KOMUNIZM.COMhttp://komunizm.comkomunizm.com - Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 komunizm.com 1KOMUNIZM.COMhttp://komunizm.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar'ın 5 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 5 Eylül 2017

 

(Arakanlı Müslümanların katledilmesinin birinci dereceden suçlusu olan Myanmar’ın Devlet Başkanı San Su Çi, Müslüman katliamını görmezden gelerek olayları sahte olarak niteledi. Arakanlı kadınlara tecavüz edilmesi konusunda “Arakanlı kadınlar yalan söylüyor tecavüz yok” dedi. Halkın öldürülmesi ve bir soykırım yaşanması iddialarına ise “uydurma hikayeler abartılıyor” şeklinde cevap verdi.)

Peki o zaman kolayı var. Müsaade etsin, gözlemci girsin içeri baksın. Doktor girmesine müsaade etmiyor, gözlemci girmesine müsaade etmiyor. Bütün evler cayır cayır yanıyor orada, uzaktan baktığımızda gökyüzü her yerden duman, bütün köyler cayır cayır yanıyor. Nerede bu insanlar? Ve yerde yatan insanlar var kan var üstlerinde ve kıpırdamıyor bu insanlar biz rüya mı görüyoruz yani? Bu kadın bizimle alay mı ediyor? Yerde yatıyor insanlar ve kan revan içindeler, günlerden beri kıpırdamıyor bu insanlar. Ne yapmışsın? Doktor girmesine müsaade etmiyorsun, yardım gelmesine müsaade etmiyorsun, gözlemci gelmesine müsaade etmiyorsun, giriş-çıkış yasak nedir zorun? Madem bir şey yok müsaade et girelim. Bütün köyler yanmış kim yaktı? Yerlerde binlerce ceset var ne bunlar? İnsan cesedi var yerlerde duruyor yani halen de duruyor. Bir de 3 bin değil 20 binin üstünde şehit sayısı 3 bin değil 20 binin üstünde. Bu onların açıklaması. Madem öyle tamam, Türkiye’den heyet gelsin milletvekillerinden, her partinin milletvekillerinden üçer kişi gitsin baksın. Böyle bir münasebetsizlik olmaz çok çirkin yaptıkları, çok korkunç, çok acımasız. 20 binin üstünde Müslüman şehit. “Nereden çıkartıyorsunuz?” diyor. Köy yanıyor “film o film sahnesi” diyor. Yerde insanlar var “o da film sahnesi” diyor. Alay mı ediyorsun sen bizimle dalga mı geçiyorsun? Bir münasebetsizliktir gidiyor. İslam alemiyle adeta kendince alay ettiğini zannediyor. 20 binin üstünde ceset şu an yerlerde gömülmediler de duruyor. Müsaade et gidelim “müsaade etmiyorum” diyorsun. Allah Allah madem öyle bir şey yok, dersin “gelin bakın” dersin. Neden müsaade etmiyorsun? Çünkü gerçek, doğru. Görüyoruz videolarda yüzlerce insan yerde yatıyor film sahnesi değil bu. 25 Ağustos’tan beri yiyecek girişi yasak. Millet ot yiyor 25 Ağustos’tan beri. Doktor girişi de yasak. 20 binin üzerinde insan şehit oldu.

 

FETÖ’cüler Akıllarınca Kendilerini Temize Çıkarmak İçin Hem Tüm Cemaatleri Karalıyor Hem Hükümeti Yalnızlaştırmaya Çalışıyorlar

Ne diyorlar gece-gündüz anlattıkları “Cemaatler yok edilsin, cemaatler kaybedilsin, cemaatler şeffaflaştırılsın.” Kendi konumuna getirecek ki cemaatleri, kendini kurtarsın. Kendince uyanıklık yapıyor. FETÖ’ye devlet operasyon yapıyor, “Nakşibendilere de yapın, Kadirilere de yapın, Nurculara, Süleymancılara herkese yapın” diyor. “İşte FETÖ’ye de o arada yapın” diyor. Bütün Müslümanlarla devlet mücadele verecek bütün cemaatlerle. Hükümeti deccal gibi gösterecek kendi kafasınca. Senin oyununu kim yer ey FETÖ. FETÖ müsün tetö müsün? İngiliz derin devletinden aldığın akılla bize kafalama yapmaya kalkıyorsun. O kafanı geri senin kafanın içine çakacağız ilimle irfanla, kanunla hukukla. Oyunu bırak. İngiliz derin devletine kuyruğunu kaptırmışsın kendini rezil kepaze ettin. Otuz kere uyardım ben sizi. “Bak züppelik yapmayın, millete tepeden bakmayın” dedim. Bir kısmı için söylüyordum o devirde. “Bilmişlik yapmayın, milleti kaale almamazlık yapmayın, Bediüzzaman Said Nursi’ye cephe almayın, Bediüzzaman’ın adını söyleyin saygılı olun. Sizi bir uğursuzluk saracak, Allah belanızı verecek, aklınızı başınıza alın” dedim yıllarca uyardım. Gittiler İngiliz derin devletine teslim oldular. Allah belalarını verdi. Halbuki hükümete destek olsalardı, İngiliz derin devletiyle de bağlantıları olmasa şu an muazzam bir güzellik olurdu. Hem hükümetin başını belaya soktular, hem kendilerini rezil kepaze edip yok ettirdiler. Müthiş bir akılsızlık. Fethullah Gülen çok akıllı gösteriyor kendini ama en akılsız adamın yapmayacağı akılsızlığı yaptı ve canavar üretti. Adamları canavar hale getirdi. Nerede Nurculuk, nerede siz? Halkın üstüne silahla ateş açmalar, polis yiğitlerimizin kabadayıların olduğu binaya uyku anında uyudukları anda bomba atıp binayı yıkmak, halkın üstüne otomatik silahla ateş açmak, kadınları vurmak, çocukları, anneleri tanklarla ezmek. Canavar yetiştirdin canavar. Ve İngiliz derin devleti seni deccal haline getirdi. Çünkü deccala tabi oldun ve sen de deccal oldun. Hadiste var “biz deccala tabi oluyoruz ama ondan istifade etmek için tabi oluyoruz. Biz biliyoruz onun ne olduğunu” diyor. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Yanına gider onu kullanacağını zanneder ama deccal onu teslim alır ve kendi adamı haline getirir” diyor “ve onu eritir kendi bünyesinde ve onu kullanır artık” diyor. Bu ahmaklar da böyle bir duruma geldiler.  Güya deccalı kullanacaklardı deccal bunları yuttu.

 

(Üsküdar Belediyesi geçen yıl bir sempozyum düzenlemiş. Toplantıda konuşma yapan Emine Merve Akyüz isimli çarşaflı hanım başı açık kadınlar hakkında şunları söylemiş: “Müslüman kadında bir tesettür olmalıdır. Başları biraz açılmış, kabuğu soyulmuş domatesi kimse almak istemez. İşte bu anlamda tesettür de kadını mahfesin içine alır onun manasını ve suretini korur.” Belediyenin düzenlediği geçen yılki sempozyumda yapılan konuşmalar basına yansıyınca büyük tepki topladı.)

İşte gelenekçi aklının tezahürlerinden bir tanesini görüyoruz. Gelenekçi Ortodoks sistemde kalite yoktur, sanat anlayışı yoktur, konuşmalarda da kalite olmaz. Patavatsızlık münasebetsizlik seri şekilde gelişir. Mesela bu çok patavatsız, münasebetsiz bir konuşma. İslam’ın ezilmesinin nedeni de bu, Müslümanlığın geriye doğru gitmesinin nedeni de bu, bu tipler.

 

(“Peygamberimiz (sav)'e Kuran gelmeden önce hangi dine mensuptu?” izleyici sorusu)

Allah ayette Kuran ayetine göre; “Allah seni dalalet içinde bulup hidayet vermedi mi?” diyor. Dalle, dalle kelimesi geçiyor, dalalet içinde. Yani;  “dinle alakan yoktu” diyor, “İslam dini ile alakan yoktu” diyor. Muhtemelen Hz. İbrahim (as)'in bakiye dini üzerine devam ediyor. Yani Allah'ın birliğine inanıyordu Peygamberimiz (sav) fakat Hz. İbrahim (as)’den gelen o bakiye dinle devam ediyor ama o bir din değil tabii bakiye din. Onun için Allah ona dalle, “Allah seni delalet içinde bulup hidayet vermedi mi?” diyor. Ayetin hükmü açık ama o bakiye din de inşaAllah Allah Katında ilk başlangıçta geçerli olur. Çünkü çok zaman geçmiş, fetret devri o bakiye dinle yaşıyordu, devam ediyordu. Allah'ın birliğine inanıyordu, fakat sıhhatli, derli toplu bir din sahibi değildi.

 

(Ahmet Hakan  bir yazı yazdı. Biraz önce bahsetmiş olduğumuz Üsküdar Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu toplantıda konuşan Merve Aksöz hakkında; "Bir kadının kadınlarla ilgili tespitinin domatesin kabuğu üzerinden yapmasının feciliğini  ya da kadınları alınmak istenmeyen nesneye indirgemesinin berbatlığını bir tarafa bıraktım. Sempozyum, Büyük Doğu’nun kurucu babası Necip Fazıl’ın adına düzenlenmiş ama Necip Fazıl’ın muhterem eşi Neslihan Hanım’ın da başörtüsü takmama yönünde bir tercih kullandığından kimse bahsetmemiş” dedi.)

Kardeşim gelenekçi Ortodoks sistem İslam âleminin mahvolmasına sebep olan bir sistemdir. Çok kalitesiz bir sistemdir gelenekçi sistem. Yani büyük bir ekaliyetle, büyük bir çoğunluğu çok çok kalitesizdir. Lafını sözünü bilmezler, münasebetsiz olurlar, bakımsız olurlar, kirli olurlar yani her yönden kötü. O yüzden böyle mahvoluyor Müslümanlar. Seri olarak İslam âlemi çöküyor bunların yüzünden. Bir an önce Kuran Müslümanlığının, kaliteli Müslümanlık anlayışının bütün İslam âlemine hâkim olması için Cenab-ı Allah Mehdi’sini zahir etsin inşaAllah. Adam çıkıyor, adamlar yani her şeyiyle bir kalitesizlik kendini gösteriyor. Kılığından kıyafeti, oturması kalkması, yemesi içmesi her şeyi konuşması, bakışları, el kol hareketleri her şeyiyle bir kalitesizlik. Bunlar zamanında böyle geliştiler yani şu an toplumun çok dışında kaldılar daha hala devam ettirmeye çalışıyor sistemini. Bunlarla bir yere gidilmez, Kuran Müslümanlığı ile bundan sonra gençlik dirilecek ve ileri gidecek ve gidiyor inşaAllah.

 

(“Bayramlarda hayvanların canını almak doğru bir şey mi?” izleyici sorusu)

Sevgin güzel. Ama bak senin gönlünü rahatlatacak bir şey söyleyeyim. Onların hepsinin şuuru kapalı. Yani acıyı fark edemez hiçbir hayvan. Tamamen şuuru kapalıdır, bilinci kapalıdır. Ama bedeni acı çekiyormuş görüntüsü verir. Elektronik bir alet gibi düşün. Mesela bir alete basıyorsun, ses çıkıyor. Onun gibi. Şuuru kapalı olduğu için, acı çekmeyeceği için gönlün çok rahat olsun. Allah onları zaten öyle yaratmış. İnsanların beslenmesi için, hayatta olması için nimet olarak yaratmış. Şuurunun kapalı olduğunun üstünde durursan oradan vicdanın rahatlar. Öbür türlü vicdan azabı çekersin.

 

(“Kadın çalışanların gece mesaisi çok fazla değil mi?” izleyici sorusu)

Kolaylık göstermeleri lazım tabii. Dinlenecekleri bir imkan da sağlamak lazım. Gerekirse orada uyumaları, yatmaları için de imkanlar sağlanabilir. Nöbetleşe de yapabilirler illa hanım kalması gerekiyorsa. Acil servis için bu düşünülebilir. Hanım sayısı çok olursa nöbetleşe kalabilirler aslında hiçbir şey olmaz. Mesela üçer saat, ikişer saat kalabilirler. Mümkün yani öyle zor bir şey değil nöbet. Çünkü uykusunu aldıktan sonra gayet dinç ve canlı olarak. Çok eleman bulundurmak lazım. Ama o dediğin doğru. Çok yorucu bir görüntü olmaz.

 

(“Nuh tufanında bütün hayvanlar gemiye nasıl sığdı?” izleyici sorusu)

Yok yakışıklım öyle bir şey yok. Sadece ihtiyaç olan hayvanlardan Allah istedi. Koyun, keçi onlara ihtiyaç oluyor. Tavuk, horoz, neyse yani insanların ihtiyacı olan. Sığır, koyun, keçi, tavuk, hindi, ona benzer. Belirli sayıda hayvan. Onları aldılar. Ve gemiyle muhafaza ettiler. Sonra sel çekilince o hayvanları çıkartıp, besleyip, sayılarını çoğaltmış oldular. O kadar. Çünkü hayvan telefatı da oldu o Nuh tufanında. O telefattan kurtarıldı hayvanlar. Zaten bütün dünya çapında olmadı. Dar bir bölgede oldu. Nuh tufanı belki de burada oldu. İstanbul’da, buralarda da olmuş olabilir. Çünkü boğaz sonradan açıldı biliyorsunuz. Belki bu boğazın içinde insanlar yaşıyordu. Belki dere gibi bu çukurun içi insanlarla doluydu belki. Aniden Karadeniz’den su basması sonucunda Marmara deniziyle birleşip Marmara’ya belki oralar da öyle boştu. Birden o yerler açılıp sökülüp insanlar orada telef olmuşlar olabilir. Hayvanlar da telef olmuştur. Orada hayvan arayamayacakları için sonradan böyle bir tedbir alınmış olabilir.

 

Müminin Ahiretteki Sorgusu Çok Kolay ve Hızlıdır. Kafirlerin Sorgusu ise Zorlu ve Uzundur, Her Şeyin Hesabını Tek Tek Verecekler

Müslümanlar için öyle bir şey yok. Sadece onların olumlu yönleri onlara anlatılıyor. Güzel yaptıkları şeylerden örnekler veriliyor o kadar. Küfür çok detaylı sorgulanır. Çok rahatsız edici ve sıkıcıdır onlar için. Yıllarca sürer sorgulanmaları. Yani sürekli terledikleri hadiste belirtiliyor. Yani sıkıntıdan terlerinin ta ayaklarına kadar döküldüğü, yere kadar döküldüğü hadislerde geçer. Her konu tek tek soruluyor. Mesela yediği bir meyve “Buna neden tesadüf dedin? Dut yahut portakal, elma bunu nasıl tesadüfle açıkladın? Kolunu nasıl tesadüfle açıkladın parmaklarını, hücreyi, renkleri, kainatı, gezdiğin yolları? Mesela kainatı farz edelim Kuşadası’na gitmiş orada ne yaşadıysa “Bunların nasıl tesadüfen olduğunu söylüyorsun? Neye göre söyledin?” Bir bir burnundan gelecek şekilde hesabını verecek. Sağ eline bir kaset gibi bir şey veriliyor onun hayatını anlatan belki bir taş onu içinde her şey.

 

(Ahmet Hakan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eğilerek selamladığını görünce “Erdoğan’ın “Allah’tan başka hiçbir gücün önünde eğilmedik, eğilmeyiz” çıkışı geldi aklıma” dedi. Şöyle devam etti, “Zühtü Bey de yarın öbür gün “Ben Allah’tan başkasının önünde eğilmem” dese önüne bu fotoğrafı koyacaklar. Onun adına üzüldüm doğrusu keşke tarihe böyle görsel bir “kanıt” bırakmasaydınız Zühtü Bey.” dedi.)

Nasıl eğilmiş? Bunu mu kastediyor? Çok ayıp. Olur mu? Devletin lideri, Cumhurun lideri hürmeten hafifçe eğilmiş oluyor. Dimdik durulmaz, bir nezakettir o. Çok makul olan bir şey, bir hürmet gösterisi. Ben de zannettim rükuya gitti falan iyice eğildi. Öyle bir şey yok. Kısaca eğilmiş herkes herkese yapar bunu. Tayyip Hoca bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a hasretmiş bir insan. Ve onun makamına saygı gösteriyor şahsına da değil. Gösterilen saygı makama saygı. Cumhurun başı orada bir hürmet gösteriyor. Onun huzuruna gelenler de ona aynısını yapıyorlar. Tayyip Hocam da iki büklüm oluyor yaşlı amcaların elini öperken. Annelerin eline kapanıyor bu bir saygıdır.

 

(“İslam’ı günümüzde en iyi yaşayan insan kim sizce?” izleyici sorusu)

Bence Mehdi (as) ve İsa Mesih. İsa Mesih’e “hadi çık” demiyorum, dua da etmiyorum. Çünkü vakti değil. Allah esirgesin çok zor olur onun için. Ben çıksın diye dua edeceğim vakti size söyleyeceğim. Zaten hissedeceksiniz. Kudüs-ü Şerif’te. Hatta dememize bile gerek kalmaz. Gelecek göreceksiniz. Binlerce Musevi olacak yüzlerce haham, yüzlerce alim, hoca Müslümanların. Yüzlerce seyit Peygamber (sav)’in neslinden. Kohenler, Musevi Kohenler. Hristiyanlar, Katoliklerin, Ortodoksların, evanjeliklerin ileri gelenleri. Ezan, çan ve borular, şofar çalacak. O ortamda İsa Mesih'i getirecekler, arkadaşları getirecekler. Zaten orada da, bir yerde saklayacaklar. Daha erken gelecek aslında Kudüs'e, saklayacaklar, belki bir gün öncesinden getirecekler. O ortamda Mehdi (as)  orada iken getirecekler, tanıştırmak üzere. Ayılanlar, bayılanlar olay çok büyük olay olacak söyleyeyim naklen yayınlanacak.

 

(“İsa (as) geldiğinde, kitabı İncil mi olacak?” izleyici sorusu)

İsa (as) Mesih geldiğinde kitabı Kuran'dır ama İncil’e de tabi olacak, yani İncil’in gerçeğini açıklayacak.  İncil’de hurafe olan kısımları söyleyecek yani yanlış olan kısımları, gerçek İncil’e tabi olmalarını söyleyecek Hristiyanların. Aynı İncil geçerlidir, bizim için de geçerlidir. Sadece yanlış olan kısımları uygulanmayacak o kadar. Yani yanlış yorumlanan kısımlarını düzeltecek o kadar. Tevrat'a da uyuyacak ama Tevrat'ın doğru olan kısımlarına ama Kuran'a tam tabi. Bediüzzaman; “İslam Kuran matbu makamında kalacak” diyor. “İsa Mesih tabi olacak” diyor tabi ve “bu kuvvet” diyor yani “Hristiyanlarla Museviler Müslümanların birleşmesi sonucunda iman ehli azim bir kuvvet bulacaktır” diyor ve deccaliyet işte o devirde yeniliyor ilk defa yenilgi. Şu an deccal hâkim dünyaya yani kayıtsız şartsız hâkim. Kısa sürede hâkimiyet iman ehlinin eline geçiyor, çok kısa sürede.

 

(“Bayramlardaki mezar ziyaretleri hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

İyi bir şey, adam yani geçmişini hatırlıyor, sevdiklerini bir daha yâd ediyor, dua ediyor. Gerçi mezarın onunla alakası yok, mezarda beklemiyor, çünkü öbür âleme başka boyuta geçmiş yani mezardan onu duymaz. Mezarda toprak olmuş artık o, bildiğin toprak ama sevdiğini yâd etmek, hatırlamak güzel bir şey. Yani gönlündeki sevgisini ifade etmek için yapılan bir manevi anlamlı sembolik bir sevgi gösterisi, güzel bir şey ama orada o kişi onu duymaz yani onun alakası yok söyleyeyim. Allah artık kesmiş bağı, başka boyuta geçmiş dönüş mümkün değil. Allah söylüyor ayette; "Artık onlar için dönüş mümkün değildir” diyor. Başka boyuta alınınca biter.

 

(AK Partili Mehmet Metiner Reis’ten çok Reisçi kesilenlerin kendisine dahi posta koyduğunu yazdı. “Ben ki Erdoğan için ‘biatse biat, itaatse itaat ölümüne arkandayız Reis’ diyen biriyim. Reisçiliğim dolayısıyla malum odakların her türlü hakaretine ve saldırılarına uğrayan biriyim. Şimdi birileri bana bile Reis adına posta koyuyor. Uğruna ölümü göze aldığınız liderimizle bile aramıza girdiler ya, bravo yani.”)

Muhterem kardeşimiz aklı başında bir insandır. Öyle adamları niye kaale alıyor ben anlamadım. Yani hiç kaale almaması lazım. İslam'a, Kuran'a gençliğinden beri hizmet eden bir insan. Tayyip Hoca’nın zamanından beri o faaliyet halindedir. Dolayısıyla haset edenler olabilir, oyun oynamaya kalkanlar olabilir. Öyle herkesi kaale alırsa bu işin sonu gelmez. Kaale aldığını göstermiş bu ifadesinde, kaale almasın, hiç kaale almasın.

 

İmanın Samimiyet Boyutu Önemlidir. Gerçeğin Farkına Varan Bir İman Hayatidir, Bu İman Keskin Olur

Allah'ı sevmeme, imanıma şükür ediyorum tabii. Allah böyle yaratmayabilirdi. Bir de imanın bir samimiyet boyutu vardır o çok önemlidir. İki türlü iman vardır; bir geleneksel iman vardır, bir de konuyu fark eden insanların imanı vardır. O çok önemlidir yani mevzuyu, konuyu fark eden insanların imanı, onlarda bayağı net keskindir. Onlar Allah'ı kıskanırlar yani o tip insanlar. Allah'ın hukukunu iyi korurlar. Allah'ın lehine olan şeylerde hep Allah'tan yana hareket ederler. Allah'ın aleyhine kullanılacak şeylerde de çok titiz olurlar. İşte kıskançlık orada devreye girer. Mesela Allah'ın bir hizaya getirme yöntemi vardır. Bu söylenmez. Bunu gören söylemez. Allah'ın aleyhine kullanılabilir bu. Bir şey olmaz Allah'a, hiç. Hiç fark etmez de ama söylenmez.

 

İnsanların Ruhlarında Büyük Bir Boşluk Oluştu. Bu Boşluğu Diziler, Lüzumsuz İnternet Sohbetleri Gibi Boşluklarla Doldurmaya Çalışıyorlar

İnsanların içini boşalttılar. Kalbini boşalttılar. Beynini boşalttılar. Deccaliyet Darwinizm ile gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla, sanat anlayışını, düşünme ufkunu, muhakemesini, yargısını kırdılar insanların. Muhakemesi, yargısı kırılan insanlarda boşluk oluştu. O boşluğu boşlukla dolduruyorlar. Boşluk boşlukla telafi edilmeye çalışılıyor. Daha da sıkıntı ve zorluk meydana getiriyor. Deccaliyetin oyunu en baştan berbattı. Ama bunun en fazla üç-beş yıl içerisinde tamamen düzeldiğini herkes görecek ve görüyorsunuz da gençlerin halinden.

 

İslam Kuran'ın Bütünüdür ve Kolaydır. Allah Dini Kolay Kıldığını Bildirmiştir

“İslam’ın şartı beş” diyor. Altı, yedi, sekiz, dokuz. Öyle bir şey yok. Kuran'ın tamamının yaşanması gerekiyor. Kuran'ın tamamı da son derece kolaydır. Kolay olduğunu gördüğü için, müşrik zihniyet o zamanlar Peygamberimiz (sav) zamanında onu dallandırıp budaklandırıp çok zor hale getirdiler ve din olmaktan çıkartıp bir felakete çevirdiler. Halbuki Allah'ın dininin kolay olduğunu Allah ayette söylüyor. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler. Hazreti İbrahim'in dini gibi kolaydır” diyor Allah. Ama bu adamlar dini zor ve içinden çıkılmaz hale getirdiler. 

 

(Irak'ın kuzeyinde yapılacağı açıklanan bağımsızlık referandumu ile ilgili CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun “Referandum haktır ve bütün milletlerin olduğu gibi güneyin de referanduma gitme gitmeye hakkı vardır” diyerek, Barzani'nin bu kararına destek verdiği iddia edildi. Sayın Kılıçdaroğlu'nun referanduma destek veren bu sözü büyük tepki topladı ve CHP'den de bu açıklamayı bir yalanlama gelmedi.)

Kardeşim ne diyor Irak yönetimi? “Biz bunu savaş nedeni sayarız” diyor. İran ne diyor? “Savaş nedeni sayarız” diyor. Amerika kabul etmiyor. Rusya kabul etmiyor. Kabul eden kimse yok. Yarın bir gün adamların sarayını, evini hallaç pamuğu gibi atarlar. Ve petrollerine el koyarlar. Topraklarına el koyarlar. İş çıkartmayalım. Hukuki pozisyona bakmamız gerekiyor. Yani şu an hukuki pozisyon açısından bu büyük bir risk. Tehlike. PKK'nın eline orayı vermek için, PKK oraya teslim etmek için bir oyun oynuyorlar gibi görünüyor. Çünkü sarayı falan hepsi ortada. Saray derken bir binası var. İki uçakla on dakikalarını almaz. Oranın işgali bir saat sürmez. Bir saatte falan işgal ederler. İş çıkartmasınlar. Yani bunu bir iyi düşünelim. Araştıralım. Bakalım. Bunda bir oyun var. Bir şey var.

 

Nefs Vicdanı Baskı Altına Alır, Vicdanın Yap Dediğini "Mantığı Öne Sürerek" Engellemek İster. Vicdanı Kullanmaktan Asla Ayrılmamak Gerekir

Nefs vicdanı baskı altına alabilir. Vicdanın aksini yaptırtabilir. Vicdan bir şey der. O da mantık koyar ortaya. Mantık felakettir. Aman ha. Genç kızlar çok dikkat etsin. Delikanlılar da dikkat etsin. Sakın mantık kullanmayın. Mantık mutlaka felakete götürür. Mutlaka vicdanla. Diyor “Vicdanımı kullandım. Başım derde girdi.” Ya girsin. Girsin, bir şey olmaz. Sen vicdandan ayrılma. Bütün peygamberler vicdan kullanırlar. Hiçbir zaman için mantık kullanmamıştır Peygamberimiz (sav). Daima vicdan. Musa (as), İbrahim (as), İshak (as), Yakup (as). Bütün peygamberler sadece vicdan kullanmıştır. Bir an bile mantık kullanmazlar. Mantık kullanan felakete gider. Aman ha. Çok tehlikeli. Peygamberimiz (sav) mesela vicdan kullandı, ne oldu? Savaşlara girdi. Binlerce Müslüman şehit oldu. Mantık kullansa ki olmaz. Ama bunun sonucu harama girmek olurdu. Felaket olurdu. Bela olurdu. Allah esirgesin.

 

(Kurban Bayramı'nda sizin anlattığınız “İslam'da velayet sistemine” örnek bir uygulama yaşandı. Van'ın Kalecik Köyü'nde kesilen tüm kurbanlar, mahalle meydanına getirilip eşit parçalara ayrıldı. Resim de var. Bölünen kurban etleri başta ihtiyaç sahibi olanlara ve sonra tüm mahalleliye dağıtıldı.)

Güzel olmuş. Ama yani senede bir kere falan değil de sırf, ara ara böyle hayırseverler yapsın bunu yani. Halk, ümmeti Muhammed yesin. Yani Kurban Bayramı’nı beklemeye gerek yok. Kurban’da da yapsın. Kurban Bayramı’nda da yapsın. Mesela Kurban Bayramı'ndan bir iki ay geçtikten sonra yine yapabilir. Yine kessinler, halka dağıtsınlar. Çünkü protein ihtiyacı çok vahim bir ihtiyaçtır. Hastalanıyor insanlar et yemediklerinde. Sağlıksız oluyor nesiller. Bolca yesinler. Dağıtsınlar. Yani sırf o değil. Peynir de alıp dağıtabilirler. Değil mi? Kalıp kalıp peynir dağıtabilirler. Et dağıtabilirler. Büyük hayır olur.

 

(Star Yazarı Resul Tosun, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Barzani’nin referandum kararına destek verdiği iddiası üzerine şunları yazdı; “Eğer doğruysa bu bir skandaldır. Çünkü Barzani referandumu sadece kendi sınırları içinde yapmayacağını duyurdu. Kerkük’ün de referanduma dahil edildiğini açıkladı. Bu anayasaya aykırıdır. Ayrılma kararı da Irak anayasasına aykırı. Türkiye bu referandumun karşısında dururken CHP Erbil’in yanında yer alıyorsa bu durum gerçekten bir skandaldır. CHP bu duruma bir açıklık getirmelidir” dedi.)

En başta oradaki Kürt kardeşlerimiz için çok ciddi bir tehlike. Yani Irak hükümeti diyecek ki; “Siz hainlik yaptınız, vatanı bölmeye kalktınız.” PKK gibi görecek, aynı. “Biz meşru hakkımızı kullanacağız. Sizi tepeleyeceğiz” der. Amerikan malı silahlar var ellerinde, muazzam silahlar var. Irak ordusu dört koldan girer. Yani ne yapacaksın ondan sonra? Ordu çekilince de PKK girer. Çok büyük hata yapıyorlar çok. Olmaz.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257575/sayin-adnan-oktarin-5-eylulhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257575/sayin-adnan-oktarin-5-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170905t_05.jpgSat, 16 Sep 2017 09:00:01 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 2 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar 

A9 TV, 2 Eylül 2017

 

(Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nin İran sınırında Mehmetçik 2 bin 900 rakımlı üs bölgesinde toplu olarak bayram namazı kıldı, kurban kesti. Bölük Komutanı Piyade Üst Teğmen Ozan Topçu, “Ülkemizin bekası için bu kutsal bayram gününde de görevimizin başındayız. Bu vesileyle İran sınırından tüm Türk milletini selamlar, Kurban Bayramlarını kutlarız” dedi.)

Onlar koçyiğit koç, onlar can, onlar melek gibi, maşaAllah. Onların bastığı her yer bereket, gittikleri her yer bereket, nurdur onlar nur. Asker demek nur demektir. Allah onların ömrünü uzun etsin, kahpe kurşunlardan korusun, Allah muzaffer etsin. İslam’a tam sarılmayı, Kuran’a tam sarılmayı nasip etsin.

 

(Bazı çevreler, hükümetin Arakan’a destek vermesinin gereksiz olduğunu belirten konuşmalar yapıyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuya yönelik şöyle söyledi: “Arakan’a desteğimize karşı çıkanlar geçmişlerinden habersizler. Bu çevreler bizim Myanmar’da şehitliğimiz olduğunun farkında değiller. Arakan bize belki coğrafya olarak uzak ancak tıpkı Pakistan, Afganistan gibi gönül dünyamızın sınırları içinde. Bunu böyle bilelim” dedi.)

Konuşanlar kendini bilmiyor onlar ne konuştuğundan haberi yok. Onlara hiç cevap vermeye dahi gerek yok. Orada birkaç gün içinde 3 bin Müslüman şehit edildi, adam “Desteğe ne gerek var?” diyor. Yani egoist bencil bir üslup, çok sevgisiz bir üslup, çok acı.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Arakan konusunda çeşitli ülkelerin devlet başkanlarıyla bizzat kendisinin görüştüğünü söyledi. Birleşmiş Milletler’de de bu konuyu anlatacağını söyledi.)

Allah razı olsun. İşte diyorlar ki “Tayyip Hoca diktatör” işte “gitsin” yok “asılması lazım.” Cumhuriyet tarihinin en mükemmel cumhurbaşkanı, en mükemmel. Bir Atatürk var bir de o var. Bana bıraksınlar münasebetsiz konuşmaları. Şuradaki güzelliğe bak, şuradaki hayra bak, şuradaki güzel ataklara bak, değil mi? Bak birçok kişi lakayt. Tayyip Hoca can olduğu için, maşaAllah, vicdanlı olduğu için ataktan atağa geçiyor. Birçok Müslüman da uyuyordu uyardık etiket yaptık günler öncesinden, ondan sonra canlandılar. Tabii, Tayyip Hocam başında beri canlı, maşaAllah.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Arakan hakkındaki açıklamasına şöyle devam etti: “Arakan bölgesinde bir buçuk milyon kişi vatandaşlık dahil her türlü imkanlardan yoksun. İslam medeniyeti yok edilmek isteniyor. Bu kanlı oyun Arakan’da inşaAllah bozulacaktır. 1912’de Balkan Savaşları’nda bizi açlığa ve ölüme terk etmeyen Arakanlı Müslüman kardeşlerimize biz sırtımızı dönmeyiz. Bu bizim vefa borcumuzdur. Arakan Müslümanlarını yalnız bırakmayacağız.”)

Hz. Mehdi (as)’ın gerekliliği, İttihad-ı İslam’ın gerekliliği açık açık görülüyor. Bütün İslam aleminin tamamında Müslümanlar kan ağlıyor, tamamında. Bak bütün İslam aleminde Müslümanlar kan ağlıyor. Her yer huzursuz. İslam aleminin büyük bölümü de yıkılmış vaziyette, diğer kısmı da yıkmaya devam ediyorlar. Biz de Cenab-ı Allah’ın Mehdi’sini zahir etmesini Cenab-ı Allah’tan istiyoruz.

İşte bunlar hep insanlar tarafından rastlantı zannediliyor. Bir an önce hani bu gürültü bitsin de işimize bakalım kafasındalar. Halbuki o gürültü kapılarına kadar dayanacak onun farkında değiller. Mesela Arakan’la ilgilenmek istemiyor. Kardeşim, sıradan gidiyorlar işte görüyorsunuz, Suriye, Irak, Pakistan da mahvolmuş vaziyette, her yerde çatışmalar, Afganistan zaten tamamen işgal edilmiş durumda, Libya mahvoldu, Mısır zaten işgal altında, Yemen mahvedilmiş vaziyette. Dolayısıyla felaket adım adım adım ilerliyor. Daha hala adamlar keyfinin rahatlığının peşinde.

 

Darwinizm Deccaliyetin Diniydi İlmen Yıktık. İngiliz Derin Devletinin Oyunlarını Deşifre Ettik. Bunların Hepsini Mehdiyetin Bereketiyle Yaptık

Darwinizm. Nerede? Ara, buhar oldu. Bunu Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. İngiliz derin devletini rezil-kepaze eden kim? Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. Rumilik adı altında İslam ümmetini dinsizliğe sürükleyeceklerdi, kim engelledi? Mehdiyet’in bereketi altında yaptık. Abdülhamit dönemini göklere çıkarıyorlardı, dedik ki, “İngiliz derin devletinin ilk atağa geçtiği ve Osmanlı’yı mahvettiği dönemdir” dedik, Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. PKK’yı rezil-kepaze ettik, Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. Bütün oynanan oyunları bozduk, bilmediğiniz oyunlar da var, bak bilmediğiniz büyük oyunlar var bunları da teker teker bozduk, Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. Mehdiyet bir ödüllendirme değildir. Ha 2019’larda ne olacak? İlimle irfanla cılığını çıkaracağız cılığını, iflahını keseceğiz deccaliyetin, “Allah Allah” dedirteceğiz. Mehdiyet budur. Mehdiyet’in öncüsü olarak zemin hazırlıyoruz. Sonra da mübarek zuhur eder, biz zeminini hazırlayalım o kolay. Dolayısıyla bizim sükut-u hayale uğramamız, hayal kırıklığına uğramamız değil de onları yerle bir etmemiz mevzubahis, ilimle irfanla ve kanunla hukukla.

 

Televizyonda, Sosyal Medyada Saatlerce Boş Konuşmaların ve Tartışmaların İçine Dalıp Vakti Böyle Geçirmek Mümine Yakışmaz

İnsanlar sosyal medyayla iç içe olsun ama oradan İslam’ı yaysın anlatsın, boş tartışmalara girmesinler. Bazıları televizyon seyrediyor saatlerce vaktini boşa harcıyor. Mesela futbol tartışması var konuş konuş konuş bitmiyor. Yazık-günah değil mi kardeşim yerinden bile kıpırdayamıyorsun. Artık sırtı omuzu falan uyuşuyor. Kalk hareket et bir şeyler yap. Boş laf onlar onlardan bir tanesi bile aklında kalmaz ve sana da hiçbir faydası olmaz. Sadece seni gerer ve rahatsız eder. İnternette de öyle, mesela giriyor tartışmaya birisiyle, mesela inatçı muannit birisi, konuş konuş konuş sabahlara kadar konuşuyor netice alamıyor, ertesi gün yine konuşuyor, ertesi gün yine konuşuyor. Karşısındakinin şeytan olduğunun farkında değil. Şeytan onunla oyun oynuyor. O bilgisayarda konuşturan o, eğlendiğini zannediyor. Veyahut onu yeneceğini zannediyor. Halbuki karşısındaki şeytan, onu parmağına takmış oynatıyor, onun vaktini alıyor, ona Allah’ı andırmıyor, onu serseme çeviriyor. Yani şeytan o insanın içine hulul eder ve onu yönlendirir ona musallat eder. O da onunla habire baş etmeye çalışır. Allah ona o zaman şeytani bir zeka veriyor, şeytanın zekası o adama geçiyor, yani o adeta bir şeytan insan haline geliyor. Onunla da baş edemeyince o ertesi gün baş ederim diyor, ertesi gün ve günlerini saatlerini alarak sinirlerini bozuyor, aklını bozuyor, vaktini harcatıyor. Böyle oyunlara hiç kimse gelmesin.

 

(Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Arakan için Endonezya, Malezya ve Bangladeş’le bağlantıda olduklarını ve özellikle Bangladeş’e “Kapılarınızı Arakanlılara açın, ne kadar masrafınız varsa biz karşılayacağız” dediklerini söyledi. “Onlara daha önce giden Arakanlı Müslüman kardeşlerimize her türlü desteği veriyoruz, gerek o ülkeler aracılığıyla gerekse Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği aracılığıyla” dedi.)

Çok ayıp yapıyor Müslümanlara oradaki yönetim çok acımasız davranıyor. Myanmar’la bir fiziki görüşme sağlamak lazım. Arakan burada küçük bir bölüm, Müslümanların yaşadığı bir bölüm, Myanmar’da yaşayan Müslümanların olduğu bölge Arakan. Bu Rohingya Müslümanları, Rohingya bir ırk sayılır Rohingya ırkı. En çok ezilenler onlar orada. Çoğunluğu Müslüman. 38 bin kişi ülkeyi terk etmiş. Arakan biliyorsunuz Bangladeş sınırında Bangladeş’e çok yakın. 20 bin kişi sınırda bekliyor Bangladeş açamıyor. Halbuki Türkiye “bakarız” dediyse aç bomboş her yer. Myanmar denen Burma’dır aynı isim, Myanmar’la Burma aynı isimdir. Arakan burada bir bölge, Müslümanların olduğu bir bölge. Yanlış anlaşılıyor da onun için anlatıyorum. Rohingya mesela Türk ırkı gibi bir ırk orada, Rohingya bir topluluk yani Müslüman topluluğu.

 

Batı'nın Müslümanlara Olumsuz Bakış Açısının Temelinde Gelenekçi Ortodoks Anlayışın Hurafeleri Var

Diyor ki gelenekçi Ortodoks Müslüman; “Sakalını tıraş edemezsin, jiletle tıraş ettiğinde üç gün üst üste tıraş edersen seni öldürürüm” diyor. Bu ne bu? Adam tıraş oluyor Avrupalı, değil mi? Müslüman tıraş oluyor, “üç gün üst üste tıraş olursan seni öldürürüm” diyor. Yahut adam namaz kılmıyor, Müslüman elhamdülillah ama namaz kılmıyor, ölüm sebebi. “Çöplüğe atarız” diyor ölüm sebebi bu. Yahut zekat vermiyor, ölüm sebebi. Mesela Müslümanken adam “ben Hristiyan olacağım arkadaş” diyor, ölüm sebebi “irtidat ettin” diyor ölüm sebebi. Mesela kadın, erkek arkadaşıyla ilişkiye giriyor farz edelim, ölüm sebebi. Ama taşlanarak öldürme var bunda taşlayarak öldürme. Tablo görüyor tükürüyor, heykel görüyor tükürüyor, kadın görüyor “deşarj olmam gerekiyor” diyor kadını dövüyor. Ve kadını yarım varlık olarak hayvanla insan arası haşa bir varlık olarak görüyor. Ve kadın ne derse tersinin yapılması gerektiğine inanıyor. Mesela kadın “hadi çarşıya gidelim” “yok gitmeyelim” “mesireye gidelim” diyor “yok gitmeyeceğiz” diyor, ne derse tersi. Yani muhalefet edin diyor açıkça. Mevlana’nın kitaplarında da var, hadislerde de var. “Dekolte giyemezsin” diyor, “parfüm kullanamazsın, kaşını alamazsın, saçını boyayamazsın, güzel görünemezsin, sokağa çıkamazsın” sabaha kadar sayarım. Avrupalılar da diyor ki “biz böyle bir baskı sistemini, bir dehşet sistemini istemiyoruz. Ne diyelim adamlara “yanlış yoldasınız” mı diyelim? Adam bunu istemiyor haklı, bu şiddeti bu dehşeti istemiyor. Kadınlara yapılan bu zulmü de isteniyor. Ha istemiyorsa nasıl yapıyor tabii onların yöntemleri kötü. Ama istememesi normal, istememesi gerekir. Gülmek bile kadınlara yasak haram gülemiyor, şaka yapamıyor, kadın ve erkek aynı ortamda bulunamıyor, fotoğraf çektirmek haram, fotoğrafın asılması haram, internete konması haram, müzik dinlemek haram, dans haram, şiir haram.

 

Müslüman Akılcı, Modern, Güçlü Olduğunda Kuran İslamı'na Uyduğunda Kimse Alay Edemez, O Sözleri Alay Edenin Boğazında Düğümlenir

Bazı insanlar gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla alay edebilirler. Bizimle niye alay edemiyorlar? Çok zavallı konumdalar, acınacak hallere düşüyorlar. Bir kişi çıksın da alay etsin niye alay edemiyor? Alayı boğazına düğümleniyor. Müslüman güçlü olduğunda alayı adam karpuz yutar gibi yutar. Dolayısıyla sen de modern Müslümansın seninle de alay edemezler. Sen hiç gönlünü yorma, akılcı olarak İslam’ı anlatmaya devam et. Ama gelenekçi İslam’ı anlatmaya kalkarsan adam alay etmeye kalkar. Kadın evden çıkamayacak, işte kaşını almayacak, dekolte giymeyecek. Zaten modern bir Müslümansın, senin modern İslam anlayışınla kimse çatışamaz. Direnirler ama alay edemezler. Çünkü alay ettiğinde karpuz yutar gibi yutmak durumundadır. Göğsünü gere gere anlatacaksın. Sen bir kere Kuran Müslümanısın ve güçlü konumdasın istediğin gibi anlatırsın. Alay ettiğini zanneder o çok zavallı konuma düşer çok akılsızdırlar. Bize de bazen yazı yazıyorlar zeka fakiri garibanlar, insan acısın mı gülsün mü ne diyeceğini şaşırıyor. Alay eden alay edilecek hale geliyor. Alay ettiğini zanneden gerçekten alay edilecek hale geliyor. Ve çok zavallıca böyle ahmakça sözler ediyorlar. Biz alayı kabul etmemiz için alayın bir gerçeklik yönü olması lazım. Ahmakçaysa o alay sadece söyleyene ızdırap verir başka bir şey olmaz. Mesela diyor ki “Gençler ne kadar yakışıklı alay ediyorum puhaha” diyor. Böyle alay olur mu? Adam pastırma gibi pişmiş yanmış yani. Mesela hanım arkadaşlarımızın “dekoltesiyle alay ediyorum” diyor. Adam ne olmuş, asfalt gibi olmuş simsiyah olmuş yanmış nasıl alay etsin? Ama mesela biz burada güçsüz bir görünüm versek, genel kültür, görünüm açısından, zenginlik açısından güçsüz bir görünüm, hitabet açısından güçsüz bir görünüm versek, hanımlar güzel olmasa, gösterişli olmasa, güzelse bile kapalı olsalar dekolte giyinmeseler onlara muazzam malzeme çıkardı. Diyeceklerdi ki “biz bak rahat yaşıyoruz siz yaşayamıyorsunuz. Biz müzik dinliyoruz siz müzik dinleyemiyorsunuz, biz dans ediyoruz siz dans edemiyorsunuz, biz zengin yaşıyoruz siz fakir yaşıyorsunuz. Ama onun elindeki her şeyi aldığımız için şu an içleri kan ağlıyor.

 

Laiklik Her İnanç Sahibinin Dilediği Gibi Yaşamasının Garantisidir ve Kuran'da Laikliğin En Güzel, En Mükemmel Hali Vardır

Mesela laiklik olmasa adam ortaya çıkar “ben hadis gördüm” der, senin saçını zorla kapatmaya kalkar. Ama laiklikte vahşilik yapamıyor çünkü insanın inancına müdahaleyi yasaklar laiklik. Bunu Kuran’da Cenab-ı Allah o kadar öz ve o kadar net hikmetli açıklamış ki. Bak, diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 6) Bu kadar. Yani senin inancın sana, istediğin inançta olabilirsin. Ben de kendi inancımda olurum. Ben sana karışmıyorum, sen de bana karışma, laiklik budur. Ve “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.” (Bakara Suresi, 256) diyor Allah ayette. Adam namaz kılmıyor, karışma sana ne. Zekat vermiyor, sana ne. Sana mı soracak? Allah ile onun arasında. Allah “karışmayın” diyor. Bunlar “yok, karışacağız” diyorlar. Bunun anlatılması Mehdiyet dönemindedir yine. Bak, bugün Sayın Devlet Bahçeli’nin bir konuşmasını dinledim evde. Diyor ki; “Bütün İslam alemi kan ağlıyor. Türkiye bu konuda lider olması gerekir” diyor. “Bu kandan, bu acıdan onları kurtarmak için.” Bu ne bu? Mehdiyet.

 

(Kahramanmaraş'taki Domuztepe Höyüğü’nde sürdürülen arkeolojik kazılarda yaklaşık 8 bin yıl öncesine ait pişmiş topraklardan yapılmış lider mühürleri bulundu. Arkeologlar taş ve pişmiş topraktan yapılan önemli mühürler bulduklarını açıkladılar. Bulunan mühürler için mühürlerdeki şekiller toprak mülkiyeti hakkında olduğuna işaret ediyor. 8 bin yıllık.)

8 bin yıllık belge var, kağıt var adamlar mühürlüyor ve diyorlar ki, “5 bin yıl önce Kabataş çağı vardı adamlar ellerinde baltayla geziyordu” diyor. Kardeşim bırak bırak 8 bin yıl önce adam evraka mühür hazırlamış. Evraka basmak için bak mühür hazırlamış. Yazı var 8 bin yıl önce. 8 bin yıl önce yazı var.

 

Faydalı Kitabı Bulup Faydalı Olanı Okumak Önemlidir. Kitabın Faydalı Olduğunun Delili Okuyan İnsana Akıl, Neşe, Kalite Kazandırmasıdır

Mesela PKK kitap okuyor komünist oluyor. Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi militanları çok fazla kitap okuyorlar alayı komünist oluyorlar. Kitap okumak bir kurtuluş getirmez. Felaket de getirir. Mesela satanistler de çok kitap okuyorlar satanist oluyor. Yahut Kafka'nın kitaplarını okuyor adam şizofren bir ruha giriyor yani “bol bol kitap okuyun” böyle bir olay yok. Faydalı kitap diye bir olay vardır. Faydalı kitabın sonucunda insan neşeli, akıllı, dengeli, tutarlı, makul, sevgi dolu ve merhametli olur. Bir kitap okuduğunda bir insan psikopat oluyorsa, saldırganlaşıyorsa, komünist oluyorsa, cinayete eğilimli oluyorsa bu olmaz. Adam mesela otuz tane cinayet romanı okuyor. “Ben gece gündüz kitap okurum” diyor. Ondan sonra duygusal romanlar okuyor ondan sonra gidip cinayet işliyor. Yani kitap okuma diye bir konu yok. Faydalı kitap bulup faydalı kitapları okuma vardır. Faydalı kitap okuyanın da alameti nedir? O insan güzel huyludur, neşelidir, dışa dönüktür, kendine ve etrafına faydalıdır bu insana biz ne deriz? “Kitap okuyor” deriz. Yoksa mesela hükümet de Tayyip Hocam’a diyor ki; “kütüphaneler açalım.” Tamam, ne okunacak? Tenbihü'l-Gâfilin ve Bostanü'l-Ârifin mi? Kafka'nın kitapları mı veyahut Marksist eserler mi? Okunacak kitabın cinsi çok önemli. Bununla ilgili hiçbir açıklama araştırma yapılmamış. “Bol bol” herkese diyor ki “kitap okuyun” kitap okur adam dinsiz, imansız olur zehirlenir adam. Kitap okur çok dindar, aklı başında olabilir. Kitap okur yobaz da olabilir. Aklını da oynatabilir kitap okuyup. Kitap okumak bir kurtuluş değildir. En başta Kuran'ı okuması gerekir insanın. Kuran'ı çok iyi anlaması lazım. Kuran'ı anladıktan sonra Kuran'a paralel mantıktaki kitaplarla insan kurtulabilir yani aksini görüyoruz dünyada bütün dünya kitap okuyor ve bütün dünya mutsuz, bütün dünya sürünüyor. Eğer kitap okumayla olsaydı dünya böyle perişan olmazdı. En çok intiharın olduğu ülkeler en çok kitap okunan ülkeler. Kitap okuma yetmiyor. Kaliteli kitap bulmak çok önemli.

 

Sigarayı Bırakmanın Bir İnsan İçin Sorun Olması Küçük Düşürücü. Bir İnsanın Böyle Bir İradesizliği Kabul Etmesi Onur Kırıcı Olur

Sigarayı bırakmak yani sorun olması çok küçük düşürücü bir şey. Böyle bir acizliği bir insanın kabul etmesi onun için çok onur kırıcı. Ne demek sigarayı bırakmam? Mesela ben tatlı yiyorumdur, yemiyorum bu kadar basit. “Tatlısız duramam” diyor mesela bazı tipler var kıvranıyor adam böyle kriz geçiriyor “tatlı olmasa ben aklımı yerim” diyor. Ne zorun yemezsin bu kadar basit. Sigara; içmiyorum bu kadar basit. Hayır ne olur yani içmeyince? “Çok sıkılıyorum ya” diyor kendi kendini sıkarsan tabii ki sıkılırsın. Ne zorun yani gıda değil bir şey değil. Hayır, havasız duramam dese olur. Susuz, yemeksiz duramam dese bu makul ama sigaranın ne alakası var. Direkt iradesizlik ve insanın kendini küçük düşürmesi başka bir şey değil yani mahcup etmesi. Ben kendi adıma öyle görüyorum yani başkaları nasıl düşünür bilmiyorum. Böyle bir olay olmaz. Sigarayı nasıl bırakayım? Yok elektronik sigara ya ne kadar küçük düşürücü şeyler bunlar ne zorun ya paket varsa kaldırır atarsın. Ayağınla ezersin bir daha da içmezsin hiçbir şey de olmaz. Vücudun hiçbir tepkisi olmaz. Bir şey yok, kendi kendine telkin yapıyor. Sigarayı bıraktın mı bırakmış olursun hiçbir şey olmaz, konu kapanır yani. Bu çok kızdırıcı yani sigarayı bırakamamaları.

 

(George Soros'un Beyaz Saray tarafından terörist ilan edilmesi için imza kampanyası başlatıldı. Soros kampanyada, Amerika ve halkını bilinçli bir biçimde istikrarsızlaştırma ve çeşitli tahrik eylemlerinde bulunmakla suçlanıyor. İmzaların sayısının 19 Eylül'e kadar 100 bini aşması halinde Beyaz Saray'ın bu çağrıya resmi bir cevap vermesi gerekecek.)

Soros, Trump'ı çağırır mekânına ayak ayaküstüne atmış olarak, önüne de bu dosyayı atar; “Gereğini yap” der. O da; “Derhal Efendim” der bu kadar basit yani. Amerika’nın başkanı Soros’tur, Trump değil. Yani dolayısıyla kim kime emir veriyor? Şimdi bana bıraksınlar bu masalları.  100 bin değil 100 milyon imza topla istersen vız gelir tırıs gider İngiliz derin devletine ve Soros'a.

 

Engelli Kardeşlerimizin Her Şeyinden Devlet ve Millet Sorumlu Olmalı. Aileleri Değil Biz Hep Birlikte O Kardeşlerimize Sahip Çıkıp Bakacağız

Kardeşim engelli ihtiyaçları diye bir şey olmaz. Bu, devlet bütçesinden karşılanması gereken bir durum. Engelliye ailesi bakması diye bir olay olmaz. Her şeyinden devlet sorumlu olması lazım, millet sorumlu olacak, millet.  Biz sağlıklıyız elhamdülillah, biz sorumlu olacağız. Bizden çok şey götürüyor, götürsün kardeşim Allah Allah. Dört ceket alacağıma iki ceket alırım, götürsün. Yeter ki bu manevi acıyı çekmeyelim. Engelli aileleri nasıl bütün varını yoğunu o insanlara harcasın ve neden böyle bir şey olsun? Engelli, o çocuklar bizim çocuğumuz oluyor, biz bakmakla mükellefiz. Niye ailesi bakmakla mükellef oluyor, bize ait çocuklar değil mi? Velayet sistemi vardır İslam'da, biz onlardan sorumluyuz. Bize ait insanlar, biz bakacağız ne ihtiyacı varsa bizim almamız lazım.  

 

Her Yerde Kediler ve Sokak Hayvanları İçin Yemek Mekanları Olmalı. Düzenli Temizliği Yapıldıktan Sonra Bu Mekanlar Kimseyi Rahatsız Etmez

Kediler hakikaten yazık hayvanlara çöplüklerde bir şeyler arıyorlar. Çöplükte kedi niye aransın hayvan? Ne olur, artan yemeyi ver bir kenarda ver. Kediler için yemek yerleri yapılması lazım kolay yıkanan, belediye de oraları yıkaması lazım. Yani gayet kolay, betondan bir yer yapılacak, bir de akar yani onun bir gideri olacak bu kadar. Basınçlı suyla yıkanacak her gün. Her gün insanların yemekleri artıyor alıp götürürsün koyarsın, hayvanlar yer. Zaten yani mesela et verilse suya çok az ihtiyaçları oluyor kedilerin, o kadar şey olmuyor. Etin suyu falan yetiyor onlara ama yine de temiz bir su kabı gerekir. Doğru söylüyor benim güzelim.

 

Köylü Bir İnsanda Belki Bilgi Eksikliği Oluyor Olabilir Ama Züppe, Ukala Bazı Entellerden Ruh Kalitesi Olarak Kat Kat Üstündür

Köylü olmak, belki hani görgüsü eksiktir diye düşünüyorlardır. Kültürü eksiktir, giyim zevki, kalitesi falan. Tamam, hakikaten görgüsü eksik oluyor köylülerin genel anlamda oluyor. Kültür de genel anlamda eksik olur doğru. Bilgisi de eksik olur doğru. Ama onlardaki aşk, tutku, sevgi, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik asla bulunamaz asla. Onların dostluk anlayışı o sevecen sıcak insani ruhlarıyla bir entelin -bazı entellerin diyelim- züppeliği, çakallığı, bilmişliği, millete tepeden bakmasının arasında dağlar kadar fark var. Bir tane köylü benim için öyle yüz binlerce züppe entelden çok çok daha üstündür. Bazı enteller için diyorum tabii ben hepsi için demiyorum. 

 

(Barzani referandum konusunda şöyle bir açıklama yaptı. “Referandum kararı tarihi bir karardır. Bağımsızlık uğrunda gerekiyorsa her türlü bedeli ödemeye hazır olmalıyız. Olur da Kürdistan halkı referandum için ‘hayır’ derse görevimden istifa ederim çünkü artık çalışmam için bir sebep kalmaz” dedi.)

Yani tam bir bela. Şu üsluba bak. Çekileceksin ondan sonra PKK’ya teslim olur orası. Referandum değil yani o mevcut sistemi oturtabilirsin. Zaten özgür yaşıyorsun, zaten parlamenton var bilmem neyin var ama devlet ilan etmene ne gerek var? Durduk yere iş çıkaracaksın. Irak hükümeti diyecek ki, “Bunlar benim devletimi işgal etti bunlar terörist” diyecek terörist konumuna geleceksin. Yani gayrimeşru hükümet durumuna geleceksin. Adamların seni vurma hakkı olacak uluslararası. Yani seni vurma hakkı olacak. Irak hükümetinin seni vurma hakkı olacak. Birleşmiş Milletler buna “evet” der. NATO “evet” der yerle bir ederler binanın her yerini falan hallaç pamuğuna çevirirler. PKK da gelir tak oturur. PKK'nın bir oyunu bu böyle bir oyuna gelme.

Saddam döneminde de Barzani aynı hatayı yaptı, Barzani aynı hatayı tekrarlıyor şu an. Barzani’nin hatası şu. Babasının yaptığı hatayı ve kendi döneminde de yaptığı hatayı yine tekrarlıyor. Saddam döneminde de aynı hataya düştü. İngiltere bunları tahrik etti aynı şu anda olduğu gibi. Sonra ne oldu? Bağımsızlık ilan etmeye kalktı. Saddam, on binlerce mümin Kürt kardeşimi kimyasal silahla yerle bir etti. Sonra da teslim oldu “vazgeçtim” dedi. Hiçbir ülke korumadı o saldırıda hiçbir ülke. Çünkü “haklı” dediler “adamın ülkesini bölüyor adam terörist” dediler “tabii ki ezecek” dediler. Yine biz koruduk, biz içeri aldık Kürt kardeşlerimizi. Yine aynı oyuna geliyor. Kardeşim bir insan bir hatayı yapınca on kere mi yapar? Irak hükümeti diyor ki ‘tanımayacağım’ diyor. Ne diyor biliyor musun? Senin iflahını keseceğim anlamına gelir bu. Sayın Devlet Bahçeli de dedi “bu savaş nedenidir” dedi. Türkiye için kastetmiyor tabii de yanlış anlaşıldı. Irak’ın savaş hakkı var böyle bir durumda. Savaştığında da koalisyon güçleri var herkes destekler.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257572/sayin-adnan-oktarin-2-eylulhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257572/sayin-adnan-oktarin-2-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170902t_04.jpgSat, 16 Sep 2017 08:37:08 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 1 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 1 Eylül 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arakan için şunları söyledi: “Biz vicdanımızı, adalet duygumuzu, hakkaniyet ölçülerimizi bir kenara bırakarak sadece kendi menfaatlerimiz için önümüze çıkan her şeyi ezip geçerek hareket edemeyiz. Bunun için Suriye’deki, Irak’taki, Balkanlardaki, Kafkaslardaki kardeşlerimize yüreğimizi açtığımız gibi Arakan’da zulüm gören mazlumları da yalnız bırakamayız” dedi.)

Kardeşim, orada müthiş bir kepazelik var. Şimdi İngiltere orada petrol çıkartmak istiyor, bir de oralara turistik tesisler yapmak istiyor. Arakanlı Müslümanları bela olarak görüyor. İngiltere derken İngiliz derin devleti, “bunların hepsini temizleyin” dediler ve doğrudan katliam. Kardeşim, katliama ne gerek? Dersin ki “arkadaş, siz burayı tahliye edin” dersin, biz bir çare buluruz. Niye adamları öldürüyorsunuz? Niye şehit ediyorsunuz? Niye evlerini yakıyorsunuz? Dersin “arkadaş, ben burada ya katliam yapacağım veyahut işte burayı boşaltın” dersin, değil mi? İngiliz derin devletiyle. Biz konuşuruz boşaltırız orayı, gel petrol mü arıyorsun ne arıyorsan ara. Niye Müslümanları şehit ediyorsunuz, kepazelik çıkarıyorsunuz, rezillik yapıyorsunuz? Petrol için yaptıkları olaya bak. Orada böcek kadar kıymeti yok Müslümanların böcek kadar. Kitle halinde hepsini şehit ediyorlar. Müslümanlara dedim ki “Böyle şey olmaz büyük bir miting yapalım” dedim. Toplanmışlar 10-15-20 kişi, söyledim zaten “çok az olur kıymeti olmaz, o az olur” dedim. Toplanmışlar hoca efendiyi çıkarmışlar Diyanet İşleri Başkanı’nı vekil olanı, ağlamaklı bir sesle yalvarıyor Allah’a dua ediyor tamam güzel. Ama adam seni öyle bilmiyor ki. Sen, kadın zina ettiğini düşündüğünde taşlayarak öldüreceğini düşünüyor. Kadını hayvanla insan arası bir şey olarak gördüğünü düşünüyor. Kadına sopa atıp deşarj olmak istediğini düşünüyor. Say da say. Sakalını keseni öldürmek istediğini düşünüyor. Sen ağlamaklı ve mazlum gariban bir üslupla dua ediyorsun ama adam senin o kanaatte olduğuna değil acımasız biri olduğuna inanıyor. Onun için senin hakikaten mazlum olduğunu göstermen gerekiyor. O çok hayati bir konu. Gelenekçi İslam anlayışı çok gaddar görünüyor, çok acımasız görünüyor. Hepsi olmasa bile büyük bölümü öyle görünüyor. Önce onun halledilmesi lazım. Adamlar diyor ki gaddarlık öyle olmaz böyle olur diyor adamlar. Madem siz gaddarlık yapacaksınız biz sizi önceden bir ortadan kaldıralım diyorlar. Böyle bir felaket.

Bak mesela Arakan’da İngiliz derin devleti bir tane direniş örgütü kurmuş IŞİD gibi küçük. Halbuki bu insanlar yemek yemeye para bulamıyorlar. Öyle silah falan bulmak değil kalacak yerleri de yok. Görüyorsunuz ayakta bekliyorlar çalıların altında falan. Böyle bir yerde silahlı örgüt kurulabilir mi? Silahlı örgüt orada çalışma yapabilir mi? İngiliz derin devleti tarafından bir avuç çakala bunu hazırlatmışlar. Myanmar’da askeri üsse saldırttırdılar bunları. 11 askeri öldürttüler. Bunun üzerine hemen ertesi gün 3 bin Müslüman bir gün içinde şehit edildi 3 bin. İngiliz derin devletinin oyunu, her yerde aynı numara aynı yöntem. Kardeşim, bu mümkün mü terörist orada nasıl olsun? Adam çatal-kaşık bile bulamıyor silahı nerede bulsun? Otomatik silahlı adamlar bombalı falan. Çete, dışarıdan getirmişler saldırtıyorlar sonra da 3 bin Müslümanı şehit ettiler ve eylemle cayır cayır yaktılar. Bütün dünya seyrediyor. Diyor ki Birleşmiş Milletler açıklama yapıyor “İki tarafı da itidale davet ediyoruz sakin olsunlar kavga etmesinler” diyor. Kardeşim, zaten saldıran bir avuç çakal, İngiliz derin devletinin çakalı. Bak o çakallar da kaçıyor bunu yaptıktan sonra. Yani doğrudan İngiliz derin devletinin elemanları, İngiliz asıllı adamlar. Ama “kim yaptı?” diyorsun “Rohingyalar yaptı” diyor “gözümüzle gördük” diyor. 3 bin kişiyi bir gün içinde şehit ettiler.

 

(“Başı örtülü bayanlar mı daha dindar yoksa açıklar mı?” izleyici sorusu)

Her ikisi de dindar. Çünkü içtihat meselesi bu. Mesela farz edelim Kuşadası’nda oluyor dekolteye cevaz veriyor kendi şahsi kanaatiyle. Çünkü hakikaten kimse dönüp bakmıyor dekolte hanımlara. Kimse de laf atmıyor. Ben Kuşadası’nda, Fethiye’de, Köyceğiz’de mayolu bir hanıma laf atıldığını hiç duymadım. Kimse taciz etmiyor rahatsız etmiyor. Dolayısıyla kendilerini güvende gördükleri için hanımefendiler mayoyla gezebiliyorlar. Helal, bu helaldir. Ama mesela bir il, bir yerde mesela bir hanım mini etekle geziyor sarkıntılık yapıyorlarsa güvenli değilse orada hanımın kapanması gerekir, yüzü de dahil mümkün mertebe. Ama gücü yetmiyorsa başörtüsü falan da olur. Ama asıl olan tamamen kapanmasıdır. Kuran’da mümin hanımların dekolte olduğu Ahzab Suresi’ndeki ayetten açıkça anlaşılıyor. Çünkü dekoltelerini kapatsınlar diyor ayette. Dekolte hanımların hepsi. “Ey Peygamber” diyor ve “diğer mümin hanımların hepsine söyle” diyor “dekoltelerini kapatsınlar” diyor, hepsi dekolte.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin dost çoğaltmak istediğini söyledi. “Bizim amacımız dostlarımızın sayısını artırmak. Tüm samimiyetimizle dostluk elimizi uzatıyoruz. Bu eli tutan hiç kimse bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da pişman olmayacak” dedi.)

Türkiye’yle bir şey olmaz, sadece Türkiye’yle. Türkiye küçük bir ülke, bir avuç toprak kaldı elimizde. Askeri gücü belli, imkanları belli. İran’la birleşelim, Pakistan’la birleşelim, Suudi Arabistan’la birleşelim, Rusya’yla birleşelim bitti, dünyada hiçbir sorun kalmaz. Putin kabadayı, delikanlıdır Putin. Suudiler nur gibi Müslüman tertemiz yüzde yüz Müslüman. Şiiler yüzde yüz Müslümandırlar. Pakistan, Şii çoktur Pakistan’da ama genellikle de Sünni ağırlıklıdır, nur gibi Müslümanlar. Birleştik mi konu biter.

 

(“Boşanan kadınlar zor durumda kalıyor. Bununla ilgili ne yapabiliriz?” izleyici sorusu)

Kadınlar her halükarda zor durumda kalıyorlar genç kızlar. Evlenmeyen genç kızı akıl almaz eziyor toplum. Boşanan kadını, dul kadını da öyle. Çok korkunç. Genç kızlar da öyle, “git kendine koca bul” falan. Daha çocuk 17 yaşında “git evlen başının çaresine bak, başımıza bela oldun” işte “git çalış ne yapıyorsan yap, yakamızdan düş.” Kardeşim, akıl almaz bir zulüm yani. Ağabeyi gelir işte “bu ne biçim saç” öbürü gelir “bu ne biçim etek.” Her yerde eziyorlar idi, ama bu rezalete esaslı bir darbe vurduk Allah’a çok şükür. Şimdi bayağı bir hiza oluyorlar. Şimdi bak Allah razı olsun, ben dedim ki “böyle çakallık yapanları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirin” dedim. Şimdi hükümetin o yönde kararı var. Bu tip çeteler, silahla internette kendini tanıtan, dedim ya internette silahla tanıtıyorlar falan, ya çete veyahut kabadayılık yapıyor kendince sahte kabadayılar veyahut bilgisizliğinden yapıyor böyle tipler var. Bunların hepsi şu an tespit ediliyor hükümetin talimatıyla. Şu an hükümetin aldığı karar var. Bak biz bunu rica ettik istedik, tek tek şu an polis hepsini tespit ediyor.

 

(“Paralel evrene nasıl geçilebilir?” izleyici sorusu)

Yobaz takımı bu çocukları zehirleyememiş. Atatürk’ün yedi ceddine rahmet olsun. Eğer o olmasaydı bu çocuklar da yakılmıştı söyleyeyim. Mahvolmuşlardı yani. Atatürk’ün vesilesiyle Allah vesile etti, Mehdi’dir o bir nevi vesile etti, vesile oldu bak tertemiz bir nesil var zehirlenmemiş. Gelenekçi Ortodoks sistemin müşrik üslubuyla mahvolmamış çok büyük bir kitle var. Çok nadir gençler üç-beş kişi biliyorsunuz. Bir kısmı o zehrin etkisinde ama genelde etkilenmemişler. Canımın içi, şimdi zannediyorlar ki koskocaman bir evren var, bir de ona paralel kocaman bir evren daha var. Paralel evrene biz yapışığız şu an. Şu ekran var ya, bu ekranla yapışığız. Milimetrenin yüz binde biri kadar bile değil, iç içeyiz. An meselesidir paralel evrene geçiş. Mesela adam diyor ki “gideceğiz” diyor. Gittiğin sana gösteriliyor da gittiğin falan yok, mesafe falan. Allah Katında mekan yoktur zaman da yoktur. Öyle diyeyim de anlasınlar.

 

Samimiyet Allah'ın İnsanlara Verdiği Bir Ruh Ferahlığı Bir Nurdur. Allah İnsanlara Sürekli Doğruyu Vahyeder, Ona Tam Uymak Samimiyettir

Samimiyet, Allah’ın insanların içine verdiği bir nurdur o, bir ruh, ruh ferahlığı. Yani alabildiğine dürüst olmak, tam vicdanın sesini dinlemek. Allah insana sürekli vahyeder, çok büyük bir kolaylık bunu anlamazdan geliyorlar. Diyor ki “bir yere peygamber geldiğini nereden anlarız?” Kardeşim zaten sana vahyediyor Allah kalbine. Vahyi dinlersen cennetlik oluyorsun bu kadar. Kalbine gelen vahyi yani dürüst yaşarsan, samimi olursan. Allah diyor ki “Samimi olan kullarım kurtulur” diyor samimi. Daha nasıl anlayacaksın yani? Samimi olan. Samimi demek, Allah’ın kalbe ilham ettiği vahyi dürüstçe uygulayana samimi denir.

 

(Sayın Devlet Bahçeli referandum kararına yönelik yeni bir açıklama yaparak, “Kerkük’ün referanduma dahil olması rezalettir ve hıyanettir. Türkiye bu hasmane oluşum ve yapılara göz açtırmamalı” dedi.)

Kerkük’ün altyapısını hazırladılar. Orada işte Kürt çoğunluk haline getirdiler, Türkleri az gösterdiler, nüfustan kayıtlarını sildiler yaktılar, nüfus kayıtlarını yaktılar. Çok kötü yöntemler. Zaten İttihad-ı İslam olacak yaksanız kaç yazar yakmasanız kaç yazar? Biz oraları PKK’ya teslim edecek halimiz yok. Ha yapılanabilir mi? Yapılanabilir. Ama bir gece içerisinde tamamını yok ederiz. Yani ‘el mi yaman bey mi yaman’ demişler ‘bey hepsinden yaman’ demişler. Çünkü karadan burnumuzun dibinde bu adamlar. Dünyanın en ala silahları bile olsa hallaç pamuğuna çeviririz söyleyeyim. 10 saat bile sürmez 6-7 saatte bitiririz. Yaya da hallederiz yaya, öyle bir konu olmaz. O silahların hepsini de alırız ayrıca söyleyeyim. Onların elindeki silahların tamamına el koruz. Boşa oyun oynuyorlar açıkça belirteyim.

 

(“Suriyelilerden ben rahatsızım. Sizce?” izleyici sorusu)

Nerede oluyor Suriyeliler de insanlar rahatsız oluyor, siz gördünüz mü Suriyeli dışarıda? Yani şu yollarda rastladıklarımızı mı kastediyorlar? Para isteyen. Gariban çoluk çocuk onlar ne var onda bir şey yok. İftiharla insan ona üç-beş kuruş verir. Çadırda oturuyor onlar zaten kimseyle bir alıp-veremedikleri yok ki. Neden rahatsız oluyorlar ne yaptı bu garibanlar bu mazlum insanlar ben anlamadım. Allah aşkına, sen Suriye’den gelsen, savaştan kaçıp gelsen, Türkiye’ye giriş yapsan ben seni baş tacı ederim, ben senden niye rahatsız olayım? Neden böyle düşünüyorsun ben anlamıyorum ki. Var mı gerekçeleri şu nedenden diyorlar mı? Bilmiyoruz. Olmaz sen şefkatli kızsın sana yakışmaz.

 

Cennetin Dünyaya Benzer Yönleri Vardır, Ancak Görüş Daha Keskindir

Cennet dünyaya benzer. Baktığınızda ufuk daha geniş, daha net, görüntü çok keskindir. Bir de böyle biraz Alis harikalar ülkesinde gibi yani çok harika bir yapı. Mesela insanın çok fazla bedeni oluyor ama gayet normal görüyor bunu. Görüş keskin, duyma keskin, rahat bir ortam yani o kadar başka bir şey yok. Ama cennetin asıl güzelliği bu dünyada yaptığımız güzelliklerin anlatılması hatırlatılmasıdır. En zevkli yönü budur cennetin. Ölüm de ani bir netleşme, ani bir keskinlik, birdenbire keskinlik oluşması. Müslümanda can alınması öyle zannedildiği gibi değil. Küfürde çok çetindir. Ha hastalandığında adam çırpınıp bağırabilir, onunla alakası yok. Ondan çok önce canı alınmış olabilir. O görünenle alakası yoktur. Çünkü o başka boyuta geçtiği için bizim orada gördüğümüzle onun bağlantısı olmaz.

