebe sarılıp bunu durdurmak durumundayız. Ama ne yaparsak yapsak da büyük olayları durduramayız. Bunlar olacak. Her türlü sebebe sarılacağız. Mesela bak şimdi uyaracağım, mektupta yazacağız ama her halükarda çok büyük olayların olacağı açık. Ve sonunda Mehdiyet gün gibi, ışık gibi ortaya çıkacak. Ama o da kısa sürüyor. Yedi veyahut dokuz sene dünya hakimiyetinde ama. İlk aşaması uzundur. Çünkü İslam aleminin imar edilmesi var, gelişmeleri var yavaş yavaş ülkelerin katılması var. Bir vakit alacaktır. Ama son aşama dünya hakimiyetinde yedi veya dokuz senedir.

 

İngiliz Derin Devleti Müslümanlarla İsrail'i Çatıştırmak İstiyor. Kimse Bu Oyuna Gelmesin

Benim İsrail’den ricam şu, olay mutlaka eski haline çevrilsin bu konu özel çıkartılmış bir oyun, İngiliz derin devleti oyun çıkarttı İsrail’i mahvetmek istiyorlar. Müslümanlarla, İsrail’i çatıştırmak istiyorlar ve sel gibi Musevi kanı ve Müslüman kanı akıtılmasını istiyor İngiliz derin devleti. Bakın sel gibi Müslüman kanı ve İsrail kanı akıtılmasını istiyor, oyun oynuyorlar. Trump’ı köşeye sıkıştırdılar adama bunu dikte ettiriyorlar şu an. Bak tehdit ediyorlar demiyorum biliyorum ben olayları acayip köşeye sıkıştırdılar onu ve hiç gereği yokken hiçbir anlamı yokken. Eski statüde gayet güzel giderken hiçbir faydası olmayacak zararlı olan bir atağı gereksiz geliştirdiler ve geliştirmeye kalkıyorlar. Amerika’nın geçmiş yönetimleri hiçbiri kabul etmedi, her altı ayda bir reddediyorlar akılcı olan budur ve Kudüs zaten bu işler için müsait bir yer değil küçük bir şehir yani tarihi bir şehir bırak Kudüs orijinal haliyle kalsın. Tel Aviv’de bütün elçilikler var, sistem de orada rahat işliyor hiçbir olay da çıkmıyor tam yatışmışken böyle bir olay çıkartmaya gerek yok, bizim istediğimiz Trump bu sözünü geri alsın derhal. Bakın bu öbür türlü çok tehlikeli olacak çünkü Trump diyor ki: “Kudüs’te” diyor “Amerika elçiliğini açacak” diyor Kudüs “çünkü başkent Kudüs” diyor. Kardeşim şimdi sen Kudüs deyince ne akla gelir? Kudüs’ün tamamı akla gelir. Batı Kudüs demiyorsun ki, Kudüs diyorsun o zaman Filistin ne oluyor? İşgalci konumuna geliyor. İşgalci konumunda olması ne demek? Savaşın başlaması demektir. Kudüs’ü de Müslüman ülkelere şöyle gösterecekler. Diyecekler ki, “İsrail Kudüs’ün tamamını alıyor ve orada Müslüman bırakmayacaklar.” Yani İsrail Kudüs’ün tamamını alacak orada Müslümanlara ait bir şey bırakmayacak, Müslümanlar Kudüs’e giremeyecek o zaman bak cihat fetvası çıkartırlar bütün İslam aleminde her yerde fetva çıkar ve İsrail’i yerle bir etmek için ne gerekiyorsa yapılması gerektiğine dair Müslümanları inandırabilirler ve bunu bak ben söylüyorum bunu kimse durduramaz, durduramayız ve çok büyük felaketle sonuçlanır bu. Bak geçenlerde Kessinger bunu söyledi, dedi ki: “Yakında” dedi “büyük bir savaş olacak” Musevi’dir Kessinger ve İngiltere’de mukim bir şahıstır yani sarayın altında, üstünde toplantılara katılan bir adam Kessinger. “Sel gibi kan akacak” dedi ama “İsrail bundan galip çıkacak” dedi. Kardeşim böyle bir savaşın bak kazananı, kaybedeni olmaz facia olur, facia olur. Zaten üç milyon Musevi var ne kalacak geriye neyi kazanacaksın? Kışkırtıyorlar bak bu da bir kışkırtmadır, Trump da bu oyunun içine düştü. Bu kışkırtma dursun derhal. Trump sözünü geri alsın ve konu yatışsın, konu kapansın. Bu felaketle sonuçlanır bak açıkça söylüyorum.

 

(“Tarih tekrar eder mi?”)

Münafıklar mesela tekrar ediyor aynı üsluplarla tekrar ediyor. Müminlerin çıkışı aynı oluyor. Bütün Mehdiler aynı şekilde çıkıyorlar. Hepsine baskı oluyor hepsine saldırılar oluyor. Hepsine münafıklar saldırıyor. Münafıklar hepsine aynı sözleri söylüyorlar. Bakın ben ileride hatta göstereceğim, anlatacağım ahir zaman münafıklarına baktığımızda Peygamberimiz (sav)’in devrinin tıpa tıp aynıları. Bazı detaylar var tıpa tıp aynı. Hayret edecek şekilde aynı. Hz Musa (as) devriyle de çok benzerlik gösteriyor münafıklar. Ama ahir zamanda tabii imkanlar çok daha geniş olduğu için daha kapsamlı anlatma, daha kapsamlı bilgilendirme imkanı olacaktır. Münafıkların her dönemi, her tavrı çok hayatidir Müslümanlar için. Gelecek nesillere de bilgi aktarması açısından onlar tabii tarihe geçecekler. Kitaplarla tanıtılacaklar, filmlerle tanıtılacaklar. İnsanlar bu mahlukları mutlaka görüp, bilip tanıyacaklar, anlayacaklar ki kıyas yapabilsinler, kendilerini düzeltebilsinler. Çünkü geçmiş münafıkları Peygamberimiz (sav) ve sahabeler neden bize aktardılar? Ahir zaman münafıklarıyla kıyaslayalım diye. Hz. Musa (as)’dan itibaren neden aktarıldı? Resulullah (sav) zamanındaki münafıklarla kıyaslamak için. Zaten bakın ayette ne diyor? Peygamberimiz (sav)’e Cenab-ı Allah Hz. Musa (as) ile ilgili konuda “Peygamberi rahatsız etmeyin” diyor Hz. Muhammed (sav)’i. “Hz. Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın. O münafıklar gibi olmayın” diyor “ey münafıklar” diyor. “Onlar öyle yapmışlardı yani eziyet vermeye kalkmışlardı siz de Hz. Muhammed’e böyle münafıklık yapmayın” diyor Allah ayette hatırlatıyor. Ki hüküm daha ağır olsun diye. Ama aynısıdır. Hiç fark yoktur.

 

(“Saff Suresi’nde Hz. Musa (as) "Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?" (Saff Suresi 5) diyor.”)

Biliyor mesela doğru yolda olduğunu biliyor münafık. Hayır yolda olduğunu biliyor. Hayır yolda olduğunu bildiği için yıllarca yanında kalıyor. O kadar ahmak olması mümkün mü? Ve peygamberi bütün gücüyle savunuyor. Detay detay bütün iftiralara tek tek cevap veriyor. Yirmi yıl, otuz yıl, kırk yıl. Sonra bir gün binlerce hakaret ve iftirayla muhalif hale geliyor. O kadar anlattıklarınla sonraki anlattıkların karşılaştırıldığında senin ancak iblis olman bu konuyu açıklayabiliyor başka türlü açıklanacak gibi olmuyor. Çünkü otuz yıl savunup da, binlerce konuda savunup da otuz beşinci yılda, otuz dördüncü yılda kudurmuş gibi binlerce aksi iddiayla ortaya çıkman senin ne kadar manyak olduğunu, ne kadar şeytanın etkisinde olduğunu ve konuşanın şeytan olduğunu ve şeytanın insan şekline girmiş bir hali olduğunu bize açıkça ispat etmiş oluyor. Çünkü başka nasıl açıklayabilirsin? “Ben anlamadım” diyor. Anlamışsın sen, savunmuşsun madde madde gerekçeleriyle savunmuşsun bak sen kendi iddialarını kendin çürütmüşsün. Kendi iddialarını kendin mükemmel çürütmüşsün. Sonra aynı iddiaları, kendi çürüttüğün iddiaları kendin çürütmeye kalkıyorsun bu sefer. İpsiz sapsız iddialarla. Şeytanın ifasıyla. Bu ayettir işte şeytan olduğunun, deccal emrinde olduğunun ve münafık olduğunun açık alametidir. Ayetle Allah sana ispat ediyor. Peygamberi savunmuşsun detay detay ince ince savunmuş anlatmışsın. Sonra o anlattıklarının tam tersini anlatmaya başlıyorsun. Bu senin şeytan olduğunun Allah tarafından sana ispatı. İblis olduğunun ispatı.

 

(HÜDAPAR Genel Başkan Yardımcısı Erdal Elibüyük AKP-MHP ittifakı ile ilgili “AK Parti MHP’lileşiyor. Bu AK Parti'ye kaybettirir. 20 milyon Kürt’ü küstürür” açıklamasını yaptı.)

Hayır hayır hayır sakın öyle bir şey düşünmesinler. Çok yanlış. Milliyetçi Hareket Partisi'nin Kürtlere muhalif hiçbir yönü yok. Bilakis Kürtlere çok sahip çıkan, çok seven, sevgi ile bağrına basan bir partidir Milliyetçi Hareket Partisi. Bu nereden çıktı bu imaj ben bunu anlayamadım. Bir kere ırk kabul etmez Milliyetçi Hareket Partisi, ırkçı değildir. Hars milliyetçisidir. Bütün Türkiye'deki insanları Türk kabul eder Milliyetçi Hareket Partisi. Yani kafatasçı bir ırkçılığa şiddetle karşıdır. Yani genetik Türk iddiası yoktur. Laz, Çerkez, Kürt kim olursa olsun. Ermeni mesela Ermeni de MHP’liler var hepsi Türk Milleti olarak kabul edilir. Yani bu Türkiye toprakları içerisindeki herkesi Türk kabul eder. Bir isim vermek gerekirse Türk denir. Ama bunlar ayrı ayrı isimlendirilirse bu bölünmeye sebep olur. Kürt, Çerkez şu bu falan karıştırmaya gerek yok. Hepsine Türk deyip konuyu bitirmek lazım. Türkiye'nin adı Türkiye’dir ve burada yaşayan insanlara Türk denir. O anlamda. Yani çok yanlış anlamışlar. MHP’yle de isterse görüştürelim onları. Kardeşlerimizi görüştürelim. Sakın böyle bir şey anlamasınlar. Kürtler bizim canımız, ciğerimiz, kardeşimiz. MHP'nin de öyle bir siyaseti asla olmaz. Öyle bir düşüncesi de olmaz. Sayın Bahçeli'nin de zaten bir açıklama yapacağını tahmin ediyorum. Çok kapsamlı, güzel böyle doyurucu bir açıklama yapacaktır. Sakın böyle anlamasınlar. Sayın Bahçeli'nin de veciz konuşmaları ünlüdür. O ünlü veciz konuşmalarından birini yapıp Kürt kardeşlerimizden özellikle HÜDAPAR'lı kardeşlerimizden de yanlış düşünenlere doğrusunu deruhte edip inşaAllah onların kalplerini de fethedilecektir. Kalplerinde bir rahatlık olacaktır.

 

(“Hazreti İsa (as) şu anda dünyada mı? Mehdi (as)’ye insanlar nasıl biat edecek? Mehdi (as)’nin Mehdi (as) olduğunu nasıl anlayacak insanlar?”)

İsa Mesih tabii ki şu an dünyada. Mehdi (as) de dünyada ikisi de dünyadalar. Münafıkların en rahatsız olduğu iki kişi. Bak Allah onlara eziyet olsun diye yaratıyor Allah. Çünkü Mehdi (as)’nin bir özelliği vardır, insanların hidayetine vesile olur Hadi ismiyle. Ama bir de dehşet verici bir özelliği daha vardır milyonlarca insanı cehenneme sürükler. Yani cehennemde akıl almaz azaplara uğramasına sebep olur. Yani münafıkların mahvedilmesine sebep olur. Mesela Mehdi (as) olmasa münafık cehenneme düşmez. Ama Mehdi (as) vesilesiyle sonsuz azap ve dehşet verici bir eziyet görecekler. Mehdi (as)’nin bir vasfı da budur. Yani cehenneme insan sürüklemesi ve şahit olmasıdır. Zaten şahitlik vasfı vardır Mehdi (as)’nin. Allah onu ahirette getiriyor Mehdi (as)’yi soruyor tek tek “bunu nasıl bilirsin, bunu nasıl bilirsin?” Hepsini açıklıyor Mehdi (as). Peygamberimiz (sav) hadislerinde de belirtiyor. Zaten Kuran’da da var bu. “Şahitler orta yere getirirler” diyor. Onlara soruluyor. Yani insanların ahlaksızlığı, zalimliği tek tek soruluyor o şahadeti Allah esas alıyor. Ona göre karar veriyor. Mesela münafıklar da böyle diz çöktürülmüş olarak getiriliyorlar. Soruluyor Mehdi (as)’ye. “Bunları nasıl bilirsin?” diyor tabii ne kadar alçak aşağılık olduklarını anlatıyor Mehdi (as). Ondan sonra zebaniler hiç konuşturmadan sürükleyerek alıp cehennemin içine atıyorlar. Allah biliyor da yani usulen hükmen yapıyor onu. Yoksa yani Mehdi (as)’den onu öğreneceğinden değil. Zaten Mehdi (as) diyor önce “Ya Rabbi sen her şeyi daha iyi bilensin.” Yani “Sen her şeyi bilensin.” Ama eğer insan olarak benim hükmüm olarak soruyorsan Senin bana yarattığın kadarıyla ben söyleyeyim” diyor ve söylüyor. İsa Mesih’e de öyle soracak o da şahittir. Yani Yehova şahitleri oradan gelir. Yehova’nın şahitleri, “sizler şahitlersiniz” diyor. Kuran’da da var ayette “Sizler şahitlersiniz” diyor. Müminlerin bir vasfı da şahit olmasıdır. Dolayısıyla İsa Mesih ve Mehdi (as) şahit olarak gelmişlerdir. Hem müminlere hem münafık ve kâfirlere şahit olarak geliyorlar. İsa Mesih şu an hayatta, Mehdi (as) şu an hayatta, İslam hâkim olacak ve büyük olaylar olacak önümüzdeki günlerde. Yani şu an o olayları durdurmaya çalışıyoruz. Ama buna rağmen çok büyük olaylar olacak. Yani 2018 özellikle yani yer yerinden oynar. 2019-2020-2021’den sonra da açılmaya başlıyor inşaAllah. Münafıkların en korktuğu tarihler. Tarihler çok korkutur münafıkları. Onlar diyor ki “hani vaat etmişti” diyor ayette var Kuran’da Bize boş bir aldanıştan başka bir şey söylemedi” diyorlar. Peygamberimiz (sav) şöyle şöyle olacak diyor ya “boş bir aldanıştan başka bir şey söylemedi. Bize yanlış vaatlerde bulundu” diyor münafıklar.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269921/sayin-adnan-oktarin-6-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269921/sayin-adnan-oktarin-6-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171206t_05.jpgMon, 29 Jan 2018 05:44:57 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 5 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 5 Aralık 2017

 

(AK Parti Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamaları yaptı: “Amerika’daki dava hukuk, adaletle ilgili olmayan bir ‘cambaza bak cambaza’ oyunudur. Pek çok kuş birden vurulmak hedefleniyor. Davanın amacı Suriye ve Irak’taki projeye hız verilmek istenmesidir. Davanın projesi Amerikan yönetimi içindeki bir gruba aittir. Eski yönetim bakiyesi bir grubun ülkemiz konusunda Trump yönetiminin iradesine aykırı olarak yönetim izlediği anlaşılıyor. Bu iddiaların değerlendirilmesini bizim yargımız yapmıştır hükmünü de vermiştir. Bu iddiaların siyasi bir faturası olacaksa onu kesecek olan da bizim milletimizdir.”)

Burada bütün mesele Tayyip Hoca’ya iyi sahip çıkmak. Onu yaptıktan sonra istediklerini yapsınlar. Geniş çaplı iyi destek sağlayalım, adamlar havalara uçsun ne yapıyorsa yapsınlar. Zaten onunla bırakmazlar onlar bayağı bir şey yaparlar. Çünkü FETÖ’nün kuyruk acısı var, o kuyruk acısından zıp zıp zıplıyorlar. İti-kopuğu, münafığı, üçkağıtçıyı, sahtekarı, İngiliz derin devletinin ajanlarını hepsini Türkiye çapında ve dünya çapında harekete geçirdiler. Bütün mesele başın çok iyi korunmasındadır. Onu yaptıktan sonra mesele bitmiştir.

 

Allah’ı Çok Sevenin Rahatsız Olacağı Hiçbir Olay Olmaz. En Önemli Olan Allah’ın Şanına Uygun Allah’ı Sevmek, Allah’ın Şanına Uygun Allah İle Bağlantıda Olmaktır

Allah’ı sevdiğinde seni kucaklar alırlar. Gayet rahat olursun, aniden birden uyanacaksın. Alenen rüyadayız. Şaşırıyor ya insan uyandığında “ne oldu?” falan diye, aynı o tarz. Ve o kadar net kanaati gelir ki insanın uyuduğuna, zaten şu an belli de ama uyanmadaki keskinlikten ayette söylüyor “o gün görüş keskindir” diyor, hemen anlarsınız gayet nettir. Meleklerin saygısı sevgisi çok çok güzel düzgün olur, her şey mükemmel olur. Dolayısıyla hiç kafa takacağınız bir şey yok. Ama çok önemli husus, Allah’ın şanına uygun Allah’ı sevmek, Allah’ın şanına uygun Allah’a inanmak, Allah’ın şanına uygun Allah’la bağlantıda olmak. Aksi çok çok ayıp ve çirkin. Arada sırada çeklerden senetlerden sonra adam Allah’ı hatırlıyor. İşte ezan okunurken kısaca bir Allah’ı hatırlıyor, böyle olmaz. Bunun için yapmadı Allah, fevkaladelik vardır dünyada. Yani fevkaladelik üstü fevkaladelik vardır, bütün dikkat Allah’a verilmesi gerekiyor dünyadaki hiçbir şey önemli değildir. Olayın büyüklüğü hemen görülüyor, olay çok büyük konu. Ama bakıyoruz adamlara acayip “bir de din varmış” diyorlar “arada bir mevlit falan okuturuz” diyorlar. Bambaşka ve çok çılgınca bir bakış açısı var çok yanlış. Bütün dikkat Allah’ta olması gerekiyor. Peygamberimiz (sav)’e Allah diyor ya “boş kaldığında hemen yine gayret etmeye dikkat et ve her şeyden çekilerek Allah’a dikkatini ver” diyor Cenab-ı Allah Peygamberimiz (sav)’e.

 

(“Kötü gördüğümüz rüyalar gerçek hayatımız için bir uyarı mıdır?” izleyici sorusu)

Rüyalarda abuk-sabuk şeyler çok görülür. Rüya, hayat boyutlarını Allah gösteriyor, o da bir hayat boyutu. İstese Allah öyle de yaratabilirdi bizi ve gayet de memnun oluyor insan o rüyada. Yani hayatından memnun olması için bir neden olmuyor aslında, şartlar iç açıcı değil ama acayip huzurlu çok rahat oluyor yani çok rahat uyum sağlayabiliyorlar. Zaten dinleniyor gece rüyadan dolayı. Halbuki rüyalarda genellikle abuk-sabuk yani öyle bir mantıklı rüya insan görmez. Ama eğitici yönü iyidir rüyaların, insan iyi eğitilir. MaazAllah öyle bir şey olsaydı insan düşünür tabii. Kalktığında da gerçek değil ne kadar güzel ne şahane. Hatta bazen uyanıyor insanlar inanamıyor “hakikaten bu rüyaydı değil mi?” diyor, tekrar tekrar düşünüyor, rüya olup olmadığı konusunda kuşkusu yine devam ediyor. Defalarca bunu kendine teyit ederek emin oluyor. Rüyanın etkisine bak, gücüne bak. Dolayısıyla hem eğiticidir hem uyarıcıdır. Bazen de işaret olur rüyada ama tabii ona “ben işaret aldım” diye kesin teşhis koymak olmaz. Allah ilham eder kalbe oradan anlaşılabilir. Yani kalbe ilham gelmesi lazım.

 

Dua Samimi ve Candan Bir Üslupla Olur. Müslüman’ın En Öncelikli Talebi En Derin İmanla İman Etmek, Samimiyetle Şirkten Korunmayı İstemektir

Dua ederken ellerimizi açmamız için bir sebep yok normal dua edebiliriz. Oturduğumuz yerde konuşma şeklinde samimi bir üslupla dua edebiliriz. Ayakta da dua edebiliriz, yan yatmışken de dua edebiliriz, yatakta da dua edebiliriz. Samimi bir üslupla Allah’tan istediklerimizi candan bir üslupla istememiz gerekir. Yalnız Allah’tan bir şeyler isterken önemsiz basit şeylere kilitlenip önemli şeyleri kenarda bırakmak çok ayıp çok çirkin olur. En önce Allah’ı coşkuyla sevmenin, en yüksek coşkuyla sevmenin talebi gerekir. Ve en derin imanla iman etmek ve samimiyet ve şirkten korunmak, en hayati konuyu bir kere istemesi lazım. Çünkü sık sık insan bunda hata yapar. Sonra ne istiyorsa istesin söyleyebilir. Ama en hayati konu hep önce gündeme gelmesi lazım. Çünkü onu unutursa duasının gücü de pek olmaz.

 

(AK Parti Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şu şekilde devam etti: “Milletimiz 15 Temmuz’da FETÖ’nün karşısına canı pahasına dikilip destan yazdı. Bilmiyorlardı ki bu millet yola çıktığı zaman ‘arkadaş yurdumu alçaklara uğratma sakın, doğacaktır sana vaat ettiği günle Hakk’ın’ hamdolsun bu millet o akşam tankların, helikopterlerin karşısına o yürekleriyle çıktı. Milletimiz bunlara her zaman dersini verdi. Milletimiz bize verdiği destekle küresel zulüm düzenine başkaldırdı. İnşaAllah milletimiz bu şantaj sirkini de tertipçilerinin başına geçirecek.”)

Evet, inşaAllah. Fakat bak tekrar tekrar söylüyorum, milli liderin etrafında kenetlenmek çok önemlidir, milli liderin etrafında kenetlenmek. Onun için Tayyip Hoca’ya sağı solu, ortası kenarı herkesin destek vermesi gerekiyor. Lamı cimi yok bunun mutlaka böyle olması lazım. Ben sevmiyorum olmaz. O zaman vatanı seviyorsundur, milleti seviyorsundur, devleti seviyorsundur, bir şeyi seviyorsundur, aileni seviyorsundur. Malını mülkünü seviyorsundur hiç olmazsa artık ne diyeyim yani bir şey vardır sevdiğin. Hepsinin kurtuluşu için Türkiye’nin güçlü olması gerekiyor. Türkiye’nin güçlü olması için de başın, cumhurun başının güçlü olması lazım. O güç de reyle olur oyla olur, güçlü destek sağlandı mı konu biter. Adam istediği kadar hoplasın zıplasın acayip eli güçlü olur cumhurbaşkanının, istediği gibi ataklar yapabilir. Ama öbür türlü çok zor.

 

Din, Dünyayı Yaratan Üstün Aklın En Kaliteli, En Dürüst, En Mükemmel İnsan Olmamız İçin Bize Gösterdiği Yöntemdir

Din bir kere, bize anlatırlardı eskiden din dedin mi işte hacı emmi olursun, mest giyersin camiye gidersin. Kardeşim, öyle değil din. Din, dünyada en akıllı, en doğru, en kaliteli hareketin nasıl yapılacağına dair dünyayı Yaratan gücün bize gösterdiği yöntem ve stil. Yani ne yapacağımızı gösteriyor en kaliteli, en dürüst, en iyi olmamız, en mükemmel insan olmak için bize gösterilen yöntemdir. Çünkü bak, hücreye Allah akıl veriyor hücreye. Hücre kendinden yapıyor mesela kofulu organize ediyor, mitokondriyi organize ediyor, sitoplazmayı yönlendiriyor, bölünmeyi yönlendiriyor akıl vermiş hücreye. Bak hücreyi akılla sarmış Allah eğitmiş, ne yapacağını ona vahyetmiş hücreye. Şimdi insana ne yapacağı vahyedilmemiş, bak her şeye vahyedilmiş, atoma vahyedilmiş, hücreye vahyedilmiş, dünyaya vahyedilmiş, dünya mesela ne yapacağını biliyor nasıl döneceğini hepsini biliyor. Ama insana vahyedilmemiş. İnsana nasıl vahyediliyor, Allah insanların içinden birini seçiyor, onunla bize bu bilgileri gönderiyor, kitaplar da evimize geliyor. Biz o kitapla birlikte yaratılıyoruz. Ona uyduğumuzda akıllı, kaliteli, doğru, dürüst, muhteşem insan oluyoruz. Öbür türlü bunalımlı, uyuşturucu alan, içki içen, adam öldüren cinayet işleyen yahut sıkıntıdan ne yapacağını şaşıran, bunalıma giren yahut huzursuz veyahut sinirli veyahut dünyayı bomboş gören, hayatının bir amacı olmayan veyahut işte garip düşünen insanlar meydana geliyor. Bunu ortadan kaldırıyor din. Sıhhatli normal düşünen, dünyanın Sahibinin bizden ne istediğini bilen ve en mükemmeli yaşayan insan meydana gelir dinle.

 

(“Hacda kadın-erkek iç içe ibadet diyorlar, bu haram değil mi?” izleyici sorusu)

Niye haram olsun? Zaten adamların ağızları alışmış harama. “Adın ne ?”diyorsun “haram” Ne yedin? “haram” Şu nedir, bunun ismi ne? “haram” başka bir şey bildikleri yok. Allah’ın her türlü helalini haram etmişler. Hayatları harama dönmüş, böyle olmaz. Allah’ın helalini haram ettin mi o deccallıktır, o günahkarlıktır, o şirktir. Müslüman böyle şeyler yapmaz. Ha bilmeden yapıyorlarsa Allah affetsin, inşaAllah akıllanırlar, doğruyu görürler, akılları artar inşaAllah. Ki zaten ciddi şekilde bir düzelme oluyor. Bak benim aslanım bile durumun vahametini görmüş. Modern gençler herkes görüyor, herkes farkında.

 

(“Hz. Mehdi (as) talebeleri evlenir mi?” izleyici sorusu)

Hz. Mehdi (as) talebelerini görürsek soracağız. Ama Hz. İsa Mesih (as) evlenmemişti, Bediüzzaman evlenmemişti. Hz. Mehdi (as) talebelerinin evlenmemesi bana pek mantıklı gelmiyor. Hadis yok ama hadiste şöyle; “insanlar onlarla evlenmek istemez” diyor, evlenmezler demiyor da “evlenmek istemezler, cenazelerine gelmezler, bir iş olsa onlarla iş yapmazlar” yani tecrit ederler diyor baskı yaparlar diyor. Onlara bir ambargo olacağı anlatılıyor hadislerde, yoğun bir baskı olacağı belirtiliyor. Peygamberimiz (sav) döneminde de öyleydi, sahabelerle hiç kimse konuşmak istemiyordu, ticaret yapmak istemiyordu, cenazelerine kimse gelmek istemiyordu ilk dönemde, ilk İslam yayılırken. Hz. Mehdi (as)’ın da ilk başlangıcında böyle bir durum olacağı hadislerde belirtiliyor. Mesela Gaybetül Numani’de Resulullah (sav) buyuruyor ki: “Mehdi talebeleri hazır olsalar tanınmazlar. Eğer kaybolsalar aranmazlar.” Önemsiz görülür. “Hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez, eğer evlenmek isteseler kimse onlara gelmez. Eğer ölseler cenazelerine kimse katılmaz.” Hz. Mehdi (as) talebeleri böyle zor bir ortamda oluyorlar. İşte münafıklar bir yandan, küfür bir yandan, şeytan bir yandan, deccal bir yandan. O ortamda başarılı bir mücadele veriyorlar, yüksek makamın nedeni budur. Makamın yükselmesinin nedeni budur. Ama evlenilmez diye bir kaide olduğunu zannetmiyorum, fakat doğal şartlardan evlenemeyecekleri anlaşılıyor. Genel anlamda zorlanacakları anlaşılıyor o hadisten.

 

(“Temizliği nasıl göstermeliyiz dinimize uygun olarak?” izleyici sorusu)

Temizlik imanla orantılı oluyor müminlerde. Küfürde temizlik diye bir konu olmaz. Müminde olur çok müthiş bir titizlik temizlik. Zaten o yansır yüzüne, üslubuna, hayatına, konuşmalarına. Ruhu da temizdir, ahlakı da temizdir, bedeni de temizdir, eli ayağı elbisesi ayakkabısı her yeri müminin temizdir. Yattığı yer temizdir, evi temizdir, yiyeceği temizdir. Cennette biliyorsunuz saf temizlik hakimdir. Her yer ve her şey kendinden temizdir. Ama dünyada emek verilerek olur. O emeğe sevap veriyor işte Cenab-ı Allah, manevi makam yükseliyor. Kir mucizedir Allah tarafından özel yaratılır. Mesela bir şey bir süre sonra kirlenir, herhangi bir madde bir şey tozlanır ve kirlenir veyahut eskir bu mucizedir. Mesela Allah kağıdı eskitir, ahşabı eskitir bambaşka bir şekle sokar. Normalde hiçbir sebep yok, her şeyi eskitir Allah. Tozlandırır mesela tozlar tek tek şuurludur gider oraya konar, başka bir toz gelir konar, trilyonlarca toz konar ve orası tozlu hale gelir. Ama her toz nereye gideceğini bilir yerini bilir. Tozun içindeki aleme sorsan oho uçsuz-bucaksız alem. Tozun içinde yaşayanlara sorsan “bundan daha büyük alem var mı?” der. Alem içinde alemdir dünya.

 

(“Ahirette insanlara nasıl bir karşılama olacak?” izleyici sorusu)

Ahiret öyle çok karmaşık bir şey olacak zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Yani insan dururken birden hani birisi dürter de uyanır ya insan, yatakta sarsıp uyandırıyorlar. Aniden hoplar kalkar, o tarzdır. Uyandığında zaten o mekana geçmiş oluyor, başka bir boyuta geçmiş oluyor. O kadar, başka bunun dışında bir şey yoktur. Müminin öyle karmaşık bir durumu yok. Cennete alınması da öyle, son derece kolay ve güzeldir. Çok kısa sürede olan bir şeydir. Sorgulaması da sırf hoşuna gitsin diye yapılan usulü bir sorgulamadır. “Sen dünyada güzellikler yapmışsın, hayırlar yapmışsın, iyilikler yapmışsın. Doğru mu bu?” diyor. “Cenab-ı Allah daha iyi takdir eder” diyor mümin. “Allah beni zaten biliyor” diyor. “Hadi gel” diyorlar. Götürüyorlar, o kadar. Ve karşılama çok güzeldir. Müminler sevinçle karşılarlar gelenleri. Cennette hep sevinç vardır. Melekler, gılmanlar, huriler, vildanlar hepsi geleni tanırlar. Hepsi ismiyle hitap ederler, hepsi onun yaptıklarından örnekler verirler. Bayağı iyi tanırlar hayatını yani çünkü onlar önceden bilgilendiriliyorlar. Mesela bir mümin kadını veyahut mümin beyi karşılayacak olan oranın ahalisi önceden bildiriliyor ve bütün cennet onları tanıyor, bir tek onlar değil. Hepsi onun hakkında geniş bilgiye sahip oluyorlar. Kişiliği, karakteri, nasıl mücadele ettiği, nasıl fedakar, ahlakı, kişiliği nedir? Adı, soyadı, nelerden hoşlanır hepsini biliyorlar. Su gibi bilirler, tanırlar. Mesela anne çocuğunu nasıl tanıyor yahut karısı eşini nasıl tanıyor? Bir kırk yıl, elli yıl eşiyle beraber oluyor değil mi? Eşini tanıyor. Huriler eşini onlardan daha detaylı tanır. En girift yönlerine kadar tanırlar. Nelerden hoşlanır, nelerden hoşlanmaz, hayatı nasıl geçmiştir? Bütün detaylarıyla, ondan insanın kendinin bileceğinden çok daha bilgiye sahiptirler.

 

(“İnsanlara nasıl sevgiyle yaklaşabiliriz?” izleyici sorusu)

Önce aklına bir bakmak lazım tabii. Sevgiyle yaklaşmamız riskli olabilir. Adam hasta çıkabilir, dengesiz çıkabilir. Güler yüz gösterirsin, “niye güldün ki?” falan der yani. Selam verirsin, “nereden tanıyorsun?” der. Cins adamlar var, anormal insanlar var. Veyahut “niye tanışmak istedin?” der. Manyak yani şüpheci falan, çok tehlikeli olur. Önce akli dengesine bakmak lazım; kişiliğine, vicdanına. Allah’tan korkuyor mu, Allah’ı seviyor mu, makul bir insan mı, vicdanına uyan bir insan mı, egoist bencil mi? O kısa sürede anlaşılır, kısa bir sohbette. Mesela bak ben senin yüzüne baktım, kısa bir konuşma yapıyorsun, hemen anlıyorum ben seni. Dengeli, tutarlı, güzel bir insan olduğun zaten sorunun şeklinden de sevgiyi arayan, makul, mümin tıynetli, ahlakı güzel, güvenilir bir insan olduğun hemen anlaşılıyor. Yüzündeki Allah’ın Rahmani damgası zaten olayı anlatıyor. Baksana şu güzelliğe, bakışına. Sen sevgiye layıksın, sen tutkuya da layıksın, aşka da layıksın ama her insan böyle değildir. Onu süratle kavrama kabiliyetimiz aslında vardır. Bazı insanlarla görüşüyorum ben, “zamanla birbirimizi tanıyacağız” diyor. Öyle bir şey olmaz. Bakar bakmaz tanırsın, ne demek zamanla yani. Zamanla şu olabilir, belki çok heyecanlıysa zamanla o heyecanı daha makul bir heyecana dönüşebilir. O kadar yani mesela tanışma heyecanı varsa, o sakinleşebilir. Onun dışında adamda bir değişiklik olmaz. Canavarsa kuzuya dönmez, kuzuysa da canavara dönmez. Neyse odur yani. Dolayısıyla zaman bir şeyi değiştirmez. O yanlış biliniyor. O oradaki yeteneğe bağlı, akla bağlı, kişiliğe bağlıdır. İnsanla yarım saat falan konuşursun, her şeyini anlayabilirsin dürüstse.

 

(Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, İngiliz derin devletine vurgu yaptı ve şunları söyledi; “Ortadoğu ve İslam alemi daha fazla parçalansın, daha fazla kargaşa yaşasın diye 100 yıldan bu yana ortaya atılan planlar ve teoriler var. O teoriler bir bir hayata geçiriliyor. Bunu meşhur İngiliz casusu Lawrence’ın askerleri yapıyor. O zaman milletimizi 40 parçaya böldüler. O böldükleri parçaları da sömürmeye başladılar. Hala da sömürüyorlar. Şimdi bunları da kendi içinde parçalamaya çalışıyorlar. Onunla da kalmıyor şimdi mezhepleri, farklı anlayışları ve tarikatları birbirine kışkırtıyorlar. Müslümanlar olarak mezheplerimizin hepsi muteberdir. Bunlar zenginliklerimiz, bunu gençlerimize anlatmak durumundayız. Eğer birbirimize karşı bir tefrika içine girersek gücümüzü kaybederiz. Hani Akif diyor ya, ‘girmeden tefrika bir millete, düşman giremez. Toplu vurdukça sineler, onu top sindiremez.’”)

İşte başkan dediğin böyle olacak. Helal olsun, delikanlı olduğunu gösterdin, kabadayılığını gösterdin. Yiğitçe konuşmuş, İngiliz derin devletine muazzam bir yumruk, helal olsun. İngiliz derin devletine karşı aydınlarımızın atağı devam etsin. Allah’a çok şükür biz İngiliz derin devletinin perdesini indirdikten sonra, kafasına o manevi balyozu indirdikten sonra, aydınlarımızın ruhunda büyük bir coşku oldu. Şu an 600’e yakın aydınımız İngiliz derin devletinin aleyhine geniş kapsamlı açıklamalar yaptı. Sayın Cumhurbaşkanımız da defalarca İngiliz derin devletini yerden yere vuran açıklamalar yaptı. Devam da edecek. Bütün Ortadoğu’da İngiliz derin devletini rezil edeceğiz. Ama elhamdülillah öncü olmayı Allah bizlere nasip etti.

 

İnsanlar İmtihanı ve Deneme Sözünü Yanlış Anlıyorlar. Bizi Yaratan Bizi Tanır, Denemez. İmtihanın Anlamı Bizim Kendimizi Tanımamızdır

Denenme lafı yanlış anlaşılıyor. Denenme sözü yanlış biliniyor. Allah’ın bizi denemesi diye bir konu olmaz. Bizi yaratan Kendi zaten. Ne konuşacağımızı da bize hazırlayan o. Deneme nasıl olsun o anlamda? Bizi bize tanıtıyor Allah. Deneme adı altında bizi bize tanıtıyor ilk defa biz kendimizi tanıyoruz. Biz kendimizi ne ahiretteki konumumuzu hatırlıyoruz şu an ne de daha önceki ilk hayatımızdan tanıyoruz. Zer aleminden hiç hatırlamıyoruz. Bir tek bu dünyada şu an biz kendimizi tanıyoruz. Uzun süreden beri bizi tanıtma devam ediyor. Kendi kendimizi tanıma ve sevdiklerimizi tanımaya devam ediyoruz. Onun adına deneme deniyor. “Allah sizi deniyor”, bak şimdi olayı meydana getiren o, cevabı verdiren o. “Bu kitapta yazılı” diyor Allah. “Yaptınız bunu” diyor, bitti. Peki, bittiğine göre deneme nasıl olsun? Allah diyor ki, “kaderde bu, hazır”  yani aynısını yapacaksınız. O zaman deneme denen olay bitmiş zaten, öyle bir şey yok. Geriye ne kalıyor? Bizim kendimizi tanımamız kalıyor. Biz şu an kendimizi tanımaya devam ediyoruz.

 

(“Hz. Yusuf (as)’un kardeşleri münafık mıydı?” izleyici sorusu)

İşin doğrusu öyle görünüyor yani o ana kadar öyle görünüyor ama tabii takdir Allah’ın. Hz. Yusuf (as) iyi davranıyor ama onlara ama yaptıkları çok korkunç yani direkt katil hükmündeler, cinayete azmetmiş adamlar. Facia yaptıkları ama tabii Allah’ın hükmü nedir bilmiyorum. Ama Yusuf (as) “ben affettim sizi” diyor. Allah affeder mi bilmiyorum, Hz. Yusuf (as)’un affetmesi ayrı. Allah diyor: “Siz yetmiş kere bağışlanma dileseniz de Allah onları bağışlamaz” diyor. Sana ne yaptı da el kadar çocuğu sen kuyunun içine atıyorsun? Öbürleri de onunla yetinmiyor bu sefer hapishaneye atıyorlar kendi kafalarınca güya ve unutuyor bak zulme bak? Yedi yıl yeraltında zindan kayalar içerisinde zindan, güneş yüzü görmüyor yedi yıl. Ne yaptı? Hiçbir şey yapmamış. Dolayısıyla olay büyük, münafıklarla başı dertteydi Hz. Yusuf (as)’un. Kadın münafık, kardeşlerinde münafık karakteri var. Ne oldu? Mısır’a sultan oldu. Ne oldu? Cennet kuzusu oldu. Münafıklar nerede? Gayya kuyusunda tepiniyorlar. Bütün münafıkların sonu budur.

 

(“İman eden ve etmeyenlerin sevgisi aynı mıdır?” izleyici sorusu)

İman eden insanın sevgisine sevgi denir, iman etmeyen insanın sevgisine sevgi kelimesi yanlış olur. Sevgi iddiasıyla ortaya atılmış bir iddia yani onu bilemiyoruz ne olduğunu çünkü iman ehli Allah’ın tecellisine baktığı için Allah tarafından özel ödüllendiriliyor Allah’tan bir nur, özel bir vahiy kalp vahyi geliyor o kalp vahyine sevgi deniyor. Bu sözlü değildir kalpte olan bir duygu, vahiyle Allah tarafından müminin kalbine verilir, onun kalbine verilmiyor bu, ona nasıl sevgi diyelim? Çünkü sevgi ruhta olan yüksek heyecanla, yüksek takdir hissiyle, yüksek hayranlıkla uçsuz bucaksız derinliğe doğru giden muazzam bir tutku zevkidir. Şimdi Allah bunu bir insana vermediğinde adam diyor ki: “Ben seviyorum.” Allah da vermemiş bunu nasıl bunun adı sevgi oluyor? Yok. O zaman şöyle de, sevgi adı altında bir iddia yani bilemediğimiz bir iddia bu olabilir başka türlü olmaz.

 

(“Allah’ın insanlara yardım etmeyeceği bir konu var mı?” izleyici sorusu)

Belasını arayan belasını derler Mevla’sını arayana da Mevla’sını. Belasını isteyene belada yardımcı olur, şeytana da yardımcı oluyor. Hayır isteyene hayır, şer isteyene şer yaratır Allah dolayısıyla şeytan ne istiyorsa onu yerine getirir, kafir ne istiyorsa yerine getirir, münafık ne istiyorsa yerine getirir, mümin de ne istiyorsa yerine getirir ama kafirin sonu cehennemdir, münafığın sonu cehennemdir, müminin sonu cennettir. Mesela adam zalim münafık onun zalimliğinde farz edelim Müslümanlara para vermeyecek, aç Müslümanlar para verecek vermiyor Allah verdirtmez, orda onu yaratır Allah, o fiili yaratan da Allah’tır. Mesela deccal, deccali Allah yaratıyor, baştan yaratıyor, ölümünü engelliyor mesela adam uzun ömürlü oluyor deccal yani görevini yapacak kadar uzun derken çok da uzun bir ömür değil, makul bir ömrü var deccalin ama daha erken de ölebilir. Mesela bir trafik kazasında, şunda bunda ölür ölmüyor yani görevini yaptırtıyor işte bu Allah’ın korumasıyla oluyor özel.

 

(“Güzellik algınızı neye göre belirliyorsunuz?” izleyici sorusu)

Güzeli Allah zaten kaderde özel yaratır. Eğer kulunu seviyorsa ona sürekli güzel gösterir. Yani güzellikler çıkartır. Bir nimet olarak çıkartır. Güzeli sevdirecek şekilde Allah yaratır. Güzeli sevmeyi kalbe vahyeder. Bak güzeli yaratır ve güzeli sevmeyi de vahyeder. İkisini birlikte yaratır. Hem güzel hem onu sevme aynı anda yaratılır. Ve insan onu müthiş bir his ve heyecan olarak tarif edilemeyecek bir zevk, tarif edilemeyecek bir mutluluk olarak haz olarak hisseder. Tarif et desen edemez. Ama tabii bu güzellikle akıl iman iç içedir. Yüzdeki o temiz ifade, dürüstlük ifadesi, iyi niyet, candanlık sevginin zeminin hak olduğunu göstertir. Yani sevmenin doğru olduğunu gösterir. Ve hemen anlaşılır. Diyor işte “ben zamanla severim” bırak canım öyle olur mu? İnsan bakar bakmaz sever. Ben hayatta öyle bir şey yapmam yani. Seveceğim insanı bakar bakmaz severim görür görmez. Ama Allah esirgesin bazen tabii o sevgiyi o zorla geri alırsa ayrı mesela ama yoksa ben sevgide her zaman kararlı olurum.

 

(“Kıyamet sadece dünyada mı kopacak?” izleyici sorusu)

Ay, dünya ve güneş yani Kuran’da belirtilenler bunlar ama kıyamet koptuktan sonra manzara madde değişecek. Yani baktığımızda öyle görülecek kıyameti seyredenler güneşin, ayın hepsinin birleştiğini dümdüz olduğunu görecek. Fakat madde bildiğimiz madde olmaktan çıkacak yani insanın yapısı da değişiyor. Mesela kan olmayacak damarlarımızda. Vücutta damar olmuyor. Yani doğrudan cilt oluyor damar yok. Mesela vücut salgıları olmuyor. İstenilirse olur ama olmuyor. İç organlar yok. Kalp var sadece heyecana ama heyecanı hissettiren bir organ olarak. Bir de nefes alma var ama ihtiyaç olduğundan değil yani kokuyu içe çekmek için. O şekilde, dolayısıyla bizim bildiğimiz tarzda bir fizik kanunu yok. Mesela toz yok. Kir yok. Maddede eskime olmuyor. Ne kadar eskime olmuyor? Zaten normalde budur. Aslında normale dönmüş oluyor dünya. Görüntü niye eskisin? Görüntünün eskimesi zaten mucizedir. Çok acayip bir şey. Elektriğin niye kablosu olsun? İşte yok bilmem nereden geliyor bilmem ne. Elektrik direkt yaratılır. Görüntüde görüyoruz direkt yaratıldığını. Işık kaynağına ihtiyaç olunuyor cennette ışık kaynağı yoktur. Her şey kendinden ışıklıdır. Ama istese kaynak da olur. Yani olmayacak hiçbir şey yok. Dolayısıyla dünyadan çok farklıdır. Yani madde yapısı olarak. Fakat görünüm olarak çok benzer. İnsanlar bu tarzdadır görüntüleri. Saç kalitesi güzeldir. Cilt kalitesi çok güzeldir. Eklemlerde şunda bunda vücutta hiçbir bozukluk olmaz. Grip, nezle falan olmaz. Yorgunluk, bitkinlik, uyku hali olmaz. Alerji olmaz hiçbir şey olmaz. Vücut normaldir. Yine bitkiler var. Toprak kaliteli bir toprak, böyle insana yapışan çamur hale gelen bir toprak değildir. Yine kaya vardır, cennet kayaları vardır. Cennet ağaçları vardır. Ama bildiğimiz böyle kaba ağaç tarzında değil. İnsanın hoşuna giden. Malzemesini şu an bilemiyoruz görünce anlayacağız.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269920/sayin-adnan-oktarin-5-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269920/sayin-adnan-oktarin-5-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171205t_07.jpgMon, 29 Jan 2018 05:36:12 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 4 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 4 Aralık 2017

 

Hz. Harun (as) ile ilgili bilgi var burada. 120 yaşına kadar yaşmış Hz. Harun (as). Tih Çölü’ndeki dağda vefat etti. “Tur-u Harun” deniyor o dağa. Bir özel ima falan değil de fakat Musevilikte bir hüküm olduğu için söylüyorum, Moşiyah’ın İbranice dilindeki unvanı Aron Kohen. Bozulacak bir kısım kişiler ama çünkü Sanhedrin 90/B bölümünde Museviler Tevrat’ın bu işareti nedeniyle Hz. Harun (as)’ın hatta yeniden dünyaya geleceğini düşünüyorlar. Gelen o Moşiyah-Mehdi (as)’ın Hz. Harun (as)’ın ruhaniyetini taşıyacağını söylüyorlar. Ve tapınağın kahini yine Harun (as) olacağını söylüyorlar. Çünkü üçüncü tapınağın kahininin kesinlikle Harun (as) olarak bilinmesi gerekiyor. Kohen olacak soy olarak da, Aron Kohen oluyor. Ben demiyorum kaynak diyor. Bunda kızacak bir şey yok, ben kendi ismim Aron Kohen de değil benim fakat burada öyle geçiyor. Yani lakabı Harun Hz. Mehdi (as)’ın Moşiyah’ın lakabı Harun evet. Ve Kohen soyundan olduğu için Aron Kohen.

 

Münafık, İslam Alemi ve Müslümanlar İçin Hayati Bir Konudur. Münafıkla Karşılaşmak Müminin Neşesinin, Sağlığının, Sıhhatinin Güçlenmesini Sağlar

Şimdi bir münafık olayı olduğunda onun üzerine hemen onu çok iyi değerlendirmek lazım. Olaya atlamak gibi diyelim böyle. Çünkü münafık nadir ele geçen bir şeydir. Ele geçtiğinde de çok iyi değerlendirilmesi lazım. Mesela denizde de farz edelim böyle anormal ahtapotlar falan oluyor, bilim yakaladığında onu çok büyük olay oluyor. Münafık da her zaman ele geçmez, ele geçirdin mi çok değerlidir. Böyle miligramına kadar iyi değerlendirilmesi lazım münafığın. Çünkü sevap yönü yüksek olduğu için çok iyi değerlendirmek lazım. Onun için nadir ele geçen bir şey olduğu için çok iyi değerlendirmemizin nedeni bu. Adamlar diyor ki “Üç tane serseriyle niye uğraşıyorsunuz?” Öyle değil olay, şimdi münafık bizim için çok hayati bir konudur. Orada müminin nimeti var. Münafığı mümin eleştirdikçe bereketi artar, sevabı artar, sağlığı sıhhati artar, keyfi artar, neşesi artar yani her yönden iyidir. Birlik ve beraberliğe vesile olur, şevke vesile olur, heyecana vesile olur yoksa meskenet meydana gelir. Ve onu da kısaca değerlendirmek de iyi değildir. Mesela münafığı yıllarca değerlendirmek lazım. Hani beş dakikalık, on dakikalık, on günlük, on beş günlük değerlendirmeden ziyade yıllarca oradan sevabı elde etmek çok önemlidir. Çünkü ele geçmez kolay kolay. Mesela şeytanı yakalamışsın şeytanı niye bırakıyorsun, değil mi? Bak Allah düşmanını ele geçirmişsin bırakmazsın. Şeytanı bırakıyorsan haşa Allah’ı bırakmış olursun. Çünkü şeytanla mücadeleyi bıraktığında Allah’ı bırakmış olursun. Şeytanı ilimle irfanla ezdiğinde Allah’a sevgini göstermiş olursun, Allah’a bağlılığını göstermiş olursun.

 

Allah Bize Şeytanı Tanıttığında Şeytanı Son Katresine Kadar Milimetrenin Milyonda Bir Kuyruğu Kalsa Dahi Onunla İlmi Mücadele Yapmakla Mükellefiz

Allah bize şeytanı tanıttığında şeytanı son katresine kadar, milimetrenin milyonda biri kadar kuyruğu kalsa ona bile gereken bilimsel akılcı açıklamayı yapmakla mükellefiz. Onun için, bazı kardeşlerimiz şaşırıyorlar diyorlar “iki-üç tane it-kopukla niye uğraşıyorsunuz?” falan. İt-kopuk yakalamadık biz, şeytanı yakaladık, iblis ordusunu yakaladık. Biz orada şeytani bir yapı görmesek, şeytanı üstlerinde görmesek, şeytanın hululünü hissetmesek o şahıslara bizi hiç ilgilendirmez. Şeytan yakaladığımız için önemli görüyoruz. Yoksa alelade sıradan bir insan görsek bizi hiç ilgilendirmez. Yoksa küfürden de insanlar var, abuk-sabuk insanlar da var fakat nitelikli münafık çok önemlidir. Yani şeytanın keskin tecellisi çok önemlidir. Orada Müslüman büyük bir titizlikle bu nimeti iyi değerlendirecek. Münafık yakalamak, denizde böyle balina yakalamak gibi değildir nadide bir varlık yani şeytan. Şeytanı hissettiğimizde gördüğümüzde anladığımızda, Allah bize onu ilham ettiğinde bırakmamız diye bir konu olmaz. Sonuna kadar şeytanın faaliyetini, Allah Katında Cenab-ı Allah’ın takdir ettiği şekil neyse o oluşuncaya kadar onunla mücadele edilir. Dolayısıyla kardeşlerimiz bunu bazen şaşkınlıkla izleyebiliyor. Mesela diyor ki “Bir kadın münafık nedir nihayetinde?” Kardeşim kadın değil o işte, kadın bizi hiç ilgilendirmez ahlaksız da olsa hiç ilgilendirmez. Bir sürü ahlaksız var dünyada. İblis olduğu için yani üstüne iblisin çöktüğünü gördüğümüz için, nitelikli münafık olduğu için çok değerli görüyoruz ve çok önemli görüyoruz çünkü nitelikli. Münafığa her zaman rastlanır, zayıf nitelikli münafık olsa o kadar üstünde durmayız. Ama nitelikli olduğunda yani şeytanın bizzat kendi olduğunu gördüğümüzde, hissettiğimizde, anladığımızda onunla mücadeleyi Allah kalbimize vahyeder. Allah onu bize hissettirir ve o zaten şeytan olduğunu bize çok bağırır, anlatır ve tarif eder.

 

Münafığın Dilinden Şeytanın Vahyini Görürüz. Şeytan Münafığın Etini Kemiğini Kullanır. Şeytan Onun Bedeninde Olduğu İçin, Bilim Adamının Kobayı İncelemesi Gibi Bu Mahluklarda Şeytanı İnceleriz

Münafık kalbine akan şeytani vahyi yazar. Şeytan ona söyletir vahyeder o da onu yazı haline getirir. Orada şeytanın vahyini görürüz. Münafığın dilinden aktarır onu o. Münafığın etini kemiğini kullanır şeytan aktarır. Ve şeytan onu bırakmadığı için, onun bedeninde olduğu için biz oraya teksif oluruz. Yani bir bilim adamı nasıl bir kobayı inceliyor biz de bunu bilim adamı gibi inceleriz. Yani o kobayda şeytan nasıl tecelli ediyor, şeytan ona nasıl vahyediyor, şeytan hangi hususlara çok dikkat çekiyor, Müslümanlara şeytan hangi yönlerden saldırmak istiyor, o nitelikli münafığın üslubundan bunu çıkartırız. Ama tabii bunu ehlinin incelemesi lazım, avam bunu anlamaz. Yani avam münafığa gelen şeytanın vahyini çözemez. İlimde rasih olanlar çözebilir. Yani tamamı şeytanın vahyidir münafığın ifadeleri, izahları, anlatımları. Oraya bakarak münafığın ileri dönemde Müslümanlara hangi yönde saldırabilir, hangi noktalarda neler düşünür şeytan bunları görürüz. Mesela bak, münafıkları incelediğimde bugün yine dikkat ettim, öldürme arzusunu gördüm. Hayret yani öldürmez arzusu. Diyor ki mesela, “bir saniyede öldürmek isterim” diyor “bir saniye içerisinde” diyor yahut “birkaç saniye içerisinde öldürmek isterim” diyor. Şeytanın volümü yükselmiş yani ilaç etkisini göstermeye başlamış. Çünkü en son noktada şeytanın artık kendini yerden yere atma pozisyonu vardır. Artık kuyruğunu falan yerlere vurur debelenir falan böyle. Bak o raddeye gelmiş, o üsluba gelmiş. Bu, şeytanla mücadelenin doğru gittiğini gösterir. Onun için şeytanın bütün vahyinin muhafaza altına alınması lazım, her türlü vahyinin muhafaza altına alınması lazım. Ve orada şeytanın ruhu, felsefesi, kişiliği çok ince detaylarla tespit edilmesi lazım Kuran ölçüsü içerisinde.

 

Münafık İslam’ı Anlatmak İçin Kitap Dağıtmaz, Sadece Şeytanın Vahyini Dağıtır. Yüzeysel Gibi Görünen Şeylerin İçinde Allah’ın İşaretleri Vardır. Allah Münafığın Üzerinde Şeytanın Ahlaksızlığını Bize Gösteriyor

Münafıkların nasıl girift bakış açıları var, hangi konularda mesela şeytanın en çok haset ettiği konular nedir? Mesela en çok öfkelendiği konular nedir münafığın yani şeytanın? Mesela müminlerin dağılmasını istiyor ama müminlerin sayısı daha artıyor ama münafığa bakıyorsun sürekli tek, her yerde tek, bir kişi. Kardeşim aynısı, ayetin aynısı, etrafında hiç kimse yok hep tek. En fazla yanında iblis, ikinci iblis, üçüncü iblis ama hiç kimse yok. Ama müminlere bakıyoruz yanında coşkulu, kalbi Allah aşkıyla dolmuş melek gibi müminler. Ne oluyor? Daha da artıyor sayı daha da artıyor. İhtişam daha da artıyor, güzellik daha da artıyor, başarı daha da artıyor, kitaplar yüz biner yüz biner dağıtılıyor. Münafığın hiç kitap dağıttığını gördünüz mü? Münafık ancak şeytanın vahyini dağıtır, bak şeytanın vahyini dağıtır, Allah’ın kitabını dağıtamaz, Allah’ın emirlerini dağıtmaz. Ondan şeytanın vahyini dağıtması istenir o onu yapabilir. Dolayısıyla yani yüzeysel gibi görünen şeylerin içerisinde Allah’ın çok büyük işaretleri olur, çok büyük anlatımları olur. Mesela bizi şeytanla karşılaştırdığına göre bizim şeytanı yenmemizi istiyor Allah. “Bakın” diyor Allah “vahyi budur, ahlak yapısı budur, böyle aşağılık insanlara hulul eder, böyle cemiyet mikroplarına hulul eder, sayıları az olabilir sayıları az diye peşlerini bırakmayın çünkü bunlar nitelikli münafık, Kuran’a bakarak bunların ne kadar aşağılık ve karaktersiz olduklarını, ne kadar kahpe olduklarını görebilirsiniz” diyor Allah ayetlere baktığımızda. Onun için yani o tip yazılarda her satır çok önemlidir, münafığın ruhu açısından çok önemlidir. Mehdiyet’in yönü de zaten şeytanı yeryüzünden silmektir. Şeytanla hesaplaşmamızı istiyor Allah. Şeytan zaten insan suretinde gelir bize, öyle bir ruh gibi gelmez, insan suretinde gelecektir. İnsan suretinde geldiğinde de Müslüman onu bırakmaması lazım.

 

Sayın Destici’nin Tüm Milli Meselelerde Hükümete Destek Olacağı Açıklaması Çok Güzel. Sayın Bahçeli, Sayın Destici ve Tayyip Hocam’ın Birlikte Hareket Etmesi Milletimiz İçin Çok Önemli

Destici Hocam’a helal olsun, bugün Tayyip Hocam’ı ziyarete gitmiş Sayın Destici. Tüm milli meselelerde hükümetin yanında olduklarını söylemiş. Bak ısrarla söylüyordum. “Büyük Birlik Partisi hükümetle birlikte hareket etsin” dedim. Israrla söyledik. Bak Allah duamızı kabul etti elhamdülillah. 2019 seçimleri için düzenleme istemiş. Bu da Allahualem 2019’da AK Parti ile ittifakla seçime gidecekler. Mükemmel haber. Milliyetçi Hareket Partisi, Sayın Destici ve Tayyip Hocam aman ha, mutlaka birlikte. Tayyip Hocam’a tam destek. Ne belge gösterirlerse göstersinler. Video da gösterebilirler, telefon konuşması da. Hiç umurumuzda değil. Ben o insanın kişiliğine bakarım. Dava adamı mı değil mi? Dava adamı, bitti. Dünyadan geçmiş bir insan. Bana hiç hikaye yapmasınlar, hikaye anlatmasınlar. Yıllarca incelediler bak, ben bunu defalarca söylüyorum. CIA, MI6, Alman gizli servisi yani İngiliz derin devletine bağlı bütün sistemler ve FETÖ. FETÖ’nün yaverleri ta yanındaydı Tayyip Hoca’nın. Odası, evi, her yeri incelendi. Kardeşim hiçbir şey çıkmadı, bitti. Edebiyatı bırakın, boş yere uğraşıyorsunuz. Sonuna kadar destek Tayyip Hoca’ya. Gayet dürüst.  

 

Akıl, Tutku ve Derinlik Kimdeyse Kadın Ona Yönelir. Aşkın Sonsuz Derinliğine Kendisini Çekebilen Bir Erkek İçin Kadın Deli Divane Olur

Orta güzellikte bir kadın düşünelim bir de dünyalar güzeli bir kadın. Bakın ikisi de eşittir. Ne kalıyor biliyor musun geriye? Akıl, tutku, derinlik kalıyor. Bir kadını akıl, tutku ve derinlik, insanı delirtecek derecede etkileyici hale getirebilir. Yani deli divane olursun. Aklıyla, orta derecede herhangi bir kadın, dünyalar güzeli kadın onun yanında hiç kalır adeta. Hiç yani çok durağan kalır. Allah onun kapısını kapamamıştır. Bu erkek için de geçerli, kadın için de. Mesela erkek herhangi bir insandır, herhangi görünüşte ama başka adam gelir omzu dev gibi kollar adamın kolunun üç misli her yer adale. Güçlü, kuvvetli ama bir de normal bir erkek var ama veyahut hatta daha zayıf diyelim bedenen daha zayıf, o şahsın kuvvetinin belki beşte biri bile yoktur onda beden kuvveti mesela o pazusuyla yüz kiloyu kaldırıyorsa o on beş kiloyu ancak kaldırıyor olabilir. Akıl, tutku ve derinlik kimdeyse kadın ona yönelir. Ve kadın deli divane olur öyle bir erkek için. Akıllı, tutkulu, aşkın sonsuz derinliğine onu çekebilen bir erkek için kadın delirir yani aklını atar. Öbürü ona sığır olarak gelir. Bir hayvan olarak gelir yani her şeyi iter. Her şeyi gıcık olur yemesi, içmesi, oturması, kalkması, adaleleri, sırtı, bacağı yani bir hayvan gibi gelir ona ve çok itici gelir. Onun için bunu bilmeyen tipler oluyor. Geliyor karnını gösteriyor, dönüyor poposunun resmini çekiyor koyuyor. Kadını daha da kızdırır bu mesela yandan sırıtarak resim çektirmiş cıvık hareketler yapıyor. Akılsızlığını sürekli gösteriyor elinde olmadan. Akıllı bir erkeğin yanında o bir hiçtir. Kadın da öyledir, güzel bir kadının yanında akıllı, derin, tutkulu bir kadın kahredici bir güçtür. İnsanı adeta sarhoş eder, esir eder. İnsanı hipnoza sokar öyle bir kadın.

 

(“Beyin gücü metafizik olaylara sebep olur mu?” izleyici sorusu)

Beyin gücü, dünya hâkimiyetine sebep oluyor, metafizik olaylar hiç kalır. Yani bütün dünya emrine girer insanın. Beyin sağlamsa çok samimiyse, tam samimiyse, Allah'a tam ram olduysa o, dünya hâkimiyeti getirir. Bütün dünya o insana hizmet eder ama bütün dünya, olaylar, tarih direkt ona göre yönlenir, her şey. Yani Birleşmiş Milletler de ona göre hareket eder, NATO da ona göre hareket eder ama haberi bile olmaz.  Bütün sistem ona göre hareket eder. Gökteki yıldızlar, olaylar, yer, yerdeki hareketler hep ona göre hareket eder. Mesela Mehdi (as) için diyor ya; “Yer ve gök ehli ondan razı olur” dediği o, hadis. Bak, yer ve gök ehli. Yer olduğu gibi ona uyuyor, gök de olduğu gibi ona uyuyor ama fark edilmez bu. Yani dikkatlice bakılırsa fark edilir ama benim canımın dediği tabii o değil. Yani beyin gücüyle mesela bir çatalı bükmek mümkün mü, eşyayı hareket ettirmek mümkün mü, onu demek istiyor değil mi? O, iyi bir şey değil yani onun olması, imtihan açısından iyi bir şey değil. Fark edilmeyen mucizeler daha iyidir yani iman nuruyla anlaşılan mucizeler daha iyidir, düşünerek. Alenen olanlar sevap kaybettirir, sevabın gücünü kırdırır. Yani olmamasını istemek daha iyi, yoksa olur yani harikalar olur. Zor zamanlarda olur, zor zamanlarda olur, ara ara olur.

 

Şeytanla Karşılaştığında Onunla İlmen Mücadele Etmemek Uygun Olmaz. Şeytan Ayağına Gelmişse Onunla Mücadele Etme İbadetinin Vakti Gelmiştir

Münafık, aslında şeytandır, şeytan da münafıktır, aynıdır ikisi. Ama bazen şeytan, insan suretine girer, müminlerin yanına gelir. Müminler farkına varmaz yani sonra farkına varır. Mesela beraber yaşarlar, gezer, haberi yok müminin, yanında şeytan olduğunu bilmiyor. Sonra şeytan; “Merhaba” diyor, kendini tanıtıyor, münafık sonra ortaya çıkar. Yani şeytan olduğunu tanıtır, kendini tanıtır. Tanıttığında çok önemlidir o yani iman açısından, imtihan açısından çok hayatidir. Yani şeytan hiçbir şekilde takibi bırakılmaz, yakalandığında hiç bırakmamak lazım. Yani insan olarak suretinde tecelli ettiğinde zaten cisim tecellisi olduğu için gizlenmesi mümkün değildir. Yani hazır elinin altında, görebildiğin şekilde şeytanı yakaladın demektir. Artık ona göre o ibadetin şeklini güçlendirerek ve arttırarak Kuran'a göre tanzim etmek gerekiyor. Yani şeytandan kaçmak olmaz, yani, “Bana ne, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” işte “it yürür, kervan yürür” veyahut buna benzer bir sözle şeytan terk edilmez. Yani ibadete muhalif bir şey bu. Allah senin ayağına gönderdiyse, yanına gönderdiyse şeytanı, artık ibadetin vakti gelmiştir. O ibadetin en mükemmel şekilde ifa edilmesi gerekiyor. O ibadet de Kuran'la ifa edilir, tabii hukukla, kanunla, akılla, irfanla. Tabii şeytan, çok çemkiren ve çok saldırgan, çok vahşi görünen bir mahlûktur şeytan. Ama mümin tabii onun vahşiliğinden yahut saldırganlığından, azgınlığından onun şeytanlığını daha iyi anladığı için daha iyi üstüne çöker.

 

Kuran İnsanların Normal Akla Sahip Olmasını Sağlar. Kuran Olmadığında İnsanın Dengeli ve Tutarlı Olması Mümkün Olmaz

Kuran insanların akıllı olmasını sağlar, normal insan olmasını sağlar. Kuran olmadığında insan normal akla sahip olmaz. Tevrat’la da insan akıllı olur. Kuran’ın hakemliğinde Tevrat onda da çok akıllı olur. Onun için Museviler çok akıllıdırlar. Bütün Nobel ödülleri falan hep onlarındır. Bütün buluşları hep Museviler yaparlar. Çok akıllı olur insan. Hristiyanlarda da öyle İncil’e tam uyarsa çok akıllı olur. Ama Kuran’ın hakemliğinde olması lazım, Kuran’ın hakemliğinde. Zaten öyle insanlar Kuran da okuyorlar. Kuran’ın hakemliğinde okuyorlar kitapları. Öyle boş kafalı insan olmaz o insanlar.

 

İslam Birliği’nin Vakti İçin Takdir Edilmiş Bir Zaman Var. Alametlere Bakarak Bu Vaktin Artık Yakın Olduğunu Anlıyoruz

Allah’ın bir planı oluyor, Allah’ın dediği bir vakit oluyor onun dışında kaderde bir izin olmuyor. Şimdi bu Mehdiyet’in son safhasındayız üç, beş, yedi, dokuz sene içinde bu güzelliğin oluşacağını diğer alametlere bakarak görebiliyoruz. Çünkü diğer alametler Peygamber (sav) ne dediyse çıktı. Hayret edilecek şeyler bunlar ama münafıklar bunları gizliyorlar, küfür de bunları gizliyor. Bir kısım Müslümanlar da gizliyor. İki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak demek ne demek? Hiçbir bilim adamı, hiçbir tarih kitabı, hiçbir yerde bahsetmiyor. İki uçlu kuyruklu yıldız olmaz, bilimsel olarak olmaz mantığı yok ve diğer kuyruklu yıldızların aksine bir kuyruklu yıldız gitmez, bir sebebi de yok. Binlerce kuyruklu yıldız gelmiş geçmiş tarih içerisinde hiçbiri gerisin geri dönmemiş bu geri gidiyor ve hiçbiri iki uçlu olmaz, bu iki uçlu. Hiçbiri bu kadar parlak olmuyor, bu çok parlak. Bu kuyruklu yıldızı vaat etmiş Peygamber (sav), aynısıyla çıkmış. Bunu söyleyen Peygamber (sav)’in bu sözüne inanıyorsun çıkıyor. “Mehdi çıkacak” deyince buna niye inanmıyorsun? Bak detay detay tarif ediyor bak yıldızın eşkalini bildiriyor, Mehdi (as)’nin de eşkalini bildiriyor. Yıldızın eşkalini bildirdiğinde yıldız aynı o eşkalde çıkıyor. Aynı tarihte aynı şekilde tam çıkıyor. Çünkü bak ondan önce diyor ki “bir kuyruklu yıldız daha çıkacak” diyor şimdi kuyruklu yıldızı tek açıklamıyor “bir kuyruklu yıldız daha çıkacak” diyor o da çıkıyor mu? Çıkıyor, Halley. Şimdi diyor ki “iki uçlu kuyruklu yıldız çıkmadan önce kuraklık olacak” diyor “yağmurlar kesilecek” yağmurlar kesildi mi? Kesildi. Hatta Kızılırmak’ın suyunu Ankara’ya getirmeye kalktılar, barajlarda su kalmadı. Aynen dediği gibi çıktı. Sonra dedi ki Peygamberimiz (sav) “Bu kuyruklu yıldızın çıkışından sonra yağmurlar çoğalacak” çoğaldı mı? Aynısı ile çoğaldı ve seller oldu.

 

Hz. Mehdi Devrinde Tüm Silahlar Kalkacak. Top, Tank, Tüfek Kalmayacak. İnsan Öldürmek İçin Teknoloji Kullanılmasına İnsanlar Çok Şaşıracak

Hiç silah kalmayacak hiç. Mehdi (as) devrinde hiç kalmıyor. Top, tank, tüfek hiçbir şey kalmıyor. Tamamı eritilecektir ve bu mantıksızlığa da insanlar şaşıracak. Adam öldürmek için tank yapılır mı? Adam öldürmek için top yapılır mı? O kadar bomba imal edilir mi, adam öldürmek için? Her ülke bomba imal ediyor. Her ülke cayır cayır tank yapıyor. Atom bombaları napalm bombaları yapıyor. Adam öldürme sanatı öğretiliyor işte şöyle süngüyü sokarsan şöyle ölür. Mermilerde öldürücülüğün artmasın için mermi içinde patlamasına göre ayarlanıyor “merminin girişi ve çıkarken parçalarsa” diyor “daha rahat öldürür insanı” diyor, ona göre yapılıyor mermiler. İnsanlar hayretler içinde kalacak insan birbirini öldürür mü? Ne gerek var savaşa ne gerek var, kavgaya ne gerek var? İşte bu Mehdi (as) ile engellenecek İmam Mehdi (as) ile.

 

(Ahmet Davutoğlu  ABD’de devam eden Reza Zarrab’ın tanık olarak ifade verdiği  dava ile ilgili konuştu ve şunları söyledi; “Devletimize yapılan her komplo karşısında dimdik dururken adaleti ve ahlakı hakim kılmak zorundayız. Devletimiz ateş çemberi içinden geçerken her birimiz bu ülkeyi bu ateş çemberinden nasıl çıkarırız diye düşünürken Reza Zarrab başta olmak üzere bu ateş çemberindeki ülkenin düştüğü zor şartlarda kim kendi çıkarını düşünmüşse, kim servetini artırmayı planlamışsa, kim rüşvet almışsa, kim haksız kazanç peşinde olmuş ve elde etmişse onlardan da hesap sorulmalıdır. Bu yanlışın hesap verilme makamı da New York değil Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleridir. Bu anlamda  İran’a da dost bir ülke olarak düşen görev de budur.)

Reza Zarrab’ı oraya götürdüler hiç doğal olan hiçbir şey yok baştan sona oyun, çok kötü. Ayrıca rüşvet alan da varsa devlet onu anında tespit eder. Kimsenin boğazından öyle bir şey geçmez adama kustururlar öyle bir şeyi mümkün değil. Devletin adliyesi var mahkemesi var şusu var busu var. Öyle para harcayan da kimseyi göremedik biz Türkiye’de. Tayyip Hoca da hiç bu işlere girmez hiç, hiç. Onu yapacak bir insan asla asla değil boş yere zorlamasınlar her türlü incelediler hiçbir netice alamadılar.

 

(“Türkiye, İsrail’e dost mu düşman mı?” izleyici sorusu)

Tabii ki dost. Düşman olması için bir sebep yok. Onlar Peygamber nesli Hz. Musa (as)’nın evlatları Hz. İbrahim (as)’in evlatları, bizi yanlış yönlendiriyorlar bazı insanlar. Namazında niyazında temiz insanlar onlar da namaz kılar Musevilerin onların da ibadeti vardır. Helale harama dikkat ederler. Allah’ın birliğine, cennete cehenneme inanırlar. Hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanırlar, kadere inanırlar. Bütün Peygamberlere inanıyorlar mümindir Museviler dolayısı ile onlara düşmanlık şeytani bir duygudur. Şeytanın etkisi ile olur sakın. İsrail’i seviyoruz, Musevileri seviyoruz onları  kardeşlerimiz olarak bağrımıza basıyoruz. Allah onları korusun kollasın bütün müminleri de koruyup kollasın. Hristiyanlar, Museviler, Müslümanlar hepsi Allah’ın kulu ve mümindirler. Hz. Muhammed (sav)’e hiçbiri “yalan söyledi” demiyor. Yalan söyledi diyen varsa o küfür içindedir. Ama yalan söyledi demiyorsa mümindir. Her biri Muhammedi Musevi’dir. Muhammedi İsevi’dir. Dolayısıyla mümin kardeşlerimizdir.

 

Doğru Konuşmak Çok Zevklidir. İnsan Sevdiğiyle Israrla Doğru Konuşuyorsa Bu, Ruhunda Çok Güzel Bir Heyecana Sebep Olur

Yalan söyleyen affedilir ama delilik tarzında yalan söyleyen varsa uzak durmak lazım. Mesela münafıklarda öyledir fablasyon kudurmuş gibi atar sürekli yalan söyler. Manyak o onunla uğraşılmaz uzak durmak lazım. Ama mümin arada sırada çok nadir ağzından yalan kaçabilir tabii ki affedilir. O da özür diler Allah affetsin der onun bir önemi yok. Ama yalan korkunç bir şey tabii, bir maske ile konuşmuş olursun. Doğru konuşmak çok zevklidir, eğlencelidir, neşelidir. Heyecan verir insana sürekli doğru konuşmak. İnsan sevdiği ile mutlaka doğru konuşuyorsa bu kalbinde muazzam heyecana sebep olur çok zevklidir. Israrla doğru konuşmak çok zevkli bir şey.

 

(“Öğrencilerin az da olsa bir maaşlarının olması gerektiğini düşünüyor musunuz?” izleyici sorusu)

Doğru diyor tabii ki. Ne olacak beş yüz Lira yedi yüz Lira değil mi?  Çocuk şimdi burs kazanamamış olabilir ne yapacak? Ama şöyle olur mesela kredi alıyorsa burs alıyorsa ona bir maaş verilmeyebilir ama kredi ve burs alamadıysa maaş verilsin ne olur, çocuğa? Değil mi? Hayrına insan yapabilir. Bunu vakıflar, dernekler de yapabilir. Öğrencilere aslında bunu hiç sezdirmeden yapmak lazım, öğrenciye bir kere harçlık vermek bir şey olması lazım gelenek olması lazım. Bayramlarda çocuklara nasıl harçlık veriliyor öğrenciye de öyle harçlık verilir. Ne olur mesela bir yüz Lira versen? Arada geliyor öğrenci tanıdığın al çantasına bir yüz Lira koy “bu öğrenci harçlığı” diye bunun adet olması lazım. Öğrencilerin de bundan utanmaması lazım. Çok makul olması lazım amcası, dayısı, akrabası komşusu geldiğinde öğrenciye harçlık vermesi lazım. Bunu bir gelenek haline getirmek gerekiyor ama iyi bir gelenek, oturmuş bir bereket geleneği gibi görmek lazım. Bayramda mesela adam şeker veriyor alıyor utanıyor mu? Utanmıyor, bayram şekeri gibi görecek alacak.

 

Müminler İnsan Şekline Girmiş Münafıkla Karşılaştığında Fitneyi Tam Etkisiz Hale Getirene Kadar İlmen Mücadele Etmekle Sorumludur

Hz. Osman (ra) mübarek, kendi yüzünden isyancılara karşı Müslüman kanı dökülmemesi için çatışmaya izin vermemişti. Ancak münafıklar kudurmuştu Hz. Osman (ra)’ı öldürmeye karar vermişlerdi. Hiçbir öğüt dinlemiyorlardı gözü dönmüş artık, kudurma alameti böyle münafık kudurması. Hz. Ali (kv) isyancılara münafıklara diyor ki; “Kılıçlarınızı sıyırmayın, sıyırırsanız bir daha kınına koyamazsınız. Unutmayınız ki Medine’yi koruyan meleklerdir. Eğer onu şehit ederseniz” Hz. Osman (ra)’ı şehit ederseniz “melekler Medine’yi bırakıp giderler. Bir halife şehit edilince otuz bin insan şehit edilmiş gibidir” diye onlara ikazda bulundu fakat münafıklara etkisi olmadı ve gidip o mübareği şehit ettiler. Ama işte her zaman diyorum münafıkları eğer hani “bunlar it kopuk takımıdır boş ver it ürdürmekten sonra kenardan geçmek evladır” veyahut işte “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” olmaz. Münafığı yakaladığında şeytanı yakalamış oluyorsun çökertinceye kadar yakasını bırakmazsın. On yıl, yirmi yıl, otuz yıl fark etmez ne kadar çırpınırsa çırpınsın mutlaka çökertinceye kadar devam edilmesi farzdır.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269919/sayin-adnan-oktarin-4-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269919/sayin-adnan-oktarin-4-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171204t_07.jpgMon, 29 Jan 2018 05:28:42 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 3 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 3 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin Ağrı İl Kongresi öncesi şu açıklamaları yaptı: “Sizlerin nezdinde ülkemizin bütünlüğü yönünde irade kullanan tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Dünyanın neresinde olursa olsun bize samimiyetle yüreğini açan herkese biz de samimiyetle elimizi uzattık. Birileri kendi günlük çıkarları için zalimlerin dümen suyuna girebilir ama biz yapamayız. Zulme rıza zulümdür. Bizi bunlarla ilgili senaryolara boyun eğmedik diye yargılamaya çalışıyorlar. Senaryo belli, tezgah belli, bunu işbirlikçileriyle yapıyorlar. FETÖ’yle birlikte yapıyorlar. PKK’yı bunun için azdırdılar. Şu anda ana muhalefetin başında bulunan zatı da aynı amaçla kullanıyorlar. Milletimiz şunu bilsin ki, bu oyunların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir. İstedikleri kadar uğraşsınlar başaramayacaklar. Ülkemizi bu türbülanstan sağ salim çıkartırsak ki bu konuda en küçük tereddüdüm yoktur. Sadece 2023 değil, 2053 ve 2071 vizyonlarımızı da sağlama aldık demektir.”)

Tayyip Hocam güzel konuşmuş, çok güzel konuşmuş ama şahane konuşmuş. Üslup süper. Ta 2071’lere kadar olacak güzelliği anlatıyor doğru söylüyor, 2071 dünya hakimiyetidir hakikaten. Dünya hakimiyetinin olgunlaştığı dönemdir yani dünya hakimiyeti o tarihte olacak değil daha önce oluyor. Ama acayip yükseldiği dönemdir. Tayyip Hocam haklı. İngiliz derin devleti oyun oynamaya kalktı, Türkiye tek başına bu oyunu bozdu. Adamlara daral geldi. Çoktan bitecekti, Kıbrıs’ı alacaklardı, Güneydoğu’yu vereceklerdi, İzmir’i ayıracaklardı, İstanbul’u ayıracaklardı, delirecekler.

 

Kuran Ahlakına Sahip Olmak Gerekli ve Kolay. İnsan Normal Yaşamayı Kuran’a Uymakla Sağlayabilir

Aslında Kuran ahlakına sahip olmak çok kolay bir şey ve çok gerekli bir şey. Yani insan normal yaşayışını Kuran’la yapabilir. Öbür türlü zaten hasta olur insan yani dengeli olamıyor. Bedenen, ruhen makul olması için, toplumun da makul olması için, hayatın makul olması için mutlaka bu gerekiyor. Yani Kuran böyle ekstra bir olay değildir. Hayat Kuran’sız zaten olmuyor Allah öyle yaratmış. Böyle hani hayat var da normal yaşarsın da bir de üstüne din ekleniyor değil. Kuran olmadan normal hayat olmuyor. Şu an biraz normallik varsa yine Kuran’ın etkisiyle oluyor. Amerika’daki bereketin nedeni bile yine Kuran’dır. Dünyadaki huzurun bütün nedeni Kuran’dır. Hak kitap olmadığında dünya divane olur. Türkiye’de de mesela inşaAllah Hz. Mehdi (as) çıktığında gençler bir kere huzura kavuşacaklar. Şu baskı kalkacak baskı, toplum baskısı var, sokak baskısı var, mahalle baskısı var, ev baskısı var çocukların epey bir bölümünü deliye çevirdi bu, sinirleri bozuldu çocukların. Bunların hepsi kalkar, şöyle bir rahatlar ferahlar kafası rahatlar yani. Yok öyle şeyler. Kuran’da alabildiğine özgürlük var, çocukların tahmininin tahayyülünün üstünde bir özgürlük var. Bu diskoya giden gençler diyorlar “ne kadar özgürlük?” senin diskodaki hayatından daha da özgür olursun. Diskoda bile bir disiplin vardır. Ama ahlaksızlık olmaz, zulüm olmaz canın yanmaz. Can güvenliğin olur, mal güvenliğin olur kimse kimseye kötülük etmez. Ve en önemlisi bak sevgiyi yaşar.

 

(“Bir insan bir insandan neden sıkılır?” izleyici sorusu)

Mesela sen akıllısın, kalitelisin, temizsin, lafını sözünü biliyorsun nezaketlisin. Adam karşına geliyor patavatsız, münasebetsiz, boş konuşuyor, boş bakıyor, ufku yok, Allah’tan bihaber, dinden bihaber, derinliği yok, tutkudan anlamaz, sevgiden anlamaz, aşktan anlamaz, egoist ve bencil. Sıkıldığında Allah sana işaret veriyor, ‘aman uzak dur’ anlamı bu. Ruhun sana sinyal veriyor, ‘bu insandan uzak dur’ sana Allah vahyediyor işte kalbine, ışıkla alamet veriyor hemen uzaklaş. Sıkıldığınız yerden hemen ayrılın çünkü bir anormallik var demektir. Normalde kalp ferahlaması lazım. Sen çok güzel bir kızsın değerli bir kızsın senin yanında insanın içi açılır. Ama adam sana haset ediyor olabilir, kıskanıyor olabilir, güzelliğini çekemiyor olabilir ve münasebetsizliğe başlar sen de ondan sıkılırsın. Dolayısıyla uzak olmanda fayda var.

 

(“Allah insanlardan önceki zamanı niye yarattı?” izleyici sorusu)

Bizden önceki zaman biz merak ederiz onu dinozorlar falan. Ahirette işte seyredeceğiz adamları. O devirde olsak rahat edemezdik şimdi kafasını sokardı buraya dinozor “ağabey ot var mı?” falan dese bayağı zor durumda kalırız, Sarman’a benzemez o. Havada koskoca kuşlar uçuyor ama kuş mu, sığır mı belli değil yani pek iç açıcı bir ortam değil. Allah acıdığı için insanlara o dönemde yaratmamış işte daha ne. Yoksa o dinozorlar Allahualem yalar-yutardı insanları, çok tehlikeli olurdu. Bir süs olsun, tabii melekler görüyor, oradaki diğer mahluklar görüyor ama Allah onu bir görüntü olarak yaratıyor. Daha önceki tarihi biz görmek isterdik, “Nasıldı, kainat nasıl yaratıldı, hayvanlar nasıl yaratıldı?” onları Allah’ın bize göstermesi için bunların hazır olması için bize gösterilmesi gerekiyor. Dolayısıyla dinozorları, diğer uçan-kaçan o büyük memeli hayvanları falan onları göreceğiz. Ama uysal olarak göreceğiz, o zamanki halleriyle göreceğiz. Dolayısıyla bir süs, hayata bir süs. Daha önceki dönemde mesela çok daha değişik deniz hayvanları da vardı garip hayvanlar, onları da göreceğiz. Allah’ın yaratma sanatını gösteriyor. Süs Allah için önemlidir. Mesela kuş yaratır süsler, böcek yaratır süsler, kelebek yaratır süsler hem de acayip süsler, cenneti süsler. Allah süsü sever, süsü Kendisi de teşvik eder ayette. Onlar da bir süs geçmişe ait bir süs. Çünkü onların fosillerini falan buluyoruz hoşumuza gidiyor, ilginç buluyoruz ama o devirde olmadığımız için de seviniyoruz. Dinozorların ortasında hiç kimse yaşamak istemez herhalde.

 

(“Bar gibi eğlence yerlerine gitmek doğru olur mu?” izleyici sorusu)

Çok güzel olur ama şöyle; güvenliğin sağlanması lazım. Yoksa büyük böyle gelişmiş hoş barlar olsa, genç kızlar akşam çıkıp orada eğlense süper olur. Mesela 1000 kişilik, 500 kişilik, 1500, 2000 bin kişilik büyük barlar. Ama şimdi barda çok güzel nefis sandviçler olur, içinde her türlü mineralin bulunduğu güzel içkiler ama her türlü mineral var, protein var böyle besleyici ve kızlar güvenlik içinde, istedikleri gibi de giyiniyorlar. Gençler de olabilir ama çok nezaketli herkes birbirini koruyup-kolluyor, kimsenin namusuna, haysiyetine, şerefine halel gelmiyor güvenlik içerisinde eğleniyorlar bir arada dostça, hiçbir mahsuru yok. Ama şimdi adam gidiyor bara oho gece 2 gibi barın kapısında silahlı çatışma, o ona o ona, o ona o ona niye? “İçkiliydik kafamız yerinde değildi” diyor veyahut genç kız bardan sürükleyerek çıkartıyorlar ağzını burnunu kırıyorlar. Yahut genç kız içiyor gece zil-zurna eve dönüyor babasına saldırıyor falan, bunlar çok korkunç. Yahut bar dönüşü adam gidiyor kıza tecavüz etmeye kalkıyor. Vardı ya o ahlaksız bir herif çocuğu aldı apartmanın kenarına götürdü, bilmiyorum çocuk nereden geliyordu gece vakit. Yani güvenliğin sağlanması çok önemli yoksa bar nefis. Disko da çok güzel olur diskolar mesela güzel müzik mükemmel bir müzik, mükemmel bir atmosfer, mükemmel bir ışıklandırma çocukların içi açılır. Niye evde kös kös otursun niye ne mecburiyeti var? Arkadaşlarıyla çıkıp-gider. Böyle localar şeklinde oturma yerleri olabilir, geniş salon şeklinde olabilir, orada arkadaşlarıyla tanışırlar birbirleriyle görüşürler. Allah’tan bahsedilir, Allah’a hamd ederler şükrederler. Mescit kısmı da olur orada mesela namaz kılacakları yerler olur. Banyo yapacakları yerler olması lazım duş alacakları tertemiz.

 

Kadını Potansiyel Her Türlü Kötülüğü Yapacak Biri Olarak Düşünüp Kıskanmak Çok Çirkindir. Kıskanmak Ancak Daha Çok Koruma İsteği Anlamında Olabilir

Evlenen adam kıskanıyor kadını, potansiyel her türlü kötülük yapacağından şüphe ediyor. En başta kadın diyor ki işte “mal bölüşümü olsa, benim de üstüme bir ev alsan” falan diyor “ne olur olmaz insanlık hali” adam “sureti katiyede” diyor. “Çünkü evi alırsan sen beni boşar kaçar gidersin sen” diyor. Güven yok yani çok kötü. Yahut kadına, “sen tek başına gidersen kim bilir neler yaparsın” diyor yani güven yok. Önce o güvenin ve sevgi ortamının sağlanması lazım. Kadınlar normalde çok kişiliklidir çok aklı başındadır, öyle delice bir hareket yapmaz. Her kadın onuruna düşkün, hepsi şerefine, namusuna düşkün oluyor öyle pervasız bir kadın olmaz. Dolayısıyla adamlar tabii şüphe ediyorlar. Evlendikten sonra kadın eğer kadın gibi davranırsa “bunu nereden öğrendin?” diyor adam. Eğer kadın gibi davranmazsa da soğuyor ondan. “Hadi boşanalım” diyor. Kadın ne yapacağını şaşırıyor. Şimdi kadın gibi davrandığında “bunu sana biri öğretmiş kim öğretti?” diyor. Hatta ağzını burnunu kırıyor “söyle” falan diyerek, kafayı yiyor adam göz möz şaşılaşıyor böyle. Bu çok abuk-sabuk hareket. Öbür türlü de “ben senden hoşlanmıyorum kadın gibi değil tavrın” diyor. İki ateş arasında aklıyor kadınlar ne yapacağını bilemiyorlar. İşte şeytani deccali sistemin insanlara getirdiği dayatma. Kadınlar makasın içine girdiler biçme makası. Üstte gelenekçi Ortodoks sistem, altta Darwinist-materyalist sistem kadınları biçiyor idi ama şu an makasın arasına çeliği koyduk bir şey yapamıyorlar.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Ağrı’daki konuşmasında şunları söyledi. “Ülkemizin dört bir yanında yaşananları takip ediyorsunuz. Her yerde kimi zaman köken, kimi zaman mezhep bahane edilerek ülkelerin ve halkların nasıl paramparça edildiğini görüyorsunuz. Biz ne diyoruz? ‘Tek millet’ diyoruz. Allah bizleri kavimler halinde yarattı, birbirimizle iyi anlaşalım diye. Biz insanları kavminden dolayı sevmedik, Yaratan’dan ötürü sevdik. Bu ülkede yaşayan seksen milyonun tamamı tek millettir. Adeta parasını verenin tepe tepe kullandığı bir katiller sürüsüne dönüşen PKK’nın, ülkemizle uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Kimse kökeni sebebiyle baskı altında olduğunu söyleyemez. Varsa bu konuda sıkıntısı olan bize gelsin. Israrla Kürt kardeşlerimizi tahrik etmenin adı da ırkçılıktır. Biz Kürt ırkçılığına da karşıyız, Türk ırkçılığına da karşıyız.”)

Gayet güzel. Her konuşması ana konu oluyor. Ana konulara ağırlık veriyor, çok iyi oluyor. Tayyip Hocam hep hayati konular mesela mezhep ayrılıklarının kalkması, ırkçılığa karşı olmak, FETÖ, İngiliz derin devleti en hayati konuları sürekli vurguluyor, iyi oluyor. Türkiye Türklük aleminin de, İslam aleminin de merkezi olduğu için, merkezin merkezde olması birbirleriyle çok iyi bağlantı içinde olması gerekiyor. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’ni de milli ve yerli sistem içerisine çekmek için çok gayret edelim. Dilekçe yazalım, yazı yazalım, konuşalım. Milli ve yerli sistem içinde olduktan sonra ne yapıyorsa yapsın. Ama o çok önemli, milli ve yerli olması.

 

Münafık En Haysiyetsiz, En Karaktersiz, En Dolandırıcıdır Ama Kendini Dürüst, Dine Faydası Olan, İnsanları Sözde Kurtaran Adam Gibi Göstermeye Çalışır

Münafıkların asla yanaşmayacağı şeylerdir bunlar. Kitap dağıtmak, İslam’ı anlatmak, Darwinizm’e karşı mücadele etmek, iman hakikatleri anlatmak, insanların imanına vesile olmak, cennetten cehennemden bahsetmek, İslam’ın dünyaya hakimiyeti için gayret etmek, Mehdi (as)’den, İsa Mesih (as)’ten bahsetmek. Münafıklar Mehdi (as)’den nefret ederler bütün münafıklar. En eski dönemden beri hep nefret etmişlerdir. Ehl-i Beyt’e karşı o cinayetlerin sebebi de odur. Ehl-i Beyt’e yapılan saldırıların sebebi de odur. Hz. Ali (kv)’ye karşı kinin nedeni de odur. Mehdi karşıtlığıdır, şeytan kışkırtır. Şeytanın kışkırtması nedeniyle bunları yaparlar. Yalnız tabii münafıklar bunu yaparken daima suret-i Hak’tan görünümündedirler. Yani her münafık, en haysiyetsiz, en şerefsiz, en namussuz münafık bile dünyanın en dürüst, en akıllı, en samimi insanı havalarında olur. Tarih boyunca bütün münafıklarda bu böyle olmuştur. Kavmin en dürüstü, insanları iyiliğe çeken, güzelliğe çeken, insanların hayrı için gayret eden böyle halk kahramanı gibi kendilerini görmüşlerdir. Bütün münafıklar tarihe baktığımızda öyledir. Çok haysiyetsizdir ve ömrü boyunca da bunu savunur. Ancak cehennemde bunların cezası veriliyor. Dünyada bunlar aksini savunmaz. Hep böyle mesela en kahpe, en haysiyetsiz, en namussuz. Adam homoseksüellik yapıyor, hırsızlık yapıyor, adam bıçaklıyor, itlik yapıyor, pislik yapıyor. Bomboş geziyor it gibi. Müslümanların aleyhine faaliyet yapıyor ama kendisini çok dürüst, akıllı, zeki, insanlığa, dine çok faydası olan, insanları kurtaran adam, dünyayı kurtaran adamın oğlu gibi görürler. Vardı ya öyle film, dünyayı kurtaran adamın oğlu gibi. Onlar da o kafada olurlar. Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında da Peygamberimiz (sav)’den çok akıllı olduklarını düşünüyorlardı o 300 kişi. Peygamberimiz (sav)’in haşa bir uyanıklık yapıp Peygamberlik iddiasıyla ortaya çıktığını düşünüyorlardı ama onu açıkça da söyleyemiyorlardı. Fakat ona da gıpta ediyorlardı. Yani, biz niye peygamber olmuyoruz da, o oluyor gibisinden. Fakat onun gibi tabii güçleri, imkânları da olmuyordu. Onun yanında, onun bereketinden istifade ederek bir şeyler yapmaya gayret ediyorlardı. Bu sefer onun yanından ayrılıp, onun imkânlarını elinden almaya gayret ediyorlardı. Kendilerinin de Peygamber (sav)’in imkânlarına kavuşabileceklerine inanıyorlardı. Bu da olmayınca cinnet geçiriyordu münafıklar.

 

Münafık İslam Ahlakının Hakim Olacağından Bahsetmez. Müslümanların Bir Manevi Önderi Olmasını Asla Kabul Etmez. Ulu’l Emre İtaatin Farz Olduğunu Duymak İstemez

Münafığı nasıl anlarız? İslam'ın hâkim olacağından bahsetmez oradan anlarsın. Bahsedemez yani, hiçbir şekilde bahsedemez yani bu mucizedir. “Selamın aleyküm” de, “İslam hâkim olacak mı?” de, hemen başka konuya geçer, bahsetmez. Müslümanların bir başı olması konusunu asla münafık kabul etmez. Bak ne konuşursan konuş, onu kabul etmez, asla kabul etmez. Ulu’l emr’e itaatin farz olduğunu hiç duymak istemez. Ayet var, ulu’l emr’e itaat, bunu duymak istemez münafık. Hiçbir devirde kabul etmediler. İslam Birliği’nden, Mehdi (as)’den, İsa Mesih (as)’in inişinden, asrımız açısından Darwinizm’in geçersizliğinden asla bundan bahsetmek istemez. Mehdi (as)'nin başarılı olduğu konularda çalışma yapmaktan, buna yaklaşmaktan kaçınır ve müthiş imtina eder. Mehdi (as)’nin başarılı olduğu, hedef gördüğü konulara asla girmek istemez. Çünkü ona yardımcı olacağını düşünür. Mesela Mehdi (as), İttihad-ı İslam'ı savunuyorsa o savunmaz. Mehdi (as) Darwinizm’in geçersizliğini savunuyorsa o aksini savunur yani engellemeye çalışır, kendi kafasınca. Mesela Mehdi (as) İttihad-ı İslam'ı savunuyorsa o aksini, Mehdi (as)'yi savunuyorsa, İsa Mesih (as)’in inişini savunuyorsa aksini, bu şekilde bir tavır gösterir. Mesela Mehdiyet homoseksüelliğe karşıysa o homoseksüelliği savunur,  buradan açık açık anlarız.  

Mesela bak diyor ki Cenab-ı Allah Nisa Suresi 61’de; “Onlara:” münafıklara “Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin” yani Müslümanların liderine gelin, Kuran'a uyun denildiğinde, “o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.” Münafığın özelliği, kaçar. Yani mesela bir yanlış varsa Müslüman ne yapar? Kalır Müslümanların içinde söyler. Emr-i bil maruf nehy-i anil münker vardır. Gelir söyler, der ki mesela yirmi yıl geçmiş yirminci yılın daha birinci yılında; “Arkadaş ben şu konunun yanlış olduğunu düşünüyorum, doğru mu?” der.” Ayete göre bunu bana açıklar mısınız?” der. Münafığın normal vasfı böyle olmuyor, ne yapıyor? Yirmi yıl eşek gibi çalışıyor, yirmi yıl kinini saklıyor, yirmi birinci yılda patlıyor. Ama o arada gençliğini, hayatını hepsini verir. Bak münafığa Allah en büyük cezayı nasıl veriyor biliyor musun?  Hayatını elinden alıyor, hayatını İslam'a veriyor Allah. Yani onu öldürüyor, hayatını Müslümanlara veriyor. Mesela yirmi yaşından kırk yaşına kadar bütün münafıklar Peygamberimiz (sav)’e hizmet ettiler, sonra hepsi sapıtıp kaçtı. Allah ne yaptı? Hayatlarını, gençliklerini aldı ellerinden ve onu Peygamber (sav)’e verdi. Onların hayatını ve gençliğini Peygamber (sav)’e verdi. Müslümanların zorluğunu, sıkıntısını, ne türlü negatif yönü varsa hepsini de münafıkların üstüne yükledi. Müslümanların üstünden bereketsizlik gitti, onların üstüne gitti. Mesela Müslümanlara gelecek bereketsizlik onların üstüne gidiyor. Sıkıntı varsa onların üstüne gider, hastalık varsa onların üstüne gider. Müslümanlar onların gençliğini ve hayatını almış olur, Müslümanlara geçer. Zaten bir insanın en yüce, en aziz olan yönü nedir? Hayatıdır. Münafık hayatını verip gider ve en büyük cezadır ona. 

 

(“Duanın yeri ve zamanı var mıdır?” izleyici sorusu)

Kuran’da gördüğümüz nerede aklına gelirse, nerede uygun görürse, nerede ihtiyaç duyarsa. Mesela Hz. Musa (as) ağaçların altına çekildi diyor “…gölgeye çekilerek dedi ki: “Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.” (Kasas Suresi, 24) Mesela çok geniş bir şey bu, yani her şeyi içine alan bir dua. Bak, “bana indirdiğin her hayra muhtacım.” Güzel bir dua yani ucu bucağı yok. Hayır, çünkü trilyonlarca hayır var. Ama genellikle işte namaz sonrasında dua edilir. Kuran’da da ona işaret vardır. “…sabırla ve namazla yardım dileyin.”  (Bakara Suresi, 153) tarzında, onun için namazlardan sonra dua etmek doğru olur namazlarda. Yani zikretmek, Allah’ı zikretmek, dua etmek Peygamberimiz (sav)’in de yaptığı güzel bir adetti. Namazdan sonra zikir ve dua kısa da olsa.

 

Mehdi Talebelerinin Metafizik Özelliği Tebliğ Kabiliyetlerinin ve İmkanlarının Daha Yüksek Olması; Huylarının da Diğer İnsanlara Kıyasla Yüce Olmasıdır

Mehdi (as) talebelerinin metafizik özellikleri benim kanaatim yani tahminim tebliğ güçlerinin yüksek olması yani normal insanlardan daha yüksek. Huylarının diğer insanlara göre daha yüksek güzel olması. Mesela bu rastlanan bir şey değil. Çünkü tarikatlar var, cemaatler var, onlarla kıyaslandığında bu hayret verici. Mesela dünyadan geçmiş olmaları bu metafizik bir şeydir, pek rastlanan bir şey değildir. Mesela “Mehdi talebelerinin evleri sırtlarındadır” diyor. Yani dünya malına bağlılıkları yok. Evli de değiller benim gördüğüm Kehf Ehli gibiler yani hadislerden o görülüyor, bu da metafizik bir özelliktir. Birbirlerine bağlılıkları çok yüksek, normal İslami cemaatlerde böyle bir bağlılık yok yani bu derece bağlılık. Mesela adam kanser oluyor kendi ailesi ilgileniyor mesela bir Nakşibendi grubunda, herhangi bir Nakşibendi grubunda veyahut bir Kadiri cemaatinde veyahut bir Süleymancı veyahut bir Nurcu cemaatinde bir şahıs hasta olduğunda o hastalık diğer cemaat mensuplarını pek ilgilendirmiyor yani ailesi ilgileniyor. Babası, anası falan ilgilenir. Mehdi (as) cemaatinde hadise göre bütün topluluk ilgileniyorlar o şahısla yani tek bir vücut gibi hareket ediyorlar. Yani birine bir zarar geldiği vakit topluca karşılık veriyorlar. Mesela bu metafiziktir, bu alışılmış bir şey değil. Peygamberimiz (sav) zamanında bile insanların bir kısmı başka türlüydü yani malını mülkünü pek vermek istemiyordu. Mesela Mehdi (as) cemaatinde Müslümanlar hadise göre mallarını olduğu gibi Allah’a hibe ediyorlar, bu metafizik bir özelliktir. Bu, hiçbir peygamber döneminde rastlanmamış bir şey. Yani herkesin mutlaka beylik malı vardır. Ama Mehdi (as) cemaatinde böyle değil, bu yönden metafizik. Cevap vermede yetenek mesela kısa ve özlü konuşma yeteneği bu metafiziktir. Mesela Mehdi (as) cemaatinde ömür yüksekliği, ömür uzunluğu metafiziktir.