 

Gelenekçi Ortodoks Anlayışta Kadın Yarım Bir Varlık Olarak Görülür. Kadına Buçuk Denir. Kuran İslam’ında İse Kadın Değerlidir, Özeldir

Kardeşim, sen zamanla gelişen bir dehşet sisteminden bahsediyorsun. Zamanla gelişen bir şirk sisteminden bahsediyorsun. “Tertemiz dinimiz” diyor, senin dininde sakal keseni öldürme var mı? Nasıl tertemiz oluyor böyle bir din? Sen uydurma bir din meydana getirmişsin. Şirk dini meydana getirmişsin, kan dini, dehşet ve şiddet dini haline getirmişsin. Ee, adam diyor ki “ben Hristiyan olmak istiyorum” diyor “uzat boynunu” diyorlar. “Keseceğiz ve şehrin çöplüğüne atacağız” diyor. “Zina edeni taşlayarak öldüreceğiz” diyor. Hırsız olan? “Onu da öldüreceğiz” diyor. Peki zekat vermeyen? “Onu da öldüreceğiz” diyor. Namaz kılmayan? “Onu da öldüreceğiz” diyor. Öldürme diye bir konu yok ki her şeye “öldüreceğim” diyorsun. Böyle bir din anlayışı olur mu? Ve kitlevi münafık çıkarıyor ortaya tabii. O sistemde kadını öldürme, “kadın zaten yarım buçuk” diyor. Bak mesela diyor ki: “O zat Hacı Bayram, bir yerde çadır kurdu” Hacı Bayram-ı Veli “Kendi binler müridini ortaya toplattı, o da emretti ‘ben bir imtihan yapacağım, her kim benim müridim ise ve emri kabul etse cennete gidecek.’ Çadıra birer birer çağırdı, gizli bir koyun kesti, güya has bir müridini kesti cennete gönderdi. O kanı gören binler müritler daha hiçbiri şeyhi dinlemedi inkara başladılar. Yalnız bir adam dedi ‘başım feda olsun’ yanına gitti. Sonra bir kadın dahi gitti, başkaları dağıldılar. O zat hükümet adamlarına dedi ki ‘işte benim 1 buçuk müridim bulunduğunu gördünüz’” 1 buçuk. Biri adam buçuk da kadın, insan değil yani buçuk. Ve bunu iftiharla anlatıyorlar. Kaynağı ne bunun?  Bu Risale-i Nur’daki üsluba benziyor ama tabii her yerde var bu üslup, her yerde bilinen bir şey. Mesela diyor ki Mesnevi’de Mevlana Celaleddin Rumi: “Kadında akıl yoktur” akılsız diyor “kadında akıl yoktur” bitti. “Aydın bir karara varamaz. Peygamber dedi ki; ‘Onunla danış dediğinin tam tersini yap düş yola’ dedi. Nefsini kadın tanı, kadından beter tanı. Çünkü kadın parça buçuktur. Kadınlara danışın sonra da ne dedilerse aksini yapın.” Mesnevi 1. Cilt. “Gerçekten de kadınlara asi olmayanlar helak oldu” diyor. Her yerde nefret öğretilmiş, öfke öğretilmiş, karşı olmak öğretilmiş. O yüzden kadınlara karşı muazzam bir sistem, acımasız bir sistem, ezici bir sistem geliştirilmiş idi, biz de bunları yerle bir ettik. Ve bundan sonra da yerle bir etmeye devam edeceğiz. Ve utanmadan bunu yapıyorlar ve acımasızca yapıyorlar, idi. Sıkıysa bundan sonra yapsınlar göreyim.

 

Aşiretlerin Hürmet, İzzet, Saygı Anlayışı Çok Güzeldir

Aşiret, iyi aşiret olması bir mahsuru yok, güzel. Aşiret evine giriyorsun ayakta karşılarlar hürmet izzet. Başbakanlık binası gibi olur aşiret evleri. Oradaki hürmet çok güzeldir aşiret mensuplarının. Düğünü çok iyi olur aşiret düğünleri yıkılır ortalık. Var mı hiç aşiret düğününden görüntü? Birkaç aşiret düğünü olması lazım kutlama. İlginç olur aşiret düğünleri. Modern insanlar, aklı başında, kibar, saygılı. Ben aşiret mensuplarından tanıdıklarım var, bayağı kibar hürmetli insanlar.

 

(“İslam’da nikah neden gereklidir?” izleyici sorusu)

Nikah Allah'ın huzurunda söz vermesi kadının, erkeğin söz vermesi. Yani neslin bozulmasını önlemek için Allah'ın bir kuralı. Çünkü o zaman çocuk olsa kimden olduğu belli olmaz. Yani nesil bozulur. Neslin bozulmasını önlemek için kadın erkeğe söz veriyor. Erkek de kadına söz veriyor. Ben sadece seninle olacağım diyor. O da ben senden ayrılmayacağım diyor. Bu kadar. Yani verilen bir söz. Başka bir şey değil. Ama tabii nikahta miras hukuku vardır aynı zamanda, miras hukuku, varis olur yani.

 

Kuran İslamı Dünya Çapında Adım Adım Büyük Bir Hızla Gelişip İlerliyor. Deccaliyetin Bu İlerlemeye Karşı Durma Gücü Olmayacaktır

Dünyada yaşanan din teker teker mağlup oluyor ve bu mağlupluk o kadar açık oluyor ki bak Suriye ehli sünnetin kalesiydi. Şia’nın da kalesiydi, yok oldu. Irak ehli sünnetin kalesiydi yok oldu. Tarihe karıştı. Şimdi diyorlar ya hani “kurtardık” falan, bakın çok daha kanlı bir savaş daha gelecek. Bütün o “düzelttik” dedikleri yerler var ya, hepsi yeniden yerle bir olacak, açıkça söylüyorum. Bak şu andan itibaren söylüyorum. Herkes yine kaçacak. Yine olacak. Aynı şekilde Sünni Afganistan yerle bir oldu. Yemen yerle bir oldu. Libya yerle bir oldu ve bir daha düzelmesi şu an imkansız. İmam Mehdi (as)'nin zuhurunun dışında imkansız. Yani her yerde gelenekçi İslam mağlup oluyor. Bak aldığınız haberler hepsi yenilme haberleri ve her yerde zavallı konumundalar ve yeniliyorlar. Kuran İslamlığı şu an dünyada alttan alta bütün gücüyle ilerliyor. Ama İngiliz derin devleti şeytani bir zekaya sahip olduğu için, modern İslam anlayışına karşı, Kuran İslamlığına karşı Rumiliği çıkarttı. Dengelemek için. Ama Rumiliğin karşısında Kuran İslamlığı dev bir aslana benziyor. Ve yerle bir ediyor onu. Rumiliği yerle bir ediyor. Yani Rumilikte dayanamazlar, dayanamıyorlar. Gelenekçi İslam zaten darmadağın.

 

(Amerikan Devleti'nin istihbarat ve ulusal güvenlikle ilgili tüm birimleri Aspen’de bir toplantı yapmış. Bu toplantıdaki önemli istihbaratçıların birçoğu Trump’ın ruh sağlığı açısından Amerika'yı yönetmeye uygun olmadığını açık açık dile getiriyorlarmış. Serdar Turgut “Gerçekten derin devletin olduğunu bu toplantı sonrası daha iyi anladım. Sanırım derin devlet anayasanın yirmi beşinci maddesine göre Trump'ın ruh sağlığına uygun değil diye görevden almaya hazırlanıyor” dedi.)

Onu Tayyip Hoca'ya da yapmaya kalkmışlardı. Yani işine gelmeyen oldu mu hemen delilikle suçluyorlar. Yani eskiden beri böyle. Peygamberimiz (sav)’i delilikle suçladılar. Hazreti Musa (as)’yı, İbrahim (as)'i hepsini delilikle suçladılar. Şimdi de onu delilikle suçluyorlar. Deccaliyetin tek silahıdır o, ana silahlarından biridir.

 

Disiplin Çoğu Zaman İnsanın Neşesini Ortadan Kaldırır. Allah'a Teslim Olup Vicdanınla An Be An Allah'n İlhamına Uymak En Doğrusudur

Disiplin güzel bir şey değil. Allah’a teslim olup, vicdanınla an be an Allah’ın ilhamına uymak en doğrusudur. Mesela faşizmde disiplin vardır. İnsanları mahveder. Mesela İtalyan faşizminde ana konularından biri disiplindi. Hitler faşizminde disiplin. Stalin Rusya’sında disiplin. Ve hep insanları mahvetmiştir. Hür irade, hür düşünce güzeldir. Ama tabii bazı şeylerde mesela askeri çalışmalarda yahut bazı eğitimlerde, sağlık konularında falan disiplin gerekir. Ama o bir tedavidir yani tedavi düzgünlüğüdür.

 

İslam'ı Öyle Bir Tanıtmışlar Ki İslam'ı Yaşarsan Müzik, Resim, Dans, Heykel, Deniz, Güzel Evler, Lüks Arabalar Hepsi Elinden Gider Diyorlar

Kardeşim, size İslam'ı o kadar ters anlattılar ki; İslam sürünmek, mahvolmak. Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmek, bütün nimetleri küfre teslim etmek. Aşağılanmak. Efendim işte bir hırka, kırk lokmayla idare etmek. Bodrum katlarında yaşamak. Estetikten uzak olmak. Müzik dinlememek. Resim diye bir olayı kabul etmemek. Heykel diye bir olayın olmaması. Plaj diye bir olay olmaması. Yüzme havuzları, eğlenceler, diskolar, güzel semtler, güzel villalar, güzel bahçeler, hepsinden vazgeçip tamamını küfre teslim etmek. Yani bunu kastediyorsunuz. Müslüman ne yapar diyor. Sürünür diyor. Yani özetle sürünür diyor. Ben sürünmemeyi tercih ettim. Eğlenceyi tercih ettim. Müslümanın hakkı budur çünkü. Allah ayette diyor ki, “dünyada sizin, ahirette yalnızca size sizin” diyor. Yani dünyadaki bütün nimetler için. Bak “dünyada sizin.” Kuran ayeti bu. “Ahirette küfre vermeyeceğim” diyor. “Orada sadece sizin” diyor.

 

(Ahmet Hakan iki konuya tam destek verdiğini duyurdu. Birincisi cübbeli şalvarlı asker konusu. “Çarşı iznine çıkan bir askerin giyindiği kıyafetten size ne kardeşim? İster şort tişört giyer, ister şalvar cübbe. Askeri kışla dışındaki sivil kıyafeti kimi niye rahatsız etsin?” dedi. Geçen gün konu olan askerimizin kıyafetini gösterebiliriz. Cübbeli şalvarlı dediği asker bu.)

Canım ona ne hakikaten yani. Çarşı iznine gelmiş, istediğini giyer. İsterse çamaşırla gezer. Ona ne, ne karışıyor? Olur mu öyle mantık? Yani orada bırakılmış o. Ne yaparsan yap diyorlar. Orada askeri disipline uymaz.

(İkinci konu şu diyor; “Askeri cenaze törenlerinde bando Chopin cenaze marşı yerine Itri'nin tekbirini çalacakmış. Mükemmel bir uygulama. Itrı ki bizim öz musikimizin piridir. Itri'nin tekbiri ki neye inanırsak inanalım hepimizin tüylerini diken diken eder” dedi.)

Onu zamanında söyledim. Dedim ki bando ile falan olmaz. Tekbirlerle götürün dedim. Bando olayının hiç olmaması lazım. Yani garip bir görüntü veriyor. Yapmayın etmeyin. Cenaze değil ki bu, şehit götürüyorsun. Davulla zurnayla şehit mi götürülür? Saksafon bilmem ne falan yani acayip oluyor. Tekbir, sadece tekbirle götüreceksin. “Tekbir” diye biri bağıracak, “Allahu ekber. Tekbir. Allahu ekber.” O şekilde götüreceksin. Bir de şehidi yıkıyorlar. Şehit yıkanmaz. Kanlı elbisesiyle, askeri kıyafeti ile öylece gömülür. Yeni yeni kanunlar çıkarıyorlar. Yeni yeni olaylar. Şehit o şekilde gömülür. Ve şehidi de göstermeleri lazım. Açık, açık tabuta konacak. Mesela İstanbul'da gezdireceksin. Ana caddelerde, ortalık yıkılacak tekbirlerle. Değil mi? Şehidin kanını alacaksın boynuna süreceksin. Akrabaları olabilir. Yakınları olabilir. Onun anlamı belli, ne anlama geldiği. Değil mi? Yani cinnet getireceksin, cinnet. Ve ondan sonra da gereğini yapacaksın. Bu kadar. Yaptın mı da bihakkıyla yapacaksın. Adam bir daha illaAllah diyecek. Kayaları söktüreceksin. Ormana kaçtı diyor. Yak ormanın hepsini. Ne demek ormana kaçtı? Mağaraya girdi. Bütün mağarayı çökertirsin. Cehenneme çevirirsin ortalığı. Kaçma diye bir şey olmaz. Ben anlamıyorum. Yani ben bunu kavrayabilmiş değilim. 

 

Tutkunun Oluşabilmesi İçin Allah Sevgisi ve Allah Korkusu Olması Gerekir

Tutku için bir kere karşındakinin Allah'a inanması lazım. Allah'ı sevmesi lazım. Allah'tan korkması lazım. Seni çok değerli görmesi lazım. Bir sanat eseri olarak görmesi lazım. Senin haysiyetini, şerefini, namusunu, onurunu, kendi haysiyeti, şerefinden, namusundan daha üstün görmesi ve daha önemli görmesi lazım. Sağlığına, sıhhatine, dinine, imanına özen göstermesi lazım. Seni bir mücevher gibi, nadide bir çiçek gibi koruyup kollaması lazım. O zaman sen zaten tutkuyu yaşarsın. Ama ete susamış aç bir sırtlan gibi gelirse, senin haysiyetini, şerefini, namusunu önemli görmezse, tutku değil de sadece nefret gelişir. Başka bir şey olmaz.

 

İyilerin Neşeli, Zinde ve Güçlü Olması Önemlidir. O zaman Kötülüğe Karşı Mücadeleleri Çok Etkili Olur

Bizim de işte morale ve güce ihtiyacımız var. Öbür türlü kaybederiz. Yeniliriz. Neşeli olmak durumundayız. Zinde ve güçlü olmak durumundayız. İktidar sahibi olmak durumundayız. Güçlü bir siyasete sahip olmak durumundayız. Aksi durumda yeniliriz. Yani o zavallı insanlara faydalı olamayız. Dediğin bir yönüyle doğru ama bu yönüyle olmaz.

 

(“Teknolojide neden gerideyiz?” izleyici sorusu)

Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında sanat yasak, bilim yasak. Bilim yoktur ilim vardır. Bilime gıcık olurlar adamlar. Heykel yok. Resim yok. Estetik yok. Kalite yok. O zaman tabii hiçbir şey gelişmez. Bu yanlışlığı süratle izale ediyoruz şu an, süratle. Büyük bir oyuna getirildik. Bu oyunu bozuyoruz. Kadınlara oyun oynandı. İslam alemine oyun oynandı. Bu oyunu bozuyoruz.

 

(“Oradaki bayanların İslami olarak giyinme tarzıyla ilgili hiçbir bilgileri yok mu?” izleyici sorusu)

Bir kere kadınlarla ilgili kafanızda tek yönlü bir inanç oluşmuş. Kadın mutlaka kapanması gerek. Erkek niye kapanması gerekmiyor da, kadın kapanması gerekiyor? Yani erkek oynayabiliyor, kadın oynayamıyor. Erkek plaja gidiyor, kadın gidemiyor. Erkek gülebiliyor, kadın gülemiyor. Erkek istediği gibi çıplak gezebiliyor yani şortla çamaşırla gezebiliyor, kadın gezemiyor. “Bunu yasaklayan ayet hangisidir?” diyoruz. Böyle bir ayet de yok. O zaman nereden çıkartıyorsunuz bunu? Neden ayet söylemiyorsunuz. Hadis var diyorsunuz. Tabii ki hadis çıkar. Hadis yüz tane çıkarırsın. Bana ayet göstereceksin. Ayet yok. Böyle bir din yok. Dini size yanlış öğrettiler. Kadın karşıtlığını öğrettiler. Kadınların huzurunu kaçırmayı, kadınların özgürlüğünü kısıtlamayı size ibadet olarak gösterdiler. Müslümanlık olarak gösterdiler. Kadını yarım varlık olarak, insanla hayvan arası gibi görmeyi ve cehennemlik varlıklar olarak göstermeyi, kadının dediğinin tersinin yapılması gerektiğini, kadına sık sık sopa atılması gerektiğini, kadına şiddet uygulanması gerektiğini size din iman İslam'ın bir gereği gibi, ibadet gibi gösterdiler. Bir oyuna getirildiğiniz. Size bir oyun oynandı. İslam alemine büyük bir oyun oynandı. Ve o yüzden Allah İslam alemini mahvediyor ve mahvetmeye devam ediyor. Bak İslam ülkesi kalmayacak bu kafayla. Kadınların ezildiği bir dünyada Allah dünyayı mahveder. Kullarının yarısı kadın. Kadınlara karşı bu sistem müthiş cephe almış durumda, bilerek veya bilmeyerek. Bunu mutlaka ortadan kaldıracağız. Yanlış biliyorsunuz İslam'ı.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257571/sayin-adnan-oktarin-1-eylulhttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257571/sayin-adnan-oktarin-1-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170901t_11.jpgSat, 16 Sep 2017 08:21:01 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 31 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 31 Ağustos 2017

 

(Sayın Devlet Bahçeli 30 Ağustos vesilesiyle şöyle bir açıklama yaptı: “Dün Bizans, Haçlı, yedi düvel olarak anılan ehli salebin şimdiki ismi FETÖ, PKK, PYD, YPG, IŞİD olmuştur. Türk düşmanları her devirde devşirdikleri alçak tetikçileriyle üzerimize gelmişler ama devrilip-yıkılmaktan da kurtulamamışlardır. Birliğimiz ve bekamız daim olsun. Varlığımıza göz dikenler, millet olma halimizi çekemeyenler akıllı olsun. 30 Ağustos şuuru hala diridir” dedi.)

Bahçeli hakikaten değerli bir insan Sayın Bahçeli muhterem bir insan. Her konuşması güzel. Hayret ediyorum ben kıymetini bilememelerine şaşırıyorum. Daha dünkü delikanlılar Sayın Bahçeli’yi eleştirir konumda üst perdeden konuşmalarına hayret ediyorum. Çok değerli bir insan.

 

(Bedri Baykam şöyle bir yazı yazdı: “Son bir-iki gündür CHP’nin adalet kurultayında Risale-i Nur propagandası yapılmasına izin verdiği ve parti yöneticilerinin kınanması gerektiği söyleniyor. Halbuki adalet kurultayı her görüşten insana açık yapıldı. Ve o gün Kazım Güleçyüz de bir konuşma yaptı. Sonuçta hiçbir CHP’li onun sözlerini dinleyip Nurcu olacak değil. Eğer bu iş bu kadar kolay olsaydı yıllarca katıldığımız televizyon programlarını izleyen tüm CHP’liler dinci olurdu” dedi.)

CHP’ye ben aylardan beri, yıllardan beri bunu söylüyordum. Bu çok mühim bir odaktı, mühim bir engeldi. Bunu yaptılar yani bunu CHP’ye teklif eden tek ben oldum yıllardan beri söylüyorum. Said Nursi’yi sevmeyen bir CHP’nin iktidar olması mümkün değil. Said Nursi’yi seviyorsa bitti. Süleyman Hilmi Tunahan’a saygı gösteriyorsa bitti. Abdülkadir Geylani’yi, İmam-ı Rabbani’yi sevmeyen bir CHP iktidar olamaz ama seviyorsa tamamdır.

 

(Myanmar’daki petrol ve gaz sektörü uluslararası firmaların ilgi alanı durumunda. Son dönemde İngiliz ve Myanmar firmaları Arakanlı Müslümanların yaşadığı bölgede petrol ve gaz arama faaliyeti için ortak girişim başlattılar. Arakanlı kardeşlerimizin bir videosu var.)

Kardeşim bunlar ne bunlar? Bu tabii çok büyük bir olay. Büyük bir mitingle buna cevap verilebilir. Bu adamlar o zaman titrerler. Bunu Birleşmiş Milletler’e falan götürmeyle olmaz. Birleşmiş Milletler “iki taraf da ateş kesin” diyor dalga geçer gibi bir cevap. Çok kızdıracak saygısızca bir üslup. “İki taraf da ateş kesin.” Adamın ateş edecek hali var mı? Adamı sen kesiyorsun, katlediyorsun, şehit ediyorsun, oturmuşsun ateş kesten bahsediyorsun. Adam yiyecek bulamıyor, yatacak yer bulamıyor sokakta tutuyorsun “ateş kes” diyorsun. Bu kadar münasebetsizlik, densizlik olmaz. Son üç günde üç bin Arakanlı Müslüman şehit edildi. Biz büyük miting yaparak İstanbul’da veya Ankara’da miting yaparak bunu telin edelim. Yahut sadece İstanbul’da yaparak, çok büyük bir miting olsun bunu ben rica ediyorum. AK Parti de yapabilir, Saadet de yapabilir. Saadet yapsın, AK Partililer de katılsın. Büyük Birlik de katılır hepimiz katılırız. Yani şimdi birisinin öncü olması gerekiyor. Adını koysunlar arkası gelecek, inşaAllah.

 

(Dün siz tüm siyasi partileri Arakan için miting yapmaya davet ettikten sonra etiket bir numarada kaldı ve 24 saat listede kaldı Adnan Bey.)

“Arakan için büyük miting” evet. Bunu çok rahat yapabiliriz. En iyisi siz Saadet Partisi’ne gidin de. Ama Saadet yaparsa AK Partililer katılır mı? Katılmayabilirler. AK Parti yapsın. AK Parti yaparsa olur. “Arakan’da Müslümanların şehit edilmesinin durdurulmasını istiyoruz.” Bir isim kendileri bulsunlar. Ne olursa olur herhangi bir isim. Saadet de katılsın, Büyük Birlik de hepimiz katılırız öyle bir sorun olmaz. Büyük bir miting yapalım. Tayyip Hocam konuşsun, Saadet liderlerinden, Büyük Birlik Partisi liderlerinden konuşan olur. Ayrıca bütün büyükelçilere de davet göndersin Tayyip Hocam. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na davet etsin. Burada bu rezalete dikkat çeksin. Böyle bir kepazelik olmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu konu gündeme getirilebilir, soru önergesi verilsin gündeme getirilsin. Gerekirse kapalı oturum da olur, açık oturum da olur konuşma yapılsın. NATO’nun dikkati çekilebilir. NATO’ya bu konu, Birleşmiş Milletler’e götürüldüğü gibi NATO’ya da götürülebilir. Her yeri ayaklandıralım bu kepazelik çok korkunç.

 

Hz Süleyman'ın Sarayının Her Noktasında Tüm İnsanların Hayran Olacağı Kalite, Estetik, Modernlik, Sanat ve Teknoloji Vardı

Hz. Süleyman (as) moderndi. Nasıldı? Saray, en ileri teknolojiyle yapılmıştı. Mescit en ileri teknolojiyle yapılmıştı, mescit ve saray ikisi de. Her yerde en uç teknoloji kullanılıyor, her yerde insanların hayret edeceği, çok beğeneceği çok mükemmel bir görünüm meydan getirilmişti. Renkler mükemmel, sarayda beslenen hayvanlar çok görkemli, insanlar çok şık giyiniyor, tavırları çok güzel. Mesela bu modernliktir. Resim var, heykel var, her türlü sanat eseri var sarayda. Modernlik bilimdir. Ama gelenekçi İslam anlayışında Müslümanlar en baştan yavaş yavaş boğulma moduna sokuldular. Önce dört mezhep çıkarıldı, aslında daha çoktu da dört mezhebe indirildi. Mezhebe kabul edilmesi için bir insanın yani mezhep imamı kabul edilmesi için gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını geniş çapta kabul etmesi istendi. Her biri bir hurafeyi kabul etmiş oldu ayrı ayrı. Hurafe kabul etmeyeni zaten adam yerine koymadılar. Alim olarak kabul etmediler, hurafeyi kabul edeni alim yerine koydular. Hurafe kabul etmemek çok büyük suçtu o devirde. Alimler de baş eğdiler mecbur kaldılar hurafeleri kabul etmeye. Bildikleri halde hurafeyi kabul ettiler. Bunun sonucunda ümmet derin bir kuyunun içine düşmeye başladı, düştükçe hurafe eklendi, hurafe eklendikçe düştü ve sonunda bu felaket meydana geldi. Şimdi bunu temizliyoruz Allah’a şükür.

 

(İHH’dan Osman Atalay şöyle bir öneride bulundu Adnan Bey yazısında: “İslam dünyasının ve bizim Arakan’daki katliamları durdurmaya gücümüz yetmiyor. Fakat en azından bu insanları öldürülmeyecekleri bir ülkeye taşıyacak kudrete sahibiz. 5 milyon Arakanlı’nın 4 milyonu ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Geriye kalan 1 milyon sürekli katliam ve zulme mahkum. Ağıt değil çözüm üretelim” dedi.)

Osman çok efendi çocuktur, çok dindardır Osman, çok çalışkan. Fırtına gibi maşaAllah. Bir esmer delikanlı var asıl başları olan Bülent Yıldırım, o da çok temiz bir delikanlı, çok efendi o da. Canlarım benim gece-gündüz, sabah-akşam gayret ederler. En tehlikeli işlere bile cesaretle giriyorlar, maşaAllah. Nasıl bir şey önerdiğini de Osman söylerse, bir şey anlatmış ama çözüm şudur dememiş, değil mi ben yanlış anlamıyorsam. Başka ülke ama nasıl yapılacak onu söylerse. Orada hangi ülkeyi kastediyor nereyi kastediyor hemen gereği yapılsın. Ve bir miting yapılırsa çok iyi olur. NATO’yu uyaralım NATO’ya hatırlatma yapalım. Birleşmiş Milletler’i yeniden uyarabiliriz. Çünkü bir karşı atak yok. Herhalde orada benim anladığım İngiltere petrol çıkaracak. Onun için oradan onların hepsini çıkarıyor ki malına mülküne el koysun. Ama şu anda da diyor ki İngiltere “vay canlarım vay” diyor, “ne istiyorsunuz bu zavallılardan” diyor şimdi İngiltere. “Yazık değil mi?” diyor “acımasızlık yapıyorsunuz” diyor “adamlar hep gitmiş bak” diyor. İngiliz derin devleti diyor ki “hepsini çıkarın ki petrol arayacağız” diyor. İngiltere devleti de diyor ki “çok ayıp yapıyorsunuz, zulmediyorsunuz adamlara” diyor. Böyle bir acayip sistem.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Hanım Beştepe’de 30 Ağustos dolayısıyla verdiği resepsiyonda saygı duruşunun ardından şehitler için Kuran-ı Kerim okundu. Hulusi Akar Paşa’nın Hanımı Şule Akar Hanım 30 Ağustos resepsiyonunda Kuran-ı Kerim okunduğu sırada başını örttü ve açılmaması için özen gösterdi. CHP’liler linç etti. “Neden Hulusi Akar neden?” şeklinde tepkiler geldi.)

Hayır hayır hayır, çok güzel yapıyor. Türkiye için bu çok önemli. Paşalarımızın namaz kılması, dindar bir Türkiye Türkiye’nin garantisidir. Paşalarımız bu tehlikeyi de çok iyi fark ettikleri için Allah razı olsun güzel vurgular yapıyorlar. Kim ne derse desin, deccal istediği kadar homurdansın devam etsinler çok doğru yoldalar, çok hayati bu. Milletin manevi dinamiği manevi desteği dindir. Din çekildi mi millet çöker Allah esirgesin. Güzel, annemiz de çok nezaketli bir hanımefendiymiş Allah razı olsun. Çok klas ve kibar bir insan olduğu anlaşılıyor. Gösterdiği nezaket, dindarlık da ona çok yakışmış. CHP’den böyle sözler gelmesi CHP’ye yakışmıyor. CHP adına konuşmasın bu adamlar bir kere. Komünistse söylesin “arkadaş ben komünistim” desin konuşsun. CHP adına bunu konuşanlar olmasın. CHP’yi sürekli yıpratıyor bu adamlar.

 

İnsanlar Zenginliği Güzelliği Tahsili Bir Noktaya Kadar Kıskanır. Ama En Dayanamadıkları Tutku ve Aşktır, Sevilen İnsanı Delice Kıskanırlar

İnsanlar zenginliği kıskanır bir dereceye kadar, güzelliği de kıskanırlar bir dereceye kadar, tahsili kıskanırlar bir dereceye kadar ama tutkuyu, aşkı kahredici bir öfkeyle kıskanırlar. Yani en çok azap veren şey tutkudur ve aşktır. Şimdi burada görülen şey ne? Tutku ve aşk. İnsanların arayıp bulamadığı ve hemen hemen hiç yaşayamadıkları bir ihtişam. Bu insanların birçoğunu mutlu etmez. Çünkü kendi yapamadığı için yaşayamadığı için. “Kız arkadaşım var” diyor çocuk, bir aşk sezilmiyor. “Bir bayan” diyor mesela başka bir bayana. Gözünde pek önemli olmadığı anlaşılıyor üslubundan. Yani onlara hitap şeklinden de önem vermediği anlaşılıyor. Zaten hayali bir vakadan bahsediyor gibi geldi bana ama hadi diyelim olduğunu düşünelim vardır hakikaten olabilir, çünkü imkansız bir şey değil. Ama çok sıradan oluyor bu ilişkiler. Eğer benim tutkum olmasa bu konu hiç sorun meydana getirmez. Bak burada azap veren tek bir konu var o da benim şu deli tutkum, deli aşkım sadece bu. Yani ızdırabın kökeni, acının kökeni budur. Burada herhangi bir insan olsa inanın hiçbir sorun çıkmaz. Yani buraya gelsin konuşsun bir hoca efendi kızlar mini etekli olsun, daha da dekolte giyebilir, isterse mayoyla otursunlar plaj kenarında yapılsın toplantı, plaj kenarında yapılan bir sohbet. Bak inanın kimseyi ilgilendirmez.

(Cumhurbaşkanımız dünkü kutlamada başı örtülü hanımların ellerini sıktı Adnan Bey. Dekolte hanımları hem davet etti hem de birlikte fotoğraf çektirdi. Çok sayıda hanım vardı davette. Ayrıca Beştepe’deki törende bir hanımla çok uzun süre el ele konuştu.)

Çok iyi olmuş, evet bu önemli. Modern Türkiye’yi de, tesettüre mütesettir hanımları da hepsini birlikte bu şekilde göstermek çok önemli. Çok iyi olmuş. Bu önemli Tayyip Hocam’dan istirhamım tekrar tekrar kamuoyuna göstersin bu resimleri. Sık sık böyle fotoğraflar çeksin. Hem Avrupa’ya hem dünyaya çok iyi mesaj vermiş oluruz.

 

En Doğru Yol Allah'ın Kalbimize İlham Ettiği Vicdandır. Vicdana Değil Mantığına Uyan Kaybeder

Mantıkla giden kendini çok akıllı zanneder. Mantıkla hareket edip de sürünmeyen insan yoktur hepsi sürünür perişan olur, Allah bin bir türlü dert-bela verir, maddi manevi belalarla boğuşur. Ama o kendini ısrarla çok akıllı olduğunu zanneder. Vicdanına uyan da sanki kendini böyle haşa hata yapıyormuş gibi görebilir, yanlış yoldaymış gibi görebilir ama en doğru hareketi yapmış olur ve mutlaka kazanır vicdanıyla hareket eden. Mantığıyla hareket eden de mutlaka kaybeder. Çünkü insanlara mantık çok süslü gelir, çok akılcı ve doğru gibi gelir. Mantık en tehlikeli yoldur. En doğru yol Allah’ın kalbimize vahyettiği vicdandır, vicdana uymaktır. Diyor “ben vicdanıma uydum hep kaybettim.” Kaybet yani kazanacaksın, öbüründe mahvolacaksın. Onda bir kaybedersen on kazanırsın. On kaybedersen bin kazanırsın.

 

Kuran'da Kadının Dövülmesine Dair Bir Ayet Yoktur. Evli Çiftler Arasında Anlaşmazlık Olduğunda "Darabe" Yani Uzaklaşma Vardır

Kuran’da böyle bir şey olur mu kardeşim? Başlangıçta diyor ki “anlaşamıyorsanız nasihat edin” tamam, “olmuyorsa yatağınızı ayırın, yatağı ayırdıktan sonra dövün” dövecek, “sonra şahit getirin” diyor, “sonra da boşanın” diyor. Arada niye sopa yemesi gerekiyor? Böyle mantıksızlık olur mu? Akışa bak. Arada bir şok meydana geliyor sopa yiyor kadın, sonra gayet makul adama şahit çağırıyor, hakem çağırıyor konuşuyor. Sonra da boşanma var. Öyle bir şey olur mu? Bunun mantıksızlığı açık belli oluyor. Nedir safhaları? Açık; önce uyarma, sonra yatak ayırma, sonra evden ayırma, annesinin evine yahut şahıs kendi annesinin evine de götürebilir yahut hanımın evine de götürebilir. Hanımıyla kendisi evini ayırıyor. Olmadığında bu da halletmiyorsa taraflar ne yapıyorlar? Hakem tayin ediyorlar. Hakemler iki tarafla konuşuyor. Yine hallolmazsa ne oluyor? Boşanıyorlar. Boşanıyor kadın iddet bekliyor, üç ay sonra yeniden barışmak için girişimde bulunuyorlar, eğer istiyorsa yeniden eşine dönüyor. Yok değilse kadın bir başkasıyla evlenebiliyor. Konu bu. Niye sopa olsun? “Darabe-darabtüm seyahat etsin, uzaklaştırsın” anlamında. Adamın aklı fikri sopada olduğu için kafası hep sopaya gidiyor, sopa diye bir şey yok.

 

Gelenekçi İslam Anlayışında Kuran'ın Yeri Yoktur. Kuran'ı Okumazlar ve Okutmazlar, Okunsa Dahi Anlaşılmayacağını İddia Ederler

Adamlar diyorlar ki; “Bir kere Kuran ellenmez dokunamazsın Kuran’a, abdest alarak dokunacaksın” diyor. Kadınlar da zaten hastayken elini süremezler, ay hallerinde süremezler. Bir de Kuran çok yüksekte olması lazım. “Kuran’ın olduğu yerde öyle müzik falan olmaz, eğlence de olmaz, yatıp uyuyamazsın da” diyor. Çözüm ne? “Kuran’ı evden dışarı çıkart” diyor, bu kadar basit, bu kadar açık “çözüm bu” diyor. “Kuran’ı çıkartıp getirsen de okusan da kırk yıl geçse yine anlayamazsın” diyor. Hüseyin Hilmi Işık İlmihal’de diyor ki; “Bizim gibiler” diyor “bizim kafamızda ki adamlar kırk yıl okusak da yine anlayamayız Kuran’ı” diyor. Allah ne diyor? “Hemen anlarsınız” diyor Kuran’da “açıktır” diyor “sarihtir ve anlaşılırdır” diyor “bol örneklerle anlattım her örnekten verdim hiçbir konuyu da eksik bırakmadım” diyor “ve sizi sadece Kuran’dan soracağım” diyor Allah. Adamlar da “yok arkadaş Kuran eksiktir, ilaveler yapmak gerekir, çıkartmalar yapmak gerekir” bir de çıkartma da istiyorlar. Hem ilave hem çıkartma istiyorlar nasih mensuh diyerekten nasih mensuh. Hem Kuran’a ilave hem çıkartma elde Kuran kalmıyor. Çünkü bir kısmını çıkarıyor bir kısmını da ilave ediyor bambaşka bir kitap olmuş oluyor ve böylece insanları Kuran’dan soğuttular ve korkuttular ve insanlar Kuran’a güvenemeyecek hale geldiler.

 

İradeli İnsan Yorgunluk ve Bitkinliğe Teslim Olmaz. Yorgunluk Akılla, İmanla, İradeyle Yenilir. Yorgunluğu Yenen Başarılı Olur

Yorgunluk olmazsa insanlar imtihan olmaz. Bütün insanlar yorgundur, yorgunluğa karşı mücadele verirler. İrade kullanır, azmeden, kararlı olan yorgunluğa mağlup olmaz. Ama ben yorgunum yorgunum diye gider sızar bir yerde kalır, yorgunum diyen bitkinleşir ama telkin eden -Allah öyle bir güç vermiştir- kendini telkin eden de çok canlı olur. Niyete bakar eğer niyet edip kendinin yorgun ve bitkin olduğuna inanırsa çökertir o onu. Ama yorgun iken ben canlıyım derse canlanır o yorgunluk gider, o yorgunluğun ona gücü olmaz. Yorgunluğu yenmiş olur. Yorgunluk akılla yenilir, irade ile iman ile yenilir. Yorgunluk özel olarak insanların üzerine salınan, Allah tarafından salınan özel bir güçtür, bunu yenen başarılı olur.

 

(İngiliz basınında geçtiğimiz yıllarda Burma Myanmar ile ilgili pek çok haber çıktı. Haberlerde Burma’da demokrasi yönünde özellikle son yıllarda önemli gelişmeler olduğu ve İngilizlerin de bu gelişmeleri desteklemek için Burma’da bulunduğu haberleri yer aldı. Ayrıca İngilizlerin Myanmar ordusuna insanların korunması ve katliamların önüne geçilmesi için eğitim verdiği ve orduyu İngilizlerin eğittiği söylendi.)

Myanmar ordusu tabii ki İngiliz subaylar tarafından kuruldu ve eğitildiler. Silahlar da yurt dışından geliyor dolayısıyla bir tek orası değil Irak subayları da İngiltere tarafından eğitildi. Suudi subaylar da İngilizler tarafından eğitilmişti. Osmanlı subaylarının da büyük bölümü de İngilizler tarafından eğitilmişti zamanında Abdülhamid döneminde. Hatta donanmayı direkt İngiliz paşanın eline verdiler, doğrudan. İngiliz orgeneralin eline verdiler Osmanlı donanmasını, sen yönet diye.  Yani olayın başlangıcı zaten Abdülhamit dönemine rast geliyor.

 

Kadınların Hayatın İçinde Olmaması, İkinci Sınıf Varlık Görülmesi Kuran Müslümanlığına Uyulmamasının Bir Sonucudur

Bir oyun oynandı kadınlara, İslam âlemine büyük bir oyun oynandı. O yüzden böyle mahvedildi Müslümanlar. Bak bütün dünyada Müslümanlar ezim ezim eziliyorlar. Neden? Çünkü Kuran Müslümanlığını yok ettiler, şirk sardı. Şirk olunca Allah'ın hükmü imhadır, ezer Allah. Şirk sardı mı imha, Allah'ın yaptığı hep budur, her devirde böyle olmuştur. Selçuklular döneminde de böyle olmuştur, her dönemde de böyle olmuştur. Allah düz mantıkla hareket eder. Sen Allah'ın kullarının yarısını ezmeye kalkarsan Allah demediği halde, bak diyorsun ki; “Kadınla erkekler bir arada oturamaz.”  Kadın olmaları suç mu, nasıl oturamaz? Hadi tamam dediğini yaptık diyelim kadınlar oturamadı, delikanlılar gelebiliyor mu? “O kadından daha beter.” diyor. Kardeşim bu nasıl bir kafa? Allah'ın hükmünü ortadan kaldırmışlar. Ben o delikanlı için bir şey demiyorum, çünkü o öğrenmek istiyorum diyor, bir iddiası yok onun. Allah’ın dinini yıkmaya kalkmışlar, oyun oynanmış İslam dinine. Kadınlara oyun oynanmış,  kadınları tuzağa düşürmüşler. Bu büyük oyunu bozacağız, bozuyoruz ve bozmaya da devam edeceğiz. Çok büyük bir oyun oynamış. Bak görüyor musun; “Kadın erkek bir araya gelemez, konuşamazsın da” diyor. Nereye gidecek kadın o zaman? “Eve gitsin otursun.” diyor. “Tamam, eve gitti oturdu.” diyoruz. “Pencere var” diyor, “orayı da kapatacak.” “Pencereyi” diyor, “Sahabeler briketle örmüşlerdi” diyor. “Karıları çarşıdaki erkeklere bakmasın diye” diyor, briketle örüyor. Arkasından diyor ki; “Kadına” diyor,” fazla yemek vermeyin, azar” diyor, “sokağa çıkmaya kalkar, az yemek verin ki azmasın” diyor. “Güzel kıyafet giydirmeyin ki, dışarı çıkmak ister” diyor. “Yazı da yazdırmayın” diyor, “yazıyı öğretmeyin, dostuna mektup yazar” diyor. Şu kepazeliğe bak. “Kadın” diyor, “ yarım mahlûktur, yarım insandır” diyor, “insan değildir,  insanla hayvan arası bir şeydir, her dediğinin tersini yapın” diyor bunu Mevlana Celalettin Rumi kitaplarına o da almış, İslam ulemasının kitaplarının büyük bölümünde var. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud hepsinde var. “Kadını da” diyor, “zina ettiğini yakaladığınızda, taşa, yere üstüne elbise giydirin” diyor,” ince bir kıyafet” kefen gibi, “küçük küçük taşlarla taşlayarak öldürün” diyor, “fazla iri olmasın taşlar” diyor. “Biz” diyor, “sabah başladık kadını taşlamaya” diyor, “bir türlü ölmedi” diyor. “Baktım olacak gibi değil” diyor, adam devenin çene kemiğini almış vura vura vura vura kadını öldürmüş, şehit etmiş. Bu müşrik âdetidir, bu putperest âdetidir. İslam dinini yıkmaya kalktılar, buna müsaade etmiyoruz, şu an İslam yeniden diriliyor.

 

(Fransa Cumhurbaşkanı Macron liderliği ile ilgili görüşlerini anlatırken şöyle bir konuşma yaptı. Dünya lideri olmanın göründüğü kadar havalı olmadığını söyleyen Macron “Her on günde bir Erdoğan ile konuşmak zorunda olan benim” dedi.)

Bu Macron denilen delikanlı millet bunun konumunu bilmiyor, bu garibanın teki. Bunu İngiliz derin devleti bulup alıp getirdi. Ve adamların şu an işine yarıyor, İngiliz derin devletinin işine yarıyor. Ve bunu kullanıyorlar bomboş bir adam. Yani normal bir delikanlı sokaktan bunu bulmuşlar. Önce bankada görev verdiler buna, bankada memurdu sonra dediler “Gel seni Fransa’nın başına geçirelim ama sen bizim dediklerimizi yapacaksın” dediler. Yüzündeki şaşkın ifadeye bakın hemen anlarsınız. Bu çok büyük bir skandal ve çok büyük bir olay. Bakın muazzam bir örnek. Göster şimdi adamı. Bildiğin sokaktan rastladığın gariban gençler var öyle bir tip. Yani hiçbir şey bildiği falan yok. Genel kültürü falan da yok. Siyasetten falan da anlayan bir tip de değil. “Sen” dediler “bizim dediklerimizi yapacaksın, ne dersek onu yerine getir gerisine karışma dediler” olay bu. Macron aşağı, Macron yukarı olayın derinliğini halk anlamadı. Çok yetenekli bir adamı buldular, adam bileğinin hakkı ile Fransa’nın başına geldi gibi düşünüyorlar. Öyle bir şey yok. Özel destek ile geldi. Bu Yunan Çipras var o da o tarz bir şey. Bomboş bir adam, sırf genç diye alıp getirdiler. O kadar normal sokaktan bir delikanlı, eli yüzü düzgün. Getirip Yunanistan’ın başına koydular. Yönetim doğrudan dışarıdan oluyor. Mesela Kanada’da da aynı durum var.

 

(“Avrupa’da çok fazla dejenere olmuş gençlik var. Bu modernlikten mi özgürlükten mi kaynaklanıyor?” İzleyici sorusu)

Ne modernlikten ne özgürlükten. İngiliz derin devletinin azgın deccali saldırısından. Deccalın atağından kaynaklanıyor. Çünkü Allah’ı haşa kıyamete zorluyorlar. Diyorlar ki madem haşa Allah var. Biz dünyayı rezil kepaze edeceğiz hadi kıyameti kopartsın diyorlar. Yani deneme yapmak istiyorlar. Belalarını arıyorlar. Şu an deccal haşa Allah’a meydan okuyor. Biz diyor dünyayı homoseksüel yapacağız. Allahsız, Kitapsız, ahlaksız, katil ve üçkağıtçı yapacağız. Hadi kıyameti kopart diyorlar yani dedikleri bu. Bu dedikleri olacak ama önce bir İslam hakim olacak. Onların dediğinin bir tersi olacak. İslam önce bir hakim olacak. Sonra yine bunlar azacaklar o zaman belalarını bulacaklar.

 

(“Eşcinseller ne zaman normal bir insan olarak kabul edilecekler? En önemli sorun bu bence.” İzleyici sorusu)

Önemli sorun İslam aleminin paramparça olması, cayır cayır adamları napalm bombası ile yakıyorlar. Ve üç bin Müslümanı daha yeni birkaç gün içinde şehit ettiler. Bunlar varken homoseksüellerin birbirini bilmem ne yapması niye önemli oluyor? Yani benim güzelim benim kanaatim bazı basın organlarının etkisinde kalmış. En önemli konu olarak şu an İngiliz derin devleti tarafından dünyaya tanıtıldı. Dünyanın bir numaralı konusu budur diyor. Ben neden önemli olduğunu anlamadım. Niye önemli olsun tiksinti verecek bu kadar aşağılayıcı bir şey, bu kadar mide bulandırıcı bir şey, bu kadar insanoğlunu yerle bir eden bir şey, Allah’ın kuranda lanetlediği ve iğrenç bir şey olarak belirtiği neden dünyanın en büyük ve en önemli olayı oluyor? Canımın içi adam normal o zaman mantık garip bir hale gelmiş oluyor bu durumda. Ben güzelimin bu anlamda bu mantıkta böyle bir şeyi savunacağını zannetmiyorum. Ama dese ki homoseksüelleri dövenler var, öldürenler var. Bu olmaz dese bu tamam. Dövmek ve öldürmek bu olmaz. Ama iğrenç bir fiil olduğunun söylenmesi gerekir. Kuran’a göre bu iğrenç ve çok büyük bir ahlaksızlık olarak belirtiliyor. Bu konuda bir ittifak edelim. Ama adam mesela ateist diye öldürmeye kalkıyor yahut homoseksüel diye öldürmeye kalkıyor. Bu olmaz. Bunları kabul ediyoruz.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257448/sayin-adnan-oktarin-31-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257448/sayin-adnan-oktarin-31-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170831t_03.jpgWed, 13 Sep 2017 08:40:45 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 29 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 29 Ağustos 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar kriziyle ilgili şunları söyledi: “Katar krizinde Suudi Arabistan’ın körfezin ağabeyi olarak konuya el atması gerekiyor. Çünkü Müslümanların bu dünyada birbiriyle uğraşmaya ne zamanı var ne vakti ne fırsatı olamaz. Biz sevmekle emrolunmuşuz. ‘İman etmiş olamazsınız birbirinizi sevmedikçe, cennete giremezsiniz iman etmedikçe’ ölçü bu” dedi.)

Kardeşim, böyle mübarek bir devlet başkanı hatırlıyorsanız söyleyin. MaşaAllah evliya gibi evliya. Devlet başkanı böyle olur işte. Hep Kuran’la, imanla konuşuyor ve samimi. Havaya da girmiyor, enaniyet de yapmıyor, kibir de yapmıyor kendi halinde. İlk başta nasılsa, ilk yıllarda nasılsa aynı. Güneydoğu’ya da giderdi Saadet Partisi döneminde, Milli Selamet Partisi vardı o zaman, gider yerde yatardı, bir kilimin üstünde üstüne bir şey çekip yatardı. Allah için mücadele ederdi. Aynı tevazu, aynı sevgi, aynı saygı, aynı hürmet, aynı iman ve coşku helal olsun Tayyip Hocam’a, güzel.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Külliye’nin inşa edilmiş olmasının önemli olduğunu belirterek şunları söyledi: “Putin, Külliye’yi görünce ‘büyük devlet olmanın işareti işte bu eserdir. Bana da burada bir oda verseniz’ dedi. Kremlin Sarayı da büyük devlet olmanın işaretidir, içinde kaybolursunuz. Biz Külliye’yi yaptık ama muhalefet bunu hazmedemedi. Çünkü büyük düşünecek noktada değiller” dedi.)

Tayyip Hocam rahat olsun millet ondan yana. CHP’nin içindekiler çok büyük hata yapıyorlar. İlk başta iyi gidiyorlardı. Dindar CHP görünümüne doğru gidiyorlardı. Baktım dün çıkmış bir tanesi o şairlerden Nazım Hikmet aşağı, Nazım Hikmet yukarı. Kardeşim, hiç mi Osmanlı’da Müslümanlık aleminde beğendiğiniz şair yok, güzel insan yok? Hz. Muhammed (sav)’in sözünden güzel bir söz paylaş, bir ayet söyle. Said Nursi’den bir şey söyle, Süleyman Hilmi Tunahan’dan bir şey söyle millet sizi göklere çıkarır. Sabah-akşam Nazım Hikmet, Nazım Hikmet, Nazım Hikmet. Öyle olunca da CHP de küçüldükçe küçülüyor, küçüldükçe küçülüyor. Otuz kere söyledim yanlış yoldasınız diye. Güzelim CHP’yi ne hale getiriyorlar. Dindar CHP’yi millet iktidar yapar. Nazım Hikmet’le ne işi var milletin? Hayır tamam arada sırada oku tamam ama gece-gündüz Nazım Hikmet bu nedir? Başka insan tanımıyor musunuz?

 

CHP Sağa Yaklaşmadıkça, Halkın Değerlerini Sahiplenmedikçe İktidar Olması Mümkün Değil

Atatürk diyor ki “Beyler, şurası unutulmamalıdır ki” bak dikkat çekiyor “komünistlik Türklük aleminin en büyük düşmanıdır” diyor bak en büyük, daha üstüne yok, “behemehal” diyor yani her durumda “her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Kardeşim, sen ne yapıyorsun? Ne kadar komünist varsa CHP’ye dolduruyorsun. Gitsin komünist parti kursun kendileri niye CHP’ye koyuyorsun? Türkiye İşçi Partisi var, komünist partiler var gitsinler orada örgütlensin legal olarak ne yapıyorsa yapsın. CHP’nin içinde CHP’liler kalsın, Atatürkçüler kalsın, sokmayın onları onların içine. Adam dürüst olsun, komünist partisi değil ki CHP, sosyal demokrat bir parti. Ee, o zaman ne işin var senin CHP’nin içerisinde? Komünistleri CHP’nin içinde barındırmasınlar. Nezaketiyle söylesinler “Arkadaş sizin yeriniz komünist partisidir, gidin kendi partinizi kurun orada ne yapıyorsanız yapın ama CHP’ye ilişmeyin” demeleri lazım. Sabaha kadar Nazım Hikmet’in şiirlerini okusun adamlar orada. Hayır, Nazım Hikmet’i ben dışlıyor değilim okunur tamam ama gece-gündüz okunmaz. Bu ne bu? “Hava kurşun gibi ağır” diyor. Biraz da alkol almış görüntüsü de veriyor. Milleti irkiyorsun rahatsız ediyorsun milleti o zaman. Millet sana güvenir mi? Bir Allah’tan, Kitap’tan bahset, dinden imandan bahset, milletin mayası ondan gider, millet onunla ferahlar. Milleti kasacak ne varsa yapıyorsun.

 

Müzik Haram Değildir. Kuran'da Böyle Bir Hüküm Yoktur Gülmek, Müzik, İpek, Altın, Dans, Heykel vs Haram Diyenler Kuran'daki Dini Anlatmıyor

Müzik gibi güzel bir şeyi adam haram ediyorsa artık ona ne denir? Ne konuşacaksın o adamla sen? Gülmek haram, müzik haram, resim haram, heykel haram, ipek haram, altın haram, ıstakoz haram, midye haram her şey haram, say say bitmiyor. Kuran’da var mı? Yok. Nereden? “Bana öyle geliyor” diyor. “Peki nasıl oluyor?” diyoruz “Hanefi mezhebindenim ben bana öyle geliyor” diyor. Maliki ne diyor? Maliki diyor ki “bunların dediklerinin hepsi yanlış” diyor. Şafii de çıkıyor diyor ki bu sefer “Hem Hanefi hem Maliki yanlış söylüyor” diyor. Hanbeli de diyor ki “Üçü de yanlış söylüyor” diyor. Bu adamlara nasıl güveniyorsunuz o zaman? Hepsi birbirinin doğru söylemediğini söylüyor, nasıl peşlerinden gidiyorsunuz? Kuran’a tabi olsanıza. Allah “Sizi Kuran’dan soracağım” diyor sen gerisine karışma. “Kuran’dan soracağım” diyor.

 

(“Hükümet sürekli üst akıl diyor, sizce bu üst akıl kim?” izleyici sorusu)

Tabii ki İngiliz derin devleti. Ama tabii Tayyip Hoca açık açık anlattı “Önce piyonları temizleyeceğiz en son şah diyeceğiz” dedi. Zaten şahın amblemi İngiliz derin devletinin amblemi, aynısı. “Ama şu an açıklarsak uluslararası skandal çıkar” dedi. “Üst aklın kim olduğunu biliyorum ben ama söyleyemem” dedi. Nasıl desin İngiliz derin devleti diye? Adamlar akıl almaz şamata yaparlar. Onun için diyemiyor ama İngiliz derin devletidir. Yani Ashab-ı Şimal, Kuran’da Ashab-ı Şimal olarak geçer, kuzeydeki devlet, kuzeydeki devletteki oluşacak ashab topluluk. Bak bir Ashab-ı Kehf vardır Kuran’da, bir de Ashab-ı Şimal vardır yani deccaliyet. Ashab-ı Şimal Kuran’da geçer biliyorsunuz. Kuzey’den gelecek deccal, şimal kuzey demektir zaten. Ashab-ı Kehf’e karşılık yani Mehdiyet’e karşılık Ashab-ı Şimal. Allah o Ashab-ı Şimal’i Mehdiyet vesilesiyle darmadağın edecek Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah hatta bu ayetin Vakıa Suresi 41’dedir bu Ashab-ı Şimal. “Mutsuzdur onlar” diyor Allah bak “mutsuz” Ashab-ı Şimal yani deccaliyet. Ashab, devlet demiyor bak ashab, bir topluluk, şimalden gelen bir topluluk, şimalde örgütlenmiş topluluk Ashab-ı Şimal. Ebcedine baktığımızda İngiltere’nin kuruluş tarihini veriyor 1646. Bak ebcedi İngiltere’nin kuruluş tarihini veriyor tam 1646, parlamentonun yönetimi ele aldığı tarih 1646. Ashab-ı Şimal yani şimaldeki topluluk İngiliz derin devleti yani. Ebcedinin 1646 vermesi de bir mucize, tam 1646 İngiliz derin devletinin kurulduğu tarih, İngiltere’nin kurulduğu tarih, resmi olarak kurulduğu tarih 1646.

 

(“Şeytan insanlara herhangi bir şey unutturabilir mi?” izleyici sorusu)

Evet unutturur, yani o ilginç. Kafanın içine girer, kafada ağırlık yapar. Adam der ki “Kafamın içi dağınık kafamı toparlayamıyorum” der. O şeytanın etkisiyledir. Beynine elektromanyetik etki yapar öyle düşünün, kafasına baskı yapar ve unutturur. Hz. Musa (as) ne diyor ve yardımcısı, ikisi de “unuttum” diyor ama “bana şeytan unutturdu” diyorlar “şeytan unutturdu.” Hz. Hızır (as)’la beraber ama şeytan da rahat bırakmıyor, şeytan da yanlarında gidiyor.

 

Şehirlerde Sokaklara Bol Bol Meyve Ağaçları Dikilsin Her Yerde Limon, Elma, Armut, Kiraz Ağaçları Olsun. Her Yer Meyve Bahçesi Haline Gelsin

Yol boyu bir tane meyve ağacı yok bir tane. Yok “Çoluk çocuk…” Bırak kardeşim Ümmeti Muhammed yesin, yol boyuna meyve ağacı dik ne olur? Elma- armut ağacı, boş ağaçlar bak hepsi yaprağını dökmüş. Bizim bahçede de elma ağacı var hiçbir şey olduğu yok. Ne mahsuru var? Bırak, elma, armut, üzüm olsun. Bir tane meyve ağacı yok bir tane zorunuza ne oluyor yani? Kardeşim, bu memleket bizim değil mi? Bir de onlara o kadar bakım yapıyorsunuz emek veriyorsunuz meyve ağacını öyle beslesen meyve ağacı seni kucaklar. Bütün İstanbul’un meyve ihtiyacı karşılandığı gibi civar illere de meyve gönderebiliriz o zaman. Zaten ilgililer var belediyenin elemanları var, her gün toplarlar kasalar koyar götürürler, değil mi? Limon da çok güzel yetişir limon. Bizim bahçede çok güzel oluyor limon. Bak limon da pahalı bulunan bir şey. Millet çayına sıkar. Her yere limon ağacı ekin. Nedir bu neden çekiniyorsunuz ben anlamıyorum.

 

Tutukluların ya da Hükümlülerin Cezaevinde Kalan Çocukları Varsa O Çocukları Rahat Ettirmek, Sık Sık Gezilere Çıkartmak Çok Güzel Olur

Ben Tayyip Hocam’dan rica ediyorum her cezaevine geniş büyük kreşler yapalım, açık bahçe de olsun ama çocuklara, anası bilmem kim falan değil. Çocuğa orada bakıcılar olacak onlar götürecekler. Güneşe çıksınlar, gezsin, top oynasın çocuk bahçesi yani bildiğin çocuk bahçesi olsun. Akşam da gider annesinin yanında yatar bunda bir şey yok, değil mi? Hatta şehit gezisi de yaptırılabilir çocuğa. Otobüslere bindirilir her yere götürürsün, deniz kenarına götürürsün. Bin çocuk ne olacak bizim için hiçbir şey değil. Yüz otobüsle yahut elli otobüsle yaparız yani. Helali hoş olsun iftiharla seve seve yaparız. Herkes sevgi de gösterir çocuklar rahat eder.

 

Hayvanlara Eziyet Edenlere Sadece Para Cezası Yeterli Olmaz. Mutlaka Tutuklu Yargılanmaları Gerekir ve Cezai Yaptırımı Ağır Olmalıdır

Mesela arabayı sürüyor köpeğin üstüne eziyor, adama para cezası veriliyor, işte dikkatsizlikten hafif. Adam sırıtarak geliyor. Mesela köpeği ezdiğinde adamı hapse sokarsan bir beş yıl hapis yerse bir daha yapıyorsa yapsın. Hayır, farkına varmadan yaparsa ayrı, mesela arabada gidiyordur köpek aniden fırlar tamam. Ama kasten arabayı üstüne sürüp çiğniyorsa verirsin bir beş yıl burnundan getirirsin. Çünkü onu yapan her şeyi yapar, o zulmü yapan her şeyi yapar. Mesela kediyi hayvanı kesiyor, adamı da keser bu. Ve bu adamları tanıtmak lazım sırf hapis değil. Önden, yandan, cepheden resimlerini göstermek lazım. Hatta “dikkat” diye altına da yazı yazarak “bu adam bunu yapmıştır dikkat” diye böyle olması lazım. Hadi beş sene vermiyorsa bile en az bir yıl kesintisiz yatacağı şekilde hapis cezası verirsin, bir yıl o ona yeter. Bir de resminin sürekli yayınlanması internette. Hatta bunlar bir resmi kitap şeklinde de basılabilir devlet tarafından. Hayvanları öldürenler, hayvan katilleri ve hayvan işkencecileri, hayvanlara işkence yapanlar ve hayvan katilleri diye bunların öldürdükleri hayvanların resmi de eğer mümkünse onunla birlikte, yaraladıkları hayvanların resmiyle beraber adamların resimlerini yayınlayalım kitaba, sıkıysa yapsın ondan sonra. Her yerde başına kakarız nereye gitse. Hangi ile gitse dersin “sen hayvan katilisin değil mi?” falan dersin. Mesela kahveye oturdu mu “hayvan katili geldi” diye konuşursun. İşyeri açtığında “hayvan katili ne yapıyorsun?” dersin. Bir daha yapıyorsa yapsın bakayım, yapmış çünkü. Tabii bu kanunla güvence altına alınsın bu sözler bu konuşmalar.

 

(Arakan’da Müslümanların yaşadığı köyleri yakıp-yıkan Myanmar ordusunun 700’ün üzerinde okul, medrese ve evi yaktığı tespit edildi. Son dönemde artan saldırılar nedeniyle 20 binin üzerinde sivil yaşadığı bölgeyi terk etti. 60 bin Rohingyalı Müslümanın Bangladeş’e girişine izin verilmediği için sınıra yakın dağ bölgelerine sığındığı belirtiliyor. İngiliz şirketleri Arakan’da petrol ve gaz aramak için bölgeye yerleşmiş durumdalar.)

Konu odur. Müslümanları oradan gönderip orada petrol aramak için. Bak yine İngilizler devrede, yine İngiliz derin devleti, yine Müslümanlara nefret İngiliz derin devletinden kaynaklanıyor.

 

(Cumhurbaşkanımıza sormuşlardı “siz halkla çok kucaklaşıyorsunuz” diye. “Kucaklaşmadığın zaman ‘bu ne kibir bu ne gurur’ derler” demişti. “Bu gurur bize ait değil bize tevazu yakışır” demişti. Resimler vardı.)

Bir de ahlaksızca ve alçakça bu insanı bu güzel insanı asmaya kalkıyor, yok kesmeye kalkıyor, yok “Darağacına alacağız” diyor. Bu müthiş bir şerefsizlik ve müthiş bir ahlaksızlıktır. Muazzam bir haysiyetsizliktir, acımasızlık adamların ruhunu sarmış, sevgisizlik de sarmış güzelliği göremeyecek hale gelmişler, Allah gözlerini kapatmış kalp gözlerini de kapatmış. Gece-gündüz sana hizmet ediyor bu insan, gece-gündüz senin iyiliğin için çalışıyor, gecesini gündüzüne katıyor aman vatan bölünmesin, millete bir zarar gelmesin, devlete bir zarar gelmesin diye. Sen de ahlaksızca ve alçakça asmaktan kesmekten bahsediyorsun. O köpekler de kurşunlamaya kalkmıştı. Yani görülmemiş bir kahpelik ve görülmemiş bir alçaklık. Şeytandan da aşağı bu köpekler.

 

(“Fatih Sultan Mehmet Kuran’ı uygulayan bir Müslüman mıydı?” izleyici sorusu)

Fatih Sultan Mehmet Kuran’ı ezbere biliyordu. Ve bak dikkat edin tam bir Kuran Müslümanıydı. İnsanlar onu mesela Sünni gelenekçi bilir öyle değil, kendisi müçtehit mücedditti. Yani Kuran’dan kendisi anlam çıkarıp İslam’ı yaşayan bir insandı ve dolayısıyla da bağnazlığa şiddetle karşıydı, modern bir Müslümandı. Onun için yobazlar ona gıcık olurlar Fatih Sultan Mehmet’e onu biliyor musunuz siz? Acayip nefret ederler çok kinlidirler ona karşı. Hatta ahmakça laflar ederler böyle. İşte “anası Hristiyan’dı, onun Müslümanlıkla alakası yok” bilmem ne falan. Annesi Hristiyan da olabilir, zaten Kuran’a da uygun o Hristiyan olması. Peygamberimiz (sav)’in hanımı da Hristiyan’dı, Maria Hristiyan’dı. Yani ahlaksızlığın boyutunu anlayın. Kuran Müslümanı olunca gösterdikleri tepkiyi görüyor musunuz? Daha hala kinliler bu ahmaklar Fatih Sultan Mehmet’e. Sultan Süleyman da öyle o da Kuran Müslümanıydı. Osmanlı sultanları hep çoğu Kuran Müslümanıydı. Abdülaziz halis Kuran Müslümanıdır.

 

(Adnan Bey, Fatih Sultan Mehmet, Hz. Mehdi (as)’ye derin saygı duyuyordu. Mehdiyet konusuna çok önem verdi. İstanbul’u fethetmeyi ancak Hz. Mehdi (as)’nin İstanbul’u manen fethedeceğine ikna olduktan sonra kabul etmiştir. Fatih’in Hocası Akşemseddin’in Mehdi (as)’dan önce Fatih’in İstanbul’u fethetmesini eleştirenlere söylediği şu söz önemli. Şöyle söylüyor: “İstanbul’u önce Mehmet fethedecek, sonra İstanbul’u ehli salibin, haçlılar ele geçirecek. Daha sonra da Hz. Mehdi İstanbul’u tekrardan fethedecek.”)

Yani maneviyat bozulacak anlamında haçlı derken, maneviyat bozulacak, Mehdi yeniden manen fethedecek. Fatih Sultan Mehmet’in fetihten vazgeçtiğini biliyorsunuz değil mi? Bayağı direnmiş, Akşemseddin falan devreye giriyor, o bayağı zor ikna ediyor. “Ben hiçbir şekilde yapmam” diyor. “Resulullah söylemiş” diyor “Mehdi fethedecek, ben yapmam” diyor. O hadisi söyleyince Akşemseddin, detaylı anlatınca, bayağı vaktini alıyor Akşemseddin’in onu ikna etmesi, Fatih Sultan Mehmet’i. Sonra da fetih de uzayınca bu defa yine şüpheleniyor, tedirgin oluyor. Akşemseddin istihareye yatıyor, kalkıyor. Ne gün ve hangi saatte fetih olacağını söylüyor. Şu gün şu saatte fethedeceksin diyor istiharede. Hakikaten dediği saat ve dediği gün İstanbul fethediliyor.

 

İnsanların Büyük Çoğunluğu Kalıplaşmış Kurallara Göre Yaşıyor, Kendi Olan Kendi İstediği Gibi Yaşayan İnsan Sayısı Çok Az

Bütün dünya çapında bu var. Türkiye’de de ben bunu görüyorum. Konuşmada aynı kendi kuralları var, toplum kuralları var. Mahalle kuralları var, konuşma kuralları var. Soru sorma kuralı var, cevap verme kuralı var. Kendi olan, özgürce yaşayan insan çok çok nadir. Bu çok ürkütücü bir şey. Benim canımın sözü çok hayati. İnsanlar kendi olamıyorlar. İnsanların kendi olması için de insanlara yol göstermek lazım. Toplum kurallarından işte adap, edep, bilmem gelenek görenek, bilmem ne falan adı altında insanlar kurallar altında müthiş eziliyorlar ve bambaşka bir dünyada oluyorlar. Normal konuşmak mümkün olmuyor, normal arkadaşlık kurmak mümkün olmuyor. Korku içinde yaşıyor yani konuşma ve dostluk adeta böyle bir tuzağa düşmeme yarışı gibi. Yahut tehlikeye düşmemek için didinen bir insan görünümünde oluyor.

 

Kısa Kısa İman Hakikatleri ve Kuran Mucizelerini Anlatmak İnsanların Samimi İmanına Vesile Olur

Kısa kısa iman hakikatleri anlatarak. Mesela bir yerde bir arkadaşla karşılaştık. Onu sıkmadan, Allah’ın bir mucizesi, Kuran’ın bir mucizesi, kısa kısa ezberlesinler. Mesela elli-yüz mucizeyi ezberleyelim. Kuran mucizeleri ve iman hakikatleri yani Allah’ın yarattığı harika şeylerden kısa kısa anlatırsak hayatında ilk defa duyan milyonlarca insan olacaktır ilk defa. Ben lisedeydim, bir ama çocuk vardı. Namaz kılıyordu, bak ama iki gözü görmüyordu. Bizim lisede hiç kimse namaz kılmıyordu hiç kimse. O ama çocuktan ben akıl almaz etkilenmiştim ve çok sevgi duymuştum. Ya tutanak çubukla gidiyor banyoya abdestini alıyor, o çubukla gidiyor seccadesini seriyor. Beş vakit bak namaz. Beş vakit namazında inanılır gibi değil, lise öğrencisi. Hayret edilecek şey bak. Allah’ın veli kulunu görüyor musun? Yine böyle arkada onun yanına da bir çocuk vardı, zayıf minyon bir çocuk. Baktım o da onu görünce o da onunla beraber namaz kılmaya başladı. Mesela çok önemlidir, çok etkileyici olur. Dolayısıyla insanlar pek bilmiyor. İlk defa duyuyorlar iman hakikatlerini. Sevgiyi de bilmezler mesela ilk defa sevgiyi tanıtabilirsiniz insanlara. Dostluğu da bilmiyorlar birçok insan bilmez. Mesela dürüstlüğün önemini bilmez. İlk defa. Hiç üşenmemek lazım kısa kısa ama sıkmadan anlatmak lazım.

 

(“Halkımız polisleri yeteri kadar seviyor mu acaba?” izleyici sorusu)

Polisleri genellikle insanlar pek sevmez. Korkarlar polisten ona bir çözüm bulunması lazım. Mesela polise ev vermek istemezler. Evlenmek istediğinde polise kız vermezler. Halka polis deyince irkilir hemen halk bu bir gerçek. Hâlbuki polis canını ortaya koyuyor onun için, vatan için, bayrak için, Allah için, Kitap için canını ortaya koyuyor canını. Yani o insanı korumak için bunu yapıyor. Böyle yüce bir varlığa yüce bir sevgi gerekir. Onun için polisi sevdirmeyi devletin ciddi bir politika olarak uygulaması gerekir. Askeri sever halk ama polisi o kadar sevmezler. Her yerde değil tabii. Seven çoktur ama ekseriyet itibariye benim gördüğüm pek sevmiyorlar. Bunu halletmemiz lazım mesela karakollarda yemek verilebilir. Polisler evlere çağrılabilir evlerde polislere yemek yedirilebilir değil mi? Polisler düğüne çağrılabilir. Mesela onlara masa yapılır. Ayrımın kaldırılması lazım. O zaman insanlar polisi sever. Çünkü hakikaten gecesini gündüzüne katıyor ve çok zor meslektir polislik ve bir mücahitliktir. Canını, malını, namusunu, ırzını koruyor polis. Çok yüce bir meslek, değerinin iyi tarif edilmesi gerekiyor.

 

(“Ruhu olmayan insanları da cennette görebilecek miyiz?” izleyici sorusu) 

Ruhu olmayan insanları göremeyiz. Çünkü onlar yok. Ölü demek yok demektir. Sadece görüntü. Görüntüsü kalır ama kullanılmaz. Görüntüsü sonsuza kadar kalır. Görüntüsü sonsuza kadar kalır, bozulmaz. Sonsuz evvelde de vardı onların görüntüsü, sonsuz sonrada da var. Hiçbir görüntü kaybolmaz. Durur ama boş. Ruhu olmadığı için boştur. Kalıp. Cennette de olmazlar, hiçbir şekilde olmaz. Cehennemde olur, görüntüsü olur. Artık söylemeyeyim dedim ama söylettiniz. Görüntüsü olur, boş kalıptır yani.

 

Akıl ve Vicdan Birlikte Kullanılmadığında Birçok Psikolojik ve Sosyolojik Sorun Ortaya Çıkar

Bazı insanlar duygusallar. Akıl ve vicdanı birlikte kullanmıyorlar. Yahut kullandıklarında akıl ve mantığı kullanıyorlar. Mesela o kadının delirmesinin nedeni o. Cinayet işlemesinin nedeni o. Duygusal, başından beri duygusal. Aklını kullanmamış. Ve neye götürüyor onu; cinayete ve intihara götürüyor. Sonu bu olur işte duygusallığın. Aklını kullanmıyor. Halbuki Allah'a teslim olsa, Allah'ı çok sevse, Allah'tan korksa ne kendine kıyabilir ne de o aslan gibi delikanlıya kıyabilir. Mesela insanlar şoka giriyor, niye? İşte duygusallık insanı o hale getirir. Akıl gider duygusallık olduğunda. 

 

(“Dünyada çocuğu olmayan kişinin cennette çocuğu olur mu?” izleyici sorusu) 

Tabii hatta eşiyle beraber oluyor. Eğer diyor, şahıs eşinin doğurmasını isterse çocuk anında hemen orada olur diyor. Doğum sancısı yahut o şeylerden geçmeden, o safhalardan geçmeden çocuk kadından hemen olur diyor Peygamberimiz (sav) hadiste, derhal. Ama zaten her yer vildan dolu. Ama istiyorsan olur. Senden diye istiyorsan, senin o çocuğun şeklinde oluyor. O da işte baba diyor sana. O tarz hoşuna gidiyorsa ki olacak ki söylüyor Peygamberimiz (sav). O da bir eğlencedir, cennet eğlencesi. Ona anne diyor mesela. Hepsi Allah'ın ruhu halbuki. İnsan işte vesile olduğunu zannediyor. Halbuki sadece vesileye de ihtiyaç yok ama vesile olduğunu zannetmesi hoşuna gidiyor insanın.

 

(Fehmi Koru, 15 Temmuz nedeniyle ihbarcılığın yeniden hortladığını iddia etti. Şöyle söylüyor; "Bu konuda kendimi çok çaresiz hissediyorum. Çok sayıda insan durumunu anlatıp yardım bekliyor." dedi. Ve OHAL'in kalkması gerektiğini söyledi. "Dışarıdan ülkemize yöneltilen en ağır eleştiriler adalet ve yargıyla ilgili. Ülkemiz bu durumu hak etmiyor." dedi.) 

Ama kardeşim, adalet ve yargıysa insaf etsinler. Ya bir internet sitesinde bir yerde yayınlasınlar. Biz görelim. Mesela adaletli bir site yapsınlar, internet sitesi. Orada yapılan -ama samimi olsunlar bize demagoji yapmasınlar- adaletsizlikleri yayınlasınlar. Söz bir Allah bir üstüne gideceğim. Varsa öyle bir şey zaten hiçbir hakim bunu kabul etmez, hiçbir savcı öyle bir sözü kabul etmez. Hükümet asla kabul etmez. Varsa düzeltelim. Niye gizliyorsunuz yani? Değil mi, varsa söyleyin, yapalım. Bir internet sitesi oluştursunlar yahut bir kaç tane. Adaletteki eksiklikler yahut adaletteki sorunlar diye bir internet sitesi. Oraya yazın. Ne mahsuru var? Yahut bize yazsınlar, direkt ben yayınlayayım. Söz bir Allah bir burada yayınlayacağım. Ama ne olduğunu söyleyin, biz bilmiyoruz ki nedir? Meçhul bir şeyden bahsediyorsunuz.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257446/sayin-adnan-oktarin-29-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257446/sayin-adnan-oktarin-29-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170829t_11.jpgWed, 13 Sep 2017 08:30:25 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 28 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 28 Ağustos 2017

 

(“Münafık kendisini bilir mi?” izleyici sorusu)

Münafık, pislik olduğunu kendi adından daha iyi bilir. Çok aşağılık ve karaktersiz olduğunu münafık kadar bilen olmaz yani bütün hatlarıyla çok mükemmel bilir. Yalancılığını, üçkağıtçılığını, karaktersizliğini, ahlaksızlığını, haysiyetsizliğini, kaşarlığını, oyunculuğunu, Allah’tan korkmadığını hepsini bilir. Bilmez olur mu? Bilir.

 

(“Cehennemle insanları korkutmak doğru bir davranış mı?” izleyici sorusu)

Nurlu annem, orada cehennemle korkutuyorsun ama sonucunda o insan sevgiyi, aşkı, güzelliği ve güzel ahlakı alıp, tutkunun, aşkın en yüksek noktalarına çıkıyor. Yani o korku onu aşka, sevgiye götüren yol oluyor. Korku deyince sen kötü bir şey var zannediyorsun, değil, Allah korkusu seni süsler, güzelleştirir, akıllı hale getirir, akıllı davranmanı sağlar, insanlara güzel davranmanı, kendine güzel davranmanı sağlar, Allah’a karşı güzel davranmanı sağlar, aşkın, tutkunun, sevginin insanı olursun. Bu da ancak Allah korkusuyla olur. Dolayısıyla cehennem korkusu da bunun içinde tabii.

 

(“Cennette dünyada yaptıklarımızı hatırlayacak mıyız?” izleyici sorusu)

Tabii, onun özelliği o zaten cennetin. Dünyada yaptıklarımızla iftihar edeceğiz ve kendimizi seveceğiz. Kendimizi sevmemizin nedeni bu zaten. Mesela biz Peygamberimiz (sav)’i seviyoruz, niye? Güzel ahlakından dolayı. Yani kimse kimseyi boyundan posundan dolayı sevmez, güzel ahlakından sever. Peygamberimiz (sav)’i biz niye sevdiğimizi bir düşünün. Hz. Yusuf (as)’ı niye seviyoruz, Hz. İbrahim (as)’ı niye seviyoruz? Manevi yönlerinden dolayı seviyoruz. O manevi yönleriyle biz bu dünyada yaşadığımız için onu görmek, hissetmek, bilmek, hatırlamak cennetin en güzel zevki. Nefsani zevklerin dışında en güzel zevktir. En güzel nimetlerin başında biliyorsunuz Allah’ın tecellisi vardır, Allah’ın tecellilerini seyretmek vardır ve güzel hatıralar.

 

(“İnsan şeytanın etkisinde olduğunu bilir mi?” izleyici sorusu)

Bazen bilmez. Mesela duygusallaşır, gerginleşir, ağlar, çok öfkelidir, karamsar bakar halbuki şeytanın etkisine girmiştir bilmiyordur. Şeytandan Allah’a sığınması lazım, bir anormallik olduğunu hissetmesi lazım. Ağlama hissi geliyor mesela çok öfkeli, karamsar, huzursuz, dengeli düşünemiyor, etrafındakileri kırıyor, şeytanın etkisine girmiş demektir. Ama onu öyle anlamaz makul bir akış var zanneder. Şeytan o tarzda “ben geldim merhaba” demez yani bu tarzda gelir.

 

(“Eğer Tanrı insanları gerçekten severek yarattıysa zorluklar neden var?” izleyici sorusu)

Güzel yüzlüm, nur yüzlüm biz eti-kemiği sevemeyiz. Aşkın, tutkunun oluşması için Allah çok hassas bir denge, çok hassas bir akıl ölçüsü, özel bir ruh yapılanması meydana getirmiş. Yoksa insanın yüzünün ortasında bir burun var, iki tane gözü var, dudağı var yemek yiyor, kulağı var, yani bunu sen sevemezsin. Bunun sevilmesi için özel bir ruhi eğitimden geçmen lazım, durduk yere bu oluşmaz. Bunun oluşması için de mutlaka acılar, çileler, sıkıntılar, zorluklar, korkular ve istenmeyen nefsin hoşlanmadığı şeylerle insanın karşılaşması gerekiyor. Ve bunları teker teker yenerken o ruh kabiliyeti o zeminde gelişiyor. Bunun dışında o ruh kabiliyetinin gelişmesinin imkanı yok. Ama robot şeklinde geliştirilirse de onun da bir değeri olmaz. Eğer Allah onu beğenseydi hepimizi melek yapardı ve çok kolay. Ama Allah onu yeterli görmüyor. Mesela melekler doğrudan güzel ahlaklı ve hiçbir zorlukla da karşılaşmıyorlar. Mesela melekte kanser olmaz, hastalık olmaz, üzüntü olmaz, trafik kazası olmaz hiçbir şey olmaz dümdüz. Ama Allah onların sevgisini yeterli görmüyor. “Biz varız” diyorlar onlar mesela “trilyonlarcayız, Sana sürekli secde ediyoruz, rüku ediyoruz, kıyam ediyoruz, sürekli Sen’den bahsediyoruz, Seni övüyoruz, yüceltiyoruz” diyorlar, “niye kan dökecek, zulüm yapacak insanlar yaratıyorsun?” diyorlar. Allah detaya girmiyor diyor ki, “siz bilmezsiniz Ben bilirim” diyor. Ha onun sırrını bize açıkladı mı Allah? Yok bize de açıklamadı. Ama onun sırrını biz kendimiz çözüyoruz.

 

(“Neyi esas alarak ahlaklı olabiliriz?” izleyici sorusu)

Allah’a şükür ki Cenab-ı Allah Kuran’ı indirmiş. Ama bak, Kuran olmasaydı Tevrat’ta, İncil’de olurdu işin doğrusu. Fakat tahrif olduğu için Allah netlik olsun diye, bir de fluluk olmasın diye Allah’a çok şükür her şeyi netlemiş. Öbür türlü cenneti cehennemi kavramak falan çok zor olurdu. Tevrat’ta anlatılıyor ama flulaştırmışlar. Adam iman edemediği için ilgili kısımları çıkartmış yahut flulaştırmış. İncil’de de var ama yani o da yine flu sayılır. Allah’a çok şükür Kuran’da Cenab-ı Allah açık açık gürül gürül anlatıyor cennet şudur özellikleri bu, cehennem budur özellikleri bu. Haramlar şunlardır helaller bunlar. Bu kadar net, bu kadar berrak bir din olması çok büyük bir nimet bizim için Allah’a çok şükür. Öbür türlü içinde aramaya kalkacaktık. Burada aramaya gerek yok dinle doğrudan karşılaşıyorsun. Ama adama din yetmiyor ilave istiyor. İlave isteyince hurafe çıkıyor. Mesela bugün birkaç gelenekçi kanala girdim, tatlı bir dede var, iki kişi sunuyorlar. “Bir kadın soru sormuş nedir o” falan diyor yavaş yavaş anlatıyor. Hakikaten şeker bir insan ama onun anlattığı tarzda din yok olur yani mümkün değil yaşanmaz. Gençler iyi niyetle diyorlar “ecdattan kaldı yaşatalım” diyor ama yaşamaz o. Sen istediğin kadar uğraş o din çöker gider. Vicdanlı oldukları için diyorlar “baba yadigarı kalmış yaşatalım.” Ölmüş belli yani o sen nasıl yaşatacaksın? Hurafe olduğu da belli, hurafe denizi. Yani ayıp olmasın diye hurafeyi ayakta tutmaya çalışıyorsun ama gitmez o çöküyor.  

 

(“Şeytanın her insana göre güçleri farklı mıdır?” izleyici sorusu)

Güçleri farklı değildir de şeytanın uygulamaları farklıdır. Yani her insana -çok zeki bir varlık olduğu için onun- her insana onun hassasiyetine göre uygulama yapar şeytan. Her insanda vardır tabii bir tane, iki tane de değil yani mebzul miktardadır şeytan kaynar. Bir negatif zeka yüküdür, görünmez bir zeka yüküdür. İnsanın beynine rahatça girer, kafasının içinden de geçer gider gelir. Vahyetme yeteneği vardır, beyne gizlice hitap etme yönü vardır. Nasıl sinirler bize sessizce bilgiyi aktarıyor ya, onun da beynimize girip sessizce bilgi aktarma yeteneği vardır. Bilgiyi verir ama mümin direnir ona yapmaz. Eğer zayıfsa iradesi bırakır kendini o ne diyorsa yapar.

 

(“Münafıklar Müslümanların içinden ayrılır mı yoksa ölene kadar beraber mi yaşarlar?” izleyici sorusu)

Eğer keyfi yerindeyse beraber yaşamaya devam eder. Ama genellikle onların bir kopma noktası vardır. Münafıkların sonuna kadar götürme gücü genellikle zordur yani pek o güce dayanamazlar. Çünkü şeytan onlara sürekli “bana gel bana gel” der sürekli. Ama menfaati de orada durmaya doğru onu iter. Menfaatinin durumuna göre. Yani bir şey kaybedeceğinin düşünürse, malını kaybedeceğini, çıkarını, keyfini kaybedeceğini veyahut yeteri kadar çıkar elde edemeyeceğini düşündüğünde onun bir limiti vardır münafığın. O limitin altına düştüğünde çıkarı gider. Yahut ondan bir imkan oluşacağını düşünürse, Müslümanlara bir fayda geleceğini düşünürse onun bir limiti vardır, o limitin üstüne çıktığında yine gider. Genellikle hep çıkara göredir bir çıkar çizgisine göredir münafıklarda, buna çok dikkat etmek lazım.

 

Münafık Elçinin Yanına Nefretle ve Alçakça Gelir Ama Elçiye Dost Görünerek Müslümanları Vurmaya Çalışır. Bu Çok Ahmakça Bir Taktiktir

Müslüman alemini çökerten münafıklıktır. Münafık çok zeki şeytani bir sistemdir. Zekayı çok kullanır münafık, zeka oyunu çok yapar. Münafıklara bakın yazışmalarında, konuşmalarında böyle cedele ve münafıkane zekaya çok önem verirler. Çok ince bir cedel tekniği vardır. Mesela Müslümanın bir konuşmasını alır onu kendi menfaatine uygun hale getirir. Mesela Müslüman ona cevap verirse ona da yine şeytani bir mantıkla, cedel mantığıyla yine bir münafık stilinde yeni orijinal bir cevap daha verir. Yani altta kalmama mantığı vardır münafıkta. Hakkı kabul edip doğruyu kabul etmek Müslümandadır. Ama münafıkta yüzüne tükürsen yağmur yağıyor zanneder. Hiç üzerine de alınmaz. Yani kendisine yönelik bir sözü üzerine alınmaz, başkasına söylenmiş gibi anlar veyahut anlamak ister. Halbuki anlıyordur ama anlamazlıktan gelir. Peygamberimiz (sav) zamanında da mesela Peygamberimiz (sav)’e doğrudan söz edemeyen münafıklar dolaylı yoldan Müslümanları hedef alarak Peygamber (sav)’e söz ediyorlardı. Mesela Müslümanlara iftira atarak dolaylı yoldan Peygamber (sav)’e iftira atıyorlardı. Yöntem buydu. Çünkü Peygamber (sav)’e direkt söylese direkt muhatap almış olacak. Yani karşılık olarak hiç kaale alınmayacak. Ama Müslümanlara saldırarak dolaylı yoldan yansıtma metoduyla Peygamberimiz (sav)’e saldırdıkları için kendi kafalarınca onu kurnaz bir yöntem zannediyorlardı. Mesela Müslümanlar şunu yapıyor, falanca Müslüman şunu yapıyor. Mesela Hz. Ömer (ra)’ı suçluyor, Hz. Ebu Bekir (ra)’i suçluyor, Hz. Osman (ra)’ı suçluyor. Sen Hz. Ebu Bekir (ra)’i, Hz. Osman (ra)’ı, Hz. Ömer (ra)’ı, Hz. Ali (kv)’i suçladığında Peygamber (sav)’i suçlamış oluyorsun.

 

(Yeni Akit Gazetesi “Maymunlar medyası evrimde ısrarlı” başlıklı bir haber yayınladı. Şöyle haber: “Uyduruk evrim müfredattan çıktı. Maymundan geldiklerini savunan medya kuruluşları son 1 yılda 140 evrim haberi yayınladılar. Konuyla ilgili Cumhuriyet 21, Birgün 23, Aydınlık 11, Sözcü 9 evrim haberi yayınladı. Ve Hürriyet Posta Evrensel ve Yurt Gazeteleri de 60 evrim haberi yayınladı” diye yazdı.)

Evrime karşı bizim dışımızda mücadele veren yok zaten, dünyada yok. Var evanjeliklerin ama ne diyor; “Dünyanın ömrü 6 bin yıldır” diyor. Şimdi 400 milyon yıllık fosil geliyor, ne kadar yıllık bu diyoruz “en fazla 5 bin yıllıktır” diyor dalga geçer gibi. Artık granite dönmüş 5 bin yıl olur mu? Belli ki yüz milyonlarca yıllık, açık bilimsel olarak. Anlamazdan geliyorlar. Onlar çoktan mağlup olmuştu. Dünyada Darwinizm’e karşı tek aslan gibi duran biziz ve yenen de bizi Allah’a çok şükür.

 

Çocuklara Aklı Zayıf Muamelesi Yapıldığında Çocuğun Dengesi Bozulur. Çocuğa Saygı Duymak, Akıllı Olduğunu Görmek Gerekir

Çocuk akıllı oluyor. Ben kendimden biliyorum, üç yaşında falan bayağı aklı başındaydım yani sarhoş muamelesi yapılmaz çocuğa, deli muamelesi de yapılmaz çok çirkin. Çocuğa saygı duymak lazım, değer vermek lazım, aklına da güvenmek lazım. Deli muamelesi yapıldığında çocuk dengesizleşiyor yani deli taklidi yapmaya başlıyor. Çünkü “öyle yaparsan severim seni, yani sen deli havası verirsen sana şefkat, sevgi duyarım. Sen ama deli görüntüsü vermezsen ben seninle ilgilenmem” mantığı olmaz. “Akıllı olursan seni severim” görüntüsü verilmesi lazım. Çocuk o zaman akıllı olur.

 

Mutluluğun Formülü Allah'ı Çok Sevmek, Allah'tan Çok Korkmak, Allah'a Derin İmanla Bağlanmak, Allah'a Kendini Teslim Etmektir

Mutluluğun formülü “iki çocuk bir de evlenirsen” öyle demiyor mu şarkıda? Bir eşin olsun diyor, bir de iki çocuk oldu mu, tamam. Akla bak da hizaya gel. Mutluluğun formülü Allah’ı çok sevmektir, Allah’tan çok korkmaktır. Allah’a derin imanla iman etmektir. Allah’a teşekkür etmektir. Kalbin Allah ile birleşmesidir ruhun, Allah’a kendini teslim etmektir. Öbür türlü çocuk da senin başına bela olur, eşin de başına bela olur, sen onların başına bela olursun, onlar senin başına bela olur. Allah süründürür. Öbür türlü olacağı o. Öyle olsa herkes mutlu olur, evlenen kurtulur. Boşanıyor adam. Karısını vuruyor. Çekiyor alnından vuruyor yahut bıçakla kesmeye kalkıyor. Allah’tan korksa yapar mı? Allah’ı sevse yapar mı? O mesela o delikanlıyı kadın çekip vurmuş sunucu bir delikanlı var, bayağı yakışıklı aslan gibi delikanlı. Belli ki haset ediyor onun yakışıklılığına, güzelliğine. Münasebetsizliğe bak, boşanacakmış da onunla evlenecekmiş, yani çok densizce bir ifade. Orada merhamet yok, şefkat yok, kin ve nefret var, öfke var. Allah’tan korkmadığı anlaşılıyor orada. Allah’tan korkan yapar mı bunu? İki cinayet birden, hem kendini, hem karşısındakini, çok korkunç bir şey.

 

(Adnan Bey sizin daha önce belirttiğiniz bir uygulama yeni kararnameyle yürürlüğe sokuldu. Bundan sonra her ihbarla soruşturma açılmayacak. Savcılık ihbarla ilgili soruşturma açmadan “soruşturmaya gerek yok” kararı verebilecek. Böylece kişilerin lekelenmeme hakkı korunmuş olacak.)

Kardeşim, Allah’a çok şükür, yani bizim söyleyip de hükümetin yapmadığı hiçbir konu kalmadı. Mesela bunu geçenlerde ısrarla söyledim. “Vatandaşlar çok mağdur oluyor, özellikle ünlülere yönelik bunu yapıyorlar” dedim. Her konuda soruşturma. Adam aşka geliyor, kafasına esiyor. İnternetin başına geçiyor, bir şeyler yazıyor. “Hadi gel bakalım. Yani dediği doğru mu bu adamın?” Ya kardeşim böyle şey olur mu? Adam belli ki münasebetsizlik yapıyor. O adamı çağırıp kendine sormak lazım. Yani ilgili kişi niye gitsin? Yani suçladığı kişi niye gitsin? Tabii savcılarımız, hakimlerimiz daha iyi bilir ama adamı çağırırsın “ispat et bunu” dersin “nereden çıktı bu?” İspat edemiyorsa karşı dava açılması lazım iftiradan. Adam nasıl, yani devletin birimlerini, devletin savcılığını, mahkemelerini boş işle meşgul etmek istiyor ve iftira atıyor. İftiradan dava açılması lazım.

 

(“Başkanlık sistemi terörü bitirecek mi? Türk-Kürt sorununu çözecek mi?” izleyici sorusu)

Yok, o öyle bir şey getirmez. Yani terörü bitirmez, Türk-Kürt sorunu yani onu da bitireceğini zannetmiyorum. Ama devletin sağlam zemine oturmasını yani güçlü iktidar sağlar. Çünkü karşı tarafın hep kullandığı zayıf iktidarı ezmek ve zayıf iktidarı devirme üstüne kurulu olduğu için bu sistem güçlü iktidar meydana getirecektir. İngiliz derin devletine karşı rahatça dayanabilecek bir güç oluşacaktır. Yani yoksa ortalı bir hükümeti devirmek çok kolay oluyor. Zaten Cumhuriyet tarihi boyunca gördük, şakır şakır hepsini devirdiler. Koalisyonlar hep çökertildi. Hükümetler hep istifa ettirildi. Yani istifa ettirilemeyen, çökertilemeyen hükümet modeli meydana gelmiş oluyor, tek faydası bu. Yoksa terörü inşaAllah bitirirler de ama çok zor. Çünkü fikri mücadele yapılmadıktan sonra çökmez, gitmez.

 

Çocuklara Maneviyatın Önemi Öğretilmediğinde Çocuk Aileye Aile Çocuğa Bela Oluyor, Aile Huzuru Çöküyor

Bazı aileler onu mantıklı bir şey olarak görüyorlar, mantıkla hareket ediyorlar, vicdanla hareket etmiyorlar. “Adamın en önce maddeye ihtiyacı var” diyor. Halbuki en önce manaya ihtiyacı var. Öyle olunca da Allah bereketi kaldırıyor. Huzurlu aile sistemi kalmıyor, aile çöküyor. Halbuki maneviyata önem verilse yani Allah korkusunu, Allah sevgisini esas alırsa Allah o aileye bereket verir ve dağılma da olmaz ve güçlü, sağlıklı, her yönden güzele doğru giden bir yapı olur.

 

Mesleğin İnsanın Karakterini Değiştirmemesi Gerekir. Samimi, Sevgi Dolu, Akıllı, İtidalli İnsan Karakteri Esas ve Güzel Olandır

Yani istiyorlar ki böyle profesör havası vereyim, yani yuvarlak gözlükle çıkalım ve ağır ağır, aksak aksak konuşalım. Latince kelimeler, Fransızca kelimeler havalarda uçuşsun. Sürekli çeşitli bilim adamlarının isimlerini sayayım. Dans olmasın, eğlence olmasın, sevgiden, aşktan, tutkudan bahsetmeyelim, yani başka bir boyutun başka bir insanı olalım. Yani doğal bir insan olmayalım. Yani bilim adamı eşittir böyle. Böyle bir şey yok. Müslüman adı Müslüman’dır zaten, bilim adamı diye bir şey olmaz. Müslüman bilgiliyse bilgilidir. Kasapsa kasaptır, bakkalsa bakkaldır ama sorduğumuzda onun bir tane ismi vardır, Müslüman’dır. Dolayısıyla kasabın kasap gibi davranması, bakkalın bakkal gibi davranması, bilim adamının bilim adamı gibi davranması, böyle bir şey olmaz. Herkes Müslüman gibi davranmak durumundadır. Müslüman gibi davrandığında da mütevazı ve rahat, hayatı yaşayan, hayat doludur. Neşelidir, şarkı da söyler, oynar da, güler de, sevinci, sevgiyi, tutkuyu yaşar. Dolayısıyla mesleğine göre, yaşantısına göre bir üslup ve karakter geliştirmez.

 

(Adnan Bey, sizin Sağlıkçılara Yönelik Şiddete Çözüm konulu videonuzu 1 milyon 200 bin takipçisi olan Facebook'ta doktorlar sitesi.NET yayınladı. Bir bölüm vardı. Bu konuşmanızı 1 milyon 200 bin takipçisi olan Facebook'ta doktorlarsitesi.NET paylaştı.) 

MaşaAllah. Görebiliyor muyum sitede görüntüyü yeniden? Bu doktorlar arasında da konuşulan bir konu. Bu çok kolayca yapılması mümkün olan bir şey. Hükümet bunu hiç bekletmesin. Yoksa doktorlarda bu stres yapar. Adam saldırdığında incecik cam, çıtalardan oluşmuş bölümler var. Zaten acil servisler rahat ve temiz yerler. Orada güvenliğe yönelik hiçbir şey olmuyor. Doktorun kendini koruyabileceği bir oda falan olmuyor. İncecik kapılar zaten zayıf. Kapı rahatça kırılacak gibi. Dolayısıyla böyle olmaz. Öyle bir saldırı olduğunda doktorlar derhal hatta bir kanal gibi bir yer de olması olabilir öyle bir şey için. Hemen oradan odalara geçmeleri lazım. Tek bir yerde de değil aslında nereye yakınsalar orada hemen sığınacakları bir yer olması lazım. Zor bir şey değil bu, gayet kolay. İçeri hava gelecek gibi olacak, acil ihtiyaçlarını karşılayacakları gibi bir banyo olması lazım, bir banyo. Su ve yiyecek bulunacak. Çünkü polisin müdahalesi vakit alabilir. Bir saat-bir buçuk saat vakit alabilir. Olur olur yahut hakikaten Allah esirgesin çatışma falan da olabilir. Orada o insanların, o değerli insanların bir süre beklemesi gerekebilir. Bazen oluyor mesela adam it kopuk takımı, silahlı çatışmaya giriyor. Polisle de çatışıyor. Çok vakit alabilir. Ama öyle çelik bir yerde kalırlarsa. Ve her şeye dayanıklı olması lazım. Bomba dahil, yangın dahil her şeye dayanıklı bir oda olması lazım. Ve gizli geçişi de olması lazım, o odadan dışarıya geçiş de olması lazım. O odada kalacakları gibi değil, istediklerinde gizli bir geçitle çıkabilecekleri gibi bir yer de olması lazım. Bunu mutlaka yapalım.

 

Bir İnsan Zordayken Senin Yanındaysa, Senin Haysiyetini Şerefini Namusunu Kendi Haysiyeti Gibi Görüyorsa, O İnsan Sadıktır

Sen zordayken, zora geldiğinde sana yardımcı oluyorsa, sana şefkatli ve merhametli ise, seni koruyup kolluyorsa, haysiyetini, şerefini ve namusunu kendi haysiyeti ve şerefi ve namusu olarak görüyorsa, sağlığına sıhhatine en az kendisi kadar dikkat ediyorsa senin sağlığına sıhhatine özen gösteriyorsa, huzurun ve neşen için gayret ediyorsa seni değerli bir varlık olarak görüyorsa bu çok güzel. Eğer bunları yapmıyorsa sadık değildir bu kadar açık. Egoist, bencilse, çıkarcıysa sana değer vermiyorsa en ufak menfaatiyle çatıştığında egoistçe ve hayvanca kendi çıkarının peşine gidiyorsa o değersiz insandır bu kadar basit. Hemen anlaşılır. Genç kızlar çok akıllıdırlar, çok zekidirler gözüne bakar bakmaz ses tonundan, üslubundan, yürüyüşünden bile anlarlar. Elektriğinden, kurduğu cümlelerden, merhamet anlayışından hemen anlarlar.

 

Murat Yıldırım ve Eşinin Hacca Gitmesi Bir Güzelliktir. Bu Sebeple Kendisine Sevgisiz Yorumlarda Bulunanlara Hiç Değer Vermesin

Murat Yıldırım hacca gitti diye muhalifler çok eleştiriyorlarmış. Onun güzel tavrından eğer rahatsız oluyorsa hacca gitmesinden bir insan dinle imanla, Allah’la, Kitap’la alakası yok demektir. Onun yaptığı eleştirinin hiçbir kıymeti olmaz. Dinsizse senin dinine zaten saldırır. Ona hürmet edilmez, değer de verilmez. Sen düşün, bir hırsızı düşün adam hırsızlık yapmıyor diyor diye ona kin duyuyor, zina yapmıyor diye kin duyuyor, şarap içmiyor diye kin duyuyor, namaz kılıyor diye kin duyuyor, oruç tutuyor diye kin duyuyor, hacca gidiyor diye kin duyuyor. Adam hastadır onun muhatabı da olmaz zaten onun eleştirisi sıfır hükmündedir, hiçbir anlamı yoktur. Dolayısıyla tavşanlar hoplar demiş güzel insanlar yoluna devam eder, kervan gider. Kaale almamak çok önemlidir.

 

(Hapisteki FETÖ’cü darbeciler sürekli Gülen’in rüyalarından bahsederek vakit geçiriyorlarmış. Kurtuluş Tayiz Akşam Gazetesi’ne şöyle bir yorum yaptı “Bunlar FETÖ tarafından zeki oldukları için seçildiğini düşünüyor. Oysa zeki oldukları için değil ahmak oldukları için seçildiler. Şartlandırılmaya, kontrol edilmeye müsait oldukları için tercih edildiler. Bu nedenle hapishanede bile rüyalarla, masallarla idare edilmelerine şaşırmamalı” dedi.)

Kurtuluş Tayiz mükemmel konuşmuş, doğru teşhis, müthiş bir ahmaklık ve ruh bozukluğu, dengesizlik, merhametsizlik, hainlik, nankörlük Allah tarafından bunlara verilmiş sırf deccal ordusuna katılabilmeleri için. Allah da belalarını veriyor tabii ki.

 

İnsan Irk Üstünlüğüne İnanıyor ve Bir Irkın Diğerlerinden Üstün Olduğunu, Diğerlerini Ezmesi Gerektiğini Düşünüyorsa Bu Zihinsel Hastalıktır

Nihal Atsız grubu bunlar Türkçüydü varsa Türk yoksa Türk ama ırk Türk’ü istiyor bu. Yani Kürt, Çerkez, Laz bunu kabul etmez saf kan Türk olacaksın. Onun dışındakileri pek kaale almazlardı ve o ırkın üstünlüğüne Türk ırkını, saf Türk ırkının üstünlüğüne inanıyorlardı yani Hitler hayranlığı gibi. Ama Ülkücülük apayrıdır. Ülkücülük Türküm diyen herkesi Türk kabul eden, Türk milletinin yücelmesini, yükselmesini amaçlayan, Türklük aleminin birleşmesini, İslam aleminin birleşmesini isteyen, yüce idealler uğruna canını verecek derecede kararlı olan çalışkan, disiplinli, yiğit ve kabadayı cesur gençlere ülkücü denir. Türkçülük ırk esasına dayalı olan Türkçülük onlar klasik faşist tabir ediliyor. Yani faşist özentisi diyelim. Faşist özentisi, faşist yalakası olabilir ancak. Irk üstünlüğünü iddia edip diğer ırkları aşağılayan ve diğer ırkların yok edilmesini ve tek bir ırkın canlı kalmasını istiyorsa bir adam bu manyaklıktır, ruh hastalığıdır. Ama Nihal Atsız’ınki de tabii benim gördüğüm faşizmi çok andırıyor. Üslubu, anlatımları çok andırıyor. Onu ayrı bir kategoride değerlendiriyorum.

 

(“Kızla erkeğin arasındaki güveni ne oluşturur?” izleyici sorusu)

İman, inanç, Allah korkusu, Allah sevgisi. Allah’tan korkmuyorsa hiçbir şeyden çekinmez. Merhameti de olmaz, vicdanı da olmaz.  O genç kızın ne namusu, ne haysiyeti, ne şerefi, huzuru, ne dini, imanı, sağlığı sıhhati adamı ilgilendirmez. Onu bir av olarak görür o. Dağda yakaladığı bir av gibi görüyor. Ve her türlü hakka sahip olduğuna inanır. Ama Allah’tan korkuyorsa, Allah’ı seviyorsa o yüce bir varlıktır. Allah'ın tecellisidir.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257445/sayin-adnan-oktarin-28-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257445/sayin-adnan-oktarin-28-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170828t_munafik_01.jpgWed, 13 Sep 2017 08:19:59 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 27 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 27 Ağustos 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan hem İngiliz derin devletine hem de Mehdiyet’e işaret eden bir konuşma yaptı. “Tıpkı 2023 gibi, tıpkı 2053 gibi 2071’i de kendimize bir ufuk çizgisi, bir kızıl elma olarak belirledik. Sultan Alpaslan Malazgirt’te kimlerle mücadele etmişse, Gazi Mustafa Kemal kimlerle mücadele ettiyse biz de bugün onlarla mücadele ediyoruz. Oyun aynı sadece figüranlar farklı.”)

Tayyip Hocam güzel konuşuyor. Milletin tam ihtiyacı olan şeyleri söylüyor. Milletin böyle bir ufka, böyle bir güzel ideale çok büyük ihtiyacı vardı. Hiçbir siyasetçi bunu kullanmadı. Sırf şu sözünden dolayı bile o insan desteklenir. Ve züppeliğe kapıyı kapattı. Züppe İngiliz derin devleti kafasına, mantığına devletin kapısını tamamen kapattı. Bundan sonra devletin içine çakal sızamayacak.

 

(“Kadın-erkek ilişkileri neden çıkar üstüne kurulmuştur?” izleyici sorusu)

Ama normal, kadın çünkü zaten işyerine almıyorlar, aldığında ezmeye kalkıyorlar, bazı yerlerde sarkıntılık yapıyorlar. Kadın ekonomik yönden kendini güvende hissetmemesi zaten bir dayatma şeklinde ortaya çıkıyor. Onun için işte zengin birisi olsun diye düşünüyor. Onun güvencesinde yaşamak istiyor. Bazen de kahrını çekiyor. Sistemin değişmesi gerekiyor yani kadınların ekonomik yönden çok rahat edecekleri, güvence altına alınacakları bir sistem. Yoksa bu belaların içine girmez bu kadınlar. Bu kadar da kendilerini ezdirmezler. Saf sevgiye dayalı huzur içinde yaşarlar. Yazık benim canlarıma, olmadık eziyet. Daha 17 yaşına geliyor “git kendine koca bul” diye annesi babası dayatıyor bazı vakalarda. İşyerine gidiyor adam sarkıntılık ediyor yani her yerde bir bela. Sokağa çıkıyor sokakta sarkıntılık ediyorlar ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Dolmuşa biniyor, adam bacaklarını ayırıyor yani huzur vermiyorlar benim canlarıma. Bu belayı ortadan kaldıracağız. Bu fitneyi, bu pisliği ortadan kaldıracağız. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı zaten insan yerine koymuyor. Darwinizm de insan yerine koymuyor, her ikisi de “insan değil” diyorlar “hayvanla insan karışımı” diyor. Benim gariplerim, benim canlarım ne yapsın? Tabii ki hayatını garanti altına almak istiyor, bir şeyler yapmak istiyor. O sistemin, toplumun genel bir hatası, bunun düzeltilmesi için çok acele hareket etmemiz gerekiyor ve ediyoruz ve edeceğiz. 

 

(Afganistan’ın başkenti Kabil’de dün Şii camisinde iki terörist kendini patlattı Adnan Bey. Hayatını kaybedenlerin sayısı 38 kişiye ulaştı.)

Ne kadar akılsızca ve aptalca bir şey. Şii’yi şehit ediyor ahmağa bak, kendi de cehenneme gidiyor. Yani tam bir ahmaklık. Şii camiye gelmiş daha ne istiyorsun? Ehli Beyt’i seven, Hz. Ali (kv)’yi seven, Hz. Mehdi (as)’ı seven canlar camiye gelmiş namaz kılıyor. Be ahlaksız onu sen şehit edince ne olacağını zannediyorsun? Cehennemin dibine gideceksin. Güya iş yapıyor. Allah gani gani rahmet etsin şehitlere. Allah bunlara hidayet versin, hidayet vermiyorsa Allah helak etsin.

 

Kadınlara Tepeden Bakan, Sürekli Akıl Veren, Baskı Altına Alan Bu Zihniyete Kanunla İzin Vermeyiz

İnadına inadına istediğiniz gibi yaşayın, dekolteyle de gezin, mini şortla da gezin. Dünya bizim, dünya sizin. Böyle bir oyuna asla gelmeyin. Bunlar 5-10 bin kişilik bir it-kopuk ordusu. Bunların hepsini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirin. Nasıl yaparsınız bilmiyorum, resmini çekip gönderin istiyorsanız. Mesela sana çirkin laf söyleyenin bir şekilde ismini öğrenmeye çalış. Ama öğrenemiyorsan resmini çek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönder. Bunlar bir çete, her yerde var bunlar. Erzurum’da da var, Konya’da da var, Kayseri’de de var, Ankara ve İstanbul’da da var. İt-kopuk takımı bunlar kendi aralarında organize. Bunlara gereğini kanunla hukukla yapacağız. Bu iğdiş olmuş, içi kararmış ahlaksız adamlara, size haset eden bu homoseksüel takımına gereken karşılığı kanunla hukukla vereceğiz. Sizi aslında çok beğeniyor ama ele geçiremeyeceğini biliyor, o zaman kinleniyor, olay bu.

 

(“Bazı hayvan severler Kurban bayramına sıcak bakmıyor, ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

O canlarım tabii merhametli şefkatli oldukları için onu çok korkunç görüyorlar, hayvanın kesilmesini falan. Hiçbir hayvanın ruhu yoktur, şuuru tamamen kapalıdır, kendine ne yapıldığını hiçbir şekilde bilmez. Yani plastikten olduğunu düşünsün onun, onun gibidir hiçbir şekilde bilmez. Acı çekiyor görünümünü yanlış anlamasınlar, sadece vücudunun o fizik tepkisidir. Yani bilinci olmaz, bilinci tamamen kapalıdır hayvanların. Dolayısıyla Allah onları nimet olarak vermiştir. Öyle üzülecekleri bir şey yok, gönülleri çok rahat olsun. Bilimsel olarak kendileri de bakıp araştırabilirler, şuuru tamamen kapalıdır. Acı hissini hisseden bir ruhları yoktur. Bedenleri teknik karşılık verir, yani tekniktir onların gösterdikleri reaksiyon. Yoksa bizim bildiğimiz anlamda acı çekmezler. Şuur olması lazım acı çekmeleri için. Ama nimet olarak da çok güzel tabii. Şimdi iri bir koç aldırıyorum Allah’ın izniyle, yaklaşık yapabilirsek 150 kiloluk falan hatta 200 kiloluk varsa dev bir koç Allah’ın izniyle keseceğiz. Yağlı falan, onun yağı zehrini alır. Kesildikten bir saat sonra kebap Allah’ın izniyle.

 

Hristiyan Kardeşlerimizin Hz. İsa'yı Allah'ın Tecellisi Olarak Sevmeleri Doğru, Ama İsa'ya Haşa İlah Demek Olmaz

Hristiyan bir ülkede de olsa insan Kuran’a ulaşması çok kolaydır. Bakar mesela, Hz. İsa (as) dua ettiği halde, yemek yediği halde, uyuduğu halde adam ona “Allah” diyor. Şimdi Allah uyumaz, Allah yemek yemez, bu olmuyor, bunu zorlama bu hale getirmenin bir alemi yok. Ama “Allah’ın tecellisi” de “Allah onda tecelli ediyor” de, ama “Allah” dediğinde insaf et yani yemek yiyor, uyuyor ve Allah’a dua ediyor sen de ona “Allah” diyorsun. Şimdi bu oluyor mu? Çok zorlama bu, çok acı bir durum. İnsanlar bunalır böyle bir şeyden. Yazık bak, büyük bir Hristiyan gençliği gereksiz yere imanını kaybediyor sırf bu yüzden. Ne olur “Allah onda tecelli ediyor” desen, ne fark eder? Neden ona “Allah” diyorsun? Allah deyince adam mantıksız görüyor ve iman etmiyor. İmanını kaybettiriyorsun yazık-günah. Yoksa Hristiyanlık dini güzel bir dindir. Yani yanlış eksik yönleri tabii ki var ama bunları düzeltmek çok kolay. La İlahe İllaAllah İsa Resulullah bu kadar. Ama Peygamber Hz. Muhammed (sav)’e de yalancı dersen durduk yere tanımadığın görmediğin halde bu dünyanın en güzel insanına bu da büyük bir zulüm bu olmaz. Eğer yalancıdır demiyorsan Peygamber (sav)’e bitti, zaten Müslümansın.

 

Okullardaki Din Kültürü Derslerinin Mutlaka Akılcı ve Bilimsel Olması Gerekir Hurafeye Dayalı Anlatımlar Gençleri Dinden Uzaklaştırır

Din kültürü eğitimi tabii ki hurafe tarzında bir üslupla anlatılırsa gençler dinden kitlevi olarak dinden uzaklaşıyorlar. İmam Hatip öğrencilerinin çoğu dinsiz oluyor Allah esirgesin. Ben burada konuştum, diyor “İmam Hatip’e gittim ondan sonra dinimi imanımı kaybettim” diyor. Bilimsel, akılcı ve mantıklı olarak anlatılması lazım. Kuran’a dayalı anlatılması lazım, hurafe tarzında olmaz. Her yer için değil, her İmam Hatip için değil ama bazı okullarda öğrenciler dinini imanını kaybediyor hakikaten.

 

Müslümana Eleştiri Kuran'la Olur. Beni Kuran'la Uyaran Olduğunda Söylediğine Hemen Uyarım. Ama Hurafeye Dayalı Eleştiri Mantıklı Olmaz

Kuran’ı anlattığıma göre, Kuran da doğru olduğuna göre tabii ki doğruyu anlattığıma inanıyorum. Kuran’ın dışında bir şey anlatmadığıma göre, her şeyi Kuran’a göre yorumladığıma göre, ek, ilave ve çıkartmaya da müsaade etmediğime göre dediklerime inanmam Kuran’a göre zaten gerekiyor. Ve dolayısıyla doğru yolda olduğum kanaatindeyim. Ama yanlış yolda olduğum kanaatinde olan bana Kuran’la uyarı yapması lazım. Şu ana kadar bana Kuran’la uyarı yapan kimseyi görmedim. Sadece mantıkla, yani yeni bir din çıkartmış o dinle anlatıyor. Beni Kuran’la uyaran ibadet yapmış olur. Ama Kuran’la uyarmıyor, çünkü Kuran’la uyaracak bir konu bulamıyor, Kuran’a göre doğru yolda olduğumdan emin. O yüzden bir delil bulamıyor, o yüzden de eleştiri getiremiyor. Nasıl yapıyor? Hurafeyle eleştiri yapıyor. Ben hurafeyi kabul edersem o başka din olur, ben onu kabul etmem.

 

(“Televizyon kanalınızda neden Komünizm aleyhine propaganda yapıyorsunuz?” izleyici sorusu)

Demokratik komünistleri destekliyorum tabii ki. Benim başımın üstünde yeri var, hepsini çok seviyorum, hepsine çok saygı duyuyorum. Demokratik komünist yani şiddet kullanmayan, ayaklanmayı, dehşeti ve terörü savunmayan komünistler benim baş tacım ve dostumdur. Ama şiddeti, Stalinist şiddeti, terörist komünizmi savunanlar benim hasmımdır söyleyeyim. Ve Türk devletinin hasmı olan herkes benim hasmımdır. O anlamda söylüyorum. Tabii ki barışçıl komünistlere benim ne sözüm olur? Mesela arkadaşımız benim gördüğüm barışçıl bir komünist. Mesele Türkiye İşçi Partisi barışçıl komünisttir yani demokratik yoldan iktidara gelmeye çalışır; saygım çok büyük, hürmetim çok büyük. Onlara benim hiçbir sözüm yok. Ama PKK, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi bunlar şiddet kullanarak iktidara gelmeyi düşünüyorlar. Tabii ki karşıyım bunlara.

 

Sinirlenen İnsanın Öfkesini Kontrol Etmesi İçin Önce O Ortamı Değiştirmesi, Elini Yüzünü Yıkaması ve Bambaşka Konuya Geçmesi Gerekir

Sinirlenen insan o sinirlendiği yerden hemen çıkması lazım. Yani mesela bir odadaysa odadan mutlaka dışarı çıkmak. Hatta açık havaya caddeye falan da çıkabilir. Bir yerde hemen elini yüzünü yıkaması çok iyi olur. Mesela ensesine su sürüp yüzünü yıkaması ve bambaşka bir konuya geçmesi lazım. O konuyu düşünmemesi lazım. Yani düşünmesi çok tehlikeli olur başka konuya verecek. O konuyu ne zaman? 10 gün sonra falan düşünsün. 10 gün sonra hiç önem vermez zaten. Konu tamamen biter. Sakın o anda düşünmeye kalkmasın. Çünkü düşündüğünde aynı etki yeniden gelişir. Kendine hakim olup aklına getirmeyip ilgilenmemesi lazım ve kızmasına kızması lazım. Kendi kızmasına kendisine kızacak. Böyle ilkel bir hale düştüğü için, böyle zavallı bir hale düştüğü için ve acze düştüğü için kendini kınaması gerekir. Çünkü her şey Allah’tan olduğu belli kaderinde olan bir şeyi yaşıyor. Ama o kızıp köpürüyor. Bir görüntüye aldanıyor. Allah onu görüntüyle imtihan ediyor. Görüntünün içinde o çöküyor. Bu olmaz. Bu onu küçük düşürür ve hakikaten komik hale gelmesine sebep olur. Kendine yakışmayan bu durumu şiddetle ortadan kaldırması için bu hususlara dikkat etmesi lazım.

 

Fakirlik ve Açlığa Çözüm Kuran'da Gösterilen Velayet Sistemidir. Velayet, Tüm İnsanların Birbirini Kendi Ailesi Gibi Koruyup Kollamasıdır

Afrika’da, Asya’da, Avrupa’da, Amerika’da her yerde açlığa çözüm bulmamız gerekiyor. Nasıl olur? Mehdiyet ile olur. Nasıl olur? Velayet sistemiyle olur. Bütün millet, insanlar birbirini kardeşi olarak, annesi olarak, babası olarak koruyup kollaması lazım. O zaman velayet sistemiyle tam bir eşitlik ve koruma oluşmuş olur ve dünyanın en mükemmel sistemidir Kuran’ın anlattığı velayet sistemidir. Velayet sisteminde sokaktaki herhangi bir insan senin annen, baban hükmünde oluyor ve çocuğun hükmünde oluyor. Ona bakmakla mükellefsin. Yedirmek, içirmek, giydirmek, hastaysa tedavi ettirmek mecburiyetindesin. İslam uygulandığında sistem bu.

 

Toplu Taşıma Araçlarında Kadınlara Saygı Göstermeyenlere Tüm Halkımız Uyarıcı Olsun. Nasıl Davranılması Gerektiğinin Talimatnameleri Olsun

Otobüslerde bütün halk tavır alsın bacağını ayıranlara. Yani mesela otobüslerde “Bacağınızı Ayırarak Oturmayın” diye levha olması lazım. O levhaya bir bakarlar bir de adamın yüzüne bakarlar eğer hayvan değilse anlar. Yani mutlaka onun adabının ve edebinin otobüslerde okunaklı şekilde konulması gerekiyor. “Mümkün mertebe hanımlara yer verin ve hanımlar oturduğunda bacaklarınızı ayırarak oturmayın. Bu Türk örfüne, Müslüman ahlakına yakışmaz” diye bir yazı, bu şart. Bir de oradaki erkeklerin ve hanımların hanımları desteklemesi lazım. “Arkadaş oturuşunu biraz düzelt” dese birisi adam düzeltir. Öbürleri de “evet haklısın, doğru söylüyorsun” dese düzeltir. Çirkefleşemez o kadar insana karşı. Ama tek bir hanım söyledi mi çirkefleşebiliyor. Herkes desteklerse söyleyemez. Bir de böyle şeylerde eğer çirkeflik yaparsa otobüsü doğrudan karakolun önüne çekip yaptığına yapacağına bin kere pişman etmek lazım, kanunla hukukla.

 

(Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Ergün Yıldırım, engelli vatandaşlarımızın vergi ödemeden lüks araç sahibi olmalarının adalete uygun olmadığını, onların da vergi ödemelerini istediğini açıkladı.)

Orada olan şey yani engelli olmasından dolayı devletin ona desteği ve sevgisi o. Yani biz engelliyi her yerde korumakla kollamakla mükellefiz. Zaten zengin olan engelliler için herhalde bunu söylüyor. Çok nadirdir zengin olan engelli. Zaten devlete vergisini de ödüyor onlar ayrıca. Kazanç vergisi ödüyor. Orada devletin ona bir jesti. Gereksiz bu sözü. Yani bunun anlamı yakışık almayacak boyutlara varabilir. Devlet orada bir nezaket, bir şefkat göstermiş onu çok görmesi yakışık almaz. Onun bereketi olur. Almamanın bereketi olur.

 

(“Kadınların argo konuşması hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

Yani “Ağabeyli” falan konuşması çok kötü görünüyor. Yani ne bileyim başka “sıkıntı yok.” Mesela bir kadının “sıkıntı yok” demesi çok ürkütücü. “Ağabey şu söyle mi? Ağabey bu böyle mi?” yani bayağı kötü. Zaten öyle tiplerin felsefesi kökten çok kötü oluyor. Hiç yakışmaz kibar bir kadına, güzel bir kadına. Derhal terk etmeleri gerekir, derhal. En kısa zamanda kadına yakışacak kibarlığa, nezakete dönmeleri gerekir.

 

Şefkatli Bir İnsan Bir İnsanı Önyargıyla Peşin Olarak Değerlendirmez. Önyargılı Olmak Çok Büyük Görgüsüzlük ve Cahilliktir

Önyargılı olmak da yine Allah korkusunun olmamasından, Allah sevgisinin olmamasından oluyor. Şefkatli bir insan, bir insanı peşin olarak önyargıyla değerlendiremez. Bu çok ilkel, vahşice bir hareket. Önyargıyı bildikleri için bunu geniş çapta basın kullanıyor, kanallar kullanıyor, insanlar kullanıyor ve önyargı oluşturmaya çalışıyorlar insanlarla ilgili. Ve bazı aptallar da bu oyuna geliyorlar. Mesela genç kızlarla ilgili önyargı lisede meydana getiriyor, adam önyargılı oluyor. Veyahut okulda bir adamla ilgili, bir kişiyle ilgili önyargı meydana getiriyorlar, hemen oturuyor o. Ve bazı ahmaklar adeta sürükleniyorlar bu konuda. Bu onun basitliğini ve sıradanlığını gösterir. Kaliteli bir insan önyargıyla hareket etmez.

 

(“Hz. Mehdi (as)'nin ikinci gaybet dönemi Melhame-i Kübra olayından sonra mı olacaktır?” izleyici sorusu)

Melhame-i Kübra şu an yavaşlatılmış ve geniş zeminde devam ediyor. İngiliz derin devletinin öncülüğünde, deccaliyetin öncülüğünde devam ediyor. Belki oluyor, biz farkında değiliz. Onu Melhame-i Kübra olarak almıyor da olabiliriz. Bir de belki hakikaten şiddetlenecek olabilir. Biraz beklemek lazım. 2021'lerde buradayız zaten. 2023'lerde de buradayız.

 

(“Hz. Mehdi (as)'ı bir gecede ıslah eden şey nedir? “ izleyici sorusu)

Yakışıklım, o hadislere ben baktım. Hakikaten çok hadis var öyle. “Allah bir gecede” diyor, “durumunu ıslah eder” diyor. Yani “zemini ıslah eder” diyor. Mehdi'nin bulunduğu zemini ıslah eder. Yani “bütün insanlığı, çevreyi ıslah eder bir gecede” diyor. Bilmiyorum ki, herhalde 15 Temmuz tarzı bir şey olabilir. Öyle gibi görünüyor. Çünkü bir gecede ıslah meydana geldi hakikaten. Diğer hadisler de bunu teyit ediyor.

 

(“Manna suyu zeka artırır mı?” izleyici sorusu)

Manna duruyor bende şişeyle ama hiç içmeye niyetim yok. Çünkü bilmediğim bir şey. Fakat altından yapılan manna insanda tabii metafizik güçlerini geliştirdiği söyleniyor. Ben Hazreti Musa (as)'nın sandığa koyduğu mannayı eğer içebilirsem onu içmek istiyorum. Çünkü "Ahir zaman için Moşiyah için saklayın." diyor, sandıkta altın içerisinde. İleride o ileriki nesil geldiğinde, sandık bulunduğunda onun, o mannanın kullanılacağını söylüyor Hazreti Musa (as). Mehdi (as)'den rica ederim, bana da bir parça o mannadan verir. Asıl Moşiyah için ayrılmıştır o manna. Onun içmesi, kullanması içindir. Altın kutu içerisinde manna, dört bin yıllık manna, bozulmadan kalmış.

 

(“Adil yargılanma hakkını nasıl sağlayabiliriz?” izleyici sorusu)

Canımın içi o çok yaygın kullanılıyor ama yani böyle somut deliller, mesela dediler ki “çocuklar hapishanede” tamam bu somut bir delil. Bu olur. Ama onun dışında somut delil göremiyorum. Somut delil söyleyin, o delilleri savunalım. Mesela annesi suç işlemiş, çocuk da hapse girmiş. Tamam, çocuğa çok mükemmel hapishanede özel imkan sağlayalım. Çok güzel kreşler yapalım, güzel oyuncaklar alalım. Dışarı da çıksın çocuklar yani en güzel şekilde bakarız, çünkü çocuğun hiçbir suçu yok. Bu adil devlet anlayışının bir gereğidir. Ama diğerleri nedir onları anlayamadım.

 

(“Neden LGBT’li bireylere diğerleriymiş gibi davranılıyor?” izleyici sorusu)

Kardeşim şimdi adam LGBT mi GBT mi nedir, ne olursa olsun yani homoseksüel de olsa başka sapıklar da olsa adamları tabii dövmek, sövmek, öldürmeye kalkmak, yaralamaya kalkmak bunlar ahlaksızlık. Bu olmaz. Ama homoseksüelliğin Kuran’a göre hükmünü açıklamamız şart. Allah Kuran’da homoseksüelliğin ahlaksızlık olduğunu söylüyor. Yani bir ahlak çöküntüsü olduğunu söylüyor ve iğrenç bir davranış olduğunu söylüyor. Bunu söylemekle mükellefiz ama adamlara biz küfredemeyiz. Öldüremeyiz, dövemeyiz, yaralayamayız, bunlar çok çirkin. Kimse bunu yapmayacak, bu doğru ama iğrenç bir fiil olduğunu, tiksindirici bir fiil olduğunu, tehlikeli bir fiil olduğunu, toplum için çok tehlikeli olduğunu söylemekle mükellefiz.

 

Asıl Namus Dinin Korunmasıdır. Kadının Namusu Kıyafetiyle Ölçülen Bir Şey Değildir. Kıyafet Ne Namus Ne De Namussuzluk Alametidir

Din namustur, din, dinin kendisi tamamı namustur. Kadının kıyafeti de onun namusu hakkında bilgi vermez. Çok mantıksız, münasebetsiz bir şey bu. Kadın istediği gibi dekolte giyinir ama çok haysiyetli ve namuslu, şerefli yaşar. Kadın kapalıdır ama fahişelik de yapıyor olabilir. Her iki taraf da iyi de olabilir, kötü de olabilir. Kıyafetle uzaktan yakından alakası yok. Dekoltenin de, kapalı olmanın da namus garantisi yoktur veyahut namussuzluk alameti de değildir. Yani kıyafetin bu işle, bu eylemlerle uzaktan, yakından alakası yoktur. İstediği gibi kadınlar dekolte de giyinebilir, çarşafla veyahut başörtüsüyle istediği gibi gezebilir. Hepsi onlara yakışıyor. Namus vicdanlarda olan bir şeydir. Allah ile kendi arasında olan bir şeydir.

 

(“Genelde gençler WhatsApp veya herhangi bir konuşma yerinden çok fazla argo kullanıyorlar.” İzleyici yorumu)

İnsanların bir kısmı küçük insanlardır, bir kısmı da büyük insanlardır. Kaliteli bir insan öyle bir şeye asla tenezzül etmez, kendini aşağılamaz. Onu yapan adam kendini aşağılamış oluyor, küçük düşürüyor ve küçük olduğunu söylüyor zaten. “Ben sıradan bir insanım” yani basitliğinin derecesine göre oradaki üslubundan çıkarabilirsin onu. Yani ne kadar basitse o kadar basit kelimeler kullanır, o kadar basit bir üslup kullanır. Basitliğini anlamamız açısından da iyi bir nimet o. Bilmesek ona saygı duyacağız. Bakarız, “demek ki basit bir insan” deriz, ona göre tedbirli oluruz ve uzak dururuz. Öyle insanlar zaten küçük olduğunu kabul etmiş oluyor ve biz de onları zaten kaale almıyoruz. Sen de kaale almazsın. Sen iyi insanlara layıksın, iyi insanlar senin kıymetini bilir ve seninle de nasıl konuşacaklarını takdir edecekleri için gönlün çok rahat olsun.

 

(“Neden çoğu erkeğin aklı cinsellikte?” izleyici sorusu)

Canımın içi bu normal, Allah öyle yaratmış zaten yani onu neden garipsiyorsun. Yani insanların üremesinde Allah onu vesile ediyor ve özel olarak cinsel organ yaratılıyor. Cinsel organlara Allah fonksiyon veriyor ve kadın ve erkeğin arasında özel bir çekim meydana getiriyor. Böceklerde, hayvanlarda, bitkilerde hepsinde olan bir şey bu yani bunun gayrimeşru olması çirkin. Bunun olmasını neden mantıksız gördü, anlamadım. Ben yanlış mı anlıyorum? Ama şöyle diyor olabilirsin. Yani hani tanıştığında sevgiye, saygıya, hürmete önem vermeden, herhalde onu demek istiyor. Dostluğa, onun korunup kollanmasına, onun dinine, imanına, sağlığına, sıhhatine, neşesine mutluluğuna önem vermeden bir an önce onun ırzına geçmek istiyor, onu kirletmek istiyor. Neden bu diyorsun? Bu doğru. Ona da yanaşmayacaksın yani adama bakarsın. Allah’a inanıyor mu, Allah’tan korkuyor mu, Allah’ı seviyor mu, sana saygı gösteriyor mu, değer veriyor mu, kendini Allah’a adamış mı, egoistlikten, bencillikten kurtulmuş mu? Nezaketi var mı? Senin sağlığını, sıhhatini, mutluluğunu, sevincini, dinini, imanını, namusunu, haysiyetini, şerefini, onurunu korumaya azimli mi? Değilse zaten muhatap olmazsın.

 

(“İnsanlar sadece hocalardan, alimlerden değil, sadece kendi iç seslerini dinlesinler ve Kuran’a yönelsinler.” İzleyici yorumu)

Ama dünyalar tatlılarım bakın, şimdi siz konuştuğunuzda siz de hoca olmuş oluyorsunuz. Bizim de size ihtiyacımız olmuş oluyor. Yani şimdi sen bunu söylemekle zaten hocalık yapmış oluyorsun. Yani her konuştuğunuzda hocalık yapmış olursunuz ve sizin hocalığınızdan insanlar istifade ediyor. Yani emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkere mecburuz, bu Allah’ın emri. Sizin şu an yaptığınız da emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, doğru bir ibadet. Aksi haramdır zaten, yapmamanız yanlış olur. Adama biz Kuran’ı vereceğiz ama susacağız yani işaret edeceğiz sadece kitabı. Adam anlamaz ki. Hadi Kuran’ı götürdük verdik adamın eline, bakıyoruz yüzüne. Adam “ne demek istiyorsun?” diyor, bende cevap yok. Adam “benden ne istiyorsun?” diyor. O da cevap yok. “Niye bunu getirdin?” diyor. Ona da cevap yok. Biz sadece ona elimizle işaret ediyoruz, adam korkar kaçar bizden. Öyle olmaz. Diyeceğiz yani hocalık yapacaksın. Diyeceksin, “bu Kuran’ı oku bu kitap, bunu okuyup anladığında hidayet bulursun. İçin ferahlar, rahatlarsın, kurtuluşa erersin” diyeceksin.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257444/sayin-adnan-oktarin-27-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257444/sayin-adnan-oktarin-27-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170827t_07.jpgWed, 13 Sep 2017 08:11:32 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Ağustos 2017

 

(Sizin güreşe önem verilmesi çağrılarınızın ardından hemen hemen her gün güreşçilerimizin başarı haberleri geliyor, maşaAllah. Dün de mili güreşçimiz Taha Akgül Gürcü rakibi Geno Petriashvili'ye mağlup olarak dünya ikincisi oldu.)

Puanla kazanmak çok acı bir olay böyle olay. Hakikaten seyretmek dahi istemem ben öyle güreşi. Öyle güreş mi olur? O onu itiyor, o onu itiyor, yok iki puan, yok bir puan. Kardeşim, kırbaç gibi vuracak rakibini kaldırdı mı böyle savuracak. Öyle şey olur mu? Adam kaçmaya çalışacak ayağından tutup sürükleyerek çekeceksin merkeze doğru, olay budur. Kündeyi bastı mı böyle kırbaç gibi yapıştıracaksın. İnsanın içi esiyor, böyle bir olay yok. Bu nasıl bir olaydır? Pehlivan dediğin kuvvetli olur. Bir kere künde pozisyonu aldın mı ikinci bir kurtuluş olmaz. Kündeyi mutlaka basacak. Künde atamıyorsa bir delikanlı bir pehlivan, pehlivan değildir. Gücü yetmiyor kaldıramıyor bu nasıl iştir? Acı bir olay, böyle olaylar oluyor.

 

Tüm Derin Devletler İngiliz Derin Devletine Bağlıdır. Derin Devlet Yapılanması Firavun Döneminden Beri Var Olan Bir Yapıdır

Bir tane devlet var işte İngiliz derin devleti var. Asıl bütün derin devletler oraya bağlıdır. Zamanında adamlar bu sistemi kurmuş, çok eski 400-500 yıldan daha eski. Neden var? Aslında derin devlet hep olmuş. Hülagü zamanında da var, Firavun zamanında da var yani başıboş bir sistem değil aslında derin devlet. O da metafizik bir kökene dayanıyor, metafizik bir yapıya dayanıyor. Türkiye’de de derin devlet yapılanması vardı. Adamlara sorduğunda “Bizi yeraltı dünyasında yaşayan varlıklar idare ediyor” dediler. Yani “yeraltı mağaralarında yaşayan varlıklar idare ediyor” dediler. İlk başlangıcı öyle başlıyor zaten. Yani “görünmez varlıkların görünür hale gelmesi sonucu o kişilerden biz emir alıyoruz” dediler. Ama tabii biraz daha kökenine gittiğimizde Hz. Hızır (as)’la karşılaşırız.

 

(Dün yayınlanan 694 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi muhalefetten ve farklı kesimlerden çok fazla eleştiri aldı. Muhalefet Kasım 2019’da yürürlüğe girmesi öngörülen anayasa değişikliklerinin şimdiden yürürlüğe sokulduğunu ve devlet yapısının değiştirilmeye başlandığını iddia ediyor.)

Ne var mesela değişen devlet yapısında?

 

(MİT tamamen Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı.)

Bu gayet normal, Başkomutan olduğuna göre MİT’in Başkomutana bağlanmasından normal ne olabilir? Bunda anormal olan ne var? Başkomutan değil mi? Tamam Başkomutan olduğuna göre MİT tabii ki ona bağlanacak. Ne olup bittiğini bilmesi lazım. MİT müsteşarını çağıracak “anlat bana kardeşim” diyecek anlatacak. Bunda şaşacak bir şey yok anormal olan. Devletin yapısı niye değişsin? Devletin yapısında düzenlemeler olur. Mesela ordu içerisinde MİT faaliyet yapamıyor inanılır gibi değil. Ben aylar önce söyledim, “bu tam bir skandal” dedim. Çok acayip bir şey. Nasıl ordu içinde faaliyet yapamaz MİT? İnanılır gibi değil. Her yerde yapar, Büyük Millet Meclisi’ne de girer, ordunun içine de girer, bakanlılara da girer, tarikatlara, cemaatlere de girer MİT her yere girmesi gerekir her yere. Bütün tarikat ve cemaatlerin içinde MİT elemanı bulunması lazım bütün tarikatlarda ve cemaatlerde, istisnasız hepsinde. Böyle şey olur mu? Orduya giremez, ne demek giremez? Girecek tabii ki. Orgeneral seviyesinden başçavuş seviyesine kadar her yerde MİT elemanı olacak. Olmazsa devleti neyin üstüne oturtmuş oluyorsun o zaman, devletin güvenliği ne olmuş oluyor, olur mu böyle şey?

 

(“Siz neden İsrail’i bu kadar çok seviyorsunuz?” izleyici sorusu)

Ben her garibanı her mazlumu korurum. 3 milyon insana 300 milyon, 1 milyar insan düşman kesildiyse ben o 1 milyar insana karşı o 3 milyonu korurum. Hitler kafayı takmış “hepinizi yok edeceğiz” diyor. Neo Naziler “ne kadar Musevi varsa yok edeceğiz” diyor. Dünyadaki ne kadar faşist varsa “Musevileri yok edeceğiz” diyor. Filistin, Mısır, Pakistan, gelenekçi Ortodoks Müslüman kesimin büyük bir ekseriyeti “İsrail’i haritadan sileceğiz” diyor. Ne oluyorsunuz, ne oluyorsunuz? Bu nedir bu azgınlık? Bu kin, bu nefret nedir ne oluyorsunuz? “Tanıyor musun adamı?” diyorum “tanımıyorum” diyor. Bak “çocuk da olsa, kadın da olsa, genç kız da olsa, 3 yaşında çocuk da olsa, 2 yaşında da olsa” diyor “hepsini katletmek gerekiyor” diyor. Kardeşim bak, tek kelimeyle bu ahlaksızlık, haysiyetsizlik, şerefsizlik ve namussuzluk. Bu kadar terbiyesizlik, bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık olmaz. 2 yaşında çocuktan ne istiyorsun? Gözün mü döndü senin manyak mısın sen? Ben bunu seyir mi edeceğim? Tabii ki olmaz. Ben de söyledim “eğer İsrail’e herhangi bir müdahale etmeye kalkarsanız gök kubbeyi tepenize geçiririz” dedim. Ne demek istediğimi de anladılar ondan sonra da bayağı iyi ayar oldular.

 

İmam Mehdi ve Seyyidina İsa Mesih Zahir Olmadan Dünyada Özlediğimiz Huzur, Güven, Rahatlık Tam Olmayacaktır

Türkiye’nin durumundan tabii ki memnun değilim. Memnun olsam niye Hz. Mehdi (as)’ı bekleyeyim? Zaten hallolmuştur. Hz. Mehdi (as)’ı beklememizin nedeni memnun olmayışımızdır. Kim gelirse gelsin memnun olacağımız bir durum olmaz kim olursa olsun. İmam Mehdi (as) ve Seyyidina İsa Mesih İbni Meryem (as), bu güzeller buraya gelmeden dünyada rahatlık yok, hiçbir şekilde yaşayamayız. Hiç kimse huzurlu değil, dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse huzurlu değil. Evinden çıkıp gidip kırda kimse oturamıyor yani hayat can güvenliği yok, bir şey yok hiçbir şey yok. Hiçbir yerde huzur yok. Amerika’da yok, Almanya’da yok, Türkiye’de yok hiçbir yerde yok ve buna hiç kimsenin gücü yetmez. Tayyip Hoca tabii elinden geldiği kadar bütün gücüyle gayret ediyor ama ne yapsın nereye kadar götürebilir? Belli bir derecede yapabiliyor. İmam Mehdi (as) devri gibi yapamaz. Hz. İsa Mesih (as) gibi yapamaz, istese de olmaz.

 

FETÖ'nün Dinle İlgisi Yoktur. Dinden Tamamen Uzak İngiliz Derin Devletinin Felsefesini Benimsemiş, Bu Yapıya Uşak Olmuş Tiplerdir

Tayyip Hoca çok iyi yaptı, bak bu FETÖ’cülerin iflahını kesti, sonuna kadar yanında olmak lazım. Bu alçaklar İngiliz derin devletine kendilerini sattı süper ahlaksız herifler bunlar. Karaktersiz, gelenekçi, üçkağıtçı adamlar bunlar, bunlar her şeyi yapar. Her türlü ahlaksızlığı yapacak tipler. Dini imanı da yok bu ahlaksızların, çoğu da homoseksüel. Yani yüksek bir imana sahip değil bu adamlar. Namaz yok, oruç yok, zekat yok hiçbir şey yok bunlarda. Darwinist ve materyalistler bunlar. Direkt solcu ve komünist adamlar. Bunların inanç durumuyla ilgili şimdi kitap hazırlıyorum orada göreceksiniz, çok detaylı hepsini belgelendireceğim “FETÖ’nün İnancı” diye. Risale-i Nur’la alakaları yok, dinle de alakaları yok, klasik solcu komünist bildiğin. Allahsız Kitapsız adamlar öyle bir şey yok. Neden böyle manyak yapılanmaya gerek duydular; bu sırf menfaat, çıkar ilişkisine dayalı. Nurcuları niye alet ediyorsunuz? Söyleyin, komünist olduğunuzu söyleyin bitsin. Ahlaksız herifler. Büyük çoğunluğu böyle büyük çoğunluğu. Altta bilmeyen garibanlar var, onları da işte soyup soğana çeviriyorlar.

 

Atatürk Kalitesi, Asaleti, Kuran Müslümanlığını Savunmasıyla Modern Aydın İslam’ın Nasıl Yaşanacağını Dünyaya Gösterdi

Atatürk Hz. Mehdi (as) öncüsüdür, bir nevi Mehdi’dir. Ona deccal diyenlerin kendileri deccal onu söyleyeyim. Atatürk’e deccal diyenler kendisi deccal ve tam bir deccal. Atatürk’ün hayatı 19’la kodlanmıştır çünkü Hz. Mehdi (as) öncüsüdür. Mükemmel bir Mehdiyet hareketi başlatmıştır. Mümin ve muttaki bir insandır, camide hutbe okumuştur, Kuran’ı Arapçadan çok güzel okuyan bir insandır. Atatürk’ün çok güzel kıraati var Kuran’ı çok şahane okuyan bir insandır bu pek bilinmez. Anadolu’da on binlerde Kuran dağıttı on binlerce. Abdülhamit Darwinist kitap dağıttı, o da on binlerce Kuran dağıttı. Abdülhamit’in tam zıddı. İmam Hatip okullarını kurdu, ilahiyat fakültelerini kurdu. İlahiyat fakültesi çok önemli. Başka? Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdu. Ve milletin Kuran’a dayalı İslam anlayışına dönmesi için elinden geleni yaptı. Putperest gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını yerle bir etmek için bütün gayretini gösterdi. Yakışıklılığıyla, temizliğiyle, kalitesiyle, delikanlılığıyla örnek bir Müslümanın nasıl olacağını gösterdi. İçki içiyordu doğru Allah günahını affetsin, o onun bir hatasıydı yanlışıydı ama bunun dışında nur gibi Müslümandı. Yine hataları da olmuştur insandır ama genel hatlarıyla delikanlıydı, yiğitti ve kabadayıydı yani dürüst insandı, bir tek Allah’tan korkuyordu kimseden korkmuyordu onun dışında.

 

Duygusallık Akıllı Olmayı Tamamen Ortadan Kaldırır. Cinayetlerin ve İntiharların Sebebinin Neredeyse Tamamına Yakını Duygusallıktan Olur

Duygusallık akıllı olmayı ortadan kaldırıyor bayağı tehlikeli bir şey. Makul konuşamazsın duygusallık içine giren bir adamla. Allah vermesin bak, cinayetlerin nedeni duygusallıktır, cinayetlerin hemen hemen tamamının nedeni duygusallıktır. İntiharların hemen hemen tamamına yakını duygusallıktır. Mutsuzluğun, neşesizliğin, üzüntünün ana nedeni duygusallıktır şeytanın bir oyunu aman aman aman, sakın sakın sakın. Kuran’a sıkı sıkıya sarılıp çok akıllı olmak lazım. Kuran’ın dışında bir yola gittiğimizde sürüklenir gideriz Allah vermesin.

 

Bir Mahallede Herkes Az da Olsa, Mahcup Etmeden, İhtiyaç İçinde Olanlara Yardım Etse Herkes Çok Güzel Yaşar

İhtiyaç içinde olanlara, mahallesinde herkes yüzer lira verse 10 kişi bile bin lira onu ihya eder. Yüz lira hiçbir şey olmaz. Ama ona sezdirmeden bunu yapmak lazım hiç mahcup etmeden, parayı toplayıp evinin kapısının altından zarfla koymak lazım “Allah kabul etsin” yazıp o kadar. İnsan halden anlaması lazım. Bu tertemiz bir insan nedir yani ne kaybedilir ki? Birleşerek yardım çok önemli. Mahallede mesela bir kişi varsa ellişer lira, yüz lira katıştırıp ayda bir kere vermek ihya eder onu, tabii her şeyini karşılar. Zaten o paydan dolayı sıkıntısı oluyor. Mesela bin lira falan eksik oluyor en fazla, beş yüz lira, bin lira falan. O insanlara zaten biraz ekmek, biraz peynir olsa yeter, lüks hayat istediği zaten yok onun, hiçbir şey istediği yok. Bu yapılabilir her yerde yapmak lazım. Bereket getirir, zevklidir, insanı açar.