Mesela diyor ki Peygamberimiz (sav); “Yüce Allah Hz. Mehdi (as)’ın talebelerinin kalplerini saf sevgiyle yaratmış kalplerini ve münafıklığın her türlü kirliliğinden temizlenir.” Yani münafık kalmıyor etraflarında. “Dinin gerekliliklerini gönülden kabul ettikleri için çehreleri, yüzleri, nasiyeleri her zaman nurludur.” Mesela bu da bir harikadır. Her zaman nurlu yüzleri. “İmam-ı Zaman Mehdi (as)’ın talebeleri soylu, asil, bilgili, kültürlü olacaklardır ve dünyanın yöneticileri olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in sözü bu. “Dünyanın yöneticileri olacaktır.”  Peygamberimiz (sav) yine diyor ki; “Mehdi’nin talebelerinin dünyaya yönelik maddi ve manevi hiçbir hırsları olmayacaktır.” Hani baş olayım, para kazanayım, lider olayım, şu olayım, bu olayım, “dünyevi hiçbir hırsları olmayacaktır” diyor.

Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Ya Ebu Hureyre” diyor Ebu Hureyre’ye. “Mehdi ve cemaati zor ve güç bir yola girerek peygamberlerin derecesine kavuşurlar.” Bak, talebeleri için Peygamberimiz (sav)’in sözünü görüyor musun? Ebu Hureyre’ye söylüyor. “Ey Ebu Hureyre” diyor Peygamberimiz (sav). “Mehdi ve cemaati zor ve güç yola girerek” zor ve güç yol yani demek ki kolay değil bak, “zor ve güç yola girerek peygamberlerin derecesine kavuşurlar.” Kime söylüyor? Mehdi (as) talebelerine söylüyor, Peygamber (sav) söylüyor bunu. “Allah kendilerini doyurduktan sonra açlığı” zenginken açlığı “tadarlar” diyor. “Giydirdikten sonra çıplaklığı” mesela çok lüks giyinirken isterse de çıplaklığı tadarlar. Bak, “giydirdikten sonra çıplaklığı, içirdikten sonra susuzluğu tercih ederler. Allah’ın Katındakine ümitlerini bağlayıp bunları terk ederler. Allah’ın hesabından korku duyarak helali dahi bazen bırakırlar. Dünyaya sadece bedenleriyle ilgi gösterirler. Onun herhangi bir şeyiyle iştigal de etmezler.” “Dünyaya meraklı olmazlar” diyor. “Mehdi’nin talebelerinin itaatleri karşısında melekler ve peygamberler dahi hayrete düşerler.” Şaşırıyor peygamberler. Yani öbür alemde gördükleri için şaşırıyorlar. “Ne mutu Mehdi talebelerine, ne mutlu onlara. Allah’ın onlarla benim aramı birleştirmesini ne kadar çok isterdim.” Onlarla yan yana olmayı ne kadar çok isterdim diyor Peygamberimiz (sav). O cemaate katılmayı isterdim diyor. Peygamber (sav) söylüyor bunu. Diyor ki Peygamberimiz (sav) “Mehdi talebelerini görüyor gibiyim. Aynı renkteler, aynı boydalar, yüzleri aynı, elbiseleri de aynı.” Görüyor musun çok benzerler birbirlerine diyor baktın mı.  

 

Önyargıya Kapılmak Küçük Düşürücüdür. Aklı Güçlü Olan Bir İnsan Delilsiz Önyargılı Olmaz

Önyargı olabilir aslında ama katı önyargı olmaması lazım. Mesela diyorlar ki işte ‘şu model’ yahut ‘şu şarkıcı’ veya ‘şu sanatçı şımarıktır.’ Bu bir önyargıdır. Yani bir bilgi edinmiş olursun. Ama adamla konuşursun bakarsın öyle bir şey yok. O basının bazı mensuplarının şımarıklığından kaynaklanan bir yalan olduğu ortaya çıkar. Her habere karşı tabii ki temkinli olmak lazım. Yani bir inanma olmaz zaten. Önce bir araştırma gerekir. Önyargı nasıl olabilir? Somut bir delilin varsa önyargı olabilir. Ama somut bir delil yoksa önyargı vicdansızlık anormaldir. Zayıf ve zaaf içinde olan aklı zayıf insanlarda tezahür eden bir ahlak düşüklüğüdür. Delilsiz önyargı ve zulümdür. Zalim bir ruha sahip olanlarda olur. Normal bir insanda olmaz.

 

Dinin Tüm Hükümleri Toplu Yaşamaya Göredir. Zekat, Yardımlaşma, Hac, Velayet Sistemi Nereye Baksak Müminlerin Toplu Hareket Ettiklerini Görürüz

Öyle mutlu olunur, Allah öyle yaratmış insanları. Velayet sistemi olacak mesela biz sokağa çıkacağız yolda yürürken yorulduk tak bir kapıyı vuracağız “selamünaleyküm Allah misafiriyiz” orda bir sofra kuracağız, yemek yiyeceğiz, konuşacağız, hal hatır soracağız orda o akşam kalacağız. O bize gelecek, biz ona gideceğiz, sohbet edeceğiz hayat böyle güzel olur. Hasta olduğunda hep beraber sekiz, on kişi alıp götüreceğiz, kapıda bekleyeceğiz, hastane çıkışında alıp götüreceğiz, onu kutlayacağız değil mi? Böyle rahatlayacak. Din böyledir, din toplu yaşanır ama münafıklara göre tek tek yaşanması gerekiyor çünkü niye? Allah onları tek bırakıyor ayetin hükmü açık. Çünkü neden? Aşağılanmış mahluklar da onun için. Dinin tamamı toplu yaşamaya göredir tamamı, bütün hükümler toplu yaşamaya göredir. Zekat, hac her şey velayet sistemi tamamı nereye baksak o. Allah diyor: “Dünyanın bir yerinde mümine bir şey olduğunda bütün müminler sorumludur” diyor. “Hep beraber onu kurtarmakla mükelleftir” diyor. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birbirinizle bağlanarak mücadele edeceksiniz” diyor Allah. “Sakın ayrılıp dağılmayın” diyor Allah. “Gücünüz elden gider” diyor. “Birbirinize düşmeyin” diyor Allah. “Ve sakın ayrılıp dağılmayın” diyor. “Bir arada olacaksınız” diyor Allah.

 

(“Cinler, dünyada imtihan olur mu?” izleyici sorusu)

Oluyorlar evet ama imanları genellikle zayıf yani çok flu oluyor imanları, mümin olanların da sayısı az benim gördüğüm. Onların eğitilmesi için aslında özel bir ekip kurulması lazım, özel bir cemaat oluşturulması lazım onlarla pek ilgilenen de yok yazık. Onları eğitmek için bir ekip olması lazım kalabalık bir ekip mesela yüz, yüz elli kişilik bir ekip olması lazım ki eğitilsinler o zaman kendilerini daha güçlü hissederler. Genellikle kendi hallerine bırakılmışlar, kendi imkanlarıyla kendilerini eğitiyorlar işte sohbet dinliyorlar genellikle yani bizim sohbetimiz tarzında, başka sohbetlere de falan çok meraklı olur cinler dinlerler hoşlarına gider. Kafir cinlerde dinler de onlar açık aramak için dinlerler ama mümin cinler çok severler. Cin çağıran çok genç vardır, cin çağıran gençler ne yapıyorlar, ne ediyorlar bana arada sırada yazsınlar bir öğreneyim bakayım. Yalnız işin ilginç yanı cinlere soru sorulduğunda, “Mehdi (as) kim?” diye sorulduğunda bir tane cevap veriyorlar dünya çapında, Çin’de de aynı, Hindistan’da da aynı, Pakistan’da da aynı bunları kim böyle yönlendirir bunu da anlamış değilim.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269918/sayin-adnan-oktarin-3-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269918/sayin-adnan-oktarin-3-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171203t_12.jpgMon, 29 Jan 2018 02:24:32 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 2 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 2 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin Kars İl Kongresi’nde konuştu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun belge iddialarına karşı yaptığı açıklama şu şekilde: “Vaktinizi böyle çirkin iftiralarla israf etmekten dolayı özür diliyorum. Benim bu zatı dinleyerek heba edecek vaktim olmadığı için kulağıma biraz geç ulaştı. Belge dedikleri kağıdı gördükten sonra anladık ki birileri bunu tongaya düşürmüş. Sanıyorum CHP’de hiçbir zaman bitmeyen ve bu gidişle bitmeyecek olan adam harcama oyununa bu defa Kılıçdaroğlu’nun kendisini kurban edecekler yazık. Bu zatın belge diye salladığı kağıtları görünce anladık ki bir şirket alışverişi için yapılan ödemelerin dekontlarını kendisine Cumhurbaşkanı’nın yakınları yurtdışına para gönderiyor diye yutturmuşlar. Yurtdışında çocuklarımın da yakınlarımın da parası yok. Böyle bir hadise de mevcut değil. İnanın bana dünyanın en zor işi olan bir şeyi ispatlamaya çalışmak. Suriyelilere harcadığımız parayı çık ispatla diyor. Sen kimsin ki ispatlayacağız. Tüm STK’larımızla tüm milletimizle bu insanlarımızın her şeyini 7 yıldır biz hallediyoruz.”)

Tayyip Hocam’ın gönlü çok rahat olsun. Zaten bu olaylardan sonra milletin iyice kanaati gelmiştir. Tam anlamıyla ona sahip çıkarlar. Kardeşim bak şimdi olay şöyle, anlatıyorum bunu anlamadı bazı şahıslar; Tayyip Hoca en başından beri izlendi. CIA izledi, MI6 izledi, FETÖ izledi ama FETÖ devlet içindeki imkanlarıyla izledi. Bol miktarda polis, bazı MİT elemanları, kameralar kondu, sesi dinlendi her şey yapıldı. Kardeşim hiçbir şey bulamadılar. Yayınladılar günlerce hepsi faso fiso hiçbir şey çıkmadı. Şimdi Tayyip Hoca için bu hayır oldu çok büyük hayır oldu. Cumhurbaşkanlığını garantiledi daha ne istiyor işte net yani, bu olaydan sonra artık lamı cimi yok hiç gürül gürül baş Allah’ın izniyle hem de yüzde 70’le falan, oy oranını da artırmış oldu. Bak durduk yere oy oranı arttı. Baksınlar isterse inceleme yapsınlar arttı oy oranı biliyorum. Onun için gönlü rahat olsun Allah onu koruyup kolluyor hiçbir şey aleyhine olmuyor. Bu onun aleyhine değil.

 

Münafığın Ana Hedef Edindiği Kişiler Müslümanlar Olur. Münafık İse Müslümanlardan Ayrılıp Küfür İçinde Yerleşerek Müslümanlara Karşı Mevzi Alıyor

Münafığı nasıl tanırız? Münafık bir kere ana hedef olarak Müslümanları seçiyor buradan anlıyoruz. Yani ana mücadele ettiği kesim müminler oluyor. Yani İslam’a faydalı olduğunu düşündüğü kişiler. Küfürde Allah’ın dinine aykırı her şey var. Ve geniş zemin bulmuş bu mesela Irak’ta, Suriye’de Müslümanlara saldırılıyor, Afganistan’da Müslümanlara saldırılıyor. İngiliz derin devleti atakta, Darwinizm ayrı, Rumilik kanalıyla ayrı yapıyorlar, homoseksüellerin atağı ayrı ama ayrıca küfür çok organize ve kararlı olarak dünya çapında bütün Müslümanları çok zor durumda bırakarak ilerliyor deccaliyet.

Şimdi münafık ne yapıyor? Müslümanlardan ayrılıp küfür içerisinde odaklanarak mevzilenerek mevzii alıyor. Orada bir kere siper oluşturuyor, küfrün içinde siper oluşturuyor. Hedefinde doğrudan Müslümanlar oluyor. Şimdi mesela küfrün içinde geçse küfürle mücadeleye karar verse çünkü bu da acayiptir. Çünkü diyecek ki “Müslümanlarla beraber mücadele edelim” demesi lazım. Müslümanlardan ayrılarak mücadele etmek haramdır. Çünkü Allah “birlikte mücadele edin” diyor. Ayrılarak mücadele yok. Ayrıldın hadi bir günaha girdin, peki neden doğrudan Müslümanları hedefliyorsun? Eğer amacın bir şeyler yapmaksa doğrudan küfrü hedef alıp onlarla uğraşman lazım. Çünkü Müslümanlarda olduğunu iddia ettiğin hususlar ki uydurma hususlar, hayali hususlar en çirkiniyle, en berbatıyla küfürde var, en gelişmişiyle. Sen ne yapmışsın? Gitmişsin onların kucağına oturmuşsun. Onların kucağına oturup orada mevzii almışsın, tek hedef olarak Müslümanları görüp geceli gündüzlü sadece Müslümanlara yöneliyorsun. Küfürle uğraşıyor musun? Hayır. Bir de arkasından diyor ki “münafık nasıl oluyoruz?” diyor. Peki bu münafıklık değilse bu ne olmuş oluyor? Ve Allah’ın ayetlerini değiştiriyorsun. Müslümanların birlikte çalışması, birlikte faaliyet yapması gerekirken Müslümanların tek tek olması gerektiğini iddia ediyorsun. Allah’ın ayetini değiştiriyorsun. Ve Müslümanların dağılmasını istiyorsun. Münafık bunu yapmıyor mu? Müslümanların dağılmasını istiyor. “Bir an önce dağılsın” diyorsun.

 

Münafıklar Müslümanların Yanından Ayrılır Ayrılmaz Var Güçleriyle Müslümanları Dağıtmaya Uğraşırlar. Neden Müslümanları Dağıtmak İstiyorsunuz Diyoruz? Homoseksüellik, Darwinizm, Materyalizmin Zayıflamasını İstemiyoruz Diyorlar

“Müslümanlarla birlikteyken de içlerinden haber taşıyordum” diyorsun. Bunu münafıklar yapıyor işte. Bunların sadece bir tanesi bile münafık olduğunuzu göstermeye yeterlidir, o gurühat ve o güruhattan daha önceki nesil, ondan daha önceki münafık nesli çünkü bunlar neredeyse dokuzuncu aşama. Çünkü bunlar aşama aşama. Bunların hepsinde aynı mantık oldu. Çıkarlar küfür içinde mevzii alır, Müslümanları ana nokta haline getirirler, bütün gücüyle Müslümanlara saldırır, küfürle de gayet iyi geçinirler ve teşvik de ederler ve ayetleri değiştirirler. Müslümanların içinde olduğu halde eğer bir hata varsa dersin ki Müslümanlara “bak Kuran ayetine göre bu yanlış doğrusu budur” dersin. Emri bil maruf, nehyi anil münker vardır. Sesini çıkartmıyorsun. Yirmi yıl övüyorsun, ayetlerle anlatıyorsun, Kuran’la anlatıyorsun, doğru olduğunu anlatıyorsun. Eğer hata görsen dersin zaten, “arkadaşlar, burada Allah’ın ayeti böyle burada bir yanlılık var herhalde” demen lazım. Demiyorsun, ayeti tasdik ediyorsun “bu doğru” diyorsun ve yirmi yıl böyle devam ediyorsun. Yirmi birinci yılda her şeyi ters ediyorsun. Nereden diyorsun bunu? Küfrün içinde mevzii aldıktan sonra. Hedefinde kim var? Müslümanlar var. “Amacın ne?” diyorsun “Müslümanların dağılmasını istiyorum.” Peki sen Darwinizm’e karşı mücadele edecek misin? “Yok ben etmeyeceğim” diyor. İngiliz derin devletine karşı mücadele edecek misin? “Bunu da etmeyeceğim” diyor. Hadi dağıttığını farz edelim, İngiliz derin devletini ne yapacaksın? “Destekleyeceğim” diyor. Darwinizm, “onu da destekleyeceğim” diyor. Homoseksüeller? “Onu da destekleyeceğim” diyor. Küfür? “Onlarla benim alıp-veremediğim yok” diyor “aynı kafadayız” diyor “iç içe yaşıyoruz zaten “diyor. İslam’ın hakimiyeti? “Ondan vazgeçtim” diyor. Mehdiyet? “Hiç kabul etmiyorum” diyor. Hz. İsa Mesih (as)’ın inişi? “Hiç kabul etmiyorum” diyor. Müslümanların başına bir lider gelmesi konusu, “o asla olmaz” diyor. Kardeşim, adamların böyle bir soru sormasına ben hayret diyorum. Fokur fokur münafık diye kaynıyorsun işte. Bunlardan bir tanesi yeterli münafık olduğunu göstermek için.

 

Müslümanlara lafla sözle zarar vermek mümkün değildir. Müminlerin bu, şevkini, heyecanını, gayretini artırır. Ama hayrettir işte bak hala şaşırıyorum, bir ahmak çıkmış o devirde 900 Müslüman içinden 300 tanesini ikna ediyor, inanılır gibi değil. “Sıcakta cihada çıkarıyor görmüyor musunuz?” diyor. Haşa “onun umurunda bile değil” diyor “ben sizi koruyorum” diyor halk kahramanı havasında. “Hakikat” diyor adam da, adamın kafa eşek kafası gibi akıl etmiyor. Yani o mücadele olmasa tamamen yok olacağını Müslümanların göremiyor. Peygamber kadar müminlere müşfik bir insan var mı? Merhametli bir insan var mı? Onu merhametsizlikle -haşa- Müslümanları korumamakla itham ediyorlar, en çok üstünde durdukları konulardan biri bu. Ve “bize boş vaatlerde bulundu” diyorlar. Mesela savaş oluyor iki taraftan sıkıştırılıyorlar, diyor ki “Allah ve Resulü hakkında çeşitli zanlara başlamışlardı” diyor. Bunların asıl derdi Allah’la oluyor. Ayette diyor bak “Onların sana öfkesinin nedeni asıl Benim” diyor Allah, “asıl Bana öfkeli onlar” diyor “sana yöneliyorlar onlar ama asıl Benim onların derdi” diyor Allah. Bunları yaratan kim? Allah. İşte Müslümanın imtihan olması için böyle mahlukat gerekiyor. Merak ettikleri için, çünkü mesleklerini öğrenmek istedikleri için münafıkların özelliklerini onlara aktarmak lazım. Çünkü cehenneme niye gittiğini görmesi gerekiyor. Çünkü cehenneme gidince “ben niye geldiğimi bilmiyorum” demesinler diye Allah bize mahkeme gerekçesini söyletiyor, mahkeme hükmünü açıklatıyor. Mesela o devirde Peygamberimiz (sav) zamanında cennet gibi bir ortam oldu. Herkes birbirinin velisi, herkes herkesin evine gidiyor, müzik var, eğlence var, sohbet ediyorlar, Allah’ı anıyorlar, namaz kılıyorlar çok şahane bir ortam var. Bak dikkat edin, hanımlar hepsi dekolte ve çiçek gibi giyiniyorlar. Ama o devirde Musevi hanımlar başlarını tıraş ediyor kazıyorlar ve başları kapalı. Hristiyan kadınlar kapalı. Bir tek Müslüman kadınlarda anormal karşıladıkları bir hürriyet var ama muazzam bir coşku. Kadınlar def çalıp eğleniyorlar, müzik var, makyaj yapıyorlar, dekolte bakımlı süper güzeller. Bu, münafıkların çok ağrına gitti, o Dırar Mescidi münafıklarının. Müşriklerle işbirliği yaptılar. Ve münafıklar müşrikleri teşvik edip dediler “bu kadınlar böyle geziyor siz bunlara niye ses çıkartmıyorsunuz, işte görmüyor musunuz?” diyorlar “dekolte işte geliyorlar rahatsız edin” falan dediler. Yani ben uygunuyla söylüyorum. Müşrikleri kullandı münafıklar, mümin kadınların dekoltesinden rahatsız oldukları için. Allah o baskıyı kaldırmak için, kadınların yine dekoltesini rahat yaşayabilmeleri ama müşriklerin o atağını durabilmek için, münafık atağını durdurabilmek için sadece o alçakların olduğu yerlerde “örtünün” dedi Allah. Zaten layık değil onlar bakmaya. Çok da iyi oldu bütün güzellikleri örtüldü. Sadece müminler görebildi güzel kadınları, münafıklar, alçaklar göremediler. Münafıklar zaten gıcık oluyordu o 300 münafık Dırar Mescidi ekibiydi onlar, dekolte kadına hiç tahammülleri yoktu hiç ve erkek erkeğe yaşıyorlardı hepsi homoseksüeldi.

 

Kuran’daki Özgürlük İnsanların Hayret Edeceği Kadar Geniştir. İslam Dini İlk Geldiğinde İnsanlar Tüm Tabuları ve Gereksiz Kuralları Kaldırdığı İçin İnsanlar Müthiş Ferahladılar

Kuran’daki özgürlük, İslam dini geldiğinde Peygamberimiz (sav)’in dinini anladıklarında insanlar acayip şaşırdılar. “Bu nasıl din böyle?” dediler. Çünkü herkes özgür. Bütün tabular kalkmış, bütün kurallar kalkmış. O devirde müşriklerin, putperestlerin adet, gelenek ve örfleri insanları mahvediyordu. Binlerce vardı binlerce. Bir de Hristiyan inançları vardı. Hristiyan gelenekleri, bir de Musevi gelenekleri insanlar onun içinde boğulmuştu. Peygamberimiz (sav)’in vesile olduğu, getirdiği İslam dininde çok şaşırtıcı, çok coşkulu bir rahatlık meydana geldi. Allah diyor ya “kardeşler olarak sabahladınız” bayram. Hayretler içinde kalıyorlar. O ona sarılıyor, ona sarılıyor, birbirlerine varis oluyorlar. Herkes herkesin malını alıyor. Çünkü üstlerinden bir ton yük kalktı. Allah diyor ki “üstlerindeki ağır teklif zincirlerini kaldırdın” diyor Allah. “Allah'ın dilemesiyle. Üstlerindeki o ağır yükleri kaldırdın.” Muazzam ferahladılar, muazzam açıldılar müthiş bir coşku vardı. İşte münafıkların bu çok      ağırına gitti. O özgürlük. Baskı olması gerektiğine inandılar. Acı, gerilim, rahatsızlık. Peygamber (sav) çok seviliyor, hanımlar Peygamberimiz (sav)’e çok düşkün. Çok istekliler. Bazı hanımlar boşanıp Peygamber (sav)’le evlenmek istiyorlar. Münafıklar kendi karılarından yana da çok tedirgin oldular. Hz. Hasan (ra)’a, Hüseyin (ra)’e de sevgi muazzam. Kızlar hep onunla evlenmek istiyorlar. Üç yüz hanım aldı Hz. Hasan (ra) biliyorsunuz. Acayip sıkıldılar. Müthiş bunaldılar.

 

Allah Ruha Hatıra Verdiği İçin İnsan, İnsan Oluyor. Hatıra Silindiğinde İnsan Sadece Duyar, Koklar, İşitir, Dokunur. İnsan Hatırayla Şahıs Haline Geliyor

Allah’ın ruhu vardır. Her yerde aynı Allah’ın ruhu olur. Tek ruhtur. Yani o ruhun özelliği şöyledir; görür, duyar, işitir, düşünür, hisseder, koklayabilir. Eğer hatıra verilmezse bu ruha sadece böyle bir varlık olur. Hatıra verildiğinde insan olur. Bize hatıra verildiği için biz “Ben benim” diyorum. Yani insandan hatıra silindiğinde sadece görür, duyar, düşünür, koklar ve dokunur o kadar. Ne kim olduğunu bilebilir ne ne olduğunu bilebilir bilmez. Ama biraz süre geçerse zaman geçtiği için hemen yine benlik gelir yani “ben benim” der. “Ben benim” demeye başlar. Artık o hatıralardan dolayı o bir şahıs haline gelmiş oluyor. Biz hatıralardan dolayı şahıs haline geliyoruz. Yoksa ruhlarımız aynı. Herkesin hatırası ayrı olduğu için ayrı bir insan olmuş oluyor.

 

Önümüzdeki Yıllarda Zorluklar Artacak. Hiçbir Kardeşimiz Telaşa Kapılmasın. O Zorluklar İnsanların Kardeşliğin Önemini Anlamasına Vesile Olacak

Biraz insanlar zorlanacaklar önümüzdeki yıllarda. Yani büyük bir hesaplaşmaya doğru gidecek insanlar. O kargaşa ortamında insanlar kardeşliğin, sevginin önemini birden ani olarak görüp anlayacaklar. Zannediyorum işte Birleşmiş Milletler devreye girecek, NATO devreye girecek, Masonluk devreye girecek, Tapınak şövalyeleri devreye girecek, tarikatlar, cemaatler devreye girecekler. Müslümanların önde gelenleri devreye girecek ve İslam âleminin siyasi liderleri bir araya gelecekler. Ve karar verilecek yani birlikte olma kararı verilecek. O zaman zaten düşünecek bir şey olmaz konu bitecek kökünden bitecek. Çoktan olması gerekiyor ama İşte Allah’tan karar gelmeyince olmaz. O olgunlaşmayı Allah istiyor o bir zaman var vakti merhun deniyor ona, onun dolması o olayların olması gerekiyor. Daha başka olacak olaylar var onlar olmadan tamamlanmadan olmaz. Olmuyor yani biz istesek de olmaz. Olsa da bereketli olmaz. Bereketli olması için bunların olması gerekiyor.

 

(“Cinsellik ayıp mı?” izleyici sorusu)

Cinselliği ayıp hale getirenler ta Resulullah (sav) zamanındaki münafıklardı. O devirde konuşulmasını, dile getirilmesini asla istemiyorlardı. Peygamberimiz (sav) son derece rahattı. Cinselliği rahat rahat anlatıyordu. Onunla ilgili hadisler çok fazla var. Şu an o hadislerin okunmasını dahi istemiyorlar. Bak adamlar dehşete kapılacak diye ben de okuyamıyorum. Buhari’de, Müslim’de cinsellikle ilgili hadisleri kimse okuyamıyor. Hiçbir âlim, hiçbir hoca okuyamıyor. Müşrik ve münafık baskısından dolayı okuyamıyorlar. Bütün Kütübi Sitte’de var cinsellikle ilgili hadisler okuyabilene helal olsun okuyamıyorlar. Cinselliğin baskı altına alındığı ortamda homoseksüellik gelişiyor. Şeytanın bir oyunu. Cinsellik bir nimettir, bir güzelliktir, kalp ferahlığıdır. Sevginin en güzel ifade şeklidir. Beş duyuyla ifade şeklidir. En mükemmel sevgi anlatımıdır. Ama sanki büyük bir belaymış, felaketmiş gibi, büyük bir kötülükmüş gibi gösteriliyor. Cinselliğin gayrimeşru olanı çirkindir. Meşru olan cinsellik nurdur, güzelliktir, ibadettir, Allah’a şükürdür. Allah’a sevginin güzel bir tecellisidir. Aksi ahmaklıktır. Homoseksüelliğe kapı açmaktır. Sapkınlıktır, fıtratı bozmaktır, şeytana hizmet etmektir.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’de Reza Zarrab’ın tanık olduğu Halk Bank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla davasına ilişkin şu şekilde konuştu, “Eğilirseniz hakkım helal değil. Birileri Amerika’ya gider, birileri Batı’nın değişik ülkelerine gider ama bu ülke sahiplerine kalır. Kimisi Hans’ın kulu kölesi olur, kimisi George’nin kulu kölesi oluyor, kimisi kurulan sahte mahkemelerde yargılanmak suretiyle güya benim ülkemi yargılamaya kalkıyor. Boşuna uğraşmayın öyle sanal oluşturulan mahkemelerle o FETÖ denilen alçağın uydurma temsilcileriyle kurulan mahkemeler asla benim ülkemi mahkûm edemez.”)

Adamın gıcıklığına bak. Senden rüşvet istedilerse verme. Ayrıca sen ona rüşvet diyorsun belki sadaka olarak verdin. Niye yalan söylüyorsun? Belki “bu Suriyelilere hayrıma Allah rızası için veriyorum gidin ulaştırın” dediysen o da onu alır ulaştırır. Yani o resmi prosedürü olur resmi olarak yapar. Oyun oynama yani o insanlar Türkiye’de senin dediğin gibi o tırlar dolusu parayı harcayacak ortam bulamazlar. Samimiyetsizliği bırak. Hele Tayyip Hoca hiç mesela bu atakla Tayyip Hoca’nın Cumhurbaşkanlığını garantilediler.

 

(“Hayatta çekindiğiniz bir konu var mı?” izleyici sorusu)

Çekineceğim konu ne olabilir? Küfrün hâkimiyetinden rahatsız olur Müslüman. İngiliz derin devletinin Müslümanlara yapacağı ataklardan rahatsız olabilir. Homoseksüellerin atakları rahatsız edici olabilir. Ama çekinme mi diyelim ona nasıl denir? Çünkü onlar gerekiyor yani çekinme demek hani istemiyorum falan gibi olur. Hâlbuki onlar pislik yapacak, biz de onu temizleyeceğiz. Etkisiz hale getireceğiz yani mücadele edeceğiz. Dolayısıyla Müslüman’a bu yakışmaz. Yani çekinme olmaz, “mücadele azminizi ne arttırabilir?” dersen onu kabul edebilirim. “Şevkinizi ne arttırabilir?” çünkü homoseksüel olmasa onunla mücadele edemezsin. Olmasını istemeyiz ayrı mesele ama onları yaratan da Allah’tır. Onlarla mücadeleyi yaratan da Allah’tır. Yani mesela Lut Kavmini yaratan Allah. Lut (as)’u oraya gönderen de Allah. İlk homoseksüel biliyorsunuz şeytandır. Genç bir oğlan şeklinde Lut Kavmine geldi onları kandırdı. Ve o ahlaksız fiile onları çağırdı onlar da iştirak ettiler. Kuran’a göre çok büyük bir ahlaksızlıktır homoseksüellik.

 

(“Biz kadınlar ne zaman özgürce giyinebileceğiz?” izleyici sorusu)

Onlar hak etmiyor çevrendekiler belki. Allah da o yüzden nasip etmiyor yoksa sen bakımlı güzel olsan çok büyük bir nimet olur. Ama onlar hak etmedikleri için Allah o nimeti onların elinden almış oluyor. Mehdiyet devrindedir sizin rahat edeceğiniz ortam. Peygamberimiz (sav) zamanındaki gibi o coşkulu rahatlık, akıl almaz özgürlük Mehdiyet dönemindedir. Mehdiyet döneminin özgürlüğü görülmemiş bir özgürlüktür. Resulullah (sav) zamanında yani insanlar alenen sarhoş gibiydiler özgürlükten. Acayip şaşırmışlardı. Münafıklar sonra çok disipline ettiler. Sonra işte gelenekçi Ortodoks sistemin gelişmesini münafıklar muazzam bir yapılanmayla elde ettiler ve Müslümanları mecbur ettiler buna. Ve Müslümanlar da bilmeden bu belanın içine girdiler. İstemedikleri halde bu belanın içine girdiler. Ve vaktimize kadar da devam etti bu sistem. İlk başlangıcında bütün gücüyle o münafık güruhu, üç yüz kişilik güruh bu sistemi organize etti. Sonra onlar çok etken hale geldiler. Çok şedit adamlardı yani çok psikopattılar. Müslümanların içinde homoseksüelliğin yayılmasını sağlayanlar da onlar oldu. Gizlice el altından homoseksüelliği teşvik edip yaydılar Müslümanlar içerisinde.

 

Ölüm Mümin İçin Bir Ferahlık, İmtihanının Bitişi, Allah’a Kavuşması ve Berrak Bir Uyanıştır. İmtihanın Süresini Allah Belirlemiştir

Ölüm tabii ki mümin için bir ferahlık, bir nimet, imtihanının bitişi, Allah’a kavuşması, cennete geçiş, uyanması yani keskin bir uyanış, berrak bir uyanış. Çünkü dünyadaki imtihan kolay bir imtihan değildir. Ama tabii takdiri Allah’a bırakmak lazım. “Benim imtihanım hemen bitsin de geçeyim” olmaz. Onun süresini Allah belirliyor. En iyi şekilde yetiştiğimize kani olduğunda Allah -ki o zaten kaderde belli- iyi yetişmeden sonra artık kalmanın anlamı kalmaz. Allah o zaman alıyor canı. Can alınması da ani bir berraklık, keskin bir uyanma şeklindedir yani net rüyadan kalkma şeklidir. Hatta onun şaşkınlığı olur insanda. Yani hem ferahlığı hem şaşkınlığı. Yani ağır bir rüyada olduğunu düşünür insan. Zaten dikkatlice bakılırsa alenen rüyada olduğumuz görülüyor. Yani şöyle fazla da insan kendini yormadan hafiften bir bakarsa açık ve aleni bir rüya gördüğümüz görülüyor.

 

(“Hazreti İbrahim (as)’in kutsal kitabı var mıydı?” izleyici sorusu)

Vardı onlara suhuf deniliyordu yani sayfa. Üç sayfa, beş sayfa kısa kısa hükümler. O da onu yazıyordu yani. Rapt altına alıyordu böyle. Üç sayfalık, bir sayfalık bile olur. Suhuf denir suhuf. Hemen hemen peygamberlerin hepsinde kitap var evet. Suhuf olarak oluyor. Kuran’da geçiyor ama kitap gelmeyen peygamber o daha önceki kitaba uymuş oluyor. Kitap gelmeyen peygamber daha önceki kitaba uyar. Yoksa mutlaka kitap gelir onun dışında. Ama gelen kitap çok kapsamlı olmuyor. En kapsamlı Tevrat olmuştur. Ama Tevrat’a tabii sonradan ilaveler de var. İncil de Hazreti İsa (as)’nın güzel sözleridir çoğu. Hep sevgiyi ifade etmiştir çoğu İsa Mesih. Yani ana anlatış dürüstlük, Allah’ın varlığı birliği, adalet, samimiyet, cömertlik yani çok sadedir İslam dinleri. Tevrat’ın içinde de anlatılan hep aynıdır. İncil’de de aynı. Kuran’da da aynı. Adalet, sevgi, barış işte fuhşun haram olması, şarabın haram olması, domuz etinin haram olması. Domuz eti Musevilikte de haram biliyorsunuz.

 

Allah Münafıklara Gençliklerini Ellerinden Alarak En Büyük Cezayı Verir. Münafıklar Dine ve Allah’a Karşı Öfkeli Oldukları İçin İslam İçin Geçirdikleri Vakitten Büyük Acı Duyarlar

Allah münafıklara gençliklerini ellerinden alarak, hayatlarını ellerinden alarak en büyük cezayı verir. Çünkü bir münafık için yaşamak çok önemlidir. Hayat çok önemlidir. Hayatın en önemli bölümü de gençlik bölümüdür. Onları o bölümlerinde Müslümanlara hizmet ettirir Allah, istemedikleri halde. Ve sonra onları ayırarak muazzam bir iç acısı ile Müslümanlara yaptıkları hizmetten binlerce kere tabii pişman oluyorlar kinli oldukları için, Allah’a karşı öfkeli oldukları için. Ama Allah en büyük cezayı veriyor hayatlarını ellerinden alıyor. Gençliklerini ellerinden alıyor. En büyük cezayla onlara ızdırap veriyor. Ve ömür boyu onun acısı ile yaşarlar. Müslümanlara yaptığı hizmet hep ömür boyu onlara acıdır. “Keşke hizmet etmeseydim. Keşke sadaka vermeseydim. Şurada emek vermeseydim. Şurayı temizlemeseydim. Şuraya da bir düzenleme yapmasaydım” diye ömür boyu hayıflanır münafıklar. Allah bunların içine büyük bir dert olarak bunu koyar. Allah onları helak etmek için, çökertmek için en büyük acılardan biri olarak gençliklerini ellerinden alır. Onlara verdiği bir cezadır bu Allah’ın. Bütün münafıklarda bu bela oluşmuştur. Hepsinin Allah ellerinden gençliklerini aldı. Mesela yirmi yaşından kırk yaşına kadar hep bunları Allah kullanmıştır. Sonra da bunlara şeytanı Allah musallat ederek münafıklıklarını ikrar ettirip, açıklattırıp tam enayi, keriz, avanak konumuna getirip rezil rüsva etmiştir.

 

Mehdiyet Devrinin Münafıkları Peygamberimiz Dönemi Münafıkları Gibi Tarihe Geçecekler. Bir Mahluk Olarak, İnsanlığın Baş Belası Pislikler Olarak Kitaplara Geçecekler

Allah “nurumu tamamlayacağım.” İşte o Mehdi ile bitiyor. Yani nurunu parlatıyor. İslam’ın gelişi ile Allah’ın nuru tamamlanmıştır. Ama tabii din gelmiş fakat dünyaya hakim olmuş mu? Olmamış. İşte tam anlamıyla ayetin tahakkuku o Allah’ın nurunu tamamlaması, tam tahakkuk etmesi Mehdi ile oluyor. Mehdi’sini de öyle bir güçlendirmiş ki elhamdülillah gökte kuyruklu yıldızlar ile destekliyor. İki uçlu kuyruklu yıldız ile destekliyor. Büyük alametlerle, yüzlerce alametlerle destekliyor. Ve Mehdi’sini vücudunda da fizik alametlerle destekliyor. Ve “durduramayacaksınız” diyor Peygamberimiz (sav). “Münafıklar atak yapacak münafıklar temizlenecek. Münafıklar atak yapacak yine temizlenecekler. Yine münafıklar atak yapacak yine temizlenecekler” diyor. Bunu Resulullah (sav) söylüyor. Ve o ünlü münafıklar da hepsi bilinen tipler. Bunlar hep tarihe geçecek ünlü münafıklar. Mehdiyet devrinin münafıkları Peygamber (sav) devrimizin münafıkları gibi ünlüdür. Bunlar hep ünlü şahsiyetler olacaklar. Yani en baştan en sona kadar bu münafıkların önde gelenleri azgınları bunlar tarih kitaplarına geçecekler. Yani bir mahluk olarak, insanlığın baş belası pislikler olarak bunlar kitaplarda insanların okuduğu, bildiği mahlukat neviinden olacak.

Tevbe Suresi 32 “Ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar.” Münafıklar ne yapıyor? Gevezelikle Allah’ın nurunu yani Mehdiyet’i durdurmaya çalışıyorlar. “Oysa kafirler istemese de” münafıklar istemese de “Allah, Kendi nurunu” bak “Allah Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” (Tevbe Suresi 32) Nur nasıl tamamlıyor? İşte Mehdiyet’in hakimiyeti ile. Tam anlamı ile tahakkuku budur. Mesela yine Saff Suresi 8 “Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.” İşte münafıklar falan abuk sabuk konuşarak, küfür abuk sabuk konuşarak Müslümanların aleyhinde konuşarak durdurmaya çalışıyorlar. Peygamberimiz (sav), sahabeler aleyhinde, Allah aleyhinde konuşarak. “Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır;” Bunu durduramazsınız diyor. “kafirler” münafıklar “hoş görmese bile.” Sıkılsalar da bunalsalar da bu olacak diyor Allah.

Allah mesela halifeliği kaldırdı; Mehdi (as)’ye hazırlık olsun diye. Mezhepler ortaya çıktı; Mehdi (as)’nin bunu düzeltmesi içindir bu da. Hz. Süleyman mescidi yıkıldı Mehdi (as)’nin yeniden yapması içindir. Museviler binlerce yıldır eziliyor Mehdi (as)’nin onları kurtarması için Moşiyah’ın. Hz. İsa (as) göğe alınıyor sırf Mehdi (as) ile iki bin yıl sonra karşılaşması için. Bak sırf Mehdi (as) ile iki bin yıl sonra karşılaşması için Allah, İsa Mesih gibi ulul azm bir peygamberi göğe alıyor Hz. Mehdi (as)’ye vezir olarak gönderiyor. İki bin yıl sonra. Mehdiyet’in önemini buradan daha iyi anlıyoruz.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269917/sayin-adnan-oktarin-2-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269917/sayin-adnan-oktarin-2-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171202t_07.jpgMon, 29 Jan 2018 02:15:23 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 1 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 1 Aralık 2017

 

Din Terk Edildiğinde, Gaflet Oluşur. İnsan Zayıf Bir Varlık. Kafası Her Türlü Telkine Açıktır

İman etmeyen kişi tabii ister istemez gaflete düşer. Çünkü insan zayıf bir varlık. Kafası aklı her türlü akıma, her türlü düşünceye, her türlü şeytanın veyahut nefsinin açıklamasına, insanların açıklamalarına açıktır. Açık olduğu için de ve zayıf varlık olduğu için muazzam dalgalanır. Bir azap denizi içerisinde kalır eğer iman etmezse. Ama iman ederse neye iman etmiş oluyor? Mutlak gücün Allah’ta olduğuna ve her şeyi Allah’ın yarattığına. Konuşmayı, düşünceyi her şeyi kaderi. Kaderi Allah yarattığına göre mümin niye rahatsız olsun, niye gaflete düşsün? Bütün dikkatini Allah’a veriyor, her şey hayırla yaratılıyor. Küfür yenilmiş yaratılıyor, münafıklar yenilmiş yaratılıyor, İslam muzaffer yaratılıyor. O zaman huzur içinde ibadete devam. Gaflet din terk edildiğinde mecburen oluşur. Yani madde alan boşluk kabul etmez. Boşluk oldu mu orayı gaflet doldurur Allah esirgesin. Kuran’ın olmadığı bir yeri, Kuran’ın olmadığı bir beyni gaflet mecburen doldurur başka türlü olmaz. Tevrat sahibi Tevrat’la hükmederse o da kurtulur. Ama Muhammedi olmak şartıyla, “Hz. Muhammed (sav) yalan söyledi” derse olmaz. Doğru söyledi diyecek. İncil sahibi de kurtulur. Ama “Muhammed yalan söyledi” demeyecek. Yani üç din mensubu da kurtulur. Onun dışında gaflet kaçınılmaz Allah esirgesin.

 

(“Doların yükselmesine karşı nasıl önlem alabiliriz?” izleyici sorusu)

Doları tamamen yasaklarsın biter. “Türkiye’de dolar yok” diyeceksin bu kadar basit. “Olan elinden çıkartsın” diyeceksin akıl almaz değeri düşer bir anda. Yerli para kullanacaksın, İran’la İran’ın parasıyla, Rusya’yla Rusya’nın parasıyla, Türkiye’de Türkiye’nin parasıyla o kadar. Bölge kendi parasını geliştirebilir. İran, Rusya, Türkiye bir para birimi oluştursunlar onu kullansınlar. Dolar ne alaka? Yükseliyor bilmem ne oluyor falan. Millet evinde oturduğu halde cebinden para gidiyor, olmaz.

 

Allah İçin Hizmet Ettiğini Söyleyip Allah’ı Unutmak Olmaz. En İyi Hizmet Allah İle Yoğun Bağlantı Halinde Olmaktır

Allah için hizmet edenler bazen Allah’ı unutuyor hizmet ediyor. Öyle olmaz. Allah’tan haberi yok ama hizmet diyor. En iyi hizmet Allah ile yoğun bağlantı halinde yapılan hizmettir. En doğrusu odur. Allah’ın en sevdiği Kendini sevenin çok olması ve samimi sevmeleridir, derin sevmeleridir. Derin sevdikten sonra zaten hizmeti geliştirir Allah. Hizmet Allah için kolay, sen istediğin kadar hizmet et başarılı olamayabilirsin. Ama az hizmet edersin Allah başarılı kılar. Mesela bak, Darwinizm’e karşı ben halisane mücadele ettim. Allah Darwinizm’i yeryüzünden sildi. Samimiyetime karşılık böyle bir nimet verdi, elhamdülillah. Yerle bir oldu dünya çapında. Niye? Yüz milyonlarca doçenti, profesörü ve öğrencisi var Darwinizm’in, yüz milyonlarca. Yüz binlerce üniversitesi var, yüz binlerce. Milyarlarca trilyonlarca dolar bütçesi, imkanı var ama bir avuç gencin karşısında yenildi, mahvoldu Darwinizm dünya çapında. Mesela bak, homoseksüellik almış başını gidiyordu Türkiye’de, bir anda durdu bizim mücadelemizden sonra. Rumilik almış başını gidiyordu bir anda diye durdu Allah’a şükür. Mesela PKK sempatizanlığı çok artmıştı Türkiye’de. Hatta YPG’yi, PYD’yi bile terör örgütü değil diye halka kakalamaya çalışıyorlardı bazı kişiler. Bunların terör örgütü olduğunu, komünist, Marksist, Stalinist, katillerden oluştuğunu söyledik ve Türkiye’de bunların itibarı sıfıra gitti. Yoksa bunları itibarlandırmaya çalışıyorlardı. Öcalan’ı adam övüyor, “Sayın” diyor “Sayın Öcalan” diyor adam.

 

(“Kediciklerin giyimleri dinimize uygun mudur?” izleyici sorusu)

Kuran’a uygun. Peygamberimiz (sav) zamanında kadınlar dekolteydi, mümin hanımlar hepsi dekolteydi. Ahzab Suresi hanımlar dışarı çıktıklarında dekoltelerinden dolayı rahatsız ediyorlardı. Gece bilhassa gece dışarı çıktıklarında tam anlamıyla dekolte giyiyorlardı. Müşrikler rahatsız ediyordu. O yüzden müşriklerin rahatsız etmesinin önlenmesi için Cenab-ı Allah “hür ve şerefli bilinmeniz” yani size herhangi bir saldırı olmaması, incitilmemeniz “için üzerlerinize cilbaplarınızı alıp geniş örtülerinizi alın ki müşrikler sizi rahatsız etmesin” dedi Allah. Örtü neyi örtüyor? Dekolteyi örtüyor. Buradan anlıyoruz ki bütün hanımlar dekolte, kıyafetleri dekolte. Dolayısıyla dışarıda olmaz. Dışarıda incitirler bu şekilde bir kıyafetle gezemez hanım kardeşlerimiz. Kendileri daha iyi takdir ederler ama. Mesela Kuşadası, Marmaris, Fethiye, Köyceğiz oralarda olur. Oralarda da bu mevsimde olmaz tabii kastettiğim yazın. Orada mayoyla da geziyorlar caiz, caiz. Çünkü Nur Suresi’nde Allah ne diyor? “Göğsünüzü örtün, cinsel organınızı örtün.” Onun dışında bir kıyafetten bahsetmiyor. Ahzab Suresi’nde de “Eğer risk altındaysanız bütünüyle örtünün” diyor. Ama nasıl bir örtü? Yüzü açık kalmayacak yüzünü de örtecek tam anlamıyla risk büyükse, riskin derecesine göre. Çünkü adam dışarı çıkınca kadının yüzünü görüyor yine laf atar. Kadın ne yapıyor? Yüzünü de kapatıyor iki eliyle. Sadece gözlerine şöyle bir boşluk bırakıyor görebildiği kadar, yolu görecek kadar. Yüzü belli olmuyor, ne bedeni belli oluyor ne yüzü belli oluyor. Komple kapatıyor buna cilbap denir. Bu ne zaman olur? Şiddetli tehdit altında. Yani kadına ciddi sarkıntılık varsa, taciz edilecekse mümin kadınlara Allah tedbir olarak bunu söylemiştir.

Peygamber (sav)’in hanımları çok güzel giyiniyorlardı hatta takı takıyorlardı. Kuran’da bu açık açık vurgulanır. Kadınlar takıyla süsleniyorlar altın, gümüş, denizden çıkan takılar. Hatta Hz. Ayşe Annemiz (ra)’in de gerdanlık hadisesi vardı biliyorsunuz. Gerdanlığını yolda düşürdü adamlar iftira etmeye kalktılar biliyorsunuz Nur Suresi’nde. Kadınlar çok süslü geziyorlardı. Ama Peygamberimiz (sav)’in hanımlarına münafıkların iftira atma ihtimali artınca Allah ayırdı. Neyle? Perdeyle, kalın bir perdenin arkasından konuşabiliyorlardı artık. Kısa ve çok ciddi konuşmaları istendi ayette. Çünkü münafıklar, hanımlarını Peygamber (sav)’den caydırmaya çalışıyorlardı. Hatta olay da çıktı biliyorsunuz Ahzab Suresi’nde münafıklarla ilgili birçok hüküm bu konularla ilgilidir. Tahrim Suresi’nde Peygamber (sav) hanımlarının Peygamber (sav)’e yaptığı eziyet anlatılır. O münafıkların tahrikiyle oluşmuştu o zamanlar. Onun tekerrür etmemesi için Cenab-ı Allah ayette onu özellikle belirtiyor ki “Münafıklara dikkat edin, Peygamberin hanımlarına dahi oyun oynamaya kalktılar. Dikkatli olursanız onlar size hiçbir şey yapamazlar” diyor Allah.

 

(“Kuran’da neden iki doğudan bahsediliyor?” izleyici sorusu)

İki tane doğu, biri zer alemindeki doğu, bir dünyadaki doğu. Şu an zer alemi duruyor çünkü halen. İşin garip yanı buraya gelmemize rağmen zer alemindeyiz şu an aynı zamanda. Çok acayip bir şey o. Bak gelmemize rağmen dünyaya, gidildiğinde zer alemindeyiz. Çift olarak yaratılıyoruz. “Çiftlerden yediyi” diyor ya Allah ayette. Her şey çiftiyle yaratılmış durumda. Mesela bir Adnan daha var zer aleminde aynısı, aynısı yani her şeyiyle aynı. Ama benim geliş yerim tabii zer alemidir o kastediliyor iki doğu, iki batı derken.

 

Atatürk Müziği, Heykeli, Sanatı, Kaliteli Giyinmeyi, Güzelliği, Aydınlığı Teşvik Etmiştir. Aynı Zamanda Modern Dindarlığı da Teşvik Etmiştir

Atatürk ne yapmış, müziği teşvik etmiş. Vay sen misin müziği teşvik eden. Atatürk ne yapmış, heykeli teşvik etmiş. Vay sen misin heykeli teşvik eden? Kaliteyi teşvik etmiş, kıyafet devrimi yapmış nefis kıyafetler. Harf devrimi yapmış, bütün Avrupa’yı rahatça takip edeceğimiz, Avrupa’daki, Amerika’daki bütün kitapları inceleyip izleyebileceğimiz bir sistem kurmuş. Üniversiteler açtırmış, ayrıca dine en mükemmel hizmet eden o olmuş. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurmuş, 100 bin camisi var Diyanet İşleri Başkanlığı’nın. İlahiyat Fakülteleri kurdurmuş, İmam Hatipler açtırmış. Sanatı alabildiğine teşvik etti, güzelliği estetiği alabildiğine teşvik etti. Adam “ben karşıyım” diyor. Kardeşim sen karşısın, neye karşısın? “Sanata karşıyım” diyor “güzelliğe, estetiğe, kaliteye, iyiliğe, güzelliğe, hürriyete, demokrasiye her şeye karşıyım” diyor. Biz de sana karşıyız o zaman. Böyle adamlar azdır kıymeti de yoktur. Bunları kaale almaya gerek yok.