 

(“Kalp sağlığı için neler yapmalıyız?” izleyici sorusu)

Canımın içi o Türkiye’de büyük bir sorun. Bir kere kolesterol yüksekliği Türkiye’de çok büyük boyutlarda yani bizde genetik olarak öyle. O kötü kolesterol de çok yüksek, yani genelinde bu hastane kayıtlarında öyle görünüyor. Hareketsizlik sırf kalp için değil de, eklem için, kaslar için çok hayati. Yani eklem çok büyük bir sorundur, eklem konusu. İnsanda eklem mesela bilek eklemi, boyun, bel eklemleri, bacak eklemleri çok hayati. Yürüyemez hale gelir Allah esirgesin yani çok korkunç bir şey. Elini, kolunu bükemez hale gelir, parmaklarını açıp kapayamaz hale gelir. Spor bunun ortadan kalkmasını sağlıyor. Sağlama almış oluyorsun ama ta çocukluktan başlaması lazım. Yani devlet bu işe el atsın kardeşim. Günde iki saat mecbur olsun, iki saat öğrencilere, yani çok zinde bir nesil olur, çok iyi olur.

 

Deccaliyet Hava Su Gibi İhtiyaç Olan Sevgiyi İnsanların Elinden Aldı. Bu Nimeti Söke Söke Deccaliyetten Geri Alacağız, Sevgi Hakim Olacak

Dünyada en çok ihtiyacımız olan, havadan, sudan da önemli olan bizim için adeta sevgiyi elimizden aldılar, bu çok korkunç. Bunu söke söke geri alacağız deccaldan. Ve büyük bir savaş var şu an, işte Armageddon bu, deccalla yapılan savaş. Aynı zamanda manevi bir savaş bu ve bu alçakları mutlaka yeneceğiz. Herkes sevgi içinde olacak, herkes barış ve kardeşlik içinde olacaklar. Birbirimize selam veremiyoruz, kimse kimseyi tanıyamıyor, sevmeye insanlar korkuyor. Dünya tatlısı insanlar ya. Nasıl sevemeyiz birbirimizi? İnanılır gibi değil. Müthiş bir kepazelik. Hiç kimse kimseyi sevemiyor korkudan, bunu yıkacağız kaldıracağız inşaAllah, ilimle, irfanla, kanunla, hukukla ne gerekiyorsa.

 

(“İslam alemi kan ağlarken insanların eğlence yapması normal mi sizce?” izleyici sorusu)

Canım benim, eğer eğlence yapmazlarsa kan ağlarlarken o insanları da kaybederiz. Bu sefer onların akıl ve ruh sağlığını da kaybederiz. Onu bedenen kaybedersin, onu da aklen kaybedersin. Eğlence yapacak, neşeli olacak, sevinçli olacak ki küfürle mücadeleye kuvvet bulsun, münafıklarla mücadeleye kuvvet bulsun. Yiyecek, içecek, eğlenecek, Allah’ın dinini yaymaya kuvvet bulacak. Yoksa insan zayıftır. Allah “…insan zayıf olarak yaratılmıştır.” (Nisa Suresi, 28) diyor. Artık ne hafızası, ne beyni, ne muhakemesi, ne yargısı çalışamaz hale gelir. Gece gündüz ağlayan, gece gündüz üzülen, ümitsizliğe kapılan bir insanın bedeni de, beyni de çöker.

(“Çoğu sosyal medyada hesaplarda ‘depremler zina bölgesinde oluyor’ yazıyor. Neden böyle yazıyorlar?” izleyici sorusu)

Yakışıklım, aslanım benim, memleketin densizi, dangalağı tükenmez yani çok münasebetsiz bir izah. Zina için bir kere dört şahit gerekir, onu yazan kendisi günahkar oluyor zaten. İspat edemediği bir şeyi söylediği için seksen sopa gerekiyor İslam’a göre. Orada da en az üç yüz- dört yüz bin kişiyi suçladığına göre dört yüz bin kere seksen sopa yemesi gerekiyor yani Kuran’a göre öyle. Artık öyle bir adam o düşünün ve yalancı, iftiracı olmuş oluyor. Yalancı ve iftiracının sözüne hiç itibar edilmez. Kuran’a göre o yalancı, iftiracı. Hüsnü zan etmesi gerekirken çok çirkin bir ifadede bulunuyor. Ahirette nasıl hesabını verecek bakacağız, inşaAllah.

 

(“Hz. İsa (as) yeryüzüne indiğinde, onunla görüşüp konuşma imkânımız olacak mı?” izleyici sorusu)

Görüşüp konuşma imkânımız tabii ki olacak ama yormayız tabii bir nezaket gösteririz. Makul bir şeyde olur yani herkesin ısrar etmesi olmaz.  Onun gezmesi, Ona bırakırız. O kendisi gezerken uygun gördükleri ile konuşur. Yani biz ısrar edersek ayıp olur, çok yormuş oluruz, yakışık kalmaz. O zaten bütün dünyayı gezecek, bütün dünyayı ama her yeri gezecek, her ülkeyi gezecek. İsa Mesih’e Mesih denmesinin nedenlerinden biri de budur. Bak çeşitli nedenlerle; bir ince belli olduğun için Mesih deniyor,  ince belli. Başına sürekli yağ sürdüğü için, zeytinyağı, kokulu  zeytinyağı güzel kokulu yani böyle gül kokulu veyahut menekşe kokulu zeytinyağı sürdüğü için oradan da Mesih deniyor. Bir de sevdiklerini sürekli mesh ettiği için yüzünü yani insanlarla konuşurken yüzlerini mesh diyor eliyle oradan da ismi Mesih. Şifa özelliği vardır Mesih’in, elini sürdüğünde şifa özeliği vardır. Bilmiyorum Cenab-ı Allah onu öyle bir mucize olarak yaratmış ama her yeri gezecek. Gezerken birçok yere uğrar selam verir, konuşur onunla iktifa etmek lazım üstüne gitmek yakışık almaz.

 

Kadınları İkinci Sınıf Varlık Gibi Görmek Utanç ve Dehşet Vericidir. Camide, Şadırvanda, Her Yerde Öncelik Her Zaman Kadınlar Olmalıdır

Kadınlara büyük bir oyun oynanmış. Büyük bir oyun çok büyük bir oyun oynanmış. Büyük bir zulüm yapılmış bunu mutlaka çözeceğiz. Yani utanç verici ve dehşet verici bir oyun oynanmış. Her yerde bu. Ve bunu utanmadan yapmışlar. Hiç utanmadan. Diri diri de suratımıza bakıyorlar. Şadırvan asıl kadına yap. Camide erkekler bölümü var, asıl kadınlara yap. Erkekler bölümü diye ayrı bir yer aç. Niye kadınlar önde değil? Bu nasıl bir kafa? Düşün kadınlar bölümü diyor. Girdiğinde adam kendi gitsin erkekler bölümü dersin oraya çıksın kendi. O çözüm budur. Cami kadının olacak olur mu öyle şey? En az yarısı onun olacak. En az yarısı. Her yerde bu dehşet verici görünümü rahatsızlıkla ve hatta öfke ile izliyoruz. Derhal düzelmesi lazım. Düzelmesi için her koldan gayret ediyoruz şu an. Her yerden deccaliyetin boynunu yıkacağız.

 

Kuran'ı Titizlikle Hayata Geçirmek Gerekir. Müslümanlar Kuran'a Çok Sıkı Sarılırsa Hayatlarının Tamamına Bereket Gelir

Kuran çok sade kolay bir kitaptır. Karmaşık bir şey yok ki. Bol tekrar vardır Kuran’da. Kuran’ın tamamı şu kadar falandır. Çok çok azdır. Yani asıl özü çok azdır. Çok fazla tekrar olduğu için kalın olmuştur. O tekrarlarda telkin amaçlıdır. Yani helaller sonsuz, haramlar parmak ile sayılı çok az haram vardır. Dolayısıyla Kuran’ı baştan sona kadar okuyup titizlikle hayata geçirmek lazım. Mesela Museviler Tevrat’ı su gibi bilirler. Ve çok titizdiler Tevrat’a. O yüzden çok zeki ve akıllı olurlar. Başarılı oluyorlar. Dünya hakimi oluyorlar. Biz de Kuran’a çok sıkı sarılırsak dünya hakimi oluruz inşaAllah.

 

(“Arap ülkeleri nasıl bu kadar zengin oldu?” izleyici sorusu)

Arap ülkelerinin zengin olmasının nedeni yakışıklım; petrol. Allah yerin altını onlar için önceden süslemiş, hazırlamış. Zengin olmasalardı yoksa sürünür, mahvolurlardı. Oralarda hiç insan olmazdı olsa da çok perişan ve fakir olurlardı. Allah Mekke ve Medine’nin refah içinde zengin olmasını istediği için Arap ülkelerinin yahut oraya gelenlerin huzur içine olması için yerin altını zenginlikle, para ile doldurmuş Allah. Zamanı gelince insanlar o zenginliği, o parayı bulmuş oldular. Ve Mekke ve Medine’nin bakımında kullanılıyor şu an.

 

(“Fakir olmak Allah Katında değerimizi artırır mı?” izleyici sorusu)

Fakir olmak tabii ki daha avantajlı yönleri var. Mesela fakir daha fazla mütevazıdır. Daha mazlumdur. Daha insan canlısıdır. Enaniyetten uzaktır. Gurur, kibirden uzaktır. Ağır yiyecekler yemediği için daha sağlıklıdır. Zengin çünkü havyar yer, yumurta yer, yağ yer, bal yer, et yer bol bol ve onun sonucunda damarları tıkanır. Fakirlerin damarları tertemiz olur. Çünkü hiçbir şey bulamaz. Ekmek yer, sebze yer. Çok az kıyma yiyebilir. Kolesterol oranı çok düşük olur fakirlerde o yüzden uzun ömürlü oluyorlar. Daha zayıf olurlar. Zenginler daha kilolu olur genelde.

 

(“İnsanlar neden kitap okumayı sevmiyor?” izleyici sorusu)

Kitapların çoğu sıkıcı, kafa ütülüyor, kafa açıyor. Dır dır dır konuşuyor adam. Mesela homoseksüel kendine göre kitap yazmış, kendince milleti yönlendirmeye çalışıyor. Yahut biri egzansiyalist veyahut bomboş bir kafası var. Bilmiş bilmiş yazmış, laf cambazlığı yapıyor. Adam daralır tabii ki. Faydalı bir şey varsa insan etkilenir. Yahut Darwinist kitaplar veyahut materyalist. Akılcı, doğru yazılmış eserler insanda olumlu etkiler yapar ve sıkıcı olmaması lazım, dürüst olması lazım.

 

(Endonezya’nın en popüler haber sitelerinden Detiknews’de, Rakhmad Hidayatulloh Permana isimli yazar, sizinle ilgili bir yazı yayınladı. Şöyle diyor yazısında; “Okulda hocamız evrim teorisini anlattıktan hemen sonra bize evrim teorisinin çöküşü başlıklı bir video serisi izlettirdi. Bu videolar müstear ismi Harun Yahya’yla daha çok tanınan Türk sanatkâr Adnan Oktar’ın çalışmalarıdır. Harun Yahya’nın çalışmaları evrim teorisinin zayıflıklarına vuruş yaptığı için İslami bilim adamı olarak da anılır. Yaratılışçılık konusundaki çalışmalarıyla öncüdür. Hakikaten Harun Yahya’nın çalışmalarından dolayı kendisine müthiş bir hayranlık duyuyorum. Çocukluğumuz boyunca evrim teorisinin geçerli, yaratılışçılığın doğru olmadığı yönünde bilgilerle büyüdük. Bilim adamları için yaratılışçı düşünce her zaman bilime ters düşmüştür. Ayrıca onlara göre yaratılışçılık gözlemlere dayanan deneylerle tespit edilemezdi. Onların tüm bu izahlarına rağmen evrim teorisinin bir yalan olduğuna dair kanaatim net. Ve bunun da üzerinde Harun Yahya’nın mükemmel bir bilim adamı olduğuna inanıyorum” diye yazmış.)

Orada benim Darwinizm’i hoşafa çevirmemin mükemmel bir şey olduğunu söylüyor. Darwinizm’i hoşafa çevirmek için bilime de gerek yok. Adam “tesadüf” diyor çünkü. Sen de diyorsun ki “tesadüfe benzemiyor bu” diyorsun. “Belli ki bir Yaratan var” diyorsun. O “Hayır, yüzlerce binlerce tesadüften oluştu” diyor, biz de diyoruz ki “her yerde Allah müdahale etti” fark bu. “Binlerce, milyonlarca tesadüf sonucu oldu bütün bu kâinat”  diyor adamlar. Yani “milyarlarca tesadüf sonucu oldu, hepsi tesadüf” diyor. Biz de “hepsi şuurlu, hepsini Allah yaptı” diyoruz. Bu kadar, tartışma bu. Çünkü o bir pagan dini, tesadüfle yaratılma iddiası.

 

(“Mevlana İslam’a karşı mıdır?” izleyici sorusu)

Mevlana, bak ne diyor kitabında; “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. Çok net. Açık konuşmuş adam. “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok. Kim olursa olsun gelsin” diyor. Yani “homoseksüel de gelsin, dinsiz de gelsin kim varsa gelsin” diyor. İnkar ediyorsun sen zaten, gelir adam. Niye gelmesin? “Yolumuzda Müslümanlık” yok diyorsun. Adam diyor ki, bir şey konuşuyor “İnşaAllah yaparız Sultanım” diyor. Adama hakaret ediyor Mevlana, diyor ki “niye inşaAllah diyorsun, ben söylüyorum ben, karşındayım. Bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor. “Allah benim” diyor “bana inşaAllah diyorsun. Ben konuştum duymuyor musun?” diyor. Dehşet verici bir durum var. “Kadın yarımdır” diyor. Yani insan ile hayvan arası bir şeydir diyor. Homoseksüellik ile ilgili konuları ballandıra ballandıra anlatıyor. Biz böyle bir adama uyamayız haram olur. Dinden çıkar adam. Anadolu’daki anlatılan Mevlana Celalettin onlar diyor ki “Beş vakit namazında Müslüman bir adamdı” eyvAllah ona bir sözümüz yok ama kitapta okuduğumuz yani onun yazdığını iddia ettikleri iki yüz-üç yüz yıllık kitaplarda orijinal eser el yazmalarında bu ifadeleri görüyoruz. Bilmiyorum Hülagü mü yazdı o mu yazdı, oyun mu oynandı ama İslam’a, Kuran’a savaş açan bir kitap. Yani biz bunu kabul edemeyiz. Mesnevi diyor. Kardeşim nereye baksak inkar, nereye baksak küfür. Allah esirgesin.

 

(“Allah Peygamberleri nasıl seçer?” izleyici sorusu)

O Allah’ın bir sırrı. Mesela Peygamberimiz (sav) çocukken çok tatlı bayağı güzel simsiyah gözlü şeker bir varlık. Pis laflara hiç karışmıyor. Küfrediyor çocuklar öyle oyunlara girmiyor. Müstakil, eli yüzü bembeyaz çok temiz. Kirpikleri uzun şeker bir çocuk. Çok nurlu yüzü ve çok efendi. Mesela o Hristiyan Rahip Bahira yolda onu görüyor. “Bu çocukta bir şey var” diyor. “Bunu bana getirin şimdi çocuğu getirin yanıma” diyor.  “Aç yavrum sırtını” diyor. Sırtını açıyor o peygamberlik mührünü görüyor Bahira. “Bu peygamber olacak” diyor. Yani ta çocuktan o mükemmellik oluyor. Allah’ın bir sırrı.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257443/sayin-adnan-oktarin-26-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257443/sayin-adnan-oktarin-26-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170826t_09.jpgWed, 13 Sep 2017 07:58:50 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 25 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 25 Ağustos 2017

 

(İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif Suudi Arabistan makamlarının ilişkileri iyileştirme yönünde adım atması halinde İran’ın da buna karşılık vereceğini söyledi. Ve ülkesiyle Suudi Arabistan arasında hac dönemi sonrasında diplomatlar düzeyinde ziyaretler yapacağını duyurdu.)

Hiç bekletmelerine gerek yok. İki taraf da nur gibi Müslüman, mükemmel Müslüman iki taraf da. Bekletmek şeytanı sevindirir. Hem can-ciğer olsunlar. Devlet başkanları düzeyinde görüşsünler, yavaş yavaşa da gerek yok, bir anda şeytanı allak bullak edelim. İngiliz derin devletinin oyununu yerle bir edelim. Nur gibi Müslüman, ikisi de güçlü ülke ikisi birleşti mi muazzam bir şey olur. Daha dün söyledim işte beş ülke. Pakistan atom bombasına sahip. Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır muazzam bir ekip. Bir kere Suudi Arabistan’la İran ve Türkiye sırf şu üçü süper güç zaten. Pakistan ve Mısır’ı da ekledin mi bitti yani, İslam alemi kurtuldu gitti. Beşiyle konu biter. Rusya’yla da ittifak ettin mi dünyanın en büyük gücü, kimse sırtlarını yere getiremez. Hindistan’ı da kendi aralarına almaları, Hindu da olsa Hindular da iyi niyetli insanlar temiz insanlar onlardan bir zarar gelmez, sevgi insanı onlar da.

 

(Sizin uzun süredir tarıma önem verilmesi çağrılarınızın ardından, yeni Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla tarımı güçlendirecek yeni sisteme geçileceğini ifade etti. Ve “Bundan sonra suyun ve toprağın kıymetini bileceğiz” dedi.)

Tarımda patlama yapalım. Türkiye tarım ülkesi olsun. Tarım, ziraat, hayvancılık. Hayvancılık da öyle milyonlarca hayvan üretelim. Derisi, kemiği her şeyi sanayi, eti her şeyi. O mübarek hayvanların gübresi bile çok kıymetli her şeyi kıymetli yani tabii, tertemiz varlıklar. Beklemeye hiç gerek yok.

 

(PKK’lı teröristlerin 15 yaşındaki Eren Bülbül ve Astsubay Ferhat Gedik’i şehit ettiği, Trabzon’un Maçka İlçesi Jandarma Komutanı Teğmen Zabit Zengin’in FETÖ-PYD soruşturması kapsamında gözaltına alınması bazı iddiaları da beraberinde getirdi. FETÖ’cü asker ve polislerin terör örgütünün bölgeye sızıp barınmasına ve silahlı saldırılarına kasten göz yumduğu iddia edildi.)

Olabilir çok rahat olabilir. Daha önce yaptılar çünkü de oradaki olayı bilmiyorum ben. Eğer böyle bir olay… Yeni mi oldu bu? O zaman vardır bir şey. Ve rahatça olabilir çünkü adamların ne işi var orada? PKK’nın ne işi var orada? Orası kabadayı kaynıyor, kabadayıların içerisine PKK’lıların gelmesi olacak iş değil.

 

Meleklerin Adem'e Secdesi, Namaz Gibi İbadet Anlamında Değil, Saygı ve Sevgi Gösterme Anlamındadır

Meleklerin Hz. Adem (as)’a secdelerinin amacı saygı göstermek. Yani secde çok eski tarihlerden beri saygı ifadesi olarak kullanılır. İbadet kastıyla secde etmiyorlar. Haşa insanı Allah olarak görerek anlamında değil bu. Gururlarını yok ettiklerini gösteriyorlar, tevazularını gösteriyorlar ve saygı sevgi gösteriyorlar. Çünkü Kuran’da, Hz. Yusuf (as)’a da kardeşleri geldikleri vakit onun huzuruna geliyorlar ve secdeye kapanıyorlar. Hz. Yusuf (as)’a yönelik olarak secdeye kapanıyorlar, bu ne? Saygı. Padişahlara da eskiden sultanlara hep secde ederlerdi gelen kişiler. Hatta “kulun” tabir edilir “kulun.” Yani Allah anlamında değil de yani ona ibadet eden, hizmet eden anlamında, ona tabi olan anlamında kullanılırdı ve secde ederlerdi. Yani bu binlerce yıllık bir gelenektir bir saygı şeklidir. O zaman kıyam da var namazda, sen ayakta kıyamda duruyorsun birisinin önünde mesela müdür oluyor yahut mahkeme oluyor ellerini önüne bağlıyor bekliyor veyahut direkt ayakta hazır olda bekliyor. Ne yapıyor kıyamda, ibadet mi ediyor? Yok, saygı gereği. Veyahut mesela büyüklerimiz oluyor bayramda eğilip rükuya varıp ellerini öpüyoruz rükuda, değil mi? Rükuya eğiliyoruz ellerini öpüyoruz, o zaman ne oluyor o? Saygı. Dolayısıyla orada meleklerin yaptığı da saygıdır, saygılarını sevgilerini gösteriyorlar. O secdenin amacı saygı ve sevgi. Bunu bu şekilde anlamak bilmek gerekiyor, Kuran’ın anlatmak istediği de bu. Allah’ın anlatmak istediği bu.

 

(“Hz. Hızır (as) gibi maddenin dışında olan başka insanlar var mı?”izleyici sorusu)

Melekler var, Cebrail (as). Mesela kuş biçimine giriyor Cebrail (as) güvercin, beyaz güvercin şeklinde. Hatta Hz. Mehdi (as)’ın yanına beyaz güvercin şeklinde geleceği hadislerde var. “Beyaz güvercin şeklinde gelir omzuna konar” diyor “Cebrail (as).” Peygamberimiz (sav)’ın karşısına çıkmadan önce gerçek haliyle önce zuhur etti Peygamberimiz (sav) baygınlık geçirdi. Bütün ufku kaplamış kanatları o kadar büyük. Yani ne kadar diyelim yüz kilometre falan kanat açıklığı o kadar açık. Bütün ufka hakim. Önce Peygamberimiz (sav) gözlerine inanamıyor, ama sonra yavaş yavaş gelmeye başlıyor o heybetiyle tabii, geliyor geliyor geliyor, tam normal kendi hacmine geliyor ama yine kanatlı. Ayette diyor ya “iyice yaklaştı” diyor. Sonra da tam bağlantıya geçip Peygamberimiz (sav)’e sarılıyor. Ve “oku” diyor ilk ayet, “ben okuma bilmem” diyor o da o telaş içinde tabii. Bir kere daha sıkıyor, o sıkmanın amacı gerçek olduğunu hissettirmek. Çünkü öbür türlü hayal mi görüyorum acaba diyebilir. Sıktı mı sıkmanın bir açıklaması yok fiziki bir durum. Bayağı da kuvvetli sıkıyor öyle usulen bir sıkma değil o, çok kuvvetli bir sıkmayla sıkıyor. O zaman anlaşılıyor ki Cebrail (as). Hanımına da anlatıyor Peygamberimiz (sav). Biliyorsunuz çok tedirgin oldu Peygamberimiz (sav), yani korkuya benzer bir his çok güçlü oluştu. Ve koşarak eve gitti biliyorsunuz “beni örtün beni örtün” hanımına üstünü örttürdü. Çok şiddetli bir olay oldu o. Sonra Peygamberimiz (sav) Hz. Hatice (ra)’a durumu anlattı, annemiz de müjdeledi onu, “Cibril-i Emin” dedi “müjdeler olsun sana sen peygambersin” dedi.

 

(Yayınlanan yeni kararnameyle MİT Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. Ve sizin söylediğiniz gibi MİT’e TSK’da çalışma yapma imkanı tanındı.)

Şimdi doğru oldu bak, maşaAllah. Ne dediysek o, ne dediysek o. Konuştuğumuz her şey kanun oluyor, elhamdülillah. İşte bu kadar. MİT’in girmediği hiçbir yer olmaz kardeşim. Böyle şey olur mu? Orduda çalışma yapamaz, peki nerede yapacak? Tabii ki girecek oraya ne demek, onlar bizim evladımız değil mi, insanımız değil mi? Ne demek girmeyecek? Polisin içinde de görev yapacak MİT, askerin içinde de görev yapacak, adli tıpta da yapacak, devletin her kurumu TÜBİTAK’tan tut en bilinmeyen yerlere kadar her yerde MİT’in elemanı olacak. Ne demek buraya giremezsiniz? Ne kadar tehlikeli bir şey. Orgeneral seviyesinde bile MİT elemanı olabilir olmaz diye bir şey yok olur yani.

 

Bir Mümin, Bir Kafirin veya Münafığın Ruh Halini Sonsuza Kadar Bilemez. Bu, Müminin Hiç Bilmediği Bir Boyut ve Hayat Şekildir

Allah vermesin çok korkunç tahayyül edemiyorum. Müslüman onu tahayyül edip çıkaramaz. Bir dinsizi, münafığı Müslümanın kavrama imkanı yoktur. Ruh halini sonsuza kadar bilemeyecek mümin. Bir kafirin, küfür içinde olan bir insanın, münafığın ruh halini bir Müslümanın bilmesi sonsuza kadar imkansızdır. Çünkü münafık olması lazım ki bilsin. Küfür içinde olması lazım ki küfrü bilsin bilemez. Yani onun hiç bilmediği bir boyuttur, hiç bilmediği bir hayat şeklidir. Ölüdür bunlar bir kere. Mümin diridir hayydır. Onlar meyyit hükmünde ölüdürler. Şimdi ölüyü nasıl Müslüman düşünsün tahayyül etsin? Bilemez. Münafığı biz sadece dış alametleriyle gördüklerimiz kadarını atıyoruz o kadar.

 

(6 Haziran’da başlayan Rakka operasyonunda 1784 hava saldırısı gerçekleştirildi. Bugüne dek iki yüzü çocuk bine yakın sivil hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler’in verilerine göre toplam 200 bin kişi evinden olurken bunlar terör örgütü PKK-PYD işgalindeki alanlarda kurulan kötü şartlardan toplama kamplarına yerleştirildi Adnan Bey. Çöl bölgelerinde bulunan 12 bin kişilik bu kamplarda 70 bin sivil hijyenden ve gıdadan uzak yaşıyorlar.)

İşte İmam Mehdi (as)’ın zuhuru için Allah zemini hazırlıyor. Ama insanların yüreği katılaştığı için merhamet etmiyorlar, şefkat etmiyorlar. Allah gittikçe dozunu artırıyor, en sonunda dayanılmaz bir dereceye gelecek işte o zaman Hz. Mehdi (as) zahir olacak. Şu an bu insanların büyük bir bölümünde yüreğinde bir merhamet, şefkat, koruma hissi meydana getirmiyor. Adamlar kendi aleminde, birçok insan kendi işinde gücünde muhatap dahi olmuyor. O tip haberleri duymak da istemiyor, televizyonda olduğunda basıyor düğmeye kapatıyor ilgilenmek istemiyorlar. Ama oraya gidip sorsan da söylesen mesela Hz. Mehdi (as), “Mehdi neyin nesi” falan derler Irak’ta. Suriye’de de birçok kişi “ne Mehdi’si” falan der. Suriye kurtulsun ister, Irak kurtulsun ister yani İttihad-ı İslam’ı savunmak akıllarına gelmiyor birçok insanın. Ama tabii bu Allah’ın bir yöntemi, şimdi zorlaya zorlaya akıllarını açıyor. Bir süre sonra bak göreceksiniz “birleşelim, böyle olacak gibi değil” diyecekler.

 

İngiliz Derin Devletinin İslam Alemini Parçalamak İçin Oluşturduğu İngiliz Şiiliği ve İngiliz Sünniliği'ne Karşı Çok Dikkatli Olmak Gerekir

Şiiliğe karşı Fethullah Gülen’in ifadeleri akıl almaz galiz. “Cennete giden yol İran’dan geçse ben oradan geçmem” diyor “kabul etmem yani cenneti de kabul etmem” diyor. Allah’a da meydan okuyor haşa. Bak nefretin şiddetine bak, lafa bak sen. Sen bir Şii’nin tırnağı etmezsin tırnağı. Nur gibi Müslüman onlar tertemiz insanlar, gayet de efendiler, cesurlar, delikanlılar, senin gibi kahpelik kalleşlik yapmıyorlar. Türk milletine nefret dolu bir savaş açmıyorlar. İngiliz derin devletiyle tanıştıktan sonra üstlerine bir züppelik çöktü, bir çakallık, bir kendinden eminlik, bilmişlik, millete üst perdeden bakma. Ben o zaman dedim ki ta 4-5 yıl önce “bak bu normal değil” dedim “bu enaniyet kibir normal değil, bir uğursuzluk var Allah belanızı verir aklınızı başınıza alın” dedim.

Mesela bak diyor ki İran’da Uluslararası ve Bölgesel Konular Uzmanı Seyit Hadi Efgani, “İngiliz Şiiliği konusu günümüzde en önemli ve en tehlikeli meselelerden biridir. Zira siyasi meseleler çok rahat analiz edilebilir ancak Londra Şiiliği konusu oldukça hassastır” diyor. Kin dolu çünkü, nefret dolu. İngiliz Sünniliği de öyle süper tehlikelidir. Türkiye’de İngiliz Sünni’si çok fazla adam var. Yazar çizer şu bu falan İngiliz Sünni’si. Bunlar Şii nefretiyle yetişmiş, bilmiş, ukala, züppe, homoseksüelliğe yatkın, Darwinist, karanlık adamlar. Bir kısmı için söylüyorum tabii bunu.

 

(“İnanmayan birine Allah’ın varlığını nasıl en etkili anlatabilirsiniz?” izleyici sorusu)

İnanmayan biri özel yaratılır siz hiç rahat olun. Şu ekranı görüp de Allah’ı anlamaması normal akılda bir insanda mümkün değildir hemen anlar. Ama onlar da iman değil de mantık olarak esleme olur. İman etmez fakat mantığını kabul eder. Onun için bazen tam netice alamıyor çok sıkılıyorlar. Mesela bir yıl uğraşıyor bir netice alamıyor. O kardeşlerimizin çoğunun ruhu olmaz. Yani insan olarak görünen ölü onlar. Ama çok anlatırsan teknik yönden kabul eder. Yani teknik mantık yönden kabul eder ama ruhuna o işlemez. Onun için sonra onlar garip şeyler yaptığında şaşırmayın. Mesela bakarsın namaz vakti geçer hiç umurunda olmaz. Gider mesela bazen şarap içer bayağı son derece rahattır. Bunlardan rahatsız olmaya gerek yok. Allah onları mizansen olarak yaratıyor. Daima dünyayı hep inananlar yönetmiştir, şu anda da inananlar yönetiyor. Hep Allah’a inananların yönetiminde oldu dünya her dönem, şu anda Allah’a inananlar yönetiyorlar. Dinsizlerle, Allah düşmanlarıyla dünya hiç yönetilmedi, hep inananlar yönetmiştir. Firavun devrinde bile inananlar yönetiyordu, Nemrut devrinde bile inananlar yönetir yani perde arkasında onlar yönetirler. Onların bir gücü olmaz. Firavun sarayındaki adam geliyor, adamlar mesela bayağı çekiniyorlar. Bayağı nasihat ediyor, dini anlatıyor gıkları çıkmıyor. Daima o Allah’a inananların mabedi hep olmuştur kainatın ilk yıllarından beri, o önlüklü insanlar hep olmuştur.

 

(Adnan Bey, İbrahim Tatlıses çok güzel örnek bir davranış sergiledi. Görebiliriz resmini. Suriyeli bir kız çocuğuna yemek ikramında bulunan İbrahim Tatlıses “Gelin birlik olalım, bu gariplerin zehir olmuş dünyalarını biz de zehir etmeyelim” dedi.)

Helal olsun İbrahim Baba’ya. Çok küstü o da çıksın ortaya. Çok gururlu bir insan. Hiçbir şey olmaz. Ama tabii çok çok çok çirkin bir hareket oldu yapılan. Bir sanatçıya yapılabilecek en çirkin tavır. Bunun vicdansızlık olduğu, zalimlik olduğu açık. Değerli bir sanatçıyı bak ne hale getirdiler? Küstürdüler. Hiçbir sanat eseri oluşmuyor şu an. Sanatçı şevkini kaybetti mi, küstü mü darıldı mı sanat da biter. Sanatçının sanatı için teşci, takdir, hürmet, saygı gerekir. O yok bu yok, o zaman sanatçı işte sanatını icra edemiyor. Bak hiçbir müzik parçası olmuyor son zamanlarda. Ne Türk sanat müziğinde ne diğer türlü, yok. Bir facia bu yani sanatın durması büyük bir faciadır. Sanatın adeta koması var şu an. Mehdiyet’le bu koma ortadan kalkacak.

 

Milletimiz Çok Dindardır. Bizim Milletimizin Yüksek Vicdanı Vardır. Din de Yüksek Vicdan, Samimiyet ve Sevgidir

Türkiye halkında iman güçlüdür, şöyle güçlü; zahiren görmek ister mesela sarık-cübbe olarak düşünüyorlar, öyle değil. Bizim milletimizde yüksek vicdan vardır. Din; yüksek vicdandır samimiyettir ve sevgidir. Bizim milletimizde de müthiş bir samimiyet, yüksek vicdan, müthiş bir Allah sevgisi, müthiş bir Allah korkusu, çok güzel bir merhamet anlayışı vardır. Dindarlık deyince insanlar sadece camiye gitme olarak anlıyorlar. Dindarlık, kalpteki yüksek ahlaka denir. Allah’ı yüksek duyguyla sevmeye denir, çok samimi olmaya denir ve bunun güzel yansımalarına denir. O yüzden bizim milletimiz dini çok güzel yaşıyor, bayağı güzel yaşıyor. Bir kere samimi bizim millet bu çok önemli. Allah “samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Bak ufacık kedileri bile kurtarmanın peşindeler, köpeği kurtarmanın peşindeler, fakiri kurtarmanın peşinde, otobüsteki insanı düşünüyor, gemideki insanı düşünüyor. Merhamet ehlidir bizim millet. Ordumuz da öyledir bizim. Dünyanın en merhametli ordusudur Türk ordusu.

 

Darwinizm Kaba Bir Safsata. Tek Açıklaması Tesadüf. Tesadüfe İnanmak En İlkel Putperest İnançlarda Olan Bir Mantıksızlıktır

Darwinizm bir ideolojidir. Adamın iflahını kesersin. 700 milyon fosille onun ideolojisini darmadağın edersin. Proteinlerin yapısını tarif edersin, onunla da bitirirsin. Böylece ideolojik üstünlüğü ele geçirmiş olursun. Bazı adamlar zannediyor ki böyle Celal Şengör gibi bilmişlik yapacaksın, Fransız adamların isimlerini sayacaksın, İngilizce kelimeler söyleyeceksin. Böyle janti hareketler yapacaksın. Bol bol Latince kelimeler kullanacaksın. Böyle bir şey yok. Darwinizm kaba bir safsata. Şimdi bir yere gitsek biz adam, tahtadan yapılmış bir put, “dünyayı bu yarattı” diyor. Şimdi biz bununla ideolojik mücadelenin neyini yapacağız? “Baba böyle iş olmaz puttan, münasebetsizliği bırak” dersin. “Allah yarattı kainatı. Tahta ne yapar?” dersin. Tak tak tahtaya şöyle bir vurursun. “Bundan bak ses gelmiyor, kendine hayrı yok bunun. Sana ne faydası olacak?” dersin. Bu kadar. Bilimsel mücadele dediğin budur. Bunda oturup ince ince bilimsel mücadeleye gerek olmadığı açık. Sen 700 milyon fosil koyuyorsun. Bitti. Yaratılışı ispat eden 700 milyon fosil. Adama diyorsun ki, “bana bir tane fosil getir.” Yok diyor. Bitti. “Bilimsel tartışma olmadı” diyor. Kardeşim karşındakinde bilim yok ki, hurafeyle gelmiş zaten. Ne bilimi yapacaksın yani neyini konuşacaksın? Tesadüfen olur diyor. Ben de diyorum ki, tesadüfen olmaz. Bu kadar açık yani. Bilimsel tartışmanın olması için bilimsel bir konu olması lazım. Ortada bilimsel bir şey yok. Adam delil getirmemiş ki sana hiçbir şey getirmiyor. Kafadan her şey tesadüfen oluyor diyor. Bu nasıl?  Bu da tesadüfen. Bu? Bu da tesadüfen. Sıkışınca da tesadüf demedim ben. Ne dedin? Rastlantı dedim diyor. Dolayısıyla Darwinizm’in bilimsellikle alakası yok.

 

(“CHP lideri gerçekten tutuklanır mı?” izleyici sorusu)

Hiçbir şey olmaz. Tayyip Hoca herhalde biraz tedirgin oldu. Yani onu açıklığa kavuşturmasını istedi. Nedir bu böyle bir durum var mı? Meselenin vuzuhata kavuşması için. Dedikodu çıktı çünkü. Basında dedikodu yoğundu. Onu açıklığa kavuşturması için bir uygun zemin hazırladı. O da açıklama yaptı, konu bitti. Öbür türlü dedikodu ayyuka çıkardı. Ayrıca Kılıçdaroğlu atlet falan olabilir iyi niyetle yapmış. Burnundan getirmenin bir alemi yok. Herhalde böyle fakir, Anadolu insanı imajı vermek istedi. Atletle yemek yiyen, mütevazi bir insan görüntüsü vermek istedi. Demediklerini bırakmadılar Sayın Kılıçdaroğlu’na. Ama bu olur yani klasik siyaset, normal. Kendince iyi niyetle o yapıyor ama karşı taraf da tabii zekasını kullanıyor. O da onlara ona göre atak yapıyor. O da onlara aslında istese şu an cevap verebilir. Yani ben tüyo vermeyeyim ama. Yani fena değil, hoş bir polemik oluyor. Ama ortada bir suç yok, hata da yok, bir garip bir şey de yok. Ama bu tip idişmeler, tartışmalar klasik siyasette olur. Yani bir polemik zenginliği meydana gelir. İyi değerlendirilirse lafı tam anlamıyla oturtmak da mümkün olur. Sayın Kılıçdaroğlu biraz şu an pasif kaldı tabii o kadar şey olmadı. Ama istese daha iyi ataklar da yapabilir bak söyleyeyim.

 

(CHP Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil, Sağlık Bakanlığı’na Menzil cemaatinin yerleştirildiğine dair soru önergesi verdi. Önerge, “2016’da ataması gerçekleşen ve görev başı yapması beklenen hekimlerin güvenlik soruşturması için bekletilme sebebi Menzil Tarikatı’nın izin vermemesi midir? Sağlık Bakanlığı'nı Menzil Tarikatı mı yönetmektedir?” diye sordu.)

Yok, hiç zannetmiyorum. Hastanelere falan gidiyoruz nerede Menzil Tarikatı’nın adı? Hiçbir yerde yok öyle bir şey. Tek tük belki orada burada çıkar. Onun da pek önemi yok. Abartıyorlar. Öyle de olsa ayrıca iyi yani Menzil Tarikatı’ndan keşke insanlar olsa. Yani tertemiz insanlar. Ama pratikte öyle bir şeyi hiçbir yerde görmüyoruz. Yani hastanede çalışan doktorlar var, herkes var. Kimse bize Menzil Tarikatı’ndan adam var burada demedi yani.

 

Sabır Güzellik ve Sevginin Zeminini Oluşturur. Kuran'da Anlatılan Ahlak Özellikleri Sevgiyi Sağlam Zemine Oturtur

Sabır; imanla, akılla, iradeyle, samimiyetle. Çünkü sabır sonucunda güzellik meydana geliyor. Sabır güzelliğin zeminini oluşturur, sevginin zeminidir sabır. Affetmek yine sevginin zeminidir. Allah hep sevgi zemini hazırlatır insanlara. Kuran'da anlatılanlar hep sevginin temelini oluşturan, sevgiyi sağlam zemine oturtan açıklamalardır. Mesela sabırlı olmak; sabırlı olursan sevgiyi kazanırsın, sabırsız olursan sevgiyi kaybedersin. Affedersen sevgiyi kazanırsın, affetmezsen sevgiyi kaybedersin. O yüzden insanlar sevgiye kavuşamıyorlar. Sevgiyi elde etmek bir sanattır, yüksek bir sanattır. Dünyadaki en gelişmiş, en büyük sanat sevgiyi kazanma sanatıdır. Yani hiçbir sanata benzemez, bütün sanatların üstündedir ve en güç, en dikkat gerektiren sanattır sevgiyi kazanmak.

 

(Atatürk büstlerine saldırılar devam ediyor Adnan Bey. Dün de Mersin’in Anamur ilçesinde devlet hastanesi bahçesindeki Atatürk büstüne sopayla saldıran kişi büstün baş kısmının kopmasına sebep oldu. Çevredekilerin linç etmeye kalkıştığı saldırgan gözaltına alındı.)

Bunlar bir çete. Kendi aralarında bir organizasyon oluşturmuşlar. Hükümeti yıkmaya da yönelik bir çalışma bu. İngiliz derin devletinin beslediği tipler bunlar. Türkiye’de kargaşa meydana getirmek… Atatürk’e eskiden beri bunlar gıcık olur İngiliz derin devleti ve nefret ederler. Kendilerince büstünü yıkarak, büstüne zarar vererek bir şey yapacaklarını zannediyor İngiliz derin devletinin ahmakları. Böyle bir şey olmaz. Atatürk bizim gönlümüzde, kalbimizde. Daha iyisini, daha alasını yaparız. Her saldırıya uğrayan büstün daha büyüğünü yapsınlar ve dökme tunçtan yapsınlar tunç. Bunlar greyder de gelse yine bir şey yapamaz o zaman. Dökme tunçtan çok daha büyüğünü yapalım her seferinde.

 

(Terör örgütü PKK Talabani ailesinin Partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin yönetimindeki Süleymaniye'de iki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını kaçırdı. Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin Türk vatandaşlarını korumak bir yana PKK'nın kaçırma eylemine destek sayılabilecek işler yaptığının anlaşılması üzerine Kürdistan Yurtseverler Birliği Ankara Temsilcisi Behroz Gelali sınır dışı edildi.)

Kardeşim tabii korkuyorlardır da PKK’dan. PKK'nın demek istediği şu “Siz bunlara güveniyorsunuz ama bunlar bizim için hikaye.” Yani “on dakikada hepsini dağıtırız” anlatmak istedikleri bu. Dolayısıyla Türkiye tabii kendi bileğinin gücüne güvenecektir. En fazla altı saatte bunları darmadağın edecek gücünü her an hazırda tutması lazım.

 

(Rusya'nın Sudan Büyükelçisi Mirgayas Şirinskiy önceki gün Sudan’ın başkenti Hartum’da konutunun yüzme havuzunda ölü bulundu Adnan Bey. Şirinskiy son dokuz ayda ölen yedinci Rus diplomat.)

İngiliz derin devleti dehşet saçıyor. Onların klasik cinayet modellerine benziyor. Polis de bunu çözemeyecek gibi oluyor. Bu da çok anormal bir şey. Halbuki diplomatlar kesin öldürülecek gözüyle korunmalı. Ve mutlaka kamerayla, şunla bunla, polisle takip edilmesi lazım. Bunu sıradan bir olay olarak görmemek lazım. Fevkalade önemli bir konu. İngiliz derin devleti bu kahpeliğini orada burada övünerek anlatıyor. Ve diğer kişilere gözdağı için kullanıyor. Buna müsaade edersek diğerlerine de devam ederler. Asla müsaade edilmemesi lazım. Zaten hiç kimse müsaade etmez. Biz asla müsaade etmeyiz. Gereken yapılsın.

 

Doğada Vahşi Hayat Olduğunu Göstermek İçin Sürekli Hayvanların Birbirlerini Boğazlamasını Gösteriyorlar

Vahşi yaşamda kasıt; Darwinist düşünceyi desteklemek. Yani hayvanlar sürekli birbirini asar, keser, boğar, yırtar. Başka bir şey de yok. Hayvanların şefkatini göstermiyorlar, hayvanların akıllarını göstermiyorlar. Hayvanların sadece boğuştukları anları gösteriyorlar. Dolayısıyla insanlar da, hayvanlar hep böyle bir çatışma halindedir falan. Halbuki yavrularına hepsi yemek götürüyor, yiyecek götürüyor. Kendi aç olduğu halde yavrusuna yediriyor. Bitkin ve bitap olsa bile yavrusunu emziriyor. Yalıyor, koruyor, kolluyor. Yabancı bir hayvan geldiğinde kendi canını hiçe sayıp kendini önüne atıyor hayvanların, yavruların korunması için. Bunları anlatmıyorlar.

 

(“Masonluğun kuruluş amacı neydi?” izleyici sorusu)

Masonluk çok eski, benim bildiğim Hz. Adem (as) devrine kadar dayanıyor. İnsanlığın dengede kalması için, abartılı şeyler olmaması için, insanlığın tamamen yok olmaması için oluşturulmuş bir insani topluluk. Daima Allah’a inanan bir topluluk olmuş. Şu anda daha çok Musevilerin ağırlıklı olduğu bir tarikat yapılanması diyebilirim. Asıl amacı, Hz. Süleyman (as) devrinde Mehdi (as)’ın zeminini hazırlamaktı, masonluğun. Bütün sembolleri Mehdiyet’e göredir. Sırları da yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve çıkacak.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257441/sayin-adnan-oktarin-25-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257441/sayin-adnan-oktarin-25-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170825t_07.jpgWed, 13 Sep 2017 07:48:55 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 24 Ağustos 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuzey Irak bağımsızlık referandumu için de şunları söyledi: “Ben MİT Müsteşarımı gönderdim, hem Bağdat’a hem Erbil’e gitti görüşmeler yaptı. Öyle bir referandum Irak’ı bölmek demektir. Referandum yerine yerel yönetim olarak o bölgeyi başarılı şekilde yönetmeye odaklanmaları daha isabetli olur. Çünkü yalnız kalırlar. Kaldı ki, bu kararı Irak merkezi yönetimi onaylamazsa referandum işlevsiz olur.”)

Tabii ki canım, olmayacağı belli. Irak kabul etmeyecek, Irak savaş açacak herkes bombalar yani, ondan sonra bayağı iş çıkar devirirler. Orada yaşıyorlar işte kimsenin bir şey dediği yok. Zaten devlet gibiler adeta. Türkiye de her türlü ihtiyaçlarını karşılıyor. Seviyoruz da destekliyoruz da ama ayrı bir devlet sakat iş. Irak devleti kabul etmez bunu, kabul etmeyince de olay büyür.

 

(“Ülkemizde eğitimli kadınlar hep yurtdışına gitmeyi tercih ediyorlar. Neden?” izleyici sorusu)

Türkiye’de kadınlara hürriyet verilirse, dekolte serbest olursa, dans etmeleri, eğlenmeleri, gülmeleri serbest olursa yurtdışına gitmez. Ama sen -arkadaş için demiyorum da genel olarak söylüyorum- sen kadınlara baskı yaparsan, makyajına karışırsan, saçının boyasına karışırsan, süslenmesine karışırsan, eğlencesine gülmesine karışırsan normal hayat yaşamak için normal hayat yaşayabileceğini düşündüğü yerlere gider. Sen burada ona normal hayat yaşatırsan niye gitsin? Biz Avrupa modunda, Avrupa ayarında bir ülke olmalıyız. Ve Avrupa normlarını da aşmamız gerekir, daha kaliteli olmamız gerekir. Gelenekçi Ortodoks sistem buna müsaade etmiyor görünüyor idi, şu an gereğini yapıyoruz. Bak, çaktırmadan çaktırmadan İngiliz ekolü de habire çırpınıyor.

 

(“Allah insanlara neden kıskançlık duygusunu vermiş?” izleyici sorusu)

Kıskançlık duygusu iyi bir şey. Koruma amaçlı yani o kişinin dinini imanını korursun, sağlığını sıhhatini korursun, haysiyetini şerefini, namusunu korursun, neşesini korursun, iç huzurunu korursun kıskanma budur yani bir insanı koruyup kollama. İkincisi de, bir kadını töhmet altında bırakmak yani sen potansiyel suç işlersin her şey senden umulur, o yüzden ben seni takip edeceğim. Telefonunu aç, telefonunla görüntüyü de sabit hale getir nerede olduğunu ne yaptığını göreyim. Şu anda da şöyle bir 360 derece telefonun kamerasını çevir nerede olduğunu göreyim diyorsa, “sana güvenmiyorum her şeyi yaparsın” anlamına geliyor. Bu kıskançlık değil de hakaret, aşağılama, güvensizliktir. Çok çirkin.

 

(“İnsanlar neden eşit yaratılmadı?” izleyici sorusu)

Eşit yaratılsaydı imtihan olmaz, eğitim olmaz, buraya gelmemizin bir gayesi olmaz. Cennetin de bir amacı olmaz her şey zayi olur. Cennetin bütün güzellikleri zayi olur, dünyaya verilen bütün emek zayi olur her şey zayi olur. Acılar, çileler, zorluklar, eşitsizlikler imtihanın şartıdır, bunun dışında imtihan olmaz. Bunun dışında eğitim de olmaz. Her şey dümdüzse her şey dümdüz olur ve imtihan diye bir şey olmaz hayat da dümdüz olur. Dümdüzlükte tümsek, yükseklik hiçbir şey olmaz hayat durur.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan İran’la ortak operasyon konusunda şunları söyledi: “Şu anda PJAK olayı İran’ı rahatsız ediyor. Bize ‘teröre karşı mücadeleyi beraber verelim’ diyorlar. Bu Kandil’de de olur, Sincar’da da olur. Sincar’da derken Haşdi Şabi’yi ima ediyorlar. Dışişleri istihbarat yetkililerimiz görüşürler. Gelişmeler doğrultusunda gerekli değerlendirmeleri yaparız” dedi.)

Tayyip Hocam’ın sonuna kadar yanındayız. Adalet konusunda biraz itirazlar oluyor, orada sadece hamile hanımlarla ilgili ve çocuklarla ilgili düzenleme gerekiyor hakikaten. Onu dilekçeyle Adalet Bakanlığı’na bildirelim. Onun dışında varsa bir şey bana söylesinler. Onu yaptık olur o, yani çocuklara cezaevi içinde geniş ferah kreş yaptırırız, bahçeye de çıkar çocuklar eğlenirler de. Suçlu olan değil çocuklar, kreşin ilgili hanım memurları olur onlar yardımcı olurlar. Hatta çocuklara şehir turu da yaptırılabilir o olur. Hamileyse hastanede de tutarız o da olur ama polis, asker bekler bunların hepsi mümkün. Ama suiistimal edilmemesi için de her türlü tedbiri alırız.

 

(“Türkiye neden gelişmiyor?” izleyici sorusu)

Çünkü gelenekçi Ortodoks sistem inanç olarak hakim. Gelenekçi Ortodoks sistemde bilim diye bir şey yoktur ilim vardır bilim yoktur. Bilime pek hoş gözle bakılmaz. Hastalıkta bile ilimle halledilir bilimle halledilmez hastalık. Her şeyin hemen hemen ilimle halledilmesini ister gelenekçi İslam. Bilim adamına hoş gözle baktıklarına dair en ufak bir ifade yoktur, hiçbir yerde rastlayamazsınız. Ve sanat yok gelenekçi İslam’da sanat. Resim yok, heykel yok, opera yok, bale yok hiçbir şey yok hepsi yasak. Sanat olmayınca, bilim olmayınca gelişme de olmaz niye gelişsin? Her şey zevksizliğe dönüşür kalite olmaz. Ve o yüzden hiçbir şekilde gelişemiyoruz. Gelişme sağlıyorsak taviz vererek sağlanmış oluyor yani dinden taviz veriyor adam o şekilde yapabiliyor. Mesela resim yapıyor dinden taviz verdiğini düşünüyorlar. Bilimle uğraşıyor dinden taviz verdiğini düşünüyorlar o şekilde. Önce gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının Müslümanların üstünden kalkması, onun yerine Kuran Müslümanlığının gelmesi lazım. Yani İngiliz tipi din anlayışı yani gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının mutlaka kalkması lazım. İngiliz tipi gelenekçi Ortodoks din anlayışını Hindistan’da, Pakistan’da, Türkiye’de her yerde hakim etmeye çalışıyor İngiliz derin devleti. Fas, Tunus, Cezayir. Zaten Irak ve Suriye’de tam hakim etti. El-Ezher kanalıyla da bunu yaptı İngiliz tipi İslam anlayışını, ondan sonra da çok kolaylıkla yıktı ve darmadağın etti İngiliz derin devleti. El-Ezher tipi ve İngiliz tipi. Afganistan’da da yaptılar, Afganistan’da da İngiliz tipi gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı hakim edildi ve yerle bir ettiler. Dolayısıyla Kuran’a dayalı İslam’ın dışında İslam alemi mahvolur. Mehdiyet’in dışında mahvolur, sırayla gider.

 

(“İnsan psikolojisi neden bozulur?” izleyici sorusu)

İşte Allah’a tevekkül etmeyip Allah’ı unuttuğunda şahıs, akıl kontrolsüz hale geliyor. Allah’ın kontrolünden çıktın mı şeytanın kontrolüne giriyor, şeytanla da baş edemeyince insan mahvoluyor. Dalgalanmaya başlıyor yalpalanıyor, bir o duvara çarpıyor bir bu duvara çarpıyor sırat-ı müstakim üstüne gidemiyor. Yani doğru yol üzerinde gidemiyor. Doğru yolda gitmesi için Kuran’ı elinden hiç bırakmaması lazım, Allah’a tam sarılması lazım. İşte Fatiha’da onun için Cenab-ı Allah’a yalvarılıyor “Beni doğru yoldan ayırma, deccalın yoluna beni götürme.” Doğru yol Mehdiyet yolu, Kuran’ın yolu.

 

(“Cennet ve cehennemde dereceler var mıdır?” izleyici sorusu)

Tabii ki, cehennemde de cennette de dereceler vardır. Mesela cehennemde öyle dereceler var ki neredeyse normal hayat gibi. Ama sadece cennetle kıyasladığı için sıkılıyor. Bakımsız evler, bakımsız sokaklar düz kıraç bir arazi. Ama ateş yok, soğuk yok öyle rahatsız edecek bir şey yok sakin. Mesela Abdülmuttalip, Peygamberimiz (sav)’in dedesinin öyle bir yere alınacağını söylüyor Bediüzzaman Said Nursi. Yani onun en iyi yerine “cehennemin en iyi olan yerine alınır” diyor. Çünkü Peygamberimiz (sav)’i desteklemişti ama iman etmedi biliyorsunuz. Peygamberimiz (sav)’e iman etmedi ama destekledi, o yüzden en iyi yere alınıyor cehennemin. Yan sakin düz ama alelade, yiyecekler alelade, hayat alelade düz. Ama cennetle kıyaslandığında tabii rahatsız edici. Anlaşıldı mı? Çok eziyet verici yerleri de vardır. Mesela münafıkların konduğu yerler öyle çok çok rahatsız edicidir. Cennette bu şekilde değil, cennette herkes eşit yerdedir, aldıkları zevkler farklıdır bilmezler. Mesela cennet hurilerinden imanı yüksek olanlar çok şiddetli zevk alıyor, ama orta olanlar daha az zevk alıyor fakat farkına varmıyor. Herkes aynı zevki aldığını zanneder cennette. Çünkü öbür türlü o onda rahatsızlık meydana getirebilir. Çünkü bomboş bir kafa olmuyor, insan öyle bir kıyastan rahatsız olabilir. Allah öyle bir şeyi ortadan kaldırmış hiç bilmiyorlar. Herkes çünkü cennet ırmaklarında, cennet yemeklerini herkes eşit yiyor, ama aldıkları zevk ayrı. Mesela yemekten aldığı zevk ayrıdır peygamberlerin, görüntüden aldıkları zevk ayrıdır herkes birbirine eşit değildir.

 

(“Münafıkları nasıl deşifre ettiniz?” izleyici sorusu)

Daha çok münafıklar gelir. Ama ben azılı münafıklar gördüm son zamanlarda. Bir de nitelikli münafıklar gördük. Oradan zaten, İngiliz derin devletini oradan çözdük, yani münafıkları takip ederek anladık. Baktık ki İngiliz derin devletiyle bağlantılılar. Mevlana Celaleddin Rumi’nin Rumilik olayını, İngiliz Rumiliğini ve deccaliyetin onu kullandığını münafıkları takip ederek gördük. Darwinizm’in münafıklarca desteklendiğini yine münafıkları takip ederek gördük. Ve münafık ahlaksızlığını da yine münafıkları takip ederek gördük. Yani ben detay detay inceleyerek hiç acele etmedim ben münafıklarda. Aman gitsinler demedim muhafaza etmeye çalıştım ama o arada da çok iyi inceledim. Oturmasını, kalkmasını, konuşmalarını, yüzlerindeki ifadelerini ve sonra kitabı yazdım. Kitap, benim görsel tespitlerimle yazılmış bir kitaptır o. Münafıklarda gördüğüm karakter ve kişiliği tespit ederek yazdığım bir kitap. Şimdi onun ikinci cildini hazırlıyorum. Yoksa onu tespit etmek mümkün değil. Biz nereden bilecektik? İngiliz derin devletini münafıkların takibiyle yakaladık. Aklımızın ucundan geçmezdi. Mesela Abdülhamit dönemini de o devirde İngiliz derin devletinin Abdülhamit’i adeta kıskıvrak sardığını münafıkları takip ederek tespit ettik. Çok önemlidir o, nitelikli münafık çok önemlidir. Ama orta nitelikli münafıklar oluyor, niteliksiz münafıklar oluyor onlardan çok fazla bir şey çıkmıyor. Elde ediyoruz bilgiler ama çok fazla çıkmaz.

 

(“PKK tam olarak ne zaman biter?” izleyici sorusu)

Hz. Mehdi (as) çıkmadan bitmez, ne yaparlarsa yapsınlar bitmez. Çünkü PKK’nın en az 3-5 milyon destekleyeni var yurtdışında ve yurtiçinde. Ve İngiliz derin devleti destekliyor en başta deccaliyet destekliyor. Almanya destekliyor, Yunanistan destekliyor, Hollanda destekliyor bütün Avrupa devletleri ve Amerika destekliyor. Böyle bir gücün bitmesi tükenmesi için bir sebep yok. Ama Mehdiyet kahredici bir güçtür. Bütün İslam alemini yanına almış Allah’ın desteklediği bir güç. Onun karşısında hiçbir güç duramaz. Dünyanın en büyük ordusu en büyük gücü oluyor. Dolayısıyla PKK’nın yapacağı hiçbir şey kalmaz. Ama şu an bitmesi diye bir konu olmaz mümkün değil. Gücün yapısı ortada, teknik olarak değerlendirdiğimizde imkansız görünüyor. Çünkü İngiliz derin devleti tam kadro destekliyor ve Amerika’yı, Almanya’yı bütün Avrupa’yı emrine amade kılmış ayrıca Çin de destekliyor. Olayın çapı çok büyük.

 

(Netanyahu Putin’le Soçi şehrinde gerçekleştirdiği görüşmede, İran’ın Suriye’deki varlığını artırmak için muazzam bir çaba içinde olduğunu vurguladı. “DEAŞ’a karşı kazanılan zafer iyi bir gelişme ama DEAŞ’tan açılan boşluğa İran’ın geçmesinden rahatsızız. İran’ın her gün İsrail’i yok etmekle tehdit ettiğini bir an bile unutmamalıyız” dedi.)

Ama sorun İran değil, İran’ın İsrail’i tehdit etmesi, o sorunu kaldırırız. İran dursun. Bu sorunun ortadan kalkması için İran’ın ortadan kalkmasına gerek yok. Sorun ortadan kalkarsa İran durur. Dolayısıyla sorunu ortadan kaldıralım. İran karşıtlığına gerek yok.

 

(“Amerika’daki evleri nasıl buluyorsunuz?” izleyici sorusu)

Amerika’daki evler gayet güzel. Bahçesi olmaz Türkiye’deki evlerin, betondan olur, iç içe olur, dikenli teller olur, yüksek duvarlar olur. Amerika’da ne olur? Dikenli tel göremezsin, yüksek duvar göremezsin. Geniş bahçeler olur herkes birbirini ziyarete gider. Amerika’da muazzam bir dostluk ve arkadaşlık anlayışı vardır. Herkes iyi niyetin, sevecenliğin peşindedir. Herkes birbirine kibar, saygılıdır Amerika’da. Komşuluk ilişkileri vardır, herkes birbirine selam verir kibar insanlardır. Amerikan rüyası diye onun için deniyor. Yani insan kalitesi yüksek. Bozmaya çalışmalarına rağmen onu bozamadılar. Mesela pazar günü kiliseye giderler. Çocukları birbirlerini severler, çocukları birbiriyle arkadaştırlar. Hemen hemen hiçbir evin duvarı yok dümdüzdür. Kapılar birinci katta istediğin gibi içeri açar girersin. Kapı kilitleme de yok onlarda birçoğunda. Timsah bile kafasını sokup giriyor evin içine. Bir dostluk ve güven sistemi var. Bunun Türkiye’de de böyle olması lazım. Türkiye’de gelenekçi Ortodoks sistem ve Darwinizm halkı iki yönden kıskaca aldı.

 

(Sayın Devlet Bahçeli az önce bir basın toplantısı düzenledi. Ve Kandil’in dümdüz edilmesi gerektiğini ve milletçe ayağa kalkmamız gerektiğini söyledi. “PKK’ya karşı İran’la operasyon hazırlığı bize göre olumludur. Kandil, Sincar yok edilmelidir. Kandil dümdüz edilmelidir. Medya yanlı, ihanet canlı, ilkesizlik kaslı, demokratik kurum ve kurallar paslıdır. Dağılmamızı istiyorlar, birbirimize küsmemizi umuyorlar. Tük milletinin seri katillere pabuç bırakacak acziyet ve zayıflık içinde olmadığı kısa sürede gösterilmeli, gereği neyse yapılmalıdır. Ya şimdi vatan diye haykıracağız ya da sonsuza kadar sinip kaçanlardan sayılacağız.”)

Çok güzel konuşmuş. Tarihi güzel konuşmalarından birisi daha Sayın Bahçeli’nin. Dümdüz yani ova haline getirilsin diyor, güzel. Bu benim ünlü sözümdür biliyorsunuz. Kandil dağlık bölge. Ben ne dedim? “Dağlık bölgeyi ova haline getirelim” dedim. Tabii Kandil’i dümdüz etsek bile PKK sorunu hallolmaz. Çünkü İngiliz derin devleti deccaliyet durduğu müddetçe deccalın orduları Türkiye’ye sürekli saldıracaktır. Deccalın tepelenmesi gerekiyor, deccalın tepelenmesi için de Hz. Mehdi (as)’ın zahir olması gerekiyor ve Hz. İsa Mesih (as)’ın zahir olması.

 

(“Atatürk klasik sol görüşlü müydü?” izleyici sorusu)

Atatürk klasik sol ve sağın karışımıdır. Atatürk aynı zamanda ülkücüdür biliyorsunuz. O zamanlar Türk parasının üstünde bozkurt vardı. Atatürk yaman ülkücüdür, Turan düşüncesini savunan bir insandır. İslam aleminin birleşmesini isteyen bir insandır. Ama sırf özel sektörle o dönemde olmayacağını bildiği için devletçiliğin de gerektiğine inanmıştır. Haklıydı. Ama genelde sağ ağırlıklıdır tabii Atatürk’ün görüşü.

 

İslam ile Hayatın Arasını O Kadar Açtılar ki Camideki İnşaAllah der Ama Plajdaki, Üniversitedeki, Eğlence Yerindeki Demez İmajı Oluşturdular

Müslümanlarla insanların yani hayatın arasını öyle bir açtılar ki, Müslüman “inşaAllah, amin” der ama gazinodaki demez, diskodaki demez, düğündeki demez, plajdaki demez, lüks semtlerdeki demez, yüksek okullarda olanlar demez. Neredeki der; bodrum katlarda namaz kılanlar der, bodrum katlarda yerde yemek yiyenler der. Din sadece onların yaşayabileceği gibi bir şeydir, halkın arasında böyle bir şey olmaz. Sokakta, Etiler’de, Ulus Mahallesi’nde, lüks pastanelerde, restoranlarda, kaliteli yerlerde Allah anılmaz diye düşünüyorlardı, biz bunu kırdık. Allah’ın dünyanın her yerinde anılacağını gösterdik sorun bu. Şu anki reaksiyonun nedeni de o başka bir şey değil.

 

(Dün NTV canlı yayına konuk olan Kılıçdaroğlu, 2019 yılında gösterecekleri cumhurbaşkanı adayının da Suriyelileri göndermekte kararlı bir kişi olacağını ifade etti. Şöyle söylüyor: “Cumhurbaşkanı adayı ‘ben Suriye’ye barışı getireceğim ve bütün Suriyelileri kendi ülkelerine göndereceğim’ diyecek.”)

Barışı getirecek. Önce barışı getirsin, Suriye’yi tamir etsin o zaman onlar zaten gider. Onların göndermesine gerek yok. Suriye’de savaşı durdursun barışı getirsin, Suriye’yi imar etsin, Suriyeliler zaten ona sormadan süratle giderler. Herkes evine gitmek ister, vatanına gitmek ister. Ama sırasıyla tabii her şey.

 

Derin Düşünen İnsan Sayısı Azdır. Bu Yüzden Bir Çok İnsanın Dini Yorumlaması da Derin Olmaz. Kendisi Dans Eder Ama Müslüman Edemez Der

Türkiye’de de İslam Alemi’nde de insanların düşünme ufku o kadar geniş olmuyor. Yani büyük düşünen, derin düşünen insan sayısı azdır. Avami düşünür insan, avam denir zaten, dini yorumlamalar da avami olur, insanları yorumlamalar da avami olur. Mesela dans eden adam dansı çirkin görüyor. Avami. “Niye?” diyorsun. “Sen Müslümansın çünkü senin dans etmemen lazım.” diyor. Dekolte giyen adam “ Ben” diyor “sizin tavrınızı hiç benimsemiyorum.”, “Niye?” Ama dekolte kendi. “Siz Müslümansınız olmaz.” diyor. “Sen Müslüman değil misin?” diyoruz. “Elhamdülillah ben de Müslümanım” diyor. Kardeşim bu nasıl bir mantıktır yani? Avami ve çok sıradan bakış açısından kaynaklanıyor bu yani yüzeysel bakmaktan kaynaklanıyor. İşin doğrusu çocuksu kıskançlıklardan başka bir şey değil.

 

Samimi Sevgiyi Ancak Yüksek Akla, Yüksek Karaktere, Samimiyete Sahip Olan Takdir Edebilir. Bu Yüzden Halkın Çoğu Güzel Yaşayanları Kıskanır

Kadın erkeği sever tamam ama teke tek. Sever ve şartlıdır yani onun kurallarına uyması şartıyladır. Efendim, işte maddi yönden desteklemesi gerekir, gönlünü yapması gerekir, onu gezdirmesi yedirmesi gerekir. Ona çok iyi davranması gerekir telefonla sık sık onu araması gerekir. O şartları dengede tutması gerekir. Buna rağmen zor gider bu işler bu çok zordur. Yani evliliklerde de kız erkek ilişkilerinde de çok zordur. Genel anlamda herkeste demiyorum ama bir kısmında böyledir. Bu acı bir gerçektir bunu herkes bilir. Ama burada çok ideal bir sevgi anlayışı olunca insanlar en çok sevgiyi kıskanırlar bu çok ağırlarına gidiyor. Yani bu kadar tutkuyla kadınların bir kişiyi bu kadar çok sevmesi dünyada rastlanan bir şey değil. Yani sarsıcı olan bu. Yoksa burada müzik olmuş, dekolte olmuş hiç fark etmez. Adamlar her yerde dini program yapılıyor arkasından şarkılı türkülü konuşuyorlar. Her dini programda kadınlar dekolte oluyor büyük bölümünde. Hoca efendilerle konuşuyor, hocalar sonra orada dururken şarkı söylemeye başlıyor müzik oluyor. Dolayısıyla öyle bir konu yok. Alışılmayan şey sevgidir. Yani insanların en kıskandığı şey sevgidir. Hatta çocuklar bile sevgiyi kıskanırlar. Küçük çocuklarda bile olur. Ve bu kadar kaliteli güzel insan. İnsanlar o kadar kaliteli pek olmazlar. Mesela evli oluyor ama karısı güzel olmuyor adamın. Adam da kadına güzel gelmiyor zaten biraz itici geliyor. Birçok insan evliliğini zoraki sürdürür. Sevgi de değildir de artık mecburi bir alışkanlık olarak sürdürür. Ama burada böyle kaliteli bir sevgiyi gördüğünde bu onun çok ağırına gider kızdırır. Yani nasıl desteklesin, ne desin? “Ne kadar güzel yaşıyorsunuz” mu desin? Yapacağı şey daha ilkel duygularla olması gerekir. Yani avami insanlardan yani orta sıradan demeyeyim de nasıl diyelim? Evet sıradan bir insanın yapacağı şey klasik kıskanmadır. Yani takdir nasıl etsin? Edemez. Ona gücü yetmez. Onun için yüksek bir kişilik gerekir. Yüksek bir ruh gerekir.

 

(Sayın Devlet Bahçeli konuşmasında Barzani’nin referandum yapmasının savaş sebebi olacağını şöyle ifade etti. “Referandum hazırlığının sonuna kadar karşısında yer alınmalıdır. Bu referandum Kürdistan provasıdır. Türkiye için gerekirse de savaş sebebi sayılmalıdır. Peşmerge yönetimi Türki milletinin sabrını daha fazla zorlamaktan vazgeçmelidir. Eğer ki milli bekamıza yönelmiş tehditler yok edilmezse savunma güçlükleri karşımıza çıkacaktır.”)

Sayın Bahçeli’yi severim çok saygı duyarım ama bu üsluptan ziyade ikna edilebilir bir insan karşımızda var görüntüsü versek daha iyi olur diye düşünüyorum. Yani sert bir üslup gereksiz yere o kişileri karşımıza almamıza sebep olur ve onlar da PKK’ya yanaşırlar bu sefer. Böyle değil de Türkiye dostu olduklarını onlara ısrarla vurgulayarak, şefkat göstererek sürekli kendi yanımızda tutmamız gerekiyor. Böyle bir sert üslupta PKK ile ittifak etmeleri an meselesi olur bu da çok riskli olur. Çünkü Türkiye bir atağa geçerse PKK ile işbirliği yapmaya mecbur hissederler kendilerini düşünebilirler bunu yani bunu rahatça ikna edilebilirler bu da akılcı olmaz. Sayın Bahçeli’nin basiretine, ferasetine, dirayetine inanıyorum güveniyorum ama bu yönde değerlendirmesinin daha uygun olacağını düşünüyorum.

 

Atatürk Dindar Bir Delikanlıydı, Haklı Olarak Bağnazlığa Karşıydı. Kuran Müslümanlığını Savunan Bir İnsandı

Atatürk’ün ideal bulduğu gençlik biziz. Atatürk’ün idealindeki gençlik modeli biziz. Bunu Atatürk’ü en iyi bilen insanlar söyledi bize, Atatürk’ün yanında olan bizzat yaşayan insanlar söylediler. Dolayısıyla Atatürk’ü iyi tanıyan, bizi iyi tanıyan hemen meseleyi anlar. Çünkü Atatürk Kuran Müslümanlığını savunuyordu. Sanatı, estetiği, kültürü, dansı, eğlenceyi, huzuru, kaliteyi, güzelliği istiyordu. Atatürk ile tam örtüşen bir din anlayışına sahibiz. Ama Atatürk’ü bazıları dinsiz bilir o çok büyük bir hata. Atatürk çok dindar bir insandı. İmam hatip okullarını kurdu, ilahiyat fakültelerini kurdu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdu, yüz binlerce Kuran dağıttı Anadolu’da. Bizim Atatürk’ün ideal gördüğü gençlik gelecekte beklediği gençlik olduğumuzu söyleyen kimdi? Cemal Kutay. Cemal Kutay Atatürk’ü en iyi bilen insandır.

 

(Star Yazarı Fadime Özkan şöyle bir yazı yazdı; “Cumhurbaşkanı Erdoğan adına etrafa ayar veren, onun sözcüsü gibi konuşan tiplerden dolayı AK Parti içinde büyük bir rahatsızlık vardı. Hatta Cumhurbaşkanı’na bu konuda şikâyetler iletiliyordu. Onun da bahsi geçen kişilerle ilgili; “Tanımıyorum, bir kez gördüm. Benim adıma konuşamaz” dediği biliniyordu. Bu nedenle Sayın Erdoğan'ın “Racon” açıklaması, parti içinde büyük bir rahatlamaya sebep oldu.”)

Tayyip Hoca aslında daha önce de söyledi. Ben böyle densizlik yapan birini söylemiştim. Sonra Tayyip Hoca dedi ki; “Benim adıma çıkıp” böyle, racon demedi ama, “Benim adıma konuşanlar geçersizdir” dedi, daha önce söylemişti. Artık mızrak çuvala sığmayacak hale gelince peş peşe ataklar yapmaya başladılar İngiliz yanlısı tipler. Gece gündüz bilmişlik yaparak millete tepeden bakıp konuşmaya başlayınca, Tayyip Hocam da gereken açıklamayı yaptı ve bunların işini bitirdi işin doğrusu, kökten bitirdi.

 

Kadın Hak Edilmesi Gereken Nazenin Bir Güzelliktir. Onu Hak Etmenin Yollarını Arayacaksın, Bir Sanat Eserine Yaklaşır Gibi Yaklaşacaksın

Bir kere kadın bir sanat eseridir. Allah’ın yarattığı muhteşem bir sanattır. Çok nazenin varlıklardır. Kendinle onu kıyaslama. Kadın hak edilmesi gereken muhteşem bir nimettir. Bunu bu şekilde göreceksin. Onu hak etmenin yolunu arayacaksın. Mesela kaşıkçı elması var. Neler çekmişler onu elde etmek için. Kadın da elmastan çok çok değerlidir. Empatiye gerek var diyorsun ama şimdi kadın sana göre dezavantajlı. Bir kere sen erkeksin gece çıkabiliyorsun o çıkamıyor. İstediğin işe girebiliyorsun o giremiyor.  Erkek cinsellik ile ilgili bir şey yaptı mıydı övünüyor. Kadın mahalleden, şehirden aforoz edilmesi gönderilmesi gereken bir varlık haline geliyor. Ve feci şekilde eziliyor yani her yerden dezavantajlı. Bir kere inanç ve felsefe olarak dezavantajlı. Gelenekçi İslam’ın karşısında çok zor durumda. Ne diyor adam? “Yarım” diyor. Yani “insanla (haşa) hayvan karışımı bir şey” diyor. Ve “her söylediğinin tersini yapın” diyor. “Döverek deşarj olun” diyor. “Dövün ferahlarsınız” diyor. “Dövdükçe açılırsınız” diyor. “Sinirleriniz varsa tepenizde gidin ağzını burnunu kırın dövün rahatlarsınız” diyor. Nerden baksan bela sarmış kadınları. Darwinist düşünceye bakıyoruz Darwin diyor ki: “köpekten daha iyidir” diyor ve “evrimini tamamlamamış (haşa) bir hayvandır kadın” diyor. “Evrimi yarım kalmıştır” diyor. “Erkeğin tamamlanmıştır ama o yarım kalmıştır” diyor. Şimdi bu kadar belanın içinde boğuşan bu muhteşem varlıklar, şeytanın oyununa getirilmek istenen ve ezilmek istenen dehşetli bir şeytani savaş açılmış bu sanat eseri olan bu yüce varlıklarla sen konuşurken onların o dezavantajını düşünerek çok koruyucu, merhametli, şefkatli ve onların yönünden olaya bakacaksın. Egoist bakmayacaksın. Egoistliği bir kenara bırakacaksın. Sadece onları o belanın içinden kurtarmaya çalışacaksın.

 

Evlilik Et Kemikle Maddiyat Yapılır Ruhla Yapılmazsa O Evlilikte Hiçbir Zaman Mutluluk Sevinç Olmaz

Bazı evliliklerde etle evleniyor, kemikle evleniyor. Bakıyor iki tane bacağı var, iki tane de kolu var. Onun için bir şey ifade etmiyor yani ruhuyla evlenmiyor. Tutkuyla, aşkla evlenmiyor, derinlikle evlenmiyor. Bakıyor, merak ediyor onu zaten, bir şey yok; iki tane göğüs, iki tane de bacak. “Ben hata yapmışım” diyor adam. Yine tekrarlıyor. “Yine hata yapmışım” diyor. Çünkü insan tutkuyla, aşkla, ruhla evlenir. Onlar tutkuyla, aşkla, ruhla evlenmiyor. Etle evleniyor. Etle evlendi mi etten soğuyor tabii ki. Hepsi için demiyorum ama büyük kısmı öyle.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257440/sayin-adnan-oktarin-24-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257440/sayin-adnan-oktarin-24-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170824t_10.jpgWed, 13 Sep 2017 07:41:51 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 23 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 23 Ağustos 2017

 

İngilizlerin Türk milletine verdiği zararlar:

(İstanbul’u Türk şehriyken tarihte sadece İngilizler işgal ettiler. Yunanistan’ı kışkırtıp silahlandırdılar ve Anadolu’yu bu şekilde işgal ettirdi İngilizler. Sykes-Picot Anlaşması’yla Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaştılar. Osmanlı Devletini borçlandırarak ekonomik sömürge haline getirdiler. 100 yıl boyunca borç ve faiz ödemek durumunda kaldık. İngilizler Mısır’ı borçlandırarak kendi kontrolüne de almışlardı, Süveyş Kanalı’na el koymuşlardı. Yine Kudüs’ü Müslümanlardan ele geçirerek işgal etmişlerdi İngilizler. Avrupa’da yaklaşık 100 yıldır devam eden Türk düşmanlığının kaynağı da İngiliz propagandası, halen devam etmekte olan. İngilizler PKK’nın kuruluşuna destek oldu, finanse ederek silahlandırdı. Abdullah Öcalan da bunu söylüyor zaten “bizi İngilizler kurdu” diye. PYD saflarında halen birçok İngiliz asker savaşıyor PKK-PYD saflarında. Arapları ve Yahudileri İngilizler ayrı ayrı destekleyerek 100 yıldır devam eden savaşı başlattılar. Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi’ni kullanarak radikal terörü Müslüman dünyasına soktular. İngilizler Çanakkale’de 250 bin Türk’ü şehit ettiler. Arap Yarımadası’nı yönetmek için Şii-Sünni çatışmasını oluşturdu İngilizler. Türkiye’de 1960 ve 1971 ihtilallerini İngilizler organize etti. İran’da Musaddık’ı deviren, 1953 darbesini yine İngilizler yaptı. Tony Blair Amerika’nın Irak’ı işgalini sağlayan sahte belgeleri üretti. Musul ve Kerkük’te katliamlar yaparak Türk sınırları içinde kalmasını engelledi bu iki şehrin. Osmanlı’yla Rusya’yı sürekli savaştırarak güçsüzleştirdiler. Osmanlı’nın Rus savaşlarını kaybetmesindeki, ordusundaki İngiliz komutanlar sebep oldular. Arap dünyasını Osmanlı aleyhine ayaklandırarak Müslümanlar arasına fitne soktular İngilizler. Kıbrıs’ı hileye elimizden aldılar. Osmanlı yöneticileri arasındaki adamlarıyla sürekli bir iç çatışma ortamı oluşturdular. Birçok radikal terör örgütünü kurdu, İngiltere’de barındırdı ve kullandı. El-Kaide, Müslüman Kardeşler ve DAEŞ gibi.)

Darwin de bunu söylüyor, Türk ırkına karşı nefreti ifade eden yazıları var ve bu İngiltere’de ve dünyanın her tarafında gençlere, insanlara bu öğretiliyor. Ve kendi ileri gelenlerinden Türkler aleyhine sözleri var, onları da her yerde herkese öğretiyorlar.

250 bin Türk’ü Çanakkale’de şehit ediyor “biz Türk dostuyuz” diyor “biz size ne yaptık ki bir şey yok” diyor. 250 bin aslanımızı şehit ediyor adam, keyif için geliyor 250 bin kişiyi şehit ediyor çekip-gidiyor.

Bu El-Ezher’i Darwinizm’in kalesi haline getiren de yine İngilizler. El-Ezher Üniversitesi güya şeriat üniversitesi Darwinizm’in en güçlü kalesi Mısır’da. El-Ezher Üniversitesi en yoğun Darwinizm’in savunulduğu yer.

 

(“İslam barış anlamına gelmesine rağmen neden İslam coğrafyasında barış yoktur?” izleyici sorusu)

Çünkü deccal bütün İslam ülkelerini yani İngiliz derin devleti allak-bullak etti, hallaç pamuğu gibi attı. Her yere adamlarını soktu, bak görüyorsunuz Türkiye’nin neresine baksak İngiliz derin devletinin adamlarıyla karşılaşıyoruz. FETÖ’cüler, PKK’cılar, IŞİD’çiler her yerde varlar. Bu işte deccalın ileri karakolları. Deccaliyet diye buna deniyor. Dünyayı dinsiz yaptılar ve Müslüman alemini paramparça yaptılar, insanları mutsuz yaptılar. Sanatı, estetiği, kültürü, güzelliği yok ettiler. Hem gelenekçi Ortodoks Müslümanların İslam anlayışını kullanıyorlar, hem Darwinizm’i kullanıyorlar. İki kanaldan halkı mahvediyorlar. Bir yandan ateist-materyalist sistemle, bir yandan da gelenekçi Ortodoks sistemin acımasız, sevgisiz, merhametsiz felsefesiyle insanları bir açmaza, ızdıraba ve acıya doğru sürüklüyorlar. İşte buna deccaliyet diyoruz.

 

Münafık Konuştuğunda Dinden İmandan Bahseder Ama Hayatında Din Yoktur. Camide Gider Kapanır, Homoseksüellerin Arasında Bambaşka Olur

Mümin ümit arasındadır tabii galibane cenneti umar, cehennemi de bir risk olarak görür ve sürekli hareketlerine dikkat eder. Ama münafık için cennet veya cehennem diye bir konu olmadığı için hiç önemsemez. Yani öyle bir konusu hiç yoktur münafığın. Ama konuştuğunda duruma göre dinden imandan bahseder. Camiye gider kapanır, plaja gider başka türlü olur, gazinoya gider başka türlü olur, homoseksüellerin içine gider başka türlü olur. Yani münafık her coğrafyaya göre, her ortama göre sürekli şekil değiştirir. Yani bütün karakterini, tavrını, davranışını değiştirir. Bazı yerlerde çok sinirli görünür, bazı yerlerde çok seviyor gösterir, bazen filozof olduğu imasında bulunur, oradan buradan duyduğu okuduğu şeylerle dine muhalif yeni bir din çıkartır. Münafıkların ana özelliğidir bu. Kuran’la konuşmaz yahut Kuran’ı kendine göre yorumlamak ister yani kendi pis çıkarlarına göre değerlendirmek ister. Eğer oradan kuvvet bulamazsa Kuran’dan o zaman oradan buradan dinsizlerin, imansızların, homoseksüellerin yazdıklarından kendine yeni bir din daha oluşturur. Münafığın dini sürekli gelişir, bir dinsizlik dinidir münafığın dini. İlavelerle felsefi açıklamalarla, kendi kafasından yorumlarla onu kendi isteğine göre, kendi mantığına göre yerleştirir ve oturtur. Din münafığa göre şekillenir münafıkta. Yani o, dine göre şekillenmez, din ona göre şekillenir, münafığa göre şekillenir. Onun menfaati neyse din o şekli alır onun uydurma dininde. Felsefeyi kullanır, onun bunun konuştuklarını kullanır ve çokbilmiş, züppe ve ukala bir üslupla akıl vererek dünyanın en dürüst, en iyi insanı görünümünde -şeytan da öyledir biliyorsunuz- etrafa nasihatler ederek o pis yolunda, o pis ortamında ilerlemeye devam eder. Ama imanın nuruyla bakan hemen onun pisliğini görür ayrı mesele.

 

Allah Dürüst ve Samimi Olmamızı İstiyor. Samimi Dürüst Olan Zaten Bir Yaratan Olduğunu Açıkça görür

Kamil iman izafi bir şey, insanlar onu anlayamazlar. Allah’ın istediği bir iman şekli var, dürüst, samimi olmayı istiyor Allah. Samimi, dürüst olduğunda zaten bir Yaratan olduğunu anlarsın, aksi mümkün değil görülüyor yani çok açık. Alenen yalan oluyor aksi ve vicdansızlık olur, buna iman deniyor. Yaratan olduğunu görüp-anlamaya, canlılardan, kendinden baktı mı anlaşılıyor anlaşılmayacak bir yönü yok ki. Aksi mümkün değil. Sıfır akıl bunu yapar mı? Yapmaz. Makul düşünen bir adam bir insan ne yapar? Bir olağanüstü güç olduğu görülüyor. Buna inandığında, bu büyük güce, bu yüce güce inandığında buna iman denir. Ve bu Yaratan da insanları başıboş bırakmaz, bir amacı olur, “ne yapıyorsanız yapın” demez Allah. “Kırın, ezin, kesin birbirinizi ne yapıyorsanız yapın” demez. Zaten ilahlık vasfına uygun olmaz o ve bizden habersiz olmayacağı mümkün olmayacağına göre o zaman din hak olmuş oluyor. Dine inanıp samimi vicdanını kullandığında, dürüst vicdanını, samimi vicdanını kullandığında Allah hayatını yani o görüntüyü daha netleştirerek devam ettiriyor. Öbür türlü o adamın görüntüsü cehennemde oluşuyor. Ama o onu algılayacak yani bizim anladığımız anlamda algılayacak durumda olmuyor, ölü onlar. Normal açık şuurla bir insan zaten mutlaka iman eder, iman eden de mutlaka cennete gider. Allah diyor zaten “Ben ne yapayım sizin azabınızla?” diyor. Sonsuz akıllı olan Allah “Ben istemiyorum azap” diyor “ama gerektiği için bunu yaratıyorum” diyor “Benden bu söz geçtiği için yapıyorum” diyor. Yoksa Allah’ın beğendiği bir şey değil cehennem. Ama cennet için gerekiyor, cenneti kaliteli hale getirmek için cehennem gerekiyor, zıtlık gerekiyor o yüzdendir başka bir açıklaması yok.

 

(Duran Kalkan, “HDP ile CHP işbirliği yapmazsa Erdoğan’a karşı kazanamazlar” dedi. Toplum dirilişe sevk edilmeli. Eğer Kılıçdaroğlu Tayyip Erdoğan’ın karşına çıkarsa Erdoğan yine kazanır. Kılıçdaroğlu iyi bir insan olabilir ama Erdoğan karşısında ona seçim kazandırmazlar. CHP gerçekten seçimi kazanmak istiyorsa uygun bir aday bulmalıdır” dedi.)

Uygun aday ne yapacak ki, kimi bulacak? Herkes ortada görüyoruz yani. Varsa öyle bir aday zaten çoktan ortaya çıkardı. Adayı Allah çıkarır. Tayyip Hoca gibi samimi, dürüst birisini bulursalar tamam. Yani İttihad-ı İslam için uğraşan, İngiliz derin devletine karşı olan, özü sözü doğru yiğit delikanlı böyle kabadayı, ehli vicdan, Allah’tan korkan, dinin gereklerini yapan, muttaki, millete tepeden bakmayan, züppeliğe karşı olan, İngiliz derin devletiyle ustaca mücadele eden bir delikanlı veyahut bir baba bulurlarsa tamamdır. Tayyip Hoca illa benim demiyor ki. Başkası yapamadığı için yapıyor mecburen yapıyor yani. Yapan olsa o da onu destekler zaten. Nesine lazım? Allah için yapıyor o, makam mevkiinin meraklısı değil Tayyip Hocam. Bu kadar hakaret bilmem ne belanın içinde, otuz kere öldürmeye kalktılar, şehit etmeye kalktılar. Rahat hayatını yaşardı, belediye başkanı da olmadan rahat hayatını yaşardı hiçbir şeye ihtiyacı yok. Bir karnı bir sırtı nihayetinde, dünyadan da alıp-veremediği yok onun. Bir tabak yemek olsun, yatacak bir yer olsun yeter ne yapacak? Eğlence insanı değil o dünyayla alıp-veremediği yok. Dolayısıyla öyle birini bulursalar biz görürüz. Görürüz ve onlardan önce söyleriz zaten.

 

(“Okullarda sanata ve sanatçıya önem veren dersler neden görülmüyor?” izleyici sorusu)

Sanat, sanatçı, kalite, güzellik bu konuda ders olması lazım. Mesela sanat dersinde kaliteyi de anlatabilirler, estetiği de anlatabilirler, güzelliği de anlatabilirler her şeyi anlatabilirler. Sanat dersi olsun. Ama bunun tabii her yerde yapılması lazım. Önce sanat ve kalite bakanlığı kurulması lazım. Asıl devlet politikası olarak uygulanırsa zaten onun dersine bile gerek kalmaz. Çünkü radyolar, televizyonlar her şey o bakanlığın emrinde olacağı için muazzam propagandayla gençlik kısa sürede sanat konusunda eğitilir ve sanatçı desteklenir ve sanat desteklenir. O zaman her şey çok mükemmel olur, hayatın anlamı zenginleşir güzelleşir tam rayına oturur her şey.

 

Sanatçıların Neredeyse Hiçbirinin Adı Bile Duyulmuyor. Türkiye'yi Renklendiren, Güzelleştiren Tüm Sanatçıların Hem Gündem Olması Şart

Ferdi Tayfur gerçek sanatçı, mükemmel parçaları bayağı güzel. Ama değeri biliniyor mu? Pek bilinmiyor. Adı-sanı da duyulmuyor, duyuyor musunuz şu an? Ancak Allah ömrünü uzun etsin vefat ettiğinde bir günlük falan işte “kaybettik” o kadar. Halbuki bayağı gündemde olması gereken çok değerli bir sanatçı. Yani hiçbirinin adını duymuyoruz. İbrahim Tatlıses mesela Türkiye’yi renklendiren, süsleyen bir insan onun da adı duyulmuyor. Bilmiyorum ya ben duymuyorum, ben hiç görmüyorum. Türkiye’ye bu yakışmıyor, bunun bir an önce hallolması lazım. Bu değerli sanatçılar gündem olması lazım ve biz bunları şarkılarıyla, sanatıyla yeniden duymamız gerekir. Yaşlanmış olmaları bizim onları unutmamızı da gerektirmez. Yaşlanırsalar daha çok yad etmemiz, daha desteklememiz gerekir. Yaşlanınca genellikle unutma yanlısı oluyorlar hiç bahsedilmiyor. Vefat edince hayretle duyuyorlar diyorlar “Aa var mıydı böyle bir sanatçı?” diyorlar. Bu çok ürkütücü böyle şey olmaz. Bu vefaya yakışmaz.

 

Dünyanın Tüm Ömrü Sonsuz Kısa Zaman İçinde Yaşanmış ve Bitmiştir. Kader Sonsuz Uzun Zamanın Sonsuz Kısa Zaman İçinde Bitmiş Olmasıdır

Sonsuzluk var. Soruyorum, mantıklı bulmuyorsunuz sonsuzluğu, sonu yok. Kader, mesela bütün dünyanın ömrü bir an içinde olup-bitmiş. Yani sonsuz kısa zamanda sonsuz uzun zaman olup-bitmiş. Ama sen kendin karar verdin onu söyleyeyim. Kaderindeydi, bunu anlayabildin mi? Anlayamaman, peki bunu anlamak mümkün mü? Sonsuz uzun zamanın sonsuz kısa zaman içinde olup bitmesi ne kadar mantıklı? Tabii ki aklımız almaz bunu. Ama fizik açısından bu doğru, fizik bilimi açısından doğru bu, modern fizik açısından doğru. Modern fiziği anlayabiliyor musun? Anlayamıyorsun ama var doğru. Her şey izafi, izafi fizik, izafiyet teorisini anlattığında Einstein adamların aklı durmuştu olur mu falan diye ama doğru dediği. Akıl almaz ama bilim açısından doğru.

 

(“Evde hayvan bakımı nasıl olmalı?” izleyici sorusu)

Ona bir ayrı oda tutulması lazım. Her gün ultraviyole olması lazım. Havalandırma ve sık sık elektrik süpürgesiyle süpürülmesi ve antiseptik bir maddeyle de her yerin silinmesi gerekiyor. Öbür türlü hayvan için de, yaşayanlar için de çok tehlikeli. Çünkü hayvan normalde doğada yaşar, dışarıda yaşar bakteri tehlikesi de olmaz ama kapalı yerde o bakteriye mahkum oluyor o hayvan. Yani sürekli aynı yerde kalıyor o yüzden riskli. Çok steril olmasına dikkat etmek gerekiyor.

 

Kuran'da Abdest Çok Kolay ve Sadedir. Allah Abdesti Tek Bir Ayette Anlatıyor

Gusül abdestini yanlış alma diye bir şey olmaz. O, gelenekçi Ortodoksların uydurması. Duş alıp çıkarsan gusül abdesti almış olursun. Yani normal yıkanırsın, her gün yıkandığın gibi yıkandığında. Allah diyor ki “Yıkanın” diyor o kadar Kuran’da “Yıkanın” yıkanıp çıktığında gusül abdesti almış olursun. Yok üç kere sağ omzuna, yok üç kere sol omzuna, üç kere kafadan, üç kere sırtından; böyle bir şey yok. Bunlar tamamen gelenekçi hurafeler. Böyle bir şey olmaz. Olması için de sebep yok. Kuran’da ne diyor? “Girin yıkanın” diyor Allah. “Yıkanın, her zaman yıkandığınız gibi yıkanın.” İlave yeni bir yıkanma şekli tarif etmiyor Kuran. Böyle uydurmalarla insanlara dini çok zor hale getiriyorlar ve içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Adam iki saat eziyet ediyor banyonun içinde avucuna suyu dolduruyor omzuna suyu atıyor, bir daha atıyor, bir daha atıyor. Garip garip hareketler. Önü sonu yok. Yok öyle şey, olması için bir sebep de yok.

 

Vicdanıyla Değil Mantığıyla Hareket Eden Mutlaka Yenilir Mutlaka Mağlup Olur. Vicdanıyla Hareket Eden Mağlup Gibi Görünür Ama Galip Olmuştur

Genç kızlarda da, delikanlılarda da ben bunu görüyorum. Hep mantıkla hareket ediyorlar, mantıkla hareket eden hep mutlaka yenilir. Mutlaka yenilir.  Mutlaka mağlup olur.  Yani bu Allah’ın bir sırrıdır. Farkına varamayacağı bir yerden yenilir sırtı yere gelir. Vicdanıyla hareket eden gelip olur. Vicdanıyla hareket eden mağlup olacak gibi görünür ama galip olur.  Bak o görünüme aldanmayacak, mağlup olduğunu zannettiği yerde galip olmuştur. Galip olduğunu zannettiği yerde de mağlup olur insan. Çok yanlış biliyorlar onu. Mesela genç kızlarda çok yaygın o. Hep mantıkla hareket ediyorlar ve mahvoluyorlar sonunda. Ve mahvolan insanlara hep bakın sorun hep mantığı ile hareket etmiştir. Vicdanıyla hareket edip de mahvolan bir tane insan göremezsiniz.

 

(Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bazı büyük kanallarda Katar’ın Türk askerlerinden rahatsızlık duyduğu yönünde bir kampanya başlatıldı hatta bazı medya organlarında “Türk askerleri Katar’da sokağa çıkma yasağı ilan etti” şeklinde yalan haber yayınlandı.) 

Ne alaka? Türk askeri aslandır ve Katar’da acayip seviliyorlar. Biz bizzat şahidiz. Bana hikaye anlatmasınlar.  Bizzat şahidiz. Acayip seviliyor. Katar halkı deli oluyorlar Türk dedin mi acayip muhabbet duyuyorlar ve çok güveniyorlar. En az otuz tane şahidim var. O çok büyük bir yalan. Aksi yani Katar’ın Türk askerinden rahatsız olduğu sözü çok büyük bir yalan. Türkleri her yerde bağırlarına basıyorlar. Her yerde çok seviyorlar. Her yerde de çok güveniyorlar, bu net.

 

(“Meleklerle arkadaş olunur mu?” izleyici sorusu)

Peygamberimiz (sav) arkadaştı Cibril (as) ile. İlk başta çok korktu mu diyeyim, ürktü mü diyeyim Peygamberimiz (sav) baygınlık geçirmişti Cebrail (as)’i gördüğünde yani “beni örtün beni örtün” diye koşarak gitti Resulullah (sav). Sonra karısı Hatice annemiz “o gördüğün Cibril-i Emin’di” dedi “sana müjdeler olsun Peygamber oldun” dedi. İlk peygamberliğini kabul eden hanım. İşte hanımların üstünlüğünü oradan anlayın. Sonra Peygamberimiz (sav)’le gayet rahat konuşmaya başladı Cibril (as) ile. Her konuda sohbet edip konuşuyordu. Dizini dizine dayayıp onunla mukabele yapıyordu Cibril. Sık sık Peygamberimiz (sav)’i ziyarete geliyordu. Bayağı alışmıştı Peygamberimiz (sav). İlk başta o kadar ürken Peygamber sonra onu çok makul gördü.

 

Başarıyı Nasip Eden Allah'tır. İnsan Hiçbir İşe Ben Yaparım Dememeli. Allah'ı Çok Severek, Allah'a Tam Güvenerek Başarılı Olunur

Hep Allah’la bağlantı, tek başına yapılacak hiçbir şey yok. Hiç kimse tek başına bir şey yapamaz. Buna çok dikkat edecek. Ben “başarılı olacağım, büyük iş adamı olacağım” kardeşim tek başına bir şey yapamazsın sen. Allah’ın yardımı ile yapabilirsin. Allah’a sığınacaksın Allah sana yaptıracak. Ben yaparım dersen bütün ömrün boyunca çırpınırsın ve hiçbir şey de yapamazsın. İnce düşünceli olmak, derin düşünceli olmak Allah’ın yardımıyla olur. Allah’a dua ederek Allah’ı çok severek, Biricik Sevgilimiz olan Allah’ı candan muhabbetle, candan bir aşkla severek sarılırsak O bize en güzel yolu gösterir.

 

Müminler İçin Ölüm Bayram Sevinci Gibidir. Mümin Ölüm Anında ve Sonrasında Hiçbir Sıkıntı Çekmez

Ölüm ve acı çekmekten insanların çekinmesinin nedeni ahirette zor bir durumla karşılaşacağını düşündüğü için ama müminler için sevinç, bayram havasındadır ölüm. Ölümün yaklaştığı anlarda da Müslümanda hiçbir şey olmaz. Göz ve gönül son derece ferah olacaktır. Zaten karşılamaya gelenlerin güzelliğinden bu anlaşılır. Güzel insanlarla güzel bir karşılama varsa zaten direkt cennete gidecek demektir o andan itibaren gönlü rahat olması lazım Müslümanın. Dolayısıyla bir korku ruhu, bir tedirginlik ruhu tabii ki insanlarda bilinmezlikten kaynaklanan bir vesvese tarzında oluyor. Allah’ı derin seven, Allah’tan derin korkan, kendini iyi hazırlayan bir insan böyle bir duyguya girmez. Allah Kendine yaklaştırmak için bu duyguyu veriyor yoksa bu olmasa insanlar Allah’a o kadar yaklaşmazlar. Ölümü ve ahireti de o kadar düşünmezler bunu düşündürmek için bu şart.

 

Zaman Geçmişe Göre Çok Hızlandı, Bu Ahir Zaman Alametlerinden Biri. İnsanların Zaman Algısı da Değişti

Ahir zamanda bu bir mucize. İnsanlar dikkatlice bakarlarsa bunu görebilirler. Benim çocukluğumdaki zamanla şu andaki zaman arasında akıl almaz bir fark var eskiden gün bitmezdi. Öğlenin olması çok büyük bir olaydı. Biz sabah kalkardık öğle bir türlü olmazdı, ikindi bir türlü olmazdı, akşam bir türlü gelmezdi, yatsı akıl almaz uzun bir vakitti. Bir de misafir gelirdi çok çok uzun vakit olurdu gün bitmezdi. Ama şu an sabah kalkıyoruz bir anda akşam oluyor. Yıldırım hızıyla geçiyor bu bir mucize algımız değişti, zaman algısı değişti.

 

(Sezai Aksakallı Paşa’nın Özel Kuvvetler Komutanlığı görevinden daha alt seviyede bir rütbeye atanması kırgınlık yarattı deniyordu. Mete Yarar bunun doğru olmadığını söyledi. “Aksakallı Paşa devlet kendisine ne görev verirse yapar. Onun itirazı sadece şunaydı; Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda kendi altında çok güvendiği operasyonlarda ve sahada tecrübeli Özel Kuvvet Tugay Komutanı vardı bunların ikisi de pasif denecek görevlere atandı buna itiraz etti. Bu ülkenin bu şekilde yetişmiş personellerini atıl pozisyonlarda kullanması doğru değil.” dedi.)

Telafi edilir bir dahaki seneye telafi ederiz inşaAllah. Kimse o kişiler söylesin tanıtsın Tayyip Hocam gereğini yapar. Hükümet gereğini yapar. Bir yıl dinlenmiş olurlar bir şey olmaz. Onda da bir hayır vardır hemen daha iyi bir üst göreve gelirler.

 

(Sık sık Afrika’ya gidip oradaki çocuklarda bir araya gelen Gamze Özçelik yardıma muhtaç çocuklar için bir dernek kurdu. Yakın zamanda evleneceği için hakkında sürekli gelinlik haberleri yapan gazetecilere de şöyle bir ricada bulundu; “Sürekli düğün, gelinlik haberleri yapmak yerine daha gerçekçi olsanız keşke. Kimseyi yadırgamıyorum ama gelinlik yerine yüzlerce çocuğu doyurur onlarca çocuğa da burs veririm. Evlenirsem de belediye nikahı yeterlidir” dedi.)

Canım benim o çocukcağızı öyle çok alçakça bir oyuna getirmeye kalktılar. Kılına zarar gelmedi. Gönlü çok rahat olsun herkes onu çok seviyor çok da saygı duyuyor değer veriyoruz. Bazen öyle örselendiklerini zannediyorlar, zedelendiklerini zannediyorlar hiçbir şekilde örselenmez ve zedelenmez sıfır etkisi bilakis biz onu daha çok sevdik, daha çok saygı duyduk, daha çok değer veriyoruz. Kalbinde en ufak bir fütur olmasın. Yeminle söyleyebilirim hiç gönlünde sıkıntı duymasın.

 

(“Küçük yaşta evlendirilen çocuklar hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

Küçük yaşta çocuk evlenmesi olmaz. Makul bir görüntü, makul bir bedene sahip olması lazım. Onun için de kanun on sekiz yaş demiş. Hakikaten doğru. On sekiz yaş en akılcı, en doğru olan yaş o. Yani on dokuzdan gün almış, akıl baliğ, ne yaptığını biliyor. Vücudu gelişmiş, olur ama çocuk yaşta her yönden riskli. Kanunen zaten olmaz da ama hadi olduğunu düşünelim bedenen onu kaldıramaz.

 

(Türkiye Yazarı Nuri Elibol, on generalin istifa dilekçesini hazırladığı iddialarını araştırmış. “İddialar doğru. Ancak söylenildiği gibi istifaları atamalardan duydukları rahatsızlık nedeniyle kendileri talep etmemiş. Komuta kademesinin talebiyle olmuş. İstifası istenen general ve amirallerin birinci derecede yakınları ByLock kullanıcısı çıkmış. Bu gerekçeyle istifa etmeleri telkin edilmiş” diyor.)

Olabilir. Mühim olan devletin bekası olacak. Devlet için insan her türlü fedakarlığı yapar. Bir de istifa zaten şerefsiz bir hareket de değil. Kötü bir hareket de değil. Ekonomik bir zarar verecek bir şey de yok. Devlet kuşkulandıysa ona saygı duymak lazım. Birinci dereceden yakını ByLock kullanmış. Şakası olmaz. Riskli bir şey. Yani devlet kendini yıkacak bir güce karşı, yıkmaya azmetmiş bir güce karşı kendini savunması, devlet olmasının bir vasfıdır. Buna kimse şaşırmaz. Anormal olan bir şey yok. En kapsamlı şekilde tedbir alınması lazım. Çok makul bu.

Allah Kendisi'ni Unutan, Kendisi'ni Sevmeyi İkinci Plana Atan Bir Dünyaya Huzur Vermez

Allah'ı seviyorum diyen insan, parmakla sayılır. Çok çok nadirdir. Allah Kendisi’nin sevilmesini istiyor. O zaman zaten burada yaşamanın anlamı yok. Yani dünyanın anlamı yok. Dünya Allah için hiç önemli bir yer değil. Sadece imtihan için önemli. Allah bizim sevgimize çok önem veriyor. Sevgimizi elde etmek için de her türlü ledüni uygulamayı yapar ve insanların yorumu da Allah'ı hiç ilgilendirmez. Yani seven Allah'ın haklı olduğunu bilir. Allah'ın neden doğru hareket ettiğini her düşünen hemen anlar. Allah'a isyan halinde, Allah'ı sevmiyor, Allah'a saygısı yok, sadece nimetlerini yiyip bitiriyor. Bela geldiğinde de “niye bela geldi?” dersen bu olmaz.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257439/sayin-adnan-oktarin-23-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257439/sayin-adnan-oktarin-23-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170823t_12.jpgWed, 13 Sep 2017 07:33:48 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 22 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 22 Ağustos 2017

 

(Yalnızca Kuzey Amerika’dan gözlemlenebilen tarihin en büyük güneş tutulması dün gece yaşandı. Benzer bir tutulma en son 1918’de gerçekleşmişti. Tutulmadan görüntüler var.)

Aynı gün de İstanbul’da Beykoz’da hortum oldu. “Bir şey olacak” dedim “önemli bir şey var” dedim. Hortum oldu da, hortum Beykoz’da niye oldu? Ne var o Beykoz’da ben onu anlayamadım. O kadar yerin içerisinde niye Beykoz? Kayalık alandır Beykoz.

 

(Ünlü Amerikan haber kanalı ABC’nin sunucusunun 26 Şubat 1979’daki güneş tutulmasıyla ilgili yaptığı konuşmasının videosu var Adnan Bey. 2017’de yaşanacak tutulma için dünyaya barış diliyor videoda.)

1979, Hz. Mehdi (as)’ın çıkış yılı. Bak bir; Hz. Mehdi (as)’ın çıkış yılında bir çıkıyor, iki; Mehdiyet’in geri dönülmez başarısının başlayacağı yılda çıkıyor. Bu yıldan itibaren tek yönlü olarak Mehdiyet gelişecek artık. Artık o orta denge gitti. Mehdiyet’in dışında hiçbir güç artık gelişemeyecek 2017’den itibaren. Hatta onu böyle hadislerden etkilenen astrologlar falan da söylüyorlar. Var mı onların açıklamaları?

 

(Astrolog Yazar Zeynep Turan’ın bir ifadesi var. 26 Şubat 2017’de güneş tutulması olmuştu ondan iki gün önceki konuşması: “Güneş balık burcunda tutulacak” diyor. “Bu bir dönemin kapanışını sonun başlangıcını temsil ediyor. Yeni bir döneme gireceğiz. Devlerin ringe inmesini temsil ediyor. Bu, dünyayı değil kainatı etkileyecek” diyor.)

Dev dediği Mehdiyet, Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa Mesih (as). Ringe inmesi yani deccaliyeti tepelemeleri. Deccalı manevi yumruklarla yerle bir etmeleri. Yani nakavt etmeleri, inşaAllah.

 

(Amerikan elçiliği Ruslara verilen vizeleri iptal ettiklerini açıklayınca, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov “Bu mantık renkli devrimleri organize edenlerin mantığı. Ve Amerika’nın eski Başkanı Barack Obama yönetiminin açık bir yansıması” dedi.)

Barack Obama homoseksüelliği destekleyen, İngiliz derin devletinin etkisinde olan komünist kökenli komünizmi savunan bir adam. Muazzam tahrip etti Amerikan devletini ve çekti gitti. O tahribat şu an bütün gücüyle devam ediyor. Her yere kendi adamlarını yerleştirdi. Bak, Trump’ın da başına bela oldu adamlar. Devleti kendi kafasındaki adamlarla doldurdu. Bu çok büyük bir sorun.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Kandil ve Sincar’a harekat yapma planıyla ilgili soruya tehdit unsuru haline gelmiş olan terör örgütlerine karşı İran’la müşterek hareketin yapılmasının her an gündemde olduğunu söyledi. “Nasıl bir çalışma yürütülür, bunun diplomatik boyutu ne olabilir bunların hepsini aramızda görüştük. Benim kabulümde de kendileriyle bunun daha geniş anlamda nasıl olması gerekir, çalışmalar devam edecek. Çünkü PKK terör örgütünün İran’daki ayağı biliyorsunuz PJAK. Bunların sürekli İran’a da bizlere de verdikleri zararlar var. Bu tehditler her iki ülkenin dayanışması halinde çok farklı bir şekilde çok daha kısa bir zamanda bir neticeye düşüncesinden hareketle bu çalışmaları yapıyoruz yapacağız” dedi.)

Tayyip Hocam İran’ı tam anlamıyla kucaklasın, mükemmel insanlar. Milletiyle, devletiyle, kişiliğiyle mükemmel insanlar. Ve Allah bize böyle mükemmel bir komşu vermiş, mükemmel bir dost vermiş, mükemmel arkadaş vermiş müthiş bir sevinç duymamız lazım, bayram etmemiz gerekir. Allah’a hamdolsun. Türkiye’nin doğusunda dev bir İslam devleti. Üstelik Kuran ahlakını kabul eden bir devlet ve ordusu güçlü, milleti imanlı, dürüst, vicdanlı mükemmel bir nimet. Bunun sevincini, heyecanını yaşayalım. Ürdün kendi evladımız, direkt bağrımıza basalım hiç beklemeyelim. Azerbaycan zaten onlar kalbimiz bizim. Ermenistan bizim bağrımızdan kopup-gitmiş evlatlarımız onları da bağrımıza basalım. Yunanistan, açalım sınırları, pasaportu-vizeyi kaldıralım hiç beklemeyelim. Ama İran, Azerbaycan hiç beklenmeyecek olaydır, derhal. Ürdün, hiç beklemeyelim.

 

(Dünya güreş şampiyonasında grekoromen stilde 85 kilo finalinde Alman Denis Maksymilian’ı 2-1 yenen milli güreşçi Metehan Başar altın madalya kazandı.)

Yalnız Metehan, maşaAllah tebrik ediyoruz seni, Allah ömrünü uzun etsin ama koçyiğidim aslanım 2-1 senin şanına yakışmaz, aldın mı çırpacaksın. Kucaklayıp direkt basacaksın tuşu yani. “Bu bizi kesmez” diyor Tayyip Hocam “künde istiyoruz senden” diyor. Geçenlerde iki-üç kere söyledim biliyorsunuz “güreş kündeyle olur asıl” dedim künde, bak aynısını söylüyor Tayyip Hocam da “senden künde istiyoruz” diyor. Başarılı künde istiyoruz, bastı mı kündeyi yapıştıracak.

 

(“Mevcut hükümet sizce yeterli mi?” izleyici sorusu)

Tabii ki yeterli değil ama ellerinden geleni yapıyorlar. Yani genç bir hükümet bu, genç bir parti. Ama çok aşkla şevkle çalışıyorlar. Tayyip Hoca sürekli yeniliyor yenileme çok önemli. O metal yorgunluğu dediği doğru. Ama “vefalıyız” diyor bak çok hayati bir noktayı yakalamış. Adalet Partisi’nde en büyük hata o olmuştu Doğru Yol Partisi’nde. Ben Tansu Çiller’e o zaman söylemiştim “Vefaya çok önem verin” dedim. Hiç önem vermedi, bütün eskileri gönderdi işe yaramaz gibi gördü. Doğru Yol Partisi haritadan silindi. Olmaz, bereketi olur. Hiçbir işe yaramasa da bereketi olur durur dursun kenarda, otursun sandalyede otursun yüzü görünsün yeter bereket getirir. Onun için vefa yönü Tayyip Hoca’nın güzel.

 

(“Bazı insanlar Allah’ın her şeyi bildiğini biliyor ama (haşa) Allah’a kafa tutuyor. Bu ne kadar mantıklı?” izleyici sorusu)

Yakışıklım, şu an münafıklar da Allah’a kafa tutuyorlar. Birçok dinsiz Allah’a kafa tutuyor, meydan okuyor biliyor Allah’ın gücünü. Yani bilinçaltında Allah’ın gücünü ve varlığını biliyor. Bildiği halde kafa tutuyor işte aynısı. Münafık bütün gücüyle Müslümanlara savaş açıyor, Allah’a savaş açıyor, gece-gündüz her türlü ahlaksızlığı yapar münafık, her türlü psikopatlığı yapar ama kendinin üstün ve akıllı olduğunu iddia eder. Şeytan da ne yapıyor? Allah’a savaş açıyor ama kendisinin üstün ve akıllı olduğunu iddia ediyor. Her münafıkta Allah’tan büyük olma azmi vardır. Her şeytanda da Allah’tan büyük olma düşüncesi vardır. Dolayısıyla bunda senin şaşacağın bir şey yok. İnsan şeytanlara baktığında hemen anlarsın. Yani onlar nasıl Allah’tan büyük olmayı göğsünü gere gere söylüyorlar görüyorsundur arkadaşlarında falan vardır konuşuyor adamlar. Kendisinin Allah’tan daha büyük olduğunu söylüyor, daha güçlü. Allah’a akıl veriyor “şöyle yapması lazım, böyle yapması lazım Allah” diyor. Sonsuz güç sahibi olduğunu bildiği halde. O zaman “ne kadar mantıklı” diyorsun. Hayatta yaşanıyor görüyorsun mantık her yere oturmuş. Adamların mantıksızlığı ayrı, akılsızlığın mantığı olmaz.

 

(“Cennetteki hız ışık hızı mıdır?” izleyici sorusu)

Cennetteki hız hayal hızı, daha yüksek. Işık hızının belirlidir gücü. Mesela uzak bir gezegenden bize 3 milyar ışık yılı zamandan ışık geliyor, 3 milyar ışık yılı uzaklıktan. Yani 3 milyar yıl önce o gezegen yok olmuş ama halen görüntüsü devam ediyor. Yani 3 milyar yıl görüntüsü devam ediyor, baktığında duruyor görünüyor çünkü ışık gelmeye devam ediyor, halbuki çoktan bitmiş. Ama hayal hızında nasıl olur? O parçalandığında derhal görürüz hayal hızında. Işık hızıyla kıyaslanmayacak hızdır, en yüksek hızdır. Yani orada artık saliseler bile konuşmuyor hayal hızında derhal görürsün.

 

(Adnan Bey, Hüseyin Hatemi 1998’deki bir yazısında Mehdi (as)’ın İstanbul’dan çıkacağını anlatırken Yuşa Tepesi’ni örnek veriyor. Yazısı şöyle; Hz. Musa (as)’ın Allah tarafından bildirilerek kendisinden bir bilgi boyutu açısından daha yüksek derecede olmasına rağmen halka resul, elçi olarak gönderilmeyip, gizli kalmış bulunan bir nebiyi, halk arasında anılan adı ile Hızır’ı görmek için çıktığı yolculukta mecmau’l bahreyn (iki denizin birleştiği yer), hem iki denizin kavuştuğu bir yer olmalı hem de bu terim ile Musa (as) ile Hızır’ın buluşmasına işaret edilmiş olmalıdır. Bu olaylarda büyük bir ihtimalle İstanbul civarında ve İstanbul’da geçmiştir. İstanbul kelimesi sonradan yapılan tahrikler bir yana bırakılırsa Beykoz’da bugünkü Yuşa Tepesi civarında şehri kuran Fenikelilerden beri şehrin Sami dillerinde karşılığı olan mecmau’l bahreynin Yunanca karşılığıdır. Isthyme-pole; İki deniz arası şehri demektir. İlerideki mirasçılık haklarının korunmasında da herhalde Mesih ve annesi bu şehirde doğacak olan Hz. Mehdi (as)’a işaret vardır” diyor.)

Mesih ve İsa Mesih’in yeri yani Mehdi (as) da Mesih’tir biliyorsunuz. İsa Mesih de Mesih’tir. Yuşa Tepesi, Yuşa’nın orada olması, Beykoz. Efendim, güneş tutulması olduğu gün dev bir hortumun oluşması ve sadece Beykoz sahillerinde gezinmesi, denizle bağlantı. Denizden yukarı neyi aldın, denizin içine neyi bıraktın? O hortum neyin nesiydi? Bilmiyoruz tabii. Bilen bilir, bilmeyen bilmez. Biz de merak ediyoruz.

 

(“Çoğunluğa uymak insanları doğru yoldan saptırır mı?” izleyici sorusu)

Çoğunluğa uymak; mesela komünistler çoğunluğa uyarlar genellikle. Bir topluluk halinde bağırıp çağırmaya başlarlar. Bir yere saldırı olduğunda hep beraber saldırırlar. Bir yerden kaçmak gerektiğinde hep beraber kaçarlar. Mesela çoğunluk bir internet dili geliştiriyor. Çoğunluk ona uyuyor. Mesela bir kelime çıkıyor. ‘Sıkıntı yok’ diyor. Herkes ona uyuyor. Telefon etme işareti olarak başparmağıyla küçük parmağını dik tutup, öbür parmaklarını katlayarak telefon kullanma işareti yapıyorlar. Bunu bütün herkes yapıyor bu sefer. Yani bir kişi çıkarıyor, herkes yapıyor. İşte bu çoğunluğa uymadır. Fikirde, düşüncede; mesela dekolteye karşı olmak. Üç-beş kişi ortaya atıyor bunu. Bütün dekolte hanımlar da bunun içine katılıyor. Bütün derken yani buna karşı olan bütünler. Hepsi dekolte fakat dekolteye karşıyım diyor. Nereden duydun? Birisinden duymuş. Kendisinin dekolte olduğundan haberi bile yok. Ben dekolteye karşıyım diyor, çoğunluğa uyduğu için.

 

(Mete Yarar 15 Temmuz darbesinin ardında İngiliz derin devleti olduğuna işaret eden açıklama yaptı. “Bu darbeyi ve yaşananların ne olduğunu anlamak istiyorsanız 63 yıl önce İran’a yapılan Ajax Operasyonu’nu okusunlar. Bizim bugün yaşadıklarımızla birebir aynı. Sanki fotokopisi çekilmiş gibi. Birleşik Krallık ve Amerika tarafından İran’ın demokratik olarak seçilen milliyetçi kabine ve Başbakan Muhammed Musaddık’ı devirmek ve Pehlevi ailesini yeniden iktidara getirmek amacıyla düzenlenen örtülü harekattır.”)

İngiliz derin devletinin yaptığı bir hareket. Aynısını burada yaptılar evet, doğru. Mete Yarar’ı tebrik ediyoruz. Çok akıllı bir delikanlı. Dürüst konuşuyor, cesareti de güzel. Mete Yarar’ın anlattığı İran darbesini İngilizlerin yaptığını ben aylar önce anlatmıştım. Birkaç kere anlattım. Bak Mete Yarar da aynısını vurguladı. Güzel oldu. MI6 planladı İran’daki darbeyi, İngiliz gizli servisi. Ama CIA’yi kullanır MI6. Çünkü zaten CIA’in emrinde bir karakoldur. MI6’in kontrolündedir ikisi de. Yani MI6 CIA’e, CIA de MI6’e çalışır. İkisi bir bütündür. MI6’le CIA’in bir farkı yoktur. Yani ikisine aslında tek bir isim vermek gerekiyor. Ayrı ayrı adlandırmak çok büyük bir hata. Yani sanki o ayrı o ayrı. Milimi milimine haber birbirine aynısıyla akar. Bir merkezin iki karakoludur bu. Tek merkezin iki karakolu, MI6 ve CIA.

 

(“İnsanlar nasıl daha mutlu hale gelebilir?” izleyici sorusu)

Bak deccal bir avuç adamıyla koskoca bir milleti mutsuz yapıyor görüyor musun?  Hâlbuki hepimiz mutluluğa hazırız. Hepimiz güzel huyluyuz, hepimiz anlayışlıyız, hepimiz sevgiden yanayız. Hepimiz sevgiyi arıyoruz, dostluğu kardeşliği arıyoruz. Hep merhabalaşmak istiyoruz, insanlarla selamlaşmak istiyoruz. Barış olsun, savaş olmasın istiyoruz, her yer güzel olsun bağlar bahçeler olsun. Cennet gibi bir ortam olsun istiyoruz ama hepimiz, aramızda bir karar versek hemen bitecek. Ama birbirimizi tanımadığımız için birbirimizden uzak olduğumuz için deccal hepimizi ezim ezim eziyor. Yani milleti eziyor. Bir avuç insan bunlara karşı koyabiliyor şu an bir avuç. Ama kısa bir süre sonra -bunun başlangıcındayız- şu an üç-beş yıl içerisinde deccalın oyununu tamamen bozacağız. Bu mutlu olmak isteyen, sevgiyi isteyen insanlar el ele verdiğinde konu hemen bitmiş olacak. Bizi suni olarak ayırdılar. Biz akılla, imanla bunu ortadan kaldırıp birleşeceğiz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan dokuz yıl aradan sonra siyasi temaslarda bulunmak için Ürdün’e gitti. İslam ülkelerine çağrıda bulunarak; “İslam dünyası bölge olarak gerçekten sancılı günler yaşıyoruz. Geleceğimizin şekillendiği bu kritik dönemde Müslümanlar olarak dayanışmamızı bölgede çok daha hassas bir şekilde devam ettirmeliyiz. Bunun yolu da istişarelerimizi arttırmak, aramızdaki işbirliği mekanizmalarını güçlendirmekten geçiyor” dedi.)

İslam alemi birleşsin diyen Tayyip Hocam’ın dışında bir kişi yok. Mehdi sanki mübarek. Ne kadar güzel, ne güzel. Ağzına, diline sağlık. Allah sana güç, kuvvet versin. Allah yolunu açık etsin. Helal olsun sana. Gece gündüz her yerde “Müslüman alemi birleşsin” diyor. Gıkları çıkmıyor hiçbirinin. Bir tane İslam aleminin lideri, “İslam alemi niye birleşmiyor?” demiyor. İnanılır gibi değil. Irak ve Suriye bile demiyor, devlet başkanları. Sadece “Irak kurtulsun” diyor o kadar, “Suriye kurtulsun” diyor. “İslam alemi birleşsin de kurtulalım” demiyorlar. Bir tek Tayyip Hoca. Adamlar da ona tavır aldı tabii İngiliz derin devleti. “Onu devireceğiz” diyor. Devirirsiniz siz bekleyin. Şimdi bir şey diyecektim. Hiçbir şey yapamayacaksınız. Sonuna kadar gidecek, devam edecek. İnşaAllah.

 

(“İslam’ın dünya hakimiyetinde Hz. Hızır (as)’ın faktörü nedir?” izleyici sorusu)

Zaten olayı organize eden sadece o işin doğrusu. Mehdi (as) onun hazır sistemine uyum sağlıyor sadece. Yani Irak olayında o var, Suriye olayında o var, Afganistan’da o var, Libya’da o var, Yemen’de o var. Ama bir görsen, ne yapıyor bu falan dersin. Halbuki İslam’ı hakim etmekle meşgul. Emir aldığı için onu yapıyor. Ama bak ne kadar ters görünüyor, ne kadar aksi görünüyor. Ama yaptığı doğru. Yani zahiren yanlış ama doğru. Hatta bazı şeyler var ki söylesem bana çok çok kızarlar, hiç diyemem. Hepsinin içinde Hızır (as) var. Yani hayret edecek şekilde Hızır (as) var. En doğru işlerin içinde de o var. En yanlış gibi görünen fakat hikmeti olan, hayır olan işler var. Onların içinde de o var. Beykoz’u sever Hızır (as), eğer merak ediyorlarsa, semt olarak sever yani. Öyle duydum bana öyle söylediler yani. Söylediler derken büyüklerimizden öyle duyduk.

 

(“Sizce Türkiye’de laiklik kaldırılacak mı?” izleyici sorusu)

Niye kaldırılsın? Laiklik Kuran’da var bir kere. Kuran’a isyan olur bu. Laiklik kalktığında diktatörlük demektir, zulüm demektir, faşizm demektir, acımasızlık demektir. Hiçbir zaman laiklik kalkmaz. Peygamberimiz (sav) zamanı nasıl laikse, ahir zaman da laik olacak. Yani dinsiz de hürriyet içinde yaşayacak, dindar da hürriyet içinde yaşayacak. Hristiyan, Musevi de hür yaşayacak. Müslüman da hür yaşayacak. Öyle şey olmaz. Yapmaya kalkan olursa bin pişman ederiz. Gök kubbeyi başına geçiririz. Tayyip Hocam laikliği ilk savunan Müslüman liderdir. Yani koyu dindar olarak bilinen Müslüman. Gitti İslam ülkelerinde; “Ben laikim, laiklik gerekir” dedi. Adamlar havalara uçtular. Tayyip Hoca bizzat laikliğin savunucusudur. Hükümet de laikliğin savunucusudur. Laiklik olmadan hürriyet olmaz, huzur da olmaz. Kuran’ın emri. Cenab-ı Allah ne diyor ayette? “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Sonra ne diyor Cenab-ı Allah? “Dinde baskı yoktur.” Laikliğin kısa özeti bu.

 

(Recep Akdağ, Meral Akşener’in kuracağı partinin bir toplum mühendisliği ürünü olduğunu söyledi. “Toplum mühendisliğini hedefleyen o kadar çok parti kuruldu ki bu ülkede, hepsi siyasi partiler mezarlığında yerini aldı. Belli merkezler tarafından toplumu dizayn etmeye çalışan hareketler, bu topraklarda karşılık bulmuyor. Kuracaksa kursun. Akıbeti diğerlerinden çok farklı olmaz” dedi.)

Recep Hoca doğru söylüyor. Ta aylar öncesinden söyledik. Toplum mühendisliği İngiltere’de ayarlanır. Masa başında ayarlanır. Bu Hanımefendi çıkıp, ben İttihad-ı İslam’ı savunuyorum demedi. Türk İslam Birliği’ni savunuyorum demedi. Sürekli entel, dantel. Başka bir şey yok. Yani Bahçeli nur gibi lider, nur gibi Müslüman. MHP’ye de çok yakışıyor. Gayet de aktif ve canlı. Neyi eksik? Nedir yani MHP’nin gücünü kırmanın alemi ne, mantığı ne yani?

 

(“Gerçek zenginlik nedir?” izleyici sorusu)

Gerçek zenginlik imanla süslenmiş gerçek zenginliktir. Hakikaten zengin olmak gerekir. Ama iman üzerinde olması gerekiyor yani üzerinde iman yoksa zenginlik ya intihara sebep olur ya sürünmeye sebep olur ya iç sıkıntısından perişan olmaya sebep olur başka bir şey olmaz. İmanla olan zenginlik zaten dağıtılan hizmet eden bir zenginliktir. Akışlı zenginlik önemlidir akışlı yani para sürekli akacak sürekli dağıtacaksın. Akacak dağıtacaksın. Birikmiş olana zenginlik denmez ona pintilik denir. Bir adam hiç harcamayıp biriktiriyorsa o pintiliktir. Kuran’da “bellerini, boyunlarını, böğrünü onunla dağlayacağım” diyor Cenab-ı Allah ayette “dağlanacak” diyor. Dolayısıyla o bir felakettir onun savunulacak bir yönü yok. Irmak gibi olacak zenginlik akacak ve onu bağlara bahçelere salacaksın, çiçeklerin dibine, sebzelerin meyvelerin dibine salacaksın o kullanılacak. Kullanılmazsa o göl büyür büyür büyür taşar seni de boğar etrafına da zarar verir.

 

(İsrail’in sağ görüşlü Likud Partisi’nin önde gelen isimlerinden Ariel Polstein; Kürtlerin Siyonist devletin kendilerine verdiği desteği asla unutmayacağını, bağımsız bir Kürt devleti İsrail bayrağını dalgalandırdığında iki ülkenin kelimenin tam anlamıyla müttefik olacağını açıkladı.)

Türkiye’nin böğründe boydan boya yüzlerce kilometre uzunlukta kantonlar meydana getirildi. Amerikan yönetiminin, Obama yönetiminin İngiliz derin devletinden aldığı destekle orada muazzam bir askeri yapılanma oluşturuldu. Ve burada büyük bir komünist Kürdistan kurulması isteniyor. Barzani’yi onlar tek lokmada yutarlar. Barzani’yi indirmeleri onların yirmi dört saatlerini almaz. Ben Barzani’yi kastettim diyemez çünkü böyle bir olay yok öyle olsa direkt onu söyler. Burada kastettiği komünist Kürdistan düşüncesi. Bu senin başına Allah tarafından bela olarak getiriliyor sen belayı nasıl kurtuluş olarak görürsün? Hem İsrail’in başına bela hem İslam aleminin başına bela hem Türkiye’nin başına bela. Biz belayı ne yaparız? Belaya yumruğu vurduğumuzda darmadağın ederiz. Nerede görülmüş Allah düşmanlarıyla Tevrat düşmanlarıyla iç içe olun, onlarla birleşin, ittifak edin diye nerede gördün?

 

(“Bazı çocuklar neden bu kadar kavga etmeye meraklılar?” izleyici sorusu)

Sen masum ve mazlum olduğun için onlar biraz herhalde çakal bildiğim kadarıyla keratalar aileleri herhalde kötü yetiştirmiş olabilir. Zalim gaddar oluyor bazı aileler. Çocuklarını da zalim, gaddar yetiştiriyorlar. Annesi babasını dövüyor, babası annesini dövüyor. Herkes birbirini dövüyor. O da sokağa çıktı mı başka çocukları dövüyor. Kötü örnek oluyorlar. Tabii ki Allah korkusu, Allah sevgisiyle gider. İmansızlık bak her yerde insanlara acı veriyor, her yerde ızdırap meydana getiriyor Allah korkusunun olmaması, Allah sevgisinin olmaması. Hem sosyal yapıyı tahrip ediyor, hem ekonomiyi tahrip ediyor, hem hayatın neşesini ortadan kaldırıyor. Her yere felaket getiriyor.

 

(“Türkiye’deki hukuk sistemi başarılı mı?” izleyici sorusu)

Yani bir darbe geçirdik. Bir olağanüstülük var. Çok fazla FETÖ’cü alındı. Hakim, savcı alındı, bir hakim, savcı boşluğu oldu. Yani bir de olağanüstü hal var. Zor durumlar, yanlış durumlar oluyor olabilir. Ama neden çekiniyorsunuz bana söyleyin. Burada bağıra bağıra anlatayım. Çekinmeyin yani hukukta aksilik, eksiklik falan kim olursa olsun fark etmez. Söyleyeceğim, söz. Haksızlık olduğuna inanırsanız mutlaka söyleyin. Çünkü biz zamanında çok çektik böyle şeylerden, bilirim. Her kim olursa olsun yanında olurum, çünkü adalet, hukuk önemli. Ama Tayyip Hoca dürüst insan, yani yazık, günah çok ayıp olur. Yani onun adaletsizlik istediğini istemek, düşünmek olacak iş değil. Elinden geleni yapıyor benim gördüğüm, bayağı dürüst delikanlı. O da bu vatanın sahibi, biz de bu vatanın sahibiyiz. Allah rızası için açıkça söyleyin, korkmayın, çekinmeyin. İsminizi de gizlerim gerekirse, yani bir adaletsizlik varsa belgesini getirin. Ben söz bir Allah bir gizleyeceğim de çekiniyorsanız ve gereğini de yaparım hukukla, kanunla. Öyle bir şey olmaz. Ama şimdi bilmediğim bir şeyde “evet hukuksuzluk var” nasıl diyeyim? Sadece bir olay duydum ben, tek bir olay var. O da bu kadar kalabalığın içinde oluyor olabilir yani telafisi mümkün olan bir şey. Yani bir olay, yakından takip ettik, gördük hakikaten. Ama öyle olaylar hep oldu, her devirde olur. Yani tek bir olayın bana vereceği delil olmaz. Tabii ki mükemmel değil, eksiklikler çok fazla var. Doğru, kabul ediyoruz. Ama biz bizeyiz ve elimizden gelen şu an bu. Ama düzeltebiliriz yani söylerseniz düzeltebiliriz. Yani mükemmellik daha ileride olacaktır, şu an değil.

 

(PYD, YPG’nin ABD öncülüğünde başlattığı Rakka Operasyonunda son dört günde gerçekleştirilen uçaksavar ve roketli saldırılar sonucu 110’ u aşkın sivil hayatını kaybetti Adnan Bey.)

Buna rağmen şimdi gitsen Irak’a, Hz. Mehdi (as)’dan bahsetsen, İttihad-ı İslam’dan bahsetsen “o da ne ki?” falan der birçoğu. Yani “Irak kurtulsun yeter” falan der o kadar. Hatta Irak’a da bir şey demiyor. “Benim evimi bana versinler yeter.” Diyor. “Başka bir şey istemiyorum.” Diyor. “Ne yaparlarsa yapsınlar.” Diyor. Birçok insan böyle, çok korkunç bir durum. Bir türlü uyanamıyorlar. Yani Mehdiyet’in dışında hakikaten başka bir yol yok. İslam alemi birleşip Mehdiyet’te ittifak etmedikten sonra mahvoluncaya kadar bu bela devam edecek gibi görünüyor, Allah esirgesin.

 

(“Terör olaylarının nereye varacağını merak ediyorum” izleyici sorusu)

Yakışıklım bunlar terör değil, bunlar terör provası. Prova yapılıyor şu an, tatbikat yapıyorlar. Yani “etki nasıl oluyor, insanlar ne kadar reaksiyon gösteriyor, ne yapılır?” Yani “böyle şeyde devletler nasıl karşı koyuyorlar? Polis nasıl bir atağa geçiyor? Teröristi bulmada ne yapıyor?” Falan bunlar yokluyor şu an çeşitli ülkelerde. Daha DAEŞ ve diğer terör örgütleri bir terör atağına geçmediler. Yani hiçbiri daha ne El Kaide, ne Taliban bir terör atağına geçmiş değiller. Bunların yakında ben intihar saldırısı yapacağını düşünüyorum. Yani çok geniş çaplı, büyük çaplı, dünyayı şoka sokacak saldırılar yapacaklarını düşünüyorum. Yani bunu da İngiliz derin devletinin talimatıyla yapacağını düşünüyorum. Ve bütün bu belaların içinde de İngiliz derin devletinin olduğunun anlaşılacağını ve tespit edileceğini düşünüyorum.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257435/sayin-adnan-oktarin-22-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257435/sayin-adnan-oktarin-22-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170822t_09.jpgTue, 12 Sep 2017 21:59:39 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 21 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 21 Ağustos 2017

 

(Türkiye temaslarını İran medyasına değerlendiren İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri “İki ülke askeri ve güvenlik yetkilileri arasında yakın işbirliği ve koordinasyon sağlanırsa bölgedeki birçok sorun hallolur. Süper güçlerin bölgedeki varlığının olumsuz etkileri ve bazı terör gruplarının emperyalist güçlere bağlılığı konusunda Türk askeri makamlarla aynı düşünceyi taşıyoruz” diye konuştu.)

Hiç sorun çıkartmamak lazım. İran-Türkiye tek vücut, tek kalp, tek beyin, tek inanç. Hiç bir ayrılık yok aramızda, “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyoruz, hepimiz mümin Müslümanız. Bir de çok aklı başında değerli insanlar. Türkiye de çok seçkin, aklı başında Müslümanların yaşadığı bir ülke. Detaya girip boğulmak çok büyük hata olur. Detaylara hiç girmemek lazım. Genelde güzelliğe bakıp, samimiyete bakıp meseleyi bitirmek lazım. Bunlar güzel gelişmeler, hoş gelişmeler, pekiştirmek, ilerletmek, en mükemmele ulaşmak lazım.

 

(Yeni Şafak’tan Ergün Yıldırım, kadının doğurmakla erkeğin de çalışıp evine bakmakla yükümlü olduğunu, ancak modern dünyanın kadını evinden, namusundan koparmak ve aileyi mahvetmek için kadın özgürlüğü adı altında bir isyan başlattığını yazdı. Şöyle yazısı: “Bunlar ne diyor kadına; evlenme, çocuk sahibi olma özgür kadın ol. Kariyer sahibi ol, hayatını yaşa, ocak tüttürme. Nereden geliyor bu fikirler? Hatta bu kadın büyüleme ideolojileri nereden memleketimize musallat oldular? Bu topraklardan olmadığı kesin. Modernizmin, nihilizmin, Marksizm’in ideolojileri bunlar. Hepsi de kadınlara yeryüzü cenneti vaat ediyor. Dinsizliğe dayalı yeni bir kadın dini üretiyorlar” dedi.)

İstiyorsa da çalışsın o kadar katı olmaya gerek yok ki. İlla sen çocuk yapacaksın falan. Çocuk da yapar yapmaz da, çalışır da çalışmaz da onu kadınlara bıraksınlar. Kadınların aklına, fikrine, hür düşüncesine saygı duyması lazım. Nihilizmle ilmi mücadele etsin. Darwinizm’le, komünizmle, faşizmle ilmi mücadele etsin ama kararı hanımlara bıraksın.

 

(“Haram olan kumar oyunları neden oynatılıyor?” sorusuna cevap)

Allah’ın hikmeti, ona bir açıklama yapamıyoruz. O da bir deccaliyetin Müslümanlara dayatması. Abdülhamit döneminde bu dayatma başladı, cumhuriyet döneminde de devam etti halen de devam ediyor. Spor totolar, iddialar, milli piyangolar havalarda uçuşuyor. Hepsi haram olan fiiller, hepsi kumar hükmündedir, aleni haramdır. Ne kerhane tarzı yerler kalması gerekir, ne kumarhane kalması lazım, ne de bu tip kitlevi kumar. Ne şarap üretimi, ne rakı üretimi bunların hiçbirinin olmaması lazım. Hatta sigara üretimi de olmaması lazım. Aslan gibi gençlerimiz ne hale düşüyorlar, ne hallere geliyorlar. Ben çok acıyorum, çömelmiş elinde sigara bir elinde telefon, bu kadar perişan etmenin bir alemi yok insanları. Bunların hepsi düzelecek, inşaAllah.

 

(Beşer Esad 6,5 yıldır devam etmekte olan savaşı kazanması yönünde işaretler olsa da savaşın devam ettiğini söyledi. Konuşmasında Rusya-İran, Hizbullah ve Çin’in desteğine de değinen Esad, bu desteğin savaş alanında kazanımlar sağladığını ve savaşın yükünü hafiflettiğini söyledi. Batılı ülkeleri eleştiren Esad, bu ülkelerin muhalif gruplarla ilişkilerini kesmeden herhangi bir güvenlik işbirliğinin ya da Şam’da büyükelçiliklerinin yeniden açılmasının söz konusu olamayacağını belirtti. Ayrıca güvenli bölgeler oluşturulması fikrine de “sadece teröristlere gizleme sağlar” gerekçesiyle karşı çıktı.)

Suriye’nin hiç kurtuluşu yok. Suriye hiçbir zaman sakinleşmez sürekli çatışma olur. Kurtardık dedikleri yerlere bakın yine savaş olacak orada. Kurtarılan her yerde yeniden çatışma olacak Irak’ta da, Suriye’de de. Bu hiçbir zaman için değişmez. Bir onlar bir onlar, bir onlar bir onlar Hz. Mehdi (as) çıkıncaya kadar bu devam eder.

 

Hiçbir Şey Allah'tan Bağımsız Değildir. Her Konuşmayı Allah Yaratır, Her Konuşmayı Allah Duyurur

Melek Allah’ın ruhudur aslında, Allah’ın ruhunun bir tecellisidir. Allah’tan bağımsız bir varlık değildir. Hiçbir şey Allah’tan bağımsız olmaz hiçbir şey. Şu an konuşuyoruz Allah konuşturuyor, Allah duyuruyor yoksa duyamayız. Duymamız için de bir sebep yok. Yani ne böyle bir ses meydana getirebiliriz, konuşma meydana getirebiliriz ne de duyabiliriz, ne onu yorumlayabiliriz, ne de böyle düzgün akıcı bir sistem meydana getirebiliriz. Ne renkler meydana getirebiliriz, ne böyle görüntü meydana getirebiliriz hiçbir şey de yapamayız. Şu an tamamen Allah’ın kontrolündeyiz. O soruyu sordurana da Allah sordurdu şu an.

 

İsa Mesih'in Rahatça Faaliyet Yapması İçin Gerekli Zemini Hazırlayacak Olan Hz. Mehdi'dir

Hz. İsa Mesih (as)’ın en önemli vasfı kendini gizlemesi şu an, bir şey yapamaz o. Bediüzzaman Said Nursi de söylüyor, İmam Mehdi (as) ona zemin hazırlayacak olan. Yani rahatça yaşamasını sağlayacak, onun özgürce kendini göstermesini sağlayacak olan, Hristiyan aleminin de rahatça kendini ifade etmesini sağlayacak olan yine İmam Mehdi (as)’dır. Hz. Mehdi (as) daha kainat yaratılmadan Tevrat’ta önce onun ismi açıklanıyor, Moşiyah’ın ismi. Ve Adn cenneti yaratılıyor Tevrat’ın ifadesine göre Adn Cenneti ve Moşiyah’ın ismi ilk yaratılanlar bunlar. Şu an dünyada çok çok büyük bir olay oluyor, insanlar bunun farkında değiller. Olayların tamamı Mehdiyet’e göre ayarlanıyor ve planlanıyor. Bu 15 Temmuz da tamamen deccalın bir atağıdır ve Mehdiyet’le bağlantılıdır. Hepsi, Tayyip Erdoğan’ın başkan olması Mehdiyet’le bağlantılıdır. AK Parti’nin iktidara gelmesi Mehdiyet’le bağlantılıdır. Verilen tarihlerin tamamı Mehdiyet’in tarihleridir. 2019’dan tut 2071’e kadar olan bütün tarihler Mehdiyet’in tarihleridir. Ve Türkiye de Mehdiyet’in merkezidir. Onun için bütün bu olaylar bu noktada yoğunlaşıyor. Irak’ta ve Suriye’de yeniden çok büyük olaylar olacak bir daha. Kurtardıklarını zannettikleri anda yeniden felaket başlayacak onu söyleyeyim. Hiçbir şekilde durulmaz İmam Mehdi (as)’ın zuhuruna kadar.

 

Allah'ın Peygamberlere Verdiği Mucizelerin Hiçbiri Aklın İhtiyarını Kaldıracak Şekilde Olmaz. O Zaman İmtihan Ortamı Biter

Hiçbir peygamberin mucizesi insanı iman etmeye mecbur edecek şekilde olmaz. Hepsi makul bir görüntüde olur. Kuran’da anlatımı çarpıcıdır, Kuran’daki anlatımın çarpıcılığına bakıp aklında insanlar çok garip bir şekilde düşünüyor, öyle değil. Hadisle anlatımı da çarpıcıdır öyle değil. Tahmin ettikleri gibi değil. Mesela Hz. Musa (as) asasını denize bir vurur deniz birden ani bir sesle ayrılır, mesela 500 metre yüksekliğinde bir çelik duvar gibi deniz donar zannediyorlar, öyle bir şey yok. Makul olur deniz çekilir, sonra da ani bir tsunami dalgası gibi çok güçlü olarak gelir. Mesela Hz. Musa (as)’ın asasını denize vurması, denize vurunca birden deniz attı zannediliyor öyle bir şey yok. Denize asasını sokuyor dua ediyor o kadar. Bir süre sonra çekiliyor. Mesela Hz. İsa Mesih (as) kuş biçiminde çamurdan bir şey yapıyor balçıktan. O işte insanlar itiraz etmemesi için, bu Caner Taslaman türü adamlar itiraz edeceğini bildiği için Allah önceden insanın yaratılış modelinin aynısını gösteriyor ki itiraz etmesinler diye. Çamurdan yapmayı gösteriyor “çamurdan kuş biçiminde bir şey yap” diyor. Allah’ın yaptığında aynı ifade var “Ben de çamurdan insan biçiminde bir heykel yaptım” diyor. Hz. İsa Mesih (as)’a da “kuş biçiminde bir heykel yap” diyor, aynısı ve “al onu üfür ve koy” diyor, sonra birden o oradan uçup-gidiyor. Ama Hz. İsa Mesih (as) oraya gittiğinde mesela o çamur orada kaybolmuş olarak göreceği şekilde olmaz. Aklın ihtiyarı kalkacak şekilde olmaz. Oradan herhangi bir kuş da uçmuş olabilir. Yani ona iman edecek o, iman etmiş oluyor. Gidip o çamuru orada tespit etmez Hz. İsa Mesih (as) duruyor mu durmuyor mu diye Allah’ı denemez. Yani peygambere yakışmaz o. Çamuru oraya koyuyor kuş biçiminde bir şey, geri çekildiğinde oradan kuş birden uçup-gidiyor, kalkıp-gidiyor. Bu şekilde olur.