 

İnsan Aklı Civa Gibi Dağılır. Sürekli Toplamak Gerekir. Serbest Bırakıldığında Dağılarak İnsanı Yorar. İmanda Sabitlendiğinde ise Kafan Çok Rahat Eder

İnsan aklı böyle cıva gibi dağılır. Sürekli elinizle toplayacaksınız. Bir oraya gider, bir oraya gider, bir oraya gider. Müsaade etmeyeceksiniz. Aslında en mükemmeli bir kabın içine oturtup hiç hareket etmeyecek hale getirmektir. Ama serbest bırakırsanız sürekli dağılır. Yani uğraşamazsınız. Onu sabitlemeye çalışın. O zaman kafanız çok rahat eder. Şimdi bir ekran var. Renkli görüntü var ve üç boyutlu. Ve her şey düzgün. Laptoplar şunlar bunlar bardaklar, tabaklar, güzel insan görüntüleri. Derinlikli bak derinlikli üç boyutlu uzakta görünüyor. Baktığımızda uzakta görünüyor. Bilim adamlarına soruyoruz. “Nedir bu?” diyoruz. “Dışarıda böyle bir görüntü yok” diyor. Nasıl yani? “Işık yok” diyor. İspat ediyor ışık olmadığını. Evet diyoruz. Renk peki? “Renk de yok” diyor. Mekan? “O da algı biçimi” diyor. Yani “algıya göre değişiyor” diyor. “Mekan da yok” diyor. Peki ses? “Mutlak sessizlik var. Ses yok” diyor. “Ruh onu öyle algılıyor” diyor. “Görüntü de yok. Görüntüyü ruh böyle algılıyor” diyor. Dokunma hissi? “O da bir algı” diyor. Koku? “Koku diye bir şey yok dışarıda. O da bir algı” diyor. Ben ne anlam vereyim buna? Yani bir insanın milimetrenin, milyarda biri kadar beyni olsa bile hemen anlar Allah’ın varlığını. Bunun ikinci bir ihtimali nasıl olsun kardeşim? Sırf buradan konu bitiyor. Ama bir hücrenin alemine giriyoruz. Hücre, kromozom, mitokondri bitti. Sırf arının hayatıyla konu bitiyor. Sırf arının yaptığı petekle bitiyor. Sırf örümcekle bitiyor. Ama bana göre de mesela şu tabletle bitiyor iş. Tablete baktığımda bunun açıklaması yok. Beynimin içinde ben tablet görüyorsam, bu tesadüfen olmadığı net. Bak insanları ne caydırıyor biliyor musunuz? Ölümler, çocuk ölümleri, şu bu falan ve hastalıklar. Bak bu özel yaratılıyor. Bu özel yaratılıyor. Bu da bir algıdır. Ölüm dediğin şey sana öyle gösterilen bir görüntü. Acı dediğin şey sana verilen bir algı.

 

(CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakınlarının Man Adası'nda 1 sterlin ile kurulan şirkete para transferleri yaptığını öne sürdüğü banka dekontlarını basın mensuplarına gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Mustafa Varank, ise Twitter hesabından açıklama yaparak, “Erdoğan ailesinin yurtdışına gönderdiği tek kuruş yok. İspatlaması da basına dağıttığı kağıtlar” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iddialarda geçen yakınları CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan 1 milyon 500 bin lira manevi tazminat istemiyle dava açtı.)

1 milyon 500 bin lira iyi para değil mi? Ne oluyor? Ev mi alınıyor onunla? Alınır mı, bir ev? Alınır. Orta boy bir ev alınır yani evet. Tayyip Hocam kafasına takmasın. Önemi yok bunların, bunların hepsi geçer. İyi niyetli Tayyip Hocam. Para yiyecek adam olsa dinlerdik. Fıtraten ve inanç olarak, hayat olarak para yiyecek birisi değil. Sen diyorsun ki mesela, “1 milyon ton et var” diyorsun. O insan ne kadar? Yarım tabak bir şey yiyor. Bunu yiyecek dersen, inanmaz insanlar buna. Değil mi? O para hiçbir şey. Nereye? Suriyelilere yarar. Filistin’e yarar. Her yere yarar. Yani Tayyip Hocam, kafasını çok rahat tutsun. Samimi olduğu için, Müslüman olduğu için, İttihad-ı İslam için gayret ettiği için yolu açık. Bunlar niye oluyor biliyor musun? Tayyip Hocam, sevabın artsın diye oluyor. Sevabın artsın diye. Makamın yükseliyor. Başka bir şey olduğu yok. İçine hiç fütur getirme. Hiç fütur getirme. Sevap kapısı açıldı sana işte. Aksın sevaplar. Biz senin dürüst olduğunu biliyoruz. Hiç kafanı yorma sen. Çok rahat ol.

 

Peygamberimiz Döneminde Münafıklar, Peygamberimiz’in Kendilerini Haşa Göz Göre Göre Ölüme Sürüklediğini İddia Ediyorlardı. O Devrin Münafıkları Küfürle Hiçbir Mücadele İçine Girmez, Alçakça Peygamberimiz’i Hedef Alırdı

Baş münafık Abdullah b. Übey b. Selûl Peygamber Efendimiz (sav)’in gençlerin sözünü dinlediğini bahane ederek “Ey insanlar biz orada Uhud’da kendimizi ne için öldürecekmişiz bilmiyoruz diyerek” bak “Peygamber bizi öldürmeye götürüyor” diyor “niye öleceğimizi bilmiyoruz” diyor bak ahlaksızı görüyor musun tam münafık. İşte münafık kahpeliği budur. “…diyerek kavminden münafık olan ve kuşku içinde bulunan insanlarla birlikte oradan geri dönüyor.” “Bizi öldürmeye götürüyor niye öleceğimizi bilmiyoruz” diyor. Peygamber (sav)’e hitabına bak, kahpeliğe bak. “Geri dönenler İslam ordusunun üçte biri kadardır.” Çok fazla görüyor musunuz münafık azgınlığını? Sahabe Abdullah bin Amr bin Haram onlara “Ey Allah’ın düşmanları Allah sizi kahretsin, Allah belanızı versin sizin” diyor. “Allah’ın Peygamberi söylediklerinizden münezzehtir uzaktır, paktır, temizdir. Allah Peygamberi ve müminleri sizin yardımınızdan müstağni kılacaktır” dedi. Bunun üzerine Müslümanların şevki iyice arttı ve bu şevkle mücadele ettiler” diyor. Görüyor musun münafık ahlaksızlığını? Zamanımızda da münafıklar bakıyoruz sadece Müslümanları hedeflemiş. Yani küfür adamın hedefi değil. Kafirler hedefi değil. Darwinistler hedefi değil, İngiliz derin devleti hedefi değil. PKK hedefi değil. Irak’ta, Suriye’de Müslümanları katleden zalimler hedefi değil. Memleketteki zulmü körükleyenler hedefleri değil. Kim hedef? Bunlara karşı en etkili mücadele yapanları hedef almış. Kimleri arkasına almış? FETÖ’cüleri. Kimleri arkasına almış? İngiliz derin devletini. Neyle konuşuyor? Kendi hevasından konuşuyor. Dolayısıyla münafıklığın hükmü Allah Katında çok ağırdır.

Bu münafık sürüsüne bakıyorum Tayyip Hoca’ya en şiddetli karşı olan, ağızlarından kusmuk saçılan tiplerle tam ittifak halindeler. Tam ittifak halindeler ve onları kendilerine reis seçmişler. Fakat bunu yakalayınca da biz birden bir gecenin içinde Tayyip Erdoğancı oldular bir gecenin içinde. Koro halinde “Reis sen başımızdasın” falan. On yıldan beri reisi hatırlamıyorsun da on yıl sonra mı on yıl sonra mı hatırlıyorsun sen. Bir gecenin içinde mi hatırlıyorsun? Deşarj etmiyor kafalar çalışmıyor. Utan bari yavaş yavaş yapsa belki hafiften bir şey yapsa. Bir gecenin içerisinde söyler söylemez bir anda hepsi birden Tayyip Hoca’yı savunan konumuna geldi. Topluca ama koro halinde. Tayyip Hoca’ya karşı tavrınız FETÖ’yü desteklemenizle kesinleşmiş durumda. Vatana, millete karşı tavrınız, İslam’a karşı tavrınız FETÖ’yü desteklemekle kesinleşmiş durumda. Bu büyük bir suçtur çok büyük bir suçtur. Tayyip Hoca’ya karşı da çılgıncasına saldıranlarla da işbirliği halindesiniz. Bu da çok açık.

 

(“Alıngan karakterli biri olmak iyi bir şey mi?” izleyici sorusu)

Alıngan karakterli olmak tabii ki iyi bir şey değil ama toplumda çok ahlaksız insan var. Mesela minyon oluyor bir genç kız girer girmez sırıtmaya başlıyorlar. Çocuk alınıyor haliyle. Onu yapmamaları lazım, o ahlaksızlığı yapmamaları lazım. Bunun haysiyetsizlik, namussuzluk, şerefsizlik olduğu vurgulanması lazım. Veyahut mesela vücudun herhangi bir azası dikkat çekiyor farz edelim çenesi biraz uzun sırıtıyor. O da oradan alınıyor tabii ona. Veyahut eski püskü giyinmiş parası yok onlar şık giyinmişler ona sırıtıyor. Ama tabii alınma eğer tamamen ortadan kalkarsa onların yaptığı da boşa gider. Hiç kaale almazsa mümin, boşa gider. Ama insanlar tabii o kadar güçlü olamıyorlar. Önce ahlaksızlığın kazınması lazım. İnsanları zor duruma sokmak isteyenlere karşı toplumun tavır alması lazım. Ama en güzeli tabii hiç kaale almamaktır. Onun eğitimini alması lazım, ruhunu ona yatıştırması kabul ettirmesi gerekir. Bu tip münasebetsiz insanlara karşı en güzel tavır o olur.  

 

Münafık Müslümanların Yanındayken Eşek Gibi Çalışarak Müslüman’ın Faydasına Çalışır. Ayrıldıktan Sonra da Müslümanların Neşesinin Artmasını Sağlar

Münafık Müslümanların içindeyken muazzam hizmet eder. Eşekler gibi böyle akıl almaz hayret edecek şekilde. Yaranmaya çalıştığı için yaranma kafasıyla çünkü onlarda enaniyet gurur vardır. Sahabeler de anlatıyor ya sahabeler adam savaşa gitmek istiyor ama gurur için gidiyor, enaniyet için gidiyor. Münafığa dikkat edin akıl almaz bir asabiye gurur ve enaniyeti vardır. Akıl almaz. Allah da o yüzden münafığı çok rezil rüsva eder. Çok aşağılar. Allah’ın adetullahındandır çok aşağılar. Delicesine bir gurur ve enaniyet vardır münafıklarda. Münafıklığın alametlerinden biri de gurur. Kendine acayip güvenir Rambo gibi görür. Vatan kurtaran sırtlan havasında böyle. Veyahut vatan kurtaran şebek havasında. Öyle bir kafaları olur. Ayetlerde bunu görüyoruz peygamberin yaptıklarını haşa beğenmiyor. Halbuki Peygamberin yaptıkları hayat veriyor son derece önemli İslam’ın yayılması için çok önemli, Müslümanların sağ kalması için önemli, müminlerin onuru için önemli, sağlık sıhhat her şey için önemli. Yapılmadığında felaket olur. Ama o alçaklar yapılan o felaketi önleyecek güzel çalışmaları Müslümanların aleyhine gibi gösterip kendilerini halk kahramanı gibi lanse etmeye kalkıyorlar. Yani vatan kurtaran keriz havasında. Halbuki Peygamber öyle bir şey yapmadığını düşünelim onlar da mahvolurlar. Fakat dikkat edin ayetlerde hep diğer Müslümanları koruyan gibi görünüp peygambere karşı tavır alıyorlar. Ayette ifade edilen bu mesela hangi ifadeye baksak işte “bizi ölüme gönderiyor, bizi ezmeye gönderiyor, bizi yormaya gönderiyor” gibi. İşte “bu sıcakta savaşa çıkılır mı? Biz savaş yapmayı bilmiyoruz. Bile bile bizi ölüme gönderiyor” gibi böyle çok ahmakça ve aptalca izahlar.

Hazreti Ali (kv)’yi şehit eden münafık Abdurrahman İbni Mülcem, Sıffin Savaşı’nda Hazreti Ali (kv)’nin yanında yer almıştı, bak beraber hep yanından ayrılmıyor. Birlikte nereye gitse yanında gidiyor. Hakem olayından sonra haricilerin safına geçti İbni Mülcem. Hazreti Ali (kv)’ye suikast yapmak için Küfe’ye geliyor, ancak niyetini belli etmiyor. Münafıklarda böyle bir özellik vardır. Hatta Küfe’de evlilik planları yapıyor dikkat çekmemek için. Suikast günü İbni Mülcem sabah erkenden Hazreti Ali (kv)’nin sabah namazını kıldığı caminin karşısındaki eve saklanıyor. Bak kahpeliği görüyor musun? Ve Hazreti Ali (kv)’yi cami çıkışında zehirli okla vuruyor. Bu İbni Mülcem münafık kaçamadan yakalanıyor. Hazreti Ali (kv)’nin huzuruna getiriliyor. Hazreti Ali (kv)yaralı o an. Hazreti Ali (kv), İbni Mülcem’e bunu neden yaptığını soruyor. İbni Mülcem; “Ben şu kılıcı kırk gün müddetle bileyip durdum yüce Allah’a bu kılıcı insanların şerlilerinden birini öldürmesini niyaz ettim” diyor. Bak görüyor musun Allah’ı, dini kullanarak konuşuyor. Desene münafıklıktan, pislikten, hasedinden yaptığını söylesene. Ahlaksızlığından yaptığını söylesene. Münafıklar İbni Mülcem’i kahraman olarak anıyorlar. Yani kendini halk kahramanı gibi gösteriyor. Hakkında şiirler yazdılar. Hatta “İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır.” (Bakara Suresi, 207) ayetinin İbni Mülcem hakkında indiğini iddia ediyor münafıklar. Görüyor musun kahpeliği? Münafık ahlaksızlığı öyle tarif edilecek gibi olmuyor. Hâlbuki o doğrudan cennete gitmiş oldu. Sen de belanı buldun cehenneme yuvarlandın.

 

(“İnsanları bakışlarıyla ve tavırlarıyla tanımak bir yetenek midir?” izleyici sorusu)

Öyle psikoloji dersinde falan anlatırlar yahut adam psikiyatrist olur insanlardaki rahatsızlıkları anlamak ister yahut psikolog olur işte “ben psikoloğum çok iyi anlarım” hiçbir şey de anlayamazsın öyle bir şey yok. Öyle bir şey olsa delilleri olurdu. Bakışıyla tabii anlaşılıyor insan, bakıştan zaten net anlaşılır harekete gerek yok, hareket ilavesine gerek yok bakışta konu biter. Bakışta ne var ne yok hepsi anlaşılır ama hareket de onu teyit eder yani çok sağlama bağlar. Fakat bakış konuyu bitirir, bakışla anlaşılır. Bunu geliştirmek diye bir şey yok bunun eğitimi olmaz çünkü bakışı Allah yarattığında kalpte bir etkisi oluyor şimdi bu eğitimle olan bir şey değil. Adam mesela bakışı anormalse insan rahatsız olur, güzelse etkilenir olumlu etkilenir dolayısıyla özetle Allah yeteneğidir. Bakışla bir insanı anlamak, bakışından anlamak, eğitimle olmaz.  

 

(“İyilikten anlamayan çocuk olur mu?” izleyici sorusu)

İyilikten anlar fakat şımarabilir eğer saygı duyulmazsa çocuğa imanla, Kuran’la çocuğa eğitim verilmezse çocuk iyilik yapıldığında şımarır yani iltifat edersin şımarır, gönlünü alırsın şımarır. Hediye verirsin şımarır mesela hediyeyi alır atar kırabilir, deli hareketleri yapabilir, saldırganlaşabilir ama saygı duyarsan, imanla, Kuran’la yaklaşırsan, ona Allah korkusunu, Allah sevgisini öğretirsen dengeli, tutarlı ve aklı başında olur. Ta çocuk yaşlarda akıllı olur, çocuk yaşlarda akıllı olabileceğine dair Kuran ayetleri açıktır.

 

(“Görmediğimiz bir rüyayı görmüş gibi anlatsak bu günah olur mu?” izleyici sorusu)   

Şaka yollu olur niye olmasın? Mesela insan bir sevdiği vardır ona öyle bir yarı şaka yolu işte rüyamda gördük işte şuraya gezmeye gittik, bunu yapıyorduk falan denebilir yani öyle gönül almak için falan olabilir ama ciddi anlamda görmediği rüyayı anlatan gelenekçilerden deli sayısı bir hayli var. Gelenekçi Müslümanların bir kısmının ünlü delilik çeşididir bu, vazgeçilmez delilikleridir bir kısmının. Her gördüğüne bir rüyası olur bakın isterseniz gelenekçilere, herkes bilir. Gece gündüz rüya görürler “ya sabaha niyetli anlatıyorum rüyamda gördüm” başlıyor işte Abdulkadir Geylani olur işte başka büyükler olur ama bu mutlaka yüceltilir rüyasında, mutlaka mübarektir. Kafayı taktığı bir şey varsa onu anlatır rüyasında. Kadınsa işte evleneceği birisiyle ilgili işte beyefendi havadan böyle paraşütle indi, kelebeklerin sırtında geldi, geldi tam bizim evim ortasına oturdu bilmem ne ipe sapa gelmez böyle. Cübbeli’de de öyle ilginç hikayeler oluyor yani yalan söylüyor demiyorum da çeşitli hikayeler anlatıyor, onun çevresinde de öyle var tipler. Çok ünlüdür şimdi anlattığımda herkes evet falan diyordur bilinir ayıp yapıyorlar yani olmaması gerekir.

 

(“Hz. Hızır (as) da cennette olacak mı?” izleyici sorusu)   

Tabii, Hızır (as) normal mümin, bütün hikayelerini dinlersiniz, dinleriz inşaAllah. Cennetin ünlü simalarındandır Hızır (as). Hızır (as)’ın çok fazla cinayeti var ama onu nasıl düşünemiyor insanlar tabii onu da söylemek gerekiyor, dünyanın her yerinde çok fazla cinayeti vardır, çok fazla adam öldürür Hızır (as). Kuran’da işaret onu gösteriyor. Mesela binayı yıkma büyük sabotajlar büyük olaylarda hep onun içinde olur, devlet yıkma, bir ülkenin yıkılması, yeniden devlet kurulması, büyük birliktelikler mesela bu son olaylarda falan hep o olayların içindeydi gibi yani öyle duyuyoruz büyüklerden. 

 

Ayet Açıklaması

Mesela bak şimdi Kuran’ı açtım, şeytandan Allah’a sığınırım. Kaf Suresi. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Kaf” mesela bak Kaf, bu bir şifredir Kaf. “Kaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun.” (Kaf Suresi, 1) Allah’a yemin ediyor. “Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine” bak uyarıcı gelmesine “şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler.” (Kaf Suresi, 2) Anormal karşılıyorlar bir Mehdi zuhur ediyor mesela Peygamberimiz (sav) geliyor Mehdi olarak, “şaşılacak bir şey” diyorlar. “Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecekmişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır).” (Kaf Suresi, 3) diyorlar. Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman. Maddenin varlığından haberleri olmadığı anlaşılıyor, üsluptan anlaşılıyor. Allah diyor ki bak “Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini biliriz” diyor Allah. Bak yerin, yer onlardan ne eksilttiğini biliriz. “Katımız'da (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır.” (Kaf Suresi, 4) Hepsi bir CD gibi bilgi hazinesinin içinde duruyor diyor. Adam bak haberi yok. “Bütün bu görüntülerin algıların oluştuğu bir sistem var” diyor Allah, “Benim elimde” diyor. “Yerin onlardan ne eksilttiğini biliyoruz biz” diyor. “Kimin öldüğünü, kimin kaldığını hepsini ben bu sistem içinde biliyorum” diyor Allah. “Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar.” Şimdi münafıklarda, kafirlerde de bu itiraz hep vardır sürekli muhaliftirler. “Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.” (Kaf Suresi, 5) Mesela bütün küfürde şu anda derin bir sarsıntı var dünya içerisinde, derin bir sarsıntı. “Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok.” (Kaf Suresi, 6) Kafalarını çalıştırmadıkları için Allah en kolay bakacakları göğü söylüyor “göğe bakın” diyor. Göğe baktığında zaten kafasının içine bakar.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269916/sayin-adnan-oktarin-1-aralikhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/269916/sayin-adnan-oktarin-1-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171201t_05.jpgMon, 29 Jan 2018 02:13:50 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 28 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 28 Kasım 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Grup Toplantısı’nda şu açıklamaları yaptı: “Tüm milletime sesleniyorum; eğer ben birisine bir şey söyleyeceksem kimseyi aracı kılmam. Bunu bizzat kendim yaparım. Önüme getirilen tüm konularda kararımı muhataplarıma olumlu veya olumsuz olarak açıkça ifade etmişimdir. Arkadan başka işler çevirmek asla tarzım değildir. Tarzımız doğruya doğru, yanlışa yanlış demektir. Yeni bir bürokratik oligarşi tesis etmeye çalışmaları asla kabul edilir değildir. Şahsımın adı kullanılarak kurallar, kaideler dışında iş yapılmasına rıza gösteremem. Ben bir bürokratımı aramıyorsam babamın oğlu olsa kapıdan geri koyun. Adımı kullanarak size kim geliyorsa benden bir telefon almıyorsanız bana sorun. Bunu teyit etmiyorsam bu insanları lütfen gönderin. Ne demek adımı kullanmak? Bu bizim siyaset etme anlayışımıza terstir. Bunu yapanlar hepsi sahtekardır, dolandırıcıdır bunlara yol vermeyin. İsmimi, unvanımı kendi yanlışına alet etmeye kalkan hiç kimseyi affedemem. Meclisteki, Partideki, Cumhurbaşkanlığındaki özel kalem görevlileriyle şahsıma iletmelerini rica ediyorum.”)

Çok kapsamlı yakınlarından da bazı kişilerin içinde olduğu bir oyun hazırlıyorlar gibi görünüyor. Aman aman çok çok dikkatli olalım. Şahsı önemlidir. Yok dayısının bilmem neyi, amcasının bilmem neyi bunlar bizi hiç ilgilendirmez; suç işlerse tepesine bineriz. Tayyip Hoca’yı tanıyor olması işte eniştesinin bilmem neyi bunların hiçbir geçerliliği olmaz. Kim suç işlerse tepesine bineriz. Tayyip Hoca’nın adını bu işlere karıştırmaya kalkanlar zulüm yapıyorlar, münasebetsizlik yapıyorlar. Asla kabul etmeyiz. Çok titiz bir dikkatle olayları takip edip oyuna mahal vermeyelim. Suikastlarda bazen çok yakın akrabalar bile kullanılabilir oyun oynanabilir çok dikkatli olmak gerekiyor. Yani eskiden Osmanlı döneminde de öyle, en yakınları kullanmışlardır. Hatta Sezar’dan bile bilinir, “Sen de mi Brütüs?” diyor ya, çok yakın biliyor ama kalleşlik yapıyor vuruyor. Onun için Tayyip Hoca’nın da çevresinde bulunan adamlardan oyun oynayanlar çıkabilir. Bizim için şahsı önemli, şahsı tertemiz insan Tayyip Hocam’ın. Suç işleyen olursa gitsin cezasını çeksin kimse. Tayyip Hoca’yı bu işin içine karıştırmaya kalkarlarsa çok büyük terbiyesizlik ve vicdansızlık yaparlar. Bu oyunlara gelmeyiz. Çünkü biz Tayyip Hoca’nın hayatını görüyoruz gözümüzün önünde. Çocukluğundan beri dünya malına dünyaya hiç tenezzül etmeyen tertemiz bir insan. Ama genellikle siyasette isim kullananlar çok oluyor.

 

Münafık Şeytanın Sevkiyle Hareket Eden Bir Varlıktır. Müslümanları Kendince Her Noktada Durdurmak, İslam’a Hizmeti Engellemek İçin Atakta Bulunur

Münafığın şuuru kapalı oluyor yani şöyle; şeytan o bünyeyi ele geçiriyor, ölü olan bünyeyi ele geçiriyor. Diri gibi görünen ölü bir bünyedir, o insanın ağzından konuşur, o insanın bedenini hareket ettirir yani ona hulul eder şeytan. Ayette “kabuk gibi bağlarız” dediği odur. Münafığın şuuru kapalıdır. Anormal olduğu hemen anlaşılır. Zaten çocukluğundan şaki karakterli olurlar onlar, hastadır. Mesela cinayete meyyal olur, hırsızlık yapar, soygun yapar, ahlaksızlık yapar, sapıklık yapar yani manyak bir zeminden gelir yani sıhhatli olmaz onlar. Anormal oldukları ta çocukluğundan anlaşılır onların. Çocukluk döneminde dengesiz oldukları görülür ama tabii kesin teşhis konamaz. Ama bir süre sonra şeytan hulul ettiğinde ani keskin bir değişiklik meydana gelir. O donuk adamda hayret edecek bir şeytani zeka ortaya çıkar. O artık sadece şeytanın zekasını kullanmasından kaynaklanır. Konuşkanlaşır, daha hareketlidir, daha ataktır ama konuşmalarının tamamı tam şeytanın üslubu şeklinde olur. Dikkatlice izleyen bir ehli ilim adeta şeytanla konuştuğunu anlar. Bütün konuşmaları şeytanidir, üslup şeytanıdır, hedef şeytanidir. Dolayısıyla kendinin şuurunda değildir. Yoksa öyle vahim anormalliği bir insan bilerek yapmaz. Mesela küfür değilse bile münafık farz edelim dinsiz oldu diyelim ne yapar? Küfrün içine girer hayatını yaşar. Yani eğlenir şuna buna bakar neyse de. Ama münafık böyle yapmıyor hayatın içine girmiyor, küfürle de muhatap olmuyor. Doğrudan Müslümana şeytani bir atak içerisinde olur. Şeytanın sevkiyle Müslümanları her noktada durdurmak, onların gücünü kırmak için ataklar yapar. Ama aklı başında normal bir Müslümana etkisi olmaz. Fakat aklı zayıf olanları etkileme gücü olabiliyor. Onun için ayette diyor “İçinizden onlara haber taşıyanlar var” diyor. Hasta oluyor mesela normalde hiç tenezzül etmemesi lazım, yapmaması lazım ama hasta. Hatta “onlardan” diyor ki bak “kardeşlerine bize gelin derler” diyor. Demek ki içlerindeki o diğer hastaları da onlar teşhis ediyor. Mesela kalbinde hastalık olduğunu görüyor ona musallat oluyor, onu çağırmaya balkıyor. Zayıf gördüğü için onu etkileyeceğini düşünüyor.

 

Allah’ın Rızasının En Çoğunu Kazanmak İçin Allah’ın Her An Vicdanımıza Vahyettiği Bilgi Nedir Ona Bakmak Lazım

Allah’ın rızasının en çoğunu kazanmak için her an, her dakika çıkan olaylarda en iyi doğru hareket nedir, Allah’ın vahyine bakıp, kalbimize yaptığı ilhama bakıp ona göre hareket etmek lazım. Mesela ben şu an ne yapabilirim? Dışarıda bir yeri gezmeye de gidebilirim, sinemaya gidebilirim ama buraya geliyorum. Neden? Allah’ın rızasının en çoğu burada çünkü. Veyahut başka tür yemekli bir toplantıya gidebilirim ama orada da Allah’ın rızası olur. dersin ki “orada Müslümanlar var üç-beş arkadaş sohbet edeceğiz Allah’ın rızası var “dersin, ama burada milyonlarca kişiye hitap var, beş kişiyle, on kişiyle konuşmak ayrıdır, milyonlarca kişiye hitap etmek ayrıdır. Orada Allah’ın rızası daha çok.

 

(“Hz. Yusuf (as) neden haksız yere zindana atıldı?” izleyici sorusu)

Şimdi onu zindana koyan Allah tabii ama “kim attı?” dersen kardeşi atıyor, işte zindancı atıyor onlar ara vesileler. Batınında Allah’tır atan yani onu oraya gönderen Allah’tır. Ve gireceği an bellidir, çıkacağı an da bellidir. Ne kadar süre kalacağı da bellidir. Zindanda, zeki akıllı olduğu için, güzel ahlaklı olduğu için yönetim tamamen Hz. Yusuf (as)’a göre hareket ediyor o devirde. Yani müdür gibi olmuş cezaevinde. Müdür hep ona danışıyor “şunu şöyle yapalım bunu böyle yapalım” çok akıllı olduğu için danışman gibi çok itibar görüyor cezaevinde. Aklın etkisini görüyor musun güzel ahlakıyla? Ama acayiptir ki o devrin hukuk anlayışının acımasızlığına bak unutuluyor bir kayıt yok. Zindana bir kere girme var, zindandan çıkmak için özel bir talimat olmadıktan sonra zindandan çıkma yok. O devirde deniyor ki “zindana atın” tamam, adam unuttuysa bittin. Zaten o da diyor ki bak “beni unutma çıktığında” diyor zindan arkadaşına, “Aziz’in yanında beni an ve hatırlat benim cezaevinde olduğumu” diyor. Hakikaten adam da unutmuş benim anladığım kadarıyla. Adama söyleyince aklına geliyor adamın. Ama suçsuz da çıkaralım gibisinden değil, “çok yetenekli” diyor “çok akıllı bu konuları çok iyi analiz eder yorumu mükemmeldir o konuda değerlendir” diyor. O yüzden Hz. Yusuf (as)’ı hatırlayıp cezaevinden çıkarıyorlar. Açıklama yapıyor mükemmel bir siyasi analiz yapıyor, adam “aman” diyor “sana çok ihtiyacımız var bizim yanımızda dur, maliyeye de sen bak, devlet idaresine de sen bak.” Zaten daha sonra tamamen idareyi ele almıştır Mısır’da.

 

Allah Korkusunun Eksikliğinin Sebebi O İnsanın Ölü Olmasından Kaynaklanır. İnsan Eğer Ruh Sahibiyse Yaratılıştan Allah Korkusunu Bilecek Şekilde Yaratılır

Allah korkusundaki eksikliğin bir tane sebebi var işin doğrusu yani bunu gizlemek mümkün değil. O insanın ölü olmasından kaynaklanıyor. Allah korkusu sonradan öğretilemez bir insana, öyle bir şey yok. Yaratılıştan insan zaten Allah’tan korkacak şekilde yaratılıyor. Ruh sahibiyse imkansızdır korkmaması, korkmaması durumunda aklını oynatır delirir yani ölür yapamaz yani öyle bir şey olmaz. Ne inkar edebilir ne de Allah’tan korkmazlık durumu olur. Allah’tan korkmayan bir insan cinnet geçirir eğer akıl sahibiyse mümkün değil yani ölür. Dolayısıyla şimdi diyor ki “ben Allah’tan korkmuyorum” diyor “bana bir şeyler anlat Allah’tan korkayım” diyor. Bak işin doğrusunu söylüyorum hiçbir etkisi olmaz. Cehennem ayetlerini su gibi ezberlesin, git mezarlıkta mezarlığı göster, ölüleri göster hiçbir şeyden etkilenmez, ölü olduğu için etkilenmez. Ama ibadet olarak anlatılabilir ayrı. Özel Müslüman yaratılması lazım, yani ruh sahibi olması lazım. Yani Ruhu’l Kudüs’le desteklenmesi lazım, onun dışında mümkün değildir. Mesela Ben-i İsrail’in büyük bölümünde Ruhu’l Kudüs bulunur yani ruhla desteklenirler, Tevrat’ta bu belirtilir. Ama “bir kısmı yeraltındaki karanlıklar diyarına, ölüler diyarına gidecek” diye Tevrat’ta geçer Museviler için.

 

Sevginin Zeminini Allah’a Olan Sevgi Oluşturur. Ruh Sahibi Olmayan Sevgiyi Bilmez ve Yaşayamaz

Sevginin zeminini Allah’a olan sevgi oluşturur, Allah’a olan sevgi. Ama Allah’a olan sevgi deyince tabii adam şimdi düşünür; “Ben Allah’ı seviyorum ama görünmeyen bir varlığı seviyorum.” Allah zaten tecelli eder yani insan, hayvanlarda, bitkilerde, meyvelerde, sebzelerde, genel coğrafyada tecelli eder, arazide her yerde tecelli eder. Biraz daha dikkatlice bakılınca da eşyada tecelli ettiğini görürüz; televizyonda, bilgisayarda, kadehte, her şeyde yiyeceklerde, hazır yiyeceklere her şeyde tecelli ettiğini görürüz. Ama en çok tabii en güçlü tecellisini Allah kadında yapar en güçlü tecelli odur. Çünkü beş duyuyla sevgiyi ifade etme imkanı vardır kadında. Ha bu nedir yani bu sevgi? O, Allah tarafından özel verilir yalnız.

Şimdi buna mesela bir insan özenir ama ruh sahibi değildir “sevgi ne güzel ben de seveyim, hoşlanayım” falan, yapamaz olmaz. Yani kadından hoşlanamaz. Ruh sahibi olmayan bir insanın kadından hoşlanması mümkün değildir, çocukları sevemez. Mesela diyor ki şarkılarda işte “Ruhum kapalı hiç kimseyi sevmezdim ilk defa gördüm seni sevdim” diyor. Ne demek istiyor biliyor musun? “Ben ölüyüm böyle bir heveslendim, insanlar sevmeden bahsediyor ben de sevmeye kalktım sevgi taklidi yapıyorum” diyor. Anlamı budur, seven sürekli sever öyle bir şey olmaz. Sevme yeteneğiyle insan doğar, sevmeye aç olur yani akıl almaz bir açlık hisseder, ta küçük çocukken bu açlığı hissetmeye başlar daha iki yaşında. Bak sevme ve sevilme arzusu olur, bu onun iman ehli olduğunu gösterir, sevme ve sevilme arzusunun güçlü olması. Mesela kadın sevgisi ruhta şiddetli bir fırtına şeklinde hissedilir. Mesela çocuğa sevgi, insan ne yapacağını şaşırır güzel bir çocuk gördüğünde çok zorlanır. Onu öpmek ister, sarılmak ister, bağrına basmak ister, koklamak ister, ona o bir zorlama verir ne yapacağını şaşırır. Mesela çiçekte de öyle; çiçeği okşamak ister, koklar, koparmaya kıyamaz ne yapacağını şaşırır aklı çiçekte kalır. Mesela giderken bile döner bakar çiçeğe, çünkü bırakıp gidiyor ya bırakıp gitmek istemez. Mesela ağaçta meyveyi görüyor elma, o acayip ruhunu çok etkiler elma, Allah ona elma olarak tecelli ediyor. Yaklaşıyor çok güzel bir kokusu var, bakıyor da bakıyor. Mesela koparmaya insan kıyamaz meyveyi, koparırken insanın kalbine rahatsızlık verir meyvenin koparılması. Hiçbir insan meyveyi koparmaktan mutlu olmaz. Onun için cennette kopmayla yeniden o meyvenin aynı anda oluşması bir oluyor, o rahatsızlığı çekmesinler diye. Yoksa koskoca iri bir elma var, ağacın üstünde 10 tane elma var mesela, sen birini koparttığında 9 tane kalıyor. O ağacın zenginliğini yok ediyorsun, o kopmuş kısım da o dalda görülüyor, o kopukluk ağaçta görülüyor. Yani ağacı çirkinleştirmiş oluyorsun durduk yere, çirkinleştirme demeyeyim de güzelliğini bozuyorsun, güzelliğini bozmuş oluyorsun. Mesela kadın güzelliğinde de insan kadına bakmaya doyamaz güzelliğine. Ama ruhunda böyle delice bir tutku olduğu için daha fazla sevmek, daha fazla sevmek eğilimi vardır. Hep daha güzel, daha iyi, daha fazla sevmek. İşte ona tutku deniyor.

 

(“Biz Müslüman olarak doğduk. Hristiyan olarak doğanların durumu nedir?” izleyici sorusu)

Hristiyan olmak bir nimettir. Ne var Hristiyanlıkta?  Allah İncil için “nurdur” diyor. Ve “hidayet kaynağıdır” diyor. Hidayet, Allah’ın hadi isminin tecellisi. Hidayete eren cennete gidiyor. “Hidayet kaynağıdır ve nurdur” diyor nur.  Nura uyan cennete gider. Hidayete uyan cennete gider. Sadece Hristiyan’ın dikkat edeceği şudur Kuran-ı Kerim’in hakemliğini kabul edecek o kadar. Kitabınızdan vazgeçin demiyor ki Allah. Bak “her birinize ayrı mensek ve şeriat kıldık” diyor. “Ben isteseydim hepinizi tek bir şeriatta toplardım” diyor Allah. Allah “İslam dininde, Müslüman yapardım hepinizi. Direnemezlerdi hepsi Müslüman olurdu.” Ama bak “Hepinizi ayrı ayrı şeriatlar kıldım. Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık olarak.” Fakat Allah diyor ki “Kuran-ı Kerim bir hakem kitaptır.” Yani Hristiyanlığın ve Museviliğin eksik ve yanlış yönlerini düzeltir. Çok azdır zaten eksik ve yanlış yönler. Nedir? Diyor ki Cenab-ı Allah. “Hz. İsa (as) Allah’ın oğlu değil” bir, “Eş veyahut çocuk edinmemiştir” o kadar. Başka bir şey demiyor. İsa Mesih geri gelmeyecek demiyor bilakis “gelecek” diyor. Ve “kitabınız geçerli” diyor. “Kitabınıza uyun” diyor. Bak “o kitapla Hristiyanlar kendi kitaplarıyla hükmetsinler” diyor. İsrail bilginleri de diyor “kendi kitaplarıyla hükmetsinler. Allah’ın hükmü ile kim hükmetmezse işte kâfir olanlar onlardır” diyor. “Küfre düşersiniz” diyor. “Tevrat ile hükmedin” diyor. Ama Kuran’ın hakemliği şart. Çünkü değiştirilmiş. Yani ne diyecek? La İlahe İllaAllah İsa Resulullah Muhammed Resullullah. Dinin ne? “Hristiyan’ım” diyor. Tamam, çünkü Müslüman. Hristiyan’sa Müslüman demektir. Musevi ne diyor? “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resullah Musa Resullullah” Müslümansın.

 

(“Erkeklerin kadına olan saygısızlığının önüne nasıl geçilebilir?” izleyici sorusu)

Deccal işte erkekleri kadınlara birçoğunu düşman etti. Ne dedi deccal? “Onlar -haşa- hayvan” dedi. “Daha insan olmamış hayvan” dedi. Darwinist düşünce böyle. Darwin, kadınlar için “daha evrimini tamamlamamış mahlukat” diyor. “Erkekler evrimi tamamladı onlar insan. Ama kadınlar evrimini tamamlamadı hayvan onlar” diyor. “İnsan ile hayvan arası. Evdeki köpekten daha iyidir ama” diyor. Darwin’in kendi ifadesi bu. Gelenekçi Ortodoks Müslümanlar ne diyor? “Kadın erkek ayrıdır” diyor. “Erkek tamdır kadın yarımdır.” “Ne demek yarım?” diyorsun. Yani “insan ile hayvan arasıdır” diyor. Suudi Arabistan’da zaten tartışılıyor kadın hayvan mı insan mı ona karar vermeye çalışıyorlar. Mahlukat olarak görüyor. Aldım sattım o şekilde. Para ile alınır satılır bir şey olarak görüyorlar. Ve “kadın ne derse tersini yapın” diyor. Hadis, uydurma hadis. Kadınların aleyhine hükümler yüzlerce, bir tane, iki tane değil. Şimdi bu adamlar da böyle yetiştikleri için kadın zıttı ve homoseksüel olarak yetişiyorlar. Şimdi sana öyle vahşi hareket ediyor ama homoseksüel biriyle karşılaştığında kırıtıyor. Bambaşka ağlıyor falan böyle. Anormal hareketler yapıyor. Sana öyle yapıyor o. Bir kısmı da odunluğundan, akılsızlığından. Bir kısmı görgüsüzlüğünden, cahilliğinden. Bir kısmı dinsiz, imansız olduğundan. Bir kısmı iktidarsız, güçsüz, kadın düşmanı olduğundan.

 

(“Bayanlar toplum içerisinde nasıl aktif hale gelebilir?” izleyici sorusu)

Bir kere iki inanç arasında deccaliyet hükmünü sürdürüyor. Yani iki büyük ekolle destek görüyor. Bir Darwinist, materyalist ekol yani kadınları aşağılayan (haşa) hayvan yerine koyan sistem. Bir de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Onlarda da yine hepsinde olmasa da büyük bölümünde kadın hayvan yerine konuluyor. Şimdi bu iki felsefe toplumu yönlendirdiği için, topluma hakim olan inançlar olduğu için kadınlar burada ezilecek zemini hazır bulmuş oluyor.  Felsefi zemini. Hazır bir inanç sistemi var kadınları ezecek. Mesela kadın mecliste. “Ne işi var mecliste?” diyor. Sokak? “Sokakta da işi yok” diyor.” İşyerinde? Orada da. Gülme? “Niye gülüyorsun?” diyor “Niye dekolte giyiyorsun?” diyor “Niye makyaj yapıyorsun?” Her yerde kilitleyecek bir inanç sistemi olmuş. O inanç sistemi olduğu müddetçe kadını ezecek felsefe de hazır demektir. Kadını ezecek felsefe toplumu yönlendirdiğine göre o inanç felsefesini kaldıracak daha büyük bir ana güce ihtiyaç var. İşte hepsinin üstünde hepsini ezecek ana güce biz Mehdiyet diyoruz. Mehdiyet kadınları ezen bu iki ana gücü ortadan kaldırıyor. Yani önümüzdeki üç, beş, yedi, dokuz sene içerisinde bunu göreceğiz. O zaman bir rahatlık, ferahlık var. Yoksa onun dışında kıyamete kadar kadınları ezim ezim ezerler. Başka da bir yolu olmaz. Mehdiyet’in dışında bir yol görünmüyor.

 

(“Zenginlik ile tebliğ doğru orantılı mıdır?” izleyici sorusu)

Şimdi bizde mesela iki yüz trilyon olsa estiririz ortalığı. Para kadar tebliğ yani bu açık. Para çok önemlidir. Zenginlik çok önemlidir tebliğde, İslam’ı yaymada. Peygamberimiz (sav) mesela Hz. Ebubekir (ra)’le Allah tarafından desteklendi o devrin en zengini multi milyarderi. Hz. Osman (ra) o da o devrin en zenginlerinden. Hz. Hatice annemizle evlendi zaten. O devrin en zengin kadını multi milyarder. Ancak İslam'ı yaymak için yetti yani. Çok paraya ihtiyaç oluyor öyle şeyler de. Allah da ona göre yaratır.

 

(İsrail'in İstanbul Başkonsolosluğuna atanan Yossi Levi Sfari'nin homoseksüel olması Türk Musevi cemaatinin tepkisine yol açtı. İsrail Dışişleri homoseksüel olduğu için Sfari'ye tepki gösteren cemaatle bağlarını kesti.)

Ama yani onların inancına zıt eziyet eder gibi böyle bir şey yapmaları çok münasebetsizlik olmuş. Homoseksüellik Musevilikte haramdır ve çok çirkin iğrenç bir fiildir. Adamı alıp getirip “alın sizin başınıza homoseksüel” bu olmaz. Ortodoks bir hahamı sen dışişleriyle görevlendirmiyorsun. O zaman homoseksüeli de görevlendirme. Diyorsun ki “laiklik var” o zaman homoseksüeli de getirme.

 

(“Peygamberimiz (sav) münafıkları bildiği halde neden açıklamadı?” izleyici sorusu)

Onları kullanmak istedi, onları yani böyle çok özür dilerim de eşek gibi varlıklardır onlar sezilir, akıl kullanılarak İslam için kullanılır. Bir vahşi hayvan da varsa mesela yaban eşeği sürüsü yakalasan hadi dağa diye kovalamazsın değil mi? Onları çite sürersin efendim çifte sürersin kullanırsın adamı bir şekilde kullanırsın. Peygamberimiz (sav) de onları kullandı mücadelelere gönderdi. Çok muazzam ganimet getirdiler, akıl almaz ganimet getirdiler. Onlar böyle boş kafa olduğu için yani savaş yapmak için savaştıkları için savaşa meraklıydı onlar zaten. Ama küfürle mücadelede Peygamberimiz (sav) onları kullandı. Sokakta böyle riyakarlık için yani riya amacı ile nöbet tutuyorlardı Peygamberimiz (sav) de onları yine orada ses çıkartmadı kullandı. Dolayısıyla Resulullah (sav)’ın onları kullanması Müslümanlar için çok eğlenceli gayet güzel. Kullanılmazsa güzel değil. Kullanılmazsa çünkü o Müslümanları kullanmış olur onlar. Ama Müslümanların münafığı kullanması çok güzel bir şey. Bir de ahmak oluyor mesela farz edelim yirmi yaşında Peygamber (sav)’in yanına geliyor kırk yaşına kadar mücadele ediyor. Kırkıncı yaşında şeytan enayi olduklarını söylüyor. Kerizlik yazısı alınlarına yazılıyor “biz ayrılacağız” diyor Peygamberimiz (sav) de “cehennemin dibine kadar yolunuz var gidin” diyor. Tüyü tozağı dökülmüş domuz gibi kırk yaşına gelince içi kurumuş olarak, sistem tükenmiş olarak efendim her şey gitmiş olarak “hadi biz gideceğiz” diyorlar. Peygamberimiz (sav) de “enayiliğinize doymayın” dedi “defolun gidin” dedi ve defolup gittiler.

 

(“Kamu çalışanları için türban yasağı olmalı mıdır?” izleyici sorusu)

Bu bence ayıp ve çok acı. Mesela bir genç kız başını örtmek istiyor, başı açık haram olduğuna inanıyor yani o çocuğun çekeceği azabı bir düşünün? Mesela polis olmak istiyor ama “başınızı örtemezsiniz” diyor rahatça o görevi ifade edecekken, severek yapacakken harama girmemek için o çocuk işe girmiyor gidip evde oturuyor yazık günah değil mi? Türbanı çarşaf hükmünde görüyorsa başını örtecekse ibadetine engel olmamak lazım onun kimseye bir zararı yok. Üstüne mesela polis şapkasını da giyiyor hiçbir riski yok, hiç kimseye bir zarı zoru yok dolayısıyla bence ayıp çok yakışıksız olur, serbest olması lazım. Yapıldı o yasak millet mutlu olmadı hep onun acısı çekildi, herkes bunun acısını çekti, dinsizi de, dindarı da acısını çekti. O genç kızlar mesela pastaneye gidemiyorlardı, sokakta gezemiyorlardı başörtülü. Bütün millet bunun rahatsızlığını yaşadılar, o başörtüsünü zorla çekip açmalar arkadan ya bir genç kız çırılçıplak soyunmuş gibi gelir ona o, yazık günah değil mi çocuğa onu yapıyorsun? Haram biliyor niye yapıyorsun elleme, haram bildiği bir şeyi niye ona zorla yaptırtıyorsun? Ha ağzına şarabı dökmüşsün, ha onu yapmışsın, ha zorla domuz eti yedirmişsin, ha onu yapmışsın bırak elleme kimseye bir zararı olmaz onun.

 

(Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek şu açıklamaları yaptı: Bugün Türk aydınlığın kafasındaki en büyük kilit, en büyük soru şudur, Tayyip Erdoğan düşmanlığı. Tayyip Erdoğan PKK’nın üzerine yürüyor, onlar PKK tarafına geçiyor. Tayyip Erdoğan FETÖ’nün üzerine yürüyor, onlar FETÖ ile beraber Ankara’dan İstanbul’a yürüyor. Tayyip Erdoğan Rusya’ya elini uzatıyor, onlar Rusya’ya diktatör diyor. Tayyip Erdoğan İran’la işbirliği yapıyor, onlar “İran’da Mollalar var, gericiler var, karanlık var” diyor. Bu Tayyip Erdoğan düşmanlığı bizim parti programımız değil, açık söylüyorum sevmeyin beni.”)

Güzel konuşmuş, vicdanlı konuşmuş. Kardeşim Tayyip Hoca’yı bak her ne olursa olsun destekleyeceğiz. Bir insan temelde iyiyse bitti, ben kamu kısmıyla ilgilenmem. Bir hikmeti vardır dersin. İşte bilmem nerenin beni hiç ilgilendirmez, bu insan iyi niyetli mi değil mi? İyi niyetli bitti. Samimi mi değil mi? Samimi bitti. Türkiye’nin iyiliğini istiyor mu? İstiyor. Türkiye’nin bütünlüğünü istiyor mu? İstiyor. İttihad-ı İslam’ı istiyor mu? İstiyor. Helale harama titiz mi? Tamam. Bu devlet meselesi bence her şeyi bir bir açıklaması da gerekmez, bir şey yapıyorsa da “hayır vardır” deriz. Şüphe gözüyle bakmak olmaz. O zaman niye Cumhurbaşkanı olarak seçiyorsun? Şüphelendikleri şeylere bak? Türkiye’nin zenginliğini istemiyor adamlar bu kadar açık başka bir şey yok. Tayyip Hoca’nın parayla işi olmaz. Tayyip Hoca parayı ne yapsın? Tutturdular ikide bir para, tırlarla para, kamyonlarla para tamam bir gemi dolusu parası olduğunu düşün ne yapacak ne yapsın? “Ne yapacak?” diyoruz. “Hiçbir şey yapmaz” diyor. O zaman bırak. Parayı kullanmayacağına göre şahsına, bırak. Ne yapar? Suriye’ye verir. Irak’a verir. Afrika’ya yardım eder. Bırak ne yapıyorsa yapsın. Niye yakasına yapışmaya çalışıyorsun?

 

(“Bir kadını çekici yapan nedir?” izleyici sorusu)

Bir kadını çekici yapan tabii ki aklıdır, derinliği ve samimiyetidir. Akıl çok hayatidir yani huysuz bir kadın istediği kadar güzel olsun itici olur ama normal bir kadın akıllıysa çok çok çekici olur. Derinlik, aklını iyi kullanmak, konuşmasını iyi kullanmak, tavrını iyi kullanmak kadını muhteşem hale getirir ama tabii buna bağlı olarak çekicilik kadının bakışında olur, ses tonunda olur, temizliğinde olur, kıyafetinde olur bu hepsi içine dahildir. Ama güvenilir ve samimi olması, sırdaş olması bakın güvenilir, samimi ve sırdaş olması onu kat kat çekici yapar.

 

(“Allah’a deli aşık olmak nasıl olur?” izleyici sorusu)

Allah’a deli aşık aslında o pek samimi bir kelime gibi gelmiyor bana yani şöyle; Allah’a içten ve derin aşık olunur yani çok keskin bir akılla, keskin bir dikkatle gönülden. Çünkü deli aşık işte kendini yere atmalar falan böyle bir şeyler onu akla getiriyor böyle hani garip hareketler gibi. Fethullah Gülen anlatıyor böyle hani bir anormal yüz hareketleri yapıyor onu yayınlıyorlar. İşte Allah derken acayip sesler çıkartıyor böyle garip şey öyle bir şey olmaz. Akıllı bir insan o şekilde Allah’la muhatap olmaz, Allah’a olan sevgisi öyle olmaz. Olgun, derin ve çok tutkuludur yani alabildiğine derindir, derin olduğunda o bir delilik şeklinde değil derin bir vecd, derin bir istiğrak halinde olur. Keskin bir muhabbet, keskin bir akılla bağlantı şeklinde olur.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266157/sayin-adnan-oktarin-28-kasimhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266157/sayin-adnan-oktarin-28-kasimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171201t_11.jpgWed, 20 Dec 2017 05:56:48 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Kasım 2017

 

(Sayın Erdoğan, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında düzenlenen programda konuştu. Sayın Erdoğan “Her kim kadınlarla ilgili şiddet öven bir söz söylüyor, bir tavır içine giriyorsa bilin ki onun zihin kodlarında bir sorun vardır. Bu kişinin bir çoban olması veya bir üniversite hocası olması, bir ilahiyatçı veya bir ateist olması arasında fark yoktur” dedi.)