 

Acılar Izdıraplar Hastalıklar Olmazsa İmtihan Olmaz. O Zaman Güzelliğin de Sevginin de Hayatın da Anlamı Kalmaz

Eğer acılar olmazsa, ızdırap olmazsa, kavgalar olmazsa, savaşlar olmazsa imtihan olmaz. O zaman her şey ortadan kalkar, aşk da, sevgi de, güzelliğin de anlamı kalmaz, hayatın da anlamı kalmaz. Biz acılarla, çilelerle, zorluklarla imtihan oluruz. Kolaylıkla imtihan olmaz insan. Kolaylıkla imtihana imtihan denmez, imtihanın yok olması demektir o. Keyifle zevkle imtihan olmaz. Acılarla ızdıraplarla sabrederek imtihan olunur, onun sonucunda aşk ve tutku ortaya çıkar, onun sonucunda kainatın anlamı ortaya çıkar. Onun sonucunda Allah’ın istediği aşk ve tutku tecelli eder. Her yerde bu bilinir herkesin bildiği bir gerçektir. Mecnun-Leyla olayında da görürsünüz, değil mi? Mecnun çilesinden dolayı Leyla’ya sevgisini ifade edebiliyor. Leyla nereden anlıyor onun sevgisini? Onun çektiği çileden anlıyor, onun gibi. Biz burada Mecnun konumundayız dünyada. Aşık, deli aşık konumundayız. Çile çekeceğiz ki aşkımız ortaya çıksın, yoksa hiçbir şekilde anlaşılmaz, sonsuz hayatımızın da anlamı kalmaz. Sonsuz cennetteki hayatımızın hiçbir anlamı kalmaz, ırmak kenarında oturursun akşama kadar. Yahut cennet köşkünün içinde oturursun hiçbir anlamı kalmaz. Çileyle Allah senin sevgini sana gösterir.

 

İnsan Kaygı Duyduğu Herhangi Bir Konuyu Bir Kaç Yıl Sonra Hatırlamıyor Bile. Kaygıya Hep Gelecekten Bakmak Gerekir

Kaygı; şimdi sen bir şeye kaygılanıyorsun on yıl sonra o kaygıyı hatırlayamıyorsun hiçbirini hatırlayamazsın. Bütün kaygılarını on yıl sonra hatırlayamıyorsun. Ne yap biliyor musun? On yıl ertele, on yıl sonra zaten hatırlayamazsın bütün kaygılarını ertele. “On yıl sonra düşüneceğim” dersin bir kenara atarsın. Güveni de Allah’a güvenerek elde edeceksin tabii, kaygıyı da Allah’a güvenerek def edeceksin. Allah’ı çok severek, Allah’ı sürekli aklında tutarak bunu elde edebilirsin. Bir an bile Allah’ı bırakma, bir an bile Allah’ı unutma sürekli Allah aklında olsun. O zaman ne kaygı olur ne de güven sorunu olur. Ama çok keskin bir dikkatle Allah’la bağlantı kur.

 

Cennetten Zevk Almamızın Sırrı Dünyada Aldığımız Eğitimdedir. Bu Eğitimle ve İmtihanla Kendimizi Tanıyor, Yüksek Ruha Sahip Oluyoruz  

Cenab-ı Allah şimdi yaratıyor, eğitiyor. Cennete uygun hale getiriyor. Ve ondan sonra cennete koyuyor. Eğer bu şekilde yarattığı gibi doğrudan cennete koyarsa cennette rahat edemezsin. Cennetten zevk alamazsın. Yani ne oradaki havuzlar ne nehirler ne hayvanlar ne evler ne oradaki araçlar ne oradaki güzellikler hiçbir şey seni açmaz. Çünkü kendini sevemezsin. Kendini sevmen için burada imtihan olman gerekiyor. Çileyle, acıyla, zorlukla imtihan olman lazım. Yüksek bir ruha ulaşıyorsun. Aşk insanı oluyorsun. Aşkın derinliklerini açıyorsun. Tutkuyu öğreniyorsun. Ondan sonra Allah seni sonsuza kadar o zevki alacak şekilde yaşatıyor. Öbür türlü Allah’ın sanatından hiç anlayamazsın. O yüzden kısa bir kurstan sonra ahirete gidiyorsun. Ve sonsuza kadar yaşıyorsun. Zaten şu andan itibaren ölme diye bir şey olmuyor. Sadece görüntü değişikliği oluyor, o kadar. Ona biz ölme diyoruz ama kesintisizdir. Yani birden bir netliğe kavuşma. Mesela uyuduğumuzda da biz ölüyoruz ona kalırsa. Uyandığımızda yeniden diriliyoruz. Yine ölüyoruz, yine diriliyoruz. Ama ahirete geçişte birden bir keskin, açık, net görüntüyle geçiş sağlıyoruz. Yani yürüyüp gitmiş oluyoruz, bu. Yine yürüme var. Onda da yürüme var. Uçuş da var, uçma da var ayetteki ifadeyle. Gayet makul gelecek bize ama yürüme de var. Birçok bölümden oluşuyor ahiretin aşamaları. Her aşamada bir uyuma ve uyanma olduğu anlaşılıyor ayetin ifadesinden. Yani kısa uyumalar, kısa uyanmalar, o şekilde devam ediyor.

 

Atatürk Heykellerine Son Zamanlardaki Saldırılar 28 Şubat Dönemi Provokasyonlarına Benziyor

Mustafa Kemal Atatürk’e karşı son zamanlarda bir atak var. Oyun yani hükümeti zor durumda bırakma oyunu var. 28 Şubat dönemi oyunlarına benziyor. Atatürk’ü ilk defa derli toplu gençliğe anlatan benim. Atatürk’le ilgili kitap yoktu piyasada. Üçüncü hamur, Atatürk’ü anlatmaktan uzak kitaplardan sonra benim kitaplarım ortalığı nur gibi aydınlattı. Peş peşe, peş peşe birinci hamur kağıda Atatürk’le ilgili kitaplarımı çıkarttım. Ve Atatürk’ü bütün Türkiye’de muhaliflerine de sevdirdim. Atatürk dindar, milliyetçi, aklı başında, aydın, kültürlü, görgülü, kaliteli, nezih, dürüst, samimi, aslan gibi bir Osmanlı delikanlısıdır. Aslan gibi bir Cumhuriyet çocuğudur. Ve Türk milletinin özüdür. Ve dolayısıyla Atatürk’ü takdir etmeyen, sevmeyen hiç kimse yoktur Türkiye’de, gerçek anlamda. Ama bazı insanlar grup taassubuyla çirkin sözler ediyorlar. Yapılan saldırılar da bir oyundur. Bunlara da hiç itibar edilmemesi lazım.

 

(Milli Savunma Bakanlığı’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yaptığı atamalarla ilgili Gelibolu’da 2. Kolordu Komutanlığı’na atanan 15 Temmuz kahramanı Korgeneral Zekai Aksakallı’nın yeni görevinden hoşnutsuz olduğu ve istifasını hazırladığı ileri sürüldü. Aksakallı’yla birlikte on generalin daha istifaya hazırlandığı Ankara kulislerinde konuşuluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Aksakallı’yla ilgili; “Nerede görev verilirse asker gider görevini orada yapar” dedi.)

Beklesin yine hayırlar olur, beklesin öyle ani kararlar vermesin. Öyle bir şey olduğunu da zannetmiyorum. Yani kıskananlar öyle söylüyorlardır. Aksakallı Hoca yiğit, delikanlıdır. Muhtemelen bazı dedikodular falan dönüyordur. Bir şey olmaz o görevinde başarıyla devam ederse o kimsenin gözünden kaçmaz. Daha güzel, daha iyi mevkilere gelir. Aceleci olmasın. Böyle şeylerde telaş etmek doğru değil. Çünkü Türkiye bir darbeden geçti. Çok makul. Bir de şimdi liyakat esasından ziyade sadakat esası gündemde olacaktır. Şu an hükümet kimin ne olduğunu da bilemiyor. İngiliz derin devleti sinsi bir çalışma yaptığı için hükümetin güçlü bir savunma refleksi var şu an. Devleti savunma refleksi var. Burada biraz fedakar olmak lazım. Makam, mevki falan hiç düşünülecek gibi değil. Yine Hoca’ya verilen yer güzel. Ve daha da iyisi olur. Fakat onun adına oyun çıkarıyor olabilirler. Yani bir kargaşa meydana getirmeye kalkıyor olabilirler. FETÖ’cülerin yaptığı bir oyun olabilir. Hoca sakın bu oyuna gelmesin. Çünkü dindar, aklı başında bir insan, sağlam bir delikanlı, sağlam bir insan. Biraz makul bakarsa, biraz sabırlı olursa her şey yerli yerine oturur. Acele etmesin. O on general istifa edecek bilmem ne yirmi general istifa edecek falan onlar da hikaye. Öyle bir laf da yok. İstifa edecek adam şu ana kadar niye beklesin? Ve ayrıca ederse de etsin yani hiçbir şey olmaz. Paşadan bol bir şey yok. Öyle bir şey olmaz. Asker her zaman olur. Liyakatin asıl gerekçesi sadakattir. Sadakat varsa tamamdır. Yalnız Aksakallı Hoca’yı geçici olarak daha pasif bir göreve vermişler ama ondan alınması bir sene sonra bambaşka bir şey olur. Yani orada bir amaç iyi bir hayır vardır. Hakkında hayırlı olduğunu düşünsün. Çünkü çok göz önünde olan bir insan. Riskli olabilir. Bak öyle söyleyeyim de ne anlıyorsa anlasın artık. Bir yıl beklesin, hayrına olacak. Bir yıl beklerse hayrına olacak.

 

(“Kuzey Kore ile Amerika savaşır mı?” sorusuna cevap)

Yok, savaşmazlar. Savaş emrini İngiliz derin devleti veriyor. Yani durduk yere kendi kurduğu bir devleti yıktırtmaz. Ayrıca Kore gözü çok kara bir yapı, onu söyleyeyim. Amerika’nın hiç gözünün yaşına bakmaz. Şehirlerine rahatça atom bombası atabilir. Yani üç-beş atom bombası atar. Ve çok büyük bir felaket, faciayla sonuçlanır. Çekinmezler onu söyleyeyim yani. Otuzun üstünde atom bombasına sahipler. Hidrojen bombası da var. Ve bunu çok başlı olarak da gönderebiliyorlar. Ayrı ayrı da gönderebilirler. Roket güçleri de, roket menzilleri de çok ileri. Dolayısıyla Kızıl Çin’in de desteklediği bir yapı. İngiliz derin devleti böyle bir oyunun içine girmez. Sadece Trump’ı devirmek için bir dehşet havası meydana getiriyorlar, o kadar.

 

(“Neden insanlar feminizmi yanlış anlamaya meyilli?” sorusuna cevap)

Feminizm denmesine gerek yoktu aslında. Kadınlara dünya çapında büyük bir oyun oynanmış. Ama facia bir oyun. Ve yüzyıllardan beri bu oyun pekiştirilerek geliştirilmiş. Biz bu oyunu bu yüzyılda fark ettik. Bunu başlarına geçireceğiz. Müthiş bir kadın düşmanlığı, müthiş bir kadın nefreti alçak bir yapı tarafından çok çirkin oyunlarla adeta her yere raptedilmiş. Buna müsaade etmeyeceğiz. Bir kere çift koldan açmaza sokulmuşlar. Bir, Darwinist kafayla. Darwin ne diyor? Köpekten daha iyi diyor. Ve yarım insandır diyor kadın. Gelişmemiş diyor. Bir mahluk diyor yani. Haşa. Gelenekçiler ne diyor? Onlar da aynı. Ortodoks gelenekçi inançta ne deniyor? Yarım diyor, yarım insan. Yani insanla hayvan arası bir şey diyor. Aynı kafadalar, ittifak halindeler. Bunun sonucunda da gelenekçi Ortodoks sistem de akıl almaz şekilde kadınları ezmiş. Gülmeyeceksin, konuşmayacaksın… 10 yaşında erkek çocuğunu bile tembihlemişler, o bile ablasına saldırıyor. Öyle bir anormallik var. Babası ağzını, burnunu kırıyor. Annesi tokatlıyor, annesi kezzap atmakla tehdit ediyor. Dayısı bıçaklamakla tehdit ediyor. Akıl almaz bir kepazelik ve rezillik dünyayı kaplamış durumda, birçok yerde. Her yerde olmasa da birçok yerde bu var. Nefes aldırmayacağız. Şimdi mesela bu kadınları rahatsız eden çakalların adresleri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gidiyor şu an. Hangisi olursa. Bayağı onların dosyaları gelişiyor. Geniş bir isim listesi. Yaklaşık 5 ila 10 bin arasında bunların sayısı. Tayyip Hocam dedi ya; “Benim adıma racon kesmesinler. Ve bana da haber versinler böyle bir şey yapan olursa.” Ayrıca Cumhurbaşkanlığı’na da bildirebilirsiniz. Tayyip Hoca’ya da bildirin. Ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na da bildirin. Bu ahlaksızları rezil, kepaze edeceğiz. Kadınlarla uğraşmayı bırakacaklar.

 

Sayın Kılıçdaroğu Dindar, Nezih Bir İnsan, CHP'nin de İnsanlarımızı Dindarlığa Teşvik Etmesi, Her Kesime Sahip Çıkması Daha Güzel Olur

Eskiden beri CHP hakikaten yani CHP içindeki bir kısım unsurlar, hep sevgisizliği, merhametsizliği, insanlara tepeden bakmayı, entel dantel karakterini hep savunagelmişlerdir. İçlerinde komünistler falan da olmuştur. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’yla daha nezih, daha sevecen, daha dindar bir çizgiye doğru gittiler. CHP’yi dindarlığa doğru teşvik etmesi lazım milletin, insanların. Yani ezerek bir yere varamayız. Kötüleyerek bir yere varamayız. Bak teşvik edildiklerinde çok iyi oldular. İyiye doğru gidiyorlardı. Hızlarını kesmeyelim. Ümitsizliğe de kaptırmayalım. Dindar çizgide ilerlemeleri için teşvik edelim, sahip çıkalım. Cemaatler sahip çıksın, tarikatlar sahip çıksın. Yani iyisin dersen iyi olması umulur. Sert karşılık vermek iyi bir şey değil. O insanlar içinde çok değerli, büyük bir kitle var, çok seçkin bir kitle var. Hepsini kazanalım.

 

(İngiliz Konsolosluğu homoseksüelliğe destek için, Homoseksüellik Kısa Film Yarışması düzenliyor. Richard Moore ve konsolosluk hesabından sıklıkla duyuru yapılıyor.)

Yani olayın, felaketin büyüklüğünü buradan anlayın. Adamların kafayı taktığı konuya bak. Kadın haklarıyla ilgili tek kelime yok bunlarda, kadınların özgürlüğü ile ilgili. Bunlar gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını savunuyor İngilizlerin devleti, bak gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Gelenekçi Şiileri savunuyorlar, gelenekçi Sünnileri savunuyorlar. Başörtüsünü şiddetle savunuyorlar, oyun oynamak kasti ile yaptıkları için söylüyorum. Yoksa gelenekçi Müslümanların bir suçu olduğundan değil oyun oynamak için. Çünkü orada ezmek daha kolay, Müslümanları ezmeyi daha kolay buluyorlar. Kuran Müslümanlığını ezemez bunlar. Bak bizim yanımıza bile yaklaşamıyorlar, it gibi eziliyorlar yanımıza geldiklerinde ama gelenekçi Ortodoks Müslümanlara bak nasıl kafa tutuyorlar? Tarikatlara, cemaatlere nasıl kafa tutuyorlar? Gıkları çıkmıyor cemaatlerin dikkat ederseniz. “Hepinizi şeffaflaştıracağız” diyorlar,  “Potansiyel tehlikesiniz, siz her an devletin başına bela olabilirsiniz, hiçbir yere girmeyeceksiniz, siyasete girmeyeceksiniz, sanayiye girmeyeceksiniz ancak bulunduğunuz yerde olacaksınız. İsimlerinizi de vereceksiniz, adınızı, soyadınızı, kazandığınız paraları hepsini bize bildireceksiniz” diyorlar gıkları çıkmıyor. Çünkü ezmek için çok müsait bir kitle onlar açısından. Kuran Müslümanlarının yanına bile yanaşamıyorlar.

 

(AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakçı Akşam Gazetesi okurları için özel açıklamalarda bulundu. Kavakçı "Kimse kadınların kıyafeti üzerinde baskı kurmasın,  ilk savaşan ben olurum.” diyerek kendi yaşam tarzından olmayan kadınlara da sahip çıktı.) 

Çok güzel. Demek ki bak atağımız büyük etki yaptı. Tayyip Hocam ne diyor; “ Bana bildirin” diyor.  “Racon kesen, çakallık yapanları” diyor. Ravza Kavakçı ne diyor;  “Yanındayım.” diyor. Dekolte hanımların istediği gibi giyinebileceğinin açık mesajı bunlar.

 

Darwinist Düşünce İnsanların Varlık Amaçlarını Hayatın Manası Tamamen Ortadan Kaldırıyor, Bu Sefer Yaşamayı Değerli Görmüyorlar

Allah'a inanç insanlarda zayıflatıldı, Darwinist düşünceyle. “Senin atan maymun.” diyor. “Sen mikroptan geliyorsun, senin atan solucan” diyor. Adam solucana bakıyor, “Madem atam bu” diyor, “solucan nasıl ölüyorsa, ben de öleyim” diyor. “Atam mikrop” diyor. Mikrop tentürdiyotla öldürülüyor. Adam; “Ben de kendimi öldüreyim” diyor. “Madem atam ölmüş diyor, mikrop olan atam ben de öyleyim bari ” diyor. Adama bu şekilde eğitim verirsen böyle olur ve derslerde Allah'ın varlığı, birliği anlatılmıyor, iman hakikatleri  anlatılmıyor, Kuran mucizeleri anlatılmıyor yasak, yasak
hiçbir yerde anlatılamıyor. Deccalin dünya hâkimiyetinden kaynaklanıyor bu. Deccal nefes aldırmıyor. Mesela hükümet istemez mi iman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatılmasını? İster. Anlattırabilir mi? Anlattıramaz. Yer yerinden oynar, yasak.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256530/sayin-adnan-oktarin-21-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256530/sayin-adnan-oktarin-21-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170821t_10.jpgTue, 29 Aug 2017 05:48:49 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 20 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 20 Ağustos 2017

 

Evrimle dünyayı dinsiz yapmak istiyorlar. Hayret, Allah’ın yanlarına bırakacaklarını zannetmeleri de çok garip yani kıyametin kopmayacağından eminler. Gökyüzünde gidiyorsun bir taş parçasının üstünde, milyonlarca taş gökyüzünde, birbirine çarpmayacağından nasıl eminsin de dünyayı böyle dehşetin, çirkinliğin, haramın içine sokmaya kalkıyorsun? Allah’ı denemek istiyorlar Allahualem ne yapacak acaba gibisinden. Kıyamet koptu mu kopar biter bu kadar. Allah belalarını verdi mi verir. Ama tabii o bir yönüdür ama ledün yönü ayrıdır. Ledün yönüne göre dünyanın önce dinsiz olması gerekiyor. Dinsiz olması için de işte Darwinizm gerekiyor. Dinsiz olmasa Hz. Mehdi (as) çıkmıyor, Hz. İsa Mesih (as) inmiyor. Savaşlar kargaşa olmasa felaketler olmasa Hz. Mehdi (as) da çıkmaz, Hz. İsa Mesih (as) da gelmez.

 

Münafık Müslümanların içindeyken kendi ahlaksızlığını görür ama karşılığını alamaz. Fakat küfre gittiğinde münafık ahlaksızlığının karşılığını alır, hemen yalnız kalır bir kere. Çok alçak ve pislik bir mahluk olduğu için herkes dışlar. Böyle uyuz köpek gibi dışlanır, uyuz köpek bile ondan üstündür. Hiç kimse öyle bir ahlaksızla muhatap olmak istemez mikrop gibi görürler. Ama ajanlık için kullanmak isteyenler zaten öyle bir pisliğe ihtiyaçları vardır onu kullanırlar. Yoksa kiralık katil de kullanıyor mesela gizli servisler, aşağılık adamları kullanırlar, o yönde kullanırlar ayrı mesele. Ama normal bir insan değil kafir bile münafıkla muhatap olmak istemez. Süper aşağılık görür yani çok ahlaksız görür.  

 

(“Bilim neden bu kadar önemsenmiyor?” izleyici sorusu)

Bilim; gelenekçi İslam anlayışında yani gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında bilim diye bir şey yoktur ilim vardır. Bilimi kabul etmez gelenekçi Ortodoks sistem. Adamlar kaçamak geliştirmişler daha önce yapanlar. Zaten birçoğu lanetlenmiş, aforoz edilmiş adamlar. Bilimi gelenekçi Ortodoks sistem hiçbir zaman için desteklememiş. Öyle bir ifade de yok, öyle bir açıklama da yok. Bakın ilmihal kitaplarına falan öyle bilimi teşvik eden bir izah göremezsiniz. Sanatı ve bilimi teşvik eden hiçbir şey göremezsiniz. Varsa yoksa hurafe, Kurani ifadeleri tenzih ederim varsa yoksa hurafe. O yüzden bütün Ortadoğu’yu mahvettiler ve Müslümanlar rahatça ezilecek beyin yapısına ve kültür yapısına doğru çekildi. Irak bak kısa sürede yerle bir edildi. Suriye kısa sürede yerle bir edildi. Afganistan öyle, Irak dışında her yerde Libya’da da, Yemen’de de aynı felaket oldu kısa sürede bunu bitirdiler. Şimdi Türkiye için hazırlık yapıyorlar.

 

(YPG’nin bir açıklaması var. Amerikan ordusunun IŞİD yenildikten sonra Rojava’da on yıllarca kalacağını ve Kürtlerin ağırlıkta olduğu bölgeyle uzun dönemli ilişki kuracağını söylüyor YPG.)

Yani devlet kuracağız onu demek istiyor. Gereği yapılsın. Ama bir de şuna çok dikkat etmek lazım; Türkiye’yi böyle gelenekçi Ortodoks göstermek çok tehlikeli. Gelenekçi Ortodoks sistemde her ülke batıyor mahvoluyor. Şeytanın bir oyunu o. Mesela Mısır bak gelenekçiydi çöktü, Irak gelenekçiydi çöktü, Suriye gelenekçiydi çöktü, Libya gelenekçiydi çöktü, Yemen gelenekçiydi çöktü, Afganistan gelenekçiydi çöktü. Bak kaç ülke ana ülkelerin hepsi çöktü. Sebebi ne? Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Şimdi de Türkiye’yi bu gelenekçi Ortodoks bir avuç adamla çökertmeye çalışıyorlar. Abdurrahman Dilipak şu bu falan bunların hepsi gelenekçi. Gelenekçi Ortodoks bunlar. Zaten kendi inançlarında samimi değil bunlar ayrıca. Bu inançta kadın dövme var, kadını aşağılama var, müzik yok, resim yok, heykel yok, sanat yok, bilim yok, gülmek yok, eğlenmek yok, neşe yok, sevinç yok, kalite yok hiçbir şey yok. Yani Türkiye’yi ve dünyayı mahvedecek bir sistemdir gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Bunu bir kısmı bilerek yapıyor bir kısmı bilmeyerek yapıyor, iyi niyetinden yapıyor. Bu felakete karşı Kuran’ın Müslümanlık anlayışıyla karşı koymamız gerekiyor. Ve acil bekletmeden. Felaket kapıda öbür türlü, Allah esirgesin.

 

(“Beyin kapasitemizi artırmak için neler yapmalıyız?” izleyici sorusu)

Beyin kapasitesi diye bir kapasite yok. Bir aklın, yüksek aklın, yüce aklın, kainatın yüce mimarının, kainatın yegane sahibinin yüce Allah’ın kaderde akıttığı bir akıl var bunun dışında bir akıl yok. Yani beynin bir deposu bir sistemi bir şeyi yok. Öyle gibi görünüyor ama değil. O zaman aklın gelişmesi nasıl olur? “Ya Rabbi” dersin, Ben kendimi ruhumu tamamen Sana bıraktım, bende tecellini güçlendir, bende akıl olarak tecelli et” dersin. “Bana akıl ver” dersin. Allah da senin aklını artırır. İmanla, Allah sevgisiyle olur. Yoksa beyin kapasitesi var, zorlarsak açarız öyle bir şey yok. Beyin ettir, bir avuç et, hiçbir şey çıkmaz beyinden. Yani kanlı bir avuç ettir.

 

Tayyip Hocam modern görünümü çok artırsın. Dekolte hanımlarla resim çektirsin, başı açık hanımlarla resim çektirsin. Büyük müzik organizasyonlarında gitsin en önde otursun. Gençlerle birlikte resim çektirsin, başı kapalı başı açık, dekolte herkes karışık. Yani halkın kendisine olan sevgisini bütün dünyaya göstersin. Resim, resim sergilerine katılsın. Hatta kendisi de bir tualde bir resimde ilave bir şeyler yapabilir o anda, değil mi? Bir resmi kendince daha güzelleştirebilir. Böyle bir resim de çektirebilir. Efendim, heykeltıraşları onları teşvik etsin. Yabancı heykeltıraşlar gelsin ve bilim adamlarını toplasın bilimin ne kadar önemli olduğuna dair bir konuşma yapsın. Bak, ilim vardır gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında bilim yoktur. Bilim adamları kaçamak geliştirmişlerdir adamların hiçbirini sevmez onlar. Mesela “nücum ilmi” diyor çok tehlikeli bilinir astronomi nücum ilmi. Astronomi “boş iş” diyor zaten söylüyor “boş iş bunlar, sakın” diyor. Kimya, fizik asla kabul etmezler böyle şeyleri. Zaten kaynak da bulamazsınız bak söylüyorum arayın, sanata ait kaynak bulamazsınız. Bilime ait kaynak bulamazsınız ve kaliteye ait de kaynak bulamazsınız. Ama Kuran’da bulursun, Kuran’da bunların hepsini bulursun. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında bulmazsın. Onun için Tayyip Hocam sanata, bilim adamlarına, estetiğe, müziğe, güzelliğe, kaliteye ne kadar önem verdiğini vurgulayan çok fazla açıklamalar yapsın. Dünya kamuoyunda çok destek görür.

 

(İzmir’de motosikletli erkeklerin tacizine uğradığı için polisten yardım isteyen ancak polisin darp etmesi sonucu karakola şikayette bulunan iki genç kızı taciz eden kişiler yakalandı. İzmir Emniyet Müdürü Hüseyin Aşkın olayı tüm ayrıntılarıyla inceleyeceklerini, kesinlikle böyle bir davranışa izin vermeyeceklerini söylemişti. Nitekim ekiplerin ulaştığı güvenlik kameralarında motosikletlilerden Onur G’nin Derya Kılıç’ı eliyle taciz ettiği belirlendi. Tacizciler yaptıkları suçu itiraf ettiler ve gözaltına alındılar.)

Kardeşim, o çocukları döven polis de vardı. Onların da akıbetini ben duyacağım. Yani halen görevde mi o adamlar, ben onu da merak ediyorum yani bu çok kızdırıcı bir şey. “Bize küfretti” diyor. Ya kardeşim o panikle hadi diyelim de çocuk çok darlandı küfretti. Kız çocuğunu sen nasıl döversin? Nasıl döversin yani? Kadına yumruk atılır mı? Ayrıca niye küfretsin sana? Ne zoru yani? Polis diye sana sığınıyor, güvenliğini sağlaması için geliyor. Küfredip, arkasından güvenlik sağlamasını ister mi senden? Bir de her ikisi de çok güzel kızlar, yani bu çok kızdırıcı bir hareket. Bilmiyorum yani şu an nedir konu tabii hukuka intikal ettiyse mahkeme en güzel kararı verir. Bizim onlara saygımız var. Her ikisine de geçmiş olsun diyorum. Allah sağlık sıhhat versin, uzun ömür versin. Sakın yılmasınlar. Zaten cesur da delikanlı kızlar maşaAllah yiğitler. İkiniz de çok güzel, çok efendisiniz nur gibi eliniz, yüzünüz. Gönlünüz çok rahat olsun. Bu sokakta tacizler şunlar bunlar, bunların hep bir örgüt yapılanması olduğu anlaşılıyor. Bunların hepsini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirin. İsim isim, cisim cisim hepsini bildirin. Orada bir bunlar arşivlensin.

 

(“Trafikte cam silen ve para isteyen kişilere karşı nasıl önlem alalım?” izleyici sorusu)

Riskli bir hareket o. Yani genç kızların arabalarını falan siliyorlar, gidip önüne dikiliyor falan biraz tehditimsi oluyor o ve rahatsız edici. Para vermezse suç işlemiş gibi oluyor. Çünkü “Ben camı sildim” diyor “Sen para vermedin” diyor. Ayıp ve çirkin bir hareket. Öyle olmaz. Yolun kenarında dursalar onlara para verilebilir yani isteyen para verebilir. Ama cam silerek bu yakışık alan bir şey değil. Çünkü kullandığı su da nasıl bir su, ne ile siliyor, arabayı temizliyor mu, kirletiyor mu? O da belli değil. Dolayısıyla riskli bir hareket. Hiç olmaması gerekiyor. Yani bunu devletin, hükümetin engellemesi lazım. Ama yol kenarında durursa ışıkların konumuna göre araba durduğunda pencereden belki para uzatabilir yani tehlikeli bir tip değilse, tenha bir yer değilse. Ama tenha bir yerde bir genç kızın arabanın camını açıp para vermesi çok tehlikeli olur. Yani arabanın kapısı hiç açılmayacak gibi olması lazım. Ve birisi de dur falan dediğinde durmaması gerekir. Normal ayakta duruyor adam ama dur diyorsa durmaması lazım ve onu polise bildirmesi lazım. Çünkü yardım istiyorsa polis yardım eder. Genç kızın yapacağı bir şey olmaz. Ama iki-üç delikanlı var arabada onlarda bir mahsur yok “Ne istiyorsun?” diye konuşabilirler. Ama genç kızlar bu konuda çok çok özenli olsunlar. Sakın arabanın kapısını açmasınlar.

 

(“Dünya çocuklar için güvenli bir yer mi?” izleyici sorusu)

Dünya çocuklar için tam bir cehennem. Allah vermesin çok korkunç. O yüzden ben imkanım olsa bile evli bile olsam eşimin çocuk yapmasını istemem. Ama Türkiye için bunu söyleyemem, çünkü Türkiye’nin çökmesine sebep olur bu. Dünya için de bunu söyleyemeyiz çökmesine sebep olur. Ama çocuklar için tam bir cehennem dünya. Akıl almaz korkunç. Mehdiyet’le çocuklara cennete çevireceğiz Allah’ın izni ile. Ve kısa sürede bunu yapacağız. Bu cehennemi cennete çevirip çocuklar için en mutlu, güvenilir bir yer haline getireceğiz inşaAllah.

 

(Kemal Kılıçdaroğlu Suriyelilerin ülkelerine geri gitmelerini istediklerini söyledi. “Kilis’te bugün seçim olsa deseler ki herkes oy kullanacak, Kilis’te belediye başkanı ve belediye meclis üyelerinin tamamı Suriyeli olur. Kilis’teki bizim vatandaşlardan daha fazla Suriyeli var. Hem de iki kat. Bizim bundan kurtulmamız lazım. Artık kendi ülkelerine dönmeleri lazım” dedi. Geldikleri yerlerin fotoğraflarını görebiliriz.)

İşte o kardeşlerimizin geldiği yerler buralar. Bu harabelerin içine girip yaşayacaklarsa o ayrı mesele. Tam bir cehennem, cehennem mahallelerine dönmüş. İşte gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının Müslümanlara hediyesi bu. Gelenekçi İslam anlayışı bunu meydana getirir. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı nereye girerse İslam ülkesini felakete, belaya ve yıkıma götürür. Her yerde Müslümanları bekleyen tehlike budur. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışından kurtulup Kuran’a göre hareket etmemiz lazım. Bunun dışında kurtuluş olmaz.

 

(“Kibir insanı küçültür mü?” izleyici sorusu)

Çok aşağılayıcı bir şey kibir. Bir akıl hastalığı yani tam zavallı ve tiksindirici bir mahluk olarak görünüyor. Klasik ahmak olduğunu anlıyorsun. Ama ahmaklığını da yüzüne de söyleyemezsin. İğrenerek insanlar kibirli insanlara bakarlar. Ve onlar da çok büyük olduğunu zanneder. Ukalalığa ve züppeliğe devam ederler. Münafıklarda öyledir bu. Çok züppe ve ukala olurlar. Çok kibirli olurlar. Kendilerini çok akıllı günleri dolu dolu geçen, her yere yetişen, dünyaca ünlü, herkesin üstünde durduğu, çok önem verdiği yedi dünya güzeli gibi görürler. Halbuki insanların tiksindiği domuz gibi gördüğü pislik mahluklardır münafıklar ve kibirli insanlar.

 

(“En son kime kızdınız ve neden kızdınız?” izleyici sorusu)

Kızma demeyelim de buğz ederim. Mesela bir münafık olduğunda buğz ederim. Kızmam çünkü Müslüman akılcı hareket eder. Kızma kontrolsüz bir harekettir. Yani kendi bedenini kontrol edememe, kendi aklını kontrol edememeye kızma denir. Yani onda ne olur? Kalp şiddetli çarpmaya başlar. El ayak boşalır. Bağırıp çağırmaya, dengesiz hareketler yapmaya başlarsın. Kendini kontrol edemezsin. Bu bir zaaftır. Kızma olmaz Müslümanda. Müslüman mutlaka akıllı hareket eder. Hamiyeti İslamiyesi feveran edebilir. O ayrı mesele. Ama akıllı, Kuran'a uygun en uygun tavır neyse o yapılır.

 

(“İstanbul büyük bir depreme hazır mı?” izleyici sorusu)

Tabii ki hazır değil. Yani deprem olduğunda Allah esirgesin, eğer büyük bir deprem olsa sekiz falan Allah esirgesin can kaybı en az üçte bir falan bir can kaybı olabilir. Binaların hepsi eski ve hurda. Çoğu öyle. Ancak bu yeni yapılan özel binalar var. Onlar dayanabilir. Onun dışında hepsi yerle bir olur Allah vermesin. Ama şunu söyleyebilirim. Yani en az altmış, yetmiş yıl İstanbul’da deprem olmaz. Yani Mehdi (as)’nin olduğu bir yerde deprem olmaz. Onu söyleyeyim ve olmayacak da. Söylüyorum ve olmuyor. Görüyorsunuz. Adamlar dediler “Kesin olacak” dediler. İngilizler şunlar bunlar bütün uzmanlar söyledi. 2017’de en geç 2017’de olacak dediler. Ben de “olmayacak” dedim. Benim dediğim doğru çıktı. Kuran'a göre ve hadise göre bu böyle.

 

(“Astronomi bilimi bize doğru bilgiler veriyor mu?” izleyici sorusu)

Tabii ki. Yani yaklaşık doğru bilgi veriyor ama mesela 13 milyon ışık yılı uzaktaki görüntüyü gösteriyor. 13 milyon ışık yılı düşünün yani o kadar eski zamanda olmuş ki olay bize daha yeni ulaşıyor görüntüsü yeni ulaşıyor. 13 milyon yıllık yani 13 milyon ışık yılı zaman içerisinde bize ulaşabiliyor ve biz onu görüyoruz. Belki o hiç kalmadı oralar tuz buz oldu haberimiz bile yok ama bizim gördüğümüz görüntüsü çok çok eski görüntüsü baktığımızda biz onu yerli yerinde görüyoruz yani sanki duruyor gibi görüyoruz. Halbuki o çoktan kaybolup gitmiş olabilir kara deliğe dönüşmüş olabilir yani milyarlarca yıl önce kaybolmuş olabilir ama biz onu halen var görüyoruz.

 

(Cumhurbaşkanımız kendisi adına millete ayar veren köşe yazarlarına hitaben de şunları söyledi. “Batı ile ne konuşmamız gerekiyorsa kapıların arkasında değil milletin, dünyanın önünde konuşuyoruz. Benim ve partim adına sadece Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Başbakanımız ve Parti Sözcümüz gerekli açıklamaları yapıyor. Bu kişilerin dışında yapılan hiçbir açıklamanın benimle ve partimle ilgisi yoktur. Efendim şu köşe yazarı şöyle yazmış, bu köşe yazarı böyle yazmış, şu köşe yazarının Cumhurbaşkanıyla şöyle dostluğu var; bunların hiçbiri beni bağlamaz. Bunlara da ihtiyacım yok” dedi “Ben zaten konuşuyorum ya bunlara gerek yok ki ben derdimi anlatmakta aciz de değilim.”)

Doğru söylüyor bundan sonra Cumhurbaşkanı adına onun yanında olduğunu ve onunla sürekli bağlantı halinde olduğunu ve kurye görevi yaptığını söyleyen adamlar ortalıkta artık gezinmeyi bıraksınlar. Bundan sonra ayaklarını denk alırlar tahmin ediyorum.

 

(“Mutlu musunuz?” izleyici sorusu)

Benim mutlu olmanın nedeni Allah'ı çok seviyor olmam. Allah'la bağlantımı hiç kesmem ben. Sürekli itinalı bir dikkatle Allah'la bağlantımı devam ettiririm. Allah bana çok güzel insanlarla sevgimi ifade edeceğim ortam meydana getiriyor. Kız arkadaşlarım çok ve hepsi birbirinden güzeller ve tertemizler, iffetli, akıllı, dürüst, kaliteli ve nezihler bak saatlerden biri buradalar hiç en ufak bir bıkkınlık, bezginlik alameti göstermiyorlar ve müthiş sevgileri var bir de çok çok çok güzeller. Hem sevgileri çok güzel, hem ahlakları çok güzel, her şeyleri çok güzel. Güzellik de benim ruhumu en çok etkileyen nimet olduğuna göre ben mutlu olmayayım da kim mutlu olsun değil mi? Allah'ı seviyorum ve Allah'ın tecellilerini seviyorum. Onlar da beni seviyorlar, tecellileri de seviyor beni o zaman mutluluk gelir.

 

(“Siyonizm engellenmeden İslam Birliği oluşmaz” izleyici yorumu)

Ben İsrail'in önde ileri gelenleriyle konuşuyorum İsrail'i asıl idare eden beyin ekibi ile görüşüyorum. Yani İsrail bir din devletidir. Tevrat şeriatı ile yönetilir. Tevrat şeriatının asıl muhatabı olan yüksek din bilginleri ebrar olan kişilerle ben burada görüşüyorum. Bu insanlar gerçek İslam'ın olması şartıyla ne istersek yapmaya hazırlar, gerçek İslam olması şartıyla yani Kuran Müslümanlığı olması şartıyla her türlü işbirliğine hazırlar öyle bir şey yok. Ve nitekim de öyle olacak. Yani bu insanları biz ezmeyi hedeflemezsek, bunları seversek bu insanları, bağrımıza basarsak ve dinlerini yaşamayı engellemezsek ne istiyorsak yapmaya hazırlar öyle bir şey olmaz. Gönlün rahat olsun. Turan zaten sosyolojik bir olay mutlaka olacak. Onun hiç çözümü yok yani ikinci bir ihtimali yok o olacak. İslam Birliği de çok büyük olaylar olacak önümüzdeki günlerde ama çok çok büyük olaylar olacak. Allah vermesin kimse de korkmasın belki bazen küçük de olsa küçük çaplı da olsa korkan insanlar oluyor ama milletimizin yüzde 99’u korkmaz yiğittir. Ama az da olsa korkanlar olabilir. Sakın korkmasınlar çok büyük olayların içinden geçerek İttihad-ı İslam'ı oluşturacağız inşaAllah. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. EvvelAllah ordumuz inayet altındadır özel inayet altında. Yenecek hiçbir güç yok açık söyleyeyim net.

 

(Siz bir seyirci sorusu üzerine kreşlere çocuk vermenin aslında gereksiz bir tavır olduğunu söylemiştiniz Adnan Bey. Ve bunun üzerine Yeni Akit Gazetesi’nden Ali Karahasanoğlu şöyle bir yazı yazdı. “Beş yaşın altındaki tüm çocuklara yönelik anaokullarını ve kreşleri kapatsak daha iyi olmaz mı? Çocuğuna evinde bakan annelere yeni destekler bulalım. Küçük çocuğu olup eşi çalışmayan babaların maaşlarına ciddi eklemeler yapalım. Anneler de ikilemde kalmasınlar çocuklarını evlerinde baksınlar” dedi.)

Allah vermesin şimdi işin doğrusu pek devletin yapabileceği gibi bir şey değil bu. Çok para gerekir. Devletin baş edebileceği bir şey değil. Mecburen anneler gönderiyor. Ama kardeşim ben düşünüyorum benim üç yaşında çocuğum olacak yani bakıcıya da veremem ben. Nasıl bileyim ben adam Litvanya’dan gelmiş, oradan buradan gelmiş bir adam. Tanımam bilmem etmem çocuk bakıcısı diye eve almak olacak iş değil. Ben yapamam. Çocuk ağzı var dili yok kendini savunamaz. Kreşleri tenzih ediyorum da bilmem etmem adam kimdir neyin nesidir? Orada bir tane manyak çıkar çocuğa eziyet edebilir. Hiçbir şekilde güvenmem ben asla ve asla. O yüzden de benim böyle bir konuda bir atağım olmaz. Böyle bir riske atamam çocuğu ben. Sokağa da bırakamam böyle bir ortamda sokağa da bırakamam. “Git çocuğum bakkaldan ekmek al gel” demem ben olacak iş mi şu? Nereye gönderiyorsun? Nasıl yapıyorsun? Çocuk gider bir daha gelmez Allah esirgesin. Adam alır kaçırır. Kayboluyor çocuklar nitekim. Yani ahir zaman çok şiddetli bunu anlamazdan gelemeyiz. Allah bize Mehdimizi nasip etsin. Allah bize İsa Mesih'i nasip etsin. Bunun dışında bir yol yok. Her yer böyle her yer sırf Türkiye değil her yer böyle. İslam ülkeleri zaten cehenneme döndü mahvoldu yani. Mehdi (as)’ın dışında, İsa Mesih'in dışında bir yol yok kesin. Şimdi dediğimi anlamayanlar olabilir bakın önümüzdeki yıl nasıl anlayacaklar ve daha sonraki yıl nasıl anlayacaklar göreceğiz.

 

(“Kedicikler neden bu kadar bakımlı ve elit oluyor?” izleyici sorusu)

En az Müslüman kadının böyle olması lazım en az bu kadar. Bütün kadınların çok bakımlı, çok temiz, çok klas, cazibeli ve çekici olması lazım. O zaman homoseksüelliğin h’si bile olmaz. Homoseksüelliğin ilk harfi bile olmaz. Homoseksüelliğin nedeni kalitesiz kadın imajını yaymaya çalışmak. Kadınları erkekleştirmek, kadın imajını tamamen yok etme gayreti. O yüzden yayılıyor homoseksüellik. Yani kadına karşı bir takdir etme, onu ideal bir varlık olarak görme, hayran olma, aşık olma, tutku ile sevme duygusunu öldürmeye çalışıyorlar. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı ve Darwinizm kadınları yok etmek üzereydi. Ucu ucuna yetiştik Allah'a çok şükür. Kadınları yok ettirmeyeceğiz. Dünyanın sultanı yapacağız onları. Bu cennet güzeli varlıklara asla şeytanın dinini, aklını, boynuzunu yaklaştırtmayacağız.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256529/sayin-adnan-oktarin-20-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256529/sayin-adnan-oktarin-20-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170820t_06.jpgTue, 29 Aug 2017 05:48:22 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 19 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 19 Ağustos 2017

 

(Türkiye’nin birçok yerinde depremler meydana gelmeye devam ediyor. En son dün saat 06:46’da Akdeniz’de 4.4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bodrum-Gökova Körfezi’ndeyse yerin 5 kilometre derinliğinde 4.2 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi.)

İşte ahir zamanda olacak olayları Peygamberimiz (sav) ta 1400 yıl öncesinden bildirmiş. “Hz. Mehdi (as) devrinde depremler görülmemiş şekilde sıklaşacak” diyor. Hakikaten 100 bin yıllık dünya tarihinde görülmemiş bir şekilde, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışından sonra, 1980 yılından sonra akıl almaz bir tırmanışa geçti. 2-4-8-16 tarzında katlamalı depremler arttı. Ve devam ediyor şu anda da her yer sallanıyor.

 

Münafık Küfrü Müslümanların Üzerine Saldırmak İçin Uğraşan Bir Yandan Müslümanların İmkanlarından Faydalanmak İsteyen Dengesiz Tiptir

Münafık Müslüman olmadığı halde Müslümanların arasında kalıp kendini Müslüman gibi göstererek Müslümanların sırrına vakıf olmaya çalışan, küfrü Müslümanlara saldırtmak için çeşitli oyunlar hazırlayan, Müslümanların çeşitli imkanlarından istifade etmeye çalışan, gizlice namaz kılmayan, gizlice oruç tutmayan, zekat vermeyen, abdest almayan fakat bunların hepsini yapıyor gibi gösteren, bu ibadetlerin hepsini yapıyor gibi gösteren, Allah’a dine kinli, Müslümanlara kinli fakat Müslümanların içinde yaşamayı kendine bir hayat şartı olarak kabul etmiş psikopat, dengesiz, vicdansız her türlü ahlaksızlığı hıyaneti yapmaya müsait tipler. Bunlar genellikle pek Kuran’la konuşmazlar felsefe yaparlar, felsefeyle konuşurlar bilmiş böyle filozof havasındadırlar. Oradan buradan alıntılarla kendi fikriymiş gibi hırsızlık yaparak ukala ve züppe bir üslupla üst perdeden çok makbul ve muteber bir insanmış gibi kendilerini göstermeye çalışırlar. Halbuki kokuşmuş bir domuz leşinin suda veyahut denizde sürüklenmesi gibi her yere sürüklenirler şeytanın sürüklemesiyle. Yularlarını şeytana kaptırmış leş güruhudur bunlar. Dolayısıyla bu aşağılık mahluklar cehennemin en derin tabakasındadırlar. Fakat çok ahmaktırlar kendilerini akıllı zannederler. Züppe, bilmiş, ukala tavırlarıyla insanlar tarafından beğenildiklerini, itibar gördüklerini, sürekli faaliyet halinde oldukları imajını verirler. Halbuki bomboştur dünyaları hayatlarının hiçbir amacı yoktur. Sadece o pis iğrenç bedenleriyle, o ahmak kafalarıyla itibar toplamaya çalışırlar. Ama her gün aşağılanıp her gün yalnız kalırlar. Her gün iç dünyalarında berbat bir hayat yaşarlar. Mikrop gelip mikrop giderler özetle. En derinde en berbat yerde cehennemde yaşarlar.

 

Tebliğ Yaparken Karşınızdaki İnsan Hiç İlgilenmiyormuş Gibi Görülebilir Ama O Kişi Mutlaka Düşünür, O Tebliğin Mutlaka Etkisi Olur

Konuları sakince anlatırsın, adam sana boş boş bakabilir ama anlamış olur o. O an reaksiyon göstermemesi, aynı fiillerine devam ediyor olması seni şaşırtmasın. O onu sürekli düşünür. Sen samimi bir üslupla anlat, belki bir yıl sonra, belki üç yıl sonra o etkisini gösterir. Bazen altı ay sonra, bazen birkaç saat sonra, bazen de o anda. Anlattığın boşa gitmez.

 

Tutumlu Olan İsraf Etmez Ama Cimri Olan İhtiyaç İçinde Olan Hiç Kimseye Yardım Etmez. Tutumlu Olan Malını Dağıtır Ama Hiç İsraf Etmez

Tutumlu olan israf etmez ama cimri olan hiç kimseye hiçbir şeyini vermez. Fakire fukaraya ihtiyacı olan hiçbir şeyi vermez. Tutumlu olmak demek israf etmemek demektir, müsrif olmamak demektir. Yoksa malını dağıtmasında bir beis yoktur Allah için.

 

Kanser Hastalarına Moral Destek Önemli Moral Güç ve Kaliteli Bakımla İyileşirler Hasta ve Ailesinin Maddi Olarak Desteklenmeleri de Önemli

Kanser hastasına moral vermek lazım, bünyesinin güçlü tutulması lazım. Etrafındakiler ona neşe sevinç vermesi lazım. Maddi çöküntü tehlikeli olur kanser hastalarında. Devlet ve vakıflar kanser hastalarının ailelerinin maddi çöküntü içine girmesini engellesinler. Bu çok tehlikeli olur. Yani psikolojik yönden çökerse hastalık süratle ilerler, ilaç da etki etmeyebilir o zaman. İlaç kullandığında normalde geçer kanser hastalığı. Öyle tedavi edilemeyen bir hastalık değil. Çok çok ilerleyip her yerini sarmadıysa ki öyle bile olsa yine tedavi edilebiliyor. Moral güç desteğiyle ve kaliteli bir tedaviyle mesele hallolur. Ama kanser hastalarından ücret alınmasın demiştik, Allah razı olsun hükümet o konuda bir güzel girişimde bulundu. O sözümüz de Allah’a çok şükür yerine geldi.

 

Hiçbir Mucize Aklın İhtiyarını Kaldıracak Şekilde Olmaz, İnsanların Makul Göreceği Şekilde Olur

Zer alemini hatırlarsan imtihan biter her şey mahvolur. Bak, imtihan kalkarsa neler olur biliyor musun; en başta sevgi gider, şefkat gider, sabır gider, akıl gider, metanet gider her şey gider, vefa gider imtihan tamamen zayi olur, imtihanın amacı da tamamen gider. Onu çok iyi bir şey zannediyor iyi bir şey değil o. Mesela aleni bir keramet, harika olur mesela aklın ihtiyarını kaldıracak şekilde imtihanın zayi olmasına sebep olur ve her şey mahvolur. O iyi bir son olmaz. Onun için hiçbir zaman için mucizeler aklın ihtiyarını kaldıracak şekilde olmaz hep makul görünümde olur.

 

Bir İyilik Talep Ederken Kıyasla Yapmak Doğru Bir Üslup Değildir. Suriyelilere Bakılıyor Neden Başkasına Bakılmıyor de Denmemeli

Mesela öksüz çocuklara imkan veriliyor da bize verilmiyor yahut Suriyelilere niye… Buna ne gerek var? Dersin benim arkadaşım kardeşim yahut eşim mağdur oluyor gereksiz yere. Çünkü biz Müslümanız kardeşiz, Türkiye dost ülke, burada bir mağduriyet var bunu nasıl giderebiliriz dersin. Kıyaslama yaptığında kıyaslama yaptığını ezmiş olursun yazık-günah. Mesela diyor ki “Yaşlılara devlet yardım ediyor gençlere niye yardım etmiyor?” Yaşlılardan ne istiyorsun? Elleme işte iyi güzel. O zaman onlardan o nimetin gitmesini istiyorsun anlamı çıkar. Yani Suriyelilerden o nimetin gitmesini istiyorsun anlamı çıkabilir.

 

Müslüman İçin Mücadele Şevk, Aşk, Güzellik Demektir, Ana Zevklerden Biridir. Cennette Olmayan Dünyada Olan Bir Hazdır

Mücadele demek eğlence demektir, zevk demektir, hayat demektir, hayatın güzelliği demektir. Mücadele yoksa ölüm vardır zaten. Hayat durur ölürsün, hayatın bir anlamı kalmaz. Mücadele cennet zevki gibi bir zevktir. Cennette bunlar yok, buradaki en büyük hazları alıyoruz biz bunu cennette kullanacağız. Cennette ne var biliyor musun; gezme var, yeme var, cinsellik var, şükretmek var. Buradaki zevkler sonsuza kadar cennette kullanılacak ana zevklerdir. Buradaki vefayı biz sonsuza kadar kullanacağız. Cennette öyle bir şey yok, sadakat diye bir şey yoktur zaten sadık olursun. Buradaki sadakati sonsuza kadar kullanacağız. Çünkü çile yoktur orada, buradaki çileyi sonsuza kadar kullanacağız. Buradaki mahirliğimizi, akılcılığımızı sonsuza kadar kullanacağız. Burada kullanacaklarımızın sayısı ne kadar biliyor musun; binlerce, binlerce cennet güzelliği var. Cennet güzelliğinin yüzde 90’ı, yüzde 99’u dünyadadır. Allah sevgisi burada oluyor, Allah’a hayranlık burada oluyor, tutku burada oluyor, aşk burada öğreniliyor hepsini biz cennette uygulayacağız, uygulama yeri orası. Dünyanın önemini bir anlasa insanlar, bir an önce bitsin istiyorlar. Kardeşim sen uzun kal, bu zevkleri bu nimetleri topla orada sonsuza kadar kullanacaksın. Yoksa sen cennet binasına git orada otur hiçbir şey olmaz. Cennet ırmağının kenarında git otur hiçbir şey olmaz. Meyvesini ye hiçbir şey olmaz. Bunlarla zevkli olacak, dünyada öğrenilenlerle zevklidir. Bu pek bilinmiyor ve pek de dile getirilmiyor. Mesela burada biz cihat ediyoruz ceht ediyoruz gayret ediyoruz, cennette cihat yok, cennette tebliğ yok, cömertlik yoktur her yer mülk dolu kimse kimseye cömertlik yapmaz. Cömertliğin zevkini sonsuza kadar buradaki hatıralarla yaşayacağız. Cömertlik yok orada bir daha. Yardımseverlik, vefa, cesaret de yoktur cennette, kabadayılık yoktur. Biz kabadayılığımızla orada övüneceğiz cennette, yiğitliğimizle övüneceğiz, sabrımızla övüneceğiz. Ama işte cennet meyvelerini yiyerek cennet ortamında bu olacak.

 

Sanat Eserini Sanat Kılan Bir Aklın ve Ruhun Onu Takdir Etmesiyle Olur. Sanat, Sanattan Anlayan Aşk İnsanı İçindir

Sanat toplum içindir. Sanat sanat için olmaz. Çünkü sanat canlı bir varlık değil, canlı bir varlık ruh onu takdir ederse sanat sanat olur. Kapalı bir sanatın hiçbir anlamı yoktur. Dolabın içindeki bir sanat eseri bir şey ifade etmez yoktur o yok hükmündedir. Sanat eserini bir aklın, ruhun görüp takdir etmesiyle o sanat eseri olur. Onu beğenmesi, ondan heyecan duyması, ondan haz alması, aşkının tutkusunun coşmasına biz sanat diyoruz. Dolayısıyla tabii ki sanat, sanattan anlayan içindir. Sanattan anlayan aşk insanı içindir.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Almanya’daki gurbetçilere hitaben şöyle bir konuşma yaptı: “Almanya şu anda neyi konuşuyor? Önümüzdeki seçimler için Türkiye’yi ne kadar hırpalarsak o kadar oy alırız kavgasına düşmüşlerdir. Almanya’da yaşayan bütün soydaşlarıma sesleniyorum; sakın yanlışa düşüp bunları desteklemeyin. Ne Merkel’in partisi, Hristiyan demokratlara, ne yeşillere, ne SPD, bunların hepsi Türkiye düşmanıdır. Türkiye düşmanlığı yapmayan siyasi partilere destek verin. Çünkü bu bir yerde artık Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın onur meselesidir. Demokratik haklarını kullanarak bu mücadeleyi vermelerini istiyorum” dedi.)

Reis ne diyorsa o. Tayyip Hocam’ın sözünü herkes dinler. Çünkü candan samimi delikanlı, kabadayı delikanlı. Bak boyun eğmiyor helal olsun çok güzel yapıyor. Kök söktürüyor hepsine, o onlara diz çöktürüyor. Kendi kozlarını da kullanıyor. Tayyip Hocamı Türkiye’de sevmeyen bir kere kalmasın, bak çok çok ayıp olur bu vicdan azabı çekerler sonra. Bana güvensinler, sıkı delikanlıdır Tayyip Hocam dürüsttür, efendidir, vicdanlı bir insandır, makul dengeli tutarlı bir insandır. Bazılarının dediği gibi öyle kontrolsüz falan işte yok diktatör, hiç öyle bir derdi yok onun. Allah’a kendini satmış, Allah’a teslim olmuş mazlum bir derviştir. Kendi halinde bir insandır bayağı da efendi ama gururlu onurlu, haysiyetini kimseye çiğnetmez. Türkiye’nin de haysiyetini kimseye çiğnetmez. Dik duruyor bu kadar. Dik duracak tabii ki eğilmeyecek. Millet de onunla beraber, inşaAllah. AK Parti’yi desteklesinler demiyorum bak desteklemeyebilir hiçbir mahsuru yok. Ama Tayyip Hoca’nın şahsını ulul emr olarak milli bir lider olarak desteklesinler. CHP’li olsun desteklesin, MHP’li olsun desteklesinler.

 

Çocukların Dünyayı İyi Tanıması Açısından Sosyal Medya Kullanımı Faydalıdır. Dikkat Edilmesi Gereken Hareketsiz Kalmasınlar, Spor Yapsınlar

Çocuklar Facebook’a da girsinler her yere girsinler, girmedikleri hiçbir yer olmasın cin gibi oluyorlar bayağı uyanık oluyorlar. Dünyayı da çok iyi tanıyorlar. Çocuklara “aman yavrum şunu okuma, bunu okuma” hepsini okusun hepsini de görsün. Ne olacak? Hiçbir şey olmaz. Başında babası var annesi var doğruyu anlatırlar. Facebook’a niye girmesin? Ama şu açıdan riskli olabilir; çok hareketsiz oluyorlar kas hareketi gerekiyor. Hoplayıp zıplayacaklar, koşacaklar falan. Geniş araziler açsın hükümet. Şu gecekondu olan yerleri falan her yeri yıksın. Ev verelim adamlara deniz kenarında kardeşlerimize. Sürekli açalım İstanbul’da sürekli geniş alan oluşturalım. Gençler de orada oynasın koşuştursunlar. Ama şu riski olabilir; mesela Facebook’ta 11-12 yaşında kız, kazık kadar adam o çocuğa yazı yazıyor, çocuğu etkilemeye çalışıyor baştan çıkartmaya çalışıyor. Ama bu zaten çok büyük bir suçtur. Facebookları açık olsun aile bunu görebilsin. Kilitleme sistemi olmasın, onu imkansız hale getirelim. Facebook’unda kimlerle yazıştığını ailesi görsün. Ama öyle bir dangalak da varsa kanunla hukukla tepesine bineriz o ayrı mesele. Yani çocuğu istismar etmeye kalkarsa gereğini yaparız.

 

İnsanın Nefsinde Tartışmaya ve Didişmeye Eğilim Vardır. Sevgi Olmazsa Bu Eğilim Güçlenir

Öncelikle kişiye sevgi yani şefkatle yaklaşmak, dost olduğunu, sevdiğini ve onu sevmek istediğini, arkadaş olmak istediğini ve güven verici bir insan olduğunu önce vurgulaman lazım. Yani bu oluştuktan sonra senin zaten her anlattığına inanmak isteyecektir o. Dost olursan, severse seni ve sana güvenirse senin inancını kabul etmek için o can atacaktır. Zaten anlattıkların da makul ve doğru olacağı için hiç inatlaşmaz. Ama aksinde sen doğruyu da söylesen inatlaşmak ister. İnsanın ruhunda cedele eğilim vardır. Cedeli kaldıran şey sevgi, şefkat, samimiyet ve dostluktur. O zaman cedele insanın takati kalmaz. Tartışmak istemez. Sevgi kalktığında insanlar tartışma arzusuna doğru sürüklenirler.

 

(Amerika Savunma Bakanı James Mattis 23 Ağustos’ta Türkiye’ye geliyor. Hakkında bazı bilgiler var. Kuduz Köpek lakaplı James Mattis ve şahinci politikalar izleyen bir kimse. Orgeneral Mattis 1991 Körfez Savaşı sırasında bir taburun komutanıydı. 2001’de ise Afganistan’da özel kuvvetleri komuta etti. 2003’te Irak işgali sırasında kilit rol üstlendi. Felluce çatışmalarında deniz piyadelerini komuta etti. Mattis’in bazı konuşmaları var. Bir konuşmasında şöyle diyor; “Bazı insanları vurmak eğlenceli oluyor. Sizi desteklerim, boğuşmayı da severim.” Bir başka konuşmasında ise; “Afganistan’a gittiğinizde kadınları beş yıldır peçe takmadıkları için tokatlayan adamlar görüyorsunuz. Bu adamların içinde zaten erkeklik falan kalmamış. O yüzden bunları öldürmek acayip eğlenceli. Kahkahalarla gülmek kadar keyif veriyor. Peşinen söyleyeyim, savaşı seviyorum” diyordu.)

İşte gelenekçi Ortodoks Müslümanlara karşı muazzam bir nefret tek onda değil. Yani kuduz köpek gibi çok fazla insan var. Yani milyonlarca var. Ve muazzam nefret duyuyorlar. Niye nefret duyuyor? Çünkü gelenekçi Ortodoks Müslümana bakıyor, diyor ki; “Ben kadını dövdüğümde deşarz oluyorum” diyor. Deşarz neyse? Kadını ikinci sınıf varlık olarak görüyor. Yani insan olarak görmüyor. Buna da çok kinleniyorlar. Ve kadının her sözünün tersinin yapılması gerektiğine inanıyorlar gelenekçiler. Buna da öfkeleniyorlar. Kadının kapatılması, sokağa çıkarılmaması, potansiyel tehlike olduğuna dair kanaatleri, cehennemin yüzde 99’unu kadınların dolduracağına inanmaları, kadınların aleyhine yüzlerce-binlerce hüküm geliştirmiş olmaları ve bunun sonucunda da hakikaten kadınlardan nefret ediyorlar. Doğru söylüyor. Hakikaten erkeklikleri kalmıyor. Hakikaten homoseksüel oluyorlar büyük bölümü. Yani epey bir bölümü homoseksüel oluyor. Onun için İngiliz derin devleti bu sistemi bütün gücüyle destekliyor ki homoseksüellik yayılsın diye. Kadınları ezdiklerinde, nefret ettiklerinde homoseksüel oluyorlar. Yani oğlan kullanma tabir edilen olayın içine giriyorlar. Bu Osmanlı’da da vardı. Kadınlara ağır baskı vardı, homoseksüel oluyorlardı. Yani oğlancılık yayılıyordu. Şimdi de bu felaketi hortlatmaya çalışıyorlardı. Biz karşılarına dikilince darmadağın oldular ve buna da müsaade etmiyoruz, etmeyeceğiz. Yani homoseksüelliğin Türkiye’de gelişmesine müsaade etmeyeceğiz.

 

(“Olumsuz bir insanın neden işleri ters gider?” sorusuna cevap)

İşte bu da Allah’ın varlığının bir delilidir. Negatif insanın başı sürekli beladadır. Allah sürekli belasını verir ve hiçbir şekilde mutlu olamaz. Ahmakça kendini mutlu göstermeye çalışır. Böyle çok zeki, çok akıllı göstermeye çalışır. Felsefi konuşmalar yapar oradan, buradan duyduğu, okuduklarını kendi fikriymiş gibi anlatır. Her yerde rezil kepaze olur. Yani kokuşmuş bir domuz gibi ortalarda gezer. İnsanların ondan nefret ettiğini bilir ama anlamazdan gelir. Böyle sürünen, perişan olan, akılsız bir negatif varlık olarak dünyada sürünerek yaşar.

 

Sabır Tahammül Değildir. Sabır, Güzel Olan Tavırda İstikrarlı Olmaktır

Müslüman kesintisiz sabreder zaten. Yani sabır müminin en önemli özelliğidir. Cennette sabır yok. Buradaki nimettir sabır. Kabadayılık buraya mahsustur. Diğerkâmlık buraya mahsustur. Hepsi buraya mahsustur. Ama mesela sohbette, sabredersin. Sabır deyince tahammül zannediyorlar, acı bir şey. Yani onda devam, kararlılık. Mesela namaza sabredersin. Yani sabır demek istikrarlı, düzgün devam anlamına gelir. Tahammül ayrı bir şeydir. Zorlanırsın ama tahammül edersin. Mesela adamın tırnağını sökerler, tahammül eder. Yani bağırma dersin bağırmaz adam. Ne bileyim elini ağzına tutar falan bekler. Buna tahammül dersin.

 

(“Allah’ın bağışlamadığı bir günah var mı?” sorusuna cevap)

Allah’ın bağışlamadığı hiçbir günah olmaz. Tövbe ettikten sonra samimi vazgeçtikten sonra neden olmasın? Böyle bir yanlış anlaşılma olabilir halk arasında. İşte Allah şunu bağışlamaz, bunu bağışlamaz. Öyle bir şey yok. Şuuru açıkken, ölmeden önce samimi olarak tövbe ederse Allah’ın bağışlaması umulur. Yani kesin değildir, umulur.

 

Gelenekçi Ortodoks İslam Anlayışı Sanatı ve Bilimi Öldürüyor, Kadınları Baskı Altına Alıyor, Her Şeyi Nötr Hale Getirip Ruhu Mahvediyor

Avrupa Birliği’ne girmeyeceğiz. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı olduğu müddetçe asla böyle bir şey mümkün olmaz. Çünkü Türkiye’yi çok kalitesiz hale getiriyor gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Kadınlara karşı nefreti ve öfkeyi körüklüyor. Sevgisizliği öğretiyor. Sanatı öldürüyor, bilimi öldürüyor. Her şeyi nötr hale getirip insanlığı çürütüyor. Geniş anlamda böyle. Ama herkes için geçerlidir diyemem tabii.

 

(“Sizce tecavüz için en caydırıcı ceza nedir?” sorusuna cevap)

Ceza olarak yani aklıma gelenler var ama bence cezadan ziyade önleyici tedbir ne olabilir? Şefkat, sevgi, merhamet, aklın-imanın güçlendirilmesiyle olur. Allah korkusu, Allah sevgisinin hakim kılınması, gelenekçi Ortodoks sistem yerine Kuran Müslümanlığının yayılması, Darwinizm’in bir hurafe olduğunun herkese anlatılmasıyla bunun zemini çok rahat oluşabilir. Ama caydırıcı ceza. Tecavüz çok acımasız bir eylem. Benim kanaatim en az yirmi yıl ceza verilmesi lazım. En az yirmi yıl ve tenzil de edilmeli. Yani bihakkın yatacak yirmi yılı. Sıkıysa yapsın. Çünkü yirmi yıl alıyor ama CMUK’a göre bu ceza on iki yıla falan düşüyor. Ona da müsaade etmeyeceksin. Net yirmi yıl yatacak. Affa da sokmayacaksın. Yapabiliyorsa yapsın. Yani tabii yapmasın da cayar diye düşünüyorum.

 

Gelenekçi Ortodoks Sistemde Kadınlar Aleyhine Yüzlerce İfade Var. Darwinist Sistem de Kadını Hayvanla İnsan Arası Yarı Mahluk Görüyor

Kadınlara şiddet uygulamalarının nedeni, Bir; gelenekçi Ortodoks sistemin kadınlar aleyhine yüzlerce beyanatta bulunması ve kadınlara nefreti körüklemesi. İki; Darwinist eğitimde kadınların insanla maymun arası yarı gelişmiş bir mahluk gibi gösterilmesi ve aşağılanması. Üçüncüsü erkeklerin kadınları böyle itici, akılsız varlıklar olarak görmesi sonucunda kadınlara karşı soğumaları, kadın isteğinin kalmaması. Bunun sonucunda homoseksüel olup, homoseksüel saldırganlığıyla kadınlara düşman olup kadınları ezmeye kalkmaları. Yani kadınları dövenlerin birçoğu homoseksüel eğilimli adamlar. Müthiş bir kadın nefreti var. O yüzden dövüyor, o yüzden nefret ediyor.

 

İlk Yardım Dersleri Hayati Bir Konudur. Okullarda ve İş Yerlerinde Mutlaka Herkese Mecburi İlk Yardım Dersi Verilmeli

İlk yardım dersi her yerde verilmesi lazım. Fabrikalarda, işyerlerinde, okulda, her yerde. Hayati bir konu. Hem de bayağı kapsamlı. Mesela dili boğazına akıyor. İnsanlar bilmiyor bunu çözmeyi yani dilini çekmeyi akıl edemiyor. Boğulup gidiyor, pisipisine, durduk yere. Şoka giriyor mesela dili ters dönüyor boğazına akıyor. Halbuki mendille falan dilini tutup çekseler bitti. Çıkacak, kurtulacak. Veyahut anafilaktik şok oluşuyor. Ona mesela adrenalin iğnesi yapsalar, kurtulur. Ama kısa sürede ölüm gelişiyor. Mesela pisipisine, hiç, durduk yere. Halbuki adrenalin iğnesini hazır böyle onların iğneleri var, ondan kullansa adam hemen uyanır, kalkar. Ama iyi öğretilmesi lazım. Yanlış uygulama olmaması gerekiyor. Veyahut tansiyonu çıkıyor. Tansiyon yirmi bire çıkıyor. Rahatça düşürülebilir ilaçla o anda. Ve seri şekilde düşürülebilir. İlaç kullanmayı bilmedikleri için düşüremiyorlar. Adam pisipisine ölüyor. Tabii kaderinde ama sebebe sarılmak lazım.

 

Hastanelerin Hem Temizliğiyle Hem Güzelliğiyle Saray Olması Lazım. Hastaneye İşi Düşenin Severek Gitmesi Gerek

Hakikaten hastaneye gidenin kanı, iliği çekiliyor gördü mü. Yani ya tansiyonu çıkıyor ya tansiyonu düşüyor. O koridorlar, bilmem neler falan. Yani orası saray gibi olması lazım. Bildiğin saray yani. Halılar, her şeyiyle bayağı güzel, çok temiz bir yer olması lazım. Ona ne gerek var ben bunu anlayabilmiş değilim. Onu Mehdiyet döneminde bekliyoruz artık.

 

TV Programlarının Birçoğunda Çözümsüz Uzun Uzun Konuşmalar Yapılıyor. Konunun Aslına Gelmiyorlar

TV programlarının birçoğunda demagoji yapıyorlar. Mesela bomba patlıyor bir yerde. Oturup, toplanıyorlar. Sabaha kadar beş saat konuşuyorlar. Çaylar, kurabiyeler havada uçuşuyor. İncir çekirdeğini doldurmaz anlattıkları. Ne Darwinizm’in tehlike olduğundan bahsediyorlar, ne bunun sebebinin gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı ve dinsizlik kökenli olduğundan bahsediyorlar. Hep hamasi, yüzeysel, alakasız konular. Hep kör açmaz. Girdikleri sokaklar hep kör sokak hep kapalı sokaklar. Hiçbiri ana caddeye çıkamıyor.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256528/sayin-adnan-oktarin-19-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256528/sayin-adnan-oktarin-19-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/o_AdnanOktar_A9TV170819t_04.jpgTue, 29 Aug 2017 05:39:27 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 18 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 18 Ağustos 2017

 

(Hatay-İskenderun’da PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada yaralanan Uzman Çavuş kaldırıldığı hastanede şehit oldu. Şehidimizin fotoğraflarını gösterebiliriz.)

Ne mutlu sana yakışıklı ne mutlu sana. Allah sana ne güzel makam vermiş. Tebrik ediyoruz Allah mübarek etsin. Mehdiyet’in kapısını sonuna kadar açıyorsunuz. İttihad-ı İslam’ın kapısını sonuna kadar açıyorsunuz sahabeler gibi, maşaAllah. O zaman da yüzlerce sahabe şehit olmuştu fakat İslam hakim olmuştu. Şimdi siz de ahir zamanın bir nevi sahabesisiniz kapıları açıyorsunuz. Allah sizden razı olsun.

 

(İspanya’nın Barselona şehrinde beyaz bir minibüs kalabalığın arasına daldı. Katalan hükümeti saldırıda, 13 kişinin öldüğünü en az 100 kişinin de yaralandığını açıkladı. CIA’nın İspanyol hükümetini terör saldırısı olabileceği yönünde iki ay öncesinden uyarıda bunduğu öğrenildi. Saldırının IŞİD’in üstlendiği söylendi. Saldırganın fotoğrafları da vardı.)

Bu adam homoseksüel halinden anlaşılıyor. Hep homoseksüelleri kullanıyorlar bu işlerde. Hep ateist ve homoseksüel oluyorlar genellikle. Tam İngiliz derin devletinin istediği tipler. Ateist derken yani din karşıtı, ateist ayrıdır. İslam dinine düşman ve homoseksüel. Şimdi bak ben söyledim, homoseksüelliğini ilan ederler yarın öbür gün. Alenen homoseksüel.