Doğru söylüyor. O zaman “kadına sopayla deşarj olursunuz” diyen hocalar Tayyip Hocam’ın sözünü iyi dinlesinler. Ve bu münasebetsiz izahları bıraksınlar. Kadın dövmeyi teşvik etmesinler. Deşarj olacaksa gitsin parkta koşsun. Kadın döverek deşarj olunmaz. Yahut Darwinistlerin dediği gibi işte “kadın hayvanla insan arasıdır” gibi böyle münasebetsiz sözler bunun çirkinliğinin her zaman vurgulanması lazım. Yahut gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında olduğu gibi, bazılarında olduğu gibi kadının yarım olduğu yani insanla hayvan arası olduğu iddiasının da korkunçluğunu iyi vurgulamak lazım. Bunlar çok çirkin, münasebetsiz yakıştırmalar.

 

Allah Korkusu Saygıyı Sağlar. Saygı Olmadan Sevgi Olmaz. Allah Korkusu ve Allah Sevgisi İç İçedir

Allah sevgisi ve korkusu ikisi birlikte zaten. Çünkü Allah korkusu Allah’a saygıyı sağlayandır. Saygı olmadan da sevgi olmaz. Korkunun özelliği saygıyı sağlaması, Allah’a itaati sağlamasıdır. O yüzden Allah korkusuyla Allah sevgisi iç içedir. Allah korkusunun içinde en yoğun olan şey de Allah’a karşı mahcup olmaktır. En yoğun duygu Allah’a karşı mahcup olmaktır.

 

(“Cinnet durumu geçiren birine nasıl yardım edebiliriz?” izleyici sorusu)

Tabii durumuna bağlı. Eğer cam-çerçeve kırıyor kendini yerden yere atıyorsa yere yatırıp elini-kolunu bağlamak lazım komşuları falan yardımcı olup elini bağlamak, ayakları bile bağlanabilir, eli-ayağı bağlanabilir. Sonra ambulans çağırılması lazım hastaneye kaldırılması için ama ellerinin bağlanması şart. Hatta gerekirse arkadan bağlanması gerekir. Çünkü tehlikeli şeyler yapabilir, kendine de zarar verebilir. O arada şefkat, sevgi göstermek lazım, dua etmek lazım, Allah’ı anmasını teşvik edebilirsiniz o anda, ‘şeytandan Allah’a sığın’ denilebilir. Kuran okuyarak başında böyle sevgi gösterilebilir. Saygıyı, sevgiyi hissedeceği şekilde bir üslupla konuşulabilir. Ve problemi neyse onun mutlaka hemen çözüleceğini ona aktarabilirler, olabilir. Ama tabii doktor çağırmak lazım hemen. Belki acil iğne falan yapılabilir, acil doktor tavsiyesiyle yatıştırıcı iğne olabilir. Bunlar olabilir. Ama tabii gücü-kuvveti yerinde olan insanlar olması gerekiyor. Çünkü öyle cinnet geçiren bir adamı kontrol etmek kolay değildir. Bir kadının yapabileceği bir şey değil, üç-beş kişi aynı anda bunu yapması lazım. Bunu yaparken de incitmemek gerekiyor. Bir yerinde kırılma veyahut berelenme olmasına müsaade etmemek lazım. En iyisi de yere yatırmak elini-kolunu, ayaklarını hareket edemeyecek hale getirmek. Bağırıyorsa da bağırsın onun bir mahsuru yok deşarj olur, onda bir şey olmaz. Ama sürekli sakinleşmesi, her şeyin hallolacağı hemen ne istiyorsa yapacağını oradaki kişiler söylerlerse rahatlar iyi olur yani.

 

Şeytanın Etkisi Bir İç Telkin Şeklinde Olur. Şeytanı Dinlediğinde Vicdansızlık Yapmış Olursun

Şeytanın etkisi hafif etkisi aslında, bir iç telkin şeklinde. Mesela adam orada güzel bir hizmet ediyor, faydalı şeyler yapıyor normalde teşekkür edilir. Şeytan “teşekkür etme” der. Gururu teşvik eder veyahut orada bir insan düşmüştür ona yardım edilmesi gerekiyordur, şeytan “başın belaya girer yapma” der. İç telkin ama sessiz bir telkin o duyulacak bir telkin değil. Ona uyarsa vicdansızlık yapmış olur ona direnmesi lazım.

 

(İsveç devlet televizyonu SVT’de yayınlanan Forum adlı programda konuşan İsveçli Demokratlar Partisi Milletvekili Martin Strid “Müslümanlar yüzde yüz insan değil” dedi, İslam’ı öğrendikçe dehşete kapıldığını söyledi. Bu açıklaması çok tepki gördü ve hakkında suç duyurusunda bulunuldu.)

“Müslümanlar yüzde yüz insan değil” sözü çirkin tabii, o olmamış. O suç teşkil eden bir söz. İslam’ı öğrendikçe dehşete kapıldığını söylüyor, “gelenekçi Ortodoks İslam’daki uydurma ve hurafeleri duydukça dehşete kapıldım” derse bu olur. Ama “İslam’da” derse bu doğru olmaz. Çünkü İslam’da böyle bir şey yok, Kuran’da böyle bir şey yok. Ama “gelenekçi Ortodoks İslam’ın hurafelerini okuyunca dehşete kapıldım” sözü suç olmaz. Çünkü asma, kesme, doğrama kim duysa dehşete kapılır zaten. Eğer biz olmasaydık demek ki gelenekçi Ortodoks İslam’ı gerçek İslam gibi gösterip Müslümanları, dünyayı mahvedeceklerdi. İyi ki varız Allah’a hamdolsun, Müslümanların yüz akıyız, medarı iftiharı olan Kuran Müslümanlığını en güzel temsil eden insanlarız.

 

(“Kızların sigara içmesine nasıl bakıyorsunuz?” izleyici sorusu)

Kızlar özellikle tabii çok acı olay sigara içilmesi. Gençlerde de acı ama genç kızlarda daha da acı. Ben bakar bakmaz anlıyorum sigara içen bir kızı yüzünden. Eti, kemiği her şeyi değişik oluyor. Saç yapısı, cildi, sesi her şeyi değişik oluyor. Yazık-günah değil mi genç yaşta kendini sakatlıyorsun? Ağır bir hastalık şeklinde “bırakamıyorum” diyor. Niye bırakamıyorsun? “Bıraktım” de bitsin ne zorun? Yazık değil mi gençliğine, güzelliğine, sağlığına sıhhatine? Zaten az beslenme var, yeteri kadar ne protein alıyorlar ne vitamin alıyorlar üstüne üstlük bir de sigara çok korkunç. Güzelim genç kızlar, aslan gibi delikanlı kızlar kendilerini mahvediyorlar. Aman sakın bak rica ediyorum istirham ediyorum genç kızlar sakın sigara kullanmasınlar sakın. Genç kız demek sanat eseri demektir, muhteşem bir varlık demektir. Bir genç kızın sigara içmesi o sanat eserini mahvetmesi demektir. Sakın sakın sakın.

 

Gençler Kuran’da İttifak Ederlerse, Sevgileri Karşılıklı Olur. Aynı İnanca Bağlı Olanların Anlaşmaması Mümkün Olmaz

Kuran’da ittifak ederseniz sevginiz karşılıklı olur. Çünkü aynı anayasaya bağlı olmuş oluyorsunuz. Aynı kurallara bağlı oluyorsunuz ve anlaşmamanız mümkün olmaz. Ama sen ayrı inançta o ayrı inançta olduğunda o zaman o kendi inancında insanla beraber olmak için dua edecektir. Sen de kendi inancının dışındaki bir insanla olamayacağın için duan olmaz. Dolayısıyla inançta ittifakın çok üstünde durun.

 

(“Eski nesle göre neredeyiz, nereye koşuyoruz?” izleyici sorusu)

Bir kere eski nesle göre yeni nesil daha Avrupai, daha güzeller. Kemik yapıları daha düzgün oluyor, daha görgülü daha kültürlüler. Ben eski nesli biliyorum, yeni nesil daha detayları görebilen bir nesil. Eski nesil o kadar bilgili olmuyordu, imkanları da olmuyordu. Eskiden kızlar daha çok dedikodu yaparlardı böyle mahalle aralarında falan. Şu an genç kızlar pek o kafada o kadar değiller, o anlamda değiller gibi geliyor bana. Ve kaliteli olmayı, bakımı çok iyi biliyorlar, çok okuyup araştırıyorlar. Görgü ve kültürleri daha yüksek, üniversiteli öğrenci sayısı çok fazla. Genç kızlarda eskiden üniversiteli nadir olurdu, ortaokul, lise mezunu olurlardı en fazla, şu an hep üniversite mezunu genç kızlar. Bence çok iyiye gidiyorlar. Kuran Müslümanlığı aralarında yayıldı. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına karşı tavırlılar, her yönden iyi gidiyor bence.

 

(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, doğumunun 100. Yılında Başbuğ Alparslan Türkeş 3. Türk Gençlik Çalıştayı’nda konuştu. Ülkücülere seslenen Bahçeli “Dalınızı kıranın ağacını sökünüz, vatanınıza kem gözle bakanları silindir gibi eziniz. Bunları yaparken hukuktan, meşru çizgiden asla ayrılmayınız. Türk gençliğini sokakta bulmadık sokakta kaybetmeyeceğiz. Akıl, sabır, iman, ahlak, olgunluk hepinizin ülkücü gençliğin ortak hasletidir” dedi.)

Çok güzel konuşmuş çok bayağı derli-toplu güzel. Ülkücü gençliğin teşvik edilmesi sayılarının artması Türkiye’nin hayati konularından birisidir. Ne kadar çok ülkücü genç sayısı artarsa o kadar iyi. Çünkü devlet kadrolarında da çok güzel görevler alıyorlar. Ve her iktidar döneminde çok faydalı oluyorlar. Mesela CHP de gelse ülkücüler yine iktidarda oluyor. Herhangi bir sağ parti de gelse yine ülkücüler hep iktidarda olmuştur. Mesela Ecevit döneminde de hep her yerde iktidardaydılar, hep görevdeydiler yani iktidar derken devlet içindeydiler her zaman. Ülkücüler güvenilir gençlerdir, güvenilir insanlardır. İlkel kavgalara girmezler. Vatan, millet, bayrak, devlet başka bir düşünceleri olmaz Allah, Kitap. Başka bir yola girmezler.

 

(“Türkiye’de insanlar negatif bir enerji veriyorlar bunu anlamış değilim” izleyici yorumu)

Hollanda’da tabii insanlar daha insancıl oluyorlar, daha rahatlar, daha özgürler, daha medeni bir ortam oluyor. Tabii Türkiye’de bazı yerlerde vahşilik, sevgisizlik, saldırganlık, negatiflik yoğun. Bu aslında devlet politikası olarak mücadele edilmesi gereken vahim bir durumdur. Devlet güvenliği, millet güvenliği açısından ciddi bir tehlikedir bu. Bu, Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülmesi gereken bir konudur. Bunu bir dosya olarak hükümete sunalım, Milli Güvenlik Kurulu’na da sunsak güzel olur. Devletin bekası için çok hayati bir konu. Avrupa’daki rahatlık, sevecenlik, dostluk anlayışı, Amerika’daki sevecenlik, dostluk anlayışıyla Türkiye’nin bazı yerlerindeki acımasızlık, egoistlik bencillik ve sevgisizlik anlayışı ve katılık tabii adeta uçurum gibi bu doğru. Ama tabii Anadolu insanı çok iyidir bizde, Karadeniz’de, Tokat Turhal’da, Amasya’da, Yozgat’ta insanlar çok sevgi doludur. Fakat İstanbul’un bazı yerlerinde bir mafya acımasızlığı, mesela Ankara’da da bazı yerlerde böyle katılık, soğukluk, buz gibi sevgisizlik var bu doğru. Bu, deccaldan kalan kötü hatıralar, kötü özellikler. Bunları kazıdık, kazıyoruz, kazımaya da devam edeceğiz. Ve yakın bir zamanda inşaAllah kurtulacağız.

 

(“Gönül almanın en güzel yöntemi nedir?” izleyici sorusu)

Tabii sevgi dolu bir bakış, gerçek sevgi, kalpten o insanı gerçekten sevmek. Kalpten gelen sevgi dolu bakış kadının çok hoşuna gider. Yoksa tiyatro sanatçısı gibi böyle artistik hareketler yaparsan, kadının aklıyla, zekasıyla alay edersen, ettiğini zannedersen daha Türkçesi zavallıca, bu kadını iyice öfkelendirir. Samimiyetsizlik çok kızdırıcı bir şeydir. En başta Allah beğenmez ve kulu da beğenmez samimiyetsizliği. Samimi olmak, samimi bir sevgi meseleleri çözer. Allah’ı çok samimi sevmek ve Allah’ın yarattığı kulunu samimi sevmek. Samimiyette insanlarda tabii bir şüphe olabilir ama ısrarlı samimiyet şüpheyi ortadan kaldırır.

 

Her Yerde Kadınların Üzerindeki Baskıyı Kaldıralım. Kadın Medeniyetin, Hayatın Kaynağıdır

Kadınlar her yönde eziliyorlar. Mesela kızken ezilir, “Niye evlenmiyorsun? Evde kaldın.” Evde kaldın, gece-gündüz evde kaldın. O çocuğa nasıl bir baskı bu? Her ilerleyen yıl evde kalma iddiası daha güçlenir. Mesela 26 yaşına geliyor “mahvoldun sen” diyorlar, 27 “artık bitti” diyor “öldün sen” diyor. Çok korkunç bir şey bir genç kıza böyle baskı yapılması. Evleniyor baskı on misli artıyor iki taraftan. Karşı tarafın anası, bu tarafın anası, onun babası, onun babası, onun ağabeyi, onun ağabeyi işin yoksa uğraş. Çocuk artık muztar oluyor boşanıyor bela o zaman başlıyor. Dul kadının suç işleyebileceğini, daha potansiyel suçlu haline geldiğini iddia etmek ahlaksızlık, namussuzluk ve şerefsizliktir başka bir şey değil zulümdür yani. Nereye baksak kadına zulme kapıyı açmışlar. Her yerde kadınlara destek olalım. Bu yıllar artık kadınların kurtuluş yılı olsun. Bütün gücümüzle kadınları her yerde destekleyelim. Dünyanın en güzel süsleri, dünyayı en güzel hale getiren varlıklar, Allah’ın muhteşem tecellileri. Kadınlar olmasa dünyayı düşünemiyorum ben. Yani şehirler olmaz, aile olmaz hiçbir şey olmaz medeniyet kalkar ortadan. Kadın medeniyetin sebebidir, şehirlerin sebebidir, ailenin sebebidir yani hayatın kaynağı kadınlar. Allah onları kadınları vesile ediyor, çok önemli varlıklardır, mübarek bir taifedir. “Taife-i mübarek” diyor Bediüzzaman tabii, “mübarek taife” diyor. Dolayısıyla bu mübarek taifeyi herkes, her yerde, her zaman kollamalı.

Mesela evlendirdin mi kaynanasının ezmesi gerektiğine inanmışlar çok cahil bir kafa. Annesi de ayrı eziyor, işte “bugün sana dolma yapmaya geleceğim” diyor. Seninle mi uğraşacak çocuk? Felç ediyor dır dır dır konuşuyor. Böyle mahalle aralarında cahil kadınlar var ya. O gidiyor bu sefer kaynanası geliyor “seninle börek yapacağız” diyor, çocuğu akşama kadar felç ediyor. Hem gevezelik, mesela azarlıyor tersliyor bilmem ne baş belası, çocuğa bulaşık yıkatıyor. İşte “kayınbaban gelecek biraz sonra” diyor ona çay hazırlattırıyor. Onun gevezeliğini iki saat dinlettiriyor. Bunu herkesle her zaman olan bir vaka olarak anlatmıyorum bazı vakalar için anlatıyorum. Çocuklara hayatı zehir ediyorlar. İşte kayınçosu geliyor yok bilmem nesi geliyor, kardeşim bu nedir? Çocuk hangi birinizle uğraşsın? Hamile kalıyor çocuk zaten o ayrı bir zorluk onun için. “Hadi evi temizle, çamaşır yıka” hatta “gel bana da yardım et eve” diyor. Mesela annesi çağırıyor “gel bana da ayrıca yardım et” diyor. Hem kendi eviyle uğraşacak. Bu sefer de kaynanası çağırıyor “gel benim de eve yardım et” diyor. Yani haşa hayvan gibi görüyorlar. Tepe tepe kullanılması gereken bir hayvan gibi görüyorlar. Bu çok korkunç ve çok büyük bir ahlaksızlık, vicdansızlıktır bu, ciddi bir zulümdür. O çocukların çektiği acıyı bir Allah biliyor bir de o bilir.

 

Sevginin, Yiğitliğin, Sabrın, Yüksek Ahlakın ve Aşkın Öğrenildiği Yer Dünyadır. Bu Açıdan Dünya Çok Hayati ve Önemlidir

Allah sevdikleriyle yarattı bütün kainatı her şeyi. Dolayısıyla Allah’ın yalnız kalması O’nun ilahlık vasfına uygun değil. Mesela şefkatli olması ilahlık vasfına uygundur, akıllı olması sonsuz akıllı olması uygundur, her şeyi güzel yaratması uygundur, cenneti yaratması uygundur, adaleti sağlaması uygundur, yalnız kalmaması da uygundur. Çeşitli varlıklar yaratmış bunlardan biri melekler. Çok fazladır melek yani katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyon gibi çok fazladır yani öyle az değil bütün uzay her yer meleklerle doludur. Kimi secde eder, kimi rüku eder, kimi Allah’ı tesbih eder, kimi kıyamdadır kimi işte her yerdedir. Yani sürekli Allah’ı sevgiyle vaktini en güzel şekilde değerlendirir. Ama Allah onları yeterli görmemiş insanı yaratmış. Melekler de ona şaşırıyorlar “Ya Rabbi” diyorlar “kan akıtacak, zulüm yapacak insanları niye yaratıyorsun? Biz sürekli Sana secde ediyoruz, rüku ediyoruz, kıyam ediyoruz, Seni çok seviyoruz, Seni sena ediyoruz.” Allah diyor bak “siz bilmesiniz Ben bilirim” diyor. Orada bir incelik var. İnsanın Allah’ı sevmesi Allah Katında daha kıymetlidir çok çok daha kıymetlidir kıyas edilecek gibi değildir. Melek mecbur çünkü sevmeye yani ikinci bir durum yok. Ama kul tefrik ederek, küfürle İslam arasında tefrik ederek ayrım yaparak seviyor, bu çok önemli. Allah’ın en önem verdiği insandır ve hayret edecek şey Allah’ın en önem verdiği de dünya hayatıdır aslında, dünya hayatı. Şu kısa dünya hayatı var ya en önemli gördüğü Allah’ın odur. Cennetteki hayatımız bizim Allah için ikincidir, birinci olan budur. Çünkü sevginin, yiğitliğin, sabrın, yüksek ahlakın, aşkın öğrenildiği ve uygulandığı yer burasıdır. Burada öğrendikten sonra sonsuza kadar onu uyguluyor. 

Mesela çarşıya gittim güzel parçalar aldım, niye? Beğensinler diye sevdiklerim. Oradan sevdiklerimin evine gittim yemek vardı, onların hoşuna gitsin diye gittim, yemek yedik sohbet ettik ama onların mutlu olmasını sağlıyorum. Buraya geliyoruz burada da mesela sizin yanınızdayım. Sürekli Allah’la beraber, Allah’ın en beğendiği şeyler bunlardır işte. Bu cennette yoktur, cennette sabır yok, emek vermek yok mesela adamın dizi ağrır, sırtı ağrır falan cennette öyle bir şey yok. Burada ona sabır vardır. Ve burada bak “Kulum Beni görmeden Bana iman ediyor” diyor Allah’ın en beğendiği budur işte. Çok beğeniyor Allah bunu. O yüksek vicdanı çok beğeniyor. Gerçek aşkı ister Allah. Zaten Allah’ı görüyor tecelli ediyor, adamın başka bir yolu yok tek şey O, sever o Allah’ı yani. Ama böyle bu şekilde sevilmek ve küfrü gösterdiği halde, deccaliyeti gösterdiği halde, münafıkları gösterdiği halde onlarla mücadele edip onların arasından Allah’ı sevmek Allah’ın en beğendiğidir. İşte Allah’ın ilahlık vasıflarından biri de budur. Mesela biz Darwinizm’le mücadele ediyoruz, Allah bunu çok beğenir. Darwinizm’i Kendi yaratıyor ama Darwinizm’e cevap vermemiz için de mesela bize 700 milyonun üstünde fosil yaratmış ki rahat cevap verelim diye. Ama buna rağmen karşıt adamlar da yaratıyor Allah. Bilim adamları gibi görünen adamlar çıkıyor ve onlarla ben bilimsel bir mücadele yapıyorum.

 

Bir İnsanın Hayatının En Güzel Dönemi Allah’ı Tanıdığı, Anladığı Dönemdir

En değerli kısmı en akıllı olduğu dönem, Allah’a en yakın olduğu, Allah’ı en iyi anladığı dönemdir. Ondan gerisi süründüğü dönemdir. Allah’tan uzak, Allah’ı fark etmediği dönem süründüğü dönemdir. Allah’ı en iyi anladığı dönem de en güzel yaşadığı dönemdir. Bu doğru, net doğru yaşayan da bilir zaten.

 

Kendini Allah’a Raptetmeyen İnsanın Ruh Hali Çok Dengesiz Olur. Biri Hediye Getirir Sevinir. 2 Dakika Sonra Birinin Sözüyle Üzüntüye Düşer

Allah’a kendini bağlamadığı için sabit bir kişiliği olmuyor duruma göre değişiyor. Mesela bir hediye getiriyorlar seviniyor, biraz sonra birisi bir şey söylüyor ona üzülüyor serseri mayın gibi her şeye açık, olmaz. Kendini Allah’a raptetmesi lazım müthiş bir perçin gibi Allah’a kendini raptetmesi lazım. Çok güçlü bir bağla “Hablullahu-l Metin-Allah’ın kopmaz koparılmaz ipi” diyor ya, Allah’ın kopmaz koparılmaz ipine yapışmalı, o doğru yoldan gözünü hiç ayırmaması lazım. En ufak bir sapmada felaket kapıda olur. Aman aman sakın sakın.

 

(“Kıyametin geldiğini nasıl anlarız?” izleyici sorusu)

Son ansa zaten facia çarpma olduğu için çok şiddetli depremler olacak, 9-10-15 şiddetinde depremler olacağı için zaten anlaşılmayacak gibi olmaz. Çünkü adamların ev 5 metre ileri gidecek, 5 metre bu tarafa gelecek. Artık fokur fokur kaynıyor magmalar fışkırıyor, bunun ikinci bir açıklaması olmaz. Gökten melekler inmeye başlıyorlar, gök açılıyor, gökteki atmosfer tabakası yırtılıyor akın akın melekler gelmeye başlıyor, dolayısıyla her yerden anlaşılır. Çünkü çok şiddetli bir gürültü olacak zaten çarpmada, bir de dünyanın miğferi yani dönüş şekli tersine yani her şey tersine dönüyor. Denizler fokur fokur kaynamaya başlıyor magma her yerden çıkıyor. “O gün insan kaçış nereye der” diyor, kurtulmaya çalışıyorlar ama öyle kurtulunacak kaçılacak hiçbir yer yok. Her yer felaket olacak bir süre sonra tabii dünya tamamen dağılıyor. Ama ilk aşaması açısından zaten şu an kıyamet alametleri başladı gökte ve yerde alametler. İlk büyük alamet Hz. Mehdi (as)’ın çıkışıdır, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı birinci büyük alamettir. Ondan sonra Hz. İsa Mesih (as)’ın zuhuru, sonra Yecüc ve Mecüc. Ama Dabbet-ül arz Hz. Mehdi (as)’la beraber çıkıyor. Şu an zaten kıyamet alametlerini yoğun olarak yaşıyoruz, görüyoruz ön alametleri. Ama son alametler orada zaten yapacak bir şey yok. Orada alameti anlayacak durumu da kalmaz zaten aklını kaybediyor. Allah diyor ki ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “Sen onları sarhoş zannedersin halbuki onlar sarhoş değillerdir” zırvalıyor böyle, ne konuştuğu belli değil. Cümle kurmaya çalışıyor ama cümle kuramıyor. Yani facia bir durum olacak.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266155/sayin-adnan-oktarin-26-kasimhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266155/sayin-adnan-oktarin-26-kasimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171126t_12.jpgWed, 20 Dec 2017 05:52:00 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 25 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 25 Kasım 2017

 

(“Ruhun bedene ihtiyacı yoksa bedenin yaratılış amacı nedir?” izleyici sorusu)

Beden bir şekil. Ruhun bir şekli olması gerekiyor. Ruh şekil aldığında ona beden deniyor. Yani iki gözü var gibi görünür işte burnu vardır, ağzı vardır, ağzıyla konuşur. Ama istese Allah tabii şeffaf bir görüntüde de yaratır cam gibi olur ama hem görür hem konuşur. Ama bu aklın ihtiyarını alacağı için yani imtihana bu müsait olmadığı için Allah göz diye bir şey yaratıyor alakası olmayan. Gözle görülmez, gözün görme gücü yok çok sıradan bir cisimdir göz. Burun da koku almaz öyle bir şey yok, burun vesile olur. Ağız da tat almaz, ağız vesile olur. Parmak dokunmaz, dokunma hissini ruh alır parmak vesile olur. Dolayısıyla bir görüntüye ihtiyaç olduğu için ruhun görüntüsüne beden diyoruz.

 

Allah’ın Her Yeri Sarıp Kuşattığının Farkına Varan İnsanın Ruh Haline Tevazu Denir. Büyük Olan Sadece Allah’tır

İnsan zaten mütevazi olmaya mecbur, görüntüden ibaret yani gölge bir varlık. Her şey kaderinde belli, kısa bir süre içinde yaşlanıp ölüyor acz içinde, her hareketini Allah kontrol ediyor. Alabildiğine aczle sarılmış bin bir türlü hastalıklarla, zayıflıklarla sarılmış bir varlık, her hareketini de Allah yaratır. Bunu fark ettiğinde ona tevazu deniyor, bunu anlamaya tevazu denir. Yoksa, “Ben zaten büyüğüm ama” işte “irademi kullanıp kendimi biraz daha yere yaklaştırayım” gibi değil. Mümin zaten büyüklük diye bir olayı hiç kabul etmez ve yaşamaz. Büyük olan Allah’tır. Öyle bir şeyi Müslüman düşünmez.

 

(Doğu Beyazıt İlçesi’ne bağlı Uzunyazı Köyü’nde imam olan 30 yaşındaki Ramazan Bozdağ önceki gece yol kenarında PKK’lı teröristler tarafından kafasından silahla vurularak şehit edildi.)

Allah gani gani rahmet etsin. Ne yapmıştır? İhbar etmiştir, ihbar sonucu. Mesela devlete yönelik bir şey yapıyor adam, farz edelim teröristlere silah sağlıyor. Gidip onu mümin ihbar ediyor, gidip o mümini vurursa o zalimler o mümin şehit olur. Mesela “PKK’lı şuraya doğru gidiyor” diyor. PKK’lı bunu duyuyor gidip adamı vuruyorlar. Ama münafığa göre bu enayiliktir kendi kafasına göre halbuki kendisi enayidir. Ve onu şehit olarak kabul etmez “sana ne PKK’dan?” der “sana ne adamın silah satmasından, PKK’nın silah satmasından, sana ne o satılan silahlarla polisin vurulmasından, sen niye gidip ihbar ediyorsun neyine gerek? Adam da seni böyle vurur işte, boşu boşuna ölür gidersin şehit de olmazsın.” İşte münafığın mantığı budur. Halbuki bir caniyi mesela farz edelim silah satıyor o silahla da asker polis vuruluyor polis vuruluyor, teröristlere silah satıyor. Onu ihbar ettiği için bir mümini gider bir çakal şehit ederse o mümin şehittir net şehittir. Ama münafığa göre, enayi olan münafığa göre o boşu boşuna bir ölümdür, pisipisine bir ölümdür. Münafığın aklı hiç önemli değildir. Çünkü o Kuran gözüyle bakmaz şeytani gözle bakar.

 

(“Siyasete karışmam dediğiniz halde neden siyasi yorumlar yapıyorsunuz?” izleyici sorusu)

Siyasete karışmam dememin anlamı şu; politika yani meclise girip milletvekili olmam, cumhurbaşkanı olmaya çalışmam, başbakan olmaya çalışmam, bakan olmaya çalışmam, yönetici olmaya çalışmam. Siyasetle uğraşmamak öbür anlamda haramdır zaten bir ahlak bozukluğudur. “Bana ne, ne yapıyorsa yapsınlar.” Allah ahirette sorar olur mu o? Tabii ki fikir vereceksin, görüş beyan edeceksin, o anlamda değil. Siyasetçi yani politikacı olmak mesela AK Parti’den milletvekili olmak veyahut işte ilçe başkanı olmak, belediye başkanı olmak yahut Cumhuriyet Halk Parti’den milletvekili veya belediye başkanı olmak o tarz, buna girmem. Ama fikir beyan etmemek haram olur. Çünkü bir yerde bir yanlışlık varsa sen susuyorsun haram bu. Emri bil maruf nehyi anil münker bitmiş oluyor, olmaz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Mısır’daki patlamayla ilgili şu açıklamaları yaptı Adnan Bey: “Bir terör örgütü eliyle ve bu örgüt bahane edilerek yerle yeksan edilen medeniyetimizin kadim şehirlerindeki yıkımları durdurmak, oluk oluk akan Müslüman kanını engellemek için elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur. Ha ülkemizin ortasına bir atom bombası atmışsınız ha milletimizin birliğine beraberliğine yönelik bir fitneyi ateşlemişsiniz bizim gözümüzde ikisi arasında fark yoktur. Bu vatan toprakları üzerinde kimse operasyon düşünmesin, aklından böyle bir şey geçirmesin. İşte o zaman Tendürek’te F-16 oluruz, Cudi’de F-16 oluruz, Bestler Deresi’nde F-16 olur bombalarla onların üzerine yağarız.”)

Tayyip Hocam ağzın, sözün, ruhun iyi güzel de İttihad-ı İslam’ı söyle İttihad-ı İslam’ı sürekli onu söyle Tayyip Hocam. Çözüm orada, yoksa bizim F-16’mızla falan biz bu deccaliyeti durduramayız, bu dünya çapında bir deccaliyet. Mısır’da biz F16’yla ne yapabiliriz? Pakistan’da ne yapabiliriz öbür Libya’da şurada burada ne yapabiliriz? İttihad-ı İslam’ı zorlasın Tayyip Hocam. Yapmasalar bile zorlasın söylesin sürekli ısrarla hatırlatsın. Utanacaklar bak sonunda kabul ederler. Hep İttihad-ı İslam’ı teşvik etsin ısrarla. Mesela güzel gidiyor öbür konuşmaları çok güzeldi üç-dört günden beri. Tamam da bizim F-16’mız hangi bir yere yetsin? Bir avuç uçağımız var bizim. Koskoca dünyanın neresine gideceğiz biz? Libya’ya nasıl gidelim biz, Mısır’a nasıl gidelim? Suriye’nin, Irak’ın içlerine de giremeyiz sınırlarımıza ancak müdahale edebiliyoruz. İttihad-ı İslam’ı Tayyip Hocam sürekli istesin, kabul etmeseler de istesin, o duadır duasını Allah kabul eder.

 

Eleştiri En Kaliteli Aynadır. İnsanın Göremediğini Gösteren Röntgen Aleti Gibidir. Eleştiriden Rahatsız Olmak Sağlıklı Değildir

Eleştiri en kaliteli aynadır. Ne güzel hazır insanın göremediğini gösteren röntgen aleti gibi bedavadan hazırdan sana faydalı bilgi aktaran bir sistem. Niye o sistemi kaçırıyorsun? Eleştiriden rahatsız olmak bir hastalıktır, bir anormalliktir. Ruh sahibi eleştiriyi sever. Yalnız eleştiri yaparken bilmiş yapmamak lazım böyle adamlık diniyle üst perdeden mahcup etmek kastıyla, küçük düşürme kastıyla gibi görünecek şekilde yahut kendini büyütecek şekilde gibi, bu şekilde olmasından kaçınmak lazım. Şeytani bir unsur girmemesi gerekiyor eleştiriye, candan ve samimi olursa çok çok makbul bayağı güzel olur. Ama genellikle biraz bilmiş üst perdeden eleştiriler oluyor insanlar arasında, bundan şiddetle kaçınmak lazım.

 

Hayvanların Yavrularını Koruma Konusundaki Ustalık ve Yetenekleri Hayranlık Verici. İnsanların Çoğunda Böyle Bir Titizlik Olmuyor

Mesela kaz hayvana bakıyoruz. Yani şuuru tam anlamıyla kapalı. Ama yavruları koruma konusunda çok abartılı usta. Mesela tavuk, bakıyoruz hayvanın şuuru tamamen kapalı ama yavrularını koruma konusunda muazzam yetenekli. İnsanda yoktur bu dikkat ederseniz, mesela bir yavrusu eksik olduğunda bile hemen şamata yapıyor bağırıyor falan. Hemen katılmasını sağlıyor, beslenmelerine falan her şeylerine çok titiz. Bu tabii arıdaki gibi bir mucize, elle tutulur bir mucize. Bu nedir; sırf buna bakarak bile Allah’ı anlamak mümkün. Dikkatlice gözlemlemek lazım. Aslında bir tavuğu yavrularıyla beraber çok dikkatli gözlemlemek lazım. Gözlemleyemiyorsa kitaptan okumak lazım o zaman fevkaladeliği daha iyi anlayabiliriz. 

 

İnsanın Ruhu Allah Sevgisine Aç Yaratılmıştır. Allah’ın Ruhunu Taşıyan Her Beyin Bizim Anlattığımız Bilgiyi Mutlaka Alır

Allah anıldığı için Allah’ı daha çok seversin, Allah’tan korkun daha çok artabilir ama en önemlisi Allah’ı seversin. Allah’ın yarattıklarını da daha çok seversin, imanın güçlenir daha güçlü olur imanın. Beni dinleyen bir insan beyniyle direnemez. Yani hiçbir kimse beyniyle bana direnemez. Ama nefsiyle direnebilir ben nefsiyle muhatap olmadığım için beynini mutlaka ele geçiririm. İkinci bir ihtimal olmaz. Yüzde 100’dür 99 ihtimal değil. İtirazın falan hiçbir önemi yoktur. Çünkü insanın ruhu imana, Allah sevgisine aç ayartılmıştır onu nerede görürse onu hemen mas eder hemen alır yani insan ona direnemez, hiçbir insan direnemez. Nerede sevgi varsa, güzellik varsa, iyilik hayır varsa, bereket varsa ruh onu mas eder. Dolayısıyla her makul beyin, canlı olan beyin, ölü olmayan beyin, Allah’ın ruhunu taşıyan her beyin bizim aktardığımız bilgiyi mutlaka alıyor ve alır. Dolayısıyla da hayra vesile oluyoruz, inşaAllah. Kalplerde inşirah, ferahlık, derin iman, Allah’ı samimi sevme, candan sevme duygusu oluşur. En gelenekçisi şunu bunu bile bizi seyrederek imanlarını güçlendiriyorlar. Nurcu’su da, Süleymancı’sı da, Nakşibendi’si de, Kadiri’si de kim olursa olsun bizleri izledikten sonra ister istemez kalplerinde çok güçlü bir iman ve kararlılık ve şevk ve heyecan hissediyorlar. Ve bu zincirleme yayılıyor.

 

Peygamberimiz’in Hanımları Birbirinden Güzeldi. Hepsi Çok Cazibeli, Alımlı, İffetli, Asil ve Güzeldi MaşaAllah

Peygamberimiz (sav) sanattan, estetikten, güzellikten çok anlayan bir insandı, kavmin en güzel kadınlarıyla evlendi en en güzel. Çok çok güzel kadınlardı, çok güzel kadınları çok seviyordu Peygamberimiz (sav). Zaten hadiste de belirtiyor “güzel kadın benim için dünyadaki en büyük nimet” diyor açıkça söylüyor. “Üç şey seviyorum” diyor “güzel koku, gözümün nuru namaz ve cismani olarak da güzel kadın, hasene kadın” diyor. Hasene, hasen demek güzel temiz anlamına geliyor, has, hasene. Resulullah (sav)’ın bütün hanımları birbirinden güzeldi. Münafıklar çok haset ediyorlardı. Ahlaksızlık yapmamaları için Cenab-ı Allah perdeyle ayırdı ki o güzelliklerini görüp onlara karşı ahlaksız bir eylemde bulunmasınlar. Yani onları kandırmaya çalışmasınlar. Kötü söz söylemesinler diye Allah öyle tedbir aldırdı. Ve “kısa özlü ve ciddi konuşacaksınız” dedi. Gelenler lafı uzatamıyorlardı. Peygamber (sav) hanımı “ne istiyorsunuz?” diyordu. “Şu şu şu” “tamam teşekkür ederim” bu kadar.

 

(“Çarpık düşüncenin kaynağı nedir?” izleyici sorusu)

İnsan Kuran ile düşünmediğinde yol istemese de eğrilir. Yani beyin kontrolü kalmaz. Kuran, Tevrat veyahut İncil ile hareket edilmesi gerekiyor. Mesela Museviler o yüzden Tevrat’ta sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve dünyada en çok Nobel ödülü alanlar Musevilerdir. Gece gündüz Tevrat okurlar. Gece gündüz. Sürekli Tevrat’ın sırlarını çözmeye çalışırlar. Sürekli Tevrat’ı hayata geçirmeye çalışırlar.  Zeka oranı en yüksek onlarda oluyor Allah’ın hikmeti. Çok akıllıdır Museviler. Hep buluşları onlar yaparlar dünyadaki ünlü. Kilit noktalarda hep onlar vardır. Ama işte bu Tevrat’ın bereketi ile oluyor. Tevrat’ı gece gündüz okumaları. Ve hayata geçirmek için çok titiz davranıyorlar. Allah Kuran’da Tevrat için “nurdur ve hidayet kaynağıdır” diyor. İşte Müslümanlar da Tevrat’tan istifade etmesi lazım. İncil’den istifade etmesi lazım. Mesela “İncil sahipleri de İncil ile hükmetsinler” diyor Allah ayette. İncil için de Allah “bir nurdur ve hidayet kaynağıdır” diyor. İncil’in bereketinden, Tevrat’tın bereketin uzak kalmak uğursuzluk getirir. Çok yanlış. Müslüman mutlaka Tevrat ve İncil okuyacak Kuran’ı hakem ederek. Kuran’ı hakem ederek okuyacak.

 

Dinin Konuşulduğu Ortamda Kadınlar Olmaz Demek Çok Yanlış. Din Kadını Dışlamaz. Kadın, Dinle Zıt Bir Varlık Değildir

Kadın mübarek varlıktır, güzel bir varlıktır dinin olduğu her yerde kadın vardır, din kadını dışlamaz, kadın dinle zıt bir varlık değildir, dinle iç içe olan bir varlıktır. Kadınlar daima Müslümanlarla birlikteydi Peygamberimiz (sav) zamanında da Hac’da da bu güzellik halen devam eder onu değiştirememişler. “Hac’da kadınların ne işi var?” diyeceklerdi ama diyemiyorlar artık oturmuş bir gelenek olduğu için kadınlarla iç içeler. Hac’da kadınlar olduğuna göre burada da kadınlar olacaktır. Hac en önemli ibadetlerden biri eğer burada da ibadet yapıldığını inanıyorsan ki dini program diyorsun. Hac bir dini programdır. Hac’da kadınlar var mı? Var. Hac dini bir program mı? Program. Kadınlar var mı? Var. Makul görüyor musun? Makul görüyorsun. Bu da dini bir program burada da kadınlar var, o zaman bu da doğru. Dolayısıyla size yanlış öğrettiler yani kadınlarla din beraber olmaz, din olan yerde kadın olmaz, kadın olan yerde din olmaz mantığını geliştirdiler ve kadınlarla dinin arasına muazzam bir mesafe koymaya kalktılar. Kadın dine zararlı bir varlıktır, dinle zıt bir varlıktır, dinin olduğu yerde kadın dini bozar, dine zarar verir ama erkek olursa dine zarar vermez gibi bir inanç. Ama pratikte onu da kabul etmiyorlar. Çünkü erkek olduğunda eğer gençse bu sefer diyor ki; “Kadından on dokuz misli daha fazla etkiler” diyor. On dokuz misli “onu da çıkaramazsın” diyor. Peki olgun, yakışıklı delikanlı çıkarabiliyor muyuz? “O da kadınları tahrik ediyor” diyor  “kaslı yapılı o da olmaz” diyor Peki ben konuşabilir miyim? “Yok senden de karım tahrik oluyor” diyor kardeşim bırak artık bu kadar cinselliğe kafayı takmışsın.

 

(“Cahiliye toplumunu nasıl tanımlayabiliriz?” izleyici sorusu)

Cahiliye toplumu Kuran dışı toplum demektir. Kuran’a zıt, akla zıt toplum anlamına geliyor. Sevgiye, merhamete, şefkate zıt toplum. Sevgisiz toplum anlamına gelir. Merhametsiz, birbiri ile uğraşan, gafil toplum anlamına geliyor. Derinliği olmayan insanların güzelliğini, hayatın güzelliğini önemsemeyen, hayatı çirkinleştiren, her şeyin kötü yönünü destekleyen karanlık düşünceye cahiliye toplumu diyoruz. Cahiliye toplumu Peygamberimiz (sav) zamanında  çok yetkindi yani yaygındı çok güçlüydü. Ama Peygamberimiz (sav)’in, sahabelerinin aslan gibi cesaretiyle, kararlılığıyla o bela def-ü ref oldu elhamdülillah. O zamanlar Peygamberler geçmişte de hep bu dertlerle, bu olaylarla karşılaştılar manevi makam ancak böyle yükseliyordu. Başka türlü manevi makam yükselmez. Peygamberimiz (sav) zamanında sahabeler bütün güçleri ile desteklediler. Yaşı küçük olanlar da destekliyorlardı dünya tatlısı onlar. Mesela Hz. Ali (kv) on yaşındaydı. Bütün gücü ile destekliyordu. Birçoğu da öksüz, yetim de vardı. Onlar da destekliyorlar, onlar da mallarını mülklerini küçükken Allah için verdiler ve onların malı mülkü kullanıldı. Ama tabii ilerde daha akıl baliğ olduğunda onlar malını isteyebilir. Geri isteyebilir isterse isteyebilir. Müminse ona geri iade edilir. Mesela Hz. Ali (kv) bütün malını mülkünü verdi küçükken de verdi büyükken de verdi. Aynı ama münafık adam sonra diyor ki; “Ben malımı istiyorum Peygamberle mücadele edeceğim” diyor “o parayı verin ki, o imkanı verin ki mücadele edeceğim” diyor. Öyle şey olmaz, çünkü Müslümanların ve dinin aleyhine faaliyet yapacak, olmaz.

 

Münafıklar Peygamberimiz’in Sahabenin Beynini Yıkadığını İddia Ediyordu. Halbuki Hidayeti Veren Allah’tır

Münafıklar Peygamberimiz (sav)’i Müslümanların beynini yıkadığını söylüyordu yani rahatça onları ikna ettiğini. Halbuki iman Allah'tandır. Peygamber (sav)’i Allah vesile ediyor imanı veren Allah. Onlar cennetten getiriliyor kaderlerinde iman olduğu için iman ediyorlar. Ama münafık orada fikrinin değiştiğini zannediyor. O anda etkilendiğini zannediyor. Onun cennetten geldiğinin farkında değil müminin. Cennet için yaratıldığının da farkında değil. Özel imanla yaratıldığını bilmiyor. Bir an birisi konuşur o da öylesine kabul etti gibi düşünüyorlar. Öyle değildir. Peygamberimiz (sav)’e yaklaşan her sahabe kaderde iman etmiş, cennetten gelen insanlardı. Hz. Ali (kv), Ebubekir (ra), Osman (ra), Ömer (ra) hepsi cennetten gelen insanlardı. O yüzden kaderlerinde iman olduğu için iman ettiler. Yoksa bir anlatımdan kaynaklansa orada başka insanlar da vardı. Mesela onların kaderinde ne var? İnkar var. Peygamberimiz (sav)’in dediğini duymadı mı? Duydu Ebu Cehil. Kanaati gelmedi mi? Geldi. Beyni inandı. Ama beyninin inanması nasıldı? Bilgisayar inanması gibi mekanik bir inanma. Kalben inanabiliyor mu? İnanmıyor. Çünkü ölü. Ne oluyor? Cehenneme.

 

Her Şeyi Yapan Allah’tır. Bu Gerçeği Unutan Kişiler Ters Gibi Giden Olaylar Olduğunda Kendi Başarısızlığı Zannedip Ümitsizliğe Kapılıyorlar

Bazı insanlar Allah'ın gücünü unutuyor her şeyi kendi yaptığını zannediyor. Bu çok acı bir olay. Her şeyi ama kendi yaptığını zannediyor. İşler olumlu gidince kendinin güzel yaptığını zannediyor. Bir şey ters gidince kendinin bir şeyi beceremediğini düşünüyor. Üzülüp kızıyor kendine. Halbuki her şeyi yapan Allah'tır. Ters gibi giden olaylar da doğru olan olaydır onda hayır vardır. Onu fark edemiyordur o. Allah her şeyi hayırla yaratır. İmtihan oluyorsun tabii ki ters gibi görünen, aksi gibi görünen olaylar olacak. Başka türlü nasıl imtihan olacaksın? Dolayısıyla iman zafiyeti bir beladır. Allah'ı unutmak bir beladır. Allah’ı unutmamak en önemli konudur. Allah'ı sürekli sevmek ve unutmamak dünyadaki en önemli konudur. Bunun üstüne başka konu yoktur. Bütün felaketler buradan kaynaklanır, acılar Allah’ı unutmaktan kaynaklanır. Şirk yani Allah’ı unuttun mu şirk devreye girer. Israrla ve kararlılıkla saniye sektirmeden Allah'ı unutmayacaksın. Allah’ı hiçbir şekilde bırakmayacaksın. Allah'ın zoruna gider bırakılmak. On saniye bile bırakmak olmaz Allah'ı. Daima kalp Allah'la beraber olacak. Beraber olduğunda bereket, bolluk, güzellik. Hiçbir şey olmaz.

 

(“Türkiye'nin gelişmesinin önündeki en büyük engeller nelerdir?” izleyici sorusu)

En büyük engel Abdülhamit döneminden beri İngiliz derin devletidir. Çünkü Türk milletinin Orta Asya'ya sürülüp orada imha edilmesi inancı var onlarda. Bu bir manyak idealdir. “Ya Anadolu'da imha edelim” diyorlar “ya Anadolu'nun ortasına çekelim orada imha edelim. Veyahut Orta Asya'ya çekip orada imha edelim. Ama Türk milleti mutlaka yok edilmesi gerekir” diyor. Bu sapkın inançta. İngiliz derin devletinin biliyorsunuz ikinci cildi çıktı bu konunun detaylarını anlatan ikinci cilt kitabımız çıktı. Burada da açıkça görüleceği üzere Türk milletinden nefret İngiliz derin devletinin ana inançlarından birisidir. Dolayısıyla İngiliz derin devleti devam ettiği müddetçe fitne de devam edecektir. İngiliz derin devletini dağıtacağız. Mehdiyet vesilesiyle dağıtacağız. İsa Mesih'in bereketi ile dağıtacağız. Deccal yerle bir olacak bunu göreceksiniz. Sonra görün bereketi, görün zenginliği, görün güzelliği.

 

Hadis Açıklamaları

Münafıkların Mehdi (as)’ye karşı ahir zamanda muazzam ataklar yapacağını Peygamberimiz (sav) altı ayrı hadisle belirtmiş. Altı ayrı hadis. Birçok münafık güruhat çıkacak Mehdi (as)’e karşı atak yapacaklar. Hatta Peygamberimiz (sav) onlar için “otuzun üzerinde deccal zuhur eder” diyor “içlerinde kadınların da bulunduğu ayrı ayrı” yalnız bunu tabii münafıkların başları olarak söylüyor. Ta Peygamberimiz (sav) zamanında Mehdi (as)’a düşman oldu münafıklar. Ta o zamanlar. Ehlibeyti şehit etmelerinin kökeninde Mehdi (as)’ı durdurma düşüncesi vardı. Durduramadılar. Yine o nesilden Mehdi (as) devam etti. Mehdi (as) soyunu yok etmek için yaptı o deccaliyet o atağını. O zamanlar deccaliyet ataktaydı görev başındaydı. Onların atağı bu yani Roma derin devleti. Onlar kışkırttılar ve Peygamber neslini güya daha önce İsa (as) döneminde olduğu gibi, Musa (as) döneminde olduğu gibi öyle kitle katliamı ile yok edeceklerini zannettiler. Ama Mehdi (as) kolu devam etti durduramadılar elhamdülillah. “Otuz yalancı deccal çıkmadan kıyamet kopmaz, onların dört tanesi kadındır” diyor Peygamberimiz (sav).

Bak diyor ki Peygamberimiz (sav) “Gitmesi gerekenler gidip de müminler azaldığında ve münafıklar gittiğinde işte orada yani uzak yerde Mehdi (as) zuhur edecektir.” Ne zaman? Münafıklar tamamen temizlendiğinde. Çünkü Allah o şerefi o alçaklara vermiyor. O pislikler gitmeden Mehdi’sini zahir etmiyor. İlla onların gitmesi gerekiyor. (Şeyh Muhammed Bin İbrahim Numani Gaybeti Numani sayfa 250)

“Ey Emir’il Müminin bize Mehdi (as)’dan bahseder misin diye Hz. Ali (kv)’e arz edilince Resulullah’tan naklen diyor ki; “Gitmesi gerekenler gidip de müminler azaldığında ve münafıklar gittiğinde işte orada” uzak yeri göstererek yani batıyı gösteriyor. Bulunduğu yerden batıyı gösteriyor. Herhalde İstanbul'u kastediyor anladığım kadarıyla. İşte orada yani “uzak bir yerde Mehdi (as) zuhur edecektir” diyor. (Şeyh Muhammed İbrahim Numani Gaybeti Numani sayfa 250)

 

(“Her şey kader ise biz niye dua ediyoruz?” izleyici sorusu)

Duanın amacı sadece Allah'ı sevmektir. Her şeyin amacı Allah'ı sevmektir. Namaz, oruç, zekat, hac, sadakalar, cömertlik, sabır bunların hepsinin amacı Allah'ı sevmektir. Ve Allah'ın yarattıklarını sevmektir yani sevgidir. Sevgi amaçlıdır. Sevgiyi öğretmek için yapıyor Allah. Allah'la konuşuyorsun ya dua ediyorsun “Ya Rabbi beni koru, bana iyilik ver, güzellik ver” bu nedir? Bu sevgi. O bağlantıyı sağlamak için. Yoksa senin demenle onun alakası yok. Sana onu dedirttiği an zaten onu yapacak olduğunu da biliyor Cenab-ı Allah. Yani o işin oluşuyla dua aynı anda yaratılır. Dolayısıyla duayla ilk defa haberdar olmaz Allah. Onu yanlış biliyor insanlar. Yani Allah dua ettiğimizde duyar ama olayı haber vermek için biz Allah'a söyleriz zannediyorlar. Yani Allah'ın bilgisi olmaz, farkında olmaz ama biz söyleyince farkına varır ve gereğini yapar öyle değil. Duayı bize sevgiyi oluşturmak için Allah emreder ve bizde onu tecelli ettirir.

 

(“Bütün bu çalışmalar ve gayret sizi yoruyor mu?” izleyici sorusu)

Yok, bu olmadığında insan yorulur. Feci şekilde çöker. Benim gençlik sırrım imanımdır inşaAllah. Allah onu vesile ediyor inşaAllah. İmanı olmayan bir insana Allah nimet vermez. Münafıkları bu delirtiyor tabii. Çünkü altmış üç yaşta saçlar böyle, cilt böyle, böyle bir güç, böyle bir kudret, böyle bir aktivite olacak iş değil. Altmış üç yaşında ben bilirim dede olurdu, bastonla falan yürürlerdi. Damarları çıkar, kemikleri çıkar, sesleri değişir, bütün dişler dökülür. Dişim kendi dişim elhamdülillah.

 

Yalan Söylemek Çok Berbat Bir Şeydir. İnsanın Ruhunu Sıkar, Çok Ciddi Manevi Sıkıntı Oluşturur

Çıkar için yalan söylemek ahlaksızlıktır. Vicdansızlıktır. İnsanı çirkinleştirir. İtici yapar, bereketi gider. İnsanın yüzü kararır, içi kararır. Cehennemin kapısı açılır öyle bir insana. Ruh sahibi bir insan bunu yapmaz. Çünkü içi sıkılır çok berbat bir şeydir yalan söylemek. Doğru konuşmak kalbe ferahlık verir. Yalan da insanı perişan eder. Çok şiddetli azap verir. Ama iyilik, hayır için yalan söylenebilir. Gerekir de, her zaman söylüyorum mesela adam kanser olmuş ileri aşama adamın ölme riski de var ama ucu ucuna kurtulma ihtimali de var. “Beyefendi çok ilerlemiş yapacak bir şey yok. Bir aylık ömrünüz kalmış” diyor. Niye öyle diyorsun? “Hastasınız, tedavisi de mümkün bir tümör cinsi var.” Hatta dersin “zararlı bir tümör değil ama gelişmiş. İlacı var evvelAllah darmadağın edeceğiz. Siz bize güvenin.” Bu kadar basit. Doğrucu olmanın bir alemi yok. Münasebetsizliği bırakın. Veyahut adam efendim, kapıdan içeri giriyor diyor ki “burada şu eşkalde biri var mı?” Elinde bıçakla, “ha içeride oturuyor” diyor. Deli misin be adam? Niye söylüyorsun? “Öyle biri yok buraya gelmedi” de. Çok büyük hata olur, çok büyük günah olur.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266132/sayin-adnan-oktarin-25-kasimhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266132/sayin-adnan-oktarin-25-kasimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171125t_11.jpgWed, 20 Dec 2017 03:32:34 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 24 Kasım 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu’nun yaptığı ‘Buğday’ filminin Külliye’de yapılan gala gösterisine katıldı ve şunları söyledi: “Ehli hünerin kadrini bilmek de büyük bir hünerdir. Elbette zaman zaman haddini bilmeyen, kaliteyi hazmedemeyen nezaket fukarası şahıslar da çıkabiliyor. Bunlara verilecek en güzel cevap sevgiyi korumak, işini en güzel, en kaliteli şekilde yapmaya devam etmektir. Bunun için biz her fırsatta merhametli büyüme diyoruz. Bunun için her platformda adaleti, dayanışmayı, kardeşliği savunuyoruz.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın galada Semih Kaplanoğlu’nun annesinin elini öpmesi de dikkat çekti.)

Tayyip Hocam dünya iyisidir dünya iyisi mübarek bir insan. Desteklemeyenler utansınlar, yani düşmanlıkla desteklemeyenler utansın, çok çok ayıp. Ama konuşmalara dikkat ederseniz bu konuşmada çok önemli vurgular yaptı. Bir evvelki de öyleydi bu da öyle. Bak çok hayati vurgular var. Dünkü konuşmada ne diyor? “İmanlı, tahkiki imanlı güçlü bir nesil yetiştirmemiz gerekir, eğitmemiz gerekir. Çünkü ileride yeni ataklar olabilir bu ataklara karşı durabilecek kabadayı, cesur, yiğit, imanlı gençlere ihtiyacımız var” diyor. “Ama bunu ben yapamam, bunu yapın” diyor. Nasıl yapsın Cumhurbaşkanı? Yapamaz. Sivil toplum kuruluşları yapacak. Vakıflar, dernekler, cemaatler yapacak. Onun için cemaatlere yönelik bir yazı da hazırlamak lazım, bir fikir sunumu, bir strateji sunumu yapılması gerekiyor. Cumhurbaşkanı ancak bu kadar söyleyebilir daha ne yapsın? Bak bugün de konuşmada dikkat ederseniz müthiş bir kalite vurgusu var. İlk defa bak bu kadar detaylı kalite vurgusu. Bu çok kullandığı bir kelime değil Cumhurbaşkanı’nın. Biz kaliteyi sürekli üstünde duruyoruz. Hangi konu üstünde durduysak Cumhurbaşkanı onu bütün gücüyle vurguluyor.

 

Dinle Alay Edilen Ortamlarda Bu Üslubun Çirkin Olduğunu İfade Etmek Gerekir. Allah’a Saygı ve Hürmet Güzeldir

Dinle alay etmek, bazen dindarlar da dinle alay ediyorlar kompleksli oluyorlar. Mesela imam hatip mezunu oluyor yahut ilahiyat mezunu oluyor hoca oluyor falan, dinle alay ediyor. Onunla şirinlik yapacağını zannediyor. Mesela mevlitlerde falan hoca çağırıyorlar, dinle alay ediyor milleti güldürüyor falan. Ama onu makbul bir ikram gibi görüyor. Yani onun mesleğine uygun bir ikram gibi görüyor. Eğlence yerlerinde falan da ben görürdüm eskiden giderdik biz gazinolara falan eğlence yerlerine. Çıkardı sanatçı ipsiz sapsız din aleyhinde konuşurdu böyle, ona hakır hakır gülerdi adamlar, şaşırıyordum ben. Bu yaygın bir gelenek aslında, çok daha eskiye dayanıyor benim gördüğüm. Allah hakkında, din hakkında pervasız konuşmak, münasebetsiz konuşmak o biraz Musevilerde de var. Tevrat’ta da bu görülüyor patavatsız konuşma eğilimi. Çok çirkin, çok çok çirkin. Ahirette dirildiğinde o tavrı hiç kimse gösteremez. Allah’a saygı güzel, sevgi güzel, hürmet güzeldir. Bir ihtimal ruhu yoktur öyle insanların. En iyisi uzak durmak yani yalnızlaştırmak iyi olur. Öyle konuştuğunda hiç çekinmeden hemen yanından ayrılmak lazım hiç gerekçe yapmadan. “Bir dakika geliyorum” dersin çekip-gidersin. En iyisi öyle olur. Yahut dine yönelik çirkin bir üsluptan rahatsız olduğunu, dine yönelik böyle konuşulmadığını söylemek tabii çok mükemmel olur yapabiliyorsa. Ama riskli görüyorsa uzaklaşmak. Ama riskli görmüyorsa açıklamak çok mükemmel olur. Çünkü onları hiç uyaran olmuyor öyle densizlik, münasebetsizlik yaptıklarında teşvik ediyorlar.

 

Cesaret Kazanmada Asıl Olan Yol Allah’a Sığınarak, Her Yerde Allah’ın Tecellisiyle Karşı Karşıya Olduğunu Bilmenin Huzuru İçinde Olmaktır

Cesaret nasıl kazanılır? İki türlü olur bu bir; cahiliye yöntemi vardır, halk genellikle cahiliye yöntemini kullanılır halktan birçok insan. İşte olayın üstüne giderek, mesela karanlıktan korkuyorsa karanlığa girer, yüksekten korkuyorsa yükseğe doğru gider. Veyahut bir insandan çekiniyorsa onun yanına gider zorlar kendini. İkincisi de asıl olan Allah’a sığınarak her şeyde her yerde Allah’ın olduğunu bilip, Allah’ın tecellisiyle karşı kaşıya olduğunu bilmenin huzuru içinde olmak. Bunu iyi konsantre olarak elde edebilir. Tabii dua etmesi lazım ayrıca “Ya Rabbi beni cesur kıl, beni korkaklıktan koru” diye dua etmesi lazım. Ama mesela “karanlık” diyor, karanlığı Allah yaratıyor veyahut bir insandan çekiniyor onu da Allah yaratıyor. Doğrudan doğruya Allah’ın yarattığı bir varlık görüntü. Korkacağı sadece Allah olması lazım. Allah’ın dışında her şeyden korkmak haramdır aslında haram bir fiildir. Dolayısıyla imanıyla eğer iyi akıl kullanarak irade kullanırsa bu rahatsızlığını yenebilir. Ama öbürü pek sağlıklı bir yöntem değil. Yaparlar öyle insanlar üstüne üstüne gitme, onda stres meydana gelir korkusu gitmez. Korku yine devam eder.

 

Toplumun Mutlu ve Huzurlu Yaşamasının Cevabını Kutsal Kitaplarda Aramak Lazım. Kainatı, İnsanları ve İnsanların Aczini, Mutsuzluğunu Biz Yaratmadık

Yaratan gücün planına bakmak lazım. Yaratan güç ne diyor? Çünkü kainatı biz yaratmadık, insanları da biz yaratmadık, onların aczini de biz yaratmadık. Şimdi insanların aczini, mutsuzluğunu, huzursuzluğunu, acılarını yaratan onun ilacını da yaratıyor çözümünü de yaratıyor. Çünkü ona gücü yetiyorsa ona da gücü yeter Allah’ın. Bir insanı mutsuz yapmak çok zordur, huzursuz yapmak çok zordur, acı içinde yaşaması çok zordur. Ama bunu Allah yapıyor onlara meydana getiriyor. O zaman yapan o olduğuna göre çözüm de onda. Hastalığı veren şifayı da verir. Dolayısıyla hastalığı neden verdiğine baktığımızda, kutsal kitaplara baktığımızda hastalığın nedeninin Allah’tan uzak olmanın olduğunu görüyoruz. Hastalığın çözümünün de Allah’a yakın olmak olduğunu görüyoruz. Allah’a yakın olduğumuzda Allah ne diyor? “Ben İslam’ı hakim edeceğim ama samimi olacaksınız” diyor “sizi korkuların arkasından huzura, mutmainliğe, zenginliğe ve rahatlığa kavuşturacağım. Ama tek istediğim var” diyor Allah “samimi olacaksınız” diyor. O zaman Allah’ın istediği samimiyeti topluma yaymak gerekiyor. Samimi olmaları için uğraşmak gerekiyor. Samimi olduğumuzda, bak Allah onunla da bırakmamış. Şimdi biz desek ki “Ya Rabbi biz samimiyiz ne istiyorsan yapacağız” “O zaman birleşin” diyor Allah “birleşin. Başınıza bir baş seçin” diyor “ve birleşin, ümmetsiniz siz” diyor.

 

(“İnsanların kusurlarıyla dalga geçmek doğru mu?” izleyici sorusu)

Şimdi duruma bakarız. Eğer münafık ve hainse o zaman kusurlarıyla onu aşağılamak bir ibadet olur. Allah “Onları hor ve aşağılık kılın” diyor ayet var, ayetin hükmü açık hor ve aşağılık kılmak, bu ibadet olur aksi haram olur zaten, mutlaka hor ve aşağılık kılınması gerekir. Ama bir Müslümanı herhangi bir eksikliğinden dolayı mahcup etmeye çalışmak da bu da haramdır. Yani çirkin bir eylem olur çok yanlış olur, anlamsız olur, günah olur en başta. O genç kızlar arasında çok oluyor. Mesela kısa boylu oluyor birbirlerine bakıp gülüyorlar falan, bu ahlaksızlık, terbiyesizlik. Veyahut yüzü güzel olmuyor mesela burnu falan çarpık oluyor, birbirlerine bakıp sırıtıyorlar. O onun terbiyesizliğini gösterir, vicdansızlığını gösterir. Çünkü masum bir insan bir suçu yok, günahı yok bir şey de yapmış değil. Hayır münafık olsa zalim olduğu için ahlaksız olduğu için her türlü aşağılamayı hak eder. Ama masum bir insana bu yapılmaz, çok çok çirkin çok yanlış. Çünkü ahirette zaten herkes normal güzelliğinde olacak müminler. Boyu eni falan hiçbir şey fark etmez her şey düzgün güzel olacak.

 

Duanın Tek Amacı Allah’ı Sevmek, Allah’la Yakın Olmak, Allah’la Dostluktur. Allah’ın Gücünü Bilip O’nun Gücüne teslim Olmaktır

Tek amacı Allah’ı sevmektir, duanın tek amacı budur Allah’a yakın olmak, Allah ile dostluk, Allah’a güven, O’nun gücünü tasdik, O’nun varlığında erimek duanın amacı budur. Yoksa zaten duayı yaptıran Allah, olayı duaya bağlayan da Allah. Olayın düzelmesi ve duayı birlikte yaratmış. Ama amaç ne? Allah’a sevgiyi artırmaktır sadece Allah’a sevgiyi artırmak. Allah’ı seven de o zaman Allah’ın yarattıklarını da seviyor. Amaç saf sevgidir doğada, başka bir şey yoktur. Her şeyin amacı döner dolaşır sevgiye gider, hep sevgidir. Bakın düşünün araştırın neyi görseniz hangi sistemi görseniz amacı sevgidir. Deccaliyetin bile amacı sevgidir. Çünkü deccal olmasa sevgiyi kavrayamıyoruz. Onun için Allah deccaliyeti yaratıyor sevgiyi yüceltmek için.

 

Bir İnsana Danışmak, İstişare Etmek Her Zaman Faydalıdır. Ama Sevgisiz, Kıskanç İnsanların Yanlış Yönlendirmelerinden Sakınmak Gerekir

İstişareler bazen samimiyetsiz insanlarda tam aksi bilgi şeklinde olur. Oyuna gelebileceğini de düşüneceksin. Mesela güzel bir makyaj yapmışsındır, “güzel mi?” dersin “yok çirkin olmuş” der, o hasedinden söylemiştir. O ihtimalin üstünde dur, hemen inanıyorlar. Mesela saç rengini açıyor “Aa çok kötü olmuşsun” diyor, oyun oynuyor kıskandığı için söylüyor, halbuki çok güzel olmuş oluyor. Kendi iradesi çok önemlidir. Aksi bilgi de genellikle çok delildir, aksi bilgi verdiyse güzel demektir. Veyahut mesela kilo alıyor ama yakışıyor ona kilo almak daha kadınsı oluyor. “Aa çok kötü olmuşsun” diyor. Yalan, oyun oynuyor demektir. Dürüst insanlarla konuşmak lazım. Şöyle olabilir; o konularda sağlama sağlayabilirsin. Daha dürüst başka bir insan başka insan, onların içerisindeki on kişiye sorarsın ortalamayı alırsın. Ama onu da yanlış söyleyebilir doğrusunu yine sen düşünebilirsin, onu da düşünmek lazım. Çünkü hasut insan sayısı çok da olabilir, özellikle güzel kızlarda, yakışıklı delikanlılarda karşıtları çok fazla olur. Annesi bile kıskanıyor bazen genç kızları. Ben çok gördüm annesi kıskanan, öz annesi kıskanıyor haset ediyor. O genç kız gibi, baktım onun gibi giyinmiş 50 yaşında kadın, spor ayakkabı spor kıyafetler. Ne yaparsan yap olmayacağı belli. Belli ki kıskanmış, üslubundan da anlıyoruz kıskandığını, konuşma şeklinden. Ama danışmada her zaman için fayda vardır ama kısa, tabii böyle geveze insanlarla vakit kaybetmemek lazım. Gevezelere de müsaade etmesin hiç kimse, geveze zaman hırsızıdır, zaman hırsızı zamanınızı çalar. Doldurur çuvala götürür zamanınızı. Zaman hırsızlarına müsaade etmeyin, gevezelere müsaade etmeyin hemen bir bahaneyle ayrılın. Vaktinizi aldığında en kıymetli olay gitmiş demektir. Çünkü vakit kıymetli bir olaydır, kıymetli bir vakadır.

 

Münafıkların Tavrı Tarih İçinde Hep Aynı Olmuştur. Haşa Peygamberimiz’in Vicdansız Olduğu, Adil olmadığı Gibi Alçakça İftiralarla Ortaya Çıkıyorlardı

Münafıkların tavrı tarih içinde de hep aynı olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da aynı şekildedir. Hep Peygamberimiz (sav)’in vicdansız olduğu, terbiyesiz olduğu haşa aklının zayıf olduğu, Müslümanları zora soktuğu, başlarını belaya soktuğu şeklinde iddialar vardı. Mesela diyor ya “Bu sıcakta savaşa gidilir mi?” Niye? “Savaşta telef oluruz. Müslümanların ölümüne sebep olacaksın” diyor Peygamber (sav)’e. Diyor “savaşmayı bilsek gider miydik?” Ne demek? “Sen savaşmayı bilmeyen adamı savaşa gönderiyorsun onun ölümüne sebep oluyorsun. Dolayısıyla Müslümanlar da şehit olduğunda sorumlusu sensin” diyorlar. “Onun ölümüne sebep oldun” diyor münafık. Aynı şekilde iki taraftan sıkıştırıldıklarında ayette diyor ki “artık hançereye dayanmıştı” yani sıkıntıdan. “Ve Allah ve Resulü hakkında çeşitli zanlarda bulunuyorlardı” diyor “boş yere bir vaat ile biz kandırdı Peygamber” diyorlar. Çünkü Peygamberimiz (sav) diyor ki “İslam hakim olacak Müslümanlar hakim olacak, küfürle mücadele edelim” diyor. Ve “biz burada boş yere öldürüldük” diyorlar. Yani “Peygamber boş yere bizi öldürttü” diyorlar haşa. Peygamber (sav)’e yaptıkları en çok suçlama budur. “Bizi boş yere öldürttü burada” diye. Hep ayetlerde bu geçer. Peygamberimiz (sav) tabii ki onları cihada, gayrete, mücadeleye hep teşvik etmiştir. En riskli görevlerde onları görev aldırtmıştır ve çok fazla şehadet olmuştur tabii. Ama bakın münafıkların üslubuna hep Peygamber (sav)’i Müslümanların ölümüne vesile olmak ile suçlamışlardır Peygamberimiz (sav)’i. Ve hep rahatlarını kaçırtmakla suçlamışlardır. Ailelerin dağılmasına sebep olduğunu iddia etmişlerdir. Mallarının mülklerinin gittiğini iddia etmişlerdir. Hep bu kafada olmuşlardır.

O iman etmediği için rastlantı olarak orada Müslümanın şehit olduğunu düşünüyor. Kaderinde mutlaka öleceğinden haberi yok. Yahut mutlaka şehit olacağından haberi yok.  Bak Allah diyor ki ayette Ahzab Suresi 11 ve 12’de “İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” (Ahzab Suresi, 11-12) Bak Allah’a da düşman Peygamber (sav)’e de düşman. Onun için münafıkların Allah’tan bahsetmesi aldatıcıdır. Onlar Allah’a düşmandır. Ve Peygamber (sav)’e de düşmandır. O laf yani ayetten bahseder Müslümanlara karşı kullanmak içindir o. Münafıklar haşa Allah’a düşmandır. En şiddetli düşman onlardır. Bak ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “…Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” (Ahzap Suresi 13) Çoluğumuzun çocuğumuzun ölümüne sebep olacaksın diyorlar Peygamber (sav)’e. Yani biz savaşa gidiyoruz orada onlar açıkta ölecekler diyor, mahvolacaklar diyor. “İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi."” (Ahzap Suresi 11-12) Yani mesela İslam’ın hakimiyeti, Mehdiyet o devirde de var. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Ben bir nevi Mehdiyim” diyor. Peygamberimiz (sav) Mehdidir. Ve “İslam hakim olacak bölgeye” diyor. “Zengin olacağız, bereketli olacak göreceksiniz İslam yayılacak.” “Sen” diyorlar “bizi aldattın. Peygamber de değilsin. Allah’tan bize vahiy de getirmiyorsun.” Haşa “yalan söylüyorsun. Boş yere Müslümanları öldürülmesine sebep oluyorsun. Bizim malımızı mülkümüzü alıyorsun. Gücümüzü kırıyorsun, aileleri birbirine katıyorsun. “Aileler bölünüyor” çünkü aileler savaş halindeydi. Mesela çocuk, annesi babası ile savaşıyordu. Baba oğlu ile savaşıyordu Peygamberimiz (sav) zamanında. “Bizi mahvettin” diyorlardı Peygamber (sav)’e. Münafıkların üslubu buydu. Müminler son derece cesurdu. Peygamberimiz (sav) onları sürekli her türlü tehlikede Müslümanları mücadeleye gönderiyordu. Tabii ki riskli gönderdiği yerler. Ölüm ihtimali var. Ama Müslümanların galip olma ihtimali de var. Orada Müslümanın galip olması ihtimalinin üstüne duracağına münafık, orada boş yere öldürülmekten bahsediyor. Ve “boş yere öldürülmezdik” diyor. Bak “bize gelselerdi” diyor münafık “boş yere öldürülmezlerdi” diyor. Yani şehit olmayı boş yere öldürülme olarak alıyor. Canı alanın Allah olduğunun farkında değildir. Ahireti de reddediyor tabii. Boş yere öldürüldüğü kanaatinde.  

 

(“Hz. Musa (as) denizi nasıl yardı?” izleyici sorusu)

Öyle anlatıldığı gibi değil. “Asasını vurdu bir anda deniz üç yüz metre taş gibi dondu. Öbür tarafta da üç yüz metre taş gibi dondu. Yer asfalt gibi oldu. İşte duvar gibi duruyordu deniz, arasından.” Öyle bir şey yok. Hz. Musa (as) asasını denize sokuyor “Ya Rabbi denizi bize aç” diyor. Deniz bir süre sonra yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Su çekiliyor. O hiç olmayan bir şey de değildir ayrıca. Kızıldeniz’de olan bir şeydir bu. Tsunamiden olur başka bir şeyden olur. Gelgitten olur. Bir şekilde açılıyor. O anda açılmış olması çok önemli. Tamamen su çekiliyor. İyice çekiliyor. Çekilince Müslümanlar ilerleyip geçiyorlar. Yani bütün Müslümanlar karşı tarafa geçiyor. Sonra Mısır ordusu görünüyor ufukta. Onlar çok pervasızlar rahatça yakalayacaklarından emin oldukları için yani öyle şey de yok. Çünkü onlar atlı arabalı, onlar yayan gidiyorlar. O atlı arabalarıyla, kargılarla, silahlarla geliyorlar. Denizin kenarına gelince bakıyorlar deniz açılmış hiç tereddüt etmiyorlar. Bütün hızlarıyla denizin ortasına giriyorlar. Hızla tam ilerlerken ordunun tamamı ortaya geldiğinde bak, halbuki Allah başlangıçta da kapatabilirdi denizi su yeniden gelebilirdi. Tabii hiçbir şey olmazdı. Veyahut tam karşıya geçmek üzereyken geçmişlerdir az bir şey kalmıştır. O anda da gelebilirdi. Tam ortaya geldiklerinde ordunun tamamı tam ortaya geldiklerinde, deniz yaklaşık yedi metre falan yüksekliğinde büyük bir hızla o Tsunami hızı ile geliyor. Onun vurma ve yıkma hızı çok güçlü oluyor. Taş çarpmış gibi olur. Çok şiddetli olur. Vurduğunu deviriyor. Vurduğunu deviriyor. Alt üst etmiştir hepsini. Bir anda, o olayda kurtulan hiç kimse olmadı. O Mısır yazıtlarında yazıyor. “Prensimiz sulara gark oldu” diyor. “Büyücü emeline ulaştı” diyor. Ama bak hayret Hz. Musa (as) için diyor ki “Büyücü, kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. Durduk yere onu ayrıca belirtmişler. O niye dokunduysa onlara bak “Kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. Ve işte “Helak oldu prensimiz diyor. İnsanlarımız helak oldu. Büyük bir bela oldu” diyor anlatıyor.

 

Kalender İnsan Egoistlikten Kurtulmuştur. Kendisi İçin Değil Başkaları İçin Yaşayan İnsana Kalender Denir

Kalender insan diğergam yani fedakâr. Egoistlikten bencillikten kurtulmuş anlamında. Özetle başkaları için yaşayan. Sevdikleri için yaşayana kalender denir. Ama tabii Kalenderilik vardır. O ayrı, o tarikattır. O geçersiz o. Kalenderlik yani kendi için yaşamayan Allah için yaşayan. Egoistlikten benlikten kurtulmuş sevdiklerine iyilik ve güzellikten başka amacı olmayan. Sadece sevgiyi arayan. Kalender meşrep mesela bir hediye getirirsin alır hediyeyi verir. Dağıtır. O çok var sahabelerde falan. Mesela çok kıymetli hediye geliyor hemen veriyor başkasına. Benim dedemde de var o. Eskilerde var aslında. Ben hatırlıyorum dedeme öyle tabaka getirmişlerdi. Altın kaplama “dede bu ne kadar güzel” falan demişti Kazım köyden. “Senin olsun” demişti. Onu gördüm. Yine öyle bir radyo veyahut ufak bir şey ona benzer bir şey oldu mu ona veriyordu. “Senin olsun” diyordu. Aslında bu Peygamberimiz (sav)’in ahlakıdır. Peygamberimiz (sav)’de var bu.

 

(“Hz. İsa (as), Mehdi (as)’yi tanıyor mu?” izleyici sorusu)

Benim kanaatim çok iyi tanır. Mehdi (as)’nin İsa Mesih’i tanıması hayret. O şaşırtıcı. Yani neye göre öyle ani karar veriyor onu ancak Allah’ın kalbe vahyetmesiyle açıklayabiliriz. Veyahut çok heybetli olduğu için ikinci bir ihtimal veremeyeceği için yani çünkü insan klasik insan gibi değildir peygamberler. Yani çok şaşırtıcı bir farklılık oluyor. Alışılmışın dışında oluyor. Hatta insanlardan baygınlık geçirenler oluyor. Çok heybetli oluyor ama tarif edilecek gibi değil. Muhtemelen oradan anlayacak olabilir.

 

(“İleride yaşlılık durdurulabilir mi?” izleyici sorusu)

Eğer yaşlılık durdurulursa imtihan da durur. Yaşlılık önemli. Ölüm ve yaşlılık çok önemli eğer o olmazsa imtihan olmaz. O çok yıldırıyor insanları, dünyadan geçiriyor. Yoksa imtihan olmaz. Bunların olması gerekiyor. Nasıl Allah öbür türlü imtihan edecek? Ama imanda yaşlanma daha zayıftır, çok daha zayıftır. Buna Tevrat ve Kuran işaret eder. Tevrat’ta diyor “Bebek cildi gibi olur ciltleri” diyor. Mesela Peygamberimiz (sav) altmış üç yaşındaydı bebek cildi gibiydi cildi. Ve yüzü çocuk görünümündeydi. Çocukluğundaki tatlılık olduğu gibi duruyordu Peygamberimiz (sav)’de. Altmış üç yaşında insanda değişiklik olur değil mi? Hiç değişmemiş mesela o çok büyük mucize. O masumluğu hep kaldı. Aslanlar gibi cihat etti mesela bak on dört kişiyi bizzat kendi eliyle katletti münafıklardan ve kafirlerden. Ama çok masum ve terbiyeli. Normalde ufacık şeyden çok etkilenen, çok heyecanlanan bir insan. Ama o konuda Allah ona aslan cesareti vermiş. Çok yiğit. O zaman münafıklar Peygamberimiz (sav)’e yüzlerce Müslümanın katledilişine vesile oldu diye acayip fetva yayıyorlardı etrafa çirkin sözler yayıyorlardı. “Normalde hiçbir şey yoktu” diyorlardı “bizim toplumumuzda putperest hayatta Muhammed geldikten sonra yüzlerce insan öldü. Boş yere öldürttü”  diyor halbuki onların ölümüne hükmeden Allah. Ve onları cennete alan da Allah sonra da sen de ölüyorsun onun sonucunda Allah İslam’ı hakim etti. İslam yayılıyor yoksa İslam yok olacaktı. Ama ahmak o maddeci düşündüğü için onu akıl edemiyor. Mesela “birçok insanın sakatlanmasına sebep oldu” diyor gazi oluyorlar onun sonucunda da cennet elde ediliyor. Ve o gaziler sayesinde kadınlar yaşayabildi, çocuklar yaşayabildi ve İslam hakim oldu. Bunu akıl edemeyecek bir ahmaklıkta oluyor münafıklar. Hep rastlantıyla olur zannediyorlar. Her can alınmasının Allah tarafından yaratıldığını bilmez münafık. Her olayı Allah’ın yarattığını bilmez.

 

Bizim İdealimizdeki Özgürlük Şu Anda Yok. İnsanların Üzerinde Gelenekçi Sistemin Baskısı, Aile Baskısı, Toplum Baskısı Gibi Çeşit Çeşit Baskılar Var

Toplum özgür değil. Neden? Çünkü toplum kuralları var, aile baskısı var. Mahalle baskısı var. Gelenekçi Ortodoks sistemin baskısı var. Darwinist, materyalist sistemin bakısı var. Var oğlu var. Bitecek gibi değil. Dolayısıyla bizim istediğimiz anlamda özgür değiliz. Ama bu özgür çizgiye doğru gidiyoruz. Nasıl bu? İşte Mehdiyet yani Kuran’ın sadece Kuran’ın sınırladığı özgürlük anlayışı. Dolayısıyla Mehdiyet devrinde mahalle baskısı olmayacak, sokak baskısı olmayacak, aile baskısı olmaz. Aşiret baskısı olmaz. Ne olur? Sadece Kuran’ın nurlu yolu olur onun dışında bir şey olmaz. Dolayısıyla özgür olacağımız günler yakın. Üç, beş, yedi, dokuz.

 

Affeden İnsan Psikolojik Olarak da Rahat Eder. Affetmeyi Bilmeyen İnsan Asabi ve Gergin Olur, Etrafına Huzursuzluk Yayar

Affetmek sağlık açısından iyidir. Affeden insan psikolojik olarak rahat eder, kafası rahat eder. Huzurlu olur, stresli olmaz, gerginlik olmaz. Affetmeyen insanın sinirleri bozuk olur, gergin olur. Çok asabi olur etrafına huzursuzluk yayar. Sağlığı kökten bozan bir durum. Affettin mi kafa ferahlar, ruh ferahlar, vicdan rahatlar. Beyin açılır insana bir inşirah, bir ferahlık gelir. Bu Allah’ın bir nimetidir.

 

(“Akıcı ve güzel konuşma nasıl yapılır?” izleyici sorusu)

Tabii şimdi akıcı konuşmada en önemli şey hikmetli, faydalı, kısa ve özlü konuşmaktır. Yoksa gevezeler tahammül edilecek gibi değil. Geveze çok korkunç bir şey. Bir beladır toplumun başına beladır geveze. Çok sıkıcı ve rahatsız edicidir. Her musallat olduğu adam için ciddi bir stres, ciddi bir rahatsızlık kaynağıdır. Gevezeleri dinlememek lazım. Gevezelik yapanı hiç, sözü hemen bölüp başka bir yere geçmek lazım veyahut işim var deyip gitmek lazım. Çünkü gevezenin kötü yönü rahatsız ettiğini bilmeyecek kadar akılsız olması. Kafası hiç çalışmaz gevezenin. Orada bir anormallik seziliyor. Ama akıcı konuşan şöyle; konuştuğunda dinleme arzusu çok güçlü olur insanda. Yani sürekli dinlemek istersin, kesintisiz dinlemek istersin. Hikmetlidir konuşmalar, konuşmalarda hayret edecek şekilde sıkıcılık olmaz. Bu Allah’tan bir yetenektir. “Biz ona hikmet ve anlatım çarpıcılığı vermiştik” diyor Allah. Şahısın kendi arzusuyla bunu elde etmesi mümkün değil. Eğer “ben bunu kendim yaparım” derse zırvalamaya başlar. Ve çok itici olur. Hikmet ve anlatım çarpıcılığını Allah verir. Buna ulaştığında da kişi onu Allah’ın verdiği bir nimet olarak görecek, kendine mal etmemesi lazım. Dua ederse kul, samimi olursa Allah ona bu güzelliği verir. Tabii genel kültür önemli, çok kültürlü olmak lazım, çok okumak lazım, sabırlı olmak lazım, halden anlamak lazım. Diğergam ve fedakar bir ruha sahip olmak gerekiyor.

 

(Ankara Valiliği’nin sapkın LGBT programlarını yasaklamasından sonra bu defa LGBT dernekleri Ankara’da yasaklanan film festivalinin birçok ilde düzenleneceğini duyurdu. Büyük tepki çeken etkinliklerin diğer illerde de yasaklanacağı söyleniyor.)

Asla İngiliz derin devletinin azgınlığına, İngiliz derin devletinin ahlak yapısına, felsefesine, züppeliğine izin vermeyeceğiz. Ayrıca LGBT’ye de müsaade etmeyeceğiz. Homoseksüel propagandası istemiyoruz Türkiye’de. Türkiye’de homoseksüel propagandası istemiyoruz. Mahvedecekler gençlerimizi. Müsaade etmiyoruz.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266129/sayin-adnan-oktarin-24-kasimhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266129/sayin-adnan-oktarin-24-kasimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171124t_05.jpgWed, 20 Dec 2017 03:25:27 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 8 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 8 Kasım 2017

 

(Türk Silahlı Kuvvetleri önceki gün Süleymaniye’nin kuzeyinde konuşlanan PKK’nın İran uzantısı PJAK kamplarını vurdu. Karar’dan, Hilal Öztürk’ün haberine göre bu atışlar Türkiye ile İran arasındaki görüşmeler kapsamında gerçekleştirildi. Operasyonun asıl adresinin Kandil olmayacağı, Kandil’deki PKK’lı sayısının azaltıldığı, örgütün tüm kadrosunun Suriye’de Afrin, Rojava ve Kuzey Irak hattında olduğu söylendi.)

Tamam, ortalığa çıkmıştır işte artık gereği yapılsın. İnlerinden çıktıklarına göre armut gibi toplasınlar. Kaçacak göçecek yerleri de yok. Ahlaksızlık istemiyoruz. Bölge halkı dindar Müslüman tertemiz insanlar. Siz onları zorla komünist yapmaya kalkıyorsunuz. Allahsız, Kitapsızsan kendine ama insanları zorla dinsiz imansız yapmaya kalkmak, dinsizliği uygulamak, camileri yakmak yıkmak, namaz kılan Müslümanlara zulmetmek, tertemiz mümin kızları dağa kaldırmak; bu ahlaksızlığı istemiyoruz.

 

(“İslam dininde kadınların güzelliğini örtmesi gerektiği söylenirken neden Adnan Oktar Hocamız aksini iddia ediyor?” izleyici sorusu)

Tesettürünüz doğru. Dışarıda yaptığınız çok isabetli. Allah’ın emrini yerine getiriyorsunuz. O hüküm Ahzab Suresi’ndeki hükümdür. Siz dışarıda rahatsız edilmekten çekindiğiniz için, tacizden çekindiğiniz için Kuran’ın açık mufassal anlaşılır reddedilmez hükmünü yerine getiriyorsunuz ve namaz gibi, oruç gibi sevap kazanıyorsunuz yaptığınız doğru. Ama eğer güvenli bir yerdeyseniz, güven altındaysanız mesela ailenizin yanında, arkadaşlarınızın içinde güven içindeyseniz yani oradaki insanlara güveniyorsanız içtihadınızla açılırsınız, dekolte de giyinirsiniz istediğiniz gibi giyinirsiniz. Nur Suresi’nde kadının cinsel organıyla göğsünü örtmesinin dışında bir kıyafetten bahsedilmiyor Nur Suresi’nde. Ahzab Suresi’nde ise zaten dekolte olan mümin kadınların varlığı kabul edildikten sonra dekolte olan mümin kadınlar dışarıya çıktıklarında herhangi bir şekilde rahatsız ediliyorlarsa, taciz ediliyorlarsa sarkıntılık şu bu falan varsa Allah “üzerlerinizi çarşafla yani geniş bir elbiseyle örtün” diyor. Aslında buna yüzün büyük bir bölümü de dahildir. Yani öyle sınırlı bir kıyafet değil. Dolayısıyla kardeşlerinin yaptığı doğru. Burada güven içinde oldukları için dekolte istedikleri gibi giyinirler. Çünkü kadın güzelliğinin bilinmesi lazım. Öbür türlü kadın diye bir mefhum hiç bilinemez. Mesela bir çocuk düşün 7 yaşında, 14 yaşında buluğa erdi, “kadın ne?” diyorsun bilmiyor. Bilmediği bir mefhumu neden istesin, neden evlenmek istesin? Kadının güzelliğini hiç bilmeyecek. Tahayyül dahi edemiyor. Nasıl çıkartsın ne yapsın? “Duvarların arkasında kadınlar var” diyorsun. Adam bilmediği bir şeyi isteyecek ve tutkuyla isteyecek. Bu olacak iş değil, bu fıtrata da aykırı yaratılışa da aykırı her şeye aykırı. Böyle bir şey olmaz. Kadının bilinmesi lazım. Bak homoseksüelleri yaydılar etrafa, mini etek falan giydiriyorlar adamlara, makyaj yaptırıyorlar, saçlarını boyattırıyorlar, böyle civelek hareketler falan yaptırıyorlar anormal hareketler anormal sesler çıkarttırıyorlar. Ve homoseksüellere dünya çapında destek var ama kadın güzelliğinin de ısrarla kapatılması, bilinmemesi artı kadının ezilmesi ve aşağılanması yönünde bir politika var. Biz bunu kabul etmiyoruz. Kuran bunu kabul etmez. Kuran’da dekolte var, Ahzap Suresi de “Dekolteden eğer kadın bizar olursa dışarıda rahatsız olursa o zaman örtünsün” diyor Allah.

 

(“Deccalın yanında gizli Müslümanlar olabilir mi? izleyici sorusu)

Ben sana işin doğrusunu söyleyeyim mi? Maymunla oynar gibi oynar Müslümanlar onlarla. Tabii ki kontrol altında. Ama onun olması gerekiyor. Kafanız karışmasın diye söylemiyorum ama ona özel kapı açılır imtihanın olması için. Yoksa Müslümanların nefesi onun ensesinde olur tabii ki. Mesela Hz. Ömer (ra) dünyalar yakışıklısı kabadayıların şahı, aslanlar aslanı Hz. Ömer (ra) Peygamberimiz (sav) halkın arasından geçerken diyor ki “bak yüzü aynen bu şekilde” diyor. Hz. Ömer (ra) hemen kılıcı çekiyor yani deccal zannediyor onu. Onun da huyu çok sevimli. Peygamberimiz (sav) “sakın ha” diyor “aman” diyor hemen durduruyor. “Bir kere eğer o deccalsa” diyor “sen onu öldüremezsin” diyor. Bak çok müthiş bir açıklama görüyor musun? “Onun kaderinde yok” diyor “sen onu asla öldüremezsin” diyor. “Eğer deccal değilse de adamı niye öldürüyorsun o zaman?” diyor “o zaten olmaz” diyor. Buradan deccalın öldürülemeyeceği anlaşılıyor. Yoksa Müslümanlar tabii ki onun çevresinde oluyorlar. Ama baş edilecek gibi bir mikrop değil. Öyle zannedildiği gibi değil. Yani durdurulamaz, faaliyetine devam eder o. Ama Müslümanlar onu izler sadece öyle düşünelim. Yani bazı şeyleri durdurulabilir bazıları durdurulamıyor.

 

Şeytan Karakterli İnsanlar Genellikle Çocukluklarından İtibaren Karaktersiz Olur. Münafıkların da Geçmişine Baktığımızda Hep Hırsızlık, Ahlaksızlık Görüyoruz

Ruhunu iblis saranlarla, ruhunda Rahmaniyet kök salanların karakterleri çok farklı oluyor. Sait karakterli insanlar hemen anlaşılır. Şeytan karakterli olanlar da hemen fark edilir. Onlar mesela çocukluğunda da iblis gibi oluyor onlar. Bakıyoruz mesela münafıkların geçmişine baktığımızda psikopatlık yapmış, insanları yaralamış, adam bıçaklamış, homoseksüellik yapmış, her türlü haysiyetsizliği yapmış, hırsızlık yapmış, mağazaları soymuş öyle tipler var. Birçok yerde duyuyoruz, görüyoruz her yerde var böyle tipler. Sahabe devrinde de mesela bakıyoruz adamlara hep hırsızlık yapmış geçmişte, homoseksüellik yapmış, soygun yapmış, onun bunun dükkanını soymuş öyle tipler aynı. Tarih hiç değişmiyor. “Müslüman olduk” diyorlar, Müslüman da tabii bir şey diyemiyor “vazgeçtim” dediği için. Ama bir süre sonra bakıyorsun yine eski mayasına dönüyor, eski ahlaksızlığına dönüyor. Yine soygun, yine ahlaksızlık, yine hırsızlık, yine çirkeflik, yine sadistlik, yine pislik. Ama yüzlerindeki o iğrenç ifade hiç değişmiyor. O şeytani ifade, sabıkalı çakal ifadesi hiç değişmez. Tarih boyunca hep bütün münafıklarda aynıdır.

 

(Ankara’da 2 gazinin ve ailelerinin darp edilmesi olayıyla ilgili olarak saldırganın annesinin bir açıklaması var. Feyza Çiçek, olayın gazilerin oğluna arabayla çarpıp kaçması üzerine başladığını söyleyerek şöyle devam etti: “Gazilerimizden çok çok özür diliyorum, tüm milletimizden, devletimizden özür diliyorum. Benim oğlum terörist olarak yargılanıyor, terörist muamelesi görüyor, eşkıya deniliyor. Gelsinler araştırsınlar, bizim terör örgütüyle alakamız yok” dedi. Baba Saim Çiçek ise, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına tepki göstererek “İki kez Devlet Bahçeli’ni kapısına gittim beni içeri almadılar. Bizim terör ile bir ilgimiz yok” diye konuştu.)

Anneye babaya kimsenin bir şey dediği yok, Allah aşkına rahat olsunlar. Annesiyle babasıyla ne alaka? Suçun şahsiliği prensibi vardır. Tabii ki biz onlara terörist falan demiyoruz, annesine babasına demiyoruz. Ama o insanların gazi olduğu belli. Ve azalarını kaybetmişler Allah yolunda, İslam yolunda gerçek gazi. Bir insan sinirlense bile her ne olursa olsun, farz edelim üstüne araba sürmüş bile olsa bu durumu gördüğünde böyle bir tavra giremez. Bunun açıklaması yok, adamların savunulacak bir yönü yok neyini savunuyorsun? Korkunç, çirkin, iğrenç bir eylem. Ve kimse de sana terörist falan demiyor, anneye babaya niye desinler?

 

Ben Asla Malı Yığıp Biriktirmem. Allah Yolunda Sürekli Harcarım. Milyonlarca Kitabım Satılıyor Hiçbirinden Asla Telif Hakkı Almam

Lüks benim bildiğim gereksiz pahalılık akla getiriyor, değil mi? Mesela eşyalar çok pahalıdır, ev çok pahalıdır her şey çok pahalıdır böyle değil. Burada bir güzellik var yani burada gördüğün her şey güzel, normal pahalılıkta, makul bir pahalılıkta. O zaman şöyle demen lazım; lüks değil de ihtişamlı ve güzel bir hayat yaşıyorsunuz. Bu doğru, ihtişamlı ve güzel bir hayat. Ama bu aklın bir ürünüdür. Yani insan aklını çalıştırırsa, İslam’a Kuran’a tam tabi olursa Allah zaten güzel bir hayat yaşatacağını Kuran’da vaatt ediyor. “Eğer siz Benim yanımda olursanız, samimi olursanız Ben size dünyada güzel bir hayat yaşatacağım” diyor Allah açık, bak “güzel bir hayat” diyor, lüks hayat demiyor Allah, güzel bir hayat. Dolayısıyla benim yaşadığım hayat güzel bir hayat. Yani evimiz güzel, arkadaşlarımız güzel, hayatımız güzel, konuşmalarımız güzel, her yerde bir güzellik, temizlik ve kalite var. Lüks kelimesi ayrı bir şeydir yani lüks; gereksiz pahalı anlamına gelir, gereksiz şatafatlı anlamına gelir. Şimdi zengin neye derler? Adamın yatları vardır, katları vardır, arabası vardır, evi vardır, bankada parası vardır. Ünlü zenginler var bilinen, katrilyonluk malları var, değil mi? Çeşit çeşit arabalar ve yurtdışında para, yurtiçinde para, kendi evinin kasasında altınlar, paralar. Sen böyle bir zenginliği kastediyorsan benim böyle bir zenginliğim yok. Benim üstüme kayıtlı herhangi bir mülk Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında veyahut Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında hiçbir şekilde yok tek bir mülk. Hiçbir bankada 10 lira dahi olsa üzerime kayıtlı para yok, hiçbir mücevherim yok, stoklanmış bir malım mülküm yok. Ne bulursam anında harcıyorum.

 

(Arabistan Yemen’den Riyad’a atılan balistik füze saldırısının arkasında İran’ın olduğu yönünde kanıtlar olduğunu ve bunun olası bir savaş hareketi olduğunu açıkladı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, Suudi Arabistan’ın suçlamalarının yıkıcı, sorumsuz, provokatif ve temelsiz olarak nitelendirdi.)

Canım tabii ki İngiliz derin devletinin yaptığı adice aşağılık bir oyun. Bunu ne İran kabul eder ne Suudi Arabistan kabul eder. Suudi Arabistan’a biz yine bilgilendirici bir yazı gönderelim. İngiliz derin devletinin ajanlarının yaptığı klasik aşağılık metotlardan bir tanesidir bu. Kavga çıkartmak için sık sık böyle oyunlar oynar. Bir de ahmakça yüz elli yıldan beri bu tarzdadır. Başka model de bilmez beyin çalışmadığı için, kafa çalışmadığı için. Kafası çalışsa da zaten yine rezillik yapıyorlar ama hepsini yakalarız. Bu da onların ahmakça oyunlarından bir tanesi. Suudi Arabistan’la İran daha dostluklarını pekiştirerek buna çok esaslı bir cevap versinler. Karşılıklı el ele tutuşarak birbirlerine sarılarak resim çektirsinler İngiliz derin devleti kahrolur. Gitsinler böyle omuz omuza hep beraber bir resim çektirsinler. 

 

(Mesut Barzani referandum sonrası Amerika’nın tutumundan dolayı şok olduklarını söyledi ve Rusya’ya yakınlaşma mesajı verdi. Barzani referanduma Rusya’nın pozitif baktığını ifade ederek “Belki de Ruslar Amerika’dan daha iyi bir dost olabilirler. Barzani bölgede referandumdan sonra kaybedilen onca şeye rağmen referandum kararından pişman olmadığını söyledi.)

Bir kere yetişmiş politize olmuş bir aydın kitlesi yok adamın. Bir şey olduğunda pır kaçıyor adamlar. Böyle vatansever, güçlü, dirayetli, cesur, kabadayı, dindar yetişmiş bir kitlesi olması lazım. Böyle bir şey yok, adamlar kendi derdinde, kendi rahatının peşindeler onlarla yola çıkamaz çok riskli olur. PKK’nın orayı ele geçirmesi an meselesi olur. Bağımsız hadi bağımsız olduğunu düşünelim PKK gelir senin sarayını kuşatır otomatik silahla tararlar seni yardımcılarını da öldürürler “biz yönetime el koyduk” derler ne yapacaksın? Bir gücün yok, adamların da kaçar hepsi bırakır kaçarlar. Dolayısıyla olmaz öyle maceraya girmenin alemi yok. Öyle değil İttihad-ı İslam için uğraşsın bütün İslam aleminin birleşmesi için uğraşsın. Parçalanma değil de büyüme için uğraşsın. Irak’la Türkiye’nin birleşmesi, Suriye ile Türkiye’nin birleşmesi bunlar önemli. Sen geriye doğru gidiyorsun, ileriye doğru git büyümeyi esas al. Büyüme değil küçülmeyi esas alıyorsun.

 

(“Depresyonun yoğun olduğu bir ülkede neden psikologlar az maaşla çalıştırılıyor?” izleyici sorusu)

Güzel insanların olduğu bir ülkedeyiz, depresyon için de bir sebep yok. Depresyon var diye kabul etmek doğru değil bunu reddetmek lazım eğer var her yerde bu var evet yaşıyoruz dersek bu daha da yayılır kabul görür. Çünkü depresyon telkinle insanlara bulaşan bir hastalık. Bir telkin hastalığı adam diyor ki; “Benim moralin bozuk” diyor “hakikaten ağabey son zamanlar çok moralin bozuk” diyor “sen çok sıkıntıdasın farkında varıyorum” diyor “her gün yüzünden anlaşılıyor” diyor o gidiyor yine “benim içim sıkılıyor çok bunalıyorum” al sana depresyon. Durduk yere kendini berbat hale getiriyor. Halbuki bir ahbabı arkadaşı dese ki; “seni çok neşeli gördüm, iyisin dinçsin” öbürü de “sen bayağı iyi olmuşsun güzel olmuşsun nedir?” dese adam açılır hiçbir şey olmaz. Depresyon kabul edilmesi hastalığın gelişip şüyu bulmasına sebep olur ve her yerde insanlar arasında tabi olunan bir hastalık haline gelir. Mesela “psikiyatristim var” diyor son zamanlarda moda olmuştu genç kızlar arasında. Psikiyatriste gitmesi için hasta olması gerekiyor bu sefer kendini psikolojik hasta yapıyor hakikaten. Gidiyor oraya uzanıyor adam da eline kalemi alıyor defteri alıyor “anlat bakalım” diyor al sana hasta durduk yere adam hasta oluyor. Hiçbir şeyi olmayan aslan gibi delikanlı kızlar hasta konumuna geliyor. Diyor ki; “benim panikatağım var” diyor, nerden çıkarıyorsun panikatak diye. Kendi kafandan ürettiğin bir şey niye panikatak olsun? Panikatak telkinle oluşan bir suni hastalık tamamen telkin hastalığı.