 

(Haber 7 Yazarı Serkan Üstüner, üst aklın İngiliz derin devleti olduğuna dair bir yazı yazdı Adnan Bey. “Yakın zamanlarda dillere pelesenk olmuş bir tabir var, üst akıl, gizli özne gibi. Var ama kim olduğu meçhul. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da konuşmalarında sık sık dile getirdiği üst akıl, İngiltere’den başka kimse değil. Bugün Almanya’yı da Türkiye’ye karşı kışkırtan da bunlardır, Türk devletini parçalamak isteyen de” dedi.)

Helal olsun aslanıma, helal olsun koçyiğide, helal olsun efeye. Açılan kapıdan Osmanlı akıncıları gibi dalıyor aslanlar, maşaAllah. İngiliz derin devleti yani deccaliyet artık can çekişiyor. Helal olsun yiğidime, helal olsun delikanlılığına, çok güzel çok isabetli konuşmuş. Diğer yazarlar da sakın çekingen davranmasınlar üstüne üstüne gitsinler İngiliz derin devletinin. Deccaliyet bu, Türk devletinin düşmanı bu, İslam alemini kana bulayan bu, Amerika’nın burnundan getiren bu, Amerika’yı esir alan bu, deccaliyettir deccaldır. Yani İngiliz derin devleti komitesiyle beraber. “Bu dehşetli komitenin” diyor Bediüzzaman “tahribatını ortadan kaldıracak İmam Mehdi (as) ve Hz. İsa Mesih (as)’dır” diyor, inşaAllah.

 

(“Herkesin zengin olduğu bir dünyada mal dağılımı nasıl olur?” sorusuna cevap)

“Sahah üzere” diyor Peygamberimiz (sav) yani “eşitlik üzerine mal dağılır” diyor. Velayet sisteminde zaten müminler birbirinin velisi olduğu için kimse kendinde fazla bir mal olmasını istemiyor. Diğer kardeşine veriyor bir eşitlik meydana geliyor. Hz. İsa (as) zamanında da bu böyleydi. Buna velayet sistemi deniyor. Bütün hak dinlerde vardır bu fakat uygulanmamıştır, yani az uygulanabilmiştir. Peygamberler zamanında uygulanmıştır. Hz. Musa (as) uygulamıştır çölde. Hz. İbrahim (as) zamanında uygulanmıştır. Resulullah (sav)’ın zamanında Mekke-Medine döneminde de uygulanmıştır o kadar.

 

Erkek Gibi Görünen Kadın, Kadın Gibi Görünen Erkek Modeli Topluma Sunuluyor, Bunun Sonucunda Homoseksüellik Yaygınlaşıyor

Kadın dekoltesi yasaklanıyor, Darwinizm körükleniyor, gelenekçi Ortodoks sistemde erkek kadından 19 misli daha etkileyici gösteriliyor. Yani adamın bilinçaltı bununla dolduruluyor. Diyor ki “kadınla karşılaştın sen” diyor “ben sana öyle bir şey söyleyeceğim ki aklın duracak” diyor “akıl almaz etkileneceksin” diyor. “Bu ne?” diyor “oğlan çocuğu” diyor “19 misli daha tahrik eder seni” diyor. Adam o bilinçle yetişiyor. “Kadına da sakın bakma” diyor “dekolte de giyinmesin çünkü onlar yarım varlık zaten” diyor. “Onlar ne derse tersini yap” diyor “cehenneme gidecek onlar zaten” diyor “ama sen asıl oğlan çocuğuna ağırlık ver. Bak 19 misli seni daha çok tahrik eder” diyor. Öyle eğitilen adam ne yapıyor? Gidiyor oğlan çocuklarına tecavüz ediyor, konu bu. Çünkü kadın gösterilmiyor. Adam kadın mefhumunun ne olduğunu bilmiyor. Güzel kadın, çekici kadın mefhumunu kaldırmışlar, erkek kadın sunuluyor insanlara gençlere erkek gibi kadın. Kadınlara da kadın gibi erkek sunuluyor ve böylece homoseksüellik yayılıyor. Onun sonucunda oğlan çocuğuna tecavüz ediyor, transseksüellik de oluyor homoseksüellik de oluyor hepsi oluyor. Her türlü rezalet oluyor. Darwinist eğitimle Allah korkusu ortadan kaldırılıyor Allah inancı, gelenekçi Ortodoks sistemle de sevgi, derinlik, bilim, sanat, estetik her türlü güzellik ortadan kaldırılıyor. Bu belayı durduracak güç Mehdiyet’tir bunun dışında hiçbir belayı savacak güç ben göremiyorum.

 

Hükümetimiz Yaşlıların Bakımını Daha İyileştirebilir Ama Gençler Gönüllü Olarak Vakıf ve Dernekler Vasıtasıyla Yaşlılara Destek Verebilirler

Gençler gönüllü olarak o annelere sahip çıkabilirler. Bunlar hep vakıflarla derneklerle çok iyi olur. Gençlik böyle şeylerde çok coşkulu olur. Tabii hükümet de tedbir alır, belediyeler de tedbir alır. Ama yaşlı zaten bir insanı bakımevine koymak normal bir insanın yapacağı bir şey değil. Ama tek başına da hiçbir şekilde bakamıyordur o zaman makul. Gücü yetmiyordur kendi de hastadır, ama o zaman onun da yanında kalması lazım. Onun evi olması lazım o. O kişinin tanıdıkları, sevdikleriyle beraber yaşaması çok önemlidir. Sevgi gitti mi ölüm gelir, sevginin bitmesi ölümü getirir. Kısa sürede ölümle sonuçlanır insan. Ölümü celbeden bir şeydir sevgisizlik. O yüzden o güzel insanların en çok ihtiyacı olan şey sevgidir. Onu da gençlerimiz, sevgi öğretmenlerimiz çok güzel yapabilirler. Ama bu Mehdiyet’in coşkusuyla olacağı belli. Yani şu ana kadar olmadığına göre bunun çözümünün Mehdiyet’te olduğunu görüyoruz.

 

Bazı Hanımların Metrolarda ve Otobüslerde Rahatsız Edildikleri İçin Farklı Bölmelerde Oturmak İstemeleri Çok Makul

Hanımlar böyle bir şeyden rencide oluyor olmaları çok makul. Çünkü adamlar yayılarak falan oturuyorlar, bacaklarını ayırıyorlar veyahut pis pis bakıyorlar bazen rahatsız ediyorlar hanımları. Veyahut daha da densiz daha da çirkin hareketler yapabiliyorlar. Onun için vagonlarda hanımlar bölümü diye bir bölüm olsa olur. Her vagonda olmayabilir belki ama bazı vagonlarda hanımlar bölümü olan vagonlar olabilir. Erkekler ön kısımda olur bayanlar arka kısımda olur, diğer vagonlar da karışık olabilir. Ama bu konuda bazı hanımlar rahatsız oluyorsa o hanımlar bölümü olan vagonları tercih edebilirler. Böyle bir kolaylık sağlanabilir. Bu, özellikle mütesettire hanımlarda da yahut dekolte hanımlarda da aynı şikayeti görüyoruz. Veyahut vagonun tamamı hanımlara ayrılabilir çok makul bu. Bir vagon yahut iki vagon hanımlar vagonu olarak ayrılabilir. Ama diğer vagonlara da hanımlar beyler istiyorlarsa karışık binebilirler. Ama acil durumlar için böyle bir tedbir alınabilir. 

 

(Mehmet Şevket Eygi Hocamız kadınların açık giyinmesini eleştiren bir yazı yazdı. “Göğsü-bağrı açık seksi kıyafetli o kadın herkesin gezip-dolaştığı yerde niçin tek başına bir bankta oturuyormuş? Hava almak içinse biraz daha derli-toplu rabıtalı kıyafete bürünemez miydin?” dedi.)

O dövülen kız için mi söylüyor acaba? Muhtemelen o dövülen kız için söylüyor. Çocuk ne bilsin canım orada onun öyle azgınlık saldırganlık yapacağını? Muhtemelen o daha önce de oralarda gezen oralarda olan bir insandır tahmin edemez. Nerede saldıracakları tahmin edilemiyor. Dolayısıyla, mesela plajda da saldırabilir, başka bir yerde de saldırabilir. Ama tabii öyle tehlikeli tiplerin olduğu yerlere hiç gitmemek lazım. Veyahut gidiyorsa da kalabalık gitmek lazım, hanımların kalabalık gitmesi lazım. Tek başına özellikle karanlık vakitlerde dekolte kıyafet olduğunda saldırı olma ihtimali olabilir böyle psikopatlardan, bir çirkin atak meydana gelebilir. Hanım kızlar mutlaka tedarikli olsunlar, kız arkadaşları olsun yanında veyahut onun yanında izleyen birisi olsun. Yanında izleyen biri olursa, ona yardımcı olacak insanlar olursa zor. Özellikle üç kişi falan gezmeleri daha da onları güçlü kılar o zaman hiçbir şey olmaz. Ama tehlike varsa zaten genç kızların kapalı olması gerekir. Ciddi tehlike olduğunda Kuran’ın ayeti açık, saldırıdan korunmaları için kapanmaları gerekiyor. Ama müsait gördükleri yerde, kendilerini güvende gördükleri yerde dekolte istediği gibi gezebilir. Ve gezmekte de hiç tereddüt etmesinler.

 

Romantiklik Makul Düşünmeyi, Affediciliği, Şefkati Ortadan Kaldırır, İnsanı Egoistliğe Götürür. Sevgi ve Romantiklik Bir Arada Olmaz

Romantik olmaya gerek yok, romantiklik aklı alır yani makul düşünmeyi, dengeli düşünmeyi alır, affediciliği de ortadan kaldırır, şefkati ortadan kaldırır. Böyle egoist ve yırtıcı olmaya doğru insanı götürür çok tehlikelidir romantiklik, romantiklikle sevgi götüremezsin. Sevginin devam edebilmesi için akıl, iman, derinlik, tutku, aşk, aklıselim gerekir yoksa aşk, tutku bir çiçek gibidir hemen solar çok iyi bakmak gerekir. O ona bakarken sabır gerekir, affedicilik gerekir, müşfiklik gerekir. Bir kere Allah’tan şiddetli korkmak ve Allah’ı şiddetli sevmek en başta olandır ve koruyup, kollama ruhu gerekir, çiçek bakımının çok çok üstündedir aşkı, tutkuyu korumak ve yeşertmek.    

 

(Ergün Diler Takvim’deki yazısında yine İngiliz derin devletinin dünyayı yönetmedeki rolüne dikkat çekti. “Dünyada son sözü söyleyen devlet Amerika diye bilinir ama aslında İngiltere’dir. Bugün de hala dünyada İngiltere’nin söz sahibi olduğunu, dünyanın en büyük ve en güçlü şirketlerinin Amerikalı bile olsalar Londra tarafından yönetildiğini Rothschild ailesinin bu paraları kullanarak pek çok ülkede istedikleri sistemi kurduğunu söyledi. Yeni ipek yolunun tek hakimi İngiltere görünüyor” dedi.)

Hoca daha da cesaretlenmiş çok güzel Allah cesaretini arttırsın, şevkini arttırsın bak gördü bütün yazarlar İngiliz derin devletine müthiş cephe aldılar ve her yerde bu gündeme geliyor. İngiltere de habire adam gönderiyor ortalığı yatıştırmak için. “Türkiye’yi severiz, Atatürk’ü severiz, elhamdülillah Müslümanız” bıraksınlar bunları biz onların ne olduğunu biliyoruz. Ne oldu birdenbire Türkiye’ye sevginiz kabardı? İşte “darbede Türkiye’nin yanındayız, ne kötü oldu ya darbe, darbeyi yapanları kınıyoruz, onlar kötü çocuklar falan ama onlara suçlu diyemeyiz, çete diyemeyiz ama darbeyi onlar yaptı” böyle yani alkol alıp da alkol komasına girmiş gibi bir üslup içerisindeler, adeta dalga geçiyorlar kendi kafalarınca.  

 

Gelecek Korkusu İman İle Yenilir ve Velayet Sistemi İle İslam'ın Hakimiyetinde Bütün İman Edenler Birbirlerini Koruyup Kollayacaktır

Gelecek korkusu imanla yenilir ve velayet sistemiyle. Yani İslam’ın hakimiyetinde bütün müminler birbirlerini koruyup kollayan anne-baba gibi oluyorlar. Mesela buradaki bütün insanlar birbirlerine anne hükmünde oluyor, baba hükmünde oluyor. Herkes birbirini korumakla mükellef oluyor. Farz oluyor. O zaman adamın da gelecek korkusu olmaz. Yani İslam’ın olduğu bir yerde gelecek korkusu yoktur. Adamın mesela evi varsa bir odasını kardeşine veriyor. İki arabası varsa bir arabasını ona verir. Yahut arabasını ortak kullanır. Sofrasına kardeşlerini ortak eder. Buna velayet sistemi diyoruz. Allah’ın Kuran’da farz kıldığı, yüzlerce ayette belirttiği terk edilmiş bir ibadettir. Müslümanların terk ettiği bir ibadettir. İslam’ın şartını 5’e indirmişler. 6’ıncısı velayet sistemidir. 7’ncisi sevgidir. 9’uncusu saygıdır. Gider de gider.

 

Kompleksli İnsanlara Sevgi ve Şefkatle Yaklaşmak Gerekiyor, Alaycı Üslup Nedeniyle Kompleks Oluşuyor Ama Bunu İman ile Sevgi İle Yenebiliriz

Kompleksli insanlara ne yapacaksın? Sevgiyle şefkatle yaklaşmak lazım. Ama acımasız insanlar onları hep tahrik eder. Mesela boyu kısa oluyor, alay ederler yahut boyu uzun oluyor, alay ederler. Burnunda hafif bir çarpıklık olur, alay ederler. Dişinde bir eğrilik olur, alay ederler. Böyle insanlardan biz insanları kurtaramayız. Onların etkisiyle de onlar eğilip bükülüyorlar, üzülüyorlar, eziliyorlar. Halbuki hiç kaale almasalar “Allah beni böyle yarattı. Her şeyde bir hayır vardır. Cennette sonsuza kadar güzel olacağım” deseler hiçbir şey olmaz.

 

Sadece Allah'ı Sevse Tüm İnsanlar Dünya Cennet Gibi Olur. Allah'ın Unutulması Çok Büyük Bir Nankörlüktür

Sadece Allah'ı sevsek dünya cennete döner. Başka hiçbir şeye gerek yok. Allah'ın içerlediği yani anlamanız için söylüyorum. Allah’ı öfkelendiren Kendisi’nin unutulmasıdır. Unutulduğu için insanları eziyor. Allah sevilirse, Allah insanları da sever. Muazzam bir refah ve zenginlik olur. Allah diyor “Eğer” diyor. “Beni seveceğinizi bilsem, sizi çok zengin yaparım ama zengin yaptığımda siz Beni unutursunuz” diyor ve “küfre gidersiniz o yüzden sizi zengin yapmıyorum” diyor. Ayette açıkça anlatılıyor. Yani bilinen bir konu bu. Ama kullarını insanları tabii vesile eder, ayrı mesele.

 

(“Deist olduğunu söyleyen biri yaratıcıya inandığı halde neden bir dine mensup olmaz?” sorusuna cevap)

Deist dediği yani aslında Allah'a da o kadar inanmıyor. Ama olması gerekir herhalde diyor. Deistin anlamı budur. Yoksa gerçekten tam anlamıyla Allah'ın var olduğuna inansa, zaten Allah olunca mutlaka bir yaratmasının sebebi olur. Sebepsiz yaratma olmaz. Deist ne diyor? “Allah var ama niye yarattığını bilmiyor” diyor. O zaman zaten Allah'a inanmış olmuyor o. Allah niye yarattığını bilir. Niçin yarattığını bilir ve sebebini de açıklar. Dolayısıyla deist demek, ateistin biraz daha Allah'ın varlığında şüphesini azaltmış şeklidir.

 

Ne Güzel Allah Var. Ne Güzel Sonsuz Akıl. Ne Güzel Bizden Samimiyet İstiyor, En Kolay Kurtuluş Yolunu Gösteriyor

“Evren ne zaman yaratıldı?” diyorsun. “On beş milyar yıl önce” diyor. Halbuki evren sonsuz öncede yaratmıştı. Sonsuz öncede. Ama hiç bunu akıl edemiyorlar. Yani zaman sonra yaratıldı diyor. Kardeşim zaman sonra yaratıldı demek, ne demek biliyor musun? Evren sonsuz önce de var demektir. Ve sonsuz sonra da var demektir. Anlamı budur. Dolayısıyla ne güzel yani yokluk olacağına varlık olmuş. Zaten mutlak yokluk olması teknik olarak mümkün değil. Yani en zayıf varlık bile olmuş olsa mutlaka Allah olur. En zayıf varlık. Yani olabilecek en zayıf varlık olduğunda Allah olur. Allah da hiç kaybolmaz. Yani mümkün değildir. Çünkü mutlak yokluk olması gerekiyor öyle bir şey için. Mutlak yokluk da tasavvur edilebilecek gibi bir şey değil. Yani hiç mümkün olan bir şey değil. Ne güzel Allah var. Ne güzel sonsuz akıllı. Ne güzel bize nimetler sunuyor. Ne güzel bizden aşk istemiş. Sevgi istemiş. En güzel şeyi istemiş. Ne güzel bizden samimiyet istiyor. En kolay kurtuluş yolunu gösteriyor. Size Kuran'dan soracağım diyor. Kuran'a bakıyoruz çok kolay bir kitap. Ne güzel sonsuz akıllı Allah. Sevdiği kulları. Çok kolay bir kitap. Ve kurtuluşun yolu da samimiyet. Ne güzel bu nimeti mümin iyi düşünmüş olsa, sevincinden yerinde duramaz. Uyuyamaz bile sevinçten. Yani onu iyi kavrayamamaktan o sevinç oluşmuyor. Yoksa insan sevinçten adeta deliye döner, tam kavrasa. Divane olur yani sevinçten. Nasıl büyük bir nimetin içinde olduğunun farkında değil insan.

 

(TÜRKSAT'ın bombalanmasına karışan darbeci Astsubay Osman Kemal Küçük, mahkemede kendisini savunurken “Tatbikat var denilerek göreve çağrıldığını ve olayın bir tatbikat olduğunu zannettiğini” söyledi. Mahkeme başkanı bu ifadeye sinirlenerek “Yirmi yıllık askerim diyorsun. Daha önce böyle bir tatbikata şahit oldun mu? Sen uçan uçakları, atılan bombaları görmedin mi, sesleri hiç duymadın mı? Olayın tatbikat olmadığını anladığında neden farklı davranmadın? Yanlış emir verenin alnına çakacaktın. Neden kaçıyorsun?” dedi. Ayrıca sanığın darbe girişiminden bir gün önce MİT Müsteşarı Hakan Fidan'la Zekai Aksakallı Paşa'nın baş başa uzun saatler görüştüğünü söylemesi üzerine mahkeme başkanı “Sana ne MİT Müsteşarı istediği kişiyle sabaha kadar görüşür konuşur. Seninle ne ilgisi var?” diye çıkıştı.)

Ama hakim de delikanlının hasıymış. Kabadayının hasıymış. Efenin hasıymış. Ne mübarek hakimmiş o. Allah sayılarını artırsın. Tebrik ediyoruz onu. Allah ömrünü uzun etsin. Sonuna kadar yanındayız Türk Milleti olarak. Bütün milletçe. Bak ifadenin mükemmelliğine bak. Adamları vur diye sana verdiğinde diyor. Niye alnına çakmadın diyor. E tabi silahı sana doğrultuyor diyor ki. Vuruyor askeri. Eğer ateş etmezsen seni de vururum diyor. O da diyor ki alnına çak bir tane diyor. Bak görüyor musun kabadayıyı. Evet, alnına çakmasa bile kalçasına, bacağına her yerine sıkması gerekirdi.  

 

Hz. Adem'in Yaptığı Sonsuz Öncede Kaderde Var Olan Bir Olaydır. İnsanların İmtihanın Gerekliliğini Anlaması İçin Hikmetle Yaratılmıştır

Onu Allah bilerek oraya koydu, cennete. Yani ne yapacağını biliyordu zaten. Fakat insanlara örnek model olması için olayı geliştirtti. Yani hepsini biliyordu Allah. Sonsuz öncede biliyordu. Yani orada rastgele olmuş bir olay değil o. İnsanlar diyor ya “Allah bizi direkt cennete koysaydı, ne gerek var bu aradaki imtihanlara şuna buna.” Ona cevaptır o. Allah onu pratik bir örnekle, yaşanmış bir örnekle anlatmış oluyor. Öbür türlü teorikten insanlar o kadar etkilenmezler. Hep Kuran yaşanmış örneklerle anlatır dikkat ederseniz. Hep pratik ve yaşanmış örnekler. O zaman insanların aklı tam alıyor. Çünkü cennete direkt konduğunda isyan imkanı var. Allah'a isyan etme ihtimali oluyor insanların. Ama eğitimden sonra cennete konduğunda, o ihtimal sıfır olmuş oluyor.

 

Var Olan Bir Şey Bir Daha Asla Yok Olmaz. Rüya da Dahil Var Olan Her Şey Sonsuza Kadar Vardır

Rüyaların tabii asılları var. O da bir nevi cisimdir. Rüya da bir cisimdir. Bir varlıktır. O da kaybolmaz. Hiçbir rüya kaybolmaz. Rüya gördüm gitti. İmkansızdır. Işık ve görüntü bir şeydir ve hiçbir zaman için kaybolmaz. Bir şey, hiçbir zaman için kaybolmaz. Bak aklınızda kalsın. Herhangi bir şey hiçbir şekilde kaybolmaz. Teknik olarak mümkün değildir. Yani var olan bir şeyin kaybolması mümkün değildir.

 

(“Sırat köprüsü gerçekten var mıdır?” sorusuna cevap)

O gelenekçilerin kötü ve yakışıksız yakıştırmalarından bir tanesi. Koskoca adamlar utanmıyorlar da. İncecik bir köprü var. Jilet inceliğinde. Boydan boya çekilmiş, altında ateş kaynıyor. O da kestiği kurbanı getirtiyor. Kurbanın üstüne biniyor. Kurban da onu yavaş yavaş bir cambazın ipte durması gibi ilerliyor. O da kurbanın üstünde hep beraber karşıya geçiyorlar. Yani çok ilkel bir iddia. İslam dinini mahvetti gelenekçi Ortodoks sistem. Yani bu belayı bütün gücümüzle şu an temizliyoruz. Öyle bir şey yok. Cenab-ı Allah'ın imtihanı vardır bu kadar. O sorgulaması vardır. O sorgulama da çok süratlidir. Yani birkaç saniyede biter. Öyle düşünün. Yani birkaç saniyenin içerisinde biter. Adam doksan yaşındaysa, doksan yıllık ömrünün sorgulaması en fazla bir kaç saniyedir. O saniyeler içinde biter. Sırat köprüsü denen olay budur. Yani bütün yapıp ettiklerine cevap verilmesi.

 

(“Ruhun yaşı var mıdır?” sorusuna cevap)

Ruhun yaşı sıfırdır her zaman. Sıfır yaştadır. Yüz katrilyon çarpı yüz katrilyon yıl yaşar daha yeni doğuş gibidir o, hiç yaşlanmaz. Beden hareketlenir yani zamana karşı koyamaz Allah öyle yaratmıştır. Ama ruh hiç yaşlanmaz. Ama bazen ruha tabi olur beden yani ruha göre hareket eder. Ruh genç olduğunda o da genç olur bazen Allah’ın dilemesiyle yani ona eşlik eder. Ama Allah’ın dilemesiyle olur.

 

(“Ülkemizde neden sporcu gençler yetiştirilmiyor?” sorusuna cevap)

O büyük bir dert ama konular çok fazla. Aslında mecburi olması lazım sporun yani askerlik gibi. Okula gittin mi her gün iki saat spor dersi mecbur olması lazım. İşyerlerinde bir saat spor mecbur olması lazım. İşyerinde çalışmak mecburi değil mi? Spor yapmak da mecburi olacak. Böyle olması lazım. Buna hükümetin karar vermesi gerekiyor. Spor çok hayati. Çöker insan. Kemikleri erir, kasları erir, hasta olur. İç organlarına zarar verir. Çok tehlikeli bir şey spor yapılmaması.

 

Kıyafetleri Yüzünden Kadınlara Hakaret Eden, Tehdit Eden, Tacizde Bulunanların Hepsi Savcılığa Bildirilsin Bunlar Örgütlü Mü Tespit Edilsin

Hep genç kızlar baskıdan, kıyafetlerine müdahaleden rahatsızlar, dekolte giyinemiyorlar. Deri kıyafet de giyer, istediği gibi yaşar. Sen ne karışıyorsun? Sokakta kafa atanlar, bıçaklamaya kalkanlar, elle sarkıntılık edenler bunlara en ağır cezalar verilsin ve bunlar bir çete. Genç kızlar böyle yapan adam olduğunda hemen İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne de bildirebilirler, İstanbul için söylüyorum. Fakat genellikle tek noktada toplansın. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bu tip insanların isimlerini, adreslerini hepsini bildirsinler. Onlar birikiyor şu an. Bunlar Türkiye’de benim gördüğüm beş-on bin kişilik bir çete. Bunların tamamına gereken yapılacak. Hanımların kıyafetine karışanlar, hanımlara hakaret edenler özellikle internetten hakaret edenlerin hepsinin adreslerini alın, hepsini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bilgilendirme olarak göndersinler. Bilgilendirme; şikayet değil bilgilendirme. Çünkü onlar bir toparlanacaktır. Aradaki bağlantılar tespit edilecek. Bilmiyorum artık savcılık bunu çete kapsamına mı sokacak, nasıl bir şey yapacak? Nereyle bağlantıları onlar anlaşılacaktır. Hanımların özgürlüğü bundan sonra kesin sağlanacak. İstedikleri gibi giyinecekler, istedikleri gibi de gezecekler.

 

Kadına Piercing de Dövme de Çok Yakışıyor. Saçlarını Farklı Renklerde Boyamaları Çok Güzel Duruyor. Sevgisizlerin Dediklerine Aldırmasınlar

Bak işin doğrusunu söyleyeyim; piercing kadını çok çok çekici yapıyor, bayağı güzel oluyor. Dövme bir, piercing iki. Ve saçın böyle orijinal renklerde boyanması üç. Yani böyle içe kapalı, çökmüş, hayatın güzel yönlerini unutmuş, kendi güzelliğini unutmuş, iç gücünü unutmuş, ruhundaki heyecanı öldürmüş kadın tiplemesine karşı bu coşkulu, aşkı sevgiyi çok seven, sanatı çok seven, ruhundaki o deli coşkuyu yaşayan sevginin üstadı, gerçek sevgiyi arayan kadının bence alametlerinden çok önemli olanları bunlar.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256527/sayin-adnan-oktarin-18-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256527/sayin-adnan-oktarin-18-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170818t_11.jpgTue, 29 Aug 2017 05:29:51 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 17 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 17 Ağustos 2017

 

(Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın 19 yıldır geleneksel olarak yayınladığı Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu’nun sonuncusunda, Ayasofya, tarikat ve cemaatlerle ilgili bölüm dikkat çekti. Raporda şunlar söyleniyor: “Hükümet Türkiye’deki tarikat ve cemaatlere yönelik resmi yasağı zorlamıyor. Bu gruplar yaygın ve aktif olmayı sürdürüyor. Ocak 2016’da hükümet kamu görevlilerinin Cuma günleri öğle aralarında Cuma namazına gidebileceğini duyurdu. Ağustos 2016 ise hükümet kadın polislerin başörtüsü kullanmasına ilişkin yasağı kaldırdı.”)

Güzel çok iyi olmuş. Bunda rahatsız olacakları bir şey varsa bana gelip anlatabilirler. Onlara burada çay ısmarlarım. Türkiye milli bir devlet, milli bir hükümet var, bize karışmak terbiyesizlik, saygısızlıktır başka bir şey değildir, kim yaparsa. Türkiye’nin iç işlerine, dış işlerine kimse karışmayacak. Karışan olursa densizlik yapmış, saygısızlık yapmış demektir.

 

(“Dua sizce nasıl olmalı?” sorusuna cevap)

Böyle uzun uzun Arapça dua olmaz. Bir kere Arapça dua hiç olmaz, anlamadığı bir duayı insanın okumaması lazım. Kendi anladığı duayı samimi olarak kısa kısa da olur, gün içine yayarak da olabilir, uzun dua da edebilir. Ama çok samimi dua etmesi lazım. Ve en hayati gördüğü konularda Allah’tan yardım istemesi lazım, en hayati gördüğü konularda. En hayati konu nedir? Derin iman, Allah’ı coşkuyla deli bir aşkla sevmek, Allah’a sevgili olmak, bu. Zaten bu olsa bitti, başka bir şeye hiçbir şeye gerek yok. Konu bitti yani. Bunu elde ettiyse mümin her şey bitti demektir. Her işi halloldu demektir, inşaAllah.

 

(“Kıyamet yakın mı? Yakınsa delilleriyle anlatabilir misiniz?” sorusuna cevap)

Bilimsel açıdan anlatabilirim, dini de anlatabilirim. Bilimsel açıdan, bak daha geçenlerde anlattılar, “2120 gibi göktaşı demeti, bir tane de değil dünyanın kenarından geçecek” diyor. 2120’de kenarından geçmeyecek. 2120’de bir kaya daha var büyük kod numarası belli olan büyük bir taş ama öyle bizim bildiğimiz taşlardan değil, ucu-bucağı yok yani. Dünyayı delecek sonra spin atıp bir daha delecek olan bir taş, bununla dünya yarılır bu taşın vurmasıyla göbeğinden yarılır. Zaten su dolu bir torba gibi biliyorsunuz dünya. Karpuz gibi karpuz, karpuza bir şey vurdu mu nasıl olur? Darmadağın olur. Yumuşaktır dünya yani öyle bir şey değil. İçi magma incecik kurumuş bir kabuk var üstünde elma kadar. Elmanın kabuğunu düşünün, elmanın içinin ateş magma olduğunu düşünün kaynıyor fokur fokur, dışında da ince bir kabuk var incecik. O kabuk delindi mi o magma akar artık. Yani su dolu kaynayan bir kabı düşün, bir yerinden açtın mı hepsi oradan fışkırır dökülür, o şekilde vurdu mu darmadağın olacak. 2120, Bediüzzaman Said Nursi hem ayetlerden hem hadislerin ebcedinden hem Peygamberimiz (sav)’in verdiği tarihten 7000’le ilgili tarihten “2120 gibi inşaAllah kıyamet kopacak” diyor. Zaten adamlar diyor ki bak “Bu yüzyıl içinde bu yüzyılın sonuna doğru” şimdi 2017, “bu yüzyılın sonuna doğru insanların üçte ikisi sıcaktan ölecek” diyor üçte ikisi, artık düşünün. Ondan sonra bir yüz yıl daha yaşayacak hiç durumu yok dünyanın. En fazla bir 15-20 yıl daha gidecek gibi, işte o da taş çarpmasıyla dağılma oluyor.

 

(“İnsanlar neden ülkemizden memnun değil?” sorusuna cevap)

Çünkü Türkiye’de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı var. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında kadın güzelliği yasak, kadın mefhumunu bilemiyorsun, kadının ne olduğunu bilemiyorsun. Kadın tamamen kapatılıyor. Ancak resimlerinden anlayabilir gençler resmine de bakmak haram. Yetişkin bir delikanlı düşün, sen diyorsun ki “Evlenmek ister misin?” “İsterim de neyle evleneceğim?” diyor. “Kadın diye bir şey var” diyorlar “nasıl bir şey o?” diyor “görebilir miyim?” diyor “yok göremezsin” diyorlar. Görebilir miyim deyince göremezsin. “Nasıl olur?” “Sadece her tarafı kapalı, eli-yüzü kapalı bir kumaş yığını şeklinde uzaktan bakabilirsin” diyor “ona kadın deniyor” diyor. Adam siyah kumaş yığınını niye kadın olarak arzulasın istesin ve niye evlenmek istesin? Sesini duyması haram, yüzünü görmesi haram, beraber bir yerde bulunması haram, bu adam bilmediği bir şeyle evlenmek isteyecek bu nasıl olacak? Kadın mefhumu yok ortada yani kadının ne olduğunu, mesela Allah aydan bahsediyor biz ayı görüyoruz, güneşten bahsediyor güneşi görüyoruz, dağlardan bahsediyor dağları görüyoruz, ama kadından bahsediyor Cenab-ı Allah kadını görmek mümkün değil göremiyorsun. “Evden dışarı çıkmasın” diyor “makyaj yapmasın, saçını boyamasın, başını açmasın, yüzünü açmasın, elini açmasın” Ee? “işte kadın bu” diyor. “Bununla evlenmek istiyorsan evlen” diyor. Adam bilmediği bir şeyle nasıl evlensin? Yani mefhumun ne olduğu belli değil. Ama erkekleri görüyor adam badi salonunda anadan doğma görüyor, plaja gidiyor orada görüyor, o zaman adam kadını bırakıyor erkeğe yöneliyor.

 

(“Güzel kızlarla nasıl tanışabilirim?” sorusuna cevap)

Bir kere Allah’a aşık olursun “Ya Rabbi ben Sana aşığım” dersin “Seni deli bir aşkla seviyorum, ben Sana teslim oldum Sana aitim. Senin tecellilerinle beni görüştür, insanlardan, hayvanlardan, bitkilerden güzel tecellilerine bana ulaşmayı nasip et” dersin. Ve “vereceğin her hayra muhtacım Ya Rabbi” dersin. O zaman sana Cenab-ı Allah bir kız arkadaş gönderir. O kız arkadaşına tavrına bakar Cenab-ı Allah, onu koruyup-kolluyor musun, şefkat gösteriyor musun, saygı gösteriyor musun, değer veriyor musun, dinini imanını güçlendirmeye gayret ediyor musun, namusuna haysiyetine şerefine onuruna özen gösteriyor musun, sağlığına sıhhatine özen gösteriyor musun, eğer öyleyse Allah onu sana dost eder, arkadaş eder. Ama ırzını, namusunu, haysiyetini, şerefini beş paralık etmek istiyorsan, sağlığını sıhhatini, neşesini, mutluluğunu bozmak istiyorsan, sadece onu bir et yığını olarak görüyorsan, et-kemik yığını olarak görüyorsan, sadece kullanmak amacındaysan o zaman Allah ayağına dolandırır tabii. O zaman Allah senden onu beri eder. Tabii ben delikanlım için demiyorum da genel kişilik açısından söylüyorum. Allah’ı çok sevmek ve Allah’ın yarattıklarına şefkat, merhamet etmek lazım. Kadınları merhametle, şefkatle, saygıyla, hayranlıkla, tutkuyla ve muhteşem bir sanat eserine gösterilen hürmetle yad edersen olur.

 

(Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Kuzey Irak’ta yapılacak bağımsızlık referandumunun Irak’ta bir savaş çıkartabileceğini ifade etti. Çavuşoğlu ayrıca Suriye’nin Türkiye sınırındaki İdlip’te kurulacak çatışmasızlık bölgesini görüşmek için Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un Ankara’yı ziyaret edeceğini açıkladı. Dışişleri Bakanı, “Rusya Türkiye’nin YPG konusundaki duruşunu Amerika’dan daha iyi anlıyor” dedi.)

Rusya dürüsttür. Amerika İngiltere’nin baskısı altında, kontrolü altında olan bir ülke. Amerika’yı kuran da zaten İngiltere’dir. Dilini de İngilizce yapmıştır, bütün sistemini kendine göre ayarlamıştır ve çok iyi kontrol edeceği bir sistem kurmuştur. Yüksek mahkeme oluşturmuştur, yüksek yargıçlar oluşturmuştur, bir hakimler devleti kurmuştur. Hükümetin bir yetkisi yoktur Amerika’da. Hakimler bir şeye karar verdi mi hükümet hiçbir şey yapamıyor.

 

(“Nazar ve muska şirk mi?” sorusuna cevap)

Hiç hiç hiç muskaya falan gerek yok onu çıkart bir yerde yak. Nazar aldığın falan yok, gittiğinde o adamların belki pis bakışları, sevgisiz itici tavırları seni psikolojik yoruyordur bir yorgunluk hissediyorsundur. Yoksa o nazarla ilgili bir şey değil. Yani bakışın özel bir elektriği şimşek gibi çakan insanlara zarar veren kurşun etkisi yapan bir gücü yoktur. Ama pis bakış insanı rahatsız eder, ondan gözünü çevireceksin. Pis bir surat insanı rahatsız eder yüzünü ondan çevireceksin. Allah “yüzünüzü onlardan çevirin” diyor, bu yeterli olur.

 

(“Ateizm ve Siyonizm hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap)

Ateizm; bir insan Allah’a inanma konusunda bazen ruh sahibi olmadığında bunalıma girer. Ruh sahibiyse mutlaka inanır. Ama bazen insanlara Allah ruh vermediği olabilir, ruhundan üfürmediği olur sadece bedenle canlı olur yani nefisle hayatta yaşıyordur, nefisle hayata bağlanmıştır nefsi vardır ama ruhu yoktur. O insanlar çoğunlukla ateist olurlar. Ama onlar bilgilendirildiklerinde, eğitildiklerinde o nefis kabul eder Allah’ın varlığını, o zaman Allah onlara ruhundan üfürür, Allah ruh verir ve o canlanır insan o ölü insanlar canlanır. Ama tabii şefkatle, sevgiyle, merhametle yaklaşmak lazım. Siyonizm, ateizm hep izm olduğu için belki bağlantılı olduğunu düşünmüştür. Siyonizm Mehdiyet’tir. Hz. Mehdi (as)’ın Siyon Dağı’ndan İslam’ın hakimiyetini açıklamasıdır. Allah’a inanan tek ilah tek yaratan Allah’ın güzelliğini dünyaya duyurmak Tevrat’ta geçen bir hükümdür. “Rab Siyon Dağı’ndan gürleyecek” diyor. Yani Allah oradan açıklayacak ki “İslam dünyaya hakim oldu.” Siyon Dağı’ndan duyacağın şey budur. Bütün Mehdi talebelerinin tamamı Siyonist’tir. Ahir zamanın Siyonistleri Hz. Mehdi (as) ve talebeleridir. Siyon Dağı’ndan Allah’ın hakimiyetini bütün dünyaya açıklayacaklardır. Hristiyanlar, Museviler Müslümanlar İslam’ın altında toplanıp birlik ve beraberlik içinde, huzur ve güzellik içinde yaşayacaklar. Budur Siyonizm. Yoksa bir Musevi ırkçılığı, bir Yahudi ırkçılığı değildir.

 

(“Hz. Mehdi (as) gelmeden önce vefat edersek ona tabi olmuş olur muyuz?” sorusuna cevap)

Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’a biat etmeden ölen kişi biatını eğer kalben yapmışsa onu biat olarak kabul ediyor. Hz. Mehdi (as)’a gıyapta biat vardır. Mesela Mehmet Şevket Eygi Hocamız diyor ki: “Ben gıyabında ona biat ettim” diyor gıyapta. Olur bu, gıyabında ona bağlanmış olur. Dolayısıyla ben de mesela gıyabında Hz. Mehdi (as)’a bağlandım, ona itaat ediyorum gıyabında, görmedim ama bağlandım. Bu şekilde olur. Çünkü “cahiliye ölümü üzerine ölür” diyor Peygamberimiz (sav). “Hz. Mehdi (as) varken biat etmeyen cahiliye ölümü üzerine ölür” diyor. Dolayısıyla ben böyle bir son istemediğim için gıyabında Hz. Mehdi (as)’a bağlandım kalben biat ettim ona.

 

(Sabah Gazetesi Yazarı Melih Altınok, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski Başyaveri Ali Yazıcı’nın 15 Temmuz’dan önce yaptığı sözde şakayı yazdı. Erdoğan’a suikasttan yargılanan eski Başyaver Ali Yazıcı’nın “Darbe yapacağız ama merak etmeyin size bir şey yapmayacağız. Fakat o Melih’i bizzat ben alacağım” diye şaka yaptığını iddia etti. Seyahatte uçaktaki gazetecilere söylüyor bu espriyi, şakayı. “Siz korkmayın, merak etmeyin ama Melih’i ben alacağım”)

Yok canım, bayağı nefret ediyorlar, yani Türk milletinden nefret ediyorlar hepsinden. Yani “tamamı düşman” diyor adam, tamamı. İfadelerinde tamamının düşman olarak değerlendirilmesi çok dehşet verici.

 

(“Yeniliğe neden bu kadar kapalıyız” sorusuna cevap)

İşte gelenekçi Ortodoks sistemin dayatması. Gelenekçi sistem bunu meydana getirdi. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı kadar İslam’ı yıkmak için müsait bir ideoloji olamaz. Yani İslam’ı ortadan kaldırmak için, Kuran’ı ortadan kaldırmak için dünyadaki en gelişmiş sistem gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıdır. Ve o öyle şeytanın müdahalesi hakim olmuş ki bu sisteme. Bak, Irak’ı kısa sürede bu kafayla yok ettiler. Yani Irak normalde tepmez, devrilmez bir devletti ama gelenekçi Ortodoks sistemle yerle bir ettiler. Komünist sistemle yıkamazlardı, faşizmle yıkamazlardı ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla yerle bir ettiler. Suriye’yi gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla yerle bir ettiler. Afganistan aynı şekilde, Yemen aynı şekilde, Libya aynı şekilde. Onun için İngiliz derin devleti alttan alta bu gelenekçi hocaları müthiş destekliyor. Onlar da onlar ne derse büyük bir bölümü onu kabul ediyor, epey bir bölümü. Yahut işte İngiliz derin devletinin desteklediği ama bunun farkında olmayan adamlar da var. Mesela bu tarikatlar, cemaatler şeffaflaştırılsın mantığını Soros’çulara yaptırıyor İngiliz derin devleti. Sorosçular vakıflara, vakıflar da hocalara yaptırıyor bir kısım alimlere yaptırıyor ve görüyorsunuz duyuyorsunuz. Gelenekçi Ortodoks sistem bu işler için en uygun sistemdir. Mesela kadınların dekoltesine karışarak homoseksüelliği geliştiriyorlar. Yani kadın güzelliğini ortadan kaldırıp homoseksüel hürriyetinin üstünden duruyorlar. Mesela İngiliz derin devleti dekolteye şiddetle karşı. Bu çok şaşırtıcıdır. İngiliz derin devleti şiddetle karşıdır dekolteye. Ama homoseksüel hürriyetini de bütün gücüyle savunur. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını savunuyor bütün İslam ülkelerinde. Çünkü Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında hem Müslümanları kontrol etmek çok kolay oluyor hem yıkmak çok kolay oluyor İslam ülkelerini.

 

(“Kendi hayatınızdan çıkarttığınız en büyük ders?” sorusuna cevap)

Yani benim pişmanlığım Kuran’ın yeterliliğini anlayamamıştım yıllarca, çıkarttığım en büyük ders odur. Allah açıkça Kuran’ın yeterli olduğunu söylediği halde, ısrarla vurguladığı halde ve “Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlar için her örneği gösterdik.” (Rum Suresi, 58) dediği halde, “Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” (Nahl Suresi, 116) dediği halde Allah adına hurafelere uydum zamanında. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını savundum. Sünni, Hanefi çizgide hareket ettim ve hem etrafa hem insanlara yanlış bilgiler vermiş oldum. Mesela bu çok büyük bir hata, Allah affetsin. Sonra Kuran’ın yeterliliğini anlayınca bu hatayı telafi etmek için geceli gündüzlü uğraşıyorum.

 

(AK Parti sözcüsü Mahir Ünal dün yaptığı yazılı açıklamada Kılıçdaroğlu’nun tutuklanacağı iddiaları için “Kimsenin haksız tutuklanması ya da gözaltına alınmasından yana olamayız” diyerek, Kılıçdaroğlu’nun cevaplaması gereken sorular olduğunu söyledi. Bunlar arasında FETÖ ile Kılıçdaroğlu’nun ortak söylemleri olması ve MİT tırları görüntüsünün yayınlanmadan önce seyrettiğini söyleyen Kılıçdaroğlu’nun, “Görüntüleri size kim getirdi? Görüntüleri nerede, ne zaman, kimlerle izlediniz?” sorularına cevap vermesi gerektiğini ifade etti.)

İzlemiş olabilir. Birisi getirmiştir, izlemiştir. İzlemiş olmak suç değil ki. Adam getirmiştir göstermiştir, “Film seyrettireceğim” der. Bakar seyreder, merak eder bakar. Parti lideri, nedir diye bakmış olabilir. Televizyonda da yayınlandı birçok şey, insanlar bakıyor. Yani “hayır bakmayacağım” nasıl desin? Ne olduğunu bilmiyor ki bakmasın. Değil mi? Yani mahiyetini anlamak için bakmış olabilir. Bence bu konuyu bu kadar uzatmanın alemi yok. Olmuyor bu. Yani bu Türkiye’yi gerer ve yakışık almayan bir çizgiye doğru götürür. Biraz anlamsız, manasız. Varsa delil zaten hukuki işlem yaparsın. Bunun bu şekilde gündeme gelmesi, sürekli ağızlarda dolaşması olmuyor. Varsa delil bekletmen zaten suç olur. Verirsin savcılığa gereği olur. Yani bunun için kamuoyu yapmaya gerek yok. Kimse de bir şey demiyor. Sayın Kılıçdaroğlu da ona bir şey demez. Yani bir suç unsuru varsa “hayır” demez zaten. “Adalet nereden ne gerekiyorsa yerine gelsin” der, çünkü adaleti savunan bir insan zaten. Ortak söylem varsa o da eğer suç unsuru oluşturuyorsa götürür savcılığa delili verirsin. Lafı uzatmaya gerek yok. Yani bunun yeri buralar değil. Mahkemedir, savcılıktır. Suç varsa ceza vardır, yoksa lafı uzatmaya gerek yok. Ama tabii FETÖ konusunda CHP daha kararlı, daha atak olması gerekir. Bu doğru.

 

(“Ben Fransız’ım. Türkiye’de geleceğim nasıl olacak merak ediyorum.” İzleyici yorumuna cevap)

Ne yapacak? Hristiyan’sın diye kafanı gözünü yarmaya kalkar adam gelenekçi Ortodoks. Bak Mısır'da bırakmadılar Hristiyan. Suriye'de bırakmadılar. Libya’da Hristiyan bırakmadılar, Musevi bırakmadılar. Adam için için kinleniyor. Ondan sonra diyor ki “turist niye gelmiyor?” diyor. Gelenekçi Ortodoks sistem Türkiye'de turizmi de mahvetti, insanların neşesini de mahvetti. Çift taraftan kıskaca aldılar Türk Milletini. Darwinist, materyalist sistem ve gelenekçi Ortodoks sistemle insanlığı mahvettiler şu ana kadar Türk Milletini, Türk gençliğini de. Biz bu belaya Allah'a çok şükür “dur” dedik ve bundan sonra gittikçe de savrulacaklar. O çılgınlıkla mesela şu an genç kızlara falan saldırıyorlar. Onların da kafası kanunla hukuklu ezilecek, hepsi toplanacak tek tek onu da söyleyeyim.

 

(“Nelerden vazgeçmek zorunda kaldınız?” sorusuna cevap)

İnsan sürekli bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalır kesintisiz. Mesela ben şu an gidip dışarıda gezebilirim ama İslam'ı anlatıyorum. Vazgeçmiş oluyorum. Havuzda yüzebilirim ama burada İslam'ı anlatıyorum milyonlarca örnek çıkabilir. Mesela ben evlenmedim. Niçin? Allah için. Hiçbir mülke sahip olmadım. Niçin? Allah için. Siyasi hayata girmedim. Niçin? Allah için. Akıl hastanesinde yatmak zorunda kaldım. Niçin? Allah için. Hapishaneye girdim. Niçin? Allah için. Küfrü, deccaliyeti karşıma aldım. Darwinist, materyalistleri karşıma aldım. Rumilik şu bu her türlü yanlış akımı karşıma aldım. Niçin? Allah için.

 

(“Sizi geride bırakan korkunuz ne?” sorusuna cevap)

Ben bir tek Allah'tan korktuğuma göre beni bırakan korku nasıl olabilir? Olmaz. Benim ne deli olduğumu İngiliz derin devleti de bilir, Darwinistler de bilir, PKK da bilir, komünistler de bilir. Ben bir tek Allah'tan korkarım. Akademide de öyle komünistler tehdit ediyordu hiç umurumda değildi. Göğsümü gere gere karanlık sokakların ara caddelerinden namaz kılmaya sabahın erken vakitlerinde camiye giderdim. Hepsinin gözü önünde Darwinizm aleyhine kitaplar dağıttım. PKK’ya yalakalık yapıyordu birçok insan, PKK’yı rezil kepaze ettim bir daha da kimse ağzına alamadı. Bazı kişiler yalakalık yapıyordu, yapamayacak hale getirdik. İngiliz derin devletinden kimsenin haberi yoktu rezil kepaze ederek ortaya çıkarttık. Darwinizm’le çaktırmadan gençliğin dini imanı alınıyordu. Onu yerle bir ettik, say say bitmez.

 

(“İnsanlar arasındaki bu soğukluk ne zaman düzelecek?” sorusuna cevap)

Mehdiyet’in dışında asla ve kesinlikle düzelme olmaz, asla. İmam Mehdi (as)’nin çıkışı, Seyyidina İsa Mesih’in zuhuru. Zaten bak bu kadar bozulma bir amaçla yapıldı ve bütün insanlar bunu söylüyor bu bir mucize bu. Bak herkes aynı şeyi söylüyor. Niye Allah bozdu? Düzeltmek için bozuyor ve herkes bak bir çözüm olduğunu biliyor ama “bu çözüm ne?” diyor. Hiç kimse siyasi çözümden bahsetmiyor, felsefi çözümden bahsetmiyor bir tane çözüm var ama diyorlar ne olduğunu tam çıkaramadık diyorlar. Çözüm olduğu biliniyor. İşte o Allah’ın çözümünün adına Mehdiyet deniyor.

 

(“Türkiye askeri sanayi sistemini ne zaman kuracak?” sorusuna cevap)

Türkiye askeri sanayi sistemini kurmaya gerek kalmadan zaten İttihad-ı İslam olacak. Dünyanın en büyük ordusu kurulmuş olacak. İttihad-ı İslam’ı kurduğunda 30 milyonluk dünyanın en büyük ordusunu kurmuş olursun. Hazır asker, yüzbinlerce tank, yüzbinlerce top, binlerce uçaktan oluşan dev bir filon olmuş oluyor. Başkomutan da Mehdi (as) olmuş oluyor. Bediüzzaman diyor ki: “Hiçbir dünyanın ordusu onunla baş edemez.” diyor. Dolayısıyla, hayır kullanılmıyor bu silah ama caydırıcı oluyor. Caydırıcı oluyor. Yani Mehdiyet’le hallolacak bir konu bu.

 

(İran Genel Kurmay Başkanı Muhammed Bakiri bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile buluştu. General Bakiri’nin dün Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile yaptığı görüşmede terör örgütleriyle ortak mücadele, hudut güvenliğinde işbirliği, bölgesel güvenlik ve istikrar için yapılabilecek katkılar konu alındı. Türkiye’de 38 yıldır gerçekleştirilen ilk ziyaret olması bakımından önem taşıyor.)

EvvelAllah çok iyi olmuş. Hoş gelmiş sefa gelmiş, nurla gelmiş, onur şeref vermiş. Türkiye için bir güzellik, İran-Türkiye kardeş. Kıyamete kadar bu böyle. İngiliz derin devletinin en korktuğu olay.

 

Sonsuz Evvelde ve Sonsuz Sonrada Olan Bir Görüntüde Yaşıyoruz Dünyada ve Kesintisiz Bir Görüntü Akışı Var

Şimdi bizim şu yaşadığımız hayat var ya yaşadıklarımız falan bunların teknik olarak kaybolması mümkün değil. Yani bir güç Allah’ın dışında herhangi bir gücün bunu kaybetmesi mümkün değil. Yani sonsuz evvelde olan bir görüntü o. Sonsuz sonrada da olan bir görüntü. Yani insanlar şu an zaten sonsuz durumdalar. Yani sonsuzluğun içine girmiş durumdalar. Fakat şu an her an akan şu akış şu görüntü akışı kesintisiz devam ediyor o. Bir süre sonra bunda bir rüyadaki dalgalanma gibi ikinci bir değişim oluyor. Ona ölüm deniyor. Bu rüyada oluyor bunun benzeri. Ama ölümdeki bunun daha değişiği, daha neti, daha keskini. Yani rüyayla dünya arasında bir keskinlik var ya rüya bulanık dünya keskin. Şimdi burada da dünya bulanık olacak ahiret çok keskin oluyor. “O gün görüş keskindir” diyor zaten Allah ayette. Birdenbire net uykudaydım diyecek adam.

 

Proteinin Tesadüfen Meydana Gelmesi Mümkün Değil, Bir Protein Başka Bir Proteinin Varlığı ile Oluşabiliyor

“Kardeşim” diyoruz “Çamurlu su vardı diyorsun.” “Evet.” İşte “şimşek çaktı, güneş çarptı, orada proteinin ilk zincirleri oldu.” diyor, “bunlar bir araya geldi proteinleri oluşturdu, proteinler de birleşti hücreyi oluşturdu.” diyor. Senin anlattığın masallarda olur. Proteinin tesadüfen meydana gelmesi mümkün değil. Protein çok karmaşık dantel gibi ince ince işlenmiş yani oluşması teknik olarak hiç hiç hiç olacak gibi değil. Ancak başka bir protein yapısı tarafından meydana getirilebiliyor Allah’ın dilemesiyle. Dolayısıyla daha proteinde o konu kapanıyor. Arkasından sen “Hücre nasıl oldu?” diyorsun. O da tesadüfen diyorsun. “Peki hücrenin içindeki koful?” “O da tesadüf.” “Mitokondri?” ”O da.” “Golgi cisimciği?” “O da.” Sentrioller bilmem ne varsa hepsi tesadüfen oldu diyorsun. “Oluşum aşamaları?” Onlar da tesadüf diyorsun. “Diğer hücre peki” diyorsun, “ikinci hücre? “O da tesadüfen oldu diyorsun. “3. Hücre?” “O da tesadüfler sonucu.” Dalga mı geçiyorsun sen? Bu sefer de diyorlar ki “Yok” diyorlar  “Biz öyle bir şey demedik, tesadüf demedik, rastlantı dedik.” diyor. Yani halkın zekasıyla alay eder gibi bir üslup.

 

Allah Gerçekten Dine Hizmet Eden Kişilere Gençlik ve Sağlık Vermiştir. Hz. Musa, Hz. İbrahim İleri Yaşlarına Rağmen Çok Genç ve Dinçtiler

Genç kalmak, Allah eğer dine hizmet ediliyorsa ama gerçekten usulen değil de şahıslara mahsus olmak üzere gençlik ve sağlık verdiğini tarih içinde görüyoruz. Hz. Musa (as)’ya özel verilmiş mesela çok genç ve dinçti. Yüz yirmi yaşına kadar. Hz. İbrahim (as) çok gençti. Oğlu olduğunda doksan yaşındaydı. Doksan yaşında oğlu olduğunda artık düşün. Gençliğin şahikasında yani. Bediüzzaman’a dinçlik verildi, sağlık verildi. Hizmet ettiği için. Hizmeti bitince zaten “Beni Urfa’ya götürün ben öleceğim” dedi.  Hizmetle alakalıdır, İslam’a, Allah’a teslim olmayla alakalı.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256526/sayin-adnan-oktarin-17-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256526/sayin-adnan-oktarin-17-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170817t_06.jpgTue, 29 Aug 2017 05:29:12 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 16 Ağustos 2017

 

(İngiltere’nin homoseksüel Devlet Bakanı Alan Duncan, Türkiye’nin İngiltere için vazgeçilmez bir ortak olduğunu söyledi. “Geçen yıl darbe girişimiyle Türk demokrasisine korkunç bir şekilde hakarette bulunulmasını bir kez daha kınıyorum. Türkiye artık vatandaşlarına ve dünyaya her şeyin normale döndüğünü göstermelidir. Yakın bir dostu olarak İngiltere demokrasiyi koruma çabalarında Türkiye’yi desteklemeye hazır” ifadelerini kullandı.)

Yani yumruğu vuran kimse özür ifadelerinde o oluyor genellikle. İngiliz derin devleti yumruğu vuran, ama yumruk kırılınca özür diliyor. İngiliz derin devletinin talimatıyla bu özürler meydana getiriliyor, bu üslup meydana getiriliyor. İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle bu açıklamayı yapıyor, bu kendi kafası değil.  

 

(Şırnak’ta Namaz Dağı’nda sürdürülen operasyonda 1 askerimiz şehit oldu. Şu anda resmi ve ismi yoktu. Merkez Güneyçam Köyü üst bölgesinde bu sabah roketatarla saldıran PKK’lı teröristler güvenlik güçlerinin karşı ateşi üzerine kaçtılar.)

Ben bu kaçma işini bir türlü anlayamıyorum. Nasıl kaçar? Hadi ormanlık alan desek yine kaçamaması lazım. Düz alan desen yine kaçamaması lazım. Ormanı her yerden yakarsın, adamı da yakalarsın. Bizim için orman değil insan önemli. Çünkü yine cinayet işleyecektir adam. Bu kadar imkanımız varken, bu kadar askerimiz, polisimiz, mühimmatımız varken bu nasıl oluyor ben bunu anlayamıyorum. Bunun bir teknik açıklaması vardır herhalde. “Şu alana şuraya doğru kaçtılar” diyor. Allah Allah, 5 bin asker getirirsin sararsın dağı hiçbir şekilde kaçamaz. Çembere alırsın, 10 bin askerle çembere alırsın bu kadar basit. Nereye kaçacak yani? Çembere alırsın çemberi daraltırsın, bölge belli değil mi, tamam, 20 bin asker veyahut 20 bin askerle çembere alırsın, çemberi daralta daralta daralta ortada birleşirsin. Yerin altına girecek hali yok bir yerde yakalayacaksın illaki.

 

(Kemal Kılıçdaroğlu’nun, tutuklu Enis Berberoğlu’yla ilişkisi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gündeme getirilince bu konu iddiadan çıkıp ciddiyet kazanmış oldu. Ve Ahmet Hakan konuyla ilgili şöyle bir yazı yazdı: “Eğer Erdoğan bir zemin yoklaması yapmaya çalışmıyorsa, yani gerçekten de ciddiyse Kılıçdaroğlu’na yönelik bir tutuklama girişimi söz konusu olabilir. Eğer böyle bir şey olursa huzursuzluk, gerginlik, cepheleşme tırmanır, demokrasi zedelenir. Türkiye’nin bütünlüğünü ve barışını düşünen aklıselim insanlara sesleniyorum; aman böyle bir şeyi aklınızdan bile geçirmeyin” dedi.)

Tayyip Hoca zaten kesin delil var demiyor, sadece kızmış anladığım kadarıyla. Böyle bir ihtimalden bahsediyor yani onu konuşturmak, olayı biraz irrite ederek olayın netleşmesini sağlamak istiyor benim kanaatim. Yani arkasında bir hapis düşüncesi yok. Fakat böyle bir kuşku olduğu için, böyle bir kuşku duyduğu için bunu dillendirip tarafların buna cevap vermesini sağlayarak meseleyi vuzuhata kavuşturmak istedi. Nitekim de mesele vuzuhata kavuştu. Adam çıktı dedi “benim böyle bir olayım yok, böyle bir iddiam da yok, böyle bir konu yok” dedi. Zaten konu bitmiş oldu. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nu bir şekilde tutuklatmaya çalışmak hükümetin amacı olmaz, Tayyip Hoca’nın hiç de amacı olmaz. Tayyip Hoca çok aklı başında aklıselim birisi. Sudan nedenlerle bir tutuklama zaten mevzubahis olamaz yani öyle bir olay da görmedik biz duymadık da. Tayyip Hoca’nın amacı oluştu bence bu kadardı, amacını elde etti. Bundan sonra konu uzamaz. Yani bir tutuklama falan da mevzubahis değil öyle görünüyor.

 

(“İslamiyet ve Adnan Hoca, ikisini bir arada ben göremiyorum.” İzleyici yorumuna cevap)

Sen samimi bir Müslümansın, samimi bir Ehli Sünnet Müslümanısın. Hakikaten senin aldığın İslam eğitimine göre, fıkıh kitaplarına göre, ilmihal kitaplarına göre senin beni Müslüman demeyeyim de İslam’ı tamamen değiştiren veyahut geniş çapta değiştiren birisi olarak görmen lazım. Dolayısıyla harama giren, İslam’ı yaşamayan birisi olarak görmen gerekir aldığın eğitime göre. Bu senin normal reaksiyonun, bunu eğer yapmazsan aldığın bilgiye göre hata yapmış olursun. Düşünme kapasitene göre ve aldığın bilgiye göre böyle olması lazım normal olanı budur. Ama nurlu insan, ben de senin geçtiğin dönemden geçtim, bana da İslam anlatıldı. Ben koyu gelenekçi İslam’ı savunuyordum başta, saçımı ortadan ayırıyordum, sakalım yaklaşık ta göğsüme kadardı çok uzundu. Misvak kullanırdım, kadınlara hiç bakmazdım, müzik dinlemezdim. İpek asla giyinmezdim, hatta yemeği de yerde yerdim ben. Su içerken çömelerek içerdim. Yani bildiğim kadarıyla bütün sünneti de uygulardım. Hatta diş dolgum olduğu için, bir dişimin küçük bir dolgusu vardı, Hanefi mezhebinden olduğum için gusül abdestinin geçersiz olacağını düşünerek Şafi mezhebini taklit ediyordum. Şafi mezhebiyle Hanefi mezhebini birlikte yapabilecek adam ben Türkiye’de göremiyorum. Varsa göreyim yapamazlar. Olağanüstü zordur. Yani senin yaşadığın İslam’ı yaşıyordum ben. Bana birisi geldi bir kere sarıklı cübbeli “Kuran yeterlidir” dedi.

Allah ayette okudum, çok örnekle “yeterlidir” diyor Allah “her şeyi açıkladım” diyor, “çok detaylı açıkladım, sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor. Allah Allah, dedim “acaba Müslümanlıktan çıkar mıyım?” falan diye düşündüm; hadisleri bırakırsak, mezhebi bırakırsak. Ama Kuran’da o kadar tekraren söylüyor ki Allah, Kuran’ın yeterli olduğunu o kadar kapsamlı anlatıyor ki “bol örneklerle anlattım” diyor Allah. “Çok anlaşılır fasih bir kitaptır, muhkem olan Allah’ın ayetlerine uyacaksınız ve haramlar çok azdır helaller sonsuz.” Yani Kuran’dan çıkan anlam buydu. Sonunda bir gün cesaret ettim “ben Kuran’ın yeterliliğini kabul ediyorum” dedim. Bizim çocuklara da söyledim, hepsinin fikrinin değişmesine vesile oldum.

 

(“İmam Mehdi Şialara göre ahir zamanda gelecek olan Mehdi, Şiaların kaybolan 12. İmam, İmam-ı Murtaza olarak söyleniyor.” İzleyici yorumuna cevap)

Şia’da takiyye vardır takiyye. Yani bir insanın korunması gerekiyorsa yanlış bilgiyi vererek kendini koruyabilir. Mesela bir adam bir yere saklandı öldürecekler, sana sordular ne diyeceksin “bu adam buraya bugün gelmedi” diyeceksin. Buna maslahat denir, diğer adı da takiyyedir. Allah için bir şey korunacaksa takiyye yapılır. Şia’da da takiyye vardır, Hz. Mehdi (as)’ı korumak için yapılmış, Hz. Ali (kv)’nin tavsiyesi üzerine yapılmış bir takiyyedir bu. Çünkü Hz. Ali (kv) suikastçılar olduğunu biliyordu, oyun oynanacağını biliyordu, Ehli Beyt’inin de şehit edileceğini biliyordu, Hz. Mehdi (as)’a da düşman Sünnilerin içinde de birçok zalimin çıkacağını biliyordu. Birçok zalim düşman Hz. Mehdi (as)’a. Onları korumak için dediler ki Şia: “Şu mağara var ya onun içine girdi saklandı, 1400 yıl sonra çıkacak” dediler. Veyahut “1000 yıl sonra çıkacak” dediler veyahut işte “600 yıl sonra çıkacak” dediler çeşitli tarihler verdiler. “Ama halen şu mağaranın içinde” dediler. Onlar da mağaranın içinden Hz. Mehdi (as)’ın çıkmayacağını bildikleri için Hz. Mehdi (as)’a karşı ciddi bir tedbir almaya gerek duymadılar. Çünkü mağara orada duruyor zaten. Onun içinde de adam yaşamayacağını bildikleri için, onu müminlerin bir saflığı olarak gördüler. Yahut iyi niyeti olarak gördüler. Ve böylece Hz. Mehdi (as) 1400 yıl tehlikeden korunmuş oldu. Şu anda da yine Hz. Mehdi (as) perde arkasında yine korunuyor. Bütün cümle alemin gözü önünde, ama insanlar göremiyor. Peygamberimiz (sav) diyor bak “insanlar onu görür ama tanıyamazlar. O insanları görür ama tanır” diyor. Yani “göremeyecek insanlar onu” diyor. Çeşitli perdelerle bir şekilde vesilelerle örtülecek. Sonuna kadar fark edemeyecekler. “Şimdi o mağaranın içinden çıkacak” deniyor. Daha da zorlarsan diyor ki “ışık gibi” diyor “ben gördüm” diyor. Işık gibi olandan bir zarar gelmez. Mesela İran Cumhurbaşkanı dedi ki “Mehdi ben Birleşmiş Milletler’de konuşurken karşımdaydı” dedi. Adamlar rahatladı. “Yanımdaydı bana ne konuşmam gerektiğini söyledi bana” dedi. “Neler konuşmam gerektiğini bana söyledi” dedi. Yani “oralardaydı” dedi “Mehdi’nin görüntüsü vardı orada” dedi “ve bana ne konuşmam gerektiğini söyledi” dedi. Bundan İngiliz derin devleti korkmaz. Çünkü bunu bir safiyane düşünce olarak görür, çocuksu bir düşünce olarak görür ve hiçbir risk meydana getirmez. Şia’nın muazzam aklını gösteriyor bu. Şia’nın Hz. Mehdi (as)’ı korumadaki muhteşem yöntemini gösteriyor.

 

(Bekir Hazar Takvim Gazetesi’nde şöyle bir yazı yazdı. “Nazilerle işbirliği yapan Mussolini’nin İngiliz istihbaratına çalıştığı ve haftada on bin dolar maaş aldığı ortaya çıktı. İngiltere'nin bir dönem Dışişleri Bakanı olan Sir Samuel Hoare, İtalya'da askeri ateşe olarak görev yaptığı dönemde yüz kadar istihbarat subayını Londra'dan Roma'ya getiriyor. Önlerine planları koyuyor. “Arkadaşlar İngiltere'nin çıkarları için hedefimiz İtalya direnişini artırmak” diyor. Kolları sıvıyorlar, İngiliz istihbaratına İtalyan devşirmeye başlıyorlar. Gidiyorlar Mussolini'yi bağlıyorlar, MI6 ajanı yapıyorlar.” Dedi.)

Helal olsun. Kabadayıyı görüyor musun yiğidi? İngiliz derin devletine yumruğu çakmış, çok güzel. Osmanlı’nın evlatları şahlandı. Türkiye’yi onlara dar ediyorlar maşaAllah ve bu son yüz elli yıldan beri görülmeyen bir ataktır, Abdülhamit devrinden beri görülmeyen bir atak. İlk defa oluyor. Elhamdülillah bizim öncülüğümüzde oldu.

 

(“Gençlerin bonzai kullanımına nasıl engel olabiliriz?” sorusuna cevap)

Tabii ki imanla, sevgiyle, Allah korkusuyla. Bir kere devletin televizyonlardan Kuran mucizeleri anlatması gerekir. İman hakikatlerinin anlatılması gerekir. Allah'ın varlığının delillerinin anlatılması lazım. Darwinizm’in bir pagan dini de olduğunu anlatılması lazım. O zaman PKK da kalmaz. Bonzai de kalmaz. Komünist de kalmaz. İngiliz derin devletinin uşakları da kalmaz. Hiçbir şey kalmaz. Kökten ilaç budur. İman hakikatlerinin anlatılması, Kuran mucizelerini anlatılması, Darwinizm’in pagan dini olduğunun delilleriyle anlatılması. Ne deccal kalır ne İngiliz derin devletinin uşakları kalır ne IŞİD kalır ne PKK kalır. Hiçbir şey kalmaz. Hepsinin ilacı budur. Bunun dışında sürekli bu bela katlanarak gelişir Allah esirgesin.

 

(“Biz öğrenciyiz. Her şey neden bu kadar pahalı?” sorusuna cevap)

Gençler için, okuyan gençler için her yerde vakıf kuralım. Her üniversite vakıf kursun. Hayatı onlara kolaylaştıralım. Yiyeceklerini adeta bedavaya getirelim. Ekmeği çok ucuza alsınlar. Eti ucuza alsınlar. Her şeyi onları ucuzlatalım. Yazık gençlere. Hakikaten çocuklar zor durumda kalıyor. Yani çalışsa okuyamayacak, okusa çalışamayacak. Açmaza giriyorlar. Zaten okumak çok zor. Çalışmak da çok zor. Hayat da çok zor. O zaman yazık olur bu insanlara. Vakıflar bu işi çok güzel icra edebilirler.

 

(Şehit Eren Bülbül hakkında küfür ve hakaret içerikli paylaşımda bulunan Ozan Ayede isimli PKK yandaşının Şırnak'ın Cizre ilçesinde yaşadığı tespit edildi ve yakalanarak gözaltına alındı.)

Şimdi bu adama gitsek “Niye böyle konuştun?” desek. Yani “bu kafa sana nereden geldi bu mantık?” falan desek, “yıllardan beri okuyorum” diyecek. “Ne okuyorsun?” “Öcalan'ın kitaplarını okuyorum diyecek. “Darwinizm’i öğrendim. Materyalizmi öğrendim. Komünizmi öğrendim. PKK'nın ideolojisini öğrendim.” Diyecek. Kardeşim adam eğitimle bu hale geldiğine göre, eğitimle bunu düzeltmemiz gerekmiyor mu? Yok. Dinletemiyoruz. İnanılır gibi değil yani. Eğitime yanaşmıyorlar. Olursa polisiye. Polisiye olmuyor işte. Olmaz. Bunun önü sonu gelmez. Eğitimle olur bu. Polisiye de tabii gerekiyor ama yani en başta eğitim.

 

(“Kızların piercing, oje, dövme yaptırması hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap)

Piercing hakikaten güzel oluyor kızlara. Hoş duruyor. Kulakta olabilir ama yani bilmiyorum ne kadar. Canını yakmak da istemiyorum da ama genellikle piercing hakikaten hoş duruyor. Ama çok abartmamak lazım. Yani yanağına falan yaptırmak bunlar yersiz. Olmaz. Oje bir kere şart hanımlarda. Ojesiz hanım düşünemiyorum. Oje şart. Dövme de hakikaten çekiciliklerini kat kat artırıyor. Bir kadını muhteşem çekici yapıyor dövme. Ama biraz akılcı olmak lazım tabii. Çok kaba hatlardan kaçınmak lazım. Çok kalın dövmeden kaçınmak lazım. Yani mesela iki santim kalınlığında siyah dövme yaptırıyor. Olur mu öyle şey? Bant, bir santim kalınlığında bant, simsiyah. Olmaz öyle. Daha ince kibar olması lazım.

 

(Ergün Diler “Amerika ve İngiltere istihbarat birimleri arasında gizli bir savaş yürüdüğünü” söyledi. Amerikan iç savaşı döneminde Britanya’ya büyük sempati ile bakan bir general vardı. Amerika bu generalin heykelini kaldırarak İngiliz derin devletine bir mesaj vermeye kalkınca, İngiliz derin devleti Virjinya’da sokak savaşları başlattı. MI6 devreye girdi ve bir anda sokaklar karıştı. Pentagon heykel üzerinden İngilizlere karşı bir hareket yaparken, İngiliz istihbaratının karşılık vermesiyle sokaklarda kendilerine karşı olan on binleri buldular” dedi.)