 

Niye Tiyatroya İlgi Yok Sorusu Yerine Neden Kaliteli Tiyatro Oyunları Yok Diye Sormak Gerekir. Sanatın Çökmesi Ahir Zamanın Felaketlerinden Biridir

Herhangi bir tiyatro illaki caziptir diyemeyiz. Kalitesiz tiyatrolar var şu an. Hepsi için demiyorum da ama birçoğu kalitesiz. Ben televizyonlarda falan da görüyorum adamlar kakır kakır gülüyor çok alelade. “Nasılsın?” diyor gülüyor. “Geliyorum” diyor gülüyor. “Gidiyorum” diyor gülüyor. Çok sıkıcı insanlar böyle bir şeye tahammül edemezler. Çok yeteneksiz sanatçılarla bu yapılıyor bazen bazı yerlerde çok çok yeteneksiz. Avami, sokakta gördüğümüz insanların üslubunun aynısı. Yani eğitici bir yönü yok. Bir kalite yok, bir asalet yok, bir derinlik yok. Tutkuyu, sevgiyi anlatan bir yönü yok sadece bayağılığı anlatıyor bazı tiyatro vakaları. Onlara da adamlar hakır hakır gülüyorlar. Gülünecek bir yön göremiyorum ben. Dolayısıyla kaliteli tiyatro niye yok, niye az diyebiliriz. Bu konu ahir zamanın bir özelliği. Sanatın bütün dalları çökmüş durumda dolayısıyla tiyatro da gerilemiş durumda. Yani müzikte, resimde, heykelde, grafik sanatlarında hepsinde sanat gerilemiş halde. Deccalın meydana getirdiği facia. Deccal bunu getirir. Sevgisizlik bunu getirir. İlk vurduğu nokta sanat oluyor. Sanat da sevgiyi ifade eden bir güzellik olduğu için sanat ortadan kalkınca sevgi de ortadan kalmış oluyor. Yani sevgiye de zarar veren bir sistem. Dolayısıyla Mehdiyet’le, Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle, modern İslam anlayışıyla, Kuran Müslümanlığıyla yeni bir doğuş meydana gelecek o zaman hayat çok güzel olacak. O zaman sanat tam anlamıyla şüyu bulacak.

 

Peygamberimiz Döneminin En Tipsiz En Çakal Kılıklı Münafıklarından Biri Olan Ebu Süfyan Çirkin Üslubuyla Sık Sık Peygamberimiz’e Mektup Yazardı. Bu Mektuplarda Pis ve Alçak Karakterini Dışa Vururdu

O zamanın münafıklarının en tipsiz, pislik, katil kılıklı bir aşağılık münafık vardı Peygamberimiz (sav)’in zamanında. İsmi Ebu Süfyan’dı. Peygamberimiz (sav)’e pis pis mektuplar yazardı ahlaksızca, aşağılık mektuplar yazardı. Halbuki o yazdıkça cehennemi daha da derinleşiyor. Ahmak onunla yüceldiğini zannediyordu yahut bir şeyler olacağını zannediyor. Peygamberimiz (sav)’e hitap ederken bismikellah diye kendince çirkin bir atakla başlıyordu sözü. Tehdit yazısı gönderiyordu. Kötü sözler, Peygamberimiz (sav)’i eleştiren yakışıksız sözler gönderiyordu. Peygamberimiz (sav) de ona mektup yazdı sonunda sürekli pislik yaptığı için. Resulullah Muhammed’ten Ebu Süfyan bin Harb’e “Ey Galipoğulları’nın ahmak ve beyinsiz adamı” diye başlıyor. Yani hakikaten münafıklar hep ahmak ve beyinsiz oluyor. En önemli özelliğinden başlamış, bu hakaret değil doğru söylüyor. “Ey Galipoğulları’nın ahmak ve beyinsiz adamı” sonra Peygamberimiz (sav) tabii uygun bir şekilde devam ediyor. Asrımızın münafıkları da öyle çok ahmak ve beyinsiz oluyorlar. Yılların hiçbir şeyi değiştirmemesi mucize. O zaman da tipleri çok korkunç katil kılıklılar. Şu anda da yine katil kılıklı ve çok pislik tipler. Üslup, yöntem her şey aynı münafıklarda. Bak diyor ki; “Seni ve arkadaşlarını” diyor Peygamberimiz (sav) “kızdırıp çatlatmak için” diyor “onu bana Allah ilham etti” diyor. “Bu konuşmayı, bu yazıyı” diyor. “Seni ve arkadaşlarını kızdırıp çatlatmak için” diyor. Münafıkları kızdırmayı da önemli görüyor Peygamberimiz (sav). “O gün gelince ben bunları sana mutlaka hatırlatacağım Ey Galipoğulları’nın ahmak ve beyinsiz adamı” diye bir daha söylüyor. Kelimesi kelimesine bütün mantıkları aynı münafıkların o devirde, şu anda da.

 

(“Peygamberimiz (sav) gerçekten açlıktan karnına taş bağladı mı?” izleyici sorusu)

O çok ayıp, gelenekçilerin yaptığı çok büyük ayıplardan bir tanesi. Gelenekçi Ortodoks sistem Peygamber Efendimiz (sav)’i o kadar yanlış tanıtıyor ki, o kadar garip tanıtıyor ki hatta güzelliğini anlatırken bile çok yakışıksız üslupları var. Yani ben onların tavrını söylemekten utanç duyuyorum. O yüzden ben Peygamberimiz (sav)’in güzelliğini anlatan ayrı bir kitap yazmıştım ana kaynaklardan alarak. Adamlarda bir gariplik var ben anlayamadım. Peygamber karnına taş bağlayacak açlıktan. Sahabeler her türlü yiyeceği bol bol elde ediyorlardı, müthiş zenginlerdi, Peygamberimiz (sav) de çok zengindi. Neden karnına taş bağlayıp da açlıktan perişan olsun? “Zırhını” diyor “bir Musevi’ye vermişti” yani böyle borç para karşılığında “o kadar perişandı ki arpa bile bulamıyordu yemeye” diyor. Yani bu çok çirkin bir iftira. Peygamberimiz (sav) bayağı zengindi. Gayet de güzel besleniyordu. Yemesi içmesi de yerindeydi, bu doğru değil. Ama her insan gibi insanın karnı ağrıyabilir. Mesela rejim yapıyordur karnı ağrır veyahut herhangi bir ilaç kullanır karnı ağrır. Bir sebepten ağrıyabilir karnı. O zamanlar taşı ısıtıp kumaşa sarıp termofor gibi karnının üstüne koyuyor. Bu gayet normal hatta Anadolu'da bile yaparlar halen tuğla falan ısıtırlar bir şeye sarıp karınlarının üstüne korlar. Bunun açlıkla, sürünmek gibi gösterdikleri üslupla uzaktan yakından alakası yok. Çok çok ayıp yapıyorlar. Çok çirkin yaptıkları yani çirkinliklerin ucu bucağı yok, bir yönü de burada.

 

(Küçük oğlunu sekiz yerinden bıçaklayarak karısını arayıp “Oğlunu öldürdüm gel oğlunun cesedini al” diyen katil babanın cezaevine giderken de karısını tehdit ettiği öğrenildi. Cezaevine giderken son telefon hakkını kullanarak eşini arayan arayıp “Ben Nezir” diyerek eşini telefona isteyip tehditlerde bulunmuş. Çocuğun annesi yaptığı açıklamada şunları söyledi. “Nasıl kıydı oğluma? İlkin doğalgazla zehirlemeye çalıştı benim oğlumu. Oğlumu polis yardımı ile ölümden kurtardım. Gece karakola aldılar sabah geri çıktı. Bana zarar verir dedim ben tahmin etmedim oğluma bir şey yapsın. Şimdi deliliğe vuruyor. Akli dengesi yerinde olmadığına dair rapor almaya çalışıyor. En ağır ceza neyse verilmesi lazım” dedi.)

Ama yani hanımefendinin de orada çok büyük hatası var. Komşuların da hatası var. Akrabaların da hatası var. Konuyu uzatmaya gerek yok ki adamı alıp çocuğu götürüp teslim ediyor adam alenen “öldüreceğim” diyor ve daha önce de bunu yapıyor gösteriyor. Söylüyor defalarca bunu söylüyor götürüp teslim ediyorsunuz. Çocuğu ona vermezsin olur biter. Her ne pahasına olursa olsun vermezsin. Onun bir yolu bulunabilir kanunla hukukla bu iş mesele halledilebilir. Sonra çocuğu hadi verdin diyelim. Onun yanında durması lazım. Yakınında bir yerde beklemeleri lazım ki bir durum olduğunda atak yapabilsin en hafifinden bu olur. Yani özetle benim öyle kardeşim falan olacak yahut arkadaşımın çocuğu falan adam onu yapamazdı yani. Böyle bir şey olmazdı. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz, edilmez. Aklın yolu bir bunu çocuk olsa bilir. Buna hiç kimse müsaade etmez böyle rezalet olur mu? Olacak iş mi? Bunun hiçbir açıklaması yok. Adamın deliye yatması falan onlar da önemli değil istediği kadar deliye yatsın. Ama hapis yatması falan bizi rahatlatacak bir şey değil. Olayın baştan olmaması gerekiyor. Bu alenen kızdıracak bir hareket.

 

(Doğu Perinçek düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi; “Türkiye'de bulunan ABD üslerinde elli nükleer bomba vücuttur. Türkiye topraklarının altında nükleer silah bulunması demek bu silah kime karşı kullanılacak demek. PKK'ya karşı değil, IŞİD'e karşı değil, İran’a, Rusya’ya ve komşularımıza karşı. Türkiye'ye ABD tarafından bu silahlar konuşlandırılmış. Biz silah arkadaşlarımıza karşı ABD'nin nükleer silahlarını ülkemizde barındırıyoruz. Bu bombalar Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombaların on mislidir. Hükümet, vatan bütünlüğü için kararlı bir çalışma yürütecekse yapılacak ilk iş İncirlik Üssü’nün ABD'ye kapatılmasıdır.”)

Atom bombası, Türkiye'nin izni alınmadan atabiliyorlar mı? Yani Türkiye müsaade etmeden atom bombası kullanamazlar benim bildiğim. O zaman dursun yani durabildiği kadar bir şey olmaz. Bizden habersiz atamazlar yani uçak oradan kalkamaz. Atom bombasının yüklenmesi falan, bunlar hep bir konu yani. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. İncirlik Üssü’nü kapatma, o zaman NATO'dan çıkmak olur o. Böyle ortalı siyaset daha iyi yani iki tarafı dengede tutan bir siyaset daha iyi. Bunda acele karar vermek yanlış olur.

 

(“Kehf ehlinin mağarada üç yüz dokuz yıl kalması gerçek mi?” izleyici sorusu)

Üç yüz dokuz yıl o tahminleri insanların. Üç yüz dokuz ile Cenab-ı Allah bir rakam bir şey vurguluyor ayrı bir şeydir o yani bunların hepsi bir tahmindir diyor Allah bunların hiçbiri doğru değil diyor o anlamda buradaki ifade. Üç yüz dokuz, üç yüz dokuz bir sayıdır bir olay anlatılıyor deccaliyetin ömrüdür aslında üç yüz dokuz. Üç yüz dokuz yıl, dokuzlu bir yılda bitecek anlamına geliyor. Üç yüz yıldan beri deccaliyet saldırıyor şu an ona işaret ediyor. Ayrıca Mehdi talebelerinin sayısıdır üç yüz dokuz oradan da manidar. Kefh ehli uyansa da insanlar fark edemezler. Hafıza verilirse onlara geçmişe yönelik bir hafıza verilirse fark edemezler. Onlar da kendilerini fark edemez ama sahipsiz olurlar insanlar içerisinde gezerler hafıza verildiğinde, fark edilmez.

 

Hz. Süleyman Sanattan Çok Zevk Alan, Sanatı Çok Güzel İcra Eden Bir İnsandır. En Güzel Heykeller, Duvar Süslemeleri, Binalar Onun Devrinde Yapılmıştır

Hz. Süleyman (as) çok şakacı, neşeli, çok zeki bir Peygamber, çok dürüst, iyi niyetli bir insan. Yakışıklı, güzel, heybetli bir insan Hz. Süleyman (as) göz alıcı görünüşü. Sanatçıdır, Hz. Süleyman da aynı zamanda duvarcı ustasıdır ve kelimenin tam anlamıyla sanatçıdır. Kendi devrinde de duvarcı ustalarını örgütlemiştir. Hiram Abif onun üstatlarındandır görevlendirdiği üstatlardandır o da duvarcı ustasıdır. En mükemmel duvarlar, en güzel işlemeler, en güzel tablolar, heykeller onun devrinde yapılmıştır. Ama sonra parçalandı Roma istilasında yerle bir edildi.

 

Peygamberimiz’in İslam’a Kalbi Isınacaklara Hediyeler Vermesi Münafıkların Çok Ağrına Gidiyordu

Peygamberimiz (sav) İslam’a insanları ısındırmak için o zamanki müşriklere yüzer deve hediye ediyor çok şaşırıyorlar Peygamberimiz (sav)’in cömertliğine, çok fazla insan Müslüman oluyor. Ama münafıklara çok oturuyor yüz deve “bize niye vermedi onlara dağıttı?” diye işte o zamandan başlıyor adamlar ahlaksızlığa, kepazeliğe o ahmak kafalarıyla o katil kılıklı çakallar Peygamber (sav)’in aleyhinde faaliyetlere başlıyorlar. Ondan sonra homoseksüellerden oluşan bir mescit kuruyorlar kendi aralarında din adına, İslam adına sanki faydalı oluyorlarmış gibi. Peygamber (sav)’e adeta isyan ediyorlar her dediğinin aksini savunuyorlar.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264201/sayin-adnan-oktarin-8-kasimhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264201/sayin-adnan-oktarin-8-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171108t_10.jpgTue, 28 Nov 2017 08:14:31 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 7 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 7 Kasım 2017

 

(“Deccal Hz. Hızır (as)’ı tanıyor mu?” izleyici sorusu)

Tabii. Hz. Hızır (as)’ın onun bulunduğu yere geldiğini bilir ama önem vermez. Yani gücüne inanmaz çünkü kendinin metafizik güçlerle çok kapsamlı bir boyuta ulaştığına inanıyor. Bediüzzaman diyor ki “İspiritzmanın ve manyetizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccal” diyor. Vasıtası bile orijinal, alışılmış bir vasıta değil. Bediüzzaman “her neyse” diyor onu açıklayacakken açıklamıyor. “Müthiş bir trendir veyahut tayyaredir veyahut her neyse” diyor açıklamıyor. Mesela deccalın özellikleri, “ben ölüyü diriltirim” diyor, işte “aynı anda duvardan geçerim şu bu” falan yani kendince halüsinasyon tarzı gösteriler yapıyor hipnozla, hakikaten bir şey varmış gibi gösteriyor. Hz. Hızır (as)’ın da o nevinden bir insan olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla onu rahatça ekarte edebileceğini etkisiz hale getirebileceğini düşünüyor. Zaten Hz. Hızır (as) da kendi gücünü ona göstermez. Yani bir güç gösterisi durumunda olmaz. Çünkü onun imtihanı da devam ettiği için deccalın. Deccal son anlarına kadar, “Bidayeten deccal dahi kendisinin deccal olduğunu bilmez, hatta o eşhası ahir zaman dahi, hatta o Mehdi dahi” diyor “kendisi dahi kendisini bilemiyor bilmiyor” diyor. Hz. İsa Mesih (as) için de öyle söylüyor Bediüzzaman. İngiliz derin devletinin o adama tabi olmasının nedeni adamın harikulade özellikler göstermesi. Yoksa alelade bir adama onlar tabi olmazlar ve bu kadar da korkmazlar. Yani haşa huzurdan köpek gibi korkuyorlar, acayip korkuyorlar. Korkularının nedeni o. Yani onun metafizik özellikleri, kafasından geçeni bildiğine inanıyor. Cinlerin yardımıyla bir şeyler yapıyor mesela adama sakladığı bir şeyin yerini söylüyor falan, insanlar da korkuyorlar ondan. Böyle bir mahlukattır deccal. Fakat kendini bilmez, son ana kadar bilmez.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti grup toplantısında konuştu şunları söyledi; “Milletimizden aldığımız işaretlerle hizmet ve siyaset anlayışımızı sürekli geliştiriyor, güncelliyor değiştiriyoruz. Şu anda arkadaşlarımız askerimizle, polisimizle birlikte Cudi’de Gabar’da bütün komuta kademesi hepsi oradalar durmayacağız kimse gücenmesin. Bizim bir şehidimizin kanı yüzlerce teröristin kanı ile ölçülemez bunu böyle bilsinler. Uygulanan gizli açık ambargolar çelmeler ikiyüzlü tavırlar elbette bizi sıkıntıya sokuyor. Ama bu sıkıntılar  sakalımızın tıraşı mesafesinde buna karşılık biz asırlık biz planı bozarak onların kolunu buduyoruz.”)

Bak bak bak ifadenin güzelliğine bak. “İngiliz derin devletinin yüz yıllık planını bozduk” diyor doğru söylüyor evet. Bu Mehdiyet’in bereketidir ve zaferidir. Lafı kalıp gibi oturtturmuş şahane olmuş. İngiliz derin devletinin oyununu bozmak hiçbir babayiğidin harcı değildir. Dünyada bu görülmemiştir ilk defa Tayyip Hoca’ya Türk devletine nasip oldu elhamdülillah. Bak yılan gibi kıvranıyorlar üzerine tuz dökülmüş yılan gibi. Pislik herifler güya Suriye’yi, Irak’ı param parça edeceklerdi bak hiçbir şey yapamadılar. Türkiye’yi de param parça edeceklerdi yine yapamadılar. Habire kıvranıyorlar normalde süre doldu verilen süre tamam. Onların yüz yıllık planı dolmuştu yapılması gerekiyordu yapamadılar. Mehdiyet’i hesap etmediler Mehdiyet üzerlerine kaplan gibi çöktü ve daha da devam edecek inşaAllah.

 

Münafık Şuur Sahibi Değildir. Bir Makine Gibidir. Peygamberimiz Dönemindeki Münafıklar Kerizliğini Anladıkça Durum Daha Ağırlarına Gidiyor ve Müslümanların Dağılması İçin Dönemin Derin Devletleriyle İş Birliği Yapıyorlardı 

Münafık bilgisayar gibidir makine gibidir o tarz bir şuuru yoktur. Zaten şuuru olsa mesela Peygamber (sav)’in yanına geliyor on yıl hizmet ediyor eşek gibi çalışıyor. Gazvelere gidiyor, ganimet getiriyor, oraları siliyor süpürüyor, namazlarını kılıyor. İslam’ı anlatıyor, ayetleri ezberliyor ama bir makine olarak yapıyor bunu makine gibi. Sabırla bir gün Peygamber (sav)’in vefat edeceği ve orada Müslümanların malına mülküne konacağı inancıyla bunu yapıyor ve ahmakçasına sabırla. Sonra bakıyor ki gençlik gidiyor enayilik yapmış artık tavan yapmış o zaman bir anda elektrikleniyor. Eyvah diyor ahmaklık yaptığına inanıyor ve kendini dışarıya atıyor. Bu sefer yaptığı hizmete ve kendine kahrettiği için çok kızdığı için bir an önce Müslümanların dağılmasını istiyor o yüzden. “Uzaktan haberlerinizi araştırırlar” diyor Allah ayette. Mesela Sasanilerle işbirliği yapıyorlar, Roma İmparatorluğu ile işbirliği yapıyorlar bir an önce Müslümanların dağılmasını istiyorlar. Çünkü amacına ulaşamamış plan bozulmuş ve enayi ve keriz konumuna düşmüş. Nasıl diyelim? İkisini birleştirelim kerena evet keriz ve enayi karışımı kerena konumuna düşmüş oluyorlar. Onun için çok çok ağırlarına gidiyor bu kerena takımının. O zaman ne yapıyor? Peygamber (sav)’in aleyhine şiirler söylüyorlar orada burada işte alternatifler geliştiriyorlar kendilerine göre mesela diyor ki; “Peygamber sizi düşünmüyor” haşa “egoist bencil, eğer sizi düşünse bu sıcakta sizi cihada davet etmez” diyor. “Pişeriz bu sıcakta bak onu bile düşünemiyor böyle bir insan” diyor “o yüzden peygamber falan değil” diyor “ama ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum sıcakta çıkmanızı istemiyorum” diyor. Peki enayi kerena diyelim on yıldan beri sıcakta çıkıyorsun zaten orası sıcak bir ülke on yıldan beri hiçbir şey olmamış, onuncu yılda mı, ahmak kafan açılmış da böyle bir teşhis koyuyorsun. On yıl bütün savaşlara gitmişsin sıcaklarda hepsine gitmişsin hiçbir sorun çıkmamış orada mı, aklın açıldı? Aklın açıldı değil keriz konumuna düştüğünü anladığın için enayi konumuna düştüğünü anladığın için can havliyle kendini attın. Ve kendince ahmakça misaller vererek Peygamber (sav)’le mücadele edeceğini zannediyorsun. Allah diyor ki ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Onların” diyor “nasıl misaller vererek saptıklarına bir bak.” Öyle bilmişlik yaparak, kafalama yaparak bu sahtekar esnaf mantığıyla yaklaşır münafıklarda onlarda akıl olmaz. Ve sahtekar ve kafalamacı bir mantık geçerlidir. Bütün hayatları da öyle olur. Sonra diyor ki “bak” diyor “biz acemi insanlarız savaşmayı bilmeyen insanlarız bizi savaşa götürüyor savaşta boş yere katlolacağız” diyor. “Öleceğiz, bilsek geliriz” diyor “ama bilmediğimiz halde bizi savaşa götürüyor, bizi göz göre göre ölüme götürüyor Peygamber” diyor. “Dolayısıyla siz bu Peygambere itaat etmeyin bağlanmayın” diyor. Bre ahmak on yıldan beri savaşa gidiyorsun, bre kerena on yıldan beri savaşa bilmeyerek mi gittin? Gitmişsin netice de almışsın ve ganimetlerle de dönmüşsün, Peygamber (sav)’e de muazzam ganimetler sunmuşsun. Öyle deme kerizliğini yeni anladığını söyle, enayiliğini yeni anladığını ve bu yüzden de çok kinlendiğini söyle. Öfkelendiğini söyle ve ahmakça misaller vererek Peygamber (sav)’e kendince zarar verecek. On yıl savaşmışsın sen bunun lamı cimi var mı? Bre ahmak Peygamber (sav)’e akıl veriyorsun sen. Münafığın ahmaklığı tarif etmekle anlaşılacak gibi değildir.

 

Münafık İmanı Kullanarak İslam’a Zıt Bir Kale Oluşturmaya Çalışır. Müslümanlar Bir Konuda Hizmet Yapıyorlarsa O Hizmetin Benzerini Yaparak Kendilerini Akılsızca Dindar Gibi Göstermeye Çalışır

Münafıklar Peygamberimiz (sav) döneminde muhalif olarak şimdi onlar mukaddesata yönelik şeylere çok dikkat ediyor münafıklar. “Müslümanlar neden etkileniyor?” diyor. “Mescitten etkileniyor. O zaman biz de mescit kuralım.” O devirde Peygamberimiz (sav)’in kurduğu vakıflar var İslam’a hizmet eden, “biz de bir vakıf kuralım.” Yani imanı kullanarak, Kuran’ı kullanarak aynı yöntemlerle İslam’a zıt küfri bir kale oluşturmayı yönetir münafıklar. Buna yönelik bir çalışma yaparlar. Mesela Müslümanların mescidi var ondan daha gösterişli bir mescit iddiasıyla Dırar Mescidi’ni kurdular. Ama Dırar Mescidi’ne gelenler azılı münafıklar, daha önce de homoseksüel olan tipler bunlar. İslam’a girmeden önce de homoseksüel olan tipler. Ve dinsiz, İslam’a karşı saldırgan, gaspçı, hırsız, üçkağıtçı dolandırıcı takımı. Böyle köprü altı çakalı derler ya o zamanın itleri. Müslümanların içine girdiler bunlar fakat Peygamberimiz (sav) tabii İslam’da affetmek olduğu için bir şey demedi. Müslüman olduğunu söylediğine göre, tövbe ettiğini söylediğine göre kabul etti. Ama bunlar mayalarını muhafaza ettiler yani o dolandırıcı sahtekar, hırsız, homoseksüel, haysiyetsiz karakterlerini muhafaza ettiler. Bu sefer Müslümanlardan ayrı bir mescit kurdular Dırar Mescidi. Şimdi bir kulüp falan kurmuyor mescit kuruyor çünkü Müslümanları etkileyeceğini düşünüyor. Müslümanların hassas yönü ne? İman, Kuran. Oradan yaklaşarak kendilerine Müslümanları çekip orada Müslümanları boğmayı düşünüyorlardı. İslam’ı öyle dağıtmak, önce bir ayıralım parçalayalım sonra kendi içinde de “ne İslam’ı ne dini öyle bir şey olur mu?” deyip mescidi de dağıtıp Müslümanları yok etmeyi düşünen bir politikaları vardı. O yüzden mesela ziyafetler veriyordu münafıklar o zamanlar. Çocukları toplayıp ama sadece erkek çocuklarına yönelikti bunların çalışmaları. Ve sadece erkeklere yönelik çalışma yapıyorlardı. Koruma ve kollama adı altında. Ama tabii bunların alçak ruhu, karaktersiz ruhu bunları her türlü ahlaksızlığa itiyordu. Mesela Dırar Mescidi’ni yaparken de yine hırsızlık malıyla yaptılar, dolandırarak insanları yaptılar. Çünkü ana mayaları buydu ve mescide hiç kadın uğramamasıyla övünüyorlardı. Peygamberimiz (sav)’in bulunduğu mescide kadınların geldiğini söylüyorlardı. Bunun bir uğursuzluk olduğunu yani kadının olduğu yerde bereketsizlik olacağını. Müşrik inançtaydılar. Kadın ne derse tersinin yapılması gerektiğini, Peygamberimiz (sav)’in kadınların sözünü dinlediğini, halbuki kadının yarım bir varlık olduğunu, insan olmadığını kendi aralarında o Dırar Mescidi’nde konuşuyorlardı ve kadın karşıtıydı. Yoğun çaka çaka homoseksüel doluydu mescit. Ama güya mescit, adı mescit. Halbuki küfür kalesi. Cenab-ı Allah Müslümanları o beladan korumak için Peygamberimiz (sav)’e Cebrail (as)’ı gönderdi. Peygamberimiz (sav) tabii Müslüman olduğu için bir şey demedi. Mescit kurulmuş ve davet de ediyorlar. Bir şey demedi önce ama sonra Cebrail (as) geldi dedi ki, “Orası münafıkların kalesi, küfrün kalesi. Orası mescit olmakla alakası yok, orayı yerle bir et” dedi. Peygamberimiz (sav) de sahabelere haber verdi vahyi alınca. Sahabeler dümdüz ettiler böyle, arazi haline geldi. Münafıklar neye uğradıklarını şaşırdılar, bir mana da veremediler. Tam Peygamberimiz (sav)’in ziyaretini beklerlerken, oyun oynayacaklarını beklerken o dağıtmada da döşemelerin altından yoğun olarak silah çıktı. Kılıç, gürz, şu bu falan. Bir Müslüman katliamına hazırlandıkları da anlaşılmış oldu ve Allah bu beladan da Müslümanları korumuş oldu. Yani önce Müslümanları mescide çekecekler, mescitte de dinsizliklerini ilan edip Müslümanları dağıtacaklar. Hedef buydu yani Kuran’ın gerçek olmadığını söyleyeceklerdi, İslam’ın gerçek olmadığını söyleyeceklerdi ama bunu safha safha yapmayı düşünmüştü münafıklar. Bu oyunlarını Allah başlarına geçirmiş oldu.

 

(Suudi Arabistan’da içerisinde Prens Mansur bin Mukrin ve çok sayıda üst yetkilinin olduğu 8 kişiyi taşıyan helikopter dün düşmüştü. Mısır asıllı Avukat Yazar Mahmoud Refaat’ın iddiasına göre; Suudi Arabistan’da iki helikopter düştü. Refaat düşen helikopterlerden birinin füze ile vurulduğunu, diğerinin ise patlamayla düşürüldüğünü söyledi. Ömer Turan ise Twitter hesabında, helikopterin muhtemelen Hutiler tarafından atılan füze ile vurulduğunu, Yemen sınırına yakın bir yere düşürüldüğünü söyledi.)

Olabilir savaş durumu olduğu için. Makul bir şey değil tabii anormallik ama her halükarda bir suikast olduğu belli. İngiliz derin devletinin parmağı olduğu da aşikar. Huti puti onlar hikayenin bir bölümü oluyor. Direkt İngiliz derin devletine ait elemanlar, ajanlar tarafından vuruluyor. Onlarda öyle bir yetenek olmaz. Bir kere istihbarat gerekiyor böyle bir şey için. “Helikopter kaçta, nerden kalktı? Nereye gidiyor?” falan bunları bilmesi lazım. Bu İngiliz derin devletinin elde edebileceği bilgilerdir. Koordinat da yine aynı şekilde. Ondan sonra Huti puti onlar hikayenin başka bir kısmı. Doğrudan İngiliz derin devletinin klasik suikastlarından bir tanesi.

 

Suriyeli Kardeşlerimize “Ülkenize Dönün” Demek, “Ölüme Gidin” Anlamına Gelir. Böyle Bir Vicdansızlığı Hiç Kimse Kabul Etmemeli

Adamları öldürmek istiyorlar onları, onlar da kaçıyor. Yani ölümden başka nasıl kurtulurlar? Ya ölüm ya Türkiye’ye kaçacaklar. Üçüncü bir yol yok. Bak geri gönderdiler. Gönderdiklerinin hepsini öldürdüler. Dönenleri de öldürdüler. Biz merhametliyiz. Dünyada merhamet pek kalmadı. Türk milleti en merhametli millettir. Bir ırkçılık değil bu hakikaten böyle. Türk ordusu en merhametli ordudur. Bizim polisimiz de öyledir. Merhametlidir. Aklı başında insanlardır. Varsa memleketlerinde huzur güven tabii ki gitsin. Ama illa gitsin demeyiz ama gitmesini istiyorsa gidebilir yani. Ama şu an gitmek isteseler de göndermeyiz. Bak gitmek isteseler de göndermeyiz çünkü ölüm tehlikesi var. Allah ne diyor? “Müşrikler dahi olsa” müşrik “onları” diyor “bir yerden bir yere güvenlik içinde götürün, eğer ölüm riski varsa çatışmaya girin” diyor Allah. Onların ölümüne imkan vermeyin ama siz gerekirse canınızı verin. Ama onların ölümüne müsaade etmeyin.

 

(“Deccalı yönlendiren şeytan mıdır?” izleyici sorusu)

Deccalın kendisinin zaten bünyesinin içinde şeytan var. Yani ara ara bir yönlendirme yok. Bünyesinin içine girmiş durumda. Bunu Kuran ayetinde çok uzun anlatıyor Allah. “Adeta onu kabuk gibi bağlar” diyor. Yani bütün vücudunu bir iyon yığını şeklinde kaplıyor elini yüzünü, kollarını, bacaklarını kaplıyor. “Ve artık ondan ayrılmaz” diyor yapışıyor ona. Sürekli birlikte hareket ediyorlar. Adam şeytanlaşmış oluyor. Kendisi şeytan haline gelmiş oluyor. Dolayısıyla birde Allah tarafından ona tabii özel mekr verilir. Yani böyle mucize gibi haller verilir. O yüzden kendinin de kutsal olduğuna inanıyor. Mesela saklanan bir eşyanın yerini söylüyor. Mesela ne bileyim şaşırtacak şeyler yapıyor insanlara. Halüsinasyon gösteriyor. Mesela olmayan bir şeyi varmış gibi gösteriyor. Mesela adam eline toprak alıyor. Toprağı altına çevireceğini söylüyor ve altına çeviriyor toprağı. Halüsinasyon olarak adam öyle görüyor altın olarak görüyor. Yani oyun oynuyor. Ve nihayetinde kendine bağlıyor özetle. Şu anda da bu sistemini de devam ettiriyor adamlar. Eğleniyor kendi kafasınca. Son üç yüz yıldan beri İngiltere’deki deccaliyet sistemi elden ele geçiyor. En sonuncusu işte yaşlı bir insan. Şimdi onu göreceğiz en sonuncusu. Deccaliyet elden ele geçer tarikat gibi. Silsile halindedir Mehdiyet de böyle silsile olarak geçer. O da bir silsile gibidir. Deccaliyet de bir silsile gibidir. Her ikisini de Allah yaratır.

 

(“Münafık karakterli insanlara davranışımız nasıl olmalı?” izleyici sorusu)

Münafık hissedildiğinde sezdirmemek lazım. Sakince zarar vermeyeceği şekilde onu bünyede yaşatmak lazım. Yani belli ki muhbirlik yapacak, pislik yapacak, ahlaksızlık yapacak. Yani ulaşacağı noktaları kapatmak gerekiyor. Müslümanlara zarar vereceği noktalarda tedbir almak gerekir. Müslümanları da tembihleyip yani güvenilir Müslümanları tembihleyip onu çok rencide etmeden, çok delirtmeden, dengesini bozmadan gözlemlemek lazım. Benim yapım odur. Ben münafığı sezerim ve onu kızdırmayacak şekilde gözlemlerim. Yani arkadaşlarımı da tembihlerim. Her münafığı ben önceden söylemiştim. Herkes bilir. Bütün münafıkları önceden söylediğimi herkes bilir. Mesela ona göre önem alınır dikkat edilir. Müslümanlara zarar vereceği noktalar kapatılır. Oyun oynayacağı noktaları kapatırsın. Mesela getirdiği bir şey kuşkuludur. Çok dikkatli olmak gerekir. Götürdüğü bir şeyde de çok özenli olmak gerekir. Bu bir akıl oyunudur yani bir bilgisayar oyunu gibi bir şey. Satranç gibi çok özenle hareket edilirse Allah zaten yardım eder. Münafık zarar vermeden def’ü ref gider. Ama o zamana kadar onun doğal kopma süreci vardır münafığın o kopma sürecine kadar çok özenli olmak lazım. Müslümanlara zarar verme hırsı içinde olduğu için giderayak, zarar vereceği noktaların tamamında tahkimat ve düzenleme yapılması lazım. Yani yıkıcı bir eylemde bulunmaması için gereken tedbirler. Tabii bu kanuna hukuka uygun olarak, akılcı olarak vicdanı ölçüler içerisinde deruhte edilir.

 

Kürt Olmak Şereftir, Onurdur. Benim Kız Arkadaşlarımın Bir Çoğu Kürt. Kürtler Merttir, Delikanlıdır

Kürt olmak bir şereftir, onurdur. Benim kız arkadaşlarımın birçoğu Kürt. Buradaki kız arkadaşlarımda da Kürt olanlar var. Arkadaşlarımın birçoğu da Kürt’tür. Kürt oni mert oni derler, mert olur Kürtler. Çok cesur, vicdanlı, asil insanlardır. Onur duyuyoruz biz Kürt kardeşlerimizin varlığından. Devletin en girift noktalarında hep Kürtlere görev verilir. Yani güvenilir oldukları için. Mesela Milli İstihbarat Teşkilatı’nda çok fazla sayıda Kürt kardeşimiz görev alıyorlar. Aslanlar, yiğitler. Bu kahpe FETÖ alçakları biliyorsunuz bizim yetmişe yakın yiğidimizi şehit ettirdiler hepsi Kürt’tü. MİT elemanı PKK’nın içine sızmış. Otuz yıl PKK’nın içinde kalmıştır, otuz yıl, yirmi yıl. MİT’e sadık, devlete sadık ve büyük bir tehlike içinde Kandil’den şuradan buradan bütün olayları bildiriyor devlete. Bak Kürt kabadayılığı, yiğitliği görüyor musun? Hepsini bir gece infaz ettirdi FETÖ kahpe adamlar bu alçaklar. Hepsi cennete Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Oradan asaletini anla. Yiğitliklerini anla. MİT Müsteşarı da zaten Kürt asıllıdır. Çoğu kez genelkurmay başkanlarımız Kürt’ü. Devletin hep kilit noktalarında, bakanlarının çoğu da Kürt’tür. Kürt olmak şereftir, onurdur, yüceliktir. Hepsini çok seviyoruz. Kürt karşıtı olanlar ahlaksız, alçak, şerefsiz, namussuz, haysiyetsiz, kaltaban ve kahpedir. Kürtlerden nefret edenlerin hepsi alçaktır. Şerefsiz, namussuz, pislik adamlardır. Hiç kaale almaya gerek yok.

 

(“İçkiye düşkün insanlara nasıl yardımcı olabiliriz?” izleyici sorusu)

Tabii İslam'da haram zaten ama hadi haram olmadığını düşünelim. Hristiyan vatandaşlar var, Musevi vatandaşlar var onlarda haram değil öyle inanıyorlar veyahut ateisttir veyahut olsa bile “içiyorum” diyor adam. Şarap bir kere teknik olarak çok zararlı şarap hiç olmaz. Rakı falan tamam o an belki bir canlılık yapar ama çok harap eder bünyeyi, çok sağlıksız oluyor insan. Ne gerek var? İçki içenleri ben görüyorum bayağı sağlıksız oluyorlar. Cezbedici ve alışkanlık meydana getirecek bir yönü de olduğunu zannetmiyorum. “Alkol içmeden duramıyorum” falan diyor laf o hiçbir şey olmaz içmesen. Hiçbir şey olmaz. Kafayı şiddetli takmaktan kaynaklanıyor. Ne sigarada, ne içkide hiçbir mecburiyet yoktur. İçmezsen hiçbir şey olmaz zınk diye kesersin. Güzelliğinin elinden gideceğini, sağlığının elinden gideceğini ispatlarsak, anlatırsak bence yapmazlar. Açık şuuru varsa ama şuuru kapalıysa çok zor.

 

(Amerikalı eski FBI Ajanı Ali H. Soufan'ın Twitter adresinden duyurduğu habere göre, Arabistan eski Kralı Fahd’ın oğlu 44 yaşındaki Prens Abdülaziz bin Fahd, kendisini tutuklamak üzere gelen güvenlik güçleriyle korumaları arasında çıkan çatışmada öldürüldü.)

İngiliz derin devleti Suudi Arabistan'a bir operasyon yapıyor ama ne olduğunu anlayamadık şu an. Onu Milli İstihbarat Teşkilatı yakından takip ediyordur tahmin ediyorum. Bilenler bizi biraz bilgilendirirseler çok iyi olur. Kapalı bir kutu büyük bir operasyon yapılıyor şu an. Devletin yapısını değiştiriyorlar anladığım kadarıyla ama ne yapmaya çalışıyorlar? Nasıl bir operasyondur bilmiyoruz şu an.

 

Münafıklar Mescit Açacağız, Fakirlere Yardım Edeceğiz, Kuran Öğreteceğiz Diye Görünürde Müslümanca Sloganlar Kullanırlar

Peygamber Efendimiz (sav)’e Dırar Mescidi’nin hakkında bilgi gelmesinden sonra Cebrail (as) geliyor. Peygamberimiz (sav)’in üstüne kapanıyor. Biliyorsunuz o anda Peygamberimiz (sav)’in üstünü örtüyorlar. Kalktığında Peygamberimiz (sav) diyor ki, sahabeleri çağırıyor o baygınlık geçince Malik ibn'ud Duhşum ile Asım ibn-i Adiyy “Gelin buraya evladım” diyor “şu ekibi topluluğu zalim olan münafık mescidine gidin” diyor Mescid-i Dırar için ahşap mescid muazzam büyük ahşap mescid “onu yakın yıkın yerle bir edin” diyor. Onlar da akşamla yatsı arasında akşam ezanı okunuyor biraz bekliyorlar hava biraz karardığında hep beraber sahabeler o tarafa ellerinde meşalelerle gidiyorlar. Hz. Vahşi (ra) de içlerinde acayip kabadayıydı biliyorsunuz. Büyük bir coşku ile tekbirler getirerek içeri girip her yeri ateşe veriyorlar. Yanmayan kısımları da yıkıyorlar böyle dümdüz arazi her yeri birbirine katıyorlar. Sabaha mahvoluyor o sistem bütün o silahları da ele geçiriyorlar döşeme altına yerleştirdikleri silahları da böylece o bela ortadan kaldırılmış oldu. Münafıklar öyle yaparlar genellikle ayrıldıklarında direkt küfür üslubu kullanmaz. Mesela “garibanlara yardım edeceğiz” der “biz daha iyi dini yaşayacağız, Allah’ın Kitabı’na, İslam’a hizmet için geldik, mescitler açacağız, Kuran üzerine eğitim vereceğiz” bu iddia ile ortaya çıkar münafıklar. Ahlaksız oldukları için Müslümanların nefretini üstlerine çekmemek için böyle kahpece bir plan yaparlar ki Müslüman görünümüne verip Müslümanların dikkatini dağıtmak belki Müslümanlardan da oraya geçenler olur diye böyle Müslümanca sloganlar kullanırlar. Mescit yapmalarının nedeni de o yoksa nefret ediyorlar İslam’dan, Kuran’dan, Peygamber (sav)’den. Ama alçak adamlar zarar vermek için bu tip oyunları, bu tip yöntemleri kullanırlar. Mesela “garibanlara imkan tanıyacağız” işte “şunlara şunu yapacağız” gibisinden.

 

Münafıklar Sözde İyi Niyet Adına Ortaya Çıkarlar. Kendi Ahmak Kafasıyla Kendilerinin Ne Kadar Mantıklı Peygamberimizin Haşa Mantıksız Olduğu İddia Ederler

Münafık kendince samimiyet iddiasıyla ortaya çıkar ama kendi işine bakar fakat aşağılanmaktan korktuğu için de hep Müslüman sloganlar kullanır. Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında da ayetle Peygamberimiz (sav)’e karşı mücadele veriyorlar. Ayet ona iniyor Peygamber (sav)’e ayetle karşılık veriyorlar “Allah’ın Kitabı’nda bu yazıyor” diyor Peygamber (sav)’e akıl veriyor. Peygamber (sav)’e dürüstlük öğretmeye kalkıyorlardı, samimiyet öğretmeye kalkıyorlardı halbuki dinden nefret ettikleri belli alçak ve kahpeler. Ama tabii biraz kökenine baktığımızda münafıkların kendi işinde gücünde olduğunu görürüz. Kendi eğlenceleri, kendi egoistlikleri, kendi bencillikleri ama o ahlaksızlıklarının anlaşılmasını istemezler o yüzden hep böyle ahlaki prensiplere sadık, samimiyete, dürüstlüğe çok önem veren adamlarmış gibi kendilerini gösterirler. Tarih boyunca hep bu böyle olmuştur hiç şaşmamıştır.

 

Peygamberimiz Döneminde Münafıklar Bir Gün Peygamberimiz’e Bir Şey Olur da Ganimetler Kendilerine Kalır Umuduyla Nöbet Tuttular, Peygamberimiz’in ve Müslümanların Muazzam Zenginleşmesine Vesile Oldular

Şeytandan Allah’a sığınırım; “Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafikun Suresi,63)

Çünkü oyun olarak söylüyorlar yani inanmadığı halde söylüyor. Ama ahmaklar bak yıllarca on yıl, on iki yıl, birçoğu mesela on yedi yıl, on sekiz, yirmi yıl Peygamber (sav)’e hizmet etti bunlar. Nöbet tuttular, birçok gazveye katıldılar, birçok ganimet getirdiler Peygamber(sav)’in zengin olmasında çok büyük emekleri var. Ama sonunda Peygamber (sav)’e bir şey olup da bunlara kalacağını zannetti bu ahmaklar. Baktılar ki Allah koruyor Peygamber (sav)’e hiçbir şey olacak gibi değil o zaman anladılar ki kerizin tam dik alası, enayinin tam enayisi yani kerena olduklarını anladılar keriz ve enayi olduklarını. O zaman kitleler halinde Peygamberimiz (sav)’den ayrılmaya başladılar üç yüze yakın münafık çıktı o devirde. Ve hep bunlar dürüstlük adına din adına ortaya çıktılar Peygamber (sav)’e akıl vererek -haşa- Peygamber (sav)’in samimiyetsiz olduğunu iddia ederek, Peygamberimiz (sav)’in rahatına düşkün olduğu kendilerinin asıl çile çektiği. Peygamber (sav); Allah ona rahatlık veriyorsa Allah veriyor. Sen mi veriyorsun ona rahatlığı? Zenginlik veriyorsa Allah veriyor. Ayette diyor “Ben verdim sana zenginliği” diyor. Münafıklar “bizim sayemizde zengin oldu” diyorlar. Allah da “Ben zengin ettim” diyor. Onların tek yaptığı Allah’ın onları kullanması, keriz ve enayi olmaları başka bir şey değil. Enayiliklerine, kerizliklerine doymasınlar. Bütün gençliklerini verdiler o zaman Peygamberimiz (sav) zamanında ve çöllerde rezil kepaze olarak sonunda sürünerek öldüler. Hep yalnız yaşadılar genelde köpek gibi aşağılanarak yaşadılar.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264200/sayin-adnan-oktarin-7-kasimhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264200/sayin-adnan-oktarin-7-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171107t_10.jpgTue, 28 Nov 2017 08:14:08 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 6 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 6 Kasım 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ilik kanserinden vefat eden Kocaeli’de sınıf arkadaşı Nebi Güdük’ün cenazesine katıldı. Cenaze töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz ölümle birlikte ölmeyiz, ölüm bizim için diriliştir” dedi.)

Tayyip Hocam’ın dindarlığı çok güzel. Güzel bir mürşitlik görevi de yapmış oluyor. Sık sık eline geçen her fırsatta imandan Kuran’dan güzel mesajlar veriyor. Bu rastlanan bir durum değil. Daha önce rastladığımız bir durum değil. Ona bereket hayır getiriyor bu, çok doğru ve güzel yapıyor, maşaAllah. Ama Tayyip Hocam’ın düşmanı çok. Çok titiz sahip çıkalım çok dikkatli olalım, şahsına. Çünkü Abdülaziz’i, Adnan Menderes’i hepsini devirdiler. Abdülhamit’i şunu bunu herkesi. Tayyip Hoca’yı deviremiyorlar, çünkü yanında Mehdiyet var. Metafizik bir durum var. Normalde devirmeye kalktıklarının hepsini devirmişler yani direnen olmamış. Devirme kararı aldıklarını mutlaka devirmişler. Ama bak Tayyip Hoca’ya güçleri yetmiyor. Bu, Mehdiyet’in bereketidir, Mehdiyet’in vesilesidir. Ve yetmeyecek de güçleri göreceksiniz yetmeyecek. İstedikleri kadar uğraşsınlar netice alamazlar. 

 

Kuran’ın Tamamında Hayranlık Uyandıran Matematiksel Bir Uyum Var. İnsanların Çoğu Bu Konuyu Pek Bilmiyor, Bilseler de Pek Üzerinde Düşünmüyorlar

Kuran’da çok hayret verecek matematik bir uyum var. Her yerinde her sisteminde müthiş bir uyum, matematiksel uyum. Bu, insanlar tarafından o kadar bilinmiyor. Yani bilinse de o kadar düşünülmüyor. Her biri ayrı mucizedir. Mesela gün kelimesi 365 kere geçiyor. 1 yıl 365 gün, tam 365 kere geçiyor Kuran’da yayılmış olarak. Günler 30 kere geçiyor, ay malum 30 gün. Ay kelimesi 12 kere geçiyor, yıl 12 ay. Ceza 117 kere geçiyor, affetmek iki misli 234 kere geçiyor, bak affetmek 234 kere iki misli, ceza 117 kere. “De, 332 kere, dediler 332 kere. Dünya 115 kere geçiyor, ahiret kelimesi de 115 kere geçiyor. Şeytan 88 kere geçiyor, melek 88 kere geçiyor, karşıtı. İman 25 kere geçiyor, karşıtı küfür 25 kere geçiyor. Cennet 77 kere geçiyor, cehennem 77 kere geçiyor tam karşıtı. Böyle yüzlerce matematik oran var, 9’larla, 7’lerle, 19’larla kodlamalar var. Huruf-u mukaattayla ilgili olanlar da önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacağını tahmin ediyorum. Mesela sıkıntı 13 kere, huzur 13 kere. Bitki 26 kere, ağaç 26 kere. Musibet 75 kere, şükür 75 kere.

 

Eğer Bir İnsan Sana Yakın Olmuyorsa, Allah Nasip Etmiyordur. İlla Olacak Diye Bir Şey Yok, Olmuyorsa Ahiretin İçin Hayır Vardır

Mesela bir bey bir kızı çok seviyorum diyor, evlenemeyeceğini de anlayınca intihar ediyor veyahut kız aynı şekilde. Mantığı yok, nihayet karşısında bir görüntü var Allah bir görüntü meydana getiriyor, insan görüntüsü meydana getiriyor. O insan görüntüsü tamamen Allah’a aittir. O görüntü ona nasip olmuyorsa yakın olmuyorsa onu da Allah meydana getiriyor. Dolayısıyla orada hayır araması gerekir. İlla olacak diye bir şey yok. Olmuyorsa onun için hayır vardır. Ahireti için hayır vardır, dünyası için hayır vardır. Orada şeytani bir moda geçtiği anlaşılıyor. Neden? Çünkü putlaştırıyor. Put da şeytanlaşıp onu boğmuş oluyor. Bir insanı bir insan putlaştırırsa o ona artık zarar verecek şekle gelir. Ama Allah’ı sevdiğine inanırsa Allah’a hayran olduğunu, Allah’a aşık olduğuna inanırsa her ne olursa olsun onda hayır ve güzellik arar. Ama o arkadaş kimse o insanlar karşısında müstakil bir varlık olduğuna inanıyorlar. Bağımsız bir put olduğuna, ilah gibi bir varlık olduğuna inanıyorlar. Bu, Allah’ın zoruna gider. O zaman hem Allah bunu nasip etmez, hem de cezalandırır. O yüzden şirkten şiddetle kaçınmak, insanları putlaştırmaktan kaçınmak, insanları Allah’ın tecellisi olarak sevmek, ona duyduğu aşkın Allah’a olan aşk olduğunu bilmek durumunda kardeşlerimiz.

 

(“Bir mürşide bağlı olmadan insan kendini eğitebilir mi?” izleyici sorusu)

Gerçek iyi, akıllı bir mürşitse çok iyi olur. Tabii öğretmensiz okul olmaz, öğrenciler okula gittiklerinde isteseler kitaplarını okuyup kendileri kendilerini yetiştirebilirler. Orayı bir kütüphane gibi kullanabilirler ama okullarda öğretmen tayin ediliyor. Müminler için de tabii öğretmene ihtiyaç var. Her ne kadar yeni yeten bazı tipler mürşide hocaya gerek yok diyorlarsa da kendileri zaten hocalık yapıyorlar. Halkı toplamış 500 kişiyi “hocaya gerek yok ey millet” diyor. Peki sen ne yapıyorsun? Adamlar da onu alkışlıyor. “Hocam, sana bir soru daha soracağız” diyorlar ona da cevap veriyor “hocaya gerek yok” diyor. Yoksa senin ne işin var orada, değil mi? Armut gibi gitmişsin adamların arasına oturmuşsun, bazı tipler için söylüyorum. O zaman samimiyetsizsin. Benim bildiğim bazı tipler için. Dolayısıyla mürşit tabii ki gerekir ama mesela cahil akılsız bir adama tabi olmak yanlış olur. Özellikle cahil insanların cahil insanlara tabi olması olmaz. Biraz ufku geniş olması lazım. İnternetten şuradan buradan araştıran insan olması lazım. Vicdanına da danışması gerekiyor. Oluyor mesela Güneydoğu’da dağlık yerlerde şurada burada Irak’ta, Suriye’de de oluyor. Adam mürşidim diye ortaya çıkıyor, işte gözlerini boyamış, kafasında sarık, elinde tesbih falan ama zır cahil adam ve tehlikeli bir tip, gidip ona tabi oluyorlar. Öyle olmaz. Doğrusu internetten araştırarak bakarak, kendi de düşünerek ve o insanın icraatlarına bakarak “Ne yapmış, kimin hidayetine vesile olmuş? Mesela Darwinizm’e karşı mücadele vermiş mi? Materyalizme karşı mücadele vermiş mi? Deccaliyete karşı mücadele vermiş mi? Homoseksüelliğe karşı mücadele vermiş mi? PKK’ya karşı mücadelesi var mı? Vatanın birliği bütünlüğü için gayret etmiş mi? İman hakikatleri anlatmış mı? Kuran mucizeleri anlatmış mı? Yazıları yayınlanmış mı? Kitapları var mı? Eserleri var mı?” Böyle bir durum varsa bir de kıyaslayarak etkisine bakarak vicdanen samimi kanaatle o kişiyi insan mürşit edinebilir.

 

(2015 yılında Mardin’de terör örgütüyle girilen çatışmada gazi olan ve belden aşağısı tutmayan Jandarma Astsubay Çavuş Muzaffer Oktay ve yine 2016 yılında Kars Sarıkamış’ta teröristler ile girilen çatışmada gazi olan, sol bacağını kullanamayan Jandarma Uzman Çavuş İbrahim Kızılkaş ile aynı araçtaki aileleri trafikte çıkan tartışmanın büyümesiyle darp edilerek hastanelik edildiler. Gazi Muzaffer Oktay’ı otomobilin içerisinde, İbrahim Kızılkaş’ı ise koltuk değnekleriyle ayakta durmakta zorlanmasına aldırış etmeden otomobilin dışına çıkartarak darp ettiler.)

Onu bulsunlar, öyle bir şey olmaz. Biliyordur arkadaşları falan çevresi de biliyordur. Bir de gazilere silah verilmiyor mu bu nasıl oluyor o? Tabii gazilerin beylik silah olması lazım. Bir de gazilik madalyası olması lazım yakasında belirleyici olarak. Bu iki hususta eksiklik olmaması gerekiyor. Gazi madalyası olması ve madem çatışmada yaralanmış gazi olmuş değil mi, kendini koruması için silahı bulunması gerekir. Ama bu şahısların tabii bulunması çok önemli. Hukukla kanunla da burunlarından fitil fitil getirilmesi çok önemli. Zannederim polis gereğini yapacaktır. Polis, asayiş şubesi, ilgili şubeler ve alaka tetkikine girecektir tahmin ediyorum muhtemelen. Alaka tetkikinde her birim ayrı ilgi alaka gösterip konunun ne olduğunu tahkik ederlerse, neden böyle şeyler yaptıklarını detaylı araştırırlarsa çok iyi olur. Alaka tetkikinin uzun sürmesi lazım. Her şubenin ayrı değerlendirmesi gerekiyor. 15 gün, 1 ay savcılık izin alırsa bu tiplerin ne olduğunu iyice anlamakta fayda var. 

 

(Amerika’nın Teksas Eyaleti’nde kiliseye giren bir kişi ibadet eden insanlara ateş açtı. Saldırıda en az 26 kişinin öldüğü, 30 kişinin de yaralandığı söylendi. Teksas polisi saldırganın vurularak öldürüldüğünü açıkladı.)

Kardeşim tamam da kilise kapısında hiç görevli insan olmuyor mu? Bu kadar insan var içeride mesela 100 kişi 150 kişi oluyor. Bu insanların can güvenliği niye önemsiz oluyor? İti girer çakalı girer, hırsızı soyguncusu girebilir, manyağı, ruh hastası girebilir kapıda güvenlik görevlisi olması lazım. Nöbetleşe oradaki insanlar da tutabilir, değil mi? Bu görevi yerine getirebilirler. Mesela kilisenin papazı görevlendirsin. Her hafta 4 kişi kapıda güvenlik önlemi alacak. Zaten silah serbest hepsinde silah var kapıda beklerler. Adam zaten elinde koskoca silahla geliyor arabadan iniyor, elinde silahı sallaya sallaya içeriye kadar geliyor bacaklarını ayırıp ateş etmeye başlıyor. Herkes işinde gücünde. Herkesin dikkati kapalı böyle olur mu? Kapıda adamı karşılamak mümkün, elinde silah varsa hemen etkisiz hale getirirsin, uyarırsın vermiyorsa bir şekilde elinden alırsın. Kapıyı da kapatırsın içeriye sokmazsın.

 

Müslümanlar Fert Fert Olsunlar Söylemi, Müslümanların Bölünüp Parçalanıp Güçsüz Başsız Olması İçin İngiliz Derin Devletinin Ortaya Attığı Bir Plandır

Müslümanlık toplu yaşanan bir din. Tek tek, fert olarak yaşanan bir din değil. Bütün ibadetler topluluğa göredir Kuran’da. Mesela zekat olması için Müslüman gerekir, affetmek için Müslüman gerekir, şefkat için Müslüman gerekir, istişare için Müslüman gerekir. Her yerde, her şeyde Müslümanlar birlikte, mücadeleleri de birlikte. Ne diyor Allah Kuran’da? Şeytandan Allah’a sığınırım, “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlikte mücadele edin” diyor Allah. Dolayısıyla fert fert o İngiliz derin devletinin istediği bir şey. Müslümanların bölünüp parçalanıp, güçsüz, başsız olup rahat idare edilebilmelerini sağlamak için ortaya attığı bir fikirdir. Sakın bu fikre karşı duyarsız olmayın, çok dikkatli olun. Şeytani bir oyun yatıyor onun arkasında. İyi niyetle söylenen bir şey değildir. Tabii ki sen iyi niyetle söylüyorsun. Söyleyenler de iyi niyetle söylüyorlar ama aslında bir oyunun parçasıdır o. Müslümanları başsız olmaya çekmeye gayret ediyorlar. Halbuki ayette, “İçlerinden emir sahiplerine itaat ederler” diyor. Müslümanların mutlaka cemaat halinde, topluluk halinde olması gerekir ama buna tabii tarikat olmasına gerek yok. İlla tarikat, şu, bu falan anlamında olmaz.

 

(Avesta Kurd’de yer alan bir habere göre Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad Amerikalı bir heyet ile şekli ve yöntemi ne olursa olsun Kürtlere has özel bir yönetimi kabul etmeyeceğini ve Suriye’de bir diğer Kürdistan’ın oluşumuna izin vermeyeceğini söyledi. Suriye demokratik güçleri ile YPG’yi açık bir dille tehdit eden Beşar Esad, kontrolleri altında bulunan bölgeleri diyalog ve ulusal anlaşma yoluyla Suriye devletine teslim etmemeleri halinde kendilerinin bunu askeri yolla teslim alacakları tehdidinde bulundu.)

Meşru olan Suriye devletine bence destek olmak lazım. Meşruiyetini kaybetmiş kısmına destek olmasınlar ama meşru olan Suriye devletine destek olup Suriye devleti ile de ittifak ederek, meşru olan Suriye devletiyle ittifak ederek PKK’yı bölgeden tamamen kazımak gerekiyor. İran, Türkiye ve Suriye ittifak etmesi lazım. Ve PKK’ya göz açtırmaması lazım. Hükümetten rahatsız ise hükümetin meşru olan kısmı vardır onunla bağlantı kurulur. Yani hükümetin meşru olabilecek kısmını hükümet göstersin. Yani hiçbir olaya karışmamış hiçbir şeye karışmamış bir kısım göstersin hükümetin o kısmıyla hükümetimiz bağlantıya geçsin. Meşru hükümetin dışında hükümet olmaz. Yani onun pek anlamı olmaz.

 

(ABD Savunma Bakanlığı Almanya öncülüğünde Yunanistan’da gerçek füzelerle savunma tatbikatı yapılacağını açıkladı. İki yüzden fazla Amerikan ve yaklaşık üç yüz yetmiş Alman askerinin Almanya’nın öncülük ettiği Patriot ve Stinger hava savunma sistemleri tatbikatına katılacağı ve gerçek füzeler fırlatacağı bildirildi. Yapılan açıklamada düzenlenecek tatbikat için potansiyel rakipleri caydırmak denildi. Potansiyel rakip sözleri Türkiye olarak algılandı. Bunun terör koridoruna izin vermeyen Türkiye’ye müttefik ablukası olduğu söyleniyor.)

Türkiye’de zaten öyle bir roket yok ortada ki öyle bir şey olsun. İki yıl sonra gelecek roketlerden bahsediliyor. Adam şu anda tatbikat yapıyor. Türkiye’nin uzaktan yakından alakası yok. Türkiye’nin de hava savunma sahası da yok zaten o anlamda. Ama bize gelen gelsin. Belasını arıyorsa, yamukluk yapmaya kalkarsa bin pişman ederiz. Hukukla kanun ile.

 

Sadece Allah’tan Korkup “Ya Rabbi Benden Diğer Korkuları Kaldır Sadece Sen’den Korkayım” Diye Dua Etmek Gerekir

Korku derken makul refleksler gerekir. Bomba patladığında insan şöyle bir hoplar yani. Çünkü hemen röle değiştirmen gerekir. Gözünü kapatacaksın ki değil mi tehlikeden korunabilesin. Yahut adam silah doğrultur adrenalin gelir insana adamı havalandırır, bahçenin kenarına atar adamı. Kuvvet gelir, korku demeyelim de, heyecanın faydası olur riskli konumlarda. Yani onu biz korku olarak adlandıramayız. Savunma refleksi diyebiliriz. Gelecek korkusu falan olabilir. O yanlış. Allah’a güvenmek tevekkül etmek lazım. Çünkü gelecekte ne olacağı belli değil. “Yetmiş yaşında ben ne yapacağım seksen yaşında?” ne biliyorsun o kadar yaşayacağını değil mi? Hiç sebepsiz bir şeyle ölebilirsin. Dolayısıyla sadece Allah’tan korkup “Ya Rabbi benden diğer korkuları kaldır. Sadece Sen’den korkayım” diye Allah’a dua etmek lazım.

 

(Türkiye’yi darbeden bir gün önce “orduda hareketlilik var” diye uyaran Putin’in danışmanı Aleksandr Dugin Türkiye’yi bu kez Amerika’dan geleceğini iddia ettiği ekonomik yaptırımlara karşı uyardı. Şunları söyledi Dugin “Darbeden önce CIA Putin’in etrafındaki etkili isimleri organize etti. Fakat Putin ikna olmadı çünkü bu Türkiye’nin sonu demekti. Daha önce söyledim darbe sonrası için Kürtler isyan çıkarma hazırlığı yapmıştı. ABD’nin şimdi de pek çok faktörü bir araya getirecekleri bir strateji izleyeceğini düşünüyorum. Mesela etnik çatışma, ekonomik, sosyal tehditler, siyasi ve askeri elit içerisinde Erdoğan karşıtı huzursuzluk yaratmak. Amerikalılar bütün zayıf noktaları kullanmaya çalışacaktır.”)

Amerikalı diye bir şey yok. İngiliz derin devleti vardır. Amerikalılar kovboy tiynetli garibanlardan oluşan insanlardır. Saftırlar çoğu. Ve kullanılırlar. Hep kullanılmışlardır. Yüz elli yıldan beri de kullanılıyorlar. Yeni kurulan bir topluluktur. Yani bir İngiliz istihkam birliğidir Amerika aslında. Bir İngiliz yapılanmasıdır. İngilizlerin oluşturduğu bir insan kampıdır. Ve onları kullanıyorlar. Dolayısıyla doğrudan İngiliz derin devletinin Tayyip Hoca’ya bir atağından bahsedebiliriz. Onun için de millet olarak etrafında kilitlenelim. Çok iyi koruyalım Tayyip Hoca’yı, muazzam bir zırh oluşturalım. Hiçbir şey yapamazlar hiç. Bütün mesele her ne pahasına olursa olsun Tayyip Hoca’yı savunmak. Partiler değil, parti bizi ilgilendirmez. Şahsını çok iyi korursak İngiliz derin devletini bu mahvedecektir. Yani çok muazzam bir açmaza sokacaktır. Ve prestijini yerle bir eden bir şey bu. İngiliz derin devleti rezil kepaze oldu. Çoktan Suriye’yi parçalamıştı. Çoktan da Irak’ı parçalamıştı. Çoktan da Güneydoğu’yu almıştı. Yapamıyor o yüzden kudurma alametleri gösteriyor. Bizim yapacağımız şey çok iyi tavır almak. Ve Tayyip Hoca’yı çok iyi koruyup kollamak. İngiliz derin devletine tavır alacağız, deşifre edeceğiz, anlatacağız, herkese tanıtacağız İngiliz derin devletini deccaliyeti. Ve Tayyip Hoca’yı da hangi parti hangi düşüncede olursa olsun etrafında kümeleşerek koruyacağız.

 

Evrim Teorisi, Tesadüf Gibi Kör Bir Düşüncenin Muazzam Bir Geometri, Muntazam Bir Altın Oran Yapacağına, Gören Duyan Bir Şuur Meydana Getireceğine İnanmaktır

Tesadüf gibi kör bir düşüncenin katrilyonlarca harika yapacağına inanmak. Yani muazzam bir geometri meydana getireceğine inanmak. Muazzam bir altın oran yapacağına inanmak, fizik ve kimya kanunları yapacağına inanmak, her şeyi ince ince tasarlayacağına inanmak, ruh yaratacağına inanmak, gören bir şuur, duyan bir şuur, dokunan bir şuur. Koklayan bir şuur, tadan bir şuur meydana getireceğine inanmak kalitesiz bir beyin görüntüsü verebilir. Kalitesiz bir düşünce görüntüsü verebilir. Çünkü böyle bir şeye inanan neye inanmaz yani insan onu düşünür. İkincisi bu alenen Allah inancını ortadan kaldırmak için ortaya konmuş çok ilkel bir felsefe olduğu anlaşılıyor. Çok ilkel bir felsefe, tarihin en geri devirlerinden beri bu var. Akatlar, Sümerler, Eski Yunan hepsinde var.  Hepsi aynı tesadüf ilahına inanmışlar. Burada da tesadüf ilahı var. Ayrıca bunu Müslümanlığın içine sokmaya çalışıyorlar bu da çok ayrı bir hata. Çünkü Allah’ın yaratılışı çok garip bir şekilde meydana getirdiğine inanıyorlar. Önce işte çamurlu bir su meydana geliyor. Sonra o suyun içinde bir protein yanlışlık ile meydana geliyor. Yanlışlıkla başka bir protein ile bir araya geliyor. Sonra yüzlerce protein yanlışlıkla birbiriyle çok düzgün şekilde birleşiyor. Sonra bu proteinler yüzlerce birleşmiş proteinde yüzlerce başka protein ile yüzlerce düzgün biçimde birleşiyor. Ve sonunda bu protein topluluğu birdenbire hücre olmaya karar veriyor. Hücre oluyor. Yani kepazelik, rezalet diz boyu. İnsan utanıyor şu kafaya nasıl insanlar inanıyorlar. Şu rezalete nasıl inanıyorlar, hayretler içinde kalıyoruz. 

 

(Arabistan’daki gelişmelerle ilgili BBC’ye konuşan London School of Economics’in konuk öğretim üyesi Profesör Madavi El-Raşhid, olayları yolsuzlukla mücadele bağlamında değerlendirmenin zor olduğunu söyledi. Şöyle devam etti; “Bu Muhammed Bin Salman’ın kendisine yönelik desteği konsolide ettiği bir tasfiye hareketi, karşısında kalan son kuzenini de (Prens Miteb bin Abdullah) ortadan kaldırmak istiyor. Bu kuzeni son derece modern paramiliter güçleri kontrol ediyor ve veliaht prense karşı çıkma gücünü elinde tutuyor.”)

Aman kardeşim aman çok dikkat edin Suudi Arabistan’da bir Türk birliği olsun bak Suudi Arabistan “hayır” dedi ama çok tehlikeli olarak hayır dedi. Türkiye’nin bir tümeni Kabe’de bir tümeni de Riyad’da bulunabilir. İki tümenimiz bulunabilir Türk tümeni onlar da tabii ona göre bir koruyucu ve ağarlayıcı bakış açısıyla yaklaşmaları gerekir yani kendileri istemesi lazım bunu, mutlaka Suudi Arabistan’da Türk tümeni bulunsun, en az iki Türk tümeni bulunsun gidişat normal değil. Suudi Arabistan’ı yıkamayı düşünüyorlar İngiliz derin devleti Suudi Arabistan’ı ellerinden almayı düşünüyor, zenginliklerine göz koydular önce petrolün değerini düşürdüler üçte iki azalttılar hızlarını alamadılar şimdi tamamen yıkıp ele geçirmeyi düşünüyorlar. Tayyip Hocam “Orda bizim askeri birliğimiz olsun” dedi Suudi Arabistan reddetti çok büyük bir hata yaptılar. Hemen yeniden düşünsünler en az iki tümenimiz bulunsun orada. Biri Mekke’de, biri Riyad’da inşaAllah.  

 

Münafık İslam’ı Yaymak İçin Bir Şey Yapmaz. Yayanları da Engellemek İster

Münafık İslam’ı yaymak için bir şey yapmaz yayanlara da, İslam’ı en güzel şekilde tebliğ edenlere de engel olmaya çalışır. Onları dağıtmak, faaliyetlerini durdurmak mesela kitap dağıtıyorsa kitap dağıtmasını durdurmak ister, Darwinizm’e karşı mücadele yapıyorsa onu durdurmak ister, homoseksüelliğe yönelik onu durdurmaya yönelik bir çalışma yapıyorsa onu da durdurmak ister, Rumiliğe yönelik onu durdurmaya çalışan bir faaliyet varsa onu da durdurmak ister. İman hakikatlerini anlatmasını istemez Müslümanların, Kuran mucizelerini anlatmalarını istemez, kendi zaten hiçbir şey yapmaz ancak kendi çıkarına uygun ayetleri zaman zaman kendi çıkarına göre yorumlayarak kullanır onun dışında münafık ayetten, Kuran’dan çok şiddetli şekilde hoşlanmaz, çok rahatsız olur.

 

(“Günümüz gençliğinin uyanıklığı hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

İyidir uyanık olması canlı olsunlar, uyuşmuş uyuntu çok kötü şizofren gibi görüntüdense canlı aktif bir gençlik çok daha güzeldir. Uyuntuluk şeytanın etkisiyle olur yani böyle içine kapalı, bitkin gelenekçi Ortodoks sistem bunu çok takviye eder yani bakışlar ağırlaşmıştır, konuşma ağırlaşmıştır, hareketler ağırlaşmıştır oryantasyon düşüyor artık yani hiç hoş bir şey değil akıl hastalarında falan görülen özellikler bunlar. Canlılık normal insanın vasfıdır, uyanıklık da öyle bir gencin ateş gibi olması lazım, böyle bitaplık, içine kapalılık, terbiyelik adına, efendi kız adına, efendi delikanlı adına böyle şizofren bir karaktere girmek ahmaklıktan başka bir şey değildir, bu aptalcadır din böyle bir şey söylemez, İslam böyle bir şey söylemez. Aptal olan, bir şeyi anlamayan, hayatı anlamayan, cinselliği anlayamayan işte dünyayı anlayamayan, tarihi, felsefeyi hiçbir şeyi anlayamayan ahmak görünümünde bir fotoğraf meydana getirmek diyelim; bu insanın üstünlüğünü değil de aptallığını vurgular bazı tipler yapar onu yani hiçbir şeyden anlamayan, hiçbir şey bilmeyen, dünyayı tanımayan dolayısıyla da saftır, temiz kalplidir ama ahmaklık da her yerini kaplamıştır. Bakışlarında ahmaklık vardır, konuşmalarında ahmaklık vardır iki lafı bir araya getiremez. Vay evladım derler bu içine kapalı, çok terbiyeli bir kız, ağzı var dili yok yahut çocuk için de öyle derler ağzı var dili yok. Altına bir konuşur gümüşü hiç söylemez falan akıl hastası tarifi ediyorlar aslında orada, manyak tarif ediyorlar onu güzel bir şey tarif ediyor gibi tarif ediyorlar.

 

(İstanbul’da katil bir baba küçük oğlunu bıçaklayarak öldürdü. Bu kişinin oğlunu daha önce küçük çocuğu öldürmekle tehdit ederken çekilmiş görüntüleri aile efradına ve boşandığı eşine gönderdiği ortaya çıktı. Küçük çocuğun akrabaları bu görüntüleri görünce polise başvurmuşlar, “bu adam oğlunu öldürecek önlem alın” demişler. Polis katil babayı bir günlüğüne gözaltında tutup ertesi gün serbest bırakmış. Adam da gidip savcılıktan oğlunu görmek için izin kağıdı almış, bunun üzerine akrabalar yine çocuk şubesine gidip durumun tehlikesini anlatmışlar. Ancak polisler “darp yoksa görmesine engel olamayız, bir şey yapamayız” diye cevap vermiş. Olay açık açık geliyorum dediği halde önlem alınmadığı için öldürülen çocuğun akrabaları emniyet ve savcılıktan şikayetçi oldu.)

Otuz kere söyledim ben “ölüm tehdidinde olay ciddiye alınsın” dedim. Polis “bizim yetkimiz yok” diyor. Tamam olabilir de ama kanun çıkarılsın o zaman. Bu tip olaylar için kanun çıkarılsın. O kadar kolay ki adamın alırsın gözlüğünü bir kere koyarsın gel şöyle otur dersin sandalyeye on beş gün kadar emniyette sorgulansa neden bu düşünceye kapıldığını anlamak mümkün olur. Bence polis ikna da eder kanaati gelir bir daha da yapacağını zannetmiyorum. Bu kadar açık bir olayda olay geliyorum dediği halde tedbir alınmaması çok çok vahim. İlgili polis kimse artık, savcı mı her kim olursa olsun benim kanaatim ilgili kanun maddelerine göre tecziye olmaları gerekir.  Yani bu nasıl bir şey. Eğer şöyle diyebilir polis veyahut savcı da kanunlar yetersiz diyorsa o zaman mecliste hemen kanun çıkarttıralım. Böyle olmaz bunu aylardan beri söylüyorum. Konu uzadıkça uzuyor. Adam “ben öldüreceğim” diyor bitti. Bak adamlar her türlü tedbire başvurmuşlar. Buna rağmen gidip çocuğu teslim etmenin alemi nedir?

 

Allah Bize Doğru Olanı Sürekli Vahyeder. Bir Altıncı His Gibidir Bu Vahiy. Kalbimizde Onun Doğru Olduğunu Hissederiz

Vicdan senin kalbinde her an sana bilgi olarak sana sunulur zaten. Hemen anlaşılır. Yani kalbine muntazam Allah hitap eder. Mucize olarak bu ömür boyu insana Allah yol gösterir ve hitap eder sadece ona uyacağız o kadar. İnsan hiç yalnız bırakılmıyor. Hani diyor ya “ben kime danışayım?” Kime danışacaksın? Allah’a danışacaksın. Allah sana vicdanına hitap ediyor zaten “söylüyorum” diyor Allah ayette. “Ben söyledim” insan onu anlar ne dediğini bilir Allah’ın. “Nasıl anlayacağım?” Hemen anlarsın. Ama mantıkla bozmaya çalışıyorlar, vicdanın hükmünü vicdanla bozmak yanlış olur. Bu haram olur. Vicdan ne diyorsa ona uyacaksın ister işine gelsin ister işine gelmesin.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264199/sayin-adnan-oktarin-6-kasimhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264199/sayin-adnan-oktarin-6-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171106t_08.jpgTue, 28 Nov 2017 08:13:41 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 5 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 5 Kasım 2017

 

(Diyarbakır’da dün terör örgütü PKK’nın hücre evine düzenlenen operasyonda çıkan çatışmada şehit olan Özel Harekat Polisi Ahmet Alp Taşdemir’in cenazesi düzenlenen törenle memleketine uğurlandı. Şehidin Diyarbakırlı eşi Yeşim Taşdemir törende ağlayan kızına “Ağlama kızım, bugün babanın düğünü, bugün babanın en şerefli en onurlu günü” diye seslendi.)

Helal olsun helal olsun. Annenin kabadayısı makbul annedir çok güzel konuşmuş tebrik ediyorum. Herkes ölecek, çocuk da ölecek, eşi de ölecek, biz de öleceğiz herkes ölecek bu dünyada kimse kalmaz. Şerefli güzel bir ahiret hayatı güzedir, önemli olan budur. Yoksa nedir yani 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl hadi 40 yıl olsun yaşamak nedir? Herkes gidiyor ve gidecek. Gitmenin sonsuzluğa olduğunu bilmek, Allah’ın bunu bize bildirmiş olması bizim müthiş sevincimize vesile oluyor. Bize müthiş mutluluk veren en büyük nimetlerden biridir sonsuzluk. Dolayısıyla şehidimizi tekrar tebrik ediyoruz, anneyi de tekrar tebrik ediyoruz. Bak, artık şehit ailelerinde hep böyle asil cevaplar görüyoruz eskisi gibi değil. Fenalık geçirmeler falan yok artık. Ne diyor? “Allah aldı cennete gitti şeref duyuyoruz, onur duyuyoruz” bu. Bayağı güzel tebrik ediyorum. Allah güzel bir sabır, güzel bir hayat, güzel bir onurla uzun yaşatsın geride kalanları, inşaAllah.

 

(Peygamber Efendimiz (sav)’in en nefret ettiği şey neydi?)

Bütün peygamberlerin en nefret ettiği şey ve herkesin nefret etmesi gereken şey şirktir yani Allah’a karşı en çirkin hareket şirk. Mesela bu herhangi bir baş ağrısı ilacında da olur, dersin ki “ben bu ilacı alırım bu ağrı geçer.” Ne geçirecek diyor? “İlaç geçirecek” diyor. Nasıl bir ilaç? Parmak ucu kadar bir hap. Nerede görüyorsun? “Beynimin içinde görüyorum bu görüntüyü” diyor. Ağrıyı kim yarattı? Allah. Hapı kim yaratıyor? Allah. Geçiren kim? “Hap geçirdi” diyor, bu şirk Allah şifa verir. Allah rahatsızlandırır, Allah şifa verir bu bilinecek. Ama tabii dünyanın en iğrenç mahlukları da münafıklardır. Müşrikten daha beterdir münafık. En beter, en pislik onlardır kahpedir. Müslümanlara Müslüman gibi yaklaşır, verem mikrobu gibi bünyenin içinde uzun süre kalır bir kanser gibidir. Yavaş yavaş bünyenin içinde gelişir, bünyeyi yıkmaya yönelik faaliyet yapar ama müminlerde bu hep Allah tarafından şifa tarzında o ur çıkarılır atılır. Bir pisliktir atılır. Peygamberimiz (sav) zamanında da münafık hareketi çok büyük bir hareketti. Bu çok hafif bir hareket gibi anlatılıyor. Halbuki orada anlatılan, ayetlerde alınan tedbirlerin hemen hemen tamamına yakını münafıklara yöneliktir.

 

Münafıklar, Peygamberimizin Kendileri Vesilesiyle Zengin Olduğunu Düşünüyor Ve Kıskançlıktan Deliriyorlardı.

Resulullah (sav)’in zenginliğine zenginlik katıyorlardı münafıklar mecburen onunla beraber gazvelere gittikleri için. Kendi eliyle getirip koyuyor önüne Peygamber (sav)’in. Mesela altın sandıklarını getiriyor, gümüş sandıklarını getiriyor, develer getiriyorlar, kendi elleriyle getiriyorlardı münafıklar. Ama tek ümitleri Peygamber (sav)’in yaşı ileri olduğu için vefat edeceğini düşünüyorlardı bir oradan, bir de savaşlarda mutlaka şehit olacağını düşünüyorlardı. Ama asıl Sasani devletinin o putperest devletin adamlarına sürekli haber gönderiyorlardı ki Peygamber (sav)’in tutuklanması için. Ömer (ra), Osman (ra), Ali (kv) hepsinin isimlerini de vermişlerdi, işte “şöyle yapıyorlar böyle yapıyorlar, sizin devletinizin aleyhinde bunlar” falan gibisinden Sasanileri tahrik ediyorlardı Peygamberimiz (sav)’e karşı. Bir gün mutlaka tutuklanacağı inancındaydılar. Ve Roma hükümetini de, deccaliyetin merkeziydi Roma, oraya da sürekli haber gönderiyorlardı “burada böyle bir hareket var haberiniz var mı?” İşte “burada organize oldular, Muhammed diye birisi var” (sav) “onun etrafında kümelendiler ekip halindeler” diye haber gönderiyorlardı. Oradan da tutuklama haberi gelecek diye bekliyorlardı. Tutuklama haberi gelince o zaman mala mülke falan hepsine konacaklarını düşünüyorlardı Peygamberimiz (sav)’in mallarına. Çünkü geceli gündüzlü yardım ediyorlardı, mal akıl almaz artmıştı Peygamberimiz (sav) zamanında muazzam bir zenginlik oluşmuştu. Develer şunlar bunlar koyun sürüleri çünkü gidiyorlar mesela ganimet olarak alıp-getiriyorlar. Ama bunda münafıklar çok gayretliydiler akıl almaz. O 300 kişi akıl almaz bir gayretle çalışıyorlardı. Sonra bunlar yavaş yavaş avanaklıklarını anlamaya başladılar bu 300 kişi. Hatta mesela Tebük Seferi’nde hem kendileri savaştan kaçmaya başladılar. Peygamber (sav)’le görüşmüyorlardı, mesela normalde sahabeler Peygamber (sav)’in yanına geliyor, onlar görüşmüyor kayıp adam ortada yok. Peygamberimiz (sav) soruyor “nerede?” diyor yok. “Şu nerde?” diyor o da yok. Yüzüne bakmaya tahammülleri yok Peygamber (sav)’in artık öfkenden kafayı yemişlerdi, haset ve kinden Peygamber (sav)’in toplantılarına gelmiyorlardı. Peygamber (sav)’in huzuruna gelmiyorlardı. Mücadeleden de kaçıyorlardı, hem de “Müslümanlar zayıf durumda” diye orada burada sürekli propaganda yapıyorlardı aleyhlerinde. İşte “güçleri yok, her an Sasaniler saldıracak, Bizans devleti saldıracak hepsi tutuklanacaklar” diye haber yayıyorlardı ve aleyhlerinde de kanunsuz olduklarına dair yani hukuka aykırı davrandıklarına dair de haberler yayıyorlardı. Sasani hükümetini öyle tahrik ediyorlardı o devlete karşı gibi göstererek. “Muhammed güç durumda. Şiddetli sıcaklarda ve çok uzak diyarlarda Ben-i Esfar’la yani Bizanslılarla savaşacak. Herhalde o Ben-i Esfar’la çarpışmayı oyuncak sanıyor” diyor Peygamber (sav)’e. “Bizans’la çarpışmayı oyuncak sanıyor. Vallahi onun ashabına bir sabah” yani 4 gibi, 5 gibi, 3 gibi akşam yani güneş doğmasına yakın yahut “ikişer ikişer iplere bağlanmış olarak görüyorum sanki” diyor. Yani Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra), Hz. Ali (kv) hepsinin tutuklandığını görüyorum diyor Peygamber (sav)’le beraber. Sonra ne olacak? O birikmiş mallara el koyacaklar ve bir talan kafası kendi kafalarınca oluşuyordu.

 

(Para söz konusu olduğunda insanların karakteri neden değişiyor?)

Para söz konusu olduğunda, işte yüksek karakterde insanlarda etkilenme olmaz. Yoksa para veyahut herhangi bir menfaat karşılığında insanlar değişebilirler. Mesela münafıkların dengesini bozan paradır. Para kazanamamak. Allah yolunda parasının yok olduğunu düşünür münafık, Allah yolunda harcamaların anlamsız olduğunu düşünür ve onu derinden sarsar münafığı yani deliye çevirir. Ama tabii kadın olsun erkek olsun para karşılığında kişiliğini bozan insanlar var. Tek çözüm yine Allah korkusu Allah sevgisidir. Yani asil bir insanın yapacağı bir şey değil. Basit insanlar basit davranışlar gösterebilir. Ama benim güzel yüzlüm asil bir kız, öyle insanlardan uzak duracaktır, yeterli olur o.

 

(Modernlik denince ilk akla ne gelir?)

Modernlik insanın içinde bir içgüdüdür. Allah tarafından vicdanına verilen bir sanat anlayışıdır. Yani bir şeyin sürekli durağan olmaması yenilenmesi. Mesela bir eşya, sürekli aynı eşyayı yapmak olmaz değiştirirsin yeni bir güzellik katarsın o modern olur. Bir daha değiştirirsin bir daha güzellik katarsın yine modern olur. Allah o yaratıcılığını sürekli eşyada, cisimde her şeyde gösterir. Yenilenmiş her şey güzelleştirilmiş, mükemmelleştirilmiş her şey moderndir. Öyle düşünebilirsin.

 

(Dua etmek insana fayda verir mi?)

Dua etmek Allah’la bağlantı demektir, Allah’a sevgi demektir, Allah’a sevgiyi ifade demektir. Duayı zaten Allah ettirir kaderde olan duayı edersin onun dışında dua edilmez. Hangi kelimeleri nasıl kullanacağın, nasıl dua edeceğin, nerde dua edeceğin en ince detayına kadar kaderde bellidir o duayı yaparsın o Allah’a olan sevgini artırır Allah da seni o zaman daha çok sever, sen de Allah’ı daha çok seversin ama sevgidir dua da.

 

(Merak ediyorum mirasınızı kime bırakırsınız?)

Miras; bütün müminler birbirlerinin velisidir ve dolayısıyla Cenab-ı Allah müminleri koruyup kollamamızı, onlara velayet gözüyle, velayet ahlakıyla, velayet korumasıyla yakın olmamızı bize emretmiştir Cenab-ı Allah. Velayet sistemi de zaten bütün malın mülkün Müslümanlarındır. Miras sağken Müslümanda bitmesi gerekir yani birikmiş bir malı olmaması lazım Müslümanın. Mesela ben mal biriktirmiyorum, hiçbir şekilde mal biriktirmiyorum, birikmiş malım yok, bankada birikmiş param yok, hiçbir şekilde biriktirmem. Kazandığımın bir ilk birkaç gün içerisinde harcarım, bir hafta bile tutmam ben dolayısıyla bütün malım, mülküm, sevgim, saygım, hizmetim Allah içindir ve müminlere dağıtılan mal da Allah için dağıtılır, Allah dağıtır ben dağıtıyormuşum gibi görünür. Malım diye zannettiğim şey Allah’a ait Allah’ın yarattığı görüntülerdir, para da bir görüntüdür, mal da bir görüntüdür onun dağıtımını da Allah yapar, sen dağıtıyormuşsun gibi görünür. Mesela param var diyor banka kasayı açıyor çaka çaka içi para dolu mesela avuçluyor paraları falan nerde? Beyninin içinde. Neyi avuçluyorsun? Görüntüyü. Ona parayı tutma hissi verilir, paranın görüntüsü verilir hiç kimse paranın gerçeğiyle şu ana kadar muhatap olmamıştır, hiç kimse altının gerçeğiyle muhatap olmaz. Altının görüntüsüyle muhatap olur, gümüşün görüntüsüyle muhatap olur, köşkünün görüntüsünü görür, filmini görür hiç kimse köşkünün gerçeğiyle muhatap olamaz. Hiç kimse yatının, teknesinin gerçeğiyle muhatap olamaz mutlaka filmi gösterilir beyninde onun filmini seyreder. Şu ana kadar malının, mülkünün gerçeğiyle muhatap olan hiçbir canlı olmamıştır ve sonsuza kadar da olmayacaktır, ancak Allah bilir dışarda ne olduğunu.

 

(Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve kuvvet komutanları Hakkari’nin Şemdinli ilçesi kırsalındaki teröristlerin saldırısında altı asker ve iki güvenlik korucusunun şehit olduğu bölgede incelemelerde bulundu. Şehit askerlerin görev yaptığı Büyüktepe Hudut Karakolu’nu ziyaret etti.)   

Orada bir gariplik var yani stratejik açıdan bir yanlışlık olduğu anlaşılıyor onun ortadan kaldırılması gerekiyor. Kardeşim şimdi bu adamlar mesela bir geçit var oradan geçiyor PKK’lılar yani yola, iki yüz kilo TNT’yi oraya toprağın altına doldurun yüz kilo veyahut uzaktan kumandalı karakolda onun düğmesi hazır olsun ve sonra yine geçecekleri bayır noktaları var, mevzi alacakları yerler var. Mesela altı metre yerin altına eşersin altı metre, yedi metre yüz kilo TNT’yi korsun, kabloyla bu karakola bağlanır adamlara söylersin ‘bu bölge sizin için pek tekin bir bölge değil buraya yanaşmayın’ dersin, yanaşamazlar diye düşünüyorum. Mesela askere ateş ediyor adam orada iki noktada gücü gösterirsen mesela bir başında, bir sonunda adam teslim olur bu kadar basit. Dağı havaya uçurursun, geçidi de havaya uçurursun adam teslim olur, teslim ol diye anons yaparsın teslim olur. Kaçmaya kalkarsa ne olur? Yakalarsın. Ne diyeyim? Geçecekleri bütün yerler, her yer toprağın altı, altı metre altı su geçirmez şekilde TNT ile doldurulsun ve her yerde, her noktada bu olsun zor bir şey değil ki gayet kolay. Toprak eşilecek TNT konup kapanacak o kadar, zaten bir-iki kere bunlar böyle bir yıldırılsalar, görse durumu bir daha it gibi yılar hiç gelmezler, bunu yapsınlar hep klasik kurallar olmasın ben askerimize akıl veriyor gibi olmayım da ama ben vatandaş olarak içim rahat etmiyor ben bunu söylerim.

 

Eğitimle PKK’lı Olan, Eğitimle PKK’lı Olmaktan Çıkar. En Büyük Hata Anti PKK Eğitim Verilmemesidir.

PKK’lı adam doğmuyor kimse anasından PKK’lı doğmaz. Müslüman fıtratıyla doğuyor fakat sonradan PKK’lı oluyor, eğitimle PKK’lı oluyor biz de onları eğitimle PKK’lı olmaktan çıkarabiliriz. Bak eğitimle PKK’lı olan eğitimle PKK’lı olmaktan çıkar, eğitim yapılmıyor. PKK’lıyı PKK’lı olmaktan çıkaracak eğitim yapılmıyor yıllardan beri söylüyoruz ve en büyük hata bu, en büyük eksiklik. Adam mesela böyle yan gidiyorsa sen buna doğru yolu gösterirsen doğru yolu öğrenir bu yapılmıyor ısrarla. Komünizme karşı, Darwinizm’e karşı, materyalizme karşı bilimsel mücadele şart, bu yapılmadığı müddetçe bu bataklık genişler ve devam eder, silahla hallolacak bir şey değil tabii ki silahla bir savunma yapılır fakat çözüm bilimseldir, eğitimle olur. Türkiye’de Darwinist eğitime son verilmesi lazım, materyalist eğitime son verilmesi lazım, imam hatiple de olacak bir şey değil bu, imam hatiplerde de Darwinizm öğretiliyor çünkü. Komünizmin geçersizliği, materyalizmin geçersizliği, Darwinizm’in geçersizliği bilimsel olarak anlatılması lazım. Devlet kendisi yapmıyorsa bize görev versin de biz yapalım, geniş çaplı yapılması lazım. Bütün Güneydoğu’da, bütün Türkiye çapında, Ortadoğu çapında yapılması gerekiyor.

 

(Bu kadar kaza birikiyor. Bu namazları nasıl kılıyorlar, bu kadar kaza biriktikten sonra?)

İşte o gelenekçi İslam anlayışının en acı yönlerinden biri, biriktirme diye bir şey olmaz namaz vaktinde kılınır kılınmadıysa geçmiştir. Adam yirmi yıllık kazayı yapacaksın diyor. Nasıl olacak? Yemek yemenin, uykunun dışında gece gündüz namazını kılacaksın diyor. Adamları mahvediyorlar adam günde on saat, on beş saat namaz kılıyor yani namazdan yıldırıyor adamları mahvediyorlar bu şeytani bir oyun bilmeden yapıyorlar çok büyük bir hata.

 

(Necmettin Erbakan hakkında ne düşünüyorsunuz?)

Necmettin Erbakan son yüz yıllarda gelmiş en mükemmel mücahittir. En mükemmel Müslümanlardandır. Said Nursi gibi, Necip Fazıl Kısakürek gibi İslam’a çok büyük hizmeti olmuş gerçekten iman eden halis, muvahhit, muttaki, afif, naif mükemmel bir Müslümandı. Veli tiynetliydi, ehli tarikti, Nakşibendi’dir. Beş vakit namazında mümin vasıflarına tam sahip Allah’ın nimet olarak gönderdiği mübarek bir şahsiyetti. Allah gani gani rahmet etsin.

 

(Her şeyi kafasına takan insanlara ne tavsiye edersiniz?)

İşte insanların en büyük hatası o, çok tehlikeli bir şey bu. Çok zarar verir. Allah’a tevekkül etmeleri lazım. Allah’a güvenmeleri lazım ama bir türlü onu elde edemiyorlar onun için birbirlerine yardım da etmeleri iyi olur. Ara ara birbirlerine maneviyatlarını güçlendirecek şekilde konuşmaları, tevekkülün, sabrın önemini anlatmaları ve başına gelen olaylardan da örnekler vererek güçlenmesi sağlanabilir insanların. Her şeyi büyütüyorlar ufacık bir şeyi, ufak bir sözü, ufak bir konuşmayı, ufak bir rahatsızlığı bunları gözlerinde büyütmemeleri için yardımcı olmak güzel bir ibadet olur. Kendinden örnek vererek anlatmak özellikle çok çok iyi olur.

 

(Açık olunca namussuz oluyor, kapalı olunca namuslu oluyor. Bu önyargıyı nasıl yenebiliriz?)

Çok mantıksız tabii çok yanlış. Bir kere sahabe hanımlar dekolte geziyorlardı zaten, neden öyle bir şey olsun?  Bayağı mübarek muhterem insanlardı. Dışarı çıkarken ancak sarkıntılık edenler varsa sorun varsa o zaman çarşaf giyiyorlardı onun dışında dekolteydi kıyafetleri. Zaten Nur Suresi’nde dekolte bir kıyafetten bahsediliyor yani kapanmış vücudun tamamını kapatan bir kıyafetten bahsedilmiyor. Açık kadın-kapalı kadın öyle bir iddia yersiz. Namussuzluk iddiası zaten kimse onu söyleyemez. Onu söyleyenin kendisi zaten namussuzdur ki öyle bir şey kullanıyor. Türkiye’nin yüzde doksanı dekolte hanımlar ne alakası var? Dünyanın yüzde doksan beşi dekoltedir. Onunla da onun alakası olmadığı belli. Ayrıca kapalı olan namusludur diye bir şey yok. Namuslu olmak imanla bağlantılı bir şeydir. Kıyafetle alakası olmaz. Hatta Allah esirgesin adam bizzat açıklıyor fuhuş yapıyor ama dikkati çekmemek için kapanması gerektiğini düşündüğünü söylüyor. Kapalı olarak hatta çok bilinen bir şey bu, bunu yapanlar var. Hiçbir anlamı olan bir cümle değil. Hiçbir anlamı olan bir konuşma değil. Dolayısıyla benim güzelim öyle konuşanlara hiç itibar etmesin. Geçerli olan bir şey değil.

 

(Samimi olmak için ve vicdanımıza uymak için ne yapmalıyız?)

Kendi halimize bırakırsak kendimizi baskı yapmazsak kaderimiz vicdanımızla bağlantılı olur zaten. Vicdan bizi zaten ikna eder anlatır. Vicdana insan direndiği için sorun çıkıyor, vicdana karşı mantık kullandığı için sorun çıkıyor. Vicdan her an bizi kontrol altında tutar vicdana uyan da zaten samimi olmuş olur. Samimiyetin ölçüsü vicdandır. İnsanın ruhunda o vicdan denen güce işine gelsin veya gelmesin uyması. Uyduğunda hem vicdanlı hem de samimi olmuş olur. Kendini rahat bırakması yeterlidir insanın baskı yapmaması.

 

(Kadın ve erkek arasındaki güven sorunu nasıl çözülür?)

Kadınlar daha naif daha nezih varlıklar biliyorsun. Savunmaları daha güç erkeğe göre. Erkek kadınla ilişkiye girdiğinde o onun için onur oluyor, sükse oluyor ama kadın küçük düşmüş olarak addediliyor. O yüzden kadın dezavantajlı. Bedenen de adale kuvvet yönünden de dezavantajlı olduğu için kadının güven istemesi son derece makul. Kadına güvenin verilmesi için en hassas olduğu, en çok üzerinde durduğu konuların üzerinde durmak lazım. Ne bunlar? Kadının namusuna, haysiyetine, şerefine, dinine imanına, mukaddesatına, sağlığına sıhhatine, sevincine, neşesine kefil olmak. Bunu ispat etmek, izhar etmek, göstermek kadın için yeterlidir. Ama kadını direkt hedefleyen bir çalışma da kadın tabii ki güven duymayacaktır. Korkar çekinir haklı olarak çünkü başı esaslı şekilde belaya girebilir. Nitekim de giriyor görüyorsunuz her yerde haberlerini alıyoruz. Dolayısıyla mümin Allah’tan korkacak, kadını mukaddes bir varlık olarak görecek, şefkatle onu koruma azmiyle, şövalye ruhuyla koruyup kollayacak. Gerekirse ölümü göze alacak o zaman kadın güven duyar onun dışında risk, bela kapıda demektir. Çünkü çok esaslı şekilde bela oluyor kızlara daha sonradan nefes aldırmıyorlar. Mesela çocuğa sarılıyor telefonla resmini çekiyor bitti. “Eğer” diyor “benimle bağlantına devam etmezsen bunu babana gönderirim” diyor. Çocuk hayatta öyle bir şeyle karşılaşmamış. İlk defa birisi öyle ona kol atmış, ani bir resim yapacağı bir şey de yok. Babası, ağabeyi falan çok asabi oluyor kızların orada gidip çocuğun yakasına yapışmaz aile kıza saldırıyorlar ağzını burnunu kırmalar, sokağa atmalar, hakaret etmeler, aşağılamalar. Çocuk da korktuğu için ikinci hamleyi de kabul ediyor bu sefer, üçüncü hamleyi kabul ediyor ta başı belaya girinceye kadar. Bu sefer tehlikeli aşamaya gelince de kurtulmak istiyor görüşmeme talebini söylüyor. Görüşmesen de seni vururum asarım keserime başlıyorlar. Onun için gençler şövalye ruhlu olursa her yerde kabadayı ruh olursa böyle itlik yapanlar olmayacağı için genç kızlar da kendini güvende görür ve delikanlılarla rahatça arkadaş ve dost olurlar. Güven içinde onları yaşatmak garantisi verilirse. Onun dışında tabii ki haklılar, tabii ki bir savunma refleksi olacaktır.

 

(Allah’ın gösterdiği işaretler var mı, varsa nasıl cevap veririz?)

Tabii her şeyde Allah sürekli işaret verir. Yani ne yapacağımız ne yapmayacağımıza dair küçük küçük işaretler olur. Bilen, hikmet gözü ile bakan o işareti anlar ona göre hareket eder. Hep o işaretlerin yolunda hareket etmek lazım. Eskiden beri bilinen bir şeydir bu. Geçenlerde de anlatmıştım ya Hristiyan insanlar bak kaç yaşındaki adamlar 50-55 yaşında var. Evini barkını bırakmış burada İslam’ın gerektirdiği tarzda o da dinini anlatıyor. Yani tebliğde bulunuyor. “Buradan gidecek misin?” dedim. “Ne kadar süre var.” “İşaret bekliyoruz” dedi. Yani “o işarete göre hareket edeceğiz” dedi. Çok manidar çok dikkatimi çekmişti. Benim yakışıklım zaten kendisi anlıyor bunu benim anladığım. Sadece duyulmasını istiyor benim anladığım kadarıyla. Bu işaretler nasıl olur? Onu anlatamam ama herkes kendi feraseti ile basireti ile onu bilir. Mesela bak Musa (as) ne diyor? “Bu bir işaret” diyor. “Balık” diyor “burada kayboldu” diyor. “Kendini attı birden, suya attı tamam” diyor. “Bu bir işaret oraya geri dönelim” diyor. Bu tarzdadır. Ama şu şöyledir bu böyledir örnekler veremem. Bir tane Kuran’dan örnek veriyorum.

 

Dışadönüklük Toplum İçin Şifadır

Dışadönüklük nasıl elde edilebilir? Deli dolu olacaksın. Kendini kasmayacaksın. Gereksiz taassuba girmeyeceksin. Gereksiz kurallar çıkarmayacaksın. Gurur yapmayacaksın, kibir yapmayacaksın. Enaniyet yapmayacaksın, büyüklenmeyeceksin. O zaman olur. Dışadönüklük aslında toplum için çok gerekli bir şey. İçe kapanıklık bütün toplumu hasta ediyor. Bazı yerlerde bazı insanlar yanında böyle etki meydana gelir. Dışadönüklük toplum için şifadır. İnsanlara ferahlık, rahatlık verir. İçe dönüklüğün nedeni genellikle hep gurur, kibir, büyüklenme hissi, şüphecilik, utanma hissi ama en çok egoistlik bencillik etki eder. Bunlardan kaçınmak gerekiyor. İrade kullanarak akıl kullanarak.

 

(Avrupa’da bir insan öldüğü zaman neden bütün insanlık ayağa kalkıyorken Müslüman kardeşlerimiz şehit olduğu zaman hiç kimsenin neden sesi çıkmıyor?)

Müslümanları bir kere gelenekçi Ortodoks istem değersiz hale getiriyor. Yani bir kere kadını aşağılıyor. Erkekleri de potansiyel suç makinesi gibi görüyor. Yani her şeyin cezası ölüm. Korkunç bir hayat olduğu için Müslümanlar da birbirine değer vermiyor. Çünkü zaten kendi kendilerini öldürme sistemi var. Mesela IŞİD adama soruyor “sen hangi inançtasın?” diyor. “Şii’yim” diyor. “Ne dedin tam anlamadım?” diyor “Şii’yim” diyor tak kafasından vuruyor. “Aleviyim” diyor. Tak kafasından vuruyor. Hatta soruyor diyor ki “İslam devletini kabul ediyor musun?” Adam “kabul etmiyorum” diyor. “İlerle şöyle” diyor. Takır takır takır otomatik silah ile tarıyor. Adam seni bilmez tanımaz. Hangi İslam devleti nereden çıkartın kendi kendine konuşuyorsun. Alevi olmak niye suç oluyor, Şii olmak niye suç oluyor sana ne? Ne inançta olursa olur. Seni ne ilgilendirir?

 

(Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Astana görüşmelerinin Türkiye’nin itirazları sonrasında ertelendiğini açıklayarak zirveye terör örgütü PYD’nin katılmayacağını söyledi.)

Güzel. Türkiye demek ki ağırlığını koydu mu her şey halloluyor. Rezilliğe bak, PYD; PKK demektir. Ne kadar uzatıyorsunuz? Olmayacak iş.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264198/sayin-adnan-oktarin-5-kasimhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264198/sayin-adnan-oktarin-5-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171103t_06.jpgTue, 28 Nov 2017 07:53:39 +0200