Yalnız Amerika'ya hakimiyeti kesindir İngiliz derin devletinin. O sadece iç karışıklıktır yani karşı koyma diye bir olay olmaz. Yani Amerika’da İngiliz derin devletine karşı koyan hiçbir dernek, yapı ve yapılanma yok. Hiçbir siyasetçi yok. Tamamen teslim almış durumdalar. Yüksek mahkeme üyeleri hep İngiliz derin devletinin tayin ettirdiği kişilerden oluşuyor. Onlar da ebedi başkan. Yüksek mahkeme, Amerikan Devleti’nin üstündedir. Yani mesela homoseksüellerle ilgili bir hüküm verdi miydi yüksek mahkeme devletin artık buna karışma yetkisi yok. Hükümetin yetkisi yok. Hükümet hiçbir şey yapamaz. Yüksek mahkeme her türlü kararı çıkartıyor ve Amerika’da o anayasa oluyor ve yüksek mahkeme üyeleri de ömür boyu üye ve zincirleme o üyeler oraya tayin ediliyor. İngiliz derin devletinin tayin ettirdiği memurlar. Amerika’yı tam teslim almış durumda İngiliz derin devleti.

 

(Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, kendisini cumhurbaşkanı olarak görmek istediklerini söyleyen vatandaşlara gülümseyerek, “Beni aday yapmazlar” dedi. Ancak kendisine “Yaparlar. Kemal Bey vazgeçti. “Ben yokum” diyor. Başbakan olmak istiyor” şeklinde cevap verilince umutlandı. “Bakalım gösterecekler mi aday? Ben ne görev verilirse yaparım” dedi.)

2019’da Tayyip Hoca’yı cumhurbaşkanı yapacağız. Bak altını çiziyorum. Yazın bir yere. Mütevazı, sevgi dolu, mazlum, Allah’ı seviyor, Kuran’ı seviyor. Kuran’ın yeterliliğine inanıyor ve tam bir Mehdi ekolü. Dürüst bir insan, çalışkan. Allah’a kendini satmış bir insan, Allah’a kendini teslim etmiş bir insan. Böyle bir insan Allah tarafından korunur. 2019’da Tayyip Hocam cumhurbaşkanı. Net söylüyorum. Hz. Mehdi (as) devrinin cumhurbaşkanı o ve uzun yıllar da hizmet edecek onu da söyleyeyim. Göreceksiniz. Öyle tecrübeli bir delikanlıyı da kolay kolay kimse bulamaz. Sıkı da kabadayıdır, Tayyip Hoca. O yönünü de çok severim. Hakiki kabadayıdır yani. Öyle uydurma kabadayılar vardır. Dilindedir lafı ama o hakiki kabadayıdır.

 

(“Kuran’da “dünyanın bucakları” ifadesinin anlamı nedir?” sorusuna cevap)

İşte gördüğün, ekranda gördüğün bucaklar. Sağ bucak var sol bucak var ekranda. Sağ taraf burada işte sol taraf da bu taraf. Ekranda gördüğün iki yer ve işte dış alemde gördüklerin. Yani hiç zannettiğiniz gibi değil kainat onu söyleyeyim. Hayret edeceksiniz. Ne yuvarlak ne düz hiç alakası yok. Yani ben bu kadarını söyleyeyim de artık siz nerden ne anlıyorsanız anlayın. Ama Allah’ın dediği doğru oluyor. Ama bizim anladığımız anlamda değil. Biz kocaman bir küre sert tahta gibi bir küre dönüyor falan zannediyoruz. Öyle bir şey yok. Yani değil, öyle değil. Sistem öyle değil.

 

(“Dini konuları tartışmak doğru mu?” sorusuna cevap)

Tabii ki tartışılabilir. Adam “şu niye böyle?” der itiraz eder sen ona cevap verirsin. İtiraz eder sen ona cevap verirsin. Emri bil maruf nehyi anil münker. Firavun mesela ne yapıyordu? Tartışıyordu Hz. Musa (as) ile değil mi? O zaman öyle ne? Şu. Böyle ne? Şu. Hepsini soruyordu. Tartışma küfrün hakkıdır, müşrikin hakkıdır, ateistin de hakkıdır. Niye taşıyorsun denmez. Çirkin bir şey de değil tartışması öğrenmek amacıyla öğreniyorsa güzel, ondan bir şey olmaz.

 

(Celal Şengör beklenen büyük İstanbul depremi ile ilgili açıklama yaptı Adnan Bey. Şöyle söylüyor; “Şu anda beklediğimiz en çetin deprem İstanbul depremi. Depremin büyüklüğünü 7.6 olarak tahmin ediyoruz. Sahillerde, Yeşilköy'de, Tuzla'da depremin şiddeti 10’u buluyor. Depremin şiddeti 10’u bulduğu zaman ayakta neredeyse bina kalmıyor. Türkiye depreme hazır değil. Deprem olduğu zaman İstanbul'u nasıl besleyeceksiniz? Yaralılara nasıl hizmet götüreceksiniz? İnsanlar nereye sığınacak? Bu felaket geldiğinde Türkiye bağımsızlığını kaybedecek muhtaç olacak” dedi.)

Celal Şengör mu diyor bunu? Celal Hoca’ya ben açıkça söyleyeyim. Hicri 1506’ya kadar deprem yok gönlü rahat olsun. İstediği gibi de neşelenebilir. Kabus içinde yaşamasın. İstanbul için diyorum ama başka yer için demiyorum. İstanbul'da Hicri 1506’ya kadar deprem yok.

 

(Geçtiğimiz günlerde Celal Şengör'ün bir açıklaması vardı. Videosunu göstermiştik. “Türkiye'yi parçalayacaklar. Batı’yı Avrupa'ya verecekler. Doğu'yu Kürdistan’a katacaklar” diye bir açıklama yapmıştı videosu vardı.)

Bu bayağı korkuyor anladığım kadarıyla. Celal Hoca biz buradayken evvelAllah Türkiye'nin kimse kılına dokunamaz. Türk ordusu Türkiye’deyken, Türk polisi Türkiye’deyken onu yapacak adam daha anasından doğmadı. İsterseler hafiften bir denesinler yani kaçacak delik ararlar. Çanakkale'nin yüz misli karşılık veririz. Habire yüz elli yıldan beri biz bu hikayeyi duyuyoruz. “Türkiye'yi parçalayacaklar parçalayacaklar.” Hiçbir şey yapamazlar gönlü rahat olsun. Kesin garanti veriyorum Türkiye büyüyecek. Turan olacak Hoca duy beni. Küfrün diyarları da yıkılıp viran olacak. Ve İttihad-ı İslam olacak. Bunu yazsın, bir yere yazsın.

 

(“Şarkılar neden sürekli ayrılıktan bahsediyor?” Sorusuna cevap)

Ayrılık niye oluyor? İnsanlar Allah'tan korkmayınca, Allah'ı sevmeyince, Darwinist, materyalist olunca kendini putlaştırınca, kadını putlaştırınca ayrılığın dışında bir yol olmaz. Her şeyi Allah'tan bilirsen ayrılık olmaz. Ayrılığın tek sebebi Allah'ı inkardır, münafıklıktır, küfürdür. Yahut Allah’tan kalbin gaflette olmasıdır yoksa ayrılık olmaz, hiçbir şekilde olmaz.

 

(“İnsanlar neden bu kadar çok sevgisiz?” sorusuna cevap)

O deccalın oyunundan oldu. Darwinist, materyalist eğitimle bunu elde ettiler ve gelenekçi Ortodoks sistemi İngiliz derin devletinin abana abana kullanmasından kaynaklandı. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla ve Darwinist sistemle dünyayı mahvedip kirlettiler ama o kiri biz şu an hızla temizliyoruz dolayısıyla üç-beş yıla kadar senin özlediğin sevgi dünyası, sevgi her yerde olacak, sen de o güzel kalbinle, güzel ruhunla coşkunca sevgiyi yaşayacaksın.

 

(“Sigarayı çok içiyorum ne yapmam lazım?” sorusuna cevap)

O kolayca iradenle yenebileceğin bir şey ama nasıl onu gözünüzde büyütüyorsunuz ben onu tam anlamış değilim. Mesela demin de misafir bir kız arkadaşımla konuşuyordum içeride, “Sigara içiyor musun?” Dedim. “Evet içiyorum” dedi. Halbuki bayağı güzel kız, çok çok güzel, dünya güzeli. “Bıraksan olmuyor mu?” dedim. “İrade kullanmam lazım” dedi, “çok irade kullanmam lazım” dedi. “Yenebilir misin?” dedim. “Yenebilirim istersem” dedi. Bakıyorum bir daha gördüğümde bir daha rica edeceğim. İradenizle yenin yavrum, o nedir öyle? Çok tehlikeli bayağı berbat bir şey. Ne olur mesela sigara içtiğimi farz et, ben şimdi içiyorum diye düşünün bu ne kadar cazip bir şey olabilir, ne olabilir? İçmiyorum bu kadar basit. Hayır, susasam bile ben susuz durabilirim içmem, zararlıysa içmem o suyu. Et mesela kebap getirirler yemem, ne mecburiyetim var? Götürün derim. Sigara niye bu kadar çekici oluyor ben bunu anlayamadım. İçmiyorum ya benim gençliğimi, sağlığımı öldürüyorsa ben de sigarayı öldürürüm bu kadar basit içmem.

 

(“İnsanlara ve hayvanlara zulmeden sadist kişilere nasıl yaklaşılmalı?” sorusuna cevap)

Bir kere onunla ilgili bir kanun çıkarılması lazım, onların ruh hastası olması ihtimali çok yüksek o yönüyle bir değerlendirilmesi lazım ve bunların kamuoyuna tanıtılması lazım. Mesela adam köpeği ezmiş kimse görmedi bu adamı bilmiyoruz. Gözümüzün önünde ezdi gördünüz bunun bilinmesi gerekmez mi? Bunu ezen insanı da ezer bu, adam da öldürür her şeyi yapar. Bunu bizim bilme hakkımız var, devlet bunları bize tanıtsın. Bunların önden, yandan, cepheden, yarı cepheden çekilmiş resimleri, boyu, posu, nerede oturur adresi falan bunları biz bilelim kendimizi koruyalım. Bunları tanıtsın devlet, bunları internet sitesinde yayınlansın, ne mahsuru var? Hepsi yayınlansın. Köpeklere, kedilere eziyet eden herkesin listesi yayınlansın bunları bilmek istiyoruz. Bunda ne mahsur var? O köpek ezmeye, kediyi ezmeye hakkı var da, o kafasını kesmeye hakkı var da bizim onun kim olduğunu öğrenmeye niye hakkımız olmuyor? Hakkı var derken bir ceza yok adama. Bilelim kendimizi koruyalım.

 

(Erkeklerin saç boyatması hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap)

Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Her zaman saçlarını boyardı ketem ve kına karışık doğal boyayla, saç boyamak sünnettir. Peygamberimiz (sav) kınayla boyanırsa kırmızı renk alıyor veya sarı oluyor, sarı da olabiliyor ama safranla da başka renklerle de boyuyorlar en beğendiği sarı Peygamberimiz (sav)’in, sarı renk çok güzeldir diyor. Siyahı beğeniyor ama kına rengini de çok beğeniyor onu da takdir ediyor.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256525/sayin-adnan-oktarin-16-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256525/sayin-adnan-oktarin-16-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170816t_10.jpgTue, 29 Aug 2017 05:28:53 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 15 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 15 Ağustos 2017

 

(Şemdinli’de polisler için yapılan kalekola malzeme taşıyan kamyonun geçişi sırasında teröristler tarafından döşenen bomba infilak etti. 2 sivil vatandaşımız şehit oldu.)

Allah gani gani rahmet etsin, Allah şehadetlerini makbul etsin. Deccal saldırısında hayatını kaybeden her kişi şehittir, dünyevi hayatını. Allah anne babasına uzun ömür sağlık sıhhat versin. Yalnız bu bomba döşeme işi eskiden beri yapıyorlar uzun bir süreden beri, yani çıkarttılar bunu. Bu İsrail’de toprak altını gösteren alet-edevat var, hem kabloları gösteriyor hem patlatıcıyı gösteriyor, yer altına konan patlayıcıyı. Bu sistemle 10 metre ileriden tespit ediyor. Bunu İsrail’den alalım. Araçlara bunu monte edelim. 10 metre öteden tespit ettiği için iyi. Bunu hükümete de ısrarla bildirelim hatırlatalım.

 

(PKK’nın son yıllarda şehit ettiği küçük cennet kuzularının fotoğrafları vardı. Gösterebiliriz. Ahmet Günak, Destina Parlak, Ecrin Açıkgöz, Eren Bülbül, Fatih ve Havin Güneş, Fırat Simpil, Hasan Yılmaz, Hüseyin Utku Gülbahar, İbrahim Malay, İrem Çiftçi, Oğuz Kaan ve Ceylin Aydın, Sadık Efe, Yasin Börü.)

Ne mutlu onlara. Genç yaşta cennet kuzusu olmuşlar. Ufaklar vildan olmuş. Cennet tam onlara göre. MaşaAllah elhamdülillah. Allah bizlere de nasip etsin. Her gün düğün haberi, şehidin düğünü, maşaAllah. Allah yatak ölümü vermesin. Şehadet, kabadayıya delikanlıya yakışan odur.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti’nin 16. Yıl töreninde partililere yine tevazuyu hatırlattı. “Sorumluluğumuz büyük, Allah’ın yardımıyla bu yükün altından kalkarız, yeter ki nereden geldiğimizi unutmayalım, nereye gittiğimizi unutmayalım. O gurur kibir var ya, işte bunları eğer biz ayaklar altına alabiliyorsak, tevazuda toprak gibi olabiliyorsak o zaman Allah’ın izniyle yolumuz açıktır. Rabbim, başta şahsım olmak üzere hiçbir dava arkadaşımı sıratı müstakimden ayırmasın” dedi.)

Çok çok güzel konuşmuş. Sık sık böyle tebliğ yapıyor, imani Kurani nasihatte bulunuyor. Kendini de konunun içine alıyor. Hakikaten de uygulamada da güzel bir ahlak gösteriyor, şefkat, merhamet, sevgi. Fakat CHP’ye, Sayın Kılıçdaroğlu’na yüklenmesine gerek yok. Zaten AK Parti sağ, demokrasiyle sürekli iktidar olur. Ama tabii içi de rahatlasın diye düşünüyor herhalde böyle anlatalım falan. Bence netleşmeyen hiçbir konuyu gündeme getirmemek lazım. Yani kesinleşmeyen, netleşmeyen hiçbir konuyu gündeme getirmemek lazım. Bu şefkat politikası iyi, halim sakin. Gerginliğin bir faydası olmaz bence. Tabii klasik siyaset yapıyoruz diye düşünüyordur, tabii ki yapmamız gerekir diye düşünüyordur Tayyip Hocam. Ama bence hiç gerek yok. Daha iyi olur Türkiye. Çok sakinleşmesi lazım. Herkes huzur, sevgi arıyor. Ne faydası olur öyle bir şeyin düşünüyorum, pek bir faydası olmaz. Çünkü biz zaten sağı Türk Milleti olarak daima iktidar yaparız, orada bir sorun çıkmaz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan tutuklu Enis Berberoğlu’nun Kılıçdaroğlu’na haberler yolladığına dair bilgi sahibi olduğunu söylemişti Adnan Bey. “‘Çıktım çıktım, çıkamazsam konuşacağım’ diyor içeride” demişti. Enis Berberoğlu cezaevinden bir açıklama yaptı: “Adaletin tecelli etmesi engellenebilir, hukuken aklanmam gecikebilir, çektiğim eziyet uzayabilir ama hiçbir halde benden suçlu, iftiracı ve ortada bir suçlu olmadığı için itirafçı çıkmaz” dedi.)

İşte demek istediğim bu yani. Netleşmeyen bir konuda iddiada bulunmak doğru değil, gereksiz bir gerilim. Herhalde şüphelenmiş Tayyip Hoca anladığım kadarıyla. Bence şüphe üzerine hareket etmeye hiç gerek yok. Netleşen sarih bariz konular üzerinde hareket etmek lazım. Cumhurbaşkanı’nı niye eleştiriyorsun diyebilirler. Adettendir gerekir. Padişahı bile halk eleştiriyor, değil mi? “Büyüklenme padişahım senden büyük Allah var” diyorlar halktan insanlar. Bizim söylediklerimiz de zaten teknik ve çok önemli hayati konular oluyor. Ama Tayyip Hoca tabii genel tehlike olduğu için, İngiliz derin devleti tehlikesi olduğu için. CHP de bundan habersizmiş gibi davranıyor, yani Sayın Kılıçdaroğlu. Ondan tedirgin olduğu için herhalde onun gerilimi içinde anladığım kadarıyla. Sayın Kılıçdaroğlu’na İngiliz derin devletini bir anlatalım. Özel bir ekiple gidelim 2-3 kişilik bir boş vaktinde, kitap da götürelim. Kurmaylarına da anlatalım, kendisine de anlatalım. Hükümete bu yönde destekçi olsun. Felaket büyük yani. Özetle Tayyip Hoca’yı biz Allah’ın izniyle partili cumhurbaşkanı seçeriz, öyle bir şey olmaz. Bayağı aklı başında, şevki de iyi, gayreti samimiyeti iyi, halka olan şefkati, saygısı, hürmeti güzel, tevazuu güzel. Üst perdeye hiç alışık değil, hep tevazua alışık. O da bizim aradığımız zaten. Dine İslam’a iyi hizmet ediyor. Müslüman sayısının kalabalık olmasına, çok olmasına vesile oluyor. Yani dindar, dindar insanların sayısının çok olmasına vesile oluyor. Siyaset nasıl etkili olur? O da bir şekilde etkili olur, oluyor bir şekilde etkili oluyor. Mühim olan netice.

 

Yalnız Müslümanlık Yok, Yalnız Müslümanlık Haramdır Kuran’da

Bana komik gelen, hayretime giden de münafıkların kendilerini çok aktif, faydalı ve canlı göstermeye çalışmaları. “Muazzam faaliyet halindeyim, işte gece-gündüz gayret ediyorum.” Hayatının hiçbir gayesi yok, ne gayret edeceksin? Din amacın değil, İslam amacın değil, Kuran amacın değil, vatan-millet amacın değil, hiçbir şey amacın değil neyin hizmetini yapacaksın? Bütün münafıklarda muazzam bir faaliyet içinde işte, “Rabbim Allah’ım beni yalnız da başarıya götürür, yalnızlık güzeldir.” Yalnız Müslümanlık yok, yalnız Müslümanlık haramdır Kuran’da. Yüzlerce Kuran ayetiyle yalnız Müslümanlık haramdır. Müslümanlık topluluk olarak yaşanır. Müslümanlarla birlikte yaşamak farzdır açık ayet var. Yeni bir Müslümanlık modeli kendilerince fitne olarak ortaya atmaya kalkıyorlar; tek Müslümanlık modeli. Zaten İngiliz derin devletinin de istediği o tek, yani cemaat, topluluk, arkadaş grubu olarak olmayacak, ama onlar topluluk olacak İngiliz derin devleti. Mesela kendileri Birleşik Krallık’ı kurmuş İngiltere. Birleşik Krallık içinde de İngiliz derin devletini oluşturmuşlar cemaat halinde faaliyet yapıyorlar. Ama Müslümanların cemaat olmasını istemiyorlar, topluluk olmasını istemiyorlar. Onun için münafıklar da rol modellik üstleniyorlar kendi kafalarına göre. O rol modelliğe göre bir Müslüman yalnız yaşamalı. Bu, Kuran’a göre haram. Münafık özelliği olarak geçiyor Kuran’da. Tek başına, nerede görülmüş tek başına? Allah “kurşunla kaynatılmış binalar gibi birleşerek mücadele edin” diyor “ayrılıp-dağılmayın” diyor Allah “gücünüz elden gider zaafa düşersiniz ayrılıp-dağılmayın” diyor. Yani açık hüküm haramdır. Sen ne diyorsun? “Ayrılıp-dağılalım” diyorsun. Açıkça haram bu. Kurşunla kaynatılmış gibi mücadele etmiyorsan bu da haramdır. Bunun aksini savunuyorsan bu da haramdır. Müminlerden herhangi bir kişiye bir şey oldu mu “bütün Müslümanlar birleşip onu koruyun” diyor Allah. Bu ne bu? Bu cemaat işte topluluk, birlikte olmak.

 

(“Ölümden korkmalı mıyız?” sorusuna cevap)

Ölümden korkma nasıl olur? Adam cehenneme gitmen korktuğu için tabii ki ölümden korkabilir. Allah’tan korktuğu için. Çünkü ne kadar uzun ömürlü olsa o kadar hatasını telafi etme imkanı var. O anlamda bir mahsuru yok. Ama hani yok olurum tarzında düşünüyorsa facia. Çünkü zaten teknik olarak fizik olarak mevcut bu ses, görüntü ve algıların hiçbiri yok olmaz. Yani kâinatın fizik yapısı buna müsait değil. Var olan bir şey hiçbir şekilde yok olmaz.

 

(“Kuran’da yasaklı içkiler adına “hamr” kelimesi geçiyor. “Hamr” mayalanmış demek ama rakı damıtılıyor, o zaman rakı günah değil, böyle bir şey var mı?” sorusuna cevap)

Benim anladığım rakı içmek istiyor. Ona fetva arıyor. Farz edelim dediğin gibi olsa bile rakı zaten vücuda zararlı bir madde. Saf alkol yine haram olur. Dediğin gibi de olsa fark etmez. Yani dediğinde haklılık yönü olabilir ben ona bir şey demiyorum. Ama tentürdiyot içmek helal mi? Haram, ölürsün. Efendim, sinek ilacı içmek helal mi? Haram yani bunu sormaya gerek yok. Yahut asit insan içebilir mi asit? Haram. Asitten daha beter. Bunun çözümü de yok. Alkol muazzam tahribat yapan çok zararlı bir madde. Vücudu parçalar adeta. Dolayısıyla zevk alınacak hiçbir yönü yok. Helal olamaz, çünkü vücuda zararlı.

 

(“Ne zaman Avrupai bir ülke olacağız?” sorusuna cevap)

Avrupa’yı zaten insan temsil eder. Yani sonra eşyalar temsil eder. Siz zaten Avrupalı oldunuz. Çok kalitelisiniz ve sayınız çok fazla. Bak dikkat ederseniz her kim olursa olsun ekrana çıkan, hepsi Avrupai ve kaliteli. Hepsi sevgiyi arıyor, kaliteyi, güzelliği, neşeyi, sevinci, kardeşliği ve hepsi savaşa karşı hepsi kavgaya karşı, hepsi silaha karşı, teröre karşı. Ve hepsi sanatı istiyor. Güzel resimler olsun, güzel müzik olsun. Güzel heykeller olsun. Sokaklar süslü olsun, binalar süslü olsun diyor. Sizle biz zaten Avrupalı olduk. Binalara gelince o da artık Mehdiyet’in işi. Ama Mehdiyet’in çoktan talebesi olmuşsunuz. Allah’a çok şükür. Ve toptan talebesi olduk. Yani mühim olan buydu. Canımın içi tabii sen istiyorsun ki binalar çok güzel olsun her yer sokaklar çok güzel olsun. Mehdi (as)’nin zuhurunun dışında gerçekten mümkün değil. İmkansız, zaten herkes de bunu takdir eder. Aksini kimse söylemez, mümkün değil. Çünkü bir kere aşk ve sevgi olması gerekiyor en başta. Aşkın, sevginin üstadı çıkmadan binanın aşk ile meydana getirilmesi mümkün değil. Binanın sevgi ile meydana getirilmesi mümkün değil. Bak hep binalarda sevgi yok. Sevgisiz yapılmış binaları görüyor musunuz? Hepsi nasıl hüzünlü, nasıl o acıyı bize ifade ediyor. O sevgisizliğin o soğukluğunu bize nasıl ifade ediyorlar? Hangi binada sevgiyi görebiliyoruz? Hangisine Mehdiyet’in ruhu değmiş? Hangisine Mehdiyet’in eli değmiş? Değmemiş, değmeyince böyle oluyor işte. Mehdi (as)’nin zuhurunda bir binalara bakın bir de şu an. Allah kıyas yapalım diye bunu yapıyor.

 

(Eren şehidimizin annesi askerler tarafından oğlunun neden PKK bölgesine götürüldüğünü anlayamadığını söyledi. “Muhtar nerede, köyün mülki amiri o değil mi? Köyün güvenliği için keşif yapılacaksa neden muhtar çağırılmıyor? Muhtar yerine neden 2002 doğumlu çocuğumuz çağrılıyor. Bunların cevaplarını istiyoruz. Oğlum askerde şehit olmak istiyordu bir kapı önünde değil. Bu acı oldu” açıklaması yaptı. Ahmet Hakan da bunun üzerine “Eren’in annesinin HDP’nin yönlendirmesi ve etkisi ile bu şekilde konuştuğunu ama aslında sadece çocuğunu düşünen bir anne konumunda olduğunu” söyledi.)

Kardeşim şimdi işin doğrusunu anlatayım ben. Eren kabadayı her halinden belli oluyor. Asker de bunun farkına varmış. Polis de farkına varmış. Ben resmini gördüm alenen kabadayı. On beş yaşında falan değil. On beş yaşında nüfus cüzdanında öyle yazıyor. Kendisi yirmi beş yaşında yani kabadayının hası. Askere yardım etmek istemiş. Devlete yardım etmek istemiş. Olay bu. Daha da detayına girmek istemiyorum da gönüllü olarak kabadayı olmuş bu kadar basit. Kabadayılığının da hakkını vermiş. Cennet kuzusu olmuş. Niye öyle niye böyle bunlar gereksiz. Bir şey yok onda. Kaderinin onu oraya getirmesi ile olan bir şey. Şehirde olsa terör oraya ulaşmayacak mı? Ulaşır. Zaten şehirde her yerde oluyor. Orada da zaten normalde olacak iş değil. Yani çünkü o PKK’nın hedefi olan birisi değil. Ama kabadayıya yakışan olmuş. Allah onu çok sevdiği için yanına almış. Zaten “Niye beni yeteri kadar sevmiyorsunuz?” diyor. Allah da “Yanıma gel” demiş o kadar. Onun için annesi şunu dedi bu dedi bunlar boş. Devlete yardım etmek isteyen bir ruh içinde olan bir delikanlı konu bu. Kabadayılığının da gereğini yapmış. İfa etmiş. Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin.

 

(Müslüman Yazar Nuri Pakdil Star Gazetesi’ne verdiği röportajda “Çocukluğum Allah demenin bile yasak olduğu bir dönemde geçti” diyerek Cumhuriyet okullarının eğitim sistemini eleştirdi. “Batı emperyalizminin savunucusu öğretmenlerin egemen olduğu cumhuriyet okullarında okuyanların çoğu batı hayranı, din düşmanı ve emperyalistlerin işbirlikçisi olarak yetişiyor” dedi. Oda TV bu röportajı “İşte Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın hayran olduğu yazar” manşeti ile verdi. “Hulusi Paşa ile Hakan Fidan’ın Pakdil’in evine ilginç ziyareti” yorumunu yaptı.)

Kardeşim dediği doğru o yazarın. Yani Darwinist, materyalist eğitim verildi onu kastediyor. Darwinist, materyalist eğitim sonucunda PKK çıktı işte komünistler çıktı. 12 Eylül öncesi Türkiye gidiyordu komünist oluyordu. Eğitimin bozukluğu yabancı ve hatalı eğitimin meydana getirdiği netice. Onu kastediyor. Karmaşık bir şey yok. Ve bu doğru bundan neyinden kaçınıyorsunuz? Biyoloji, tarih, felsefe bunlara bir şey denildiği yok. Hocanın anlatmak istediği açıkça söylememiş ama Darwinist, materyalist eğitimi kastediyor. Bunun sonucu Türkiye yıkılıyordu ucu ucuna kurtuldu. Hulusi Paşa da ayrıca milli insanları sever tabii ki. Paşa’ya boş yere laf atıyorlar. Hulusi Paşa kabadayı ve delikanlıdır. Dürüst bir Müslüman dürüst bir insan. Hiç boş yere uğraşmasınlar. İyi niyetli bir insana, samimi bir insana hiç kimse zarar veremez. Eleştirenler hiçbir yere varamazlar. Hakan Fidan o da dindar beş vakit namazında bir delikanlıdır o da çok dürüsttür. Ama insan bunlar tabii hataları olabilir. Yanlışları olabilir ayrı mesele ama Hakan Fidan da beş vakit namazında muttaki halis bir Müslümandır.

 

(“Dini konular sunduğunuz bir programda neden oynuyorsunuz?” sorusuna cevap)

Dini konuların olmadığı bir yer olmaz ki, din her yerdedir. Ben her zaman size söylüyorum. Banyoda da din vardır, yemek yerken de din vardır. Dans ederken de din vardır. Namazda da din vardır. Sokakta da din vardır. Dinin olmadığı hiçbir yer olmaz. Dinle hayat iç içedir. Dinin olmadığı bir yer demek felaket demektir. Dinin olmadığı yer demek şeytanın olduğu yer demektir. Yani dinle bağlantın yoksa şeytanla bağlantın olur. Başka türlü bir yol olmaz. Dolayısıyla dini program demeyelim, o anlamda bütün hayatım benim dini program. Dinin olmadığı hiçbir yer olmaz. Dolayısıyla dinle eğlence iç içedir. Dinle müzik iç içedir, sanat iç içedir. İbadet iç içedir. Sevgi iç içedir. Dinin sarmadığı, dinin taalluk etmediği hiçbir şey yoktur.

 

(Hürriyet’ten Hilal Meriç şöyle bir yazı yazdı: “Gülmenin bu ülkede kötü bir eylem sayılmasının nedenleri bitmedi. Mesela Google’a baktığımızda İslam dininin kahkahaya bakışı hakkında karşısına çıkan ilk sonuç “Tebessüm etmek, güler yüzlü olmak çok iyidir. Kahkahayla gülmek mekruhtur” açıklaması oluyor. Ayrıca gülmeye sadece okul, aile ya da din karşı değil. Unutmayın siyasetçilerimiz de bu konuda açıklamalar yaptılar. Mesela Bülent Arınç’ın “Erkek zampara olmayacak. Kadın da herkesin içinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” sözünü unutmayalım” dedi.)

Gelenekçi Ortodoks İslamlığın bittiğini yani çöktüğünü zannediyorum görüyordur. Gençler son derece uyanık ve akıllı. Bunların o münasebetsiz izahlarına gülmeye bile gerek duymuyordur. Cevap vermeye dahi gerek duymuyorlar. Yani onun da hiç kaale dahi aldığını zannetmiyorum. İstediği gibi insan güler. Gülme yasaklanır mı? Ne münasebetsiz bir hareket. Gelenekçi Ortodoks İslam’ın ne kadar ürkütücü olduğunu da buradan anlıyoruz. Gülmeye bile müdahale etmiş. Sevgiye müdahale ediyor. Coşkuya müdahale ediyor. Müziğe müdahale ediyor. Süse, bakışa her şeye müdahale ediyor. Güzel olan her şeyi yok etmek istiyor. Belli ki bir oyun oynamış şeytan ve şu an o düzeliyor. Bilmemişler, farkına varmamışlar. Bir oyun içine düşmüş olabilirler. Bunlar zamanla tam düzelecektir.

 

(“Yaşadığınız İslam’ın doğruluğuna inanıyor musunuz?”)

Kuran’a göre değerlendiririz. Eğer Kuran’a göre doğruysa doğrudur. Kuran’a zıtsa da yanlıştır. Kuran’a sunduğumuzda Kuran ile uyum halinde olduğunu görüyoruz. Ama gelenekçi Ortodoks uydurma, müşrik dine göre de yanlış olduğunu görüyoruz. Kuran dini mi? Şirk dini mi? Kuran dinine göre doğru olduğuna göre mesele yok. Ama şirk dinine göre doğru söylüyorsun. Yani biz pagan dinlerine uygun değiliz. Şirk dinlerine uygun değiliz. Lahaul ve Lhamolara onlara uygun değiliz. Firavun zamanındaki put dinlerine de uygun değiliz. Lat, Uzza’ya da uygun değiliz. Neye uygunuz? Kuran’a uygunuz. Kuran’a göre doğru yoldayız. Kuran’a göre yanlış bir şey yaptığımızda insanların bizi Kuran ile uyarması lazım. Ama yanlış bir şey görmüyorlar ki Kuran ile uyarmıyorlar. Demek ki Kuran’a tam uygunuz. Çünkü yanlış bir şey olsaydı eğer “Kuran ile açıkla” der. “Allah’ın şu ayetine uymuyor” dersin. Bakıyor bütün ayetlere uyuyor. Ama Lat ve Uzza’ya uymuyor. Putlara uymuyor. O önemli değil. Ben Lat ve Uzza’ya inanmıyorum. Allah’a inanıyorum.

 

Küçük Çocuğun Bakıma Muhtaç Olması Da Darwin’in Teorisini Tamamen Alt Üst Eden Bir Durumdur

Çünkü eğer çocuk maymun veyahut ona benzer bir şey gibi düşünüyorlar ya insanı, çocuğu. Eğer o tarzda olmuş olsaydı şu ana kadar hiçbir insan yaşayamazdı. Çünkü çocuğun akıllı, kontrollü, dengeli, tutarlı bir şekilde hatta ilmi yönden bilgili bir kafayla korunup kollanması gerekiyor. Aksi halde çocuk ölür. Yani her çocuk ölür. Kendi başına yetecek gibi değil çocuk. 1 yaşında, 2 yaşında, 3 yaşında hep annesinin kontrolünde olması lazım. O diyor ki “Maymun gibiydi, vahşiydi. Dağlara, ağaçlara tırmanıyorlar.” Çocuk ne olacak? Senin dediğin gibiyse o adam yani öyle ağaçlara falan tırmanan vahşiyse çocuğun yaşama ihtimali sıfır. Çocuğun bir kere çok titiz temizlenmesi gerekiyor. Yani suyla temizlenmesi gerekiyor. Bakım yapılması gerekiyor. Cildi falan her şeyi çok hassas oluyor. Cildinin çok iyi korunması gerekiyor. Isısının çok iyi korunması gerekiyor. Yani kundakla sarılması gerekiyor. Hiçbir yerde yaşayamaz. Bunu hiç akıl edemiyorlar. Bunu da hiç düşünmüyorlar. Her yerden patlamışlar da ben bunu usulen söylüyorum. Yani en başında patlamış vaziyetteler zaten. Ama insanoğlunun çocuğu, bakımın dışında bak hayvan mesela ayının yavrusu doğuyor gidiyor direkt annesini emiyor. Ne yapacağını falan hepsini biliyor. Annesini buluyor, gidip onu emiyor. Kendini kontrol edebiliyor yani. Mesela atın yavrusu falan kısa sürede koşacak hale geliyor. Kendini temizliyor falan çok iyi koruyacak hale geliyor. Mesela keçinin yavrusu bile birkaç günün içerisinde kendini koruyacak hale geliyor. Ama insan öyle değil. Yıllarca kendini koruyamıyor.

 

(“Altın erkeğe haram mıdır?” sorusuna cevap)

Bir kere öyle bir şey mantıklı değil. Çünkü Kuran’da olması gerekiyor. Altının haram olması çok vahim bir yasak olmuş oluyor, mühim bir yasak. Şarap gibi, domuz gibi yasak oluyor. Allah “bu kadar” diyor “yasaklar” diyor kesin sınır koymuş. “Bunun dışında da bir yasak yok” diyor. “De ki” diyor hatta “De ki ‘bunun dışında haram olduğunu göremiyorum’ de” diyor. Bak “De ki ‘bu sayılanların dışında haram olduğunu göremiyorum’” Adam da diyor ki “hakikaten göremiyorsun” diyor. “Ben sana hadislerden çıkarayım” diyor. Sayıyor da sayıyor. Karidese haram diyor, midye haram, altın haram, ipek haram, müzik haram, gülmek haram, sakalını kesmek haram. Sayıyor da sayıyor adam. Öyle bir şey yok. Peygamberimiz (sav), altında rekabet ettikleri için o devirde “bu rekabete gerek yok” diyor. Yani “herkesin altın alması gereksiz bu devirde” diyor “fitne çıkar bırakın” yani “böyle bir yarışa sokmayın” diyor o kadar. Altının haram olmasından değil. Bu şu anda da yapılıyor. Mesela savaş durumunda diyorlar ki “200 gram ekmeğin dışında ekmek almayın” diyor. Ekmeği 200 gramın dışında almak haram mı yani? Değil. Geçici taktikler yapılmıştır. Mesela müzik, “savaş anında müzik çalmayın” diyor Peygamberimiz (sav). Çünkü gürültüden düşmanı duyamazsın. Bu sürekli haram anlamında değil. Altın da o arada rekabet ettikleri için geçici bir durdurma. Haramlıkla alakası yok.

 

Ruhun Yaşı Yoktur. Eşinin Yaşını Gelecek Korkusuyla Seçmek Ahlaki ve Vicdani Değildir

Eşler arasındaki maksimum yaş bence pek anlamlı değil. Yani kadın mesela kırk yaşında olur. Genç delikanlı da on dokuz yaşında olur. Evlenebilir kadınla hiçbir şey olmaz. Yani şöyle iddia edebilirler belki kardeşim kırk yaşındaysa birkaç on sene sonra yaşlanır erken ölür falan. Böyle bir hesap bir kere Kuran’a ve akla uygun bir şey değil. Yani öyle bir şeye garanti vermek mümkün değil yıllara. Kimin ne zaman öleceği hiçbir şekilde belli olmaz. Bir kere ikisi de aynı yaşta da olsa rahatça ya biri ya diğeri önce ölüyor. Ya kadın ya erkek. Yani ikisi aynı anda ölen çok nadirdir. O zaman diyor ki ben ne yapacağım. Zaten bir şekilde biriniz önce öleceksiniz. Onun lamı cimi yok. Ama işte bunu velayet sistemi ortadan kaldırabilir. Velayet sistemi olmuş olsa bütün müminler birbirini korusa bu korkuyu yaşamazlar. O yüzden böyle ince ince hesaplar yapıyorlar. Garip hesaplar yapıyorlar. Sevse bile yaşından dolayı korkuyor. Diyor; ya önce o ölürse. Kardeşim adam zımba gibi olur. Mesela sen erkenden ölebilirsin. Kanser olur ölebilirsin. Trafik kazasından ölebilirsin. Beyin kanamasından ölebilirsin. Çok rahat olabilir. Bir kere kanser sinsi bir hastalık. Sessiz gelen bir hastalık. Rahatça ölebilir. Dolayısıyla ben yaş farkı diye bir konuyu kabul etmiyorum. Çünkü ruhun yaşı yok. Ruh bir trilyon yaşında oluyor. Onu dediğine göre acayip yaşlanmış olması lazım. Ama hep on dokuz yaşında gibi ruh. On trilyon sene geçiyor yine on dokuz yaşında gibi. Ruhun olmaz.

 

Mehdi Devrinde Kansere Çare Bulunacak Olması Muhtemeldir

Mehdi (as) devrinde bence bulunacak olabilir. Çünkü bütün hastalıklara çare bulunacağı hadislerde var. Kansere uygulanan yöntem çok korkunç. Vücudu öldürerek kanseri öldürüyorlar. Böyle bir yöntem görülmüş şey değil. Vücudu mahvederek kanser mahvediliyor. Daha kolay daha makul yolları vardır. Ama bilim biraz yavaş ilerliyor tabii dünyada çok yavaş ilerliyor. Kanser ile ilgili çalışmalar da çok yavaş. Devletler bu konuda bol para ayırarak, bol imkân ayırarak, bol teşvik yaparak ve bol eleman bulundurarak bu konuda gelişme sağlayabilirler. Bir de lakayt ve kendi haline bırakılmış bir konu da. Gönüllü olarak yapmak isteyenler var. Kanser araştırması mesela devletin kanser araştırmak için özel bir kurumu, kansere tedavi için özel bir sistemi yok devletlerin. Halbuki her devletin sistemi olması lazım sırf bu konu ile ilgilenen. Dolayısıyla da çok çok iyi olur. Böyle bir yöntem uygulanırsa. Ama kanserin tedavisinin önümüzdeki yirmi, otuz yıl içerisinde mümkün olacağını düşünüyorum inşaAllah.

 

(“Bir ortama girdiğinde selam verildiğinde, o selamı bir kişinin alması yeterli mi, yoksa herkesin alması mı gerekiyor?” sorusuna cevap)

Selam dediğinde selam demesi karşıdakinin bir kişinin demesi yeterlidir, toplulukta. Ama toplulukta ey topluluk hepinize selam veriyorum derse o ayrı mesele. Ama selam dediğinde aleykümselam bir kişi kastettiği düşünülür. Bir kişinin aleykümselam demesi yeterli olur. Nisa Suresi 86’da “Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin” ve aleykümselam ve rahmetullah “ya da aynıyla karşılık verin”. Selam dediyse selam. “Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır.”(Nisa Suresi, 86) Mesela selam, sevgiler dersin. Selam, sevgiler. Selam, sevgiler, saygılar da diyebilirsin. Hepsi olur.  

 

Parayı Yığıp Biriktirmek Doğru Değildir. Hayır Yolunda Sürekli Harcamak Bereket Getirir

Şimdi tutumlu oluyoruz da adam ne var ne yoksa sürekli biriktiriyor ömrü boyunca vefat ettiğinde, dolapların içerisinden paralar çıkıyor. Döşemenin altından paralar çıkıyor. Niçin biriktirdiği belli değil. İsraf tabii haramdır. Mantıksız harcama olmaz. Ama makul harcamayı biriktirme ruhu olmadan yapmak lazım. Yani biriktirme uğursuzluk getirir. Biriktiren o parayı ya kötü bir yere harcar. Ya o para elinden bir şekilde çıkar. Biriktirmede hayır olmaz. Uğursuzluk getirir.

 

Çocuklara En Güzel Nimet Sevgi ve Saygıdır. Çocuğu Kaale Alarak, Saygı Duyarak, Şahsiyetini Kabul Ederek Sevmek Lazım

Çocuklara en güzel nimet sevgidir ve saygıdır. O gucu gucu tarzı ile dalga geçer gibi deli kızdırır gibi sevme olmaz. Çocuğu kaale alarak saygı duyarak sevmek lazım. Onun şahsiyetini kabul ederek sevmek lazım. O şekil dışında çocuğu delirtir. Sevgi gösteriyorum diyor. Saygı gösteriyor musun? Saygı yok. Kendin olarak çocuk ile görüşmen gerekir. Saygı göstererek konuşman gerekir. Çocuk onu gördüğünde aklın önemini görür. O da kendi olur ve çok saygılı aklı başında konuşur. Yahya’ya çocukken mesela Cenab-ı Allah hikmet veriyor. İsa Mesih’e çocukken hikmet veriyor.

 

Her Şeyi Allah Yaratıyor, Kendimi Allah'a Adıyorum, Herkes Allah'ın Tecellisi, Ben Sevdiklerim İçin Yaşayacağım Diyen Egoist Olamaz

Dersin ki; her şey görüntü her şeyi Allah yaratıyor. Dünya malına önem vermemek lazım dersin. Dünya malı dünyada kalır. Allah için yaşıyoruz, herkes Allah’ın tecellisi. Ben herkes için yaşayayım. Sevdiklerim için yaşayım dersin. Kendini Allah’a adarsın. Egoistlikten de kurtulursun. Kendini Allah’a adadığında zaten kabadayı olursun. Delikanlı olursun. Dürüst, samimi Müslüman olursun. O en yüksek hazlardandır. Allah için yaşamak.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256524/sayin-adnan-oktarin-15-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256524/sayin-adnan-oktarin-15-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170815t_07.jpgTue, 29 Aug 2017 05:28:26 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 14 Ağustos 2017

 

Bulunmuş 700 Milyondan Fazla Fosil Evrim Olmadığını İspat Ediyor. Bu Fosilleri Özenle Gizliyor, Halka Göstermiyorlar

Bir tek biz gösteriyoruz dünyada fosili evet. Dünyanın her yerinde fosil göstermek yasak. Hiçbir devlet gösteremiyor. 700 milyon fosili devletler saklıyor depolarında 700 milyon. Şu anda da depolarda saklanıyor. Hiçbir şekilde halka gösterilmiyor bu çok vahim. Bunu dilekçeyle bakanlığa soralım. Yurt dışında da neden gösterilmiyor, bunları her devlete soralım resmi olarak. Neden fosillerden korkuyorlar? Yaratılışı açıkça anlattığı için göstermek istemiyorlar. Allah’ın mucizesi, taşların içinde bütün canlılar kalmış normalde olmaz çürüyüp gider. Ama bütün canlıları Allah tutmuş kaybolmamışlar.

 

Şeyh Nazım Hazretleri 12 Ekim 2011’de yaptığı konuşmasında Türkiye’de şiddetli bir deprem olacağını söylüyor. Ayını da belirtiyor öncesinden “Muharrem ayında olacak” diyor. “Çok can kaybı olacak” diyor ve “Muharrem ayında olacak” diyor. “Bu yıl olacak” diyor 2011’de “Muharrem ayında olacak” diyor açık açık söylüyor vaktini. Van’da biliyorsunuz 7.2 şiddetinde depremde 600 kişi şehit olmuştu. Aylar öncesinden belirtiyor 2011’de yaptığı konuşmasında. Ayını da söylüyor “Muharrem ayında olacak” diyor. Göster.

ŞEYH NAZIM HAZRETLERİ’NİN 12 EKİM 2011’DEKİ SOHBETİ: “Arkadan gelecek bir sallantı var. Deprem var arkada. Dikkat etsinler. Muharrem’e kadar bir sallantı gelecek, Allah bilir. Bize bildirilen var, sallantı gelecek.”

Aynı dediği gibi Muharrem ayında 7.2 şiddetinde Van’da büyük bir deprem oldu biliyorsunuz. 600 kişi hayatını kaybetti şehit oldular, evler yıkıldı. Ama aylar öncesinden “Muharrem ayında deprem olacak” demesi Şeyh Nazım Hazretleri’nin çok büyük bir keramet.

 

(Sizin tavsiye ettiğiniz bir konu daha hükümet tarafından uygulamaya geçirildi. Siz bu yıl Nisan ayında hükümetimizin bir kadro tahsis ederek halkımızı korumak için ruhsatlı silahlı bekçiler bulundurması gerektiğini söylemiştiniz. İstanbul Emniyet Müdürlüğü 8 bin 320 adaydan 700’ünü seçti. 386 bekçi bu akşam ilk görevine çıkacak. İlk etapta polislerin eşliğinde, daha sonra kendileri sabaha kadar mahallelerde nöbet tutacaklar.)

Çok güzel yerinde bir hareket olmuş. Yayarak devam etsinler her yerde, Van’da, Bitlis’te, Diyarbakır’da her yerde bu olsun. Üç yıl önce söylemiştik nihayet oldu.

 

(Dün yine Muğla Bodrum’da 4.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. İnsanlar geceyi dışarıda geçirdiler. Bodrum’da yaşanan büyük depremin ardında bu bölge hiç durmadan sallanmaya devam ediyor.)

Evet, bir hayır vardır bir hikmetle oluyordur. O hikmeti belki önümüzdeki yıllarda belki önümüzdeki aylarda fark ederiz, inşaAllah. Yahut ileride söyleriz. Bir hikmeti vardır.

 

700 Milyon Fosil Canlıların Bir Anda Ortaya Çıktığı ve Değişim Geçirmediğini Yani Evrim Olmadığını Gösteriyor. Evrimi Gösteren Tek Fosil Yok

Evrim bilimsel bir iddia değil. Yani bir pagan dinidir. Her şeyin tesadüfler sonucu meydana geldiğine inanan eski Hititlerden, Urartulardan, Sümerlerden kalma bir putperest dinin kalıntısıdır. Lhamo ve Lahaul isimli tesadüf putlarının tesadüfler sonucu kainatı yarattığına inanırlar. Aynısını evrimciler söylüyor. O yüzden de diğer açılardan da olayı böyle değerlendirirsen daha akılcı neticeye varırsın. Bak 700 milyon fosil var hiçbiri evrimi göstermiyor hepsi yaratılışı gösteriyor. Evrimi gösteren tek bir tane fosil yok, bir tane. Hiçbir delil olmadığı halde bir insan evrime nasıl inanır? Darwinizm’e nasıl inanır? Bir protein bile tesadüfen olamaz mümkün değil. Dolayısıyla bir protein bile tesadüfen olamıyorsa nasıl evrim bütün bu kainatı, güzellikleri, insanları, hayvanları, bitkileri tesadüflerle yaratır? Bunun bir mantığı yok.

 

Tahkiki İmanı Ruhumuzu Seyrederek, Çevremize Bakarak, Beynin İçine Bakarak Elde Edebiliriz

Tahkiki imanı çevremize bakarak elde edebiliriz. Kendimize bakarak elde edebiliriz. Beynimizin içine bakarak elde edebiliriz. Ruhumuzu seyrederek elde edebiliriz. En güçlü beynin içine bakarak seyredebilirsin. Çünkü her şeyi beynin içinde gördüğün için, beyninin içindeki ekrana baktığında oradaki sanat nefesini kesecektir. Saatler, arabalar, apartmanlar, evler, buzdolapları bunları kim yaratmış bu ekranda diye düşündüğünde hemen Allah’ın varlığını bulursun. Buna tahkiki iman derler.

 

Kendisini Seyreden İnsan Allah'a Hayran Olur. Şiddetli Bir Allah Sevgisi ve Allah Korkusu Kazanır

İnsan kendisini seyretti mi zaten Allah’a da hayran olur, yarattıklarına da hayran olur. Şiddetli bir Allah korkusu ve şiddetli bir Allah sevgisi oluşur. Beynin içine baktın mı oradaki sanattan nefesin kesilir. Bak saatler, arabalar, otobüsler, evler, sokaklar, şehirler habire yaratıyor Allah ekranda.

 

(“Sizce Nuh’un gemisi nerede?” sorusuna cevap)

Nuh’un gemisi bulunduğu iddia ediliyor. Fakat o bölgeye giremiyoruz, askeri bölge girilemiyor. Onun için bir açıklama da yapamıyoruz. Nasıl olur bilmiyorum. Herhalde Mehdiyet devrini bekliyorlar. Ağrı Dağı’nda öyle bir yer var, öyle kalıntı da var. Ama o bölgeye girmek yasak.

 

Şeytanı Etkisiz Hale Getirecek Olan Taş Atılması Değil, Samimi İmanın Anlatılması ve Yayılmasıdır

Şeytan taşlama bir bidat. Kuran’da böyle bir ifade yok şeytanın neyini taşlayacaksın? Şeytan “ah kafam” falan demez. O kadar da avanak değil, karşında duracak sen de taşlayacaksın. Kaçar oradan niye oraya girsin? Dolayısıyla şeytan taştan falan etkilenmez. Şeytan imandan etkilenir, Kuran’dan etkilenir, samimiyetten etkilenir en rahatsız olduğu şey budur. Taştan hiç etkilenmez. Taşı gerekirse çatır çutur yer şeytan. Ona tatlı niyetine gelir. Dolayısıyla boş bir çalışma, Kuran’da olmayan bir çalışma ve bir bidat.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan şehit Eren Bülbül’ün annesiyle görüştüğünü söyledi. “Az önce Eren’in annesiyle görüştüm, Rabbim rahmet etsin. Eren’in kaç kardeş olduğunu biliyor musunuz? 13 kardeşler ve bir tanesi Eren. Annesiyle görüştüğümde bana ‘en az 3 dediğinizde yanlış mı yaptım diye düşündüm’ dedi. Ben de ona ‘Olur mu? Sen Allah’ın Resulü’nün emrini yerine getirdin.’ Anneye bak anneye görüyor musunuz? Sen ne güzel bir annesin ki cenneti 13 evladınla teminat altına aldın” dedi. Eren kardeşimiz 10 yaşında annesine destek olmak için sırtında odun taşıyormuş. Fotoğraf vardı.)

Ağabeyinin kuzusu ağabeyinin canı. Şimdi de cennet bahçelerinde. Odun taşırken bir sevap kazandın, şehadetle en yükseğe çıktın. Şimdi de cennet bahçelerindesin. İmreniyoruz biz sana dünya tatlısı, maşaAllah sana.

 

(67 kiloda dünya tekvando şampiyonu olan Nur Tatar evlendi. Ve evlilik törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan da Emine Hanımefendi’yle birlikte katıldı. Son zamanlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan sadece tesettürlü hanımların düğünlerine katılması eleştiri konusu oluyordu. Ancak Nur Tatar’ın açık hanım olması nedeniyle sosyal medyada Cumhurbaşkanı Erdoğan tebrik edildi.)

Tayyip Hocam bizden, Tayyip Hocam aslan, Tayyip Hocam modern delikanlı, Tayyip Hocam Avrupai, Kuran Müslümanı, sahabe ahlaklı bir insan. İngiliz derin devletinin bütün oyunlarını bozan bir yiğit. Çok güzel yapmış. Tamam biz gelenekçi Ortodoks kardeşlerimizin de inançlarına saygılıyız, dengede tutacağız fakat bütün dünyanın modern olduğunu görüyoruz biliyoruz, Kuran’ın hak olduğunu biliyoruz. Kuran’da da böyle bir yasaklamanın olmadığını herkes bilir. Böyle bir yasak yok. Dolayısıyla kardeşlerimizin inancına saygımız var, fakat onların da Kuran’a saygısı olsun. Tayyip Hocam da çok güzel kibar bir tavır göstermiş tebrik ediyorum.

 

(Sayın Devlet Bahçeli konuşmasında, “Türkiye’nin beka mücadelesi verdiği bu zaman aralığında siyasette kavga ve kutuplaşma arayışında olan kim varsa art niyetlidir ve dikkatle izlenmelidir. İktidar partisiyle MHP arasında gerilim üretmeye nifak saçmaya çabalayanlar bugünkü nazik dönemde kriptocu damarın son tortularıdır. Bilinmelidir ki mevzubahis konu kutlu ve tarihsel varlığımızın müdafaasıdır. MHP iç ve dış mihraklara karşı verilen samimi mücadelede devletiyle ve seçilmiş meşru hükümetle beraberdir” dedi.)

Devlet Bey’in şahane bir üslubu var nasıl oluyor bu, maşaAllah. İlhamla söylüyor. Her seferinde muhteşem açıklamaları çok güzel. Böyle padişah fermanı gibi hokka gibi oturtturuyor, şahane konuşuyor. Tayyip Hocam’ın da konuşmaları son zamanlarda çok güzel. Ama şu son jesti çok mükemmel. Bak o dekolte gelinin, dekolte hanımın düğününe gitmesi, nikahına gitmesi mükemmel. Çok çok güzel yapmış. Tayyip Hocam hem Avrupalıdır, hem Asyalıdır, hem Ortadoğuludur. Modern delikanlıdır Tayyip Hocam, kabadayıdır, yiğittir, aslandır, sahabe ahlakını savunur, Kuran ahlakını savunur. Hanefi’sini, Hanbeli’sini sevdiği gibi Şii’sini, Alevi’sini de sever, Vahabi’sini de sever bütün Müslümanları kucaklar. Niye? Mehdi meşrep de onun için. Niye? Mehdiyet ruhunun içinde de onun için. Doğru yolda, Allah bereketini artırsın daima destekleyeceğiz şahsını, partisi beni ilgilendirmiyor açıkça söylüyorum, şahsı beni ilgilendiriyor. 

 

İstanbul Mehdiyet Şehridir. Mehdiyet Şehri Olduğu İçin Zıt Kuvvetlerin Olduğu Bir İldir

İstanbul’da her türlü adam var, her türlü insan var. Evliyası da İstanbul’da, deccalı da İstanbul’da, münafığı da İstanbul’da, müminatı da İstanbul’da. İstanbul Mehdiyet şehri olduğu için zıt kuvvetler olur. Bizim arkadaş grubumuzda da oluyor mesela münafıklar çıkıyor. Önceden de hatta halk tahmin de ediyor onların münafık olacağını, oluyor. Ama İstanbul için de bunun geçerli olduğunu bilmek lazım. Ve bütün İslam alemi için de geçerli olduğunu bilmek lazım.

 

(“Kuzey Kore lideri hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap)

“Allah’ın insanları diğer insanlarla def etmesi olmasaydı” diyor, “dünya fesada uğrardı.” diyor. Kabadayılık yapan ülkelere Allah işte öyle kabadayılar yaratıyor. Meşru bir kabadayı değil ama gayrimeşru bir kabadayı gibi görünüyor üslubu açısından. Fakat mesela Amerika gariban ülkelere sürekli kafa tutuyordu. Irak’a, Suriye’ye her yere. Amerikan derin devleti. Bak Kuzey Kore en küçük devlet, hepsine meydan okudu Amerika’ya. Gıklarını çıkaramıyorlar. Yani Amerika’yı, İngiliz derin devletini daha Türkçesi, acayip aşağılamış oldular ve küçük düşürdüler. Hiç güçleri yetmiyor. Mesela her ülkeye diyorlar: “Sakın atom bombası yapmayın.” İran’a diyorlar: “Sakın atom bombası yapmayın, darmadağın ederiz.” falan. Kuzey Kore’ye de demişlerdi: “Yapmayın.” diye. Onlar da dedi ki: “Biz yaptık.” dediler. “Olmaz.” dediler. “O zaman alacağız.” dediler. “Gel de al.” dedi. “Şimdi bomba denemesi yapacağım.” dediler. “Yeri göğü katarız birbirine.” dediler. Gitti hidrojen bombası patlattı. Şimdi roket denemesi yaptı. “Onu da istemiyoruz.” dediler, onu da yaptı. Amerika ne derse aksini yapıyor. Yani bu Amerika’nın, İngiliz derin devletinin yani Amerika’daki yapılanma olan İngiliz derin devletinin defalarca aşağılanmasıdır bu, rezil edilmesidir.

 

Allah Zenginliği Malın Dağıtılması İhtiyaç İçinde Olanların Korunup Kollanması İçin Vermiştir. İslam'a Göre Zenginlik Bir Elde Birikmez

Zenginlik herkese dağıtılan bir nimet olarak Kuran’da kabul ediliyor. Allah bir kişide toplanmasın diyor. Dağıtın diyor, yani sahah üzere dağıtın diyor. Haram kılmış Allah paranın kapitalin belirli noktalarda toplanmasını Allah yasaklıyor. İnşaAllah velayet sistemi geldiğinde, Hz. Mehdi (as) zahir olduğunda göreceksin herkes zengin olacak. Çünkü silah fabrikaları kapanacak, anarşi terör bitecek. Anarşiye teröre, silaha ayrılan para, yiyeceğe, içeceğe, ihtiyaçlara ayrılacak inşaAllah.

 

(“Neden İstanbul’da yaşıyorsunuz?” sorusuna cevap)

İstanbul İmam Mehdi (as)’nin şehri. İsa Mesih’in ziyaret edeceği bir yer. Hz. Hızır (as)’ın mekanı sık sık geldiği bir yer. Deccaliyetin en azgınları buradadır. Münafıkların en azgınları buradadır. İmam Mehdi (as) buradadır, Mehdi talebeleri buradadır. Hz. Hızır (as) buradadır, Hızır’ın talebeleri burada. Yani ağırlıklı olarak Hz. Hızır (as) İstanbul’u o yüzden “İstanbul’dan Bediüzzaman ben çıkmam” diyor. Sen çıkmazsan biz de çıkmayız Said Nursi Hocam. Senin bir bildiğin var ki biz de ona uyuyoruz. İnşaAllah.

 

(“Ruhun cinsiyeti var mıdır?” sorusuna cevap)

Kadının ruhunda kadın tecellisi vardır, erkeğin ruhunda da erkek tecellisi vardır. Bu değişmez. Bedenle alakası yok. Ruh Allah’ın ruhudur. Orada tecelli olarak Allah her ruha ya kadın yahut erkek tecellisi verir.

 

Temizlik Cennete Özlemin Bir Tecellisidir

Tabii ki mikroba ihtiyacımız var ama temizlik bize cennet duygusudur, cennetten kalma bir içgüdüdür. Cennetten gelenler hep temiz olmak isterler. Çok rahatsız olurlar kirden. Yani mikroptan kaynaklanan bir şey değil o, cennet içgüdüsünden kaynaklanıyor. Ama mikrobun da şakası olmaz. Özellikle sarılık, A,B ve C rahatça bulaşabilir, çok tehlikeli.  O yüzden her yiyeceği mutlaka iyice yıkamak lazım. Elimizi yıkamadan yemek sakın yemeyelim. Yerden bir şey alıp yemek falan da bu da çok tehlikeli olur. Meyveleri de yıkamadan yemek çok tehlikeli olur.

 

Tebliğ Yapan İnsanın Pozitif, Dürüst, Samimi Hali En Güzel Tebliğdir. Tevazuyla Yapılan Anlatım Etkilidir

İlk eğer ateistse selamla başlamak olmaz tabii merhaba dersin yani selam rahatsız edebilir. Çünkü gelenekçi Müslümanlar gevrek gevrek esselamu aleyküm diyorlar ya böyle adamlar gıcık olur yani. O karakterlerine gıcık olduğu için selama gıcık olmaz da, onu hatırlattığı için rahatsız olurlar. Merhaba demek, iyi günler demek buna benzer bir şey iyi olabilir. İslam’ı tam kavradıktan sonra selam demek gerekir. Ama bazen de olabilir. Üslubuna göre onun ruh haline göre olabilir. Genellikle dost olmak çok önemli, önce dost olmak faydalıdır. Sendeki müspet hali gördüğünde, olumlu ve akılcı hali gördüğünde, Müslüman olduğunu da anlarsa doğal olarak Müslümanlığı sever. Yoksa seni tenzih ederim, sen kuzu gibi tertemiz insansın, büyüklük taslayarak, enaniyet taslayarak anlattın mı adamın bütün cinleri tepesine çıkar. Ve çok rahatsız olur ve bir daha görüşmek istemez.

 

Bir Çocuk Kaybolduğunda Tüm Mahallenin Tüm Kurumların Ayağa Kalkması Gerekir, O Çocuk Bulunana Kadar O Şehir Ayakta Olmalıdır

Adam tecavüz ediyor, çocuğu da öldürüyor şehit ediyor, sen adamı müebbet edersen adamın zaten hoşuna gidiyor, öyle bir derdi yok ki müebbet. Yatar yani, orada tavla oynuyor. Orada da homoseksüel ilişkiye falan giriyor. Ahlaksızlık yapıyor, kavga yapıyor, yani hayvan gibi onlar anlamaz adam. Yani sen cezanın ağırlaştırılmasından bahsediyorsun, ağırlaştırsan ne yapacaksın yani? Assan zaten kabul eder adam öküz gibi adam. Hayvanları toplumdan ayıklamak gerekiyor. Hayvanları insan haline getirmek gerekiyor. O da Kuran’la olur, imanla olur, Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur ve münafıklara dünyayı dar etmekle olur. İzole edilmesi gerekir, adam belli her halinden anlaşılıyor. Burada yapılacak şey Allah korkusu, Allah sevgisinin nakşedilmesi, arkadaşlık sevgi ruhunun oturtulması, herkesin birbirini koruyup kollaması. Mesela çocuğun elini almış adam götürüyor, kimse nereye götürüyorsun demiyor. Kardeşim çocuk belli ki onun yakını falan değil, çocuk alakasız sürükleyerek götürüyor, sapık anlaşılıyor. “Çocuk sizin mi beyefendi?” dersin şüphelenirsen kimlik çıkarttırırsın, çocuğa sorarsın “bu senin tanıdığın mı bu kişi?” dersin konuyu bitirirsin. Şüphelenmiyorlar. Mesela bir çocuk kaybolduğunda herkes rahat uyuyabiliyor birçok yerde, bu çok korkunç. Bir yerde çocuk kaybolduğunda uyku olmaz, uyku olmaz, uyuyamazsın. Mazgalların altına kadar arayacaksın, gerekirse döşemeleri sökersin her yeri ararsın. “Bulamadık.” Nasıl bulamazsın? Ne demek bulunamıyor? Bütün şehri ayaklandırırsın. Üç milyon kişi mi var? Üç milyon kişiyi ayaklandırırsın. Ve bulmadan da uyumak yok arkadaş dersin. Çocuk kaybolması ne demek? Allah vermesin kim bilir ne yapıyor çocuğa. Eziyet eder, işkence edebilir, şehit eder her şeyi yapar. Nasıl uyunur? Ama imanın dışında, Mehdiyet’in dışında bir çözüm görülmüyor dünya için. Varsa bana söylesinler. O yüzden Allah Mehdiyet’i bize müjdeledi, o yüzden Mehdiyet gelişiyor şu an.

 

(“Ahıska Türklerine neden kimlik verilmiyor?” sorusuna cevap)

Çok anormal bir durum tabii, ben çok şaşırdım. Ben bunu yeni duydum bunu biz İçişleri Bakanlığı’na soralım, Başbakanlığa dilekçe ile soralım. Mecliste gerekirse soru önergesi verilsin. Çok vahim ve acayip bir durum. Siz bizim kardeşimizsiniz, başımızın tacısınız. Ahıska Türkleri bizim canımız. Bilmiyorum yani nasıl bir teknik yanlışlık oldu da böyle bir sonuç ortaya çıktı, bunu biz de bir araştıralım. Ben sana yakında bilgi veririm.

 

(“Kendinizi avuttuğunuz bir konu oldu mu?” sorusuna cevap)

Avutma demek yani kendini kandırmayı kastediyor değil mi? Müslüman kendini kandırmaz, gerçekçi olur, akılla hareket eder. Avutmak zaten beyin ona inanmaz yani bir insanın kendini avutması teknik olarak mümkün değildir. Sen kendine bir şeyler söylersin de beyin inanmaz. Beynin inanması çok önemlidir. Mesela beyin insanın samimi olmadığına inanırsa bilirse beyin, beyin insanı rahat bırakmaz. Samimi olmaya zorlar ve canını yakar. Beyin öyle kandırılacak bir sistem değildir, öyle kandırılacak bir makine değildir dolayısı ile sen kendini avuttuğunda beyin yalan söyleme der. Oyun oynama samimi ol der ve dolayısı ile Müslüman zaten haram olan bir fiil bu yanlış olan bir fiil bunu yapmaz ama yaptığını farz etsek bile beyin ona isyan eder kabul etmez ve onu düzelttirir. Ama bende bir kendimi avutma olayı hiç olmamıştır olmaz zaten.

 

Kalp Kıran İnsanla Karşılaşmak O Kişinin Yanlış Yönünü Teşhis Etmek Açısından Faydalı Olur. Müslüman O Kişiye Kızmaz, Yanlışını Düzeltir

Kalbi kıran tabii ki çok insan olur her zaman insan karşılaşır da, kalp kırma derken yani patavatsız konuşur münasebetsiz konuşur, senin iyiliğini anlamaz, nankörlük yapar. Ona kalp kırılması mı diyelim şaşırma mı diyelim? Şaşırma olur. O kişiyi teşhis etmiş olursun ve onu kurtarmaya çalışırsın. Kalp kırılması demek yani bir şeyin bozulması anlamına geliyor yani Müslümanda öyle bir bozulma yıkılma olmaz yani kalbim kırıldı diye kilitleme olmaz. O düzeldiğinde hemen insan ona karşı tavrını düzeltir, iyi davranır. Müslüman hep akılcı davranacak, Müslümanda duygusallık, üzülme, kızma, kalp kırılması o anlamda olmaz. Yani kalp kırma derken rencide olabilir bir insan ama tahribat meydana getiren bir şey değil bu o anlamda değil. O insan niye öyle yaptı sevgisi niye bu tavrı ona fazla geldi. Niye böyle bir tavır gösterdi diye onu düşünebiliriz. Yani sevgiye göre böyle bir şey olmaması lazım. Sevgisi onu taşırtıyor, dengesiz hale getiriyor. Buna içerleyebilir insan ama tahribat meydana getirmez.

 

Gurur İnsanı Küçük Düşüren Bir Duygudur. Gururu Ezmek, Özür Dilemek Asalettir

Gurur ağır gelir ama çok komiktir gurur, insanın gülüp geçeceği küçük düşürücü bir duygu, gururu mutlaka ezmek lazım. Özür dilemek bir asalettir, yiğitliktir. O insanı yüceltir, kaliteli, akıllı, makul düşünen dürüst bir insan olduğunu gösterir. Yani özür dilemediğinde dengesiz olduğu ihtimali ortaya çıkar. Yani makul birisi onu yapmaz. Özür demek ben akıllıyım demektir. Makul bir insanım demektir. Güzel ahlaklıyım, güvenilir bir insanım anlamına gelir.

 

(“Rabıta şirk midir?” sorusuna cevap)

Yok. Niye? Sevdiğini kalbinde düşünüyorsun, mesela şeyhin var yahut sevdiğin bir insan var onu kalbinde düşünüyorsun. Allah’ı severek, Allah’ın tecellisi olarak düşünüyorsun hiçbir şey yok onda. Mesela Süleymancılar, Süleymanlı kardeşlerimiz Hz. Resulullah (sav)’dan gelen bir halka olarak Nakşiliği kabul ederler öyle düşünürler. Ve Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin kalplerinde kalp üzerinde ışık şeklinde göründüğünü düşünürler, hayal ederler onu seven insanın sevgisi bu, yoksa Allah’ı unutmak haşa o Allah’tır anlamında demiyor. Allah’ın kulu olduğunu kabul ederek seviyorsa kalbinde onun ışığını görüyorsa sevdiğini düşünmesi insan için güzel bir şey. Aşıklar hep öyledir zaten, hep sevdiğini düşünür. Şirk olmaz. Ama onu Allah gibi görür, kurtarıcı gibi görürse o zaman şirk olur.

 

İnsanların Asıl Özlemi Kalite ve Sanattır, Bu Yüzden Her Fırsatta Avrupa'ya Koşuyorlar

İnsanların aradığı kalite. Kaliteyi Avrupa’da daha çok buluyorlar o yüzden, başka bir şey yok. Kalite ve sanat çok önemlidir. Güzel dağlar, güzel denizler tamam çok hoştur ama kaliteyi insanlar çok arar, sanatı çok ararlar. Onu da en gelişmiş olarak Avrupa’da bulabiliyorlar. Bütün dünya Avrupa’ya koşuyor zaten. Herkes Avrupa’ya katılmak istiyor. Neden? Tek sebebi var, sanat ve kalite. O kadar.

 

Allah Sonsuz Akıldır. Bu Sonsuz Aklı Takdir Edecek Varlıklar da Yaratır

Yani Allah yalnız olmayı istemiyor. Zaten ilahlık vasfına uygun değil. Tabii ki başka şuurlar meydana gelecektir. Takdir edilecektir. Güzellik takdir edilecektir. Yani Allah bomboş bir şey değil. Aklı var, sonsuz akıl. Aklının gereği olarak mükemmel şeyler yaratıyor cennette, dünyada. Aklını tecelli ettiriyor ve onu takdir edecek varlıklar olması gerekir. O zaman ilahlığı tam tahakkuk etmiş olur.

 

Bir Nevi Fakirlik Komitesi Olarak Hareket Eden Bir Yapılanma Ülkelerin Bir Çoğunun Dışa Bağımlı, İhtiyaç İçinde Yaşamasına Sebep Oluyor

Ortadoğu hep fakir zaten. Ülkeler fakir, Balkanlar fakir, Avrupa Birliği fakir, Yunanistan fakir, bu fakirlik özel olarak oluşturulan bir şey. Bunu yapan özel bir komite var. Dolayısıyla Mehdiyet’in dışında bir zenginlik olmaz. Kim ne yaparsa yapsın, nasıl tedbir alırsa alsın değişiklik olmaz. Bu komite görevini şu an yapıyor, bir ekip. Hayat pahalılığı özel olarak meydana getiriliyor. Biraz zenginleştiğinde sistem, hemen o düşürülür. Mesela Suudi Arabistan ve Arap ülkeleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar müthiş zenginleşmeye başladı. Hemen o ekonomik komite devreye girdi. Petrol fiyatları üçte bir fiyatına düşürüldü ve o ülkeler fakir hale getirildi. Mesela Rusya ve Çin müthiş zenginleşmeye başladı. Hemen o İngiltere’deki ekonomik heyet devreye girdi, yani fakirlik komitesi diyelim ona. Fakirlik komitesi devreye girdi ve hemen o ülkelerdeki ekonomik düzeyi en altlara indirdi. Yine çıksa yine indirirler.

]]>
http://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256523/sayin-adnan-oktarin-14-agustoshttp://komunizm.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/256523/sayin-adnan-oktarin-14-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170814t_06.jpgTue, 29 Aug 2017 05:28:04 +0